BAĞIRSAK DÜĞÜMLENMESİ

            Bağırsakların yapısındaki kalınlık ve incelik gibi durumlardan dolayı ve ya lenflerin düğümlenmesiyle birlikte bağırsaklar iç içe geçerler. Bu duruma bağırsak düğümlenmesi denir. İç içe geçen bağırsaklarda katlanmalar olacağı için kan dolaşımı yavaşlar ve bir süre sonra kan dolaşımı kesilir. Düğümlenmenin olduğu bölgede şişmeler ve ağrılar meydana gelir. Kanın ulaşımı kesildiği için bağırsakta bölgesel hücre ölümleri görülmeye başlanır.

 

            BAĞIRSAK DÜĞÜMLENMESİNDE GÖRÜLEN BELİRTİLER

 

         Bağırsak düğümlenmesi karın bölgesinde görüldüğü için şiddetli bir karın ağrısı meydana gelir. Kişiler, bu karın ağrısına bağlı olarak huzursuz olabilirler, kanlı ishal görülebilir. Bağırsak düğümlenmesi görülen kişilerde ağrıdan dolayı ayaklar sürekli karına doğru çekilir. Bağırsak düğümlenmesi tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Tedavi edilmediğinde bağırsaklarda delinmeler, kan zehirlenmesi hatta ölüme varacak kadar sorunlara neden olabilir.

 

            BAĞIRSAK DÜĞÜMLENMESİNİN TEDAVİSİ NASILDIR?

 

            Bağırsak düğümlenmesinde mide içerisinde bulunan her şeyin temizlenmesinden sonra baryumlu kolon grafiği çekilerek düğümlenmenin olduğu yer tespit edilir. Cerrahi operasyon uygulanarak düğümlenmeden dolayı tıkanan bölümler alınır. Bu sayede hastada görülen şikâyetler ortadan kalkar ve hasta bir süreliğine sıvı gıdalarla beslenir.

            Eğer böylesine zor bir durum ile karşı karşıya kalmak istemiyorsanız, geçmeyen karın ağrılarında çok fazla vakit kaybetmeden doktorunuza görününüz. Asla “Alt tarafı karın ağrısıdır” geçer demeyin. Eğer yukarıda belirttiğimiz özellikler varsa mutlaka vakit kaybetmeden doktorunuzdan yardım isteyin. Sağlığınız hiçbir şeyden kıymetli değildir.

SUÇİÇEĞİ (VARİSELLA)

Varicellazoster adı verilen virüsün neden olduğu suçiçeği hastalığı genellikle çocukluk döneminde görülen kırmızı döküntülerle kendini belli eden bir hastalıktır. Suçiçeği havada bulunan varicellazoster virüsünün solunum yoluyla vücuda alınması sonucu bulaşır. Vericella virüsü vücuda girdikten sonra dokular üzerinde çoğalmaya başlar. Suçiçeği hastalığının vücuda girmesiyle birlikte 2-3 haftadan oluşan bir kuluçka süresi geçirir. Kuluçka süresinden sonra kırmızı döküntüler suçiçeğinin en büyük belirtilerini oluşturur. Vücutta oluşan döküntüler virüsün kana geçtiğinin belirtisidir.

SUÇİÇEĞİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Suçiçeği virüsünün kana geçmesiyle birlikte vücutta kırmızı, içi sıvı dolu olan kabarcıklar meydana gelir.
Suçiçeği ilk olarak sırtta ve gövdede kırmızı kabarcıklar olarak görülür.
Yüksek ateş ve halsizlik görülür.
Vücutta oluşan kırmızı su kabarcıkları nedeniyle kaşınma olayı sıkça görülür. Kaşınan su kabarcıklarının kaşınması sonucu buralarda minik çukurlar oluşabilir, ilerleyen yaşlarda iz olarak kalabilir.

SUÇİÇEĞİ NASIL TEDAVİ EDİLMELİDİR?

Suçiçeği tedavisinde kullanılan bir ilaç yoktur. Suçiçeği hastalığına yakalanan kişilerin bol bol istirahat etmesi gerekir. Su ve sabunla sık aralıklarla yıkanmak kaşıntıları azaltacaktır. Hastanın iç çamaşırları ve yattığı yerin nevresimleri, yastıkları ve çarşafları sürekli değiştirilmelidir. Suçiçeğinden dolayı oluşan su kabarcıklarının kaşınması engellenmelidir. Suçiçeği hastalığı genellikle tehlikeli olmayan bir hastalıktır. Ancak bu hastalık, küçük çocuklarda ve bebeklerde görüldüğünde bir doktora başvurulması gerekir. Suçiçeği döküntüleri istirahat ve gıda takviyeleri ile kısa sürede tedavi edilebilmektedir.

ÜLSER NEDİR?

Günümüzde birçok hastalık vardır. Bu hastalılardan bazıları insanlara çok fazla bir rahatsızlık vermezken bazıları ise insanlara çok büyük rahatsızlıklar vermektedir. Genellikle sindirim ve boşaltım sisteminiz ile alakalı olan hastalıklar kişiler çok ciddi rahatsızlıklar verir. Çünkü ne gönül rahatlığı ile bir şey yiyebilirsiniz, ne de bir şey yedikten sonra rahat edebilirsiniz. İşte bu tür rahatsızlıklardan biri olan ülser de kişilere rahatsızlıklar vermektedir. İsterseniz gelin, ülser nedir tedavisi var mıdır, ülsere hangi yiyecekler iyi gelir? Hep beraber inceleyelim.

Ülser aslında bir sindirim sistemi hastalığıdır. Mide asidi ve sindirim sıvıları iç deriyi aşındırarak tıp dilinde enflamasyon adı verilen yaraları oluşturur. Sindirim sistemi ailesinde bulunan yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağında ortaya çıkabilir. Ülserin en büyük sebebi ‘’Helicobacterpyroli’’ adı verilen mikrobun türemesidir. Özellikle düzenli olarak aspirin, kortizonlu ilaçlar, alkol, sigara kullananlar, çevre kirliliğine maruz kalanlar ve kahve alışkanlığı bulunanlarda görülmektedir. Ayrıca yoğun stres, sinir bozukluğu da asit salınımını bozmakta ve ülsere sebebiyet vermektedir.

ÜLSER CANINIZI SIKMASIN

Ülser canınızı sıkmasın, çünkü tedavisi mevcut olan bir hastalıktır. Tespit edildiği zaman antibiyotik ilaç tedavisi alıp ülserin oluşturduğu tahrişler giderilebilir ve ülseri önleyici ilaçlarla ülserden kurtulabilirsiniz. Tabi ki, hepsi bir muayeneden sonra.

ÜLSERE HANGİ YİYECEKLER İYİ GELİR?

Ülser bir iç deri yaralanması olduğu için yaralanmayı azaltıcı ve yaraları tedavi edici özelliği bulunan yiyecekler ülsere iyi gelmektedir. Özellikle lifli gıdalar sindirim sırasında salgılanan asidi kontrol altına alır ve tahrişi önler. K vitamini bulunan yiyecekler ise ülserin oluşturduğu tahrişi iyileştirici özellikler barındırırlar. Özellikle lahana, ıspanak, avokado, kuşkonmaz, soya, yonca, çavdar K vitamini bakımından oldukça zengin yiyeceklerdir.

YÜKSEK VE DÜŞÜK TANSİYON

YÜKSEK VE DÜŞÜK TANSİYON NEDİR?

Ülkemizde yaygın olarak görülen hastalıkların arasında bulunan yüksek ve düşük tansiyon dikkat edilmesi gereken bir rahatsızlıktır. Özellikle yüksek tansiyon kişileri sağlık bakımından ciddi anlamda tehdit edebilir. Peki, yüksek ve düşük tansiyon nedir, gelin inceleyelim.

Tansiyon yani kan basıncı, kalbin kanı pompalarken oluşturduğu basınçtır. Bu basıncın istenilen düzeyler üstünde olması durumuna yüksek tansiyon(hipertansiyon), altında olmasına ise düşük tansiyon(hipotansiyon) denir.

Özellikle yüksek tansiyon ülkemizde yaygın olarak görülen bir hastalıktır. Yüksek tansiyon baş ağrısı, sersemleme, baş dönmesi, kulaklarda çınlama ve görme bozukluğu gibi belirtiler kendini gösterir. Düşük tansiyon ise baygınlık, baş dönmesi, göz kararması gibi belirtilerle ortaya çıkar, özellikle otururken ani kalkışlarda kan basıncı düşer ve gözleriniz kararabilir. Özellikle sürekli yüksek tansiyona sahipseniz, mutlaka doktora danışmalısınız. Çünkü yüksek tansiyon sizi beyin kanaması, kalp krizi ve felce kadar götürebilir.

YÜKSEK VE DÜŞÜK TANSİYONUN TEDAVİSİ

Yüksek ve düşük tansiyonun tedavileri vardır. Özellikle büyük risk taşıyan yüksek tansiyonun tedavisi ömür boyudur. Tedavi boyunca kullanılan ilaçlar kan basıncını normal değerlere çeker; fakat ilacı kestiğinizde yine kan basıncı eski değerlerine dönmeye başlayacaktır. Bu yüzden tedavi doktor kontrolünde sağlanmalıdır. Düşük tansiyonun ise genellikle yiyecekler ayarlanarak tedavisi sağlanır. Fakat ciddi durumlarda ilaç tedavisine başvurulabilir.

YÜKSEK VE DÜŞÜK TANSİYON HASTALARI NELER TÜKETMELİDİR?

Yüksek tansiyona sahip olan hastalar bol miktarda sıvı tüketimi yapmakla birlikte, meyve, süt ve süt ürünleri, sebzeler, tam tahıllar, kuruyemiş ve baharatlar tüketmelidirler. Tuzlu yiyeceklerden sakınmalıdırlar. Düşük tansiyona sahip olan hastalar ise doktor tavsiyesi ile tuzlu yiyecekler tüketebilirler.

Eğer böyle bir rahatsızlığınız varsa mutlaka bir ömür boyu kendinize çok dikkat etmelisiniz. Asla doktorunuzun tavsiyesinden dışarıya çıkmayınız.

Mantarın Hastalığı ve Bulaşmasının Sebepleri

Mantar hastalığı, insan ömrü boyunca en az bir kere de olsa, birçok insanın yaygı olarak başına gelebilen bir hastalık türüdür. Mantarlar, deride ve tırnakların altında çoğalırlar. Gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu mantarlar özellikle nemli bölgeleri tercih ederler. Mikroorganizma olan bu mantarlar, büyük bir rahatsızlık da ortaya çıkartabilir ve bulaşıcı özelliği vardır.

Özellikle yaz aylarında ortaya çıkan mantar hastalıkları, bağışıklık sistemi zayıf olan insanlarda sıklıkla görülür. Başka bir mantar hastalığından bulaşabileceği gibi başka bir insandan da bulaşabilir. En çok görülen bölge ise ayaklardır.

Mantarın Bulaşmasının Sebepleri

1- Ayak ve el bölgelerinin nemli veya ıslak kalması, deniz veya havuzdan sonra yeterince kurulanmaması mantar oluşumunu sağlar.

2- Yaz aylarında oluşan terlerin vücuttan atılmaması mantar hastalığının oluşmasına yardımcı olur.

3- Kişisel temizliğe önem verilmemesi özellikle kişiler arasında mantar hastalığının bulaşmasının en önemli faktörlerindendir. (Zaten bazı hastalıkların temelinde kişisel bakıma dikkat etmemek yatmaktadır. Özellikle mantar hastalığında kişisel bakım son derece büyük bir öneme sahiptir.)

Mantar Hastalığından Korunma Yolları

Bu hastalık nasıl nemli ve ıslak bölgeleri seviyorsa, hastalıktan kurtulmak için de vücudumuzda nemli bölgeleri ortadan kaldırmamız gerekmektedir. Mutlaka her duştan sonra yeterince kurulanmalı ve kişisel bakıma dikkat edilmelidir. Tırnak makası, havlu, ayakkabı gibi kişisel kullanılan ürünlerin temizliğine özen gösterilmelidir.

Mantar Hastalığının Tedavisi

Bu hastalık kişisel bakımın yanı sıra ilaç kullanarak da etkisiz hale getirilebilir. Antifungal (mantar karşıtı) ilaçları kullanmak gerekmektedir. Doktor kontrolüne sık sık gidilmeli ve tedavi süresince ilaç kullanımını bırakmamak gerekmektedir.

Mantar hastalıklarının tedavisi genellikle 3-4 hafta sürmektedir. Yalnız bu tırnak mantarları için biraz daha uzun bir süreçtir. Kesinlikle kullanılan ilaçlar doktor ve eczası danışmanlığında olmalıdır. Aksi takdirde istenmeyen durumlar ile de karşılaşılabilir.

KIZAMIK

Morbilli virüsü nedeniyle vücutta kırmızı döküntüler olarak kendini gösteren bulaşıcı bir hastalıktır. Kızamık çok eski çağlardan beri bilinse de 18. yy da geçirilen bir salgınla tanınmaya başlanmıştır. Kızamık hastalığı genellikle çocukluk çağında görülür. Öksürme, hapşırma ve ya tükürme gibi yollarla havaya yayılan bu virüs bir saat boyunca havada asılı kalır ve bu havayı soluyan kişiye de bulaşır. Bu yüzden kızamık hastalığı sonbahar ve kış aylarında daha çok görülmektedir.

Kızamığın kuluçka süresi 9-10 gün sürmektedir.  Kuluçka süresi boyunca kızamık hastalığı bazı belirtiler göstermektedir. Aradan geçen 3-4 gün sonunda kızamık adının verilmesine neden olan, iğne başı büyüklüğünde kırmızı döküntüler oluşmaya başlamaktadır.

KIZAMIĞIN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Kızamık hastalığı havadaki virüsü teneffüs etme yoluyla bulaşan bir hastalık olduğu için solunum yollarında ve buna bağlı olarak vücudun farklı alanlarında oluşan değişimlerle kendini gösterir.

Kızamık sürecinde ateş seviyesi 39-40 dereceye kadar çıkabilir.
Nezle olma hali görülür, burun akar, gözler kızarır.
Bademcikler şişer ve hasta öksürür.
Kulak arkasında, alında ve bütün vücutta deri döküntüleri görülür.

KIZAMIKTAN NASIL KORUNULABİLİR?

Kızamık hastalığı hava yoluyla bulaştığı için özellikle çocukların bulunduğu alanlar sürekli olarak havalandırılmalıdır. Kızamık hastasının yediği, içtiği çatal, bardak gibi ürünler temizlenmeden kullanılmamalıdır.

KIZAMIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR?

Özel bir ilacı bulunmamakla birlikte kızamık hastalığı bulunan kişilerin doktora gösterilmesi gerekir. Kızamık hastası sürekli havalandırılan bir yerde yatırılmalıdır. Kızamık virüsü vücudun direncini düşüreceği için hastanın beslenmesinde süt ve süt ürünleri, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmesine dikkat edilmelidir. Hastanın ağız temizliğine önem verilmelidir. Kızamık hastalığından korunmak için en etkili yöntem 12-15 aylıkken kızamık aşısı yaptırmaktır. Çünkü aşı yapıldığında artık vücut, bahsedilen mikroba karşı dirençli ve güçlü bir hale gelmektedir.

 

 

GÖBEK FITIĞI

Göbek deliğinde veya göbek deliğine yakın bir bölgede oluşan nohut tanesinden elma büyüklüğüne kadar olabilen bombeleşmiş fıtık türüne göbek fıtığı denilmektedir. Göbek fıtığı göbek deliğinin içeri doğru olması gerekirken dışarı doğru çıkmasına neden olur. Özellikle bayanlarda hamilelik döneminde görülen göbek fıtıkları hamilelikten sonra yok olsa da bazen kalıcı olabilmektedir. Kalıcı olan göbek fıtığının tedavi edilmesi gerekir.

GÖBEK FITIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Göbek fıtığı göbekte bulunan bombenin iyice belirginleşmesi ve kan akışının buradan geçmemesi ile başlar. Başlarda hissedilmeyen bir durumken daha sonra ağrılar başlar. Göbek deliğinde ve ya göbek deliği etrafında 5 cm kalınlığında oluşan şişlikler göbek fıtığının ilk belirtisidir. Göbekte oluşan bu şişlik gittikçe esnemeye başlar ve göbekte şekil değişikliği meydana gelir. Yatar pozisyona gelindiğinde genellikle bu şişlik kaybolmaktadır. Başlarda göbek fıtığı içeri basınca kaybolabilir ancak zamanla kan geçişi azalacağı için deride kızarma ve ya morarma meydana gelebilir. Karın bölgesi hassaslaşır ve ıkınma kendini sıkma gibi durumlarda ağrı hissedilir.

GÖBEK FITIĞI NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Göbek fıtığı bebeklerde daha çok rastlanan bir durum olduğu için zamanla geçtiği görülür. Ancak yetişkinlerde çok az görülse de tedavi edilmesi gerekir. Göbek fıtığına neden olan et parçası cerrahi bir müdahale ile alınmakta ve yama yapılarak kapatılabilmektedir. Açık yama ve kapalı (kompozit) yama olmak üzere ikiye ayrılan yama tedavisinden sonra hastalar 1 gün içerisinde taburcu olabilmektedir.

Son olarak söyleyeceğimiz şey, eğer yukarıda belirttiğimiz rahatsızlıkları görürseniz, hiç vakit kaybetmeden bir doktora görününüz. Çünkü insanlar için hayattaki en kıymetli hazinelerinden birisi de sağlıktır. Sağlık olmayınca maalesef birçok şey olmamaktadır. Bu sebeple sağlığınızın kıymetini bilin. Aynı zamanda sağlık problemlerinizi asla ötelemeyin.

ÇOCUK FELCİ (POLİMYELİT)

Hayattaki en kıymetli varlıklarımızdan olan çocuklarımızın sağlığına mümkün mertebe dikkat etmeliyiz. Çünkü yapılan en küçük bir ihmalin faturası bazen çok ağır olabilir. Bu sebeple, bu yazımızda çocuklarda görülen çocuk felcini işlemeye çalışacağız.

Özellikle omurilikteki kasların kasılmasını başlatan, sinir hücrelerine zarar veren bir virüsün ( PoliaVirus ) yol açtığı, bulaşıcı bir enfeksiyon olan çocuk felci ( Polimyelit ); ağız yoluyla vücuda girer, boğazda ve bağırsakta çoğalır ve vücudun diğer bölgelerine yayılır.

Çocuk Felci Belirtileri Nelerdir?

40 C’ı bulan yüksek ateş
Şiddetli baş ağrıları
Bulantılar
Sırt ağrıları
Halsizlik
Kusma
Boyunda sertlik
Kol ve bacaklarda ağrı

Bunların ardından hastalık etkeni olan virüs omuriliğe geçer, orada kasların hareketini sağlayan sinir hücrelerini tahrip eder. Sinir hücrelerin yerini yeni hücreler alamadığı zaman, etkilenen kaslar artık çalışmaz. Bazı kaslar bütünüyle normale dönerken bazı kaslar ise ömür boyu kalıcı felce dönüşür.

Çocuk Felci Hastalığının Tedavisi Var Mıdır?

Çocuk felci hastalığının tedavisi yoktur. Ancak, çocuk felci virüsü enfekte edilirse birçok çocukta hastalık hafif seyreder, nezle ve benzeri bulgular verir. Ancak felçlerin ortaya çıktığı çocuklarda bu felçler tedavi ile düzelmez ve maalesef hayat boyu devam eder.

Bu hastalık bir kereden fazla da geçirilir. Enfeksiyon sonucunda, hastalık etkeni virüs ile hastalığa neden olan üç farklı tipteki virüsten sadece bir tanesi yani hastalığa sebep olan virüse karşı bağışıklık gelişir. Bu 3 virüs arasında çapraz bağışıklık yoktur. Her üçüne karşı bağışıklık sadece aşı ile sağlanır.

Hastalıktan Korunma Yolları Nelerdir?

Tüm çocuklar yaşamlarının ilk yılında çocuk felci hastalığına karşı, rutin aşılama hizmetleri ile aşılanmalıdır. Bağışıklığın sağlanması için, ülkemizde 5 doz aşı uygulanmaktadır. (Çocuk 2. ayını doldurduğunda başlar ve birer ay ara ile toplam 3 doz olacak şekilde tamamlar. Daha sonra hatırlatma dozu adı verilen aşılar, çocuk 1,5 yaşında iken ve 1. sınıfta iken yapılır.) Bahsedilen bu aşı; çok güvenli ve etkilidir. Çocukların ağzına damlatılarak uygulanır ve her 3 virüse karşı da belli bir bağışıklık sağlar.

Basura Ne İyi Gelir?

Basur düzensiz beslenme sonucu oluşan ve genellikle şişmanlığın ve kabız rahatsızlığını tetiklediği bir rahatsızlıktır. Maka bölgesinde toplardamarlar, şişmeye ve genişlemeye başlarlar. Basur halk arasında en çok görülen rahatsızlıklardan birisidir. Çünkü halkımız düzenli beslenme açısından çok gerilerde olan bir halktır. Acıdan tutun basura en zararlı gelen yiyecekler bile aşırı tüketiliyor.

Basur rahatsızlığının oluşmaya başladığı bir kişinin makat bölgesinde kanamalar meydana gelir. Bu evrede rahatsızlık teşhis edilmezse iltihaplanma evresi başlar, makat bölgesinde şişme meydana gelir ve iltihaplanma oluşur. Kişi artık dışkılama olayını çok zorlanarak yapmaya başlar. Kişide kansızlıkta oluşmaya başlar.

Basur rahatsızlığı genellikle motosiklet, bisiklet gibi araçlara sık binenlerde ve kronik kabızlık, ishal gibi rahatsızlığı olanlar

Basur rahatsızlığına genel olarak baktığımızda dikkat edilmesi ve önem verilmesi gereken bir rahatsızlık olduğunu görüyoruz. Şimdi sizlere basur rahatsızlığına nelerin iyi geldiğini anlatacağız.

Neler İyi Gelir?

-Beslenme programınıza en çok lifli gıdaları ekleyin. Bolca lif içeren besinler basurun oluşmasının büyük miktarda engeller, basur rahatsızlığı kişide oluşmuşsa rahatsızlığın ilerlemesini engeller. Lifli gıdalara örnek olarak mısır gevreği, lahana, kuru incir, karnabahar, havuç, ıspanak, patates, kabak, brokoli, şalgam vb. gibi besinleri örnek verebiliriz. Bu besinleri tüketmeye önem vermelisiniz.

-Sigara kullanıyorsanız hemen kullanmayı bırakmalısınız. Basur rahatsızlığı olan bir kişinin sigara kullanması rahatsızlığının kısa sürede ilerlemesini sağlar, rahatsızlığı daha çok ağrı ve acı oluşturur.

-Eğer mümkünse evinize bol miktarda şeftali alın. Şeftali idrar yollarını temizleyen, iltihapları söken bir meyvedir. Basur rahatsızlığının oluşturduğu ağrı ve acı sorunlarını azaltır.

-Beslenme programınızda tüm öğünlere Yoğur ve Kefir gıdalarını ekleyin. Yoğurt ve kefir bağırsaklarda yaşayan, besinlerin sindiriminde görev alan iyi bakterileri güçlendirir. Basur rahatsızlığı olanlara en çok önerilen yiyecekler arasında bulunurlar.

-Bol sıvı tüketmelisiniz ve günlük hareketinizi arttırmalısınız. Bol sıvı tüketmek ve hareketleri arttırmak kabızlığı engeller. Kabızlık rahatsızlığı engellendiğinden dolayı makat bölgesinde oluşmuş basur memelerinin kanaması ve ağrı yapması engellenir. Kişi daha rahat bir şekilde dışkılama ihtiyacını giderebilir. Asitli ve baharatlı içecekler kesinlikle uzak durun, kabızlığı engelleyeyim derken ağrılarınızı ve acılarınızı daha çok arttırabilirsiniz. Acılı yiyecekler basur rahatsızlığı olanların uzak durması gereken ilk yiyeceklerdir.

-Bol vitamin içeren Kuşburnu, tüketimini arttırmalısınız. Kuşburnu, bağırsaktaki zararlı kurtları azaltır, bağırsağın yumuşamasını sağlar. Bu gibi etkilerinden dolayı basur rahatsızlığına iyi gelmektedir.

-Büyük bir kaba ılık su doldurun ve ılık suyun için oturun. Ilık su kasların rahatlamasını sağlar. Bağırsakların gevşemesini, genişlemesini sağlar. Basur rahatsızlığının oluşturduğu ağrıyı azaltır.

-Bağırsak kaslarını rahatlatan, bağırsak hareketlerini arttıran, bol lif içeren bitki çayları, sebze ve meyve suları içmelisiniz.

-Kepekli tahılların tüketimine önem vermelisiniz. Kepekli tahıllar zengin besin değerleri taşımasının yanında protein ve liflerinden dolayı basur ağrılarını azaltır. Kişinin daha acısız ve ağrısız bir şekilde dışkılama işlemi yapmasını sağlar.

-Sabah öğünlerinizde Papatya çayı içmeye özen gösterin. Papatya çayı, basur memelerinin rahatlamasını sağlar ve oluşan ağrıları azaltır.

-Krem kullanabilirsiniz lakin krem kullanımına çok dikkat etmelisiniz. Doktorun önerdiği kremleri kullanmalısınız. İçinde çinko oksit, nitrogliserin ve kortizon bulunan kremleri tercih etmelisiniz. Bu maddelerin bulunduğu kremler basur bölgesinde dikkatli bir şekilde sürüldüğü zaman bölgede rahatlama oluşturacak ve ağrı varsa ağrıyı alacaktır.

Bu doğal yöntemleri denemenize rağmen, düzenli bir şekilde uygulamanıza rağmen basur rahatsızlığınızda herhangi bir değişme olmadıysa acilen doktora gitmenizi öneririz çünkü çok ilerlemiş basur rahatsızlıkları için ameliyat gerekebiliyor. Bu duruma gelmeme için önceden teşhisi koymalı ve doğal tedavi yöntemlerini uygulamalısınız.

BOYUN FITIĞI

Boyun Fıtığı; omurlar arasındaki disklerde bulunan sıvının bulunduğu diskin şeklini değiştirmesiyle ya da diskten dışarı çıkmasıdır. Bu sıvı, diskten çıktığında, çevrede bulunan sinirlere ve kaslara baskı yapar. Bu baskı sonucunda ortaya şiddetli ağrılar ya da boyun tutulması gibi rahatsızlıklar görülür. Kişi bu tarz ağrılarla karşılaşıyorsa bunun yanı sıra kolda ve ellerde uyuşma hissediyorsa boyun fıtığı riski yüksektir.

Boyun fıtığı insana çok acı verir. Bu sebeple bu rahatsızlıktan mümkün mertebe kaçınmak gerekir. Aşağıda belirtilen şikayetleri gördüğünüz anda vakit kaybetmeden bir doktora görünmenizde büyük fayda vardır.

BOYUN FITIĞI BELİRTİLERİ NELERDİR?

–  Kas spazmı

– Ensede ağrı

– Boyun hareketlerinde kısıtlılık

– Boyun çevresinde (sırt, kol, ense) ağrılar

– Baş dönmesi

– Kol ve ellerde uyuşmalar

– Boyun bölgesinde sertlik

– Kulak çınlaması

– Bölgesel hassasiyet

Not: Boyun Fıtığı bu belirtiler olmadan da ilerleyebilir.

BOYUN FITIĞI TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?

Tedavide öncelik olarak cerrahi dışı uygulamalara yer vermek daha doğrudur. Eğer bu yöntemlere rağmen hastanın yaşam kalitesi düşük kalıyorsa ya da iyileşemiyorsa cerrahi müdahaleye baş vurulmalıdır. Tedavi biçimleri şu şekilde sıralanır;

– Manuplatif (elle) tedavi

– Kaplıca tedavisi

– Ağrı kesici ilaçlar

– Kas gevşetici ilaçlar

– İstirahat (dinlenme) tedavisi

– Enjeksiyon tedavileri

– Boyunluk (3 haftadan sonra önerilmemektedir.)

– Fizik tedavi

– Cerrahi tedavi

BOYUN FITIĞINDAN KORUNMA YOLLARI NELERDİR?

– Boyun fıtığının başlıca nedenlerinden biri stres olduğu için stresten kaçınmak gerekir.

– Ağır şeyler kaldırmamalı, fazla yukarı uzanmamalı.

– Kolu arkaya doğru uzatmaktan kaçınmalı.

– Kambur durmamalı, öne doğru çok eğilmemeli.

– Boyun bölgesini sıcak tutmalı ve soğuk havalarda atkısız dışarı çıkmamalı.

– Spor yapmalı. (Bilinçli şekilde yapılmalıdır)

Tüm bunlara dikkat ettiğinizde bu rsahatsızlıktan korunmanız daha kolay olacaktır

BOĞMACA NEDİR?

Çocuklarınızın büyümesi ile beraber, çocuklarınızda farklı hastalıklarda görülmeye başlar. Bu hastalıklardan bir tanesi de boğmacadır. Bu boğmaca hastalığına karşı anne ve babaların çok dikkatli olması gerekmektedir. Çünkü bu hastalığın ismi kadar kendisi de çok tehlikedir. Üstelik bu hastalık sadece çocukluk döneminde değil, ilerleyen dönemlerde de karşınıza çıkabilecek bir hastalıktır.

Bordetela cinsi mikropların solunum yoluyla kişilere bulaşması sonucu aşırı öksürükle kendini gösteren bir hastalıktır. Genellikle çocukluk döneminde kendini göstermesine rağmen her yaştan insanın yakalanabileceği bir hastalıktır. Hava yoluyla bulaşan bir hastalık olmasından dolayı sonbahar aylarında daha çok bulaşır. Kuluçka süresi 5-21 gün arası olabileceği gibi bu sürede değişiklikler görülebilmektedir. Bu hastalık 6 hafta kadar sürebilir.

BOĞMACA HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

Boğmaca hastalığı başlarda grip, soğuk algınlığı gibi hastalıklara benzeyen bir hastalık olmasından dolayı önlem alınmayan bir hastalıktır. Ancak belirtileri şöyle sıralanabilir:

Yüksek ateş,
Öksürük nöbetleri,
Burun akıntısı,
Boğulma hissi,
Yapışkan balgam,
Baş ağrısı,
Nefes alamama,

Boğmaca hastalığı teşhis edilmeyip önlem alınmadığında solunum yetmezliği ve zatürre gibi hastalıklara bağlı olarak ölümlere sebebiyet vermektedir.

BOĞMACA HASTALIĞININ TEDAVİSİ VE AŞI

Boğmaca hastalığı içerisinde bulunan toksinlerden dolayı solunum yolunu olumsuz etkilediği için antibiyotik kullanımı ile tedavi edilecek bir hastalık değildir. Küçük çocuklarda görüldüğünde solunum cihazlarına bağlı olarak tedavisi yapılabilmektedir. Boğmaca hastalığından korunmak için bu hastalığı taşıyan kişilerden uzak durulması gerekir. Kısa zamanda doktora gidilerek ilaç tedavisine başlanmalıdır.

Boğmaca hastalığının önüne geçmede en etkili yöntem aşı olmaktır. Küçük yaşlarda çocuklara boğmaca hastalığına karşı bağışıklık kazanmaları için yapılmaktadır. Aşının koruma süresi 5-7 yıl arası geçerlidir. 7 yaşından sonra uygulanmayan bu aşı okullarda ve sağlık ocaklarında ücretsiz olarak yapılabilmektedir.

BAĞIRSAK KANSERİ BELİRTİLERİ

Günümüzde kanser hastalığı artık her geçen gün daha bir hızla yayılmaktadır. Endüstrileşen dünya hızla gelişmektedir; ancak buna bağlı olarak da insan sağlığı da bir o kadar kötüye gitmektedir. Maalesef insanoğlu geçmişte vereme karşı vermiş olduğu mücadeleyi henüz kansere karşı verememiştir. Bu anlamda kanserin de birçok çeşidi olmuştur. Bunlardan bir tanesi de bağırsak kanseridir. Peki, nedir bağırsak kanseri gelin inceleyelim.

Kanser hücrelerin düzensiz olarak çoğalması sonucu görülen bir rahatsızlıktır. Kanserin kalın ve ince bağırsakta görülen türüne bağırsak kanseri denilmektedir. İnce bağırsak diğer bağırsağa göre daha dar olan bağırsaktır. Burada düzensiz bir şekilde hücre bölünmesi meydana gelince ince bağırsak kanseri oluşur. Kalın bağırsakta meydana gelen kontrolsüz hücre bölünmesi sonucu kalın bağırsak kanseri meydana gelmektedir. Kalın bağırsak kanseri, ince bağırsak kanserinden daha fazla görülmektedir. Bağırsak kanseri, bağırsak zarında oluşmaya başlar ve daha da ilerleyerek bağırsağın tamamına yayılır.  Bağırsak kanserine kolon kanseri de denilmektedir.

BAĞIRSAK KANSERİNDE GÖRÜLEN BELİRTİLER

Her kanser vakasında olduğu gibi bağırsak kanserinde de kilo kaybı görülmektedir.
Bağırsaklarda ya ishal ya da kabız olma durumu görülür.
Bağırsaklardaki duruma bağlı olarak abdominal bölgede gaz ve şişkinlik durumu görülebilir.
Aşırı bulantı ve kusma problemleriyle karşılaşılabilir.
Bağırsaklardaki parçalanmalardan dolayı dışkıda kan ve kan parçacıkları görülebilir.
Bağırsak kanserinin vermiş olduğu alyuvar azalmasından dolayı kişilerde sürekli halsizlik görülebilir.

BAĞIRSAK KANSERİ TEDAVİSİ NASILDIR?

Bağırsak kanseri tedavisinde cerrahi yöntem uygulanabilmektedir. Çok ilerlememiş bağırsak kanserinde bağırsağın ucu dışarı doğru açılarak buraya dışkılama olması için kese takılır. Bu tedavinin daha üstünde radyoterapi uygulanarak oluşan tümörler küçültülebilmektedir. Radyoterapi uygulanan bağırsak kanserlerinde kese kullanımına da gerek kalmamaktadır. Bağırsak kanseri tedavisinde izlenecek olan yöntemler ve uygulanacak işlemler hakkında doktorun izleyeceği yol tedavinin nasıl olması gerektiğini belirleyecektir.

Dış Gebelik ve Dış Gebeliğin Belirtileri

Dış gebelik nedir?

Dış gebelik normalde rahim içinde olması gereken gebeliğin, farklı bir yerde büyümeye başlaması ile olur.  Bakıldığında, bütün gebelikler, dış gebelik şeklinde tüplerde başlar. Tüplerde başlayan gebelik 10 veya 12 günlük bir zaman diliminde rahim içine yerleşir.

Tüplerde oluşmuş gebelik tıkanıklık, yapışıklık veya darlık yüzünden, rahme ulaşamayabilir. Bu yüzden tüplerde ya da rahim dışında, başka bir yerde büyümeye başlar. Dış gebelik denilen tablo, bu şekilde oluşur.

Dış gebeliğin belirtileri nelerdir?

Dış gebelik ile normal gebeliğin bulguları birbirine çok benzer. Dış gebelikte de HCG testi yapıldığında, hamilelik pozitif görünür. Kadının periyodik regl dönemi kesilir ve ilk hamilelik bulgularının hepsi dış gebelikte de vardır. Anlaşılması oldukça zor olabilir.

Hastalarda genel tablo karnın alt bölgesinde ve kasıklarda ağrıdır. Bazen kanama da görülür.

Dış gebelikte teşhis

Bu durumda ultrasonografi ile rahim içinde gebelik olup olmadığı incelenmelidir. Gebelik 14 günü geçmiş ve rahimde gözükmüyorsa, dış gebelik olma riski çok yüksektir.

Bu durumda en güvenilir yol, düzenli olarak HCG testi yapılmasıdır. Normal gebelikte günlük olarak yükselen HCG oranları, dış gebelikte bariz şekilde daha düşük seyreder. Dış gebelikte HCG yükselme oranı normal gebelikten çok düşüktür. Bu tetkik sonucu, dış gebelik olup olmadığı %99 oranında belirlenebilir.

Dış gebelik bazı durumlarda, yumurtalık kistleri ve akut batın riski olan pek çok hastalıkla karıştırılabilir. Ancak HCG testi yöntemi ile tanı konusunda, kesin sonuçlar alınır. Bu yüzden teşhis ve tanı daha kolay yapılabilmektedir.

Dış gebeliğe sebep olan etkenler nedir?

Dış gebeliğe zemin hazırlayan durumlar genellikle, rahimde oluşmuş ciddi iltihaplanmalar ve ameliyat sonrası olabilen yapışıklıklardır. Bazı durumlarda bu yapışıklığa kistler ve geç doğum yapma da sebep olabilmektedir.

ŞEKER HASTALIĞI NEDİR, NEDEN ORTAYA ÇIKAR?

Bazı hastalıklar vardır ki onlara bir ömür boyu dikkat etmek zorunda kalırsınız. Günümüzde teknolojinin ve tıbbın gelmiş olduğu noktada şeker kontrol altına alınabiliyor. Ancak değerlerim normal hala döndü diyerek sizler, kontrolü elden bırakmazsınız. Çünkü şeker sinsi bir hastalıktır.

Şeker hastalığı, pankreas tarafından üretilen insülin maddesinin yetersiz üretimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Tedavi edilmediği takdirde çok büyük problemlere yol açabilmektedir. İnsülin maddesi kanda eksik olunca, besinlerden alınan şeker gerekli hücrelere ulaştırılamamakta, kanda kalmaktadır. Bu yüzden kan içindeki şeker değeri yüksek çıkmakta, hücreler ise şekersiz kalmaktadır.

ŞEKER HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Şeker hastalığının birçok belirtisi vardır. Özellikle ağız içerisinde meydana gelen kuruma, sık sık idrara çıkma, aşırı susama, bulanık görme, kilo kaybı, halsizlik ve bitkinlik, mide bulantısı, çürük şeklinde bir ağız kokusu, yaraların geç iyileşmesi şeker hastalığının belirtileri arasındadır. Eğer bu belirtilere rastlıyorsanız, doktora görünmeniz sağlınız açısından önemlidir.

ŞEKER HASTALARI NEDEN ÇOK SU İÇMELİDİRLER?

Kanda biriken çok miktarda şekeri birazda olsa idrar yoluyla vücuttan uzaklaştırmak için şeker hastaları bol miktarda su tüketmelidir. Doktorlar tarafından şeker hastalarına günde en az 1,5 litre su tüketmeleri tavsiye edilmektedir.

ŞEKER HASTALARI NELER TÜKETMELİ?

Şeker hastaları sebze, meyve, tahıllar, fasulye, balık, tavuk gibi şeker değeri az olan yiyecekler tüketerek şeker oranını dengede tutmalıdır.

DOĞUMDAN SONRA EMZİRMEK GEBELİKTEN KORUR MU?

Doğumdan sonra emzirmek gebelikten koruyucu bir etkiye sahiptir. Bunun emzirme dönemindeki hormonal dengeye bağlı olduğu bilinmektedir. Ancak kesinlikle koruyucu bir yöntem değildir, uygun şartların olması gerekmektedir.

Tüm vücutsal şartlar yerinde olduğunda dahi yalnızca 6 ay gebeliği önleyici etkisi bulunmaktadır. Altı ayın sonrasında mutlaka ek koruyucu yöntemlerin kullanılması gerekmektedir. Kişinin yaşı, sigara içip içmemesi, kronik hastalığının olması gibi pek çok faktör sorgulanarak kişiye en uygun koruyucu yöntem seçilmelidir.

Bunun yanı sıra kişinin süt kalitesi önemlidir. Bebeği doyurucu miktarda ve kalitede süt üretimi yoksa altı ay dolmadan ek doğum kontrol yöntemine başlanması gerekmektedir.  Eğer  bebeği doyuramayıp ek besin kullanılıyorsa bu kişilerin gebe kalmaması için önlem almaları gerekmektedir.

Diğer şart ise kişinin adet görmemesidir. Emzirmenin gebelikten korumasının mekanizmasında hormonal etki sonucunda ovulasyon(yumurtlama) durdurulmaktadır. Ancak emziren bir kadın adet görüyorsa bu kişide yumurtlama durmamış demektir. Eğer uygun zamanda cinsel birliktelik yaşanmışsa kişinin gebe kalma risk vardır. Eğer emziren kadın adet gördüğünü fark ettiyse bunun kendisinin koruma altında olmadığının göstergesi olduğunu bilmesi gerekmektedir.

Emzirme döneminde(laktasyon dönemi) kişide prolaktin(PRL) denilen bir hormon salınmaktadır. Prolaktin salınımını tetikleyen pek çok faktör vardır.Çeşitli ilaç kullanımı, gebelik, ilişkiye girmek, meme başının uyarılması,emzirme, hipofiz tümörü gibi çeşitli hastalıklar da prolaktin hormonunun artışına yol açmaktadır. Artmış prolaktin düzeyi dopamin hormonunun artmasına ve gonadotropin denilen hormonların azalmasına sebep olur. Bu sayede kişide ovulasyon(yumurtlama) engellenir.

Doğumdan sonra lohusalık döneminde en az 40 gün ilişkiye girilmemelidir. Vücudun normal fizyolojisine kavuşabilmesi için kırk günlük bir süre geçmelidir. Kırk günden sonra ilişkiye girmek ise çiftler arasındaki duruma bağlıdır. Kadın kendisini fiziksel ve ruhsal açıdan ilişkiye hazır hissettikten sonra bunun için engel bir durum kalmaz.

Ayrıca doğumdan sonra tekrar doğum yapmak için geçmesi gereken ideal süre 2 yıldır. Peş peşe yapılan doğumlarda kadının vücudunun toparlanmasına müsaade edilmez. Bu nedenle gebelikten sonra uygun bir cinsel korunma yöntemi ile korunulması gerekmektedir. Bu konuda hekim kontrolünde olmak en uygun yöntemin seçilmesi açısından önemlidir.

MASTEKTOMİ SONRASI CİNSEL KİMLİK BUNALIMI

    Mastektomi sonrası cinsel kimlik bunalımı günümüzde eskiye oranla daha az görülse de meme kanserlerinin artışı ile ciddi bir öneme kavuşmuştur. Mastektomi meme dokusunun çıkarılması anlamına gelen bir terimdir. Meme kanserlerinin tedavisinin tarihinde mastektomi sonrası cinsel kimlik bunalımına bağlı cerrahi teknikleri geliştirilmiştir.

İlk kullanılan yöntem olan radikal mastektomi meme dokusunun beraberinde altındaki kas tabakasının da çıkarılmasına yol açan bir cerrahi tipidir. Kas kaybına bağlı hareket zorluklarının çok fazla yaşandığı bu cerrahi türü sonrasında pek çok kadın cinsel kimliklerini kaybettiklerini düşünerek ağır psikoza girmiş ve intihar etmiştir.

Meme kanserlerinin yaygınlaşması ve artan intihar sayıları sonucunda ikinci bir cerrahi yöntem uygulanmaya başlanmıştır. Modifiye mastektomi olarak isimlendirilen bu teknikte alttaki kas dokusuna dokunulmadan bütün meme ve cilt altı dokular çıkarılmaktadır. Meme dokusunu kaybeden kadınlarda hareket zorluğu gözlenmese de memelerini kaybetmekten kaynaklı cinsel kimlik bunalımı ve intiharlar ciddi azalma göstermemiştir.

Günümüzde de yaygın olarak kullanılan son yöntem ise meme koruyucu cerrahidir. Meme koruyucu cerrahide kişinin meme başı ve mümkünse meme cildi korunmaya çalışılır. Alttaki meme dokusu alınır ve yerine dolgu maddesi konularak eski meme görüntüsü sağlanmaya çalışılır.

Dolgu maddesi olarak kişinin kendi yağ dokusu kullanılabileceği gibi silikon gibi maddeler de kullanılabilmektedir. Meme kanseri ailesel geçişi çok yüksek bir kanserdir. Bu nedenle meme kanseri olan kadınların yakın akrabaları da bu risk açısından taramadan geçirilmektedirler. Yüksek riskli çıkan gruplarda henüz meme kanseri görünmese bile meme koruyucu cerrahi yapılabilmektedir.

Mastektomi yapılırken yanısıra kanser hücrelerinin yayılım yapabileceği lenf bezleri de alınmaktadır. Özellikle koltuk altı lenf bezlerinin de alınması kanserin yayılımın önleme açısından çok değerlidir. Mastektomi sonrası cinsel kimlik bunalımı meme cerrahisine yön vermiş önemli bir sosyal durumdur.

ÇOCUKLARDA SÜNNET

Birçok çocuk sünnetten son derece korkmaktadır. Aileler de kara kara çocuklarını nasıl ve ne zaman sünnet ettireceklerini düşünmektedirler. Sünnet dini olarak da çok büyük bir gerekliliktir. Bu nedenle bu yazımızda sünnet nedir, ne zaman yapılmalıdır ? Bu başlıkları öz bir şekilde incelemeye çalışacağız.

SÜNNET NEDİR, NE İÇİN YAPILMAKTADIR?

Sünnet, penisin ucundaki gevşek deri parçasının cerrahi bir müdahale ile kesilip alınmasıdır. Özellikle küçük yaşlarda yapılması nedeniyle çocukların korkulu rüyasıdır. Sünnet genelde dini inanışlar sebebiyle yaptırılmaktadır. Özellikle İslam ve Yahudi dinlerinde sünnete büyük önem verilmektedir. Ayrıca sünnet sağlığa uygunluk bakımından da çok önemlidir. Sünnetten sonra penis ucunun bakımı kolaylaşmaktadır. Rastlanan her 10 idrar yolu enfeksiyonunun sadece 1 tanesi sünnet olmuş bireydir. Bu da sünnetin ne kadar büyük bir gereklilik olduğunu ortaya çıkarmaktadır. İşte bu nedenle herkes çocuğunu en uygun ve en doğru bir zamanda sünnet ettirmelidir.

SÜNNET OLMAK İÇİN EN UYGUN YAŞ ARALIĞI NEDİR?

Toplumumuzda sünnet genellikle erken yaşlarda yaptırılmaktadır. Ancak psikologlar tarafından 2-6 yaş aralığı kesinlikle önerilmemektedir. Bu yaş aralığında çocuklar psikolojik gelişim evresinde bulundukları için olumsuz etkilenme riskleri vardır. 6 yaşından sonra ve ergenlikten önce, psikolojik gelişimin durgunluğa ulaştığı çağda yaptırılması daha çok önerilmektedir. Yani 6-12 yaş arası ve 2 yaş altı sünnet için en ideal yaşlar olarak önerilmektedir.

ÇOCUĞUMU PSİKOLOJİK OLARAK SÜNNETE NASIL HAZIRLARIM?

Sünneti çocuklarınıza mutlaka anlatın, sünnet olunca ne gibi faydalar olacağını uygun bir dille çocuklarınıza kavratın. Çocuk sünnete korkarak değil, ne olacağının bilincinde girerse, psikolojik olarak hazır bir halde sünnet olmuş olur. Eğer bu süreci doğru bir şekilde yönetebilirseniz, çocuğunuz için sünnet, çok büyük bir problem olmayacaktır.

 

Basur Nasıl Geçer?

Basur nedir?

Basur pek çok kişinin yaşadığı bir sağlık sorunudur. Kimi zaman çok acılı ve zahmetli bir hastalıktır. Anal bölgedeki toplardamarların genişleyerek anüsten çıkması sonucu oluşur. Özellikle iltihaplandığı zaman çok ağrı ve kanama yapar, bu evrede dışkılama sırasında hasta çok acı çekebilir.

Basur tedavi yöntemleri nelerdir?

Basur tedavisinde ameliyat bir çözüm olarak görülse de en son tercih edilen işlemdir. Ancak kanama ve ağrı ile, günlük hayatı çekilmez hale gelen kişilerde önerilir.

Son günlerde tıp sektöründe boğma tedavisi uygulanmaktadır. Bu uygulamalar son derece başarılı olmuştur. Kolaylıkla ve kısa süre içinde uygulanabilir bu tedavi şekli, ameliyat gerekliliğini büyük ölçüde azaltabilir. Boğma tedavisi basitçe, basurlu bölgenin bir lastik yardımı ile sıkıştırılması şeklinde anlatılabilir. Boğulan bölgedeki basur beslenemediği için, bir süre sonra kendiliğinden düşüyor. Vücut kendini bu süre içinde, tedavi etmiş oluyor. Başarı oranı  %90 olan bu tedavi şekli, pek çok hastanın yüzünü güldürüyor.

Lazer ile basur tedavisi ise başka bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Buradaki sistem, lazer ile basur memesini yüksek ısıya ulaştırıp, yok etme şeklinde çalışmaktadır. Bu sistem basit bir uygulama gibi görülse de, hastalar tarafından çok tercih edilmemektedir.

Basura sebep olan faktörler

Basura sebep olan nedenleri bilmek de önemlidir. Sebepler bilindiğinde, olan basurun ilerlemesi engellenip, rahatsızlıkların azalması mümkün olmaktadır. Bilinen başlıca sebepler kronik kabızlık ve ıkınmadır. Hamilelik dönemlerinde de damarlar genişlediği için yaşanabilir. Akşam yemeklerinden sonra yenecek kayısı, incir gibi yiyecekler yararlı olacaktır. Kronik kabızlık için ilaç da kullanılabilir. Kahve, acı ve baharat basur hastalarında önerilmez, kesinlikle uzak durmak gerekmektedir.

Basur için bitkisel tedavi yöntemleri

Basur için, bitkisel tedavi yöntemleri de kullanılmaktadır. Bu tedavi yöntemleri doğru ve sabırlı bir şekilde uygulandığında, oldukça etkili sonuçlar alınmaktadır.

En çok önerilen bitkisel basur tedavi şekli, çoban çantası ve zeytinyağı ile yapılacak olan kürdür. Çoban çantası, aktarlarda rahatlıkla bulabileceğiniz bir bitkidir ve demleyerek kullanılır. Her akşam taze olarak demlemeniz gerekir. Bir bardak kaynar suya, öğütülmüş bir çay kaşığı çoban çantası eklenir ve beş dakika demlenir. Akşam yemeklerinden sonra içilir. Yatmadan önce de basur olan bölgeye, zeytinyağı ile pansuman yapılır. Bir ay bu uygulama yapıldığında çok başarılı sonuçların alındığı görülmüştür.

Basur ameliyatı ve sonrası

Basur tedavisinde, ameliyat uygulanması en son çare olmalıdır. Doktorların da önerisi bu yöndedir. Ancak her türlü yöntem denenmiş ve bir sonuç alınamamışsa, ameliyat düşünülmelidir. Basur ameliyatlarında hemorodial adı verilen, atardamarlar alınacağı için ameliyat sonrasında zor bir dönem yaşanır. Hasta için ağrılı ve acılı bir dönemdir bu. Bu yüzden hem hasta hem de doktor tarafından mecbur kalınmadıkça yapılması istenmez.

Eğer basur ameliyatı olunmuşsa, ameliyattan sonraki ilk on gün çok önemlidir. Bu dönem içerisinde yaranın hijyeni ve düzenli bakımı sağlanmalıdır. Tuvalet ihtiyacını karşılarken yumuşak olması gereklidir. Bu ilk on gün çok ayakta durmamak, istirahat şeklinde geçirmek uygun olur. Yaranın iyileşmesinden sonraki dönemde ise, basurun tekrarlama riski göz önünde bulundurulmalıdır. Bunun için en önemli şey, kabız kalmamaktır. Doğru beslenmek çok önemlidir. Posalı gıdalar tüketmek, tahıl ve meyve yemek, yeterli su içmek önemlidir. Basur ilerlemiş ise sürekli kanama yüzünden anemi sık rastlanılan bir durumdur. Tedavisi mutlaka yapılmalıdır.

 

 

 

PEDİATRİ NEDİR? Pediatrist nedir

Pediatri çocuklarla ilgilenen bilim dalıdır. Kişi doğduğu andan ergenliğe girdiği ana kadar çocuk olarak kabul edilebilir. Yaş sınırlaması açısından hukuki açıdan farklılıklar olsa da tıbbi açıdan kişinin çocukluk çağından çıkması ergenliğe girmesi ile ilişkilidir.

Çok geniş bir yaş grubunu kapsaması açısından pediatri oldukça zorlu bir bilim dalıdır. Çoğu zaman kendisini ifade edemeyen hasta grubuyla ilgilenmektedir. Gerek yeni doğan bebekler gerekse henüz kendini ifade edemeyen yaş grupları da dâhil olmak üzere çok geniş bir yelpazede hizmet veren bir daldır.

Yaş grubunun yanı sıra erişkinler için geçerli olan tüm dallar “pediatrik” olarak nitelendirilerek çocukluk çağı için ayrı bir uzmanlık alanı haline gelmiştir. Pediatrik kardiyoloji bilim dalı çocukların kalp problemleri ile ilgilenen bir daldır. Pediatrik onkoloji çocuklarda gözlenen tümörlerle ilgilenen bir daldır. Bunun gibi pek çok örnek verilebilmektedir.

    Pediatri insanoğlunun üremeye başladığı ilk zamanlardan beri içgüdüsel olarak da hissedebildiği bir bilgi birikiminin neticesinde oluşturulmuş bir bilim dalıdır. Bir kadının gebe kalması ile birlikte bebeğin takibine başlanır ve devamında doğumundan sonra ergenliğe kadar bu bilim dalının ilgi alanına girmektedir.

“Konjenital” olarak ifade edilen doğuştan gelen hastalıkların çözümlenmesi için yapılacakları pediatrik bilim belirler. Basit küçük lekelerden ciddi boyutlu anomalilere kadar gidebilen bir hastalık grubu söz konusudur. Doğum başlı başına bir mucizedir ancak sağlıklı bir bebeği dünyaya getirmek görülecek en büyük mucizelerin başında gelir. Gebelik ve doğum süreci gerek anne gerekse bebek için ciddi sıkıntılara yol açabilmektedir.

Ebeveynlerin çocukları konusunda çok hassas olması çoğu zaman yapılan işlemler sırasında sorunlara sebep olabilmektedir. Ancak yalnızca duygusal yaklaşımla ne yazık ki objektif karar vermek mümkün değildir. Bu nedenle pediatrik bilimlerde öncelikle çocukların sağılığı göz önünde bulundurulmalıdır.

ROMATİZMA NEDİR, SEBEPLERİ NELERDİR?

Vücudumuzda hareketi sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bunları birbirine bağlayan bağlarda, ağrı, şişlik, şekil bozukluğu, hareket kısıtlılığı gibi ortaya çıkan sorunlara genel olarak romatizma denir.

 Romatizma tek bir hastalık değildir, 200’den fazla çeşidi vardır. Romatizması bulunan hastalar doktora genel olarak eklem/kas ağrısı şikayetiyle başvururlar. Romatizmanın genel olarak belli bir sebebi bulunmadığı gibi, yaş, cinsiyet, aileden gelen genler, çevresel koşullar, çeşitli enfeksiyonlar ve bilemediğimiz bazı durumlar romatizmanın ortaya çıkmasını ciddi anlamda tetikleyebilir.

            ROMATİZMA HASTALARI NELERİ YAPMALI, NELERİ YAPMAMALI

Romatizma hastaları ağrı ve şiş durumu olduğu zaman istirahat etmelidir. Özellikle ağrı ve şiş bulunan bölge fazla yorulmamaya gayret edilmelidir. Üzün süre hareketsiz kalınmamalı, doktor tavsiyesi ile çeşitli egzersizler yapılmalıdır. Romatizma hastaları için yiyecek olarak belli bir kısıtlama olmamakla birlikte, düzenli ve sağlıklı beslenmeli, kilolarına dikkat etmelidirler. Şişmanlık eklem yükünü arttıracağından ağrıları fazlalaştıracaktır. Romatizmalı hastalar aşırı sıcak ve aşırı soğuktan sakınmalıdırlar.

            ROMATİZMAYA İYİ GELEN YİYECEKLER

Romatizmalı hastalar için önerilen ve hepimizin de çok iyi bildiği iki çeşit yiyecek vardır. Bu yiyeceklerden birisi gencinden yaşlısına herkesin yemesi gereken  yumurtadır. Çünkü yumurta içerdiği sülfür ile kas ve eklem yapısını mümkün mertebe  güçlendirmektedir. Bu hastalar için önerilen bir diğer yiyecek ise balıktır. Balıkta bulunan Omega yağının iltihaplı romatizma hastalarına iyi geldiği bilinmektedir.

Spor Yaparken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Her erkek, vücudunun güzel görünümlü olmasını ister. Spor yapmak hem zihinsel hemde fiziksel yönde bizi olumlu etkiler. Yeterli ve doğru bir şekilde nefes alabilmemizi sağlayan sporun, bünyemize ve fiziğimize oldukça yararı vardır. Vücudumuzun erken yaşlanmasını önlemek için, düzenli olarak spor yapmamız gerekmektedir.

  1. Spor Yaparken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Kilo aldığımız zaman veya bazı sağlık sorunlarından kurtulabilmemiz için spor yapmamız önerildiğinde, hemen bir spor salonuna yazılırız. Salonlarda yaptığımız karmaşık sporların ne kadar bize etkisi vardır? Sanıldığının aksine karmaşık sporlar yapmak bize istenilen yararı sağlamaz. Araştırmalara göre, düzenli ve aynı tempoda belli spor dallarında uğraşmamız gerekir. Günlük 35-45 dakika yürümek, spor salonlarında yaptığımız, karmaşık hareketlerden daha yararlıdır. Spor yaparken toksinlerin, terleme yoluyla dışarı atılması vücudumuzda su kaybına neden olur. Bu yüzden belli aralıklarda ve az miktarda su tüketmemiz şarttır.

  1. Spor Yapmanın Faydaları Nelerdir?

Spor yapmak, fiziksel gelişimimiz ve zihinsel gelişimimiz için oldukça önemlidir. Alabileceğiniz nefes miktarını maksimuma yükselterek, gün içerisindeki yorgunluklarınızı azaltabilirsiniz. Spor yapan insanlar, soğuk ortamlara girdikleri zaman diğer insanlara göre ortama daha çabuk alışır. Sağlık açısından bize olumlu katkıları olan spor ‘un, kalp krizi riskini azalttığı görülmektedir. Kanınızdaki yoğunlaşmaları azaltarak, kan akışınızı hızlandırır. Kalbinizin kanı daha hızlı pompalamasına yardımcı olarak, daha az yorulmanızı sağlar.

Erkeklerin spor yapması, kendilerine olan güveni artırmaktadır. Araştırmalara göre, erkekler spor yaptıktan sonra, kendilerini daha güçlü hissettiklerini söylemişlerdir. Spor yapmak derinizi daha sık pürüzsüz kılacaktır. Yaşlanmalardan kaynaklanan deri büzüşmesi ve derinin sarkması, spor yapanlarda daha az görülmektedir. Sporu karmaşık yapmak yerine, düzenli bir şekilde yaparak bir çok sağlık sorunlarından ve fiziksel görünüşümüzü daha düzgün kılabiliriz.

Az Pişmiş Yiyecekler Tüketerek Formda Kalın 

 

Bir yiyeceğin içindeki vitamini ve minerali korumanın en iyi yolu, o yiyeceği az pişirmek veya çiğ tüketmektir. Bir sebzenin kaynar suda pişirilmesiyle birlikte, sebzenin vitamininin %30-75’i arası suyun kendisine gitmektedir. Sebzenin kaynatıldığı suya biraz tuz ilave edilmesi bu oranı bir miktar düşürmüş olsa bile, %50 C vitaminin suya aktarılması hiç bir şekilde engellenemez. Eğer, sebzeyi pişirme şekli olarak, buharda pişirme usulünü tercih ederseniz, bu oranı  %10-20’ye kadar düşürmeniz mümkün olacaktır. Kızgın bir tavada, bir miktar çevirerek pişirerek az pişmiş, kıtır kıtır şekilde yerseniz ise, besin değerini önemli ölçüde korumuş olursunuz.

Kişinin, besinlerini bu şekilde besin değerlerini koruyarak tüketmesi, onu sağlıklı ve formda tutmaktadır. Yemek yemek, doğru usullerle gerçekleştirildiği zaman, zevke ve sağlığa dönüştürülebilir. Bir çok kişi bunu severek yapar ve çoğu zaman ölçüyü kaçırır. Sonrasında ise önemli sağlık sorunlarıyla baş etmek zorunda kalabilir. Bunun önüne geçebilmek için sizde mutlaka, az pişmiş yiyecekler yiyerek formda kalın.

Bebeklerde İşitme Kaybı

Bebeklerde işitme kaybı yaşanması, doğumda karşılaşabileceğiniz sıkıntılı durumlardan bir tanesidir. Özellikle bebekler söz konusu olduğu zaman, anlaşılabilmesi güçleşen işitme kayıpları, gözlenmesi güç bir durum olduğundan ötürü, bebekte  bir takım konuşma ve dil gelişimi geriliğine yol açabilmektedir. Yeni doğan bir bebeğin işitme kaybıyla dünyaya gelmesi binde bir ile, binde üç arasında yaşanmaktadır. Bu oranla yeni doğan bebek yoğun bakım ünite bölümlerinde daha sıklıkla karşılaşılmaktadır.

Ailede çocukluktan kalma işitsel kayıpların olması, annenin hamilelik esnasında bir takım ilaçları kullanması, anne ve baba arasında akrabalık, doğum esnasında bebeğin oksijensiz kalması veya solunum zorluğu yaşaması, doğduğunda kilosunun 1,5 kilodan az olması, doğduğunda yeni doğum yoğun bakım ünitesinde kalması gereken durumların görülmesi, doğum sonrasında sarılık değerlerinin fazlalığı, doğduğunda kulak şeklindeki bazı anormalliklerinin fark edilmesi, bazı ateşli hastalıklar geçirmesi, bebeğe verilen bir takım ilaçları kullanması bu işitme kayıplarına sebep olabilir. Bu durumlardan birinin veya bir kaçının bebeğinizde görülmesi, bebeğinizin risk altında olan kişilerden olduğunu göstermektedir.

Bebeklerde işitme kaybı nın olup olmadığının erken tanısının konulabilmesi için, Yeni doğan İşitme Tarama Programı yürütülmektedir. Bu amaçla yeni çocuklar doğduğunda ilk 24 saat içerisinde, işitme tarama testi yapılır. Uygulanan testlerin isimleri, Uyarılmış Otoakustik Emisyon ve İşitsel Beyinsapı Cevabı’dır. Bu testler tek olarak veya beraberce uygulanabilmektedir. İşitme taramasında iki farklı şekil kullanılmaktadır. Bunlar testler TEOAE (Transient Otoacouistik Emissions) ve DPOAE (Distortion Product Otoacouistik Emissions)’dir.

Dekolte Bölgesi Kırışıklıkları Nasıl Önlenmektedir 

Belli bir yaştan sonra vücudunun hemen her yerinde olduğu gibi dekolte bölgesinde de kırışıklıklar meydana gelmektedir. Özellikle, dekolte bölgesi açık kıyafetler giyen bayanlar, bu bölgelerinde oluşan kırışıklardan oldukça rahatsızlık duymaya başlarlar. Dekolte bölgesi ilerleyen yaşın etkisiyle, güneş ışıklarının etkisiyle veya nemsizlik gibi nedenlerle kırışabilmektedir.

Dekolte bölgesi kırışıklıkları nasıl önlenmektedir incelediğimiz zaman, bir takım ana başlıklarla karşılaşırız. Öncelikle, dekolte bölgesi boyunla ilişik olduğu için, dik durmak bu bölgenin kırışmaması için çok önemlidir. Boynunuzu sürekli eğik halde tutarsanız, zaman içerisinde bu bölgenizde kırışmalar görülecektir. Normal bir şekilde oturduğunuzda, televizyon izlerken veya bilgisayar kullanırken buna dikkat etmeniz gerekmektedir. Duruşunuz düzgün, baş ve omzunuzda dik bir şekilde oturma pozisyonu almanız icap etmektedir.

Dekolte bölgesi kırışıklıklarında, yatış şeklinizde önemlidir. Yastığınızın yüksekliği, yatış şekliniz ve sürekli yatar pozisyondayken çarşafların izinin vücudunuzda bıraktığı izler zamanla dekoltede kırışıklığa sebep olur. Bunu önlemek için, uyuyacağınız zaman, boyun eğilmeden anne karnındaki şeklinizi almanız yarar sağlayacaktır. Yastık olarak ta, saten yastık kullanmanız, izlerin oluşmasına mani olacaktır. Visko yastık tercihinde bulunmanızda hem rahat yatmanızı sağlar, hem de dekolte kırışıklığına mani olur.

Ayrıca parfüm alırken, cildinize uyumlu parfümü seçmeye özen gösterin ve dekolte bölgenize sıkmamaya gayret gösterin. Bu dekolte bölgenizde izlerin ve lekelerin oluşumunu engelleyecektir. Bütün bunlara dikkat göstermeniz, bu anlamda size büyük fayda sağlayacaktır.

Exit mobile version