Fransız İhtilali


Fransız İhtilali

Eşitlik, özgürlük ve kardeşlik adına yapılan Fransız İhtilali, Avrupa tarihinde önemli bir dönüm noktası olmakla birlikte, Avrupa toplumlarının sosyal yaşamlarında yaptığı tahribat en az dile getirilen hareketlerden biridir. Dolayısıyla, devrimin bilinen sebep ve sonuç ilişkilerinden ziyade, toplumsal düzen üzerindeki dejeneretif etkileri üzerinde durmak yerinde olacaktır. 

İhtilalin Fikri Zemini 

  1. yüzylın sonlarına kadar Avrupa düzeni, kendisini ilahi temellere dayandıran bir düzendi. insanlar, bu dünyayı Allah’ın yarattığı geçici bir yurt olarak görüyorlardı. Bu geçici yurtta tek meşru otorite ise ilahi kökenli otoriteydi. Irkçılık, bir ulusun diğerinden farklı ya da üstün olduğu gibi düşünceler insanlara yabancıydı. İktidar monarşilerin ya da derebeylerin elindeydi ve iktidarın babadan oğula aktarılması prensibi yürürlükteydi. Bu aristokrasi sistemi dini bir kaynağa dayanmıyordu, ama yine de iktidar sahipleri hiçbir zaman dini otoriteye karşı gelmiyor ve İlahi kaynaklı düzene uyma sözü veriyorlardı. 

Ancak bu düzenden memnun olmayan, mevcut düzeni kendi menfaatleri önünde engel olarak gören bir kesim vardı. Bu kesim, siyasi otoritenin kendisini İlahi kaynaklarla meşrulaştırmasından şiddetle rahatsızdı. Zira bu sistem, din dışı düzen isteyenler için hiç de uygun bir zemin değildi. Bu engelin ortadan kaldırılabilmesi ise, ancak kurulu Avrupa düzenini kökünden değiştirmekle mümkün olabilirdi. Politik, sosyal ve ekonomik yönden, Batı yeniden şekillendirilmeli ve özellikle dini otoriteden koparılmalıydı. insanların zihnine dini inançları güçlü kılan düşünceler yerine, dünyevi bir anlayış yerleştirilmeliydi. Bu sosyopolitik değişimin gerçekleşebilmesi için sadece hükümetlerin değişmesi, krallıkların devrilmesi yeterli değildi. Toplumun düşünce yapısının ve bireylerin zihinlerinin de değişmesi gerekiyordu. Bunun için dini inançlar zayıflatılırken, insanlara da yeni kimlikler Verildi. İnsanlar bir dini cemaatin mensubu olmaktan çıkıp, sadece birer “yurttaş” haline getirildiler. C Yurttaş” tanımı, zamanla yeni bir ideolojik düzenlemeyle “yoldaş”a da dönüşecektir.) 

fransız ihtilali

işte bu değişim sürecinde Aydınlanma felsefesi ve Fransız Devrimi en büyük rolü oynadı. Aydınlanma, Avrupa’nın Katolik dünya anlayışından koparken, Onun yerine din dışı dünya anlayışının yerleştirildiğini göstermesi; Fransız Devrimi ise bunun için kullanılan yöntemleri açığa vurması bakımından dikkatlice incelenmelidir.

Aydınlanma felsefesinin dejenere ettiği Avrupa Toplumları 

Avrupa toplumları Aydınlanma felsefesiyle tanışana kadar, bu toplumların aklında pek fazla çözülmemiş sorular yoktu. insanın ne olduğu, hayatın ne anlam taşıdığı, insanın nasıl doğruyu bulabileceği ve neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda farklı düşünceler taşımıyorlardı. Bu soruların cevapları din tarafından verilir; yetkisini yine dini kıstaslardan alan yöneticiler, insanları yönetirdi. Dinin insana öğrettiği temel değerlerin başında da, Allah sevgisi ve korkusu ve yeryüzünün insan için geçici bir yurt olduğu ve ölümden sonra sonsuz bir hayatın varlığı, insanın bu asıl yurt için çalışması gerektiği, kısaca ahiret inancı geliyordu. 

Aydınlanma ise dine dayalı toplum anlayışını ortadan kaldırdı. Bu durumda yukarıda sözünü ettiğimiz sorulara yeni cevaplar aranmaya ve akıl ve mantık dışı birtakım sözde cevaplar verilmeye başlandı. Din dışı ideolojiler de böyle doğdu. Burada ilginç olan, Aydınlanma sonucu doğan bütün ideolojilerin -liberalizm, sosyalizm, muhafazakarlık, ulusçuluk, faşizm gibi- hayatın, insanın ve dünyanın ne olduğu konusunda ortak bir “din dışılıkta buluşmasıdır. Diğer bir deyişle, hepsinin, dinin insana gösterdiği temel hedef olan Cennet’ten yüz çevirip, insanlara “dünyevi çıkarlar” vaat etmesi, insanın ölümden sonra neleri yaşayacağını göz ardı edip, yalnızca dünyada neler yaşayacağıyla ilgilenmesidir. Aydınlanmacıların bir kısmı ise “deist” idil yani bir Yaratıcı’nın varlığını kabul ediyorlardı. Ancak sahip oldukları düşünce tümüyle sapkın bir inançtı, çünkü bir Yaratıcı’yı kabul etmelerine rağmen, öldükten sonra tekrar diriltilip O’na hesap vereceklerini inkar ediyorlardı. Bu nedenle “Allah korkusu”nu da kendi akıllarınca reddediyor, insanın yalnızca kendine sorumlu olduğu yanılgısını öne sürüyorlardı. 

fransız ihtilali

Aydınlanmanın bir başka özelliği, materyalist felsefeye öncülük etmesiydi insan böylece, mutlak varlığın madde olduğu, varlığını maddeye borçlu olduğu yalanına inandırılıyor ve maddeye dayalı amaçlara yöneltiliyordu Tüm bu telkinler ve yanlış yönlendirmeler sonucunda, ortaya Allah’a iman etmeyen ya da Allah’tan gereği gibi korkmayan, Allah’a karşı sorumlu ol düğü gerçeğini kabul etmeyen, yaşamı yalnız bu dünyadan ibaret sanar vicdanını körelten ve kullanmayanı çıkarcı, bencil, vefasız, sevgisiz, şef katsiz toplumlar ortaya çıktı. Böyle din ahlakından uzak toplum düzeni teşvik etmenin ne kadar büyük bir tehlike olduğu ise, sonraki yüzyıllarda daha iyi anlaşıldı. Tüm bunların neticesinde Avrupa ihtilaller, anarşi, terör, savaşla geçen bir yüzyıl yaşadı.

 Fransız aydınlanmasının gelişimi 

Fransız aydınlanmasının gelişiminde Mason localarının önemli bir rolü olduğu bilinir. Fransa’daki ilk localar, 1737 yılında Andrew Michael Ramsay adlı bir şövalye tarafından kuruldu. Ramsay, 1681 ‘de İskoçya’da doğmuş ve Edinburgh Üniversitesi’nde okumuştu. Asıl misyonu ise, o dönemde henüz gizli olan Mason localarına katılması ve Masonlardan oluşan ve Büyük Üstad Newton’un başkanlığını yaptığı Royal Society’e girmesinden sonra başladı. Locada yetenekleriyle dikkat çeken Ramsay, üstadlar tarafından Masonluğu Fransa’ya taşıyacak kişi olarak seçildi. Ancak Fransa gibi Katolik bir ülkede loca kurmak, bunun için izin almak zor bir işti. Bu nedenle de Ramsay, temkinli davranmaya karar verdi. Misyonuna başlamadan bir süre önce Katolikliği kabul etti ve kısa süre içinde kendini bir “şövalye”yaptırmayı başardı. Katolik ünvanlar altında Fransa’ya gittiğinde ülkedeki ilk locaları kurmak için gerekli izni rahatlıkla aldı ve Fransız Masonlugu resmi olarak 173Tde çalışmalarına başladı. Fransız loca ları kısa sürede hızla gelişti ve çok sayıda ünlü kişi örgüte katıldı. 

örgüt, krala ve kiliseye saygılı görünüyordu, ancak gerçekte içinde Mason luğun en devrimci ve kilise karşıtı kanadını taşıyordu. Bu kimseler, diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi değişim için, “reform” yönteminin etki olmayacağını düşünüyorlardı. Onlara göre, daha keskin ve çarpıcı bir dönüşüm, bir ‘İhtilal”gerekliydi. İşte böyle bir ortamda Aydınlanma düşüncesinin en radikal ve en din karşıtı ekolü olan Fransız aydınlanması doğdu. 

illümine kökenli Masonluğun devrimde büyük rolü olduğu devrimin hemen arkasından kaleme alınan çeşitli kitaplarda dile getirildi. Yaygın bir iddiaya göre, Fransız Devrimi’ni ateşleyen ayaklanmanın planı, 1782 yılında Wilhelmsbad’da toplanan Büyük Masonik Konvansiyon’da yapılmıştı. Konvansiyona katılanlar arasında devrimin önemli liderlerinden Comte de Mirabeau da vardl. Mirabeau, Fransa’ya döner dönmez Konvansiyon kararlarının detaylarını Fransız locaları içinde organize etti. Devrimin perde arkasında önemli bir rol oynayan kişilerin başında ise Comte Cagliostro geliyordu. Asıl adı Joseph Balsamo olan Sicilya doğumlu Cagliostro, Almanya’da hem klasik Mason localarına hem de İllüminati locasına üye olmuştu. Bir süre sonra devrimin alt yapısını hazırlayacak ajanlardan biri olarak seçildi. Görevi tüm Avrupa’yı dolaşarak radikal ve devrimci düşünceleri yaymaktı. Sonunda Fransa’ya giderek Jakobenlere katıldı. 1785’teki Büyük Masonik Kongre’de devrimin hazırlığıyla ilgili yeni direktifler aldı. Aynı yıl patlak veren ünlü Kraliçe Gerdanlığı skandalının merkezinde Cagliostro vardı. Skandal, Kraliçe ile Kardinal arasında bir aşk macerası yaşandığı izlenimi vermek için düzenlenmiş bir komploydu ve halk arasında hem Kraliyettin hem Kilise’nin itibarını büyük ölçüde zayıflattı. Skandalın Masonların bir ürünü olduğunu Fransız romancı Alexandre Dumas da doğrular. 

fransız ihtilali

Jakobenlerin İhtilaldeki rolü 

Fransız İhtilali’ndeki etkin olan liderlerin çoğu Jakoben klüplerine üyeydiler. Devrimin ardından da, “Jakobenlik” politik literatürde çok kullanılan bir terim haline geldi. Bu terimle, tepeden inmeci ve baskıcı bir yöntemle halkı halka rağmen yönetmeye soyunan kişiler ve kurumlar tanımlandı. Jakobenlik, insan hakları, demokrasi, eşitlik, özgürlük gibi süslü sloganlar altında belli bir grubun gerektiğinde zor da kullanarak topluma hakim olması isteği olarak bilindi. Fransız Devrimi’nden sonra da tarihte sayısız “Jakoben” ortaya çıktı. Sanki Jakobenlik kendi kendini yenileyen, yeniden üreten bir kurummuşçasına, pek çok ülkede tekrar tekrar hortladı. Bu Jakobenlerin ortak özellikleri ise hepsinin seküler oluşları ve seküler düzenler kurmak için toplumu reforme etmeye çalışmalarıydı. 

Jakobenler, işe iyi organize edilmiş bir tartışma kulübü olarak başladılar. Kulübe katılmak için belli bir giriş ücreti yatırmak ve daha sonra da belli aralıklarla ödeme yapmak gerekiyordu. Üyeler klüpte önceden hazırladıklari konuşmalar yaparlardı. Kadınlar üyeliğe kabul edilmiyordu. Toplam 5500 kadar Jakoben kulübü vardı. Bazı bölgelerde çalışmalar Mason localarıyla ortak yürütülürdü. Fransız yazar Pierre Miquel de, La Grande Revolution adlı kitabında Jakobenlerin çoğunun Mason localarına da üye Olduklarım vurgular. Masonik kaynaklar Rousseau, Montesquieu, Didemt gibi isımlerin masonluğunu üstüne basa basa duyurmalarına rağmen, -en az on bin ketle kesilmelidir•sözüyle ünlenen Marat’nın kayıtlarından mümkün olduğun. ca söz etmemeyi yeğlerler. Oysa, Amerikalı mason William R. Denslow•un 10.000 Famous Freemasons (10.n Ünlü Mason) adlı çalışmasında bildirdiğine göre, devrimin en radikal ve kanlı liderlerinden olan Marat, 1774’de ilk kez İngiliz Büyük Locası’nda inisye edilmiş, daha sonra da Amsterdam’daki Loge La Bien Aim& adlı locaya girmiştir. Aynı kitapta bildirildiğine göre 1793 yılında Jakoben Kulübü’nün başkanlığına seçilen Danton da Masondur ve Voltairel de yetiştirmiş olan Paris’teki ünlü Dokuz Kızkardeşler locasına üyedir. Devrimin en “kan dökücü’ lideri olan Robespierre de Masondur. 

Kanlı İhtilal 

Fransız Devrimi’nin en dikkat çekici yönü din aleyhtarı olması ihtilalden dindarlara buyuk zulüm uygulanmasıdır. Yerimin en ateşli gunlefinde bu çizŞ iyice belirgin hale gelmiş, Jakobenlerin yoğun pr0pagandası sonucunda yaygın bir “Hristiyanlıktan çıkma’ hareketi gelişmişti Hatta bunun yanı sıra Hristiyanlık yerine yeni sahte bir din üretmeye ‘yönelik çabalar da oldu. “Akıl dini” ve putperest sembolleriyle ifade edilen sapkın din ortaya atıldı. ilk belirtileri 14 Temmuz 1790’da, Federasyon Bayramı’nda görülen “devrimci ibadet” sapkınlığı gittikçe yayılmaya başladı.  Robespierre “devrimci ibadet”e kendince yeni kurallar da getirmiş, bu ibadetin ilkelerini bir rapor hainde belirleyerek adına da “Yüce Varlık İbadeti’demişti. Bu radikal ve sapkın gelişmeler sonucu ünlü Notre Dame Kilisesi’nin sözde “aklın tapınağı”na dönüştürülmesiydi. Kilisenin duvarlarındaki Hristiyan figürleri sökülmüş ve  orta yere “akıl tanrıçası”olarak tanımlanan bir kadın heykeli yerleştirilmişti. Fransız Devrimi’nin din aleyhtarı dalgası kısa sürede Avrupa’ya yayılmış ve 19. yüzyıl, din düşmanlığının en küstah ve saldırgan dönemi olmuştur. 

Üstelik Fransız Devrimi, ülkeyi bir kan gölüne çevirmiştir. Bugün aydınlamacı literatürde Fransız Devrimi övülerek anlatılır, oysa devrim Fransa’yçok şey kaybettirmiş, 20. yüzyıla kadar sürecek Olan sosyal çatışmaları başlatmıştır. Ünlü İngiliz düşünür Edmund Burke’un Fransız Devrimi ve Aydınlanma dönemi hakkındaki analizleri bu konuda oldukça yol göstericidir• Burke, 1790’da yayınladığı Reflections on the French Revolution (Frangı Devrimi Hakkında Düşünceler) adlı ünlü eserinde, gerek Aydınlanma fikrini gerekse onun meyvesi olan Fransız Devrimi’ni eleştirmekte, bu hareketlenen toplumu bir arada tutan din, ahlak, aile yapısı gibi temel değerleri parçaladığını, teröre ve anarşiye zemin hazırladığını vurgulamakta, Aydınlanma ‘insan aklının parçalayıcı bir hareketi”olarak nitelemektedir. 

 

 

Comments 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Fransız İhtilali