Öncelikle eğer bu soruyu soruyorsanız bir senarist olmadığınızı kabullenmiş oluyorsunuz. Peki senaristlik veya yazarlık eğitimi almadan bir tiyatro oyunu nasıl yazılır?
 
Hayal gücü: Evet, sizi şaşırtacak bir cevap olmayabilir, ama hayal gücü bu işin anahtarıdır. Eğer bir yazarlık eğitiminiz yoksa, hayal gücü size yeterli olacaktır.
Peki hayal gücünüz var, bir oyun yazmaya yetiyor diyelim. İzleyeceğiniz adımlar, çıkacağınız basamaklar nasıl olmalı biraz onlardan bahsedelim.
 

  • Hikaye

Hikaye, bir tiyatro oyununun ana damarıdır. Elinizde güzel ve malzemeli bir hikaye yoksa, yazacağınız oyun hayal gücünüz her ne kadar geniş, fantastik olsa daha hiçbir işe yaramayacak ve çıkan sonuç sizi bile tatmin etmeyecektir. Yazarken klavyeyi coşturacağınız anlar yaşamak istiyorsanız hikayeniz sizi sevmeli. İlk başlarca ciddi konular yerine daha fantastik hikayeler seçebilirsiniz.

  • Karakter

Günümüzde belli başlı tiyatro karakterleri bulunmaktadır. Örneğin tiki kız, doğulu konuşan adam gibi. Bu yüzden, seçeceğiniz karakter biraz sıradışı olmalı. Tabii ki, oyunla bağlantısını koparmamalısınız.
Oyundaki belirlediğiniz karakterler arasında sürekli bir çatışma olmalı. En basit örnek olarak yukarıda dediğim gibi, eğer oyunda tiki kız bulunuyorsa; onun yanında birde doğulu karakter olmalı. Ki böylece, oyunda çatışma çıksın. Çatışmadan kastımız burada karakterlerin birbirine cevap verme olasılığının doğmasıdır. Böylece yazarken omuzlarınızdan büyük bir yük kalkacak “bu karakter şimdi ne derki?” diye düşünmek zorunda kalmazsınız.

  • Çatışma

Tiyatroda ki çatışma terimi, tabii ki silahların çatışması anlamında değildir. Bu kavramı daha çok açmak gerekirse; olayların, karakterlerin ve çevrelerin kendi aralarında birbirlerine zıt giden bir yanlarının bulunmasıdır. Eğer oyunda süreki bir çatışma olursa, oyunun sonuna kadar seyirci uyanık kalacak, konuyu takip edebilecektir. Kimse oyununun izlenirken uyuyakalınmasını istemez…

  • Giriş, gelişme ve sonuç

Bu madde ilkokul’dan beri hep karşımıza çıkmaktadır. Peki nedir bu giriş, gelişme, sonuç? Giriş, çok kısa ve öz olmalı tiyatroda. Tabir-i caiz ise, seyirciye bir tokat atmalı. Ki seyirci ikinci sahneyi merakl beklemeli ve algıları açık bir şekilde izlemeli oyunu. Gelişme ise, olayları örgülü ama karışık olmayan bir şekilde aktarmalı sahnede. Bunu yaparken, sözün bolluğu yerine hareket ve enerji aktarmak her zaman daha iyidir. Olaylar burada düğülenir, ama aslında bir yandan çözülmesi için finale bir merdiven dayar. Sonuç ise, olayların çözüldüğü yerdir. Burada yine seyirciye tokat atmalısınız, nede olsa oyunun finalini yazmaktasınız. Öyle bir düğüm çözmelisiniz ki, seyirci “vay be!“ demeli. Desin ki, salondan çıkan herkes oyununuzu konuşsun.

  • Hikaye, karakter ve çevre analizi

Oyunu yazmaya başladınız, iyi, güzel. Peki oyunun içindeki karakterleri bulunacakları çevreye (mekana) hangi yollarla yerleştireceksiniz biraz bundan bahsedelim.
Oluşturduğunuz karakter, bulunduğu mekanda bir kere rahat etmeli. Bu rahatlıktan kastımız, sahneyi tamamen kullanmalı. Eğer bir karakteri sürekli bir koltukta oturtursanız, seyircinin takip mekanizmasını yavaşlatmış ve dikkatsiz bir şekle sokmuşsunuz demektir. Karakteriniz, arada bir sahneyi turlamalı, bunu yaparken hikayeye uyan anlamlı davranışlar sergilemeli. Ki yaptığı hareket anlam kazansın, hele bir de jüri önünde oynuyorsanız, bu anlam kesinlikle anlamlı olmalı!
Sahnede hiçbir zaman kullanılmayan bir dekor bulunmamalı. Kullanılan dekor, seyircinin zihnini kurcalar ve oyunun daha akılda kalıcı omlasını sağlamakla birlikte seyircinin oyunu izlerken düşünmesine yol açar. Buda yine seyircinin takip mekanizmasını harekete geçirir.
Bir yazarın en çok isteyeceği şey şüphesiz oyundaki hikayenin doğru anlaşılması veya yorumlanmasınıdr. Unutmayın, her izleyici oyununuzdan aynı yorumu çıkarmayacakdır! Çıkarmayabilir demiyoruz, çıkarmayacaktır!
En önemli ve son husus: Oyun yazarken, her sahnede kendinizi bir seyirci gibi hayal edin.

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here