Öğrenciler için

Öğrencilerin akıllı yardımcısı

Öğrencilerin başarısı için Okulistik’te her şey var.

Konuları daha iyi öğrenebilecekleri interaktif konu anlatımları, öğretmen videoları, etkinlikler, soru çözümleri, konu testleri, hazırlık ve online değerlendirme sınavları, elektronik kitaplar ve daha birçok içerik...

Hepsi Okulistik’te

Veliler kolayca takip edebiliyor

Çocuğunuzun başarısına katkıda bulunun.

Okulistik üyesi öğrencilerin anne babaları ücretsiz olarak Okulistik Veli Üyesi olabilirler. Veli üyesi olarak çocuğunuzun derslerdeki katılım ve başarımlarını takip edebilir, başarısına katkıda bulunabilirsiniz.

Okulistik Veli Üyeliği ücretsiz

Veiler kullanıyor
Öğretmenler kullanıyor

Öğretmenler için zengin içerik

Okulistik üyesi öğretmenlerin işleri kolaylaşır.

Okulistik en iyi ders işleme, ölçme değerlendirme ve öğrencilerin gelişimlerini takip etme araçlarıyla donatılmıştır. Siz de Okulistik’e üye olun, işinizi kolaylaştırın.

Okulistik Öğretmen Üyeliği ücretsizdir.

Sizden Gelenler

Öğrencilerimizin başarısı için çalışmaya devam ediyoruz. Sizin memnuniyetiniz bizim gururumuz.

Okulistik çağrı merkezi görüşme kayıtlarından derlenmiştir.

konu anlatımı

Konu Anlatımı

Ders tekrarı mı yapmak istiyorsun?

Okulistik'te temel derslerinle ilgili bütün konu anlatımları var. Bütün konu anlatımları etkileşimli yani interaktif. Hem dersleri izle hem etkinlikleri yap. Sonunda da katılım ve başarımını gör.

konu anlatımı
video konu anlatımı

Video Konu Anlatımı

Dersi bir de özel öğretmenin anlatsın mı?

Okulistik’teki öğretmenler konuyu en iyi şekilde öğrenmen için en güzel örnekleri sunar, en iyi etkinlikleri yapar.

video konu anlatımı
etkinikler

Etkinlikler

Bir konuyla ilgili etkinlik mi yapmak istiyorsun?

Okulistik'te her konuyla ilgili birçok interaktif etkinlik ve çalışma kâğıdı var. Etkinlikleri ya da çalışma kâğıtlarını aç, çözümleri bul, başarını artır.

etkinlikler
konu testi

Konu Testleri

Bir konuyu ne kadar öğrendiğini bilmek mi istiyorsun?

Okulistik'te her konuyla ilgili konu testleri var. Konu testlerine katıl, başarını ölç. Eksik olduğun konuları gör.

konu testi
çözümlü soru

Çözümlü Soru

Sınavlarda karşılaşacağın soruların nasıl çözüldüğünü görmek mi istiyorsun?

Okulistik'te her konuyla ilgili birçok soru çözümü videosu var. Soru çözümlerini izle, hem konuyu daha iyi anla hem de soruların nasıl çözüleceğini öğren.

çözümlü soru
ödevler

Ödevler

Okulistik’te şimdi hazır ödevler var. Öğretmenler kolayca çıktısını alabilir ve öğrencilerine dağıtabilir.

ödevler
kitaplar

E-kitap

Yardımcı kitaplara mı ihtiyacın var?

Okulistik'te her dersle ilgili birçok yardımcı kitap var. İstediğin kitabı seç, istediğin kadar oku.

kitaplar

Ünite Testleri

Okulistik’te sadece konu testleri değil ünite testleri de var. Ünitenin tamamını kapsayan testlere katıl, bütün konularla ilgili genel düzeyini değerlendir.

ödevler

Sınavlar

Genel değerlendirme sınavlarına katılmak mı istiyorsun?

Okulistik'te her yıl altı hazırlık, altı değerlendirme sınavı var. Sınavlara katıl, hangi derslerin hangi konularında eksiklerin olduğunu gör. Türkiye geneli, il geneli, okul geneli ve şube geneline göre durumunu izle.

kitaplar

AB SÜRECİNDE MİLAT DÖNEMİNE GİRİYORUZ

AB; kendi varlığı ve yarınları için çok önemli bir karar aşamasına geldi. Ya bize “evet” deyip yarınlarının daha güvenli ve istikrarlı olabilmesine; veya “hayır” deyip tüm dünya önünde güvensiz ve kimliksiz bir geleceğine karar verecek. Gelen sinyaller olumlu, ancak aykırı ve çatlak sesler de yok değil. Avusturya’nın Hırvatistan takıntısı, Almanların Hıristiyan Demokratları, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesiminin “kendilerini tanıma ve kabullenme” komplekslerini bir kenara koyacak olursak genel çerçeve; AB’nin Türkiye’yi rahatlıkla kabul edeceği yönünde. Zira AB biliyor ki,Türkiyesiz bir istikrar, güven söz konusu olamaz. 70 milyonluk genç ve dinamik bir nüfusuyla, dünyanın en güçlü ve donanımlı ordusuyla, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya, Türki Cumhuriyetler ve diğer stratejik ve jeopolitik bölgelere olan yakınlığı ve münasebetiyle Türkiye; onlar için vazgeçilmezdir, kaçınılmazdır. İster istemez Türkiye, onlar için her türlü güven ortamının, istikrarın sigortasıdır, garantisidir. Bölgesel barış ve güvenin temini açısından Türkiye, yine ayrıcalıklı durum ve konumunu her zaman muhafaza etmektedir. Bu gerçekleri değil AB, tüm dünya biliyor. İşte o nedenle AB; kesinlikle Türkiye gibi bir ülke ve toplumdan vazgeçemez. Aykırı ve çatlak sesler her zaman ve her yerde olur. Önemli olan genel çerçeve ve kanaatlerdir.

Türkiye, uzun zamandır AB ile ilgili dengeli ve ılımlı tavrını sürdürüyor. Değişen dünya dengeleri içerisinde giderek önemli bir konuma ulaşan Ankara, uluslar arası dengelerin yeniden şekillenip oluşmasında da söz sahibi olma gayretinde. Bir yandan AB ile olan diyalogları, beri taraftan da ABD ve diğer dünya ulusları ile olan ilişkileri, Ankara’ ya ayrıcalıklı bir önem atfediyor. Bu önem artarak devam eden küreselleşme eğilim ve yönelimleriyle birleşince, uluslar arası arenada ve balanslarda Türkiye’ yi bir denge unsuru olmaya itiyor.Bu haliyle Türkiye, dünyanın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Şüphesiz onu bu duruma taşıyan salt jeopolitik ve jeostratejik pozisyonu değil tabii ki. Mensubu olduğu uygarlık değerlerinin de bunda payı azımsanmayacak kadar büyüktür.

Jeopolitik ve jeostratejik duruş ve konumunu bir tarafa koyacak olursak, burada öne çıkan daha önemli bir unsur olan uygarlık değerleri, uluslar arası ilişkilerde belirleyici faktörleri oluşturuyor.

Samuel Huntington’ un ısrarla ağzına doladığı “(crisis of civilations) medeniyetler çatışması”, uygar Batının değerler manzumesinde olanca ağırlığını hissettiriyor.Aidiyetimiz olan uygarlık ile, entegre olacağımız uygarlık arasında var olan ve uzun geçmişe dayanan kopukluk ve ilgisizlik bir çırpıda giderilmeye çalışılıyor.Küçük bir arıza gibi görülen uygarlık sorunu, aslına bakılırsa çıkmazların ve açmazların başını çekip çeviren bir sorun olmaya aday. Medeniyetler çatışmasını savunan kesimlerin ellerindeki ipuçları, daha önce gerçekleşmiş kötümser tarihi realitelere yaslanır.Uygarlıkların bir uzlaşma içerisinde olduğunu öne sürenlerin gerekçeleri de, tarihi olayları iyi niyet temelinde ele alarak, ayrılıkları bir zenginlik olarak görmeye dayanır.İki temel düşünüş arasındaki fark; tarihe bakış açısında yatıyor. Hoşgörü ve diyalog unsurunu içeren uzlaşmacı yaklaşım, çatışmalardan uzak kalmayı yeğlerken, diğer görüş ise farklılıkları derinleştirmektedir.

Tüm dünyada genel geçerliği olan evrensel değer ve referans çerçeveleri, uygarlıkların müşterek buluşma noktaları olarak telakki edilebilir.Bunda tüm taraf ve kesimler hemfikir.Kızıl kıyametlerin koptuğu noktalar, taraflar arasında uçurumlar oluşturan ayrıcalıklı noktalardır.Yerel ve kültürel yapıdan kaynaklanan bu kırmızı çizgiler, ulusların çekingen taraflarını oluşturuyor. Bir yerde onların yumuşak karnı da diyebiliriz, bu noktalara.

AB, bir uygarlık projesi olarak, çok renkliliği ve kültürel zenginliği kabul eder niteliktedir.Tek tip bir medeniyet yaratma amacı gütmez. Toplumların hassasiyetlerine saygı çerçevesinde, onları diğer Batı toplumlarıyla kaynaştırıp, bütünleştirmeyi hedefliyor. Bu entegrasyonu gerçekleştirirken de, gönüllülük esasına riayet eder. Zira demokrasilerde zorlama değil, genel kabuller esastır ve geçerlidir.Kimse kimseye zorla bir şeyler kazandırma kaygısını taşımıyor.

Ulusal kaygıların da devreye girişiyle AB entegrasyonu hepten bir açmaza sürükleniyor.Zaman zaman AB karşıtı kesimlerin yüksek perdeden dillendikleri kaygılar, genelde eski alışkanlıklarımızla yakından ilgilidir.Söz konusu kaygıların giderilmesi de zaman alacağa benzer. Alışık olmadığımız şeylerin rutinleşerek yaşamımıza katmamız isteniyor bizden.İlk etapta zor gibi görünüyor.Yıllanmış alışkanlıklarımızı terk etmemiz arzulanıyor. Oysa zorluk, onu yapmada değil, onu benimseyip özümsemededir. İnsanlar genelde kabullendikleri şeyleri, yapmak üzere harekete geçerler.Kabullenmedikleri şeyler onlar için yabancılık arz eder. Ve bu ayrıksılar dışlanmayla karşı karşıya kalır.Uyumu güçleştirecek asıl açmaz buradadır.

YENİ NESİL: ROBOT İNSANLAR
Esra benim en küçük kardeşim, on yedi yaşında. Geçenlerde balkonda otururken bir soru sordum ona: Sen hiç ağaca çıktın mı? Sorumu anlamsız buldu. Fakat yine de cevapladı. “Hayır abla…” Peki, sen hiç odunla, çamurla oynadın mı? Yağmurda yürüdün mü? Mahalle de koşturdun mu? Arkadaşlarınla kaç kere evcilik oynadın? Seksek oynadın mı hiç? Hangi oyunları bilirsin? İsim-Hayvan-Şehir oynadın mı hiç? Adile Naşit diye birini biliyor musun? Ben sordukça soruyordum. O her soruma aynı cevabı veriyordu. “Hayır abla…”
Ve sonra öğrencilerim geldi aklıma. Onlarda bu söylediklerimin hiçbirini yapmıyorlar. Okul-dershane-etüt merkezi-özel ders…. Bunlar arasında sıkışıp kalıyorlar. Veli seminerlerinde velilerime kıyas yapmayı yasaklarken şimdi ben bir kıyas yapacağım. Hangi nesil daha şanslı?
Ne bileyim Kemal Sunanımız vardı mesela…. Zeki Mürenimiz, sanat güneşimiz. Ya Yeşilçam değerlerine ne demeli… Hangi birinin adını yazayım… O filmler bir başka güzeldi. Selvi Boylum Al Yazmalım filminden daha güzel bir film yapıldı mı? Tek bir kanal vardı. Gündüzleri bütün çocuklar Susam Sokağını izlerdik. Kurabiye canavarı, Edi-Büdü… “Dağdan bir kız gelir döne döne…” Susam sokağını eleştiriyorlar. Daha güzeli varmış gibi… Daha iyisini yapmış gibi… Bizim çizgi filmlerimiz daha bir güzeldi sanki… Şirinler, Tazmanya canavarı… Ya Atlı Karıncayı hatırlayan var mı ?
Televizyonumuz siyah-beyaz gösteriyordu. Başka dünyalar siyah-beyaz… Renkli televizyonun ilk alındığı günü hatırlıyorum. Nasıl da heyecanlanmıştık. Ya ilk otomatik çamaşır makinesine ne demeli? Çamaşır yıkadığında bitene kadar karşısında izlemiştik. İlk elektrikli süpürge alındığında onu oyuncak olarak kullanıyorduk. Annem yokken açıp birbirimize tutuyorduk. Eteklerimizi içine çekmesi karşısında kahkahalara boğuluyorduk… Evet, ne güzel tatlardı bunlar. Çeşit çeşit oyuncaklarımız yoktu… Genelde kendi oyuncağımızı kendimiz yapıyorduk. Kendi oyunumuzu kendimiz kuruyorduk. Ben çocukken her mahallede ip oynayan kızlar vardı. Her sokakta seksek oyunu için tebeşir ile çizilirdi. Bütün erkekler maç yapardı, kavga yapardı. Şimdi hiçbir sokakta ne oyunlar var ne de çocuk sesi. Şimdi ki çocuklar bilgisayar, televizyon ve adını bile bilmediğim bir takım oyunlar peşinde…
Oyuncak bebeklerimize elbiseler dikerdik. Annem eski kullanılmayan kumaşları bana verirdi. Çeşit çeşit elbise dikerdim. Evet, 8-9 yaşlarında. Şimdi çocuklara iğne vermiyorlar. Eline batarmış. Zaten şimdi ki çocukların oyuncak bebeklerinin kıyafetlerini de satıyorlar. Mesela çok fazla kıyafetimiz olmazdı. Çok fazla alışveriş yapmazdık biz. Fakat her bayramda mutlaka bir şey alınırdı. Biz genelde arife günü çıkardık alışverişe. Aldığımız eteği yatağımızda başucumuza koyar. Sabaha kadar heyecandan uyuyamazdık. Biz baklavayı, tulumbayı genelde sadece bayramda yerdik. Ya o şeker toplamak yok mu? Arkadaşlarla yarış yapardık “En çok şekeri ben toplayacağım yarışı” Dilediğimiz kadar yiyorduk. Mahallede koşuyor, ağaçlara çıkıyorduk. Kilo problemimiz yoktu bizim. Şimdi öğrencilerim diyet programında… Okul kantininin en lüks yiyeceği simit ayrandı. Hamburger girmemişti daha içimize. O simit ayranın tadı nerede şimdi? Ya şimdi ki çocuklar; simit ve ayranın tadını bilirler mi acaba? Okul bahçesinde yerdik. Alamayan arkadaşlara yarısını verirdik… Ya şimdi ?
Bizim psikolojimiz hiç bozulmazdı. Bozulsa bile birini döver ya da birinden dayak yer bir şekilde o psikolojimizi düzeltirdik. Annelerimiz her gün ev işini bitirir. Evlerin bahçesinde otururdu. El birliğiyle güzel sofralar kurulurdu. Gözlemeler, pastalar. Kimin evinde ne varsa ve ne yapabiliyorsa. Mahallede bir düğün olduğunda herkes el birliğiyle yardım ederdi. Biri öldüğünde camide sela verildiğinde herkes koşarak o eve gider elinden geleni yapardı. Ya şimdi? Ölen o komşuyu tanımıyoruz bile?
Gazozun içine leblebi koydunuz mu hiç? Kitabımı okuyan öğrencilerim bunu denemişler… Acaba benim bulduğum o tadı bulabilmişler mi? Sokak dondurmaları, belki çok hijyenik değildi fakat şimdi satılan bütün dondurmalardan daha güzeldi. Elif teyzenin bahçesinde yetiştirip sattığı kayısı daha güzeldi… Şimdi ki çocuklar Elif teyzenin kayısını yiyemeyecek… Bahçeyi sulardık. Kuyudan su çekerdik. Şimdi ki çocuklardan kaç tanesi kuyudan su çekti. Bahçe sulamak gideceğin çok psikologdan daha yararlıydı. Kocaman bir ceviz ağacımız vardı. Çatının üstüne çıkar ceviz toplardım. Ellerim leke olurdu. Ceviz lekesini bilmez yeni nesil… çatıya çıkmayı bilmez… Şimdi ki çocuklar merdiven boşluğunda büyüyor. Apartmanların ortasında sıkışıyor umutları. Koşamıyorlar, kavga edemiyorlar, bağıramıyorlar…. Şimdi ki çocukların tek eğlencesi internet, cep telefonu… Babaları akşam gelince televizyon izliyor, anneleri çalışıyorsa şayet ya ev işi yapıyor ya da… Çocuk her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor. Ve yalnızlaştıkça sağlıksızlaşıyor. Geçen yıllarda bir öğrencimin bir cümlesi geldi aklıma.14 yaşındaydı, anne ve babası çalışıyordu. Ekonomik durumları son derece iyiydi. “Annem bir kez olsun benim için yemek yapsın. Hep hazır yemekten bıktım diyordu.” Onun böyle bir soruna takılacağını hiç düşünmemiştim.
Bu konuları kimle paylaşsam “zaman” diyorlar. Biz yapı olarak böyleyiz işte. Hep başka bir nesle de başka birinde ararız suçu. Çocukluktan veriliyor bu bize. Mesela çocukken düştün ve ağlamaya başladın. Baban gelir…”Oğlum burası mı acıttı seni gel dövelim” der ve yeri tekmelemeye başlar. Böyle bir durumda çocuk susar. Nasıl bir duygudur. Geçenlerde yeğenim tepsiye takılıp düştü. Babası geldi aynı şeyi yaptı… Şimdi suçu zamana, yeni nesle atmak çok doğru gelmiyor bana. En azından birkaç saatliğine evde ki televizyon, bilgisayar her şeyi kapatıp, çocuklarını başına toplayıp onlarla sohbet edebilirsin. Oyun oynayabilirsin. Mesela bu akşam yapsana “İsim-Hayvan-Şehir” oynayın hep beraber. Çok zevkli olacak inan. Sonra her sabah kalktığında evdekilere “Günaydın” diyebilirsin. Komşularına, iş arkadaşlarına selam verebilirsin. Hatırlarını sorabilirsin. Büyüklerini ziyarete gidebilirsin. Halanı, teyzeni, amcanı… En son ne zaman gördün? Bir de en korkuncu var. İş güç geçim derdine düşüp kendi ana-babasını, kardeşlerini unutanlar. Hangi nesil daha şanslı? Bunun kararını siz vereceksiniz. Ve fakat şunu unutmayalım.
Ne kadar çağdaşlaşırsak çağdaşlaşalım bazı değerlerin unutulmaması gerekir.İç dünyamızın sağlığı haftalık alınan terapi seansları ile düzelmez. Gerçek ihtiyacımız olan şey, elimizde mümkün bulunan şeydir. Yani ona sahip olmak için bir koşula ihtiyacımız yok unutmayın. Çocuklarımıza sevgimizi onlara en marka cep telefonu alarak göstermeyelim. Çocuğumuzun robotlaşmasına izin vermeyelim. Onlarda bizim gibi çocukluk yaşasınlar… Koşsunlar, Düşsünler, Kavga etsinler, Üstlerini kirletsinler, Ağaca çıksınlar…. Aksi takdirde gelecek nesilden çok şey beklemeye hakkımız yok !
Sevgilerle….
-ŞEYMA YILDIRIM-
destek Destek