4A Hizmet Dökümü

Söz söyleyiş tarzı konusunda yığın yığın yazı yazılmış, buna dâir birçok kaideler, hattâ birçok teşrifat icat edilmiştir. Bugün, bütün bunların bir kıymeti kalmadı. Bugünün dinleyicileri söz söyleyenin konuşur gibi, doğrudan doğruya söz söylemesini ve konuşma tarzından ayrılmamasını istiyorlar.

Aynı tarz güzeldir fakat aynı tonla konuşulduğu takdirde hatibin sözleri işitilmez. Onun için hatibin tabiîliğini kaybetmemek için bir kişiye değil, fakat kırk kişiye hitap ettiğini hesaplayarak sesini kâfi derecede kuvvetlendirmesi lâzımdır. Nasıl, binanın tepesindeki heykelin, haşmetli ve yoldan geçen insana gayet tabiî görünmesi için heykeli birkaç misli büyüklükte yapmak lâzım geliyorsa, hatibin sesi de tabiîliğini kaybetmemek şartıyla kuvvetlenmelidir.Mark Twain, Nevada’daki madenciler kampında bir konferans verdikten sonra, işçilerin biri kendisine yaklaşmış ve: “Belâgatinizin tabiî tonu bu mu?” diye sormuştu, işte herkese lâzım olan da budur. Yani, belâgatinin tabiî tonundan ayrılmadan onu kâfi derecede büyütmek.

Meselâ, Ticaret Odası üyelerine hitaben mi söyleyeceksiniz? Bu üyelerden biriyle nasıl konuşuyorsanız, bunların toplu heyetine de aynı şekilde hitap ediniz. Çünkü, bu topluluk, bu bir tek üyenin sayısı çoğalmış kimselerdir. Bir iki kişi ile muvaffak olan hareket tarzının bir heyet ile muvaffak olmaması için sebep yoktur.

Size bir romancının nutkundan bahsetmiştim. Onun söz söylediği yerde, birkaç gece sonra Sir Oliver Lodge’yi dinlemek şerefine nail oldum. Konu, “Atom ve Cihanlardı. Üstadım, yarım asırlık bir ömrü bu konuyu düşünmek, etüt etmek, araştırmak ve ona dair tecrübeler yapmakla geçirmişti. Onun kalbinde, kafasında ve hayatında çağlayan ve fışkırmak isteyen bir söz vardı. Kendisi bir nutuk söylediğini unutmuştu. Onun bunu unutmasına ben de sevinmiştim, Fakat nutuk söylediğini unutan hatip, dinleyicilere atomları anlatıyor; sözün itina ile doya doya söylüyor, bize kendi gördüklerini göstermek ve hissettiklerini hissettirmek istiyordu.

Netice ne miydi? Harikulade bir konuşma! Bu konuşma hem cazipti, hem kuvvetliydi. Ve herkesin üzerinde derin bir tesir bırakmıştı. Üstadın hitabındaki hüneri fevkalâdeydi. Hâlbuki kendisi hatip olarak tanınmamıştır. Ve onu dinleyenler de onu hatip sıfatı ile dinlemişlerdir. Çünkü hitabet yaptığını hissettirmeden en hünerli hitabeti yapıyor ve kafalara giriyor, gönüllere hâkim oluyordu.

Siz de ey aziz okuyucu, dinleyicilere hitaben söz söylediğiniz zaman dinleyicilehnize benden ders alarak söz söylemeye alıştığınızı hissettirecek olursanız, benim itibarımı yükseltmiş olmazsınız. Sözü o kadar tabiî, o kadar canlı söylemelisiniz ki, dinleyicileriniz sizin ders aldığınızı ve çalıştığınızı katiyen hissetmesinler, akıllarına getirmesinler. Güzel bir pencere dikkati üzerine çekmez, o yalnız ışığın içeriye girmesine hizmet eder. İyi bir hatip de böyledir. O kadar tabiidir ki, dinleyiciler o söyleyiş tarzına bakmazlar, yalnız mesele ile alâkadar olurlar.

Önceki makaleÇocuklarda Obezite Nasıl Önlenir?
Sonraki makale40’ınızda da Muhteşemsiniz!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here