Her ne kadar temiz ortamlarda bulunduğumuzu düşünsek de, gerçekte çevremizi birçok mikro canlıyla paylaşırız. Bunların en büyükleri toz akarlarıdır. Bu mikroskobik hayvanlar, derinizin üzerindeki kılların etrafında yaşarlar. Daha da küçükleri ise kimi zaman milyonlarca bireylik koloniler halinde yaşayan mikrop türleridir. İnsan bu görünmez canlılarla kuşatılmış durumdadır. Bedenimizi işkâl için fırsat kollayan düşman, her an pusuda beklemektedir. Bakteriler, uygun ortamı buldukları ilk fırsatta çoğalan tek hücreliler. Mantarlar, nemli ortamlara hâkim olan asalaklar.

bakteri

 

Virüsler, ancak elektron mikroskobunun keşfiyle varlığından haberdar olduğumuz, bilinen en tehlikeli işkâl kuvvetleri. En sinsi ve tehlikeli olanları grip virüsü, çiçek virüsü, ebola, çocuk felci, HIV(aids) virüsü ve diğerleri. Bundan bir asır kadar önce ilkel ışık mikroskobu altında, bilim adamlarının cevap aradığı esrarengiz bir soru vardı. Hücreler görünmez bir düşman tarafından, şaşırtıcı bir hızla imha ediliyordu. Bu toplu hücre ölümlerinin sebebi, o yıllarda bilim adamları için bir sırdı. Alman bilim adamları, 1930’lu yıllarda elektron mikroskobunu icat edinceye kadar. Bu görüntüleme teknolojisinde, bilinen ışık mikroskoplarından farklı olarak, ışık huzmesi yerine elektron parçacıkları kullanılmaya başlandı. Cisimler 7000 kez büyütüldüğünde, bu esrarengiz düşman artık görüle biliyordu. Virüsler, böylece yaşamın yeni bir formu keşfedilmiş oldu. Çok çeşitli ilginç geometrik şekillerden oluşan, trilyonlarcasının tek bir noktaya sığabildiği topluluk. Bu yüzden yeryüzündeki en küçük yaşam formu olarak bilinirler. Boyutları milimetrenin yalnızca binde biri kadardır. Virüslerin yapısı, en zor şartlarda bile zarar görmemek üzere tasarlanmıştır. Ele geçirecekleri hücreyle karşılaşana kadar, kristalleşmiş halde bekleyebilirler. Yaşamla ölüm arasında bir yerde asırlarca bile bekleyebilirler. Çoğalmak üzere kodlanmışlardır ve tabi çoğalırken zarar vermek. Ve insanlığı çaresiz bırakan aids virüsü. İçinde bir protein kılıfında, dikkatlice korumaya alınmış, DNA zinciri yer alır. Taşıdığı bilgi,  işkâl edilen hücrelerde yeni aids virüslerinin nasıl üretileceğini tarif etmektedir.

Virüsler, insan, hayvan ya da bitki hücresine girip onun besinini, enerjisini yada organellerini kullanmadan yaşayamaz ve çoğalamazlar. Virüslerin kendi başlarına yaşayıp, üreyebilecek sistemleri bulunmaz. Bu yüzden ihtiyaçlarına uygun bir hücrenin içine girer, onu işkâl ederler.

 Virüs ilk aşamada hücrenin kendine uygun olup olmadığını, büyük bir titizlikle tespit eder. Özel algılayıcılar sayesinde, hücreyi kontrol eder, eritici enzimler kullanarak hücre zarında bir delik açar ve kendi genetik kodunu hücrenin içine bırakır. Hiçbir şeyden haberi olmayan hücre, normal faaliyetlerine devam etmekte ve ihtiyacı olan proteinleri ürettiğini zannederek,  yeni DNA’yı kopyalamaya başlar. Bu akılcı tuzak yüzünden, hücre kısa sürede kendi düşmanı üreten, bir fabrika haline gelir. Bir süre sonra virüslerle dolan hücre patlar. Etrafa dağılan virüsler, bu akıllı üreme tekniğine devam ederler. Farklı virüs tipleri, bedenimizdeki farklı dokulara saldırır. Kuduz beyin dokusunu oluşturan hücrelere hücum eder. Çeşitli soğuk algınlığı virüsleri burun ve sinüslere yerleşir. Kabakulak virüsü sadece ağzımızdaki tükürük bezlerini enfekte eder. Hepatit virüsü ise karaciğere yerleşir. Grip enfeksiyonu, savunma sistemimizi en çok uğraştıran hastalıktır. Her yıl farklı bir grip virüsü, salgın hastalığa neden olur ve her kış karşımıza, ilk kez karşılaştığımız bir virüs çıkar. Farklı özelliklere sahip grip virüsleri karşısında, savunma sistemimiz ciddi bir mücadele vermek zorunda kalır. Her yıl farklı bir grip aşısı üretilmesinin sebebi budur.

 

 

Önceki İçerikMigrene Dair Her Şey
Sonraki İçerikŞeffaf Diş Teli

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz