Boğaz Turları – Yemekli Boğaz Turu

Boğazda yemeğe gitmek her zaman insanın aklına lüks bir organizasyon gibi gelir. Oysaki boğazda yemek yemeniz için cebinizdeki bütün parayı vermenize gerek yok. Boğazda çok hoş mekanlar ve fiyatları çok uygun lüks yerler bulmanız mümkün. Manzara muhteşem yemekler muhteşem ve fiyatlar süper uygun. Hisarın üst kısımlarına kalan Doğa Tepe size önerebileceğim en gözde yerlerden birisidir. Manzaraya doyulmayan tepede yemeklerinizi yiyin ve çaylarınızı için keyif süper. Bunun içinde çok para harcamanıza gerek yok dediğim gibi fiyatları çok çok uygun. Hem manzarası mükemmel hemde yedikleriniz gerçekten lezzetli gitmek için acele edin kesinlikle sizlerde çok beğeneceksiniz.

Eminönü Balık Keyfi

Eminönüne gidip balık yemeden tekne turu yapmadan dönmek olmaz. Meşhur Mısır çarşısı gezilir Yeni Cami ziyaret edilir ardından dinlenmek için balıkçıların teknesine varılır. Şöyle deniz kenarına taburelerden oluşan oturaklara oturup ekmek arası balık keyfini çıkarmak gerekir. Eminönüne gidipte bu yerlere uğramadan dönmeyin. Balıklarınızı yanında şalgam sularınızı için ve denizin maviliğinin tadını çıkarın ardından birde boğaz turu yapmanızı şiddetle tavsiye ediyorum
Bu gezme size çok  pahalı olmayacak boğaz turu, balık ekmek ve diğer geziler size 20 tl bile etmez. İstanbulda gidilecek en önemli yerlerden ve en güzel yerlerdendir Eminönü. Mutlaka gezmenizi öneriyorum. Birde boğaz turu yapın ve günün yorgunluğunu boğaz da turlarken sıcak taze demlenmiş çaylarınızı yudumlayarak çıkarın.

Boğaz Serinliği

Sıcak havaların başlamasıyla herkez kendini boğazın serin sularında esen rüzgara bırakmalı. Havalar ısındıkça tekne turu yapma şansınız artmaktadır. En güzel serinleme ve keyifle gezme yolu boğazda tekne turu yapmaktır. Boğaz turu yaparken serinleyebilirsiniz. Boğaz turu, tekne turu, boğazda yat kiralama gibi bir çok seçim şansınız da vardır. turu fiyatları günübirlik turda sadece tur ücreti çok uygun fiyattadır. Boğaz turu yapmak isterseniz size yakın olan sahil kıyısına gidin ve ordan tekne ile boğaza doğru sefere çıkın.Boğaz turu yaparken yanınızda yiyecek ve içecekte evinizden götürebilirsiniz.

Baltalimanı Sarayı

Şimdiki zamanda baltalimanı kemik hastanesi olarak kullanılmakta oysa eski tarihine dönüp baktığımızda bir çok anlatşmalara ev sahipliği bir çok Sultananında yaşadığı yer olduğu görmekteyiz. Cumhiriyetten sonra hastaneye çevrilen Baltalimanı Sarayı Osmanlı zamanında Fatma Sultan ve eşi Galip Paşa evlendikten sonra Baltalimanı sarayında yaşamışlarıdr. Galip paşan vefat ettikten sonra Fatma sultan o sarayda kapalı kaldı ve vefat ettikten sonra sarayda bakımsızlıktan yosunlar tutmaya başlamıştı. Cumhuriyetten sonra saray Tarım Bakanlığına verildi ve en son olarakta Sağlık Bakanlığına devredilmiştir. Şimdi kemik hastanesi olarak kullanılan Baltalimanı hastanesi kemik üzerine İstanbulda en gelişmiş ve uzman olan hastane halini almıştır.

Boğaz İçi Köprüsü

Boğaziçi köprüsü ilk yapılan köprü olduğu için halk arasında 1. köprü olarak adlandırılır. Daha sonrasında Fatih Sultan Mehmet köprüsü yapılmıştır bu köprüyede 2. köprü olarak halk arasında söylenir. Boğaz içi köprüsü 20. yüzyılın ikinci döneminde İstanbul hızla geliştiği dönemde Asya ve Avrupa arasında hızlı bir trafik artışı yaşandığı için Boğaza köprü yapılması mecburi olmuştur. Köprü inşaatına 1970 yılında başlanarak adım atıldı. Boğaz köprüsünün inşaatı 3 yılda tamamlandı ve 29 Ekim 1973 yılında Cumhuriyetin ilanın 50. yıl dönümünde trafiğe açılmıştır. Boğaz içi köprüsü 1978 yılından bu yana yaya trafiğine kapatılmıştır. O muhteşem heybetli görüntünün kısa bir mazisini paylaşmak istedim gerçketen çok etkileyici o yıllardan bu zamana uzanan boğaz trafiği hızla artış göstermiştir.

Yoksa Sizin Faturalarınız Çok mu Geliyor?

Kira parası, enflasyon oranı, borçlar, kredi kartı ekstreleri derken tüm maaşınız bir hafta içerisinde tükeniyor mu? Günümüzde bir çoğumuzun yaşadığı ve artık sıradanlaşan  ay sonunu getirememe sorununu bir nebze de olsa çözebilmek için, işte size faturalarınıza gelen ödeme tutarlarını aza indirgeyebilmenizi sağlayacak birkaç tasarruf önerisi :

  1. Buzdolabı seçiminize dikkat edin. Büyük buzdolapları daha fazla enerji harcar. İhtiyacınız olan büyüklüğü belirleyip seçerken A, A+ ya da A++ sınıfı tercih etmeye çalışın. Unutmayın ki evde tüketilen enerjinin %15ini buzdolabı oluşturur.
  2. Buzdolabını yerleştirdiğiniz yerin ısıtıcılardan ya da fırın ocak gibi sıcak yerlerden uzak durmasına dikkat edin. Bu kaynaklardan gelen sıcaklık dolabınızın ayarlanan ısıda kalması için daha fazla enerji tüketmesine sebep olacaktır. Bu düzey %25’e kadar artabilir.
  3. Buzdolabına koyduğunuz yiyecekleri kapatarak ya da streç film ile sararak koymaya özen gösterin. Aksi halde dolabınızdaki nem artar ve dolabın bu yiyecekleri serin tutmak için daha çok enerji harcamasına sebep olur.
  4. Dondurucudan kullanacağınız yiyeceklerinizi bir gün öncesinden çıkarıp buzdolabına koyarak çözülmesini sağlayın. Bu şekilde dolabınızın ısısı düşeceğinden enerji tüketimi de mümkün olduğunca azalacaktır.
  5. Buzdolabı kapağının açık kalması, herkesin bildiği gibi dolabın güç tüketiminin en çok artmasına sebep olan olaydır. Mümkün olduğunca az açık tutmaya çalışın. En çok kullandığınız ürünleri daha kolay erişebileceğiniz yerlere yerleştirin.
  6. Dolabınızın altını ve arkasını yılda 2 kez elektrikli süpürge ile süpürün. Bu enerji tüketimini %25 azaltacaktır.
  7. Tencere ya da tavalarda yaptığınız pişirmelerde eğer üstünde kapak koyarak pişirirsek hem işlemi hızlandırmış oluruz hem de sağlanacak buhar enerjisiyle %60’a kadar tasarruf sağlamış oluruz.
  8. Pişirme yaparken düdüklü tencere kullanmak hem enerji tasarrufu sağlar hem de yiyeceklerinizin besin değerlerini korur.
  9. Fırın kullanırken gerekli olmadığı müddetçe ön ısıtma yapılmamalı yapılsa bile bu süre 10 dakikayı geçmemelidir. Bunun yanı sıra fırın kapağının her açılışında ısı oranında %20 kayıp yaşanır. Pişirme süresinin sonuna kadar mümkün olduğunca kapağın açılmaması gerekir.
  10. Mikrodalga fırınlar, elektrikli fırınlara oranla daha az enerji tüketirler. Yemek ısıtma işlemleri 30-60 sn arasında gerçekleştiği için %60-65 oranında enerji tasarrufu sağlar.
  11. Fırın satın alırken hava ve ısı yalıtımına dikkat etmeniz gerekmektedir. Ve elbette daha verimli çalışması için her zaman temiz tutulmalıdır.
  12. Banyo yaparken ve ya tıraş olurken kullanılmayan suyu kapatmaya özen gösterin böylece su harcamalarınızdan % 40 oranında kazanç sağlayacaksınız.
  13. Kalorifer peteklerinin arkasına, ucuza satılan camyünü levhalarından koyarak önemli oranda ısı tasarrufu sağlayabilirsiniz.
  14. Çamaşır makinesi seçerken her zaman enerji tüketimi en düşük olan A, A+ ya da A++ sınıf seçilmelidir. Bunun yanı sıra su ve deterjan kullanım oranları da göz önünde bulundurulmalıdır elbette.Çamaşır makinenizi gerekmedikçe düşük sıcaklıkla ya da soğuk suyla kullanmaya dikkat edin. Unutmayın ki makineniz kullandığı enerjinin %90’nını suyu ısıtmak için kullanmakta. Makinenizin kullanım talimatlarında bahsedilenden daha fazla deterjan kullanılmamalıdır. Olabildiğince düşük ısıda temizleme yapan deterjanlar tercih edilmeli ve aşırı köpüren deterjanlardan kaçınılmalıdır.
  15.  Çamaşırlarınızı mümkün olduğunca kurutma makinesinde değil güneş ve rüzgârda kurutursanız hem enerji tasarrufu yapmış olursunuz hem de çamaşırlarınızın erken yıpranmasını önlersiniz.
  16. Ütü yaparken işlem bitmeden 5 dakika önceden fişten çekerseniz enerji tüketimini düşürmüş olursunuz.
  17. Ütü seçerken kurutucu gücü düşük buhar kapasitesi yüksek bir ütü seçmek enerji tasarrufu sağladığı gibi işinizin de daha hızlı bitmesine yardımcı olur.
  18. Kullanılmayan bilgisayar ve televizyonlarınızı fişten çekmek %10 oranında enerji tasarrufu sağlar.
  19. Televizyon izlerken ses ayarını duyabileceğiniz yükseklikte dinlemek, yüksek sesle dinlemeye oranla daha az enerji tüketimini sağlar.
  20. Bilgisayar tercihlerinizde dizüstü bilgisayar tercih etmeniz enerji tasarrufu açısında daha iyidir. Masaüstü bilgisayarlar dizüstü bilgisayarlara oranla 5 kat daha fazla enerji tüketir.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) Nedir?

Teknoloji ilerledikçe devletimizde bu konulardaki çalışmalarına hız vererek kamu ve idari işlerini daha kolay ve hızlı bir şekilde ilerletmek için yenilikler yapmaktadır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi yani CİMER 20 Kasım 2006 tarihinde vatandaşların kullanımına sunuldu. Bu uygulamanın amacı hiçbir aracı kuruma başvurmadan şahsi olarak devlete görüş, öneri, şikayet veya istek başlıkları adı altında resmi kamu kurumları ile direkt olarak iletişim kurarak sorun ve isteğinizin en kısa sürede çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. CİMER ile gönderilen başvurular en geç 30 gün içerisinde cevaplanmaktadır. Yapılan son açıklamalara göre 1 Ocak – 18 Ekim 2018 tarihleri arasında CİMER’e toplamda 2 milyon 784 bin 220 başvuru yapıldığı belirtildi.

 

Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) Nasıl Başvurulur?

Bir konu hakkında bir isteğiniz, öneriniz veya şikayetiniz varsa ve bunu devlete bildirmek istiyorsanız CİMER aracılığı ile tüm kamu kurumlarına şahsen başvuru yapabilirsiniz. Başvuru adımları şu şekildedir;

  • İlk olarak Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) resmi sitesi olan (https://www.cimer.gov.tr/ ) girmelisiniz.
  • Açılan sayfada ister kişisel bilgileriniz ile isterseniz e-devlet araçlığıyla başvuru yapabilirsiniz.
  • CİMER’in resmi sitesi üzerinden başvuru yapmak için açılan sayfada istenen TC No. , Ad, Soyad, Anenizin evlenmeden önceki soyadının ilk ve son harfi ve cep telefonu numaranızı yazarak ‘’Onay Kodu Gönder’’ butonuna tıklayın.
  • Yazmış olduğunuz cep telefon numaranıza 4 haneli bir kod gelecek ve bu kodu açılan sayfadaki kutucuğa yazıyoruz ve ‘’Devam ET’’ butununa tıklıyoruz.
  • Onay sürecini atlattıktan sonra açılan sayfada bazı bilgilerinizi otomatik olarak doldurularak sizde e-posta adresinizi iki kez yazmanız isteniyor.
  • En üstte bulunan kutucuktan İstek, Görüş Öneri, İhbar, Şikayet ve Bilgi Edinme Hakkı gibi başvuru tiplerinden biri seçtikten sonra ‘’İleri’’ butonuna tıklayın.
  • Başvurunuzu açıklayarak yazdıktan sonra varsa fotoğraf, belge ve dosyalarınızı seçiyoruz.
  • İsterseniz ‘’ Başvurunuz, CİMER aracılığıyla en kısa sürede sonuçlandırılmak üzere seçeceğiniz kuruma doğrudan iletilecektir.’’ Kutucuğunu işaretlerseniz başvurunuz direkt olarak istediğiniz kuruma iletilecektir. Bu kutucukta tüm bakanlıkları ve 81 ilin valiliklerini seçme imkanınız bulunmaktadır.
  • ‘’ Yasal bilgilendirmeyi okudum, kabul ediyorum.’’ Kutucuğunu işaretliyerek başvuru işlemini tamamlayabilirsizin.
  • E-devlet ile başvuru yapmak için ‘’ E-devlet ile başvuru yapmak için tıklayın.’’ Kutucuğuna tıklayarak başvuru yapabilirsiniz.

 

Başvuru Sonucumu Nasıl Öğrenebilirim?

Başvurunuzu yaptıktan sonra size başvuru işlemleri sonunda bir kod verilecektir. O kod ile başvurunuzu sorgulayabilirsiniz. CİMER, genellikle başvuru sonuçlarınızı ilk adımda yazdığınız e-posta adresinize göndermektedir. Eğer e-posta size ulaşmazsa CİMER’e başvuru yaptığınız bilgiler ile giriş yaparak ‘’Başvurularımı Görüntüle’’ seçeneğine sonucunuzu öğrenebilirsiniz.

Para Ağacı

Para ağacı ya da diğer isimleriyle bereket bitkisi ve crassula ovata adlı bitki feng shui felsefesinin inançlarına göre bolluk, bereket, para ve şans getirdiğine inanılırdı. Bu sebeple de adı bereket bitkisi veya para ağacı olarak isimlendirilmiştir. Gövde üzerinde karışık dizilime sahip elips yapraklara sahiptir. Özellikle Güney Afrika’da yetişen bu bitki etli ve parlak yaprak yapısına sahiptir. Bu bitki yaşlandıkça yaprakları daha da kalınlaşmaktadır. Eğer evinizde para ağacı yetiştiriyorsanız feng shui felsefesine göre para, şans bolluk ve bereket getirmektedir. Eğer bitkinin toprağına bozuk para gömerseniz bu hane sahibine bereket, para ve bolluk getirecektir. Siz de para ağacı bitkisine https://www.pikapflowerdesign.com/dekorasyon/ adresinden göz atabilirsiniz ve ürünü satın alabilirsiniz.

Para Ağacı Fiyatları

Para ağacı bitkisi bolluk, bereket ve para getirmesinin yanı sıra insan vücuduna pozitif enerji verir. Bu bitkiyi evde yetiştiriyorsanız ve hızlı büyümesini istiyorsanız büyük bir saksıya dikmeniz yeterlidir. Ayrıca evin güneş alan aydınlık yerlerine koyarsanız bitkiniz daha sağlıklı büyüyecektir. Bu bitkiye fazla su vermemeniz gerekmektedir eğer bitkiyi fazla sularsanız bitkini hızla çürüyebilir.

Kompresör

Her evde veya alakalı işyerlerinde bulunması gereken, havayı en iyi şekilde sıkıştırarak güçlü bir kuvvet uygulayan makinelerden olan Kompresör, evinizde veya işyerinizde yapacağınız işlemlerde en büyük yardımcınız olacaktır. Boya yaparken daha rahat boyama işlemi sağlayabilmek için, mobilya işlerinizde ortamın temizlenmesine kadar farklı amaçlarla kullanmanıza uygun şekilde yapılmış olan ve her zaman rahat bir deneyim şansı sunacak imkanlara da ulaşabilirsiniz. Farklı zamanlarda farklı deneyimlere ulaşabileceğiniz ve kolay taşınabilir tekerlekli yapısıyla birlikte, sizlerde en iyi imkanlara ulaşabilirsiniz. Kaliteli malzeme kullanımı sonucunda uzun süreli kullanımlarda ısınma sorunuyla karşılaşmayacağınız Kompresör ihtiyaçlarınızı hemen karşılamak için sipariş verebilirsiniz. Siz de tüm kompresör ürünlerine https://www.mayshop.com.tr/kategori/havali-kompresorler adresinden göz atabilir ve satın alabilirsiniz.

Yüksek Basınç, Düşük Enerji Kompresör

Her zaman en yüksek basıncı sağlayacak ve doğru bir kullanım şansını sunacak olan Kompresör, oldukça düşük bir enerji harcayarak, tasarruf etmenizi sağlamaktadır. Aynı zamanda en kaliteli malzeme ve işçilik şansını da sizlere sunacak olan profesyonel kullanımlara uygun bu ürünle, her alanda en iyi işlemleri sağlama şansına ulaşabilirsiniz. En iyi olanaklarla birlikte, profesyonel çözümler için tercih edebilirsiniz.

Kişiye Özel Hediye Seçenekleri Sizlerle

Sevdiklerinizi, özel günlerde mutlu etmek ve onlara klasik hediyelerin dışına çıkan hediyeler almak istiyorsanız, doğru adres ile tanıştınız demektir. Sevgilinizden annenize, babanızdan kardeşinize, iş arkadaşlarınızdan dostlarınıza varana kadar, herkesi mutlu edebileceğiniz çeşitli kişiye özel hediye seçenekleri burada yer alıyor. Her zaman giriş yaparak hediyeleri detaylıca inceleyebilir ve sepetinize ekleyebilirsiniz.

Kişiye Özel Hediye Seçenekleriyle Fark Yaratan Siz Olun

Sevdiklerinizi, onlara vereceğiniz kişiye özel hediye çeşitleriyle çok daha fazla mutlu etmeye hazır olun. Farklılıklar yaratmak ve sevdiklerinizin isimlerinin olduğu hediyeler tasarlamak için daha fazla vakit kaybetmeyin. Farklı ürünlere sevdiklerinizin isimlerini ve doğum tarihlerini basabilir ve onları kendilerine çok daha özel hissettirebilirsiniz.

Kişiye Özel Hediye Ürünleri Nelerdir?

Normalde çok klasik gibi gözüken kupalar, bardaklar, yastık modelleri ve çerçeve gibi bir takım hediyelik ürünler, fotoğraf ve isim basılarak kişiye özel hediye haline getirilebilir. Sizler de bu ürünleri kişilere özel hale kolaylıkla getirebilirsiniz. Alışverişe başlamak için yapmanız gereken tek şey https://www.hediyelen.com/kisiye-ozel-hediyeler adresine giriş yapmaktır.

İş Ayakkabısı Kullanım Amacına Göre Farklı Özelliklere Sahiptir

Günümüzde çalışma alanlarının daha güvenli olması için çeşitli iş güvenlik malzemeleri tercih ediliyor. Bunlardan biri de korunması zor olan ayak parmaklarımız olup, iş ayakkabısı tercih kullanarak ayaklarımızın daha güvenli bir şekilde korunmasını sağlıyoruz. Dünyanın birçok ülkesinde uzun yıllardır tercih edilen bu ayakkabılar son on  yıldır ülkemizde de yasal zorunluluk sağlanarak kullanım oranı artırılmıştır. İş verenler çalışanların daha sağlıklı ortamda çalışmalarını sağlamak için iş ayakkabısı temin ederek çalışanlarına dağıtmaktadır.

İş Ayakkabısı Özellikleri İşçinin Güvenliğini Sağlıyor

İş güvenlik malzemelerinden en çok tercih edilen ürünlerden biri iş ayakkabısı olup, günümüzde farklı özelliklerle satışa sunuluyor. Sizde internetin gücünü kullanarak iş ayakkabısı almak isterseniz bu konuda zengin ürün seçeneği ile hizmet veren https://www.mayshop.com.tr/kategori/is-ayakkabisi gibi adresleri tercih edebilirsiniz. Yangın, elektrik çarpması ve ayak ezilmelerinin önüne geçmenize yardımcı olacak birçok özelliğe sahip bu ayakkabıları sizde internetten uygun fiyat seçenekleri ile almak isterseniz, Mayshop sitesini tercih edebilir ve siparişlerinizi vererek bu ayakkabıları çalışanlarınıza dağıtabilirsiniz.

Kartal’da Yükselen Yıldız

Dekoratif görünüm her çağda farklı arayışlarla gelişerek günümüzdeki halini almıştır. Dekorasyon için bazen bir renk, bazen dekor eşyasına kullanılan malzemenin çeşidi bazen de modern bir tasarım uyumu yakalamanız konusunda sizlere yardımcı olabilir. Ya da tüm bu unsurlar kullanarak pürüzsüz bir dekoratif görünüm yakalanabilir. Mağazaları ve online sayfası ile sizlere hizmet veren kartalperde.com sayfamız ile tanışın. Perdeciliğe farklı bir bakış getiren modellerimizi inceleyin.

Evlerimizde, iş yerlerimizde devlet ve ya özel kökenli kurum ve kuruluşlarda dışı cephe görünümleri kadar perde seçimi son derece önemlidir. Yaşayacağımız ortamlardan haz almak ve buralarda rahat olmak için beklentilerimizin karşılanması isteriz. Diyelim ki sadelikten hoşlanan bir yapımız var. Öyleyse yaşayacağımız alan genişi ferah ve bizi daraltmayacak mobilyalar ve süs eşyaları ile kombine edilmelidir. Peki ya perdelerimizi yaşadığımız alanlara uygun olarak nasıl seçmeliyiz? Diyelim ki renk uyumuna çok önem veriyoruz.

Birbirini boğmayan, renkli ancak göz yormayan perde tasarımları da bu kategori için oldukça idealdir. Mekanlarda estetik ayrıntılara önem veririm diyenler için ise durum çok başka. Tüm mobilyaların ve diğer eşyaların ölçüsünden rengine, kapladığı alandan üstlendiği işleve kadar bütün her şey böyle bir bakış açısı için önemlidir. Online perde tasarımcınız olarak bu konudaki tüm ihtiyaçlarınıza cevap veriyoruz. Çünkü ne kadar talep varsa o kadar çeşidimiz var. Bizlere vereceğiniz her yeni fikir, aynı zamanda yeni tasarımlarımız için yeni başlangıç noktaları anlamına gelmektedir.

Perde Modellerimizde Kategori Çeşitliliği

Ürünlerimiz arasında el emeği ürünlerden, fabrikasyon eşyalara kadar her kategoriden perde çeşidini bulabileceksiniz. Çalışma alanlarınızda ve ya evlerinizde yaptırmak istediğiniz değişiklikler var, ancak bu konuda belirgin bir fikriniz yoksa yine de üzülmeyin. Çünkü hazır tasarımlarımız ve mekanlarınızın durumuna göre gerekli ekleme ve çıkarmaları yaparak oluşturacağımız yepyeni konseptlerimizi ise çok seveceksiniz. Tüm perde çeşitlerini incelemek ve fiyat bilgisini görmek için kartal perde sizlere yeterli olacaktır.

Bir ortamın güzel görünmesi kadar, kullanışlı olması ve doğru alan kullanım ile yer darlığı oluşturmamasına da ayrıca dikkat eden ekibimizin farklı fikirleri hoşunuza gidecek. Diyelim ki sadece belirli bir alan için perde ihtiyacınız var. Bizden istediğiniz perde talebinize en şık ve dekoratif modellerle cevap veriyoruz. Kumaş yapısından mekanizmasına kadar tüm modern perde çeşitlerimiz, birbirinden avantajlı fiyat aralıkları ve sezon kampanyaları ile sizleri bekliyor. Modelleri ve alışveriş koşullarını rahatlıkla inceleyebileceğiniz online sayfamızdaki hizmetlerle tanışın ve mekanlarınızda yeni perde tasarımları ile farklı bir görünüm yakalayın. Kaynak: https://www.kartalperde.com

Namaz Vakitleri

Namaz Vakitleri

Alt kısımdan şehir seçerek namaz vakitlerini görebilirsiniz

 

Namaz Vakitleri Uygulaması İçin Tıklayın: https://play.google.com/store/apps/details?id=com.mobilion.diyanet.namazvakit&hl=tr

Namaz nedir?

Namaz İslam dininde farz kılınan, ezan saatleri ile çağrısı yapılan bir ibadettir. Arapçadan dilimize geçen bu kelime esas olarak “dua etmek, sığınmak, bağışlanma dilemek” anlamlarına gelmektedir. Namaz vakitleri ve kuralları ile sistemli bir ibadettir. İslam dininin şartlarından biri kabul edilip, dinin en önemli ibadetlerinden biridir. Namaz Allah’ın huzurunda olmak,

şükretmek esaslı bir ibadettir.

Namaz nasıl farz olmuştur?

Namaz ile ilgili farzlar Hazret-i Peygamber’e Cebrail (a.s) vasıtası ile bildirilmiştir. Beş vakit namazın asıl yeryüzüne indirilmesi ve farz kılınması ise miraç gecesinde olmuştur. Namaz esasında ilk başta 50 vakit olarak farz kılınmıştır fakat sonra kolaylık sağlanması için beş vakte indirilmiştir. Namaz vakitleriibadetin yapısı itibari ile ezan vakitleri doğrultusunda yapılmaktadır. Günümüzde yapılan araştırmalarda da gösteriliyor ki bu ibadetin insanın ruhsal ve bedensel sağlığı açısından faydaları oldukça fazladır.

Namaz ile ilgili terimler ve anlamları nelerdir?

Namaz ile ilgili bir kısım terimler bulunmaktadır. Bu terimlerin neler olduğu ile birlikte anlamları da aşağıda açıklanmıştır.

Salat: Kelime anlamı olarak esasında namaz demektir. Çoğul hali “Salâvat”dır. Salât, aslında sözlükte dua anlamındadır. Namaz kılan kişiye de bu kelimeden türeyen bir sözcük olarak “Müsalli” denir.

Tekbir: “Allah-ü Ekber” demektir.

Kıyam: Namaz içerisinde ayakta durmaktır.

Kıraat: Kur’an-ı Kerîm ayetlerinden bir miktar okumak demektir.

Rüku: Sözlükte kelime anlamı esas olarak eğilmek demektir. Namaz dilinde ise namazda Kuran-ı Kerim’den bir parça okunması sonrasında eğilip baş ve sırtı düz bir hale getirmek kastedilir.

Kavme: Namaz esnasında rükudan kalkıp dimdik durmak demektir. Namaz kılan kişi rüku halinden doğrulur, bir defa “Sübhane Rabbiyel’azim” sözünü söylenerek ayakta durur.

Secde: Namaz kılarken rükudan sonra yere eğilerek iki dizinin desteği ile alnını önüne koymaktır ve öne doğru kapanmaktır. Arka arkaya yapılan iki secdeye “Secdeteyn” denir. “Sücûd” sözü de secde etmek ve secdeler anlamını taşır.

Celse: Namazda iki secde arasında oturmak demektir. Bu şekilde otururken iki secde arasında bir defa “Sübhane Rabbiyel’azim” denir.

Kade: Namazda belli bir süre oturuş demektir. namazın içindeki farzlardan olan ” ka’de-i ahire” son oturuş anlamına gelir. Kade-i ahire halinde “Tahhiyat” duası okunur.

Rekât: Namazın içindeki parçalardan her biri demektir. Yani şöyle açıklayabiliriz:  Bir namazda kıyam, rükû ve iki secdenin toplamı bir rekâttır. Bir namazda iki kıyam, iki rükû ve dört secde bulunursa, o namaz için iki rekâtlı bir namaz olur. Aynı şekilde üç veya dört kıyam bulunursa, o namaz yine üç veya dört rekâtlı olur.

Şef: Çift anlamına gelip namazların her iki rekâtına denir. Dört rekâtlı bir namazın önceki iki rekâtı “birinci şef” diye adlandırılır iken son iki rekâtı da “ikinci şef” diye adlandırılabilir.

Bayan Bot

Yaşamsal uygulamalar doğrultusunda birden fazla ayakkabı modellerine internet sistemi üzerinden ulaşılabiliyor. Bununla birlikte sonbaharlık ve yazlık ayakkabı tasarımları incelenerek, kolaylıkla sipariş verilebiliyor. Bunun yanında kaliteli sunumlar gerçekleştiren firmanın bayan bot seçenekleri envai detay çeşitliğine sahip olarak sizlere tanıtılmaktadır. Bu kapsamda nitelikli bot türevlerini sizlerin alımlarına sunan firma çok yönlü satış hizmetlerinde indirim, kampanya vb. olanaklar ile yardımcı olabilmektedir. Bu yüzden firmanın güvenli ve kaliteli satış bloğunu inceleyerek, dilediğiniz bot ürününün siparişini verebilirsiniz.

Bayan Bot Sunumunda Nitelikli Hizmet

Firmanın nitelikli hizmetleri çerçevesinde bayan bot modellerinin ayrıntılarını inceleyebilir ve hoşunuza giden tasarımın siparişini hemen verebilirsiniz. Firmanın ürünleri içerisinde kısa ve uzun bot detayları, farklı tonlara hakim modelleri yer almakla birlikte çok alternatifli sunumu olmaktadır. Buna takiben bayan kışlık – sonbaharlık bot aksamlarının arasından dilediğinizin siparişini hemen vererek, kaliteli giyim yapabilirsiniz.

Kurumsal kimlik adı altında sunumlarını yapan firma bayan bot çeşitlerinin arasından verilen siparişlerde hızlı gönderi sağlamaktadır. Bunla birlikte müşteri memnuniyetini önemseyen firma sizlerin alışverişleri anında güvenli hizmet sunumları ile destek olmaktadır.

Bu yüzden firmanın https://www.tamertanca.com.tr adresine göz gezdirerek, cazip fiyatlarla alımlarınızı yapabilirsiniz.

 

Yumurta Alırken Ve Tüketirken Nelere Dikkat Etmeliyiz?

“Yumurta yumurtadır.” demeyin, zira köylerde yetiştirilen tavuklar natural beslendikleri amacıyla yumurtaları da etleri de daha besleyicidir. Üretim çiftliklerinde yetişen tavuklardan çok yumurta almak amacıyla tavuklar kimyasallarla şişiriliyor. Üretim çiftliklerinde natural gıdalarla yetişen tavuklardan elde edilen, marketlerde satılan natural besi yumurtaları da var. Bu yumurtalar başkalerine göre biraz daha pahalıdır. Köy yumurtası bulabilmek zor olmasından insanımız bu organik yumurtaları tüketmeyi daha çok tercih ediyor. Piyasada üstüne birkaç tutam saman serpiştirilerek seri üretimle elde edilen tavuk yumurtaları insanlara köy yumurtası diye satılıyor. Artık kurulan köy pazarlarına sızmış ,iyi niyetli ve dürüst satıcıların ismini kirleten insanlar da var. İnanın üstünde seri numarası olan yumurtaların altına biraz saman koyarak köy yumurtası diye satanını gördüm.

Yumurta bilhassa A, D, E ve B grubu vitaminleri mühim oranda içerir. Protein, vitamin ve mineral yönünden varlıklıdır ve her bireyin bedenine lüzumlu olan enerjiyi verir. Genellikle çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi yönünden her gün bir yumurta yemeleri önerilmektedir. Yumurtanın içersindeki kolin maddesi beynin gelişiminde mühim rol oynamaktadır. Hem de yumurtanın bünyesinde tespit edilen losin amino asit, yağ yakmak amacıyla yardımınıza koşuyor. Kahvaltıda haşlama yumurta Yemeniz zayıflamanıza yardımcı oluyor. Çoğu diyetisyen sabah kahvaltısında yenmesini ve gün boyu gereksiniminiz olan enerjinin yumurta ile alınmasını ideal görüyor. Tabi aldığınız ve yediğiniz yumurtanın tam manasıyla beneninize yarar dayanıklıasını istiyorsanız gıda sayısal sayısal değeri yüksek ve taze yumurta yemelisiniz. Peki bu karışıklığın içersinde biz köy yumurtası ve üretim çiftliklerinde elde edilen natural besi yumurtasını başka seri üretim yumurtalardan nasıl ayıracağız? Sizleri bu hususta biraz aydınlatmak istiyorum.

Çoğumuz “Nerde eski köy yumurtaları,etinin tadına doyum olmayan köy tavukları…” diyor. Artık kent içerisinde köy yumurtalarına ulaşmak zorlaştı. İnsanlar günden güne kısa yoldan çok para kazanma çabası içersinde olduklarından aldığınız yumurtanın aslında köy yumurtası olup olmadığını fakat eve döndüğünüzde anlayabiliyorsunuz. Ama yumurta alırken kabuğunun dayanıklı olup olmadığına ilgi ederseniz yanılma oranınızı düşürmüş olursunuz. Yumurtayı kırdığınızda yada haşladığınızda pis kokmuyorsa, su dolu bir kaba koyduğunuzda su da yüzmüyorsa, yumurtayı haşladığınızda kabuğunun altında rengarenk bir görüntü oluşmuyorsa,yumurtayı kırdığınızda sarısı dağılmıyorsa kandırılmadığınızı anlayabilirsiniz. Bu şartları gerçekleştiren yumurta taze ve gıda sayısal sayısal değeri yüksek bir köy yumurtasıdır.Diğer yumurtaların tazeliğinin tespitinde de bu yöntemleri kullanabilirsiniz.

Doğal Besi Yumurtaları

İçinde hiçbir kimyasal madde bulunmayan yemlerle ve natural ortamlar yaratılarak beslenen aynı vakitte natural döllenme yöntemleri ile üremesi sağlanan tavuklardan elde edilen yumurtalar natural besi yumurtalarıdır. Peki bu yumurtaları alırken nelere ilgi etmeliyiz?

“Türk Besin Kodeksi Yumurta ve Yumurta Ürünleri Tebliği”, yumurtanın üretiminden kullanımına kadar geride bıraktığımız süreçteki bütün aşamalarının standartlarını belirtmekte ilaveten “A sınıfı” yumurtaların işletme ve kümes numarasının yumurta kabuğu üstüne damgalanması, bu yumurtaların ağırlık ve özellik katagorilerinin etiketlerinde ürün adı ile aynı yüzde olması lüzumluliğini yapımcı firmaların bu kurallara muhakkak uyması lüzumluliğini vurgulamaktadır. Etikette ilaveten, son tüketim tarihinin de belirtilmiş olması gerekiyor. Bu koşullarda yetişmeyen tavukların yumurtaları kırıldığında, sarısı dağılıverir.

Doğal Besi Yumurtasını Seri Üretim Yumurtalarından Nasıl Ayırt Edeceğiz?

Doğal besi yumurtası ile başka üretim yumurtalar aynı ırk tavuklar kullanılarak üretildikleri amacıyla yumurta kabuğu rengi ve yapısı yönünden birbirine çok benzerler. Yetişme şartları bambaşka olan bu tavukların yumurtalarını fakat tadarak ayırt edebilirsiniz. Doğal besi yumurtasının çok daha lezzetli olduğunu göreceksiniz.

Hangi tür yumurta alırsanız alın, serin yerde muhafaza edilmiş olmasına, çatlak ve kırık olmamasına, kabuğunun sertliğine ve dayanıklılığına ilaveten kendi karton kutusunda olmasına ilgi etmeyi unutmayın!

Kanserin Doğal Tedavisi: Tarçın Elması (Graviola)

Genellikle tropik bölgelerde yetişen, yaprak dökmeyen bir ağaçtır. Ve bu ağaçta tespit edilen yeşil dikenli bir meyve olan tarçın elmasının, oluşturulan incelemeler sonucunda, kanser hücrelerini öldürdüğü belirlenmiştir. Hatta incelemelere göre, kemoterapi ilaçlarına oranla 10.000 kat daha tesirli bir natural ilaç bulunduğu, üstelik kemoterapinin meydana getirdiği yan tesirsin hiç birini göstermediği belirlenmiştir. Kemoterapi ilaçları bilindiği gibi, kanserli hücrelerle beraber vücuttaki sıhhatli hücrelere de zarar sunarak ciddi hasarlara sebep olmaktadırlar.

Graviola bitkisi adı da verdiği tarçın elmasında tespit edilen sitotoksik bileşenlerin kanser hücrelerine karşı ölümcül tesir gösterdiği fakat sıhhatli hücrelere hiç zarar vermediği rapor edilmiştir.

Amerika’ da bir ilaç firmasında doğrulusunda oluşturulan testlerde aşağı yukarı 20 analiz laboratuvarı 1970’’li yıllardan beri graviola ve kanser temasını araştırmışlardır. Sonuçlar aslında de şaşırtıcıdır. graviola dan elde edilen bileşenlerin;

– Kanser hücrelerinin gelişimini yavaşlatmada ve durdurmada sık sık sarfedilen kemoterapi ilaçlarından 10,000 kat daha tesirli bulunduğu,

– Meme kanseri, kolon kanseri, pankreas kanseri, akciğer kanseri ve kolon kanseri dahil 12 tür kanser tarzında tarçın elmasında (Graviola) tespit edilen bileşenlerin sadece kanser hücrelerini amaç alarak yok ettiği,

– Kemoterapi de bulunduğu gibi sıhhatli hücrelere hiçbir zarar vermediği, ve seçici olarak sadece kanser hücrelerini amaç aldığı,

Yapılan pek çok çalışma ile kanıtlanmıştır.

 

2011 yılında, graviola bitkisinin meme kanseri üzerindeki tesirsini inceleyen bir çalışma yapılmış ve Beslenme ve Kanser (Nutrition and Cancer) dergisinde yayınlanmıştır. Araştırmacılar, graviola meyve ekstraktının (Gravioladan elde edilen bileşenlerin) meme kanserine sebep olan genleri tesirsiz duruma getirdiğini belirlenmişlerdir.

Araştırmacılara göre;

5 haftalık graviola ekstraktı kullanımında (200 mg/kg diyet) meme kanseri urlarının oluşmasını gerçekleştiren proteinlerin üretiminin % 50 oranında azaldığı belirlenmiştir.

Yapılan çalışmalar, graviola ekstraktlarının kadınlarda meme kanserine karşı koruyucu bir tesir sağladığını ve kanser hücrelerini öldürdüğünü meydana koymuştur.

 

Sonuç olarak mucize yaratan bu ağacın meyvesini tükettiğimizde;

– Kanser gibi ölümcül tesirlerden korunarak bağışıklık sistemimiz güçlenecek

– Enerjimiz artacak

– Kemoterapi esnasında meydana gelen saç dökülmesi, kilo kaybı, mide bulantısı gibi pek çok yan tesirsi yaşamadan, kanser hücrelerinden natural ve güvenilir yöntemlerle korunabileceğiz.

•Kendimizi çok daha sıhhatli ve kuvvetli hissedeceğiz!

SSL Nedir? Nasıl Çalışır?

SSL Nedir? Nasıl Çalışır?
“Secure Sockets Layer” kısaltması olarak adlandırılan SSL ,Sunucu ile istemci arasındaki iletişimin şifrelenmiş şekilde yapılabilmesine imkân veren standartlaşmış bir teknolojidir.
En süregelen kullanım şekli, internet ortamında, Sunucu ile tarayıcı(Internet Explorer gibi..) arasındaki iletişimin şifrenlenmesi şeklindedir.
SSL, standart bir algoritmadır.Milyonlarca internet sitesinde güvenilir veri iletişimi amacıyla kullanılmaktadır.
SSL fonksiyonun çalışabilmesi amacıyla sunucu doğrultusunda bir anahtar ve istemci doğrultusunda çalışacak bir sertifikaya gereksinim duyulmaktadır.Üzellikleri
– Mesajların şifrelenmesi ve deşifre edilmesindeki emniyet ve saklılığı sağlar
– Mesajı gönderenin ve mesajı alanın doğru yerler olduğunu garanti eder
– İletilen dokümanların tarih ve süresini doğrular
– Doküman arşivi oluşturulmasını kolaylaştırır

Sertifikasyon Kurumu
Dijital sertifikaların verilmesi ve yönetilmesini sağlayan kurumdur. Dijital sertifikalar bu kurumların saklı anahtarıyla imzalanır.

SSL Nasıl Çalışır ?

SSL Public Key/Private Key adı verdiği anahtarların tüketimine dayalı bir şifreleme yöntemi…
SSL çalışma mantığını şu şekilde açıklayalım:
SSL şifrelemesinde 2 adet anahtar kullanılır. Bu anahtarlar, dijital olarak kodlanmış yazılımdan diğer bir şey değil!… Ve bir anahtarın kilitlediği veriyi, yalnızca öteki açabiliyor.
Anahtarlarınızı yarattıktan sonra (ki bu prosedür tamamiyle otomatiktir, yapmanız gereken özel bir şey yoktur.), anahtarlardan biri (private key) sizde kalır. Diğer anahtar (public key) ise, bağlantı kurmak dilediğiniz şahıslara gönderilir.
Size dışarıdan mesaj göndermek isteyen kişi, public key ile göndermek istediği mesajı emniyet altına alır ve size gönderir. Artık o bilgi, size ulaşırken yolda alıkonsa bile, şifrenin çözülebilmesi amacıyla sizde kalan private key gerekecektir. Kullanılan SSL yönteminin karmaşıklığına göre (40 bit, 128 bit) şifre birinin eline geçse bile, bu bilginin halledilmesi çok ileri tekniklerle dahi çok uzun vakit alacaktır.
Sonuç olarak SSL iki bilgisayar arasındaki bilginin diğer şahıslar doğrulusunda görüntülenmeden, direkt olarak iletişimde olan iki bilgisayar arasında ve güvenilir bir şekilde iletilmesini sağlar.

Blade V7 Lite testte!

Blade V7 Lite, ideal fiyatlı telefonlar arasında ilgi çekmeyi başarabilecek modeller arasında bulunuyor. Marshmallow ile gelmesi mühim bir ayrıntıyken, telefonun 682 TL’ye bulunabileceği verisini de verelim. Evet, yaptığımız araştırmalarda telefonun çok performanslı çalışmadığını söyleyebiliriz. Genellikle grafik kuvveti pek memnun edici olmayabilir. Fakat tasarımı, parmak izi okuyucusu, genişletilebilir depolama alanı, arka kamerada pro modu ve ön kamerada flaşı gibi bilhassari de artı hanesinde bulunduruyor. Bu anlamda ideal fiyata bir akıllı telefon alabilmek isteyenlerin alış veriş listesinde incelenecek telefonlar arasında bulundurulması gerekli.

Kimler Almalı
500 – 750 TL arasında telefon satın alabilmek isteyen kullanıcıların, Blade V7 Lite’ı da gözden geçirmeleri gerekliliğini düşünüyoruz.
Samsung Galaxy Note 4

Nokia Lumia 830

Sony Xperia Z3

Apple iPhone 6
ZTE’nin amirali Axon 7’den sonra bu kez de ideal fiyatlı Blade V7 Lite elimizde.

ZTE, ülkemizde kısa bir vakit evvelceye kadar operatör telefonu olarak bilinirken, bu bilinirliğini bundan sonra kendi markası üzerinden büyütmeye karar sunarak iyi bir atılım yapmış ve yeni akıllı telefon modellerini ülkemizdeki kullanıcılarla buluşturmuştu. Bunların en başarılı örneği şüphesiz kısa vakit evvelce incelediğimiz Axon 7 iken, bu defa da elimizde daha ideal fiyatı ve gösterişsiz bilhassariyle ilgi çeken bir model var.

Blade V7 Lite, bilhassa ideal fiyatı ve şık tasarımıyla ilgi çeken bir model. Elbette telefonun detaylarına ineceğiz, ama ilk etapta söze bu ikisinden bahsederek başlayalım.

Blade V7 Lite’i şu anda piyasada 682 TL fiyattan bulabiliyorsunuz. Bu anlamda yakın vakitte incelediğimiz TP-Link Neffos C5 ile yakın seyreden telefon, ilaveten Turkcell T70, Türk Telekom K8, Casper E1 ve Lenovo A7000 gibi modellerle de aynı potada. Burada yer alan her modelin birbirine göre artıları eksileri var; elimizdeki Blade V7 Lite’ın da öyle.

Blade V7 Lite, tasarımıyla çok şık görünüyor. Elimizdeki modeliyle önden baktığınızda beyaz rengi bizlere yayınlayan telefon, arka yüzde metalik gümüş yüzeyi getiriyor. Tasarımıyla gerektiğince beğenimizi kazanan telefon, arka yüzde barındırdığı parmak izi sensörüyle de yakın rakiplerine göre fark yaratıyor.

Telefonun etrafında alt kenarda microUSB yuvası, üst kenarda kulaklık girişi yer alıyor. Sağ kenarda SIM kart ve microSD kart slotunu sahip olan telefonun arka kapağı açılmıyor. Yine burada güç butonu, başka kenarda da ses butonları konumlandırılmış.

Telefonun gerisinde alt kenarda hoparlörler yer alıyor. Hazır yeri gelmişken hoparlörlerin de ortalama ses sunduğunu söyleyelim. Öte yandan kutu bünyesinde bir kulaklık seti de sahip olan Blade V7 Lite, böylelikle ekstra bir kulaklık satın almanızı engelliyor.

Ekran ve bilhassar
Blade V7 Lite’ın ekranı 5.0 inç boyutunda. IPS LCD panelden meydana gelen ekran, gövdeye oranlandığında yüzde 68.3 orantısında kalıyor. Bu da fena bir rakam değil.

Ekran çözünürlüğü 720×1280 piksel, yani HD. 294 ppi piksel yoğunluğunda olan ekran, segmentine ideal olarak ortalama parlaklık sunuyor. Ekran genel olarak güzel görünüyor. Eğe renk tonlarından memnun kalmazsanız, ekran ayarlarından erişebileceğiniz MiraVision adlı program ile değişik renk tonlarına geçiş yapabiliyorsunuz. Bu güzel bir özellik.

Telefonda Android 6.0 Marshmallow görüyoruz ki bu güzel haber. Bu segmentte yer alan pek çok rakibi Android 5.0’la gelir iken Blade V7 Lite, Marshmallow’la geliyor. Kendine özel bir arabirimi olan telefon rahat kullanılıyor. İsterseniz arabirimi üçüncü parti programlarla özelleştirmeniz kuşkusuz mümkün.

Arabirimin performansına az sonra geleceğiz, ama evvelce teknik kadrodan bahsedelim. Blade V7 Lite’ın kalbinde MediaTek MT6735P prosedürcü var. 4 çekirdekli bu prosedürcü 1.0 GHz frekansında çalışıyor. Evet, kolayçe anlaşılabileceği gibi pek kuvvetli bir prosedürcü değil, bunu esasen telefonu kullanırken biz de sık sık gözlemleme talihi bulduk. Fakat bu kategoride genelde benzer prosedürcüler kullanılıyor, onu da söylemek lazım. Yine de belki 1.3 GHz’lik Mediatek MT6735’le işler değişebilirdii…

Telefonun dahili kapasitesi 16 GB. RAM srandardı ise 2 GB olarak tutulmuş. Bu arada depolama alanını microSD kart yolu ile 256 GB daha arttırabilmek sevindirici. Böylece genelde giriş segmentinde karşımıza çıkan depolama problemini bu telefonla yaşamıyorsunuz.

Telefonun grafik prosedürcüsi olarak Mali T720’yi görüyoruz. Bu grafik prosedürcüyle Epic Citadel testlinde HD çözünürlükte 20 FPS ama alabilen telefon, grafik programlarında pek iyi olmadığını bize işaret ediyor. Peki, telefonun başka neticeleri nasıl?

Performans
Blade V7 Lite’tan aldığımız test neticelerina bakalım. AnTuTu Benchmark testinde 23699 puan toplayan telefon, bununla Turkcell T70’i geride bırakırken, Casper VIA E1 ve TP-Link C5’in gerisinde kalıyor. Bu neticesi CPU Prime Benchmark’ta da devam ettiren telefon, burada 3978 puan almayı başarıyor.

Grafik noktasına geldiğimizde esasen az evvelce de söylediğimiz gibi 20 FPS’ler srandardınde netice alan telefon 3DMark Benchmark neticelerinde da bunun aynısı bir tablo getiriyor bizlere. Ice Storm testinden 3083 puan alan telefon, Extreme modda 1893, Unlimited’te ise 3103 puan ama toplayabiliyor. Bu puanlarla pek çok eski model telefonun bile gerisine düşen Blade V7 Lite, bizlere işaret ediyor ki bir oyun telefonu değil. Bunu FIFA 16 oynamaya kalktığınızda da telefon size işaret ediyor esasen. O amaçla bu telefonla daha çok grafik ağırlığı olmayan, Candy Crush gibi kolay oyunlar oynayabileceğinizi söyleyebiliriz.

Geekbench 3’e geldiğimizde, tek çekirdekte 397 puan alabilen telefon, çoklu çekirdekte de 1127 puan topluyor. Bunlarla tekrar Turkcell T70 ve Sony Xperia E3 tadında netice yapan telefon, pil performansında da bize 10 saat 47 dakikalık netice verdi. 2500 mah’lik bir bataryaya sahip bulunduğunu belirtelim. Düşük güç tüketen prosedürcünin karşılığını pil performansında aldığınız gerçek. O amaçla bu telefonla günü rahat çıkartabileceğinizi söyleyebiliriz.

Telefonun parmak izi sensöründen de bahsedelim. Çift kademeli olarak çalışan parmak izi sensörü, süratli bir şekilde parmağınızı tanıyor. Parmağınızı tanımak amacıyla değişik açılardan da kolayçe parmağınızı algılayabilen sensör, evet mükemmel çalışmıyor belki, ama daha evvelce incelediğimiz Türk Telekom TT175’ten daha iyi bir performans getiriyor. Kısacası parmak isi sensörü konusu ile ilgili bu telefondan endişeniz olmasın.

Son olarak telefonu kullanırken çok sayıda program açık bulunduğu noktalarda arabirimde ağırlaşmalar görebiliyorsunuz. Bunun verisini de verelim ve kameralara geçelim.

Kameralar
Blade V7 Lite’ın arka kamerası 13 megapiksel çözünürlüğünde. LED flaşla desteklenen kamera, otofokus, HDR ve panorama gibi bilhassarin sahibi. Arka kamerada oto mod ve pro mod bulunuyor. Bunlardan pro moda geçerek daha güzel kareler yakalamak amacıyla odak uzunluğu, beyaz dengesi gibi birtakım noktalara araya girmek edebiliyorsunuz. Güzel kareler yakalayabilen kamera, segmentine ideal neticeler üretiyor. Öte yandan arka kamerada 30 kare 1080p video kayıt olanağı da mevcut.

Ön kamerada da 8 megapiksellik lens getiren telefon, burada tekrar değişik olarak flaş getirmesiyle ilgi çekiyor. Ön kamerada flaş sahip olan telefonları daha evvelce de gördük kuşkusuz, ama bu segmentte çok sık karşımıza çıkmıyorlar. O amaçla Blade V7 Lite bu anlamda da mühim bir aygıt oluyor.

Samsung Galaxy Note 7 Tam İnceleme

Evet, derhal derhal ayrıntılıca bütün noktalara değindikten sonra bundan sonra araştırmamizi yavaş yavaş sonlandırabiliriz. Telefonun gördüğümüz bütün artılarını, eksilerini ve getirdiği yenilikleri sizlere iletmeye çalıştık. Ancak şunları da söylemeden geçmeyelim:

Note 7’yi, yakın boyutları, teknik kadro ve performansıyla en yakın rakibi olabilecek olan Galaxy S7 edge ile kıyaslayacak olursak, açıkçası iki telefon arasında en mühim farkın S Pen bulunduğu açık. Yani şayet S Pen’e gereksiniminiz yoksa S7 edge, illa S Pen diyorsanız da Note 7’yi tercih edebilirsiniz.

Bir başka söyleyebileceğimiz söz ise şüphesiz Apple’ın iPhone 6S Plus modeliyle ilgili. Apple, bundan sonra dünyanın en iyi telefonunu yapmıyor, hem de bu çizgisinden gittikçe uzaklaşıyor. Evet, iPhone 6S Plus’la gerektiğince kullanımı kolay bir ekosistem sunuyor, ilaveten Mac kullanıcıları amacıyla kuşkusuz kusursuz bir eküri. Ancak geri kalan kullanıcılar amacıyla söyleyebileceğimiz Note 7 daha iyi bir telefon modeli. Genellikle çift kıyaslamada kamera hususunda. Tabii ki bu düşüncemiz iPhone 7’ler geldikten sonra değişebilir. Ancak o vakte kadar Note 7 bizden pek çok hususta tam puan aldı diyebiliriz. Fiyat noktasında ise araştırmanın başında fikirlerimizi aktarmıştık, ancak tekrar edecek olursak, açıkçası pahalı. Fiyatı daha düşer mi bilinmez, ancak şu an Note 7’yi piyasada 3484 TL’ye bulabiliyorsunuz. Bu noktada, seçim her vakit bulunduğu gibi tekrar size kalmış.

Kimler Almalı
Bir akıllı telefondan her anlamda üst seviye yarar sağlamak ve ek olarak S Pen’e sahip olmak isteyenler şu an amacıyla Samsung Galaxy Note 7’i satın almayı kolaylıkla düşünebilir.

Bu araştırmayi okumadan, videodaki test neticelerini görmeden Samsung Galaxy Note 7 almayı düşünmeyin!

Uzun vakittir bu kadar konuşulan bir telefon modeli olmadı. Üzerine çok şey yazıldı, çok şey çizildi. Sızıntılarla geride bıraktığımız çok büyükte bir senenin sonrasında sonucunda Note 7 gün yüzüne çıktı ve New York’ta düzenlenen etkinliğin derhal sonrasında da elimize geçti. Bir hayli özel bir telefon ve fiyatının da gerektiğince yüksek bulunduğu düşünüldüğünde, böylesi özel bir ürünü açıkçası bütün detaylarıyla irdelemek gerekiyordu. O amaçla telefon elimize vardığı andan itibaren bu yazıyı hazırlamak amacıyla biraz bekledik ki sizlere her vakit bulunduğu gibi en doğru bulguyu verebilelim. Çok uzun ve ayrıntılı bir araştırma olacak, o amaçla kendinize bir fincan kahve ya da çay alsanız iyi ederseniz.

Fiyat hususu ve bilinmesi gerekli olanlar

Kim ne derse desin, bilhassa son birkaç senede Samsung sadece akıllı telefon piyasası amacıyla değil, bütün alanlarda, yani genel olarak teknoloji amacıyla büyük katkıda bulunuyor. Bu konudaki bütün gelişmeleri de esasen sizlereCHIP Online üzerinden haberlerimizle iletiyoruz. Konumuz dahilinde konuşacak olursak, Samsung akıllı telefonları amacıyla büyük atılımlarda bulundu. Zaman içersinde kendi işlemcisini üretip geliştirerek amiral gemilerinde yer vermeye ve bu alanda Qualcomm’a baş tutmaya, amiral gemisi statüsündeki telefonların çok tartışılan tasarımlarını elden geçirerek her bireyin beğenisini kazanmaya ve öte yandan eleştiri alan noktalarından da ders çıkartmaya başladı. Sonunda da açıkçası sadece birkaç nokta dahilinde eleştirebileceğimiz amiral gemileri üretmeyi başardı. Tıpkı elimizdeki Note 7 gibi.

Şimdi Note 7 bize neler sunuyor, ne gibi yenilikler getiriyor, Note 5’e göre farkları neler bunlara geçeceğiz, ama en zor konuyu en başta aradan çıkartalım. Note 7 ilk lanse edildiğinde ön sipariş fiyatı 3999 TL olarak belirlenmişti hatırlarsanız. Sonra aradan sadece birkaç gün geçmesinden derhal sonra fiyatı bir anda aşağı yukarı 3600 TL’ye kadar gerilemişti. Bu, birkaç gün evvelceye kadar da böyleydi, ama şu an telefonu 3484 TL’ye Samsung Türkiye Garantili olarak edinebiliyorsunuz, bunun verisini verelim.

Peki, bu kadar para bir telefona verilir mi? Burada seçim sizin, yani kullanıcının kuşkusuz. Fakat açıkçası son vakitlerde çıkan her yeni amiral gemisi telefonla birlikte fiyatlar aldı başsını gidiyor. Elbette işin vergi ebatı da var; yalnız, bir telefonun tanıtılmasının üzerinden daha 1 ay geçmeden, aşağı yukarı 400 – 500 TL gibi fiyat oynaması da açıkçası pek normal değil. Bunu sadece Note 7 amacıyla söylemek doğru değil. Benzer hareketi LG G5’te de görmüştük. O amaçla bu tip amiral gemisi akıllı telefonları bir hevesle satın almadan evvelce bir vakit bmafsalak en doğrusu diyerek bu konuyu burada noktalayalım ve telefonun fiyatını bir hayli pahalı bulduğumuzun altını çizelim.

Yine bu mevzuya dair mühim bir mafsala daha yapacak olursak, Samsung yetkililerinin açıklamasına göre Note 7’nin yanısıra Gear VR’ın yeni sürümünün bedava olarak verileceği bilgi kapasitesi de mevcut. Yani telefonu sipariş edecekseniz, satın alım adımında bu “küçük” detayı atlamayın. Bu arada yeni Gear VR’ın lenslerinin selef modele göre daha geniş olduğunu ve 101 derecelik görüş açısı sunduğunu da söyleyelim. Ve tekrar şunu da söylemek lazım: Samsung, Note 7’nin Türkiye tanıtımı sırasında, Gear VR ile lig maçlarının izlenebileceği verisini de paylaştı. Buna göre kullanıcılar maçları, statta VIP tribünde Gear VR üzerinden sanal dünyada izleyebilecek; gelişen vakitle ise, izleyiciler statta istedikleri noktadan etraflarına bakabilme ihtimaline da sahip olabilecekler.

Bu arada belki aranızda hala Note 6’ya ne oldu diye merak edenler vardır, onları da merakta bırakmayalım.

Samsung, Note isimlendirme siyasetini gözden geçirerek amiral gemisi statüsünde S7’i yakalayabilmesi amacıyla bu Note modelini, Note 7 diye çıkarttı. Misal, şimdi sırada Galaxy S8 var, onu takiben de Note 8’i göreceğiz. İsim hususu bundan ibaret.

Elbette Note 7’nin kutusundan neler çıktığı da çok mühim. Eğer halen kutu açılış videomuzu izlemediyseniz, telefonun yanısıra varlıklı bir kutu içeriği getirdiğini söyleyebiliriz. Güzel ses veren ve kaliteli tasarıma sahip kulak içi kulaklıklarla gelen Note 7, ilaveten kulaklık amacıyla ek silikon başlık da sunuyor. USB konektör ile telefona klavye / fare bağlayabiliyor ya da kuşkusuz USB bellekleri de bu yolla kullanabiliyorsunuz. Hem de kutuda yer alan bir çevirici adaptör de mevcut. microUSB’yi USB Type-C’ye çeviren bu adaptörle eski telefon şarj aletlerinizi de kullanmanız mümkün. Kutu bünyesinde son olarak S Pen amacıyla ayarlanabilir uçların bulunduğunu da söyleyelim.

Şimdi yavaş yavaş Note 7’deki ilk ilgi çeken yenilikleri kabaca gözden geçirelim, sonrasında da detaylarına girelim.

Note 7’nin mühim yenilikleri

Samsung, Note 7 modelinde Note 5’e kıyasla büyük ölçüde fark koyuyor. Hem de birtakım noktalarda da lüzum S ailesine, lüzumse de başka rakip telefon modellerine karşı yenilik kazandırıyor. Bunlardan en muhimi şüphesiz Note 7’de bir iris tarayıcının, yani retina tarama düzeneğinin bulunması. Bir öteki ise, Note 7’nin ekranının şu an bütün telefonlar arasında ilk kezCorning Gorilla Glass 5’le korunması.

Note 5’te olmayan özelliklerden en ilgi çekenleri ise şüphesiz microSD kart desteği sunması ve suya karşı korumanın telefonda yer alması oluyor. Peki, Note 5 kullanıcıları Note 7’ye terfi etmeli mi? Bu bozukluğun yanıtı gerçekte sizin ne istediğinizle ilgili biraz. Misal, kullandığınız Note 5’e rastgele bir zarar gelmediyse, Note 7’e geçmek amacıyla bizce çok büyük sebep yok. Ancak Note’u Note yapan en mühim özellik olan S Pen kalem ucunun inceltilmesi ve yeni özelliklerin kazandırılması ilginizi çekecekse, depolama kısmı size yetmiyorsa ve telefonun suya karşı sağlam olmasını istiyorsanız, o durumda Note 7 sizin kaleminiz diye yekten söyleyebiliriz. Elbette işlemci, kamera ve ekrana yönelik güncellemeler de söz konusu.

Hazır yeri gelmişken Samsung yetkililerinin, esasen halihazırda Note kullanıcılarının yüzde 65’i kadarının bir ileri modele terfi ettiği verisini paylaştığını da iletelim ve şimdi Note 7’nin dizayn detaylarına geçelim.

Tasarım

Note serisinin ebatları ve sundukları itibariyle yeni bir kategori yaratan Samsung, bilhassa Note 5’le dizayn manasında Note 4’e kıyasla büyük sıçrama gerçekleştirmişti. Şimdi bunun üstüne bazı güncellemeler daha getiren Samsung, daha evvelce Note edge modelinde tek doğrultulu denediği kavisi, Note 7’de bundan sonra ekranın her iki kenarına da yerleştirmiş. Bu noktada bir parantez açalım ve Samsung’un kavis konusu ile ilgili gerektiğince ciddi düşündüğünü belirtelim. Bu hamlesiyle de bu açıkça meydana çıkmışken, Samsung doğrulusunda gelen haberler, Galaxy S8’in de ilaveten bir edge modelinin olmayacağı, sadece tek model ve kavisli ekranlı olarak kullanıcılarla buluşacağı yönünde. Elbette bunların ne derece doğru olduğunu kısa vakitte öğrenemeyeceğiz.

Note 7’nin çift yönüne da yerleştirilen kavisler, S7 edge’den de aşina olduğumuz üzere sadece ön yüzde değil, arka yüze de yansımış durumda. Böylece telefonu elinizde dolaştırırken tamamiyle yuvarlatılmış hatlarıyla iyi bir dokunma hissi verdiğine tanık oluyorsunuz.

Note 7’nin ekran kavislerinin S7 edge’deki kadar derin olmadığını da belirtmek lazım. Yani ekranda daha derin bir kavis arıyorsanız hala tek alternatif S7 edge. Bunun sebebi, Note’ta S Pen’in kullanım alanının daraltılmak istenmemesi. Yani kullanılabilirlik amacıyla Samsung böylesi bir karar almış. Fakat şu da bir gerçek ki, derin kavislerle açıkçası S7 edge’in çok daha çarpıcı göründüğünü söylemek lazım. En azından bizim görüşümüz bu yönde.

Şu an halihazırda 3 renkle ülkemizde kullananlara yayılan Note 7, elimizdeki rengiyle kara gövdeye sahip. Hem de telefonun gümüş ve altın renk alternatifleri de mevcut. Ön siparişlerde kara renkli modelin yoğunluk gördüğünü öğrenmiş olsak da, açıkçası bizim en beğendiğimiz rengin altın renkli alternatif olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan telefonun bir de gerektiğince ilgi çeken Corel Blue adlı canlı mavi renkli modeli de mevcut. O modelin de eylül ayında Türkiye’de bulunabileceğini öğrendiğimizi de söyleyelim.

Note 7, ebat ve ağırlık konusu ile ilgili kağıt üstünde Note 5’le büyük fark getirmiyor. Telefonun kalınlığı 7.9 mm, ağırlığı ise 169 gram. Bu değerler Note 5’te 7.6 mm ve 171 gramdı. Note 7 daha hafifken, ilaveten ne kadar 0.3 mm kalın olsa da, hem ön hem arka yüzeydeki kavisli kenarlarla çok daha ince gözüküyor ve elinizde tuttuğunuzda öyle hissettiriyor.

Hem ekran hem arka cam yüzeyin Gorilla Glass 5’le korunduğunu da söyleyelim ve telefonun etrafında ne var ne yok ona bir bakalım. Telefonun üst kenarında SIM kart ve microSD kart çekmecesi yer alıyor. Alt kısımda da kulaklık, USB Type-C portu ve hoparlör yan yana konumlandırılmış. Telefon sağ kenarında güç tuşu, sol kenarında da ses butonları mevcut. Yine son olarak S Pen’in de telefonun sağ alt köşesine yerleştirildiğini söyleyelim.

Telefonun dizayn aşamasını atlamadan evvelce son olarak Note 7’nin en mühim bilhassarinden biri olan, gövdenin suya karşı sağlam yapıda tasarlandığını da belirtelim. Tıpkı S7 ve S7 edge gibi IP68 standardında suya ve toza karşı sağlam olan gövde, telefonu 1.5 metreye kadar 30 dakika süre ile suya karşı korumalı kılıyor. Buradaki su tatlı su, onu da belirtmekte yarar var.

Ekran

Evet, gelelim şimdi Note 7’nin ekran detaylarına. Daha sonra da işletim sistemine değineceğiz.

Note 7’nin ekranı, gerçekte kağıt üstünde Note 5’le muadil. Burada en büyük fark Gorilla Glass 5 seviyesindeki koruma. Onun dışında ekran tekrar Super AMOLED, tekrar 2K çözünürlük sunuyor bizlere ve 518 ppi piksel yoğunluğuna sahip. Ekranın esasen ne derece güzel görüntü verdiğini Note 5’ten de biliyoruz.

Ancak Note 7’nin mobil HDR ile uyumlu olması, HDR içeriklerin kapılarını açıyor. HDR ya da başka adıyla Yüksek Dinamik Aralık’la beraber çok daha doygun renklere erişebiliyorsunuz. Amazon Prime ya da Netflix üyelikleriyle bu tür içeriklere erişmenizin olası bulunduğu verisini de verelim.

Note 7’nin ekranına dair mühim bir başka bilgi ise, ekran – beden oranının tam yüzde 78 olması. Bu durumuyla Note 5’in yüzde 75.9’luk ve S7 edge’in yüzde 76.1’lik ekran – beden oranından daha geniş bir alan yayınlayan Note 7, ilaveten iPhone 6s Plus’ın yüzde 67.7’lik oranını da farkla geride bırakıyor diyebiliriz.

Ekranın genel kullanım performansıyla rastgele bir sorun yaşamayacağınızı söyleyebiliriz. Renkler, karşıtlık ve beyaz dengesi fazlasıyla başarılı. Video içerikleri, oyun ve genel kullanım sonucunda biz gayet memnun kaldık. Hem de dış kullanımlarda, güneş altındayken de ekran parlaklığının görüşünüzü olumlu etkileyecek revizede bulunduğunu da söylemek lazım. Ekrana parlaklığına dair ayarı siz de manüel olarak yapabiliyorsunuz kuşkusuz. Hem de ekran ayarları evresinde görebileceğiniz mavi ışık filtresi ile göz yorgunluğunuzu da azaltmanız olası.

İşletim sistemi

Evet, Note 7’nin işletim sistemi Android 6.0.1. Kuşkusuz Note 7, Android 7.0 güncellemesi de alacak.

Marshmalllow’la birlikte TouzhWiz arayüzünü tekrar bizlere getiren telefon, burada bize son olarak S7 ve S7 edge gördüğümüz yenilikleri de kuşkusuz getiriyor. Peki, nedir bunlar? Onlardan bahsedeceğiz ancak Note 7 özelinde, bir işletim sistemine dair getirilen bir emniyet özelliğinden konuşmak lüzum önce. Arayüzde bundan sonra karşımıza bir Güvenli Klasör çıkıyor. Bu klasör, bankacılık uygulamalarınızı, kontaklarınızı, mühim mesajlarınızı, dosyalarınızı ve şüphesiz fotoğraf ile videolarınızı tutabileceğiniz bir klasör. Peki, bu klasörü nasıl koruyoruz? Evet, şimdi Note 7’nin iris tarayıcısından bahsedebiliriz. Daha sonra da işletim sisteminde yayılan kullanımı kolay seçeneklere bakacağız.

İris tarayıcı ve parmak izi sensörü

Note 7’yle birlikte Samsung yeni bir emniyet sistemine geçiş yaptı: İris tarayıcı. Bu emniyet çeşidini daha evvelce Microsoft Lumia 950 ve 950 XLmodellerinde görmüştük hatırlarsanız. Şimdi benzer sistem bizlere Note 7’de de sunuluyor.

Tıpkı parmak izi sensörü gibi iris tarayıcıyı da emniyet ayarları kısmından ayarlayabiliyorsunuz. İlk yapmanız gereken bir pin oluşturmak, sonrasında da irisinizi tanıtmak. Bunun amacıyla telefon sizden ekrandaki bir çift daireye bakmanızı istiyor. Gözlerinizi ufak yuvarlaklara denk getirip biraz da açınca, Note 7 bundan sonra resmen sizin gözünüz oluyor diyebiliriz.

Bu işlemin sonrasında telefonu bundan sonra gözünüzle, bir bakışınızla açabiliyorsunuz. Parmak izi sensörüne göre daha güvenilir bir yol olan ve değişik bir pratiklik gerçekleştiren bu özelliğin yanı sıra kuşkusuz ilaveten parmak izi tanımlamanız da mümkün. Yani telefona hem iris hem parmak izini aynı anda tanımlayabiliyor ve ikisinden birini kullanarak kilitleri açabiliyorsunuz. Bu kilitlere, az evvelce bahsetmiş olduğumuz Güvenli Klasör de dahil kuşkusuz.

Peki, iris tarayıcı nasıl çalışıyor? Note 7’i kullandığımız vakit vakitsince değişik ışık koşulları altında, gece ve gündüz değişik biçimlerde iris tarayıcıyı kullandık. Genel değerlendirmemiz olumlu yönde. Hem de numaralı gözlük kullansanız da, gözünüzde güneş gözlüğü olsa da, tarayıcının gözünüzü algıladığını söyleyelim. O amaçla tarayıcıyı sevdik. Ancak açıkçası söylememiz gereken birkaç şey yok değil.

İlk olarak sürat yönünden Lumia 950 modelleriyle kıyaslayacak olursak, Lumia’daki tarayıcının daha süratli çalıştığını söyleyebiliriz. Bir öteki ise, bazı durumlarda tarayıcıya bakmanız yetmiyor, gözlerinizi açmanız gerekiyor. Neyse ki bu çok tekrarlanmıyor, ancak tekrar de bu konunun üstünde durulması gerektiği kanaatindeyiz. Muhtemelen bir ileri telefon modelinde, tarayıcı daha ilerlemiş olarak karşımıza çıkacak. O amaçla bu haliyle, parmak izi okuyucu bizce iris tarayıcıya pratiklik manasına tercih edilecektir diyebiliriz.

Son söylememiz gereken şey ise, telefonu kullandığımız bütün vakit vakitsince, sadece 3 kez göz tarayıcının algılamadığı ve pin sorduğuna tanık olduğumuz. Bu sayı da bir istisna olarak kayıtlara geçsin.

Bu arada parmak izi okuyucuyu da atlamayalım kuşkusuz. Parmak izi sensörü son olarak S7 ve S7 edge’de gördüğümüz gibi çalışmaya devam ediyor. Farklı açılardan gayet süratli biçimde kilit açabiliyor. Telefonun alt tarafındaki ana fiziksel düğmeye yerleştirilen sensör, tekrar çift kademeli olarak sunulmuş. Yani parmağınızla kilidi açmak amacıyla aynı anda tuşa basmanız gerekiyor. Veya evvelce basıp sonra parmağınızı da yaslayabilirsiniz. Seçim sizin, ancak HTC 10 ve başka pek çok rakipte gördüğümüz tek kademeli sensörlerden sonra açıkçası bu biraz zAhmetli. Samsung, belki bir ileri modelde bu tuşu kaldırıp buraya bir dokunmatik alan açarak tek kademeli sensöre geçiş yapar.

Edge ekran

Evet, şimdi işletim sistemine dönelim ve arayüzde dolaşmaya ilk etapta edge ekranından başlayalım. Edge ekranının tüketimi tıpkı S7 edge’de bıraktığımız gibi. Ancak değişik olarak makalelıma yeni eklemeler yapılmış. Yani edge ekranları arasında bundan sonra indirebileceğiniz değişik alanlar da mevcut. Bunlar arasında ücretli ve bedava alternatifler yer alıyor. Misal, bedava olarak veri tüketimi, hava durumu, haberler gibi alanlar bulunurken, ücretli alternatifler arasındaysa Twitter, Instagram, multimedya, alarm, yer imleri, Skype ve daha pek çok alternatif yer alıyor. Hem de normalde 5 şahsa kadar seçebildiğiniz Edge Kişileri’ni, arttırabileceğiniz değişik arayüzler de mevcut. Yani edge ekranı eskisine nazaran çok daha aktif biçimde kullanılmaya sonucunda başlayacak ki, bu üstünlük S7 edge kullanıcıları amacıyla de geçerli elbette.

Edge ekranını tekrar S7 edge’deki gibi çift sütun durumunda buluyoruz. Hem de tekrar dilediğiniz kenarlardan birine yerleştirmeniz mümkün. Bu alternatifleri ve daha çoğunu edge ekranı ayarlarından yapılandırabilirsiniz.

Tema alternatifleri ve Uygulama Taşı çekmecesi

Note 7’de, S7’lerle birlikte gelen tüketimi kolay bir özellik yer alıyor. Ekranlarda yer alan simgeleri toplu olarak değişik bir ekran üstüne alabilmek dilediğinizde, bu prosedürü bundan sonra programları tek tek tutup taşıma yöntemiyle yapmanıza lüzum yok. Genellikle telefona ilk kurulurken sorun yaratan bu ikon taşıma olayı, Uygulama Taşı çekmecesiyle rahatlatılıyor. Peki, nasıl kullanılıyor? Uygulamaya basılı tutup seçtiğinizde üst barda meydana çıkan “Uygulamaları Taşı” çekmecesine bırakıyor ve aynı metodu taşımak dilediğiniz bütün uygulamalar amacıyla yapıyorsunuz. Ardından da bütün bu programları yeni ekrana sürükleyip yerleştirebiliyorsunuz; hepsi bu kadar.

Note 7, çok sayıda özelleştirmede bulunabileceğiniz bir telefon. Telefonun ilişkisini tamamiyle değiştirebileceğiniz gibi, arka plan, simgeler ve makale çeşitleri gibi özel noktalara da ayrı ayrı müdahalede bulunabiliyorsunuz.

Ancak genel TouzhWiz arayüzünde S7’lerden sonra çok büyük bir yenilik gördük desek yalan söylemiş oluruz. Genel hatlarıyla esasen rahat görünen ve kesintisiz çalışan arabirim, yeni arayüzüne kavuşmak amacıyla şimdilerde Android 7.0’ı bekliyor diyebiliriz.

Always-on ekran

Daha evvelce LG G5 ve S7 edge’de gördüğümüz Always-on ekran özelliği, Note 7’de de karşımıza çıkıyor. Bu konuyla alakalı bilgi kapasitesi olmayanlar amacıyla bu özelliğin, ekran kilidini her defasında açmanıza gerek bırakmayacak ölçüde kullanımı kolay bir çözüm olduğunu kısaca söyleyebiliriz. Telefonunuza gelen bildirimleri kapalı ekran üstüne taşıyan Always-on özelliği, böylelikle telefonu uyandırmadan bildirimler ve saat gibi verilere erişmenizi sağlıyor. Bu sayede telefonu uyandırdığınızda tüketilecek olan pilden tasarruf ediyorsunuz. Ancak kuşkusuz bu özelliğin de bir bedeli var.

Ekranın her vakit açık olmasının kuşkusuz batarya doğrultusunda bir karşılığı var. Örneğin biz Note 7’i kullandığımız vakit içersinde akşam saatlerinden sabaha kadar ortalama yüzde 8’lik bir payı tükettiğini gördük. Bu hesabı 24 saatlik vakit dilimine vurabilirsiniz. S7 edge’de bu özelliğin bataryadaki karşılığı yüzde 20 kayıptı mesela.

Ancak tek seçeneğiniz bu değil. Daha az pil tüketmek ve bilhassa geceleri parlayan telefon ışığına maruz kalmadan saat ve birkaç bildirimi görmek amacıyla Gece Saati uygulamasını da kullanabiliyorsunuz. Hem S7 edge hem Note 7’de bu özelliği Always-on’a göre daha çok kullandığımızı da bu noktada belirtelim.

Game Launcher

Evet, işletim sistemi ve arayüze dair son durağımız, tekrar S7’lerde de lüzumtiğince beğendiğimiz bir diğer özellik olan Game Launcher olacak. Game Launcher birimi ile oyunlarınız amacıyla bir klasör oluşturmanız ve hepsini burada toplamanıza lüzum yok. Game Launcher bunu halihazırda yapıyor. Elbette bu birimin tek sağladığı fayda bu değil. Bu sadece ufak bir detayı.

Game Launcher, oyun içersinde sıksık bir köşede bir sembol durumunda duruyor. Bu sembolye tıklayarak açılan menü üzerinden bir dizi seçeneğe erişebiliyorsunuz. Bunlar arasında en muhimi şüphesiz kayıt seçeneği. Bu alternatif yoluyla, oynadığınız oyunun videosunu kaydedebiliyorsunuz. Video niteliğini ise ayarlardan, çözünürlük ve Bit sürati şeklinde ayarlamanız mümkün. Bu alternatifte kuşkusuz video üstüne mikrofon kaydı da yapabiliyor ya da sadece oyun içi sesleri kayda alabiliyorsunuz. Bu özellik şüphesiz YouTuberlar amacıyla biçilmiş kaftan.

Game Launcher ile yayılan diğer alternatifler arasında ise, ekran fotoğrafı, oyunu küçült ve tuşları kitle yer alıyor. Genellikle tuşları kilitlemek önemli. Zira bu yolla oyunlarda kazara geri butonuna basarak çıkmanız engelleniyor.

Game Launcher’ın bir diğer konuşulması lüzumen üstünlüğü ise, batarya ömrüne dair. Yani oyun oynamaktan, bataryanın tükenmemesi amacıyla kaçınmanıza lüzum yok. Game Launcher’daki güç tasarrufu kısmından kara süratini 60 ila 30 FPS arasında değiştirebilir ve oyunun çözünürlüğüne el atabilirsiniz.

S Pen

Evet, şimdi sırada S Pen var. Note’u Note yapan en mühim özellik olan S Pen, yeni modelde de yenilenerek karşımıza çıkıyor. Yakın ekran boyutlarıyla S7 edge’den en büyük farkı S Pen’le yaratan Note 7, bundan sonra çok daha ince ve daha titiz bir kaleme sahip.

Note 5’te 1.6 mm olan S Pen kalınlığı, Note 7’de 0.7 mm’ye kadar indirgenmiş. Bu sayede çok daha ince çalışabilmeniz olası. Kutu bünyesinde ayarlanabilir uçları da getiren telefon, böylelikle bir vakit sonra eskiyen ucu değiştirme olanağı da sunuyor elbette. S Pen’in tasarımına dair bir başka detaysa, Note 5’te kolaylıkla ters takılabilen kalem, Note 7’de bundan sonra yuvadan içeriye ters takılamıyor. Fakat çok iterseniz, o başka. Kasıtlı haller dışında, bundan sonra kazara kalemi ters takma probleminin da bu şekilde önüne geçişmiş.

S Pen’le gelen menüde tekrar bizlere kullanımı kolay özellikler sunuluyor. Bunlardan ilk alternatif Not Oluştur. Not Oluştur menüsüyle klavye, kalem, fırça ile ekrana not alabiliyor, görüntü ve ses menüleriyle de notunuza görüntü ve ses ekleyebiliyorsunuz.

Akıllı Seçim menüsü ise, o an ekrandaki görüntüden değişik biçimlerde kalemle görüntü almanızı sağlıyor. Burada ilgi çeken asıl nokta, GIF Animasyon kısmı. GIF Animasyon’u seçerek oynayan bir videodan GIF kaydı yapabiliyorsunuz. İsterseniz bunun üstüne tekrar notlar almanız olası. Kaydettiğiniz bu GIF’i tekrar sosyal medya ya da mesajlaşma yazılımları üzerinden paylaşmanız da öyle.

Yeni gelen özelliklerden biri Çeviri kısmı. Bu özellik ile çok çok sayıda dilden, kaleminizin ucunu kullanarak sözcük çevirisi yapabilmeniz olası. İnternette dolaşırken ya da seyahatleriniz esnasında çevrenizde görüldüğü tabelalardaki yabancı terimleri sadece kaleminizin ucuyla işaret ederek Türkçe’ye çevirmenizi olası kılıyor bu özellik.

Toplamda 6 haneye kadar program kısmı yayınlayan S Pen menüsüne, dilerseniz kullanacağınız değişik programların kısayollarını eklemeniz de olası.

Elbette çizim yetenekleri olan kullanıcılar S Pen’i daha keyifli işler amacıyla de kullanabilirler, ancak bizim açıkçası en beğendiğimiz özellik kapalı ekrana not alma özelliği oldu. Note 5’te olan bu özellik, Note 7’de biraz daha ilerlemiş olarak karşımıza çıkıyor. Ekran kapalıyken kalemi çekip çıkarttığınızda boş ekrana kısa vakitde not alabiliyorsunuz. Burada yeni eklenen özellik ise not alabileceğiniz sayfa adedinin arttırılmış olması oldu. 4 ekrana kadar not alabiliyorsunuz. Toplantıda ya da kısa vakitde not almanız gerektiğinde, bu özellik çok işe yarıyor doğrusu.

S Pen’e ait gerektiğince mühim bir başka özellikse, kalemin suda da çalışıyorolması. Bu sayede su sıçramalarında, ekran ıslakken, yağmurlu havalarda da kolaylıkla çalışan S Pen, şayet istenirse telefonla su altında çizimyapılmasına da izin veriyor.

Teknik kadro ve test sonuçları

Evet, bundan sonra geldik Note 7’nin teknik detaylarına ve lüzum test tablolarında lüzumse kullanım noktasında bize ne tür performans sunduğuna. Hemen söyleyelim, Note 7 teknik altyapı noktasında S7 edge’le eşdeğer. Fakat kuşkusuz Note 5’e kıyasla farklar var.

İki değişik prosedürcü opsiyonuyla gelen Note 7, ülkemizde Samsung’un kendi Exynos tabanlı prosedürcüleriyle yer alıyor. Bir öteki ise Snapdragon 820’li model. Her iki Note 7 versiyonunu araştırma talihi bulduğumuzu da belirtelim. Bunun sonucunda şunu söyleyebiliriz ki, performans manasında bir şey kaybetmiyoruz. İkisi arasında kağıt üzerindeki farklar, gerçek kullanım noktasından daha büyük. O sebeple endişeniz olmasın. Öte yandan performans noktasında Note 7’nin S7 ve S7 edge ile yakın neticeler gösterdiğini de söyleyebiliriz.

Note 7’de yer alan Exynos 8890 prosedürcüsi, şu an Samsung’un kullanımdaki en kuvvetli mobil prosedürcüsi statüsünde. Exynos 8890, 8 çekirdekten oluşuyor ve 14 nm mimarisine dayanıyor. 4’er çekirdekli iki yongadan meydana gelen Exynos 8890, selef modellere göre büyük bir fark yapıyor. Mimaride yer alan yonga setlerinden biri 4 çekirdekli ve 2.3 GHz frekansında çalışan Mongoose iken, bir öteki tekrar 4 çekirdekli ve 1.6 GHz frekansında çalışan Cortex-A53 yonga seti.

Telefonun RAM hanesinde 4 GB hafıza kapasitesini görüyoruz. Burada Note 5’e kıyasla bir fark yok. Fakat depolama kısmı konusu ile ilgili Samsung, Note 7’de daha eli açık davranıyor. Tek depolama alternatifi olarak 64 GB dahili hafızayla gelen Note 7, ilaveten microSD kart yolu ile 256 GB daha hatırlamayı arttırma olanağı tanıyor. Elbette buna ek olarak Samsung Cloud’un 15 GB bedava depolama kısmı sunduğunu da ek etmek lazım.

Grafik hanesinde de Mali-T880 MP12’yi gördüğümüz Note 7’nin oyun performansı da şaşırtıcı ki esasen az sonra size bunu canlı canlı da göstereceğiz. Teknik kadroyu kabaca tanıdıktan sonra bu kadroyla Note 5’e kıyasla prosedür kuvveti manasında yüzde 31, grafik kuvveti olarak da yüzde 58’lik bir artış getirdiği söylenen Note 7’nin, sentetik test neticelerının kıyaslamaları nasıl, şimdi gelin beraber bakalım.

Performans

Note 7, ön görü edilebileceği gibi gayet kesintisiz çalışan bir telefon ki bir amiralden de esasen bu beklenir. S7 edge’le aldığımız benzer performansı Note 7’de de gördük. Uzunca bir süredir kullandığımız telefon, henüz bizi rastgele bir performans kayıbı gibi olumsuzlukla karşılaştırmadı. Bunda kuşkusuz telefonun belirli Aralıklarla otomatik optimizasyonunun da katkısı var. Genellikle oyunlarla çok alakalıyseniz, ardından şişen belleği otomatik olarak optimize eden telefon, bu sayede performansın düşmesini engelliyor. Hem de Cihaz Bakımı evresinden RAM, depolama, pil ve güvenlikle alakalı optimizasyonu kendiniz de tek tıklamayla yapabiliyorsunuz.

Şimdi yavaş yavaş telefonun oyun performansına geleceğiz, ancak evvel şunu derhal belirtmek gerekiyor: Samsung, Note 7 ile beraberVulkan API desteği sunuyor. Bu da şüphesiz daha performanslı oyun oynama olanağı getiriyor.

Genellikle geniş ekranlı telefonları en az film izlemek kadar oyun oynamak amacıyla de kullandığımız gerçek. Burada Samsung’un sunmuş olduğu Vulkan desteği ile HearthStone, Asphalt 8: Airborne, Star Wars, SIM City ve Need for Speed gibi halihazırda Vulkan destekli oyunları tam performansıyla oynamak mümkün. Hem de Samsung’un açıklamasına göre, bu sene içersinde 11 oyun daha Vulkan destekli olarak kullananlara sunulacak. Peki, elimizdeki Note 7, bizim oyun sürecimizde nasıl bir performans sergiledi. Note 7’nin nasıl bir oyun performansı verdiğini derhal yukarıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Note 7’nin oyun performansına da baktıktan sonra derhal telefonun ısısına dair bulguyu de verelim. Telefonun prosedürcü ısısı 59 – 60 dereceleri görebiliyor. Bunun kasa dışına yansıması ise çok az bir ılıntı biçiminde. Yani telefonun sıcaklıkla alakalı bir bozukluğu olmadığını kolaylıkla söyleyebiliriz.

Şimdi öte yandan işin multimedya evresinde kuşkusuz ses performansı da mühim. Telefonun ses performansı konusu ile alakalı tekrar fark yok. Tek doğrultulu sarfedilen hoparlör, yüksek ses çıkış gücüne sahip ancak bir ZTE Axon 7’den ya da HTC 10’dan duyduğumuz ses niteliğini bize sunmuyor. Bu hususta bundan sonra Samsung’un çift doğrultulu hoparlörlere geçmesi gerekliliğini düşünüyoruz.

Pil performansı

Evet, Note 7’de tasarlanan bir başka noktalardan biri de batarya kapasitesi oluyor. Note 5’e kıyasla artış gösteren batarya, Note 7’de karşımıza 3500 mAh olarak çıkıyor. S7 edge’de sarfedilen 3600 mAh’lik bataryadan daha dar olan bu alan, test sonuçlarına da onun takipçisi olduğunu bizlere işaret ediyor esasen.

Note 7’nin pil performansını genel kullanım noktasında beğendiğimizi söyleyebiliriz. İnternette dolaştığımız, mesaj gönderip aldığımız, müzik dinlediğimiz, Google Maps amacıyla GPS’in ve ilaveten internete açık bulunduğu senaryoda 1,5 günü gördük. Elbette her özel telefona yaptığımız gibi yine90 dakikalık Full HD video testini Note 7 amacıyla de uyguladık. 90 dakika sonucunda yüzde 12 değer kaybeden Note 7, bu anlamda S7 ve S7 edge’den daha iyi bir grafik çizdi. Zira S7 edge yüzde 14’lük değer kaybetmişken, S7 ise bu test neticesinde yüzde 16’lık dilimi harcamıştı.

Aralıksız internet gezinti performansıyla 9 saat 27 dakika kullanım yayınlayan pil, tam kapasiteye ise aşağı yukarı 1 saat 42 dakika içersinde ulaşabiliyor. Bunun 30 – 40 dakikalık vakitsinde bataryanın yarısını doldurabildiğinizi de söyleyelim.

Peki, pil ömrünü uzatmak amacıyla ek seçeneklerimiz yok mu? Elbette var. Pil ayarları kısmından güç koruma modlarını aktifleştirebiliyorsunuz. Note 7’de orta ve maksimum düzeyde pil tasarruf modları sunulmuş. Bunlardan birini seçerek ne kadar ek vakit kazanabileceğinizi de anlık olarak görebiliyorsunuz.

Bataryaya dair son olarak Note 7’nin kablosuz şarj özelliği sunduğunu da söyleyelim ve bundan sonra kameralara bakalım.

Kamera

Note 7’de, şu an pazarın en başarılı kameranın sahibi olan Galaxy S7 veGalaxy S7 edge’deki kameralar yer alıyor. Hemen kısaca teknik detaylarından bahsedip ardından performans notlarına geçelim.

Note 7’de arka yüzde 12 MP Dual Pixel duyarga yer alıyor. F1,7 diyafram açıklığına sahip olan bu lens, 1.4 mikron piksel boyutu, optik imaj sabitleme ve tekrar S7 ile aynı duyarga boyutunu sunuyor. Oto HDR, otofokus, panorama gibi alternatifler halihazırda mevcut. Hem de tekrar geniş seçenekli kamera arayüzü bizlere sunulmuş. Genellikle burada yer alan profesyonel mod ile telefonun kamerasından had safhada yararlanmanız mümkün. Arka kamerayla ilaveten 4K da dahil olmak üzere 60 karede Full HD video kaydı yapabiliyorsunuz.

Ön kamera ise tekrar 5 MP olarak karşımıza çıkıyor. Burada da f/1.7 diyafram açıklığı gelirken, ön kamerada, HTC 10’da olduğu gibi bir optik imaj sabitleyici yok. Bu anlamda ön kamerayla çekilen videoların biraz sallantılı olduğunu söyleyebiliriz ki biz de bunu testimiz esnasında gördük.

Note 7’nin çektiği fotoğraflar amacıyla çok konuşmaya lüzum yok açıkçası. S7 edge’de de gördüğümüz gibi başarılı kareler yakalayabiliyor kamera. Çok seçici davranacak olursak gece çekim performansında ilerleme gösterilse iyi olurmuş diye düşünebiliriz. Sanırız bunun amacıyla de Note 8’i bekleyeceğiz.

Note 7’nin video niteliği ile ilgili birkaç söz söyleyecek olursak, bilhassa 4K performansında gündüz harika netice verdiğini söyleyebiliriz. Aynı şey Full HD performans amacıyla de geçerli. Fakat gece çekimlerinde Full HD kayıtta titremelerle karşılaştık. Bunun önüne 4K kayıt noktasında bir nebze de olsun geçilebiliyor, onu da belirtelim.

Telefonun ön kamerası da iyi işler çıkarıyor. Her ne kadar görünümlü görüşmelerde hareket halindeyken titremelerden kendini pek kurtaramasa da görüntü niteliği çoksıyla başarılı.

Şimdi sizlerle Note 7 ile çektiğimiz birtakım fotoğrafları paylaşalım.

Kaynak:http://www.chip.com.tr/

“LiveScience” dergisi, bilim dünyasının açıklayamadığı 10 olguyu sıraladı

1 – BEDEN / ZİHİN BAĞLANTISI

Bir efsaneye dönüşen ‘plasebo tesirsi’ zihinle gövde arasındaki görkemli ilişkinin en kolay ispatı. Bu tesir kendini şu şekilde gösteriyor: Sahte, yani gerçekte ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından habersiz denekler, dertlerine derman olacak bir hap ya da şurup içtiklerini düşündüklerinden kendilerini daha iyi hissediyorlar. Üstelik tesir kimi vakit bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde de düzelme görülüyor. Plasebo deneklerine bakınca, insan ister istemez, zihin neye inanırsa gövdesinin de onu yaşadığına hüküm getiriyor. Pek çok uzman, zihnin sayesinde vücudun kendi kendini iyileştirebilme kabiliyetinin, çağdaş tıbbın yaratabileceği bir ‘mucize’den kat be kat büyüleyici olduğuna inanıyor.

2 – HAYALETLER

Hayaletlerin zenginliği ile alakalı ciddi bir ispat olmamakla birlikte, onları gördüğünü, onlarla hususştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla izah eden -içten ya da değil- şahitler, pek çok insan var. Fakat bilim şimdilik cevabı bulamadı.

3 – DEJA VU

Fransızca bir sözcük olan ‘déjà vu’, Türkçede ‘daha evvelce görülmüş’ anlamını taşıyor. Açıklamak istediği hal ise şu: Özel bir anı ya da birtakım koşulları, aynı şekilde daha eskiden de yaşamış olduğunuzu hissetme hali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez yaşadığı bu duygu, şaşırtıcı, anlaşılmaz, esrarengiz ve evet ürkütücüdür. İncelemeciler ‘déjà vu’ ile alakalı birtakım açıklamalar yapmaya çalışsalar da, bu tuhaf hissin nedeni, bir gizem olmayı sürdürüyor.
4 – TAOS UĞULTUSU

ABD’nin New Mexico vilayetinde tespit edilen ufak Taos kentini ziyaret eden birtakım turistler ve vatandaşlar, senelerdır, çöl havasında esrarengiz, güçsüz, düşük frekansa sahip bir uğultu ve titreşim duyduklarını anlatıyorlar. Bu iddiada tespit edilenlar, Taos vatandaşlarının yalnızca yüzde ikisini oluşturuyor. Bazıları bunun çöldeki acayip birtakım akustik sorunlarından kaynaklandığını düşünürken, birtakımları da bir tür kitle histerisi ya da uğursuz bir sır olduğuna inanıyor. Duyulduğu iddia edilen sese ister vızıltı, ister uğultu, ister titreşim deyin; ister psikolojik, ister natural, ister doğaüstü olduğuna inanın… Hakkında tanınan bir tek gerçek var: O da şimdiye kadar hiç kimsenin bu acayip sesin kökenini meydana çıkaramadığı.

5 – DUYU ÖTESİ ALGI

Hem Doğu, hem de Batı toplumlarında, birtakım insanların bir tür psişik güçleri olduğuna inanılıyor. Bugüne dek psişik güçleri olduğunu iddia eden kişiler, incelemeciler doğrulusunda pek çok teste tabi tutuldu. Fakat elde edilen neticeler her seferinde ya olumsuz ya da muğlak ve şüpheliydi. Altıncı hissin gücüne inanan pek çok kişi, psişik güçlerin test edilemeyeceğini, zira bir amaçla kendilerine şüpheyle yaklaşanların ya da bilim adamlarının yanısıra azaldığını vurguluyor.

6 – ÖNSEZİ

Psikologlar bu hali açıklarken insanların bilinçaltlarında, farkında olmadan etrafımızdaki dünya ile alakalı bilgi topladığını vurguluyorlar. Bu şekilde biz gerçekte yalnızca ‘görünüşte bilmediğimiz’ birtakım şeyleri biliyor ya da hissediyoruz. Fakat söz hususu bulgular bilinçaltımızın derinliklerinde yaşadığı amacıyla, bunun nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Bu açıklama kimileri amacıyla tatmin edici olsa da pek çok araştırmacıya göre önsezi, ispatlanması ve üzerinde çalışılması zor bir husus.

7 – ÖLÜMDEN SONRA HAYAT

Hayatlarında bir kez ölüme yakın tecrübe geçirmiş bireylerin birtakımları, karanlık bir tünelde yol alıp, sonucunda beyaz bir ışık huzmesine kavuştuklarına dair hikâyeler anlatır.

Bunlar arasında sevdiklerinize kavuşmak, acayip bir huzur hissetmek gibi daha renkli öyküler de mevcuttur. Bu tecrübeler son derece çarpıcı olmakla beraber, maalesef kimse ‘öbür taraf’tan elinde bir ispatla ya da doğrulanabilir bir bilgiyle geri dönmeyi başaramadı.

‘Öbür dünya’ kuşkuyla yaklaşanlar, söz hususu tecrübelerin travma geçirmiş bir beynin gördüğü halüsinasyonlar olduğunu vurguluyorlar.

Tabii bu amaçla de son derece natural ve açıklanabilir olduklarını… Ölüp de geri dönen olmadığına göre, bu husus gizemini koruyacak.

8 – UFO’LAR…

UFO deyince genellikle insanların aklına uçan daireler, özetle uzay gemileri gelse de UFO’nun açılımı ‘Tanımlanamayan Uçan Nesne’… Ve bu amaçla evet UFO diye bir şey var. Çünkü dünyanın her tarafında, gökyüzünde ne olduğunu tanımlayamadıkları birtakım objeleri gördüğünü ifade eden insanlar var. Fakat bu obje ve ışıklar, gerçekte uçak mıdır, meteor mudur yoksa gerçekte Marslıların son model uzay gemisi midirş Bu bir türlü açıklığa kavuşamıyor.

9 – ASLA BULUNAMAYAN KAYIPLAR

İnsanlar birtakım durumlarda kaybolur. Bazıları hayat sürdürdükleri yaşamdan kaçar, birtakımları büyük çaplı ve cesetlerin tanınamadığı kazalarda yitip gider, birtakımları cinayet kurbanı olur. Kayıplar ölü ya da diri bulunur. Fakat birtakım insanlar bulunmaktadır ki resmen buharlaşırlar. 1872’de Portekiz yakınlarında tespit edilen ‘hayalet gemi’ Marie Celeste’in mürettebatı, Amerikan işçi lideri Jimmy Hoffa bu şekilde kayıplara karışanlardan yalnızca birtakımları.

10 – BÜYÜK AYAK

Bu gizem de Amerika’dan… Yeni Kıta’da seneler boyunca, insana benzeyen, bol tüylü, son derece iri, ‘Büyük Ayak’ isimli bir yaratığı gördüğünü iddia eden sonsuz insan meydana çıktı. Bütün kıta etrafında kaydedilen iddialar şayet doğruysa, gerçekte binlerce Büyük Ayak’ın yaşıyor olması gerekirdi. Fakat bugüne kadar bu korkunç yaratığa ait tek bir ceset bile bulunamadı. Ortada belirsiz fotoğraflar, video kayıtları ve tanıkların açıklamalarından diğer bir şey yoktu. Görünen o ki, Büyük Ayak da, İskoçya’nın zenginliği bir türlü ispatlanamayan ünlü Loch Ness canavarı gibi gizemler dünyasındaki hususmunu koruyacak.

Rüzgar Enerjisi Nedir? Rüzgar Türbinleri Nasıl Çalışır?

Havanın bir akışkan olduğunu hayal etmek lüzumtiğince zor. Çünkü hava görünmez. Sıvılardan değişik olarak hava daha acele hareket eder ve olduğu ortamın her konumunu kaplar. Havanın süratli yerdeştirmesi ile içersindeki parçacıkların hareketi de süratli olur. Havanın bu özelliğini kinetik enerjiye dönüştürme işlemine Rüzgar Enerjisi adı verilir.

Aynı mantıkla su gibi sıvı maddelerin yer değiştirme özelliğini kullanarak enerji elde etmeye de hidro elektrik adı verilmektedir ve imal edilen merkeze Hidro Elektrik Santrali denilir. Rüzgar enerjisinden elektrik yapan merkezlere de Rüzgar Santrali denilmektedir.

Rüzgar Santralleri kurulduktan sonra pervaneler yelın (havanın) hareketiyle bağlı oldukları şaftı döndürür. Uygun bir jeneratör ile de bu hareket enerjisi elektrik enerjisine dönüştürülür.

Rüzgar enerjisi güneşin doğmasıyla başlar. Gece meydana gelen soğuk hava tabakasının yere yakın seksiyonleri, güneşin ışınlarıyla derhal ısınmaya başlar. Fizik derslerinden de hatırlayacağınız üzere ısınan hava genleşir ve yükselir. Bu anda atmosferdeki soğuk hava tabakası yere doğru iner. Sıcak ve soğuk havanın yer değiştirmesiyle de yel meydana gelir.

Rüzgar Türbini
En kolay anlamda bir yel türbini 3 seksiyonden meydana gelir.

1.Pervane Kanatları:

Rüzgar estiği vakit pervanenin kanatlarına çarparak onu döndürmeye başlar. Bu sayede yel enerjisi ile kinetik(hareket) enerjisi elde edilmiş olur. Pervaneler yel estiğinde aynı yönde dönecek şekilde tasarlanmışlardır.

2.Şaft:

Parvenelerin dönmesiyle ona bağlı olan şaft da dönmeye başlar. Şaftın dönmesiyle de motor içersinde hareket meydana gelir ve motorun çıkışında elektrik enerji sağlanmış olur.

3.Jeneratör(Üreteç):

Oldukça kolay bir çalışma tekniği vardır. ElektRomanyetik indüksiyon ile elektrik enerjisi üretilmiş olur. Küçük oyuncak arabalardaki elektrik motoruna benzer bir sistemdir. İçinde mıknatıslar bulunur. Bu mıknatısların ortasında da ince tellerle sarılmış bir seksiyon bulunur. Pervane şaftı döndürğü vakit motor içersindeki bu sarım bölgesi , çevresindeki mıknatısların ortasında dönmeye başlar. Bunun neticesinde da seçenek akım (AC) meydana gelir.

Günümüzde sarfedilen yel türbinleri, tarlalarda kullanınal yel değirmenlerinden daha komplike bir yapıdadır. Ülkemizde yel değirmenleri pek süregelen kullanılmaz. Şimdi çağdaş yel türbinlerini tarif etmeye devam edelim.

Modern Rüzgar Türbin Teknolojisi

Rüzgar Türbinleri bugünümüzde iki değişik dizaynla karşımıza çıkıyor. Bunlardan birincisi aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi dikey eksen çevresinde dönebilen dizayn.

dikey_eksenli_turbin
VAWTs yani “Vertical Axis Wind Turbine” (Düşey Eksenli Rüzgar Türbini) olarak adlandırılır.

Düşey ekseni yere dik olacak şekilde tasarlanmıştır. Daima yelın geleceği yöne göre ayarlanır.Yatay ekseninin yela göre ayarlanmasına lüzum yoktur. Genelde ilk hareket olarak elektrik motoruna lüzumsinim duymaktadır. Türbin yardımcı tellerle ekseninden sabitlenmiştir. Deniz standardına yakın yerlerde daha az yel aldığından cihazın verimi düşük olmaktadır. Fakat bütün lüzumlu donanımlar yer orantısında olması bir üstünlük olsa da, tarım arazileri amacıyla olumsuz tesiri çok olmaktadır.

Diğer mühim dizayn ise Düşey Eksenli Rüzgar Türbini (HAWTs) “Horizontal Axis Wind Turbine” olarak adlandırılır. Dönme ekseni yere paralel olarak tasarlanmıştır. Bir elektrik motoru sayesinde yel tarafına göre pervanenin tarafı ayarlanabiliyor. Yapısal olarak bir elektrik motorundan değişik değildir. Verimli olarak çalışabilmesi amacıyla deniz orantısından aşağı yukarı 80 metre yüksekte olması lüzumludir.

yatay_eksenli_turbin
Rotor Blades (Pervane kanatları) : Rüzgar enerjisini dönme hareketine çevirmeye yarar.

Shaft (Şaft) : Dönme hareketini üreteçe iletir.

Gear Box (Dişli Kutusu): Pervaneyle şaftın aralarındaki sürati arttırıp, üretece daha süratli bir hareket iletilmesine yardımcı olur.

Generator (Üreteç) : Dönme hareketinden elektrik enerjisi yapan seksiyon.

Breaks (Frenler) : Aşırı yüklenme ve bir problem olduğunda pervaneyi durdurmaya yarar.

Tower (Kule) : Pervane ve motor seksiyonününü yerden güvenilir bir yükseklikte çalışmasını sağlar.

Electrical Equipment (Elektrik Donanımı) : Üretilen elektrik enerjisini alakalı merkezlere iletilmesini sağlar.

turbin_aero
Üretilen Enerjinin Hesaplanması

Bir yel türbininin ürettiği enerjinin hesaplanması amacıyla yelın süratina ve pervane çapına lüzumsinim vardır. Genellikle büyük yel türbinleri saniyede 15 metre süratle dönmektedir. Teorik olarak imal edilen enerjinin yükselmesi amacıyla pervane çapının yükselmesi lüzummektedir. Bu da yel türbininin yüksekliğinin de yükselmesi manasına gelir. Bu sayede daha çok yel alıp daha süratli bir dönme hareketi sağlanır.

tablo

Özellikle yel türbinleri saatte 33 mil süratle döndüklerinde tam kapasite olarak çalışmaktadırlar. Saatte 45 mil (20 metre / saniye) süratina çıktıklarında ise otomatik olarak sistem durmaktadır. Türbinin çok süratlenması halunda sistemi durduracak çoğu denetim bulumaktadır. En genel sistem fren sisteminidir.Pervane 45 mil/saatte süratina ulaştığında dönme prosedürünü durdurur. Bundan diğer diğer emniyet elemanları da şunlardır

Açı Kontrolü : Pervane yüksek süratlera çıktığında, imal edilen ernerji de çok çok olmakta. Bu gibi hallerde pervanelerin açılarını değiştirip daha yavaş bir dönme hareketi elede etmek amacıyla kullanılır.

Pasif Yavaşlatıcı: Özellikle pervaneler ve motor bloğu sabir bir açıyla ayarlanmışlardır. Fakat yel çok süratli estiği vakitlerde pervanenin tepe taklak olmasını engellemek amacıyla tasarlanmış bir sistemdir. Aerodinamik olarak yelın tersi yönde pervanenin açısını değiştirip süratin azaltılmasına çalışılır.

Aktif Yavaşlatıcı: Açı denetim sistemine benzer bir sistemdir. Üretilen gücün çok olması halunda pervane ve motor bloğunun açısını değiştirmeye yarayan sistemdir.

Genel olarak 50.000 yel türbini , senelik 50 milyar kilovat/saat enerji üretir.
Rüzgar Enerjisi Kaynakları ve Ekonomisi

Tipik büyük bir yel türbini senelik 5.2 milyon KWh elektrik enerjisi üretir. Yaklaşık 600 hanenin elektrik lüzumsinimını karşılayabilir. Günümüzde kömür ve nükleer santraller, yel santrallerinden daha ucuza enerji üretebilmektedirler. O durumda namacıyla yel enerjisini kullanalım? Bunun iki mühim namacıylaivar. Rüzgar enerjisinin “Temiz” ve “Yenilenebilir” özelliklerde olmasıdır. Atmostefe zararlı karbon dikosit ve nitrojen gazları salınımı yoktur ve yelın bitmesi gibi bir hal söz hususu değildir. Rüzgar enerjisi her ülkede üretilebilir. Başka ülkelerden enerji aktarma etmeye lüzum duyulmaz. Hem de yel santralleri uzak bölgelere inşaa edilip, imal edilen enerjinin merkezi yerlere iletilmesi daha kolaydır.

wind-power-5.jpg
Rüzgar santrallerinin bu yararlarının yanısıra olumsuz yönleride de vardır. Diğer enerji santaralleri gibi Hervakit yüksek verimle çalışamazlar. Çünkü yel sürati değişkenlik göstermektedir. Rüzgar türbinleri şehirlere yakın bölgelerde oluşturdukları ses kirliliği sebebiyle insanlara, hayvanlara ve natural hayata rahatsızlık vermektedir.

Rüzgar varolduğundan beri itimat edilir enerji kaynağı değildir. Rüzgar sürati düştüğünde yada kesildiğinde geri dönüşümü olmayan enerji kaynaklarına lüzumsinim duyulmaktadır.

Evrenin Kaderini Gizleyen “Karadelikler”

Bir nötron senedızının, çekirdek(yürek) kütlesi, 2.5Mg(güneş kütlesi)ni aşarsa, senedız, kendi kütlesel çekimine karşı koyamayacaktır. Yıldızın, çok kilolarını atması amacıyla, ne yakıtı, ne de kütlesel çekime karşı koyacak kuvveti olacaktır. Bu Chandraskher sınırına benzer, Landau-Oppenheimer-Volkov sınırı olan, kritik bir kütledir. Bu kritik kütleyi aşan senedız, kendi merkezine doğru, çökmeyi ve ezilmeyi sürdürecektir. Bu çöküşle beraber, etrafa uyguladığı kütlesel çekim kuvveti artarken, uzay -vakit eğriliğinin de, artmasını sağlar. Yıldız büzüldükçe, yüzeyindeki kütlesel çekim kısmı güçlenir. Yıldızdan kaçıp kurtulma sürati da, gittikçe artar. Öyle ki sonucunda, ışığın dahi kaçamayacağı, sınır sürate ulaşır. İşte bu, karadelik diye tanımladığımız uzay-vakit eğriliğinin, edebiyete yaklaşan bir bölgesidir. Karadelikler, maddenin, resmen ezilerek, yok bulunduğu görünmez noktalardır. Karadelikden ışık kaçamazsa, fiziksel hiçbir şey kaçamaz. Karadelikler, senedızların ölümünün bir sonucudur. Tüm bu süreçlerde, ‘genel göreceliğin kütlesel çekim yasası’ ve ‘özel göreceliğin bu fiziksel evrende, hiçbir şeyin ışıktan süratli gidemeyeceği yasası’ hâkimdir. Genel görelik yasasına göre, kütlesi olan her cisim, evreni(uzay-vakitı), eğip-bükmektedir. Karadelikler, çok büyük kütleli senedızlar oldukları amacıyla, uzay-vakitte, resmen dipsiz bir kuyu meydana getirmektadırlar. Karadelikler, büyük kütleli senedızların son halleri ve karanlık maddenin, düşünülebilecek en karanlık biçimleridir. Doğrudan gözlenmeleri, olası değildir.

Kendisinden, ışık dahi kaçamadığı amacıyla gözlenemezler. Adeta, bir kozmik sıkı denetim bulunmaktadır. Karadelik civarında, uzay-vakitte, öyle bir bölge bulunmaktadır ki, bu bölgedeki hadiselardan, ışık bile kaçamaz. Karadelik, bir tuzak yüzeydir. Bu yüzeyden içeriye, bir kez girerseniz, geriye dönüş yoktur. Karadelikler, uzaytozu parçacıklarından, ışık fotonlarından, dev senedızlara kadar, denk geldiği her şeyi yutan; resmen dev kozmik bir süpürge, ya da vakumlardır.
Dev Kütleli Karadelikler

Evren de en çok tespit edilen karadelikler, Güneşten aşağı yukarı 10 kat büyük senedızlardır. Samanyolu merkezinde tespit edilen karadelik, 2.6milyon Güneş kütlesi büyüklüğündedir. Aynı şekilde, Andromede gökadasının, merkezindeki karadeliğin kütlesinin de, 10milyon Güneş kütlesi bulunduğu, ön görü ediliyor. Bu dev kütleli karadelikler, gökada oluşurken, gaz bulutlarının, yoğun merkeze çökmesiyle, meydana çıkar.’Kaymak deneyi’nde bulunduğu gibi, merkezde büyük kütleli senedızlar yer alır. Gaz molekül bulutları, kendi yoğun merkezine çökerken, burkulma ve dönme oluşturur. Bu merkezi topak, merkez çevresinden çaldığı, gaz ve parçacıklarla daha da büyür. Ayrıca, ‘her gökadanın merkezinde, büyük kütleli karadeliklerin var bulunduğu’, düşünülmektedir. Bu hal, gerektiğince anlamlıdır. Hatta Samanyolu galaksisinde, bir milyardan daha çok, karadelik bulunduğu sanılmaktadır.

Vaka Ufku

Schwarzschild yarıçapı, karadeliğin kritik yarıçapını gösterir. Schwarzschild yarıçapındaki üç ebatlı yüzeye, karadeliğin hadise ufku denir. Vaka ufku, kendisinden kaçılması olası olmayan, bir uzay-vakit bölgesidir. Karadeliği çevreleyen bir zar gibidir. Kendini hadise ufkun da bulan rastgele bir cisim, kaçamaz ve dış dünyayla etkileşim kuramaz. Vaka ufku, Karadelik den kaçmaya çabalayan ışığın, uzay-vakitte izlediği yoldur. Aynı süratle hareket eden radyo dalgaları da, hadise ufkundan kaçamazlar. Karadeliğin hadise ufkunun yarıçapı, kütlesiyle doğru orantılıdır. Güneş kütlesi kadar kütleye sahip bir karadelik amacıyla, kritik yarıçap, aşağı yukarı 3km dir. Yaklaşık 10Mg (güneş kütlesi) kadar olan bir senedızın, Schwarzschild yarıçapı ise, 30km civarındadır. Aynı şekilde, Dünya’nın karadeliğe dönüştüğünü varsayacak olursak, hadise ufku, 9mm den daha az olacaktır.

İki karadelik çarpışır ve çekirdek kaynaşmasıyla, tek bir karadelik oluşursa; bu karadeliğin hadise ufkunun kısmı, bu iki karadeliğin, hadise ufuklarının alanları toplamından daha büyüktür. Karadeliğin kütlesindeki değişiklikle, hadise ufkunun kısmı arasında, bir temas mevcuttur. Karadelik tekilliği, hadise ufkunun tam merkezindedir. Adeta hadise ufkunun merkezinde, bir noktadır.

Karadelik Tekilliği

Roger Penrose ve Hawking, gerçekleştirdikleri ortak çalışmalarda, ‘genel görelik kuramı’ na göre; karadeliğin içersinde, edebiyete yakın yoğunlukta, bir ‘tekillik ve uzay vakit eğriliği’ bulunduğu, meydana kondu. Bir karadeliğin merkezi, uzay -vakitte, bir ‘tekil nokta’dır. Bu, sürenin başlangıcındaki; ‘büyük patlamaya’ benzer. Fakat karadeliğe düşen bir madde ve astronot amacıyla, sürenin başlangıcı değil, sürenin sonudur. Bu karadelik tekilliğinde, fizik yasalarını ve bu yasalara dayanarak, geleceği ön görü etmek imkânsızdır. Bu tekillikte, madde gibi, vakitte son bulmaktadır. Vaka ufkunun dışında tespit edilen bir kimseye, buradan ne ışık ne de diğer bir şey ulaşamayacaktır. Hiçbir parçacık, hem de fotonlar, ışık ışımasını meydana getiren parçacıkların kendileri de, bu kütlesel çekime tabii olduklarından, dışarı kaçamazlar. Ne karadeliğin hadise ufkuna giren bir gök cismi ya da parçacık, nede karadeliğe dönüşen senedıza ait parçacık, bundan sonra karadeliği terk edemez. Burada, karadelik sıkı denetimü hâkimdir. Karadelik kara değildir, ama gözükmez.

Genel görelik denklemlerinin, birtakım çözümlerine göre, astronot, tekillikten geçerek, evrenin diğer bir bölgesine ulaşabilir. Uzay gezileri amacıyla karadelikler, potansiyellere sahiptir. Aksi halde, diğer senedızlara ve galaksilere ziyaretin khadise bir anlamı, yoktur. Karadelik tünelleri, evrenin diğer köşelerine, yolculuk gerçeklştirmeyi olası kılabilir. Bir karadeliğin merkezi, uzay-vakitte, bir ‘tekil nokta’dır. Genel görelik teorisine göre, ‘kurt deliği’ adı verdiği bu tür noktaların, uzay-vakita bir köprü-tünel olma olasılığı, söz hususudur. İnsanoğlu, karadelikler ve kurtdelikleri ile erişilmez evrenlere ulaşabileceğini bekliyor. Kuramsal olarak, bu yolların, kestirme yollar bulunduğu öngörülüyor.
Acaba Dünyalılar; ‘insan’ ya da ‘cin’, karadelik tünellerini kullanarak, yolculuk yapabilirler mi? Bir karadeliğin amacıylae atlarsanız, parçacıklara ayrılırsınız. Acaba bu parçacıklar, diğer bir evrene ya da bir köşesine taşınarak, meydana çıkmanız olası mü?

Nitekim Kur’an da ki Hızır meselesi, işlemişe ve geleceğe yolculuk amacıyla enteresan bir örnektir. Aynı şekilde ‘cinler’in, ‘İkinci Sema’nın sınırlarına kadar, yolculuk gerçekleştirdikleri, burada, ‘İkinci Sema’dan ‘dinleme’ gerçekleştirme isterken kovuldukları, açık bir şekilde, ifade edilmektedir. ‘Cinler’in ‘İkinci Sema’nın sınırlarına yaklaşmaları amacıyla, gidiş-geliş toplam süre; milyarlarca sene, yolculuk yapmaları gerekiyor. Bunun ise, karadelikler olmadan başarılması, olası gözükmüyor. ‘Cinler’in ne süratlerı, nede hayat süreleri, Ku’ran ifadeleriyle, muhkem olan bu yolculuğu yapmaya, yetmez. Fakat, yolculuk gerçekleştirdikleri da kesin.

Karadelikler, uzay ve vakitte yolculuk amacıyla, potansiyeller içermektedir. Fakat, genel görelik denklemlerinin çözümleri, gerektiğince kararsız gözükmektedir. Karadelik sıkı denetimüne, hala büyük bir umut bağlanmaktadır. Çıplak tekillik, işlemişe yolculuk amacıyla, potansiyel bir kapı olarak, görülmektedir. Bilim-kurgu yazarlarına, çok cazip gelen bu alan, gerçekte, gerektiğince tehlikelidir. Böyle bir kuvveti elde eden bir Dünyalının, neler yapabileceğini, ön görü etmek, güç değildir. Fakat bu tür bir yol, henüz kapalı gözükmektedir.

Gerçekte, karadeliğe düşen astronot, ayaklarından çekilerek, evvelce iplik gibi uzayacaktır. Astronotun, karadelikten kurtulması amacıyla, ışıktan daha süratli hareket etmesi gerekir. Adeta astronot, ‘iplik’, karadelikte, ‘iğnenin deliği’ olmuştur. Sonuçta, birkaç saniye içerisinde, paramparça olacaktır. Öyleki, astronot, bu tekillikte, moleküllere; molekül, atomlara ve atomlarda, çekirdeklere parçalanacak. Hatta çekirdekleri ve bütün atom altı parçacıkları da, parçalanacak ve ezilecektir. Neredeyse ezilmenin sonu yoktur. Yıldızlar, galaksiler ve evreni bekleyen sonda budur. Sadece madde değil, uzay-sürenin kendiside, bu akıbetten kurtulamayacaktır. Bu tekillikte, bilgi de yok olmaktadır.’Bilginin korunduğu’ fizik prensibi gibi, diğer fizik yasları da, burada işlememektedir.

Bir karadeliğin amacıylae atlarsanız, parçacıklara ayrılırsınız. Acaba bu parçacıklar, diğer bir evrene ya da bir köşesine taşınarak, meydana çıkmanız olası mü? Gerçek vakitte, bir karadeliğe düşen astronotun, atom altı parçacıklarının işlemiş tarihleri, bu tekillikte yok olur. Fakat bu parçacıkların, ‘sanal vakit’daki tarihleri devam eder. Yani, diğer bir evrende, ‘sanal’ olarak meydana çıkabilirler mi? Elbette henüz, karadelikler yoluyla, uzayda yolculuk gerçekleştirme, pekte güvenilir görünmüyor.

Dönen Karadelikler

Karadelikler, kendi eksenleri çevresinde dönerler. Madde, karadeliğin içersinde, sarmal(burgulu) bir yol izler. Dönen karadelikler, çok daha süregelen olmakla beraber, dönmeyen karadeliklerde bulunmaktadır. Aynı şekilde elektrik yükü olan, olmayan karadeliklerden söz edebiliriz. Karadelik oluşurken, senedızın kütlesi dönüyorsa, bu dönme, karadeliğe miras kalır.

1967 de, Werner İsrael, dönmeyen karadeliklerin, çok khadise yapıda bulunduğunu gösterdi. Karadeliğin çapının, kütlesine bağlı, tam bir küre bulunduğu kanıtlandı. Roy Kerr ise, dönen karadelikleri tanımlayan, çözümler elde etti. Büyüklükleri ve biçimleri, yalnızca kütlelerine ve süratlerine bağlı olan Kerr karadelikleri, sabit bir süratle dönmekteydiler. Dönme sürati sıfırsa, karadelik tam bir küre biçiminde olacaktı. Daha sonra, Carter, Hawking ve Robinson, dönen karadelikler amacıyla, Kerr çözümünü sağladılar.

Böylece kütlesel çekimin yönetmekte bulunduğu çöküşün sonucunda, karadelik, bir dönme hareketi kazanır. Bu karadeliğin büyüklüğü ve biçimi, çökerek onu meydana getiren senedızın, kimyasal yapısına değil, yalnızca kütlesine ve dönme süratina bağlı olacaktır. Karadelik, çöken senedızın, diğer bir özelliğini taşımaz. Yani, bunun anlamı, senedızın, yapısal bilhassarinin kaybbulunduğudur. Çöken senedızın, nasıl bir senedız bulunduğu, mühim değildir.

Sonuç olarak karadelik, yalnızca kütle, açısal moment ve elektrik yükü bilhassariyle tanımlanan, kararlı bir hale geçer. Karadeliğin bu son halundan dhadiseı, ‘karadeliğin saçı yoktur’ önermesi, çok sarfedilen bir deyim olmuştur. Bu şu demektir ki, senedızın kütlesel çöküşünde, çok miktarda bilgi kaybından dhadiseı, karadelik ‘kel’ kalmıştır. Bu son hal, senedızın, madde ve anti madde yapılı, küresel ya da düzensiz şekilli bulunduğundan bağımsızdır. Sonuçta karadelikler, çok detaylı senedız yapılarının çöküşünden, meydana çıkmış olabilir.

Karadelik Radyasyonu

1974 de Hawking, ‘karadelik ışıması’nı öngördü. Buna, ‘Hawking radyasyonu’ da denir. Karadelik, dışarıya ışık kaçırmıyordu, ama radyasyon yayıyordu. Penros’un kanaat deneyi ise, karadeliğin, kendi ekseni çevresinde dönme enerjisinin bir bölümünü, dışarıya aktaracağını öngörüyordu.

Karadelik, derli toplu bir süratle parçacık yayar. Karadelik, yüzey kütlesel çekimiyle orantılı ve kütleyle ters orantılı bir sıcaklıkta, bir sıcak nesne gibi, parçacık üretip, yayar. Bu, sonlu bir sıcaklıkta, ısıl denge, demektir. Nasıl oluyor da, hadise ufkunun içersinden, hiçbir şey, dışarıya kaçamayacağı halde, karadelik, parçacık yayınlar gözüküyor? Yahut radyasyon, karadeliğin kütlesel çekim kısmından, nasıl kaçıp kurtuluyor? Bunun cevabı, belirsizlik ilkesinin, parçacıkların, ufak bir mesafe amacıyla, ışıktan daha süratli ilerlemesine, izin vermesidir. Bu hal, parçacıkların ve radyasyonun, hadise ufkundan çıkmalarına ve karadelikten kaçıp kurtulmalarına imkân verir. Fakat karadelikten kaçan şey, amacıylae düşen şeyden değişik olacaktır. Yalnızca enerji aynı olacaktır.

Kuantum mekaniği, sıksık olarak, çiftler halunda maddeleşen, ayrılan ve yine bir araya gelen ve biri birini yok eden ‘sanal’ parçacık ya da anti-parçacıklardan söz eder. Sanal parçacıklar, ‘gerçek’ parçacıklar gibi, bir parçacık detektörüyle algılanamazlar.Fakat, dhadiselı tesiri ölçülebilir. Proton, nötron, elektron, kuvark vs. bütün bu gerçek parçacıkların, anti-parçacıkları(sanal-melekut) mevcuttur. Fotonun, anti-parçacığı ise kendisidir. Gerçek parçacıklar artı enerjiye, sanal parçacıklar eksi enerjiye sahiptir.

Bir çift parçacıktan birisi, karadeliğe düşerken, ötekini hadise ufkunun sınırında, yalnız bırakabilir. Yalnız kalan parçacık ya da anti-parçacık, ötekinin arkasından, karadeliğe de düşebilir ya da kaçıp kurtuladabilirde. Dışardan bakan bir gözlemci, onu, karadeliğin çıkardığı ‘radyasyon’ olarak görür.

Karadeliğe, anti-parçacığın düştüğünü varsayarsak, bu sanal parçacık, vakit içersinde geriye gidecektir. Bu karadelikten çıkan ve vakit içersinde geriye giden, bir parçacık olarak düşünülebilir. Parçacık, anti-parçacık birleşmesiyle, maddeleşme adımına gelince, kütlesel çekim kısmı, ona çarpar ve vakitte ileriye doğru yol alır.

Karadelik küçüldükçe, sanal parçacığın, gerçek parçacık olmadan evvelce, alacağı yol kısalacaktır. Ve bu türlikle, karadeliğin, parçacık yayınlama sürati artacak ve görünen ısı meydana çıkacaktır. Karadeliğin yaydığı parçacıklar, karadeliğin kütlesi azaldıkça, süratle çoğalan bir ısısı gösteren, ısıl spektruma sahip olacaktır. Sonuçta, karadeliğe düşen iki eş parçacıktan, biri içerde kalırken, öteki dışarı kaçacak ve karadelik buharlaşması yaşanacak ve karadeliğin kütlesi, azalacaktır.

Örneğin, elektron, kütlesel çekim namacıylaiyle, karadeliğin amacıylae çekilecek, pozitron(anti-elektron) kaçacaktır. Bu süreçte, karadeliğin sahip bulunduğu elektriksel yükün ufak bir bölümü, yok olacak ve dönme momentinin çok az bir bölümü de, dışarı taşınacaktır. Böylece karadelik, enerji kaybedecektir.

Kısaca ifade edecek olursak, bir karadelik parçacık ve radyasyon yayarken, kütlesi ve büyüklüğü, derli toplu olarak azalacaktır. Bu, daha çok parçacığın, dışarıya tünel açmalarını khadiselaştıracaktır. Böylece süratli bir radyasyon ya da karadelik buharlaşması yaşanacaktır. Fakat, büyük bir karadelikler amacıyla buharlaşma süresi, gerektiğince uzun olacaktır. Güneş kütlesi kadar kütlesi olan bir karadelik, aşağı yukarı 1066 sene yaşayacaktır. En sonucunda, karadeliğin, kütlesel çekim kısmı, o derece azalmış olacaktır ki, karadelik, bundan sonra kendini, bir arada tutamayacaktır. Fakat, bir karadeliğin, buharlaşmasının en son aşaması, o derece süratle ilerler ki, şaşırtıcı bir patlamayla son bulur.

Karadelikler Ve Bebek Evrenler

“O vakit, karadeliğin amacıylae düşen nesnelerin ya da bir uzay gemisinin, akıbeti ne olur?” diye soran Hawking, kendi sorusuna şu şekilde yanıt verir:
“Benim son çalışmalarıma göre; yanıt, düşen nesnelerin, bebek evrene gittikleridir. Evrenimiz, bu türlikle diğer bir evrene dallanır. Bu bebek evren, yine, bizim uzay-vakit bölgemize katılabilir. Bu ise, meydana gelen ve daha sonra buharlaşan bir diğer karadelik ve karadeliklerden uzay gezisine açılmış bir kapı gibi görünür. Yalnızca ideal bir karadeliğe doğru, uzay geminizi yöneltirsiniz. Oldukça büyük olan bir uzay gemisi olsa daha iyi olur. O vakit, nereye gideceğinizi seçemezseniz de, bir diğer delikten yine meydana çıkmayı umarsınız.

Fakat galaksiler arası yolculuk planında, bir eksiklik var. Karadeliğe düşen parçacıkları alan bebek evrenlerde, sanal vakit söz hususudur. Sanal vakit, bilim-kurgu gibi gelebilir, ama bu iyi tanımlanmış, bir matematiksel kavramdır. Gerçek vakitte, karadeliğe düşen bir astronotun, akıbeti kötü olur. Başındaki ve ayağındaki kütlesel çekim arasındaki farkla, çekilerek iplik gibi uzar ve parçalara ayrılır. Vücudunu meydana getiren parçacıklar bile, hayatta kalamaz. Gerçek vakitteki işlemişleri, bir tekillikte sona erer. Fakat astronotun parçacıkları, sunulan parçacıklar olarak, yinedan meydana çıkarlar. Böylece bir anlamda astronot, evrenin diğer bir bölgesine taşınır. Fakat meydana çıkan parçacıklar, pek çok astronota benzemezler. Karadeliğe düşen birisi amacıyla parola;’sanal düşün’ olmalıdır. Bebek evrenler, uzay gezisi amacıyla, çok faydalı olmasa da, ‘birleşik teori’ bulma girişimi açısından, mühim neticeler doğurur. Pek çok kimse, bebek evrenler üstünde çalışmaktadır. Bu alan, çok heyecanlı çalışmalara yol açmıştır.”

Mini Karadelikler

Evrenin çok erken evresindeki düzensizliklerin çökmesiyle, meydana çıkan ufak kütleli karadelikler olabilir. Kütleleri, Güneş’ten daha ufak olan karadelikler, mini karadeliklerdir. Büyük patlamayla yaratılan madde, proton ve elektron gibi herkezin bildiği biçimlere ek olarak, mini karadelikler biçiminde de, meydana çıkmış olabilir.

Kütlesi, ufak bir dağ kadar(1015 gr) olan bir karadelik, 10 milyar seneda, daha ufak kütleli karadelikler ise, çok daha kısa sürede buharlaşırlar. Bu ufak karadelikler, şimdiye kadar buharlaşmış olabilirler. Fakat kütlesi, bundan daha büyük olanların, röntgen ya da gamma ışıması yapmaları beklenir. Şimdilik bu karadeliklerle alakalı incelemeler, netice vermiş değildir. Bunların varlıklarının kanıtı olan tesiri, bugüne kadar gözlemlenememiştir.

Fakat evrenin ilk dönemlerinden miras olarak, her biri bir dağ kütlesinde, ama bir proton boyutlarında olan, çok sayıda mini karadelik kalmış olabilir. Eğer bir mini karadelik keşfedilecek olursa, kesinlikle büyük patlamadan kalmış olacaktır. Çünkü senedızlar, 2.5Mg(güneş kütlesi)den daha ufak kütleli karadelik üretemezler.

Hawking, mini karadeliklerin, çok daha süratli buharlaştığını ve patladığını gösterdi. Bu mini karadeliklerin yarıçapı, 10-13cm, aşağı yukarı bir proton boyutundadır. Ağırlıkları ise, bir protondan, bir milyar ton daha çokdır. Yani, Everest Tepesi’nin ağırlığına eşittir. Bunlar kara değil, on bin megavatlık bir güçle, enerji yayan, resmen beyaz deliklerdi.

Akdelikler

Evrenin başlangıç evresinde, gaz halundayken; gaz kümelerine(bulutlarına) ayrışarak; yoğunlaşıp, gaz topaklanmalarının merkeze çöktüğünü, çökerken bir dönme(burkulma) ivmesi kazandığını ve arkasından da, senedızların ve galaksilerin meydana çıktığını biliyoruz. Uzun bir sürenin sonucunda ise, çok sayıda, büyük kütleli senedızların, kütlesel çekimin tesiriyle küçülerek; beyaz cüceler, nötron senedızları ve karadeliklere dönüştüğü bundan sonra biliniyor.
Galaksilerin merkezlerin de ise, daha büyük senedızlar oluşabileceği amacıyla, en büyük karadelikler, büyük ihtimalle bu merkezlerdedir.

Kümeleşme, bilhassa karadelikler söz hususu bulunduğu vakit, entropideki aşırı artışı gösterir. Entropi, düzensizliğin bir ölçüsü bulunduğuna göre; seyreltik olan gazın, düşük entropiyi, yoğun olan karadeliğin yüksek entropiyi göstermesi, bir çelişki olarak gözüküyor. Kütleçekim tesiri meydana getiren bu tür sistemlerde, ters bir hal söz hususudur.
Karadeliklerin birleşmesinden meydana çıkacak olan karadeliğin, tekillği ve entropisi, kuşkusuz daha büyük olacaktır. Evrendeki bütün karadeliklerin, birleşmesinden meydana çıkacak olan karadeliğin, tekilliği ve entropisi, kuşkusuz edebiyete yaklaşacaktır. Uzay-süreninda, son bulduğu bu tür bir tekillik, evrenin çöküşünde gözlenebilir. Bu aynı vakitte, uzay-vakit tekilliğidir.

Fizik yasaları, vakit simetrisine sahiptirler. Bu yüzden, amacıylae düşenlerin kaçamadığı, karadelikler varsa, o vakit, şeylerin içersinden çıktığı, ama amacıylae düşemediği, diğer nesneler de olmalıdır. Bunlara, ak(beyaz) delikler, denebilir. Bir karadeliğin amacıylae atlayan astronotun, bir diğer yerde, bir akdelikten çıkabileceği düşünülebilir.
Bazı kuramcılara göre, dönen ve elektrik yükü olan karadeliğin, diğer ucunda akdelik bulunmaktadır. Karadeliğe düşen bir şey, diğer taraftan, akdelikten diğer bir uzaya püskürür. Kara ve akdelikleri birleştiren tüneller, ‘kurt delikleri’ olarak adlandırılıyor. Karadelik tekilliğini sahibi olan bu kurt delikleri, vakitte yolculuk tünelleri olarak görülüyor. Işık süratiyla, milyarca seneda gidilebilecek bir galaksiye ya da evrene, çok kısa bir vakitte yolculuk, vaat ediyor. Sıradan, dönmeyen karadeliklerin, kurt delikleri ya olmuyor ya da kararsız oluyor.

Einstein’in kütleçekim denklemlerinin bir özelliği de, vakit içersinde sıksık olmalarıydı. Yani genel görelik teorisinin, karadeliğin amacıylae düşme ve akdelikten çıkmanın çözümleri, mevcuttur. Fakat daha ileri çalışmalarda, bu çözümlerin dengesiz bulunduğu görülmüştür. En ufak etki, karadelikten beyazdeliğe giden, kurt deliğini tahrip edebilir.
Akdelik, hiçbir şeyin amacıylae giremeyeceği, bir tekil noktaydı. Sanal ‘nur noktası’. Karadelik, çekip-yutarken, akdelik, püskürtüp-meydana çıkarıyor. Karadelik yok ederken, akdelik var ediyor.

Sonuç olarak, sürenin yönünü tersine çevirdiğimizde, ‘büyük patlama’yı temsil eden, bir başlangıç uzay-vakit tekilliğinin, kaçınılmaz bulunduğunu görürüz. Bu kez tekillik, bütün maddenin ve uzay-sürenin yok olmasını değil, yaratılmasını temsil eder. Bu bir akdelik tekilliğidir. Bu iki tekillik arasında, tam bir vakit simetrisi bulunmaktadır. Başlangıç türü tekillik (akdelik) ki; bunda, uzay-vakit ve madde yaratılır. Sonuç türü tekillik(karadelik) ki, bunda, uzay vakit ve madde yok olur.

Karadeliklerin Bazı Özellikleri

En khadise karadelik, yalnızca kütlesi doğrulusunda belirlenir. Bu karadelikler amacıyla, kütle, ölçülebilir tek büyüklüktür. Dönen karadelikler ise, kütleye ek olarak, iki özellik doğrulusunda belirlenir: a) açısal momentum ve b) elektrik yükü. Bu büyüklükler, karadeliğin çevresinde dönen parçacıkların, yörüngelerinin araştırılması ile ölçülebilir. Kimyasal yapı ise, belirleyici değildir. Karadeliği meydana getirmek üzere, nasıl bir maddenin çöktüğünün önemi yoktur.
Karadeliklerin, dikkatimizi çeken birtakım bilhassari:

1)Karadeliklerin varlığını, çevrelerindeki gök cisimleri üstündeki tesirinden anlayabiliriz. Kendileri görünmez olan karadelikler, çevrelerinde dönen senedızların süratlerını artırırlar. Karadelik, diğer bir senedızla, bir çift senedız sistemi oluşturuyorsa, tesiri fark edilebilir. Bu halda, kuvvetli x-ışınları ve radyo dalgaları yayarlar. Eğer karadelik, eş senedızına, yeteri kadar yakınsa, evrimleşerek kırmızı dev haluna gelen eş senedızın, atmosferindeki gazların bir bölümü, karadelik doğrulusunda yutulabilir. Bu gazlar, evvelce karadeliğin çevresinde, sarmal hareketlerle, bir disk oluşturarak, karadeliğin yüzeyine düşerler. Gaz düşerken, çok ısınır ve x-ışınları yayar. Adeta, karadelikler, eşlerini soyarlar.

2)Galaksi merkezinde tespit edilen dev karadelikler, etraflarındaki gaz bulutlarına, kuvvetli çekim uygulayarak, büyük bir süratle döndürürler ve kendilerini belli ederler. Bu karadelikler, vakitle çevreden çaldıkları, gaz ve senedız bundan sonralarıyla beslenirler. Buradaki madde, hadise ufkunda kaybolmadan evvelce, çok yüksek sıcaklıklara kadar ısınır.

Galaksi çekirdeklerinde, bir birlerine çok yakın senedızlar, çarpışarak parçkısmırlar. Ve enkazları, karadelik amacıyla, bir besleme kaynağı olur. Merkezdeki canavar, bundan sonra beslenmediğinde, çevresindeki kütle transfer diski, kaybolur ve süper kütleli karadelik, galakside derhal hiçbir iz bırakmaz.

Bu sebeple, süper kütleli karadelikleri, aramak amacıyla, en ideal yerler, yakın galaksilerin çekirdekleridir. Aktif galaksi çekirdeklerinin güç kaynakları, büyük ihtimalle karadeliklerdir. Merkezdeki etkinliğin yakın görüntüsü, radyo yayını fışkırmalarıdır. Fışkırmalarının kaynağı, merkezde, süper kütleli bir karadeliğin varlığıyla açıklanabilir.

Nötron senedızı ve beyaz cüce gibi senedızlar, enerji üretemezler. Nötron senedızlarının, katı bir yüzeyleri var ve bu yüzeyde madde biriktirebiliyorlar. Karadeliklerde bu tür sert bir yüzey yok ve hadise ufkuna giren madde ve ışınım, evreni terk ediyor.

4)Şayet,karadelik meydana getirmek amacıyla çöken madde, net bir elektrik yüküne sahipse, meydana çıkan karadelik de, aynı yükü taşıyacaktır. Benzer şekilde, eğer çöken madde, açısal momente sahipse, meydana çıkan karadelik, dönüyor olacaktır. Hatırlanacağı üzere, bir karadelik, çöken maddenin elektrik yükünü, açısal momentini ve kütlesini hatırında tutarken, bunların dışında her şeyi unutur. Zira bu üçü, uzun erişimli alanlarla bağlantılıdır.

Sonuç: Karadelikler Ne Söylüyor?

1)Sonsuz yoğun ve sayısız ince bir ‘nur’ noktasından, bir ‘nur(akdelik) patlaması’yla yaratılan; yüz milyarlarca galaksi ve her bir galakside, yüz milyarlarca senedızlardan meydana gelen, bu şaşırtıcı evren; çökecektir, ezilerek resmen yok olacaktır. Karadelikler, maddenin ezilerek, ‘sayısız incelmesi’nin açık kanıtlarıdır.

2)Evrenin, başlangıcının(büyük patlama) ve sonunun(büyük çöküş) bulunduğu kanıtlanmıştır. Karadelikler, evrenin ‘büyük çöküşü’nün apaçık delilleri, alametleri ve işaretleridir. Bir bilim adamının söylediği gibi: “Eğer bir senedız, çatırdayarak kendi üzerine çökebiliyorsa, namacıyla bütün evrende çökmesin?”

3)Genişlemekte olan bu şaşırtıcı evren, kütlesel çekimin tesiriyle, geriye dönmeye- büzülmeye başlayacak; resmen bir balonun sönmesi ya da bir kâğıdın avuç içersinde dürülmesi gibi galaksiler, biri birlerine yaklaşmaya başlayacaktır. Bir taraftan, her bir galaksi, kendi merkezlerindeki dev karadelikler doğrulusunda yutulurken, diğer yandan galaksilerin dönüş sürati, gittikçe artacaktır. Sonuçta, milyarlarca galaksi, süper dev karadeliklere dönüşürken; karadelikler, ‘edebiyete yaklaşan süratle’ baş başa istikbal ve hiper dev bir karadeliğe dönüşecektir.

İşte bu, ‘büyük patlama’ya hazır, maddenin, sayısız incelerek, madde olmaktan çıktığı, ‘nur(akdelik) noktası’dır. Sonsuz yoğun, sayısız ince, sıfır ebatlı, sıfır hacimli ve patlamaya hazır ‘nur’ noktası. İşte yaklaşan ‘Saat’ budur. İşte ‘Kıyamet’ den sonra ‘Kıyamet’ budur. İşte bu ‘an’, evrenlerin Rabbi olan Sonsuz Yüce Allah’ın, Gökleri ve Yerleri, yeni baştan yaratacağı ‘an’dır. İşte ‘Kıyamet’in arkasından, beklenilen ikinci ve ‘Son Büyük Patlama’ anı. İşte bu ‘an’da, Cennetler-cehennemler yinedan yaratılacak ve sonsuz kalacaklar.

4)Bilinmelidir ki, karadelikler üstünde oluşturulan incelemeler, yalnızca evrenin başlangıcına ve sonuna değil, fizik yasalarının ve fizik ötesi(sanal-melekût) evrenlerin anlaşılmasına da, ışık tutuyor. Bu incelemeler ilerledikçe, evreni yöneten yasaların, birleşimi ve en khadise durumu olan ‘her şeyin kuramı’; yani kütlesel çekim yasasını, kuantum teorisine bağlayan ‘teori’, acaba meydana çıkacak mıdır? Belkide. Bugün bilim dünyası, ‘altın iyonları’nı çarpıştırarak, ‘yapay büyük patlama’ deneyleri, düzenlemeye çalışıyor. Biz inanıyoruz ki, Allah, ayetlerini, yakın istikbalte, ‘enfüsümüzde ve afakımızda’, apaçık göstermeye, devam edecektir.

Güneş’in Özellikleri ve Enerji Kaynağı Olarak Güneş

Güneş ve etrafında dolanan gezegenlerden meydana gelen güneş sistemi dünya amacıyla, asli bir enerji kaynağıdır. Özellikle, dünyada hayat sürdüren canlılar amacıyla vazgeçilmez bir kaynaktır. Bugün sarfedilen detaylı enerji kaynaklarının büyük alanı, güneşin sebep bulunduğu hadiseler neticesi meydana çıkar. Günlük güneş enerjisi ile dünya aydınlatılabilmekte; yağışlar ile su döngüsü sağlanabilmekte ve en muhimi de, fotosentez ile canlı hayat sürdürülebilmektedir. Hayati önemdeki bu senedızın saniyesel manada enerji üretimi de mümkündür.

Güneş yarıçapı 700.000 km (dünya yarıçapının aşağı yukarı 109 katı),kütlesi 2×1030 kg (dünya kütlesinin aşağı yukarı 330.000 katı)olan bir senedızdır. Güneş kendi ekseni etrafında dönmektedir. Bu dönüş, güneş ekvator bölgesinde 24 günde, kutup yerlerinde de 30 günde olmaktadır.Güneşin merkezinde, asli olarak hidrojen çekirdeklerinin kaynaşmasıyla füzyon reaksiyonu meydana gelir. Güneşin merkezinde ve aşağı yukarı 15-16 milyon derecedir. Güneşin aşağı yukarı % 90’ı hidrojendir.
Güneşin korunda hidrojen çekirdekleri füzyon yaparak helyum çekirdekleri oluşmakta ve bu tepkimeler neticesi büyük bir enerji meydana çıkmaktadır. Güneşin toplam ışıması 3.8×1026 J/saniye bulunduğundan, güneşte bir saniyede aşağı yukarı 600 milyon ton proton, yani hidrojen tüketilmektedir.

Bu sayı ilk bakışta korkutucu gibi gelse de, güneşin kütlesi ve bu kütlenin %90’ına yakın alanının protonlar bulunduğu düşünülürse, güneşteki hidrojen yakıtının tüketilmesi amacıyla daha, aşağı yukarı 5 milyar senelik bir vakit bulunduğu meydana çıkar. Bu yönüyle güneş, insanlık amacıyla tükenmez bir enerji kaynağıdır. Dünyaya ulaşan güneş enerjisi, güneşin daha serin (aşağı yukarı 6000K) ve birkaç yüz kilometrelik dar bir bölgesinden gelmektedir. Bu bölge, düşük yoğunlukta (aşağı yukarı deniz yüzeyindeki hava yoğunluğunun 10-4 katı) iyonlanmış gazlardan meydana gelir ve görünür ışığı pek geçirmeyen bir bölgedir. Bu bölgedeki atomlar, sıcaklıklarıyla orantılı olarak ışıma yaparlar ve böylelikle bu bölgenin ışımasına yol açarlar.

Dünya, güneşten aşağı yukarı 150 milyon km. uzakta bulunmaktadır. Dünya hem kendi etrafında dönmekte, hem de güneş etrafında eliptik bir yörüngede dönmektedir. Bu yönüyle, dünyaya güneşten gelen enerji hem günlük olarak değişmekte, hem de sene vakitsince değişmektedir. İlave olarak, Dünyanın kendi etrafındaki dönüş ekseni, güneş etrafındaki dolanma yörüngesi düzlemiyle 23.5º lik bir açı yaptığından, yeryüzüne düşen güneş şiddeti yörünge vakitsince (sene vakitsince) değişmekte ve mevsimler de böylelikle oluşmaktadır.

Dünyaya, güneşten saniyede, aşağı yukarı 4×1026 J’lük enerji, ışınımlarla gelmektedir. Güneşin saldığı toplam enerji göz önüne alındığında bu çok ufak bir kesirdir; fakat bu tutar Dünyada insanoğlunun bugün amacıyla kullandığı toplam enerjinin 15-16 bin katıdır. Dünyaya gelen güneş enerjisi detaylı dalga boylarındaki ışınımlardan meydana gelir ve güneş-dünya arasını aşağı yukarı 8 dakikada aşarak dünyaya ulaşır.(ışınımlar saniyede 300.000 km’lik bir hızla, yani ışık süratiyle yol alırlar.)

Dünyanın dışına, yani havakürenin (atmosfer) dışına güneş ışınlarına dik bir metrekare alana gelen güneş enerjisi, Güneş Değişmezi (S) olarak adlandırılır ve bunun sayısal değeri S=1373 W/m2 dir. Bu değer, tarif gereği, sene vakitsince değişmez alınabilir. Çünkü her vakit, gelen güneş ışınlarına dik yüzey göz önüne alınmalıdır. Ancak, dünyanın güneş etrafındaki yörüngesi bir çember olmayıp bir elips bulunduğundan, sene vakitsince bu değerde %3.3 ‘lük bir değişim söz konusudur. Yeryüzüne bu enerjinin soğurma ve yansıma hadiselerından ötürü 832 W/m2 lik alanı ulaşır.

Güneş Enerjisinin Üstünlükleri ve Dezavantajları

Güneş enerjisinin avantajları şu şekilde sıralanabilir:
– Güneş enerjisi tükenmeyen bir enerji kaynağıdır.
– Güneş enerjisi, arı bir enerji türüdür. Gaz, duman, toz, karbon ya da kükürt gibi zararlı maddeleri
yoktur.
– Güneş, bütün dünya ülkelerinin yararlanabileceği bir enerji kaynağıdır. Bu sayede ülkelerin enerji
açısından alışkanlıkları ortadan kalkacaktır.
– Güneş enerjisinin bir başka özelliği, hiçbir ulaştırma harcaması olmaksızın her yerde
sağlanabilmesidir.
– Güneşi az ya da çok gören yerlerde biraz verim farkı olmakla beraber, dağların tepelerinde vadiler ya da ovalarda da bu enerjiden yararlanmak mümkündür.
– Güneş enerjisi doğabilecek her türlü bunalımın tesiri dışındadır. Örneğin, ulaşım şebekelerinde
yapacakları bir farklılık bu enerji bütününü etkilemeyecektir.
– Güneş enerjisi hiçbir komplike teknoloji gerektirmemektedir. Hemen derhal bütün ülkeler, yerel
sanayi kuruluşları yardımıyla bu enerjiden rahatlıkla yararlanabilirler.

Bugünkü bu enerjinin denk geldiği problemler ise şöyledir:
– Güneş enerjisinin yoğunluğu azdır ve sıksık değildir. İstenilen anda istenilen yoğunlukta
bulunamayabilir.
– Güneş enerjisinden yararlanmak amacıyla yapılması gereken düzeneklerin yatırım giderleri bugünkü
teknolojik aşamada yüksektir.
– Güneşten gelen enerji miktarı bizim isteğimize bağlı değildir ve denetim edilemez.
– Bir çok kullanım alanının, enerji arzı ile isteği arasındaki vakit farkı ile karşılaşılmaktadır. —- -Güneş enerjisinden elde edilen ışınım isteğinin yoğun bulunduğu vakitlerde kullanılmak üzere
depolanmasını gerektirir. Enerji depolaması ise çoğu problem yaratmaktadır.

Güneş Enerjisinin Kullanım Alanları
Güneş enerjisinin depolanabilmesi ve başka enerji türlerine dönüşebilmesi ısıl ,mekanik, kimyasal ve elektrik yollarla olur.

Isı depolama ya da çevrimde: Özgül ısı kapasitesi yüksek ve basit yer alır ucuz maddeler kullanılır.Su , yağ, çakıl taşı yatakları şunlar arasındadır.

Mekanik depolamada güneşle çalıştırılan bir pompa yada kompresör doğrulusunda basılan yüksek basınçlı akışkan, ideal bir ortamda toplanır.

Kimyasal depolamada hidrat tuzlarından yararlanılır.

Elektrik depolamada ise enerji depolaması bataryalarla (akü) yapılır.

Güneş enerjisi bu çevrimlerle ya da direkt olarak : Kullanım suyu ısıtılması, yüzme havuzu ve limonluk ısıtılması ; kaynatma ve pişirme ; bitkisel ürünlerin kurutulması , su damıtılması , yapıların ısıtılması ve soğutulması (iklimlendirilmesi) ; soğutma, toplam enerji sistemleri ile ısı ve elektriğin beraber üretilmesi ; sulama suyu pompalanması saniyesel prosedür sıcaklığı üretilmesi , elektrik üretilmesi ve fotokimyasal ve fotosentetik çevrimlerin gerçekleştirilmesi hedefiyle kullanılır. Bu çevrimlerden en çok sarfedilenlar sırasıyla;

Güneş Enerjisinden Doğrudan Isı Enerjisi ,
Güneş Enerjisinden Doğrudan Elektrik Enerjisi ,
Güneş Enerjisinden Hidrojen Enerjisi,
elde etmek şeklindedir.

Dünyanın En Derin Noktası: Mariana Çukuru

Mariana çukuru, Büyük okyanusun batısındaki Mariana adalarının en büyüğü olan ve en güneyindeki adası olarak tanınan Guam adasının güney batısında, Japonya ve Endonezya’nın tam ortasında yer alır. Dünya üzerindeki en derin noktadır. Bilim adamları doğrulusunda oluşturulan incelemeler neticesinda en derin noktasının 10.994 metre bulunduğu belirlenmiş ilaveten uzunluğunun 2542 kilometre bulunduğu belirleme edilmiştir. Çukurun genişliği ise 69 kilometredir.

Mariana Çukuru’nun nasıl oluştuğunu tanımlamak gerek görülürse ; Kimi vakitler yerkabuğunu meydana getiren plakalardan bazıları birbirlerine yaklaşarak çarpışırlar. Bu çarpışma neticesinda plakalardan biri diğerinin altına girerek ‘’dalma’’ adı verdiği bir hal gerçekleştirir.

Dalma halunun manası ise yoğunluk bakımından üstün olan plakanın, daha az yoğun olan plakanın altına kayması olayıdır. Sonuç olarak bu bölgelerde kuvvetli depremler görülebilir ve depremlerin oluştuğu derinlikler levhaların büyüklüğüne göre 700 kilometreyi bulabilir. İşte Mariana Çukuru’da Pasifik plakası ile Mariana Plakası’nın birbirine çarpması neticesi oluşmuş bir çukurdur.

Doğal olarak oluşmuş bu çok büyük derinliğe ilk olarak inen şahıslar Amerikalı asker Teğmen Donald Walsh ve İsviçreli bilim adamı Jacques Pİccard’tır. Dalışı yapmak amacıyla Batiskaf (çok yüksek basınçlara dayanabilen sert maddeden yapılmış çelik küre biçimli, dalış amacıyla benzin boşaltarak onun yerine deniz suyu alarak demir safra atan vasıta) isimli su altına dalıp çıkabilen bir vasıta kullanmışlardır. Dalış tam 5 saat sürmüş ve 10916 metre derinliğe inilmiştir. 25 Mart 2012 tarihinde’de Titanik, Terminatör, Aliens ve Avatar gibi ünlü filmlerin yönetmenliğini ve aynı vakitte prodüktörlüğünü yapmış olan James Cameron kendi özel denizaltısıyla 156 dakikada tabana inmeyi başardı ve bu derinlikte yapmış bulunduğu saatler süren tetkik neticesinda 70 dakikalık bir yukarıya çıkış yolculuğu ile serüvenini tamamladı.

Mariana Çukuru’nun derinliklerine doğru oluşturulan bu yolculuklar her ne kadar kazasız ve belasız atlatılmışsa da göğüs gerilen ve göz ardı edilen tehlikeler gerektiğince büyüktür zira dip noktadaki basınç yeryüzü basıncının neredeyse 1000 katı oranındadır. James Cameron’un dalış yaptığı denizaltıda bu nedenden ötürü metrekare başına 7250 tondan daha çok meydana gelebilecek bir basınca karşı sağlam olarak yapılmıştır. Okyanusta basınç her 10 metrede santimetrekareye 1 kilogram artar. Bu numune verildiğinde esasen hiçbir insanın yardımsız ve tasarlanmış vasıta v.b ekipmanlar olmadan bu tarz derinliklere iniş yapamayacağı net bir şekilde anlaşılabilir.

Adolf Hitler günümüzde hala konuşuluyor

2. Dünya Savaşı mimarlarından Hitler bugünümüzde hala hususşuluyor. Genellikle de gündeme gelişinin nedeni, ” Yahudi Soykırımı ”, başka adıyla ” Holokost ” . 2. Dünya Savaşı sırasında 6 milyona yakın Yahudi’ nin öldürüldü. Bunun sorumlusunun da, Almanların Führer olarak isimlendirdikleri Hitler bulunduğu belirtiliyor. Peki bu soykırımı Hitler neden yaptı? Çeşitli söylemlerin dışında, bu husus ile ilgili Hitler’ in kendi yazdığı kitapta da kendi ağzından birtakım söylemleri bulunuyor. Main Kampf ( Kavgam ) isimli eserinde Hitler, Yahudilerin bilhassa Alman ekonomik yapısına vuruş vurduğunu savunuyor. Hatta harpı da Yahudilerin yüzünden kaybettiğini söylüyor. Savaş devresininde silah fabrikalarının fazlası Yahudilerin elindeydi ve işçileri de Yahudi’ ydi. Bu fabrikalar en lüzumlu oldukları vakitte greve gitmeleriyle, Almanların harp alanlarında mühimmat sorunu yismimına sebep oldular. Hitler işte bu ihaneti katiyen affedemediğini kitabında belirtiyor. Bugüne kadar bu husus ile ilgili tetkik yapanların süregelen görüşüne göre ise Hitler, annesinin yaşadığı hastalıktan kurtarılamaması neticesi hekimleri suçlu görüyordu. Bu hekimler da Yahudi’ ydi. Fakat incelemeciler bu hususta sınırlı bulgulare ulaşmadılar. Çok daha geniş alanlarda tetkik yaptılar ve meydana koydukları neticeler akıllara değişik soruların gelmesine sebep oldu. Örneğin akıllara, Hitler’ in ” Yahudi Soykırımı ” nı yapmaksinde saklı güçlerin bulunduğu ya da bizzat Siyonizm temsilcileriyle anlaştığı vb. düşüncelere dair sorular geliyor. Bu suallere yanıt sunabilcek amacıyla o devresi iyi bilmek lüzumir. O devreye ait doğrultusız verileri yazacağım. Yer yer birtakım iddiaların mümkün nedenlerine de doğrultusız bulgular ışığında değineceğim. Kısaca o devreye ait verileri, tetkikları, yaşanmış gerçekleri size sunacağım ve akla gelen soruları yanıtlandırması sizin kişisel düşünceinize kalacak. İşte o devresinin kısa bir panoraması ve o devreye dair tetkik neticelerı:

Hitler’ in Almanya’ nın Başına Geçmesi ve Diktatörlüğe Giden Adımları: Akla gelen suallere ışık tutabilecek olayların başlangıcına inmekte fayda var. Bunun amacıyla de bu dönemde gerçekleşen olayların baş kahramanı Hitler’ in Almanya’ nın başına geçtiği devresi irdelemek lüzumir. Yani 2. Dünya Savaşı’ ndan 15 sene evveline gitmek lüzumir. Bilindiği gibi Almanya, 1. Dünya Savaşı’ nda Osmanlı ile müttefikti. Bu harpta Almanya’ nın bulunduğu doğrultu yenilince, çok ağır neticelere katlanmak mecburiyetinde kaldılar. Hatta Dünya tarihine göz atıldığında, belki de en yüklü harp tazminatı ödeyen ülke Almanya olmuştur. Tam 132 milyarlık altın para tazminatı Versay Barış Antlaşması ile Almanlara dayatılmıştı. Bunun yanı sıra bir de Alman ordusu 100 bin adedina kadar düşürülmek mecburiyetinde kalmıştı. Açığa çıkan onca asker de işsizler ordusuna katıldı. Bu harpta kaybettiği Elsaß-Lothringen ( Alsas-Loren ) Bölgesi ile ekonomisine büyük bir vuruş vurulmuştu. Bu bölge bilindiği gibi demir madenin çok çok bulunduğu bir bölge. Zaten topraklarının da büyük çoklığını kaybetmesiyle işlenebilir tarım arazisi de kısıtlanmış oldu. İmparator 2. Wielhelm de harp yenilgisinin derhal sonrasında ülkeden kaçtı ve siyasi bir boşluk meydana çıktı. Bu esnada da Kasım Devrimi gerçekleşti. Kasım Devrimi’ nin akabinde seçimler oldu ve birlik hükümeti oluşturuldu. Bu hükümette sosyal demokratlar ve başkan Freiderich Ebert etkiliydi fakat ellerinden gelen hiçbir şey yoktu. Çünkü halkın içersinde bulunduğu hal çok ağırdı.

Toplum psikolojik yönden da çökmüştü. Çünkü Fransızlar, yani tarihi düşmanları onları Versay Antlaşması’ yla yerle bir etmişti. Almanlar bu yüzden ağır koşullardan çok hakaret olarak gördükleri bu antlaşmanın psikolojik etkisindeydiler. Dolayısıyla başlarına istikbal önder tesirsiz kalmamalı ve eski Almanya ruhunu canlandırabilmeliydi. Bu devresinin parlayan senedızı milliyetçilik akımı da, aldıkları ağır yenilgiyle kırılan gururlarını eski günlere döndürmek isteyen Almanları derinden etkiledi. Hitler işte bu tür bir ortamda sahneye çıktı. Hitler bu dönemde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ ne önder oldu. Hitler içersinde bulundukları halun önemiyetini kavrayabildiğinden olsa lüzum sıksık milliyetçi söylemlerle kitleleri etkiliyordu. Sürekli Versay Antlaşması’ nı katiyen tanımayacaklarını belirtiyor ve Almanlar amacıyla ” yeni hayat sahası ” kavramını meydana atıyordu. Partinin uygulamasında yer alan maddelerde ise Yahudi aleyhtarlığı fark ediliyordu. İşte o programdaki maddelerden birkaçı şu şekilde:
– Sadece bizim milletimizden olanlar vatandaş olabilir. Sadece Alman soyundan gelenler, inancı ne olursa olsun, bizim milletimizdendir. Bu yüzden hiçbir Yahudi bizim milletimizin parçası olamaz.
-Halkımızın geçimi ve sasenearı çoğalan insanlarımızın yerleşmesi amacıyla toprak (koloni) istiyoruz.

Bu parti uygulaması ve söylemleriyle Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi yalnızca 4 senede ülke siyasetinde çok büyük bir güç haluna geldi. 1924′ te mecliste 32 adet milletvekili vardı. 1924′ ten itibaren Rotchilds ismindeki ünlü Yahudi aile Amerika’ daki üyeleri vasıtasıyla Almanlara destek sağlamaya başlamıştır. Bunun en açık örneği de Almanların borçlarını oluşturulandıran Dawes ve Young Planlarıdır. J.P Morgan vasıtasıyla bu aile planlar üstünde etkili olmuştur. Peki Almanlara fayda gerçekleştiren bu planlar karşılıksız bir şekilde mi meydana çıktı? Bu soruyla bağlantılı devresinin Filistin’ ine göz atalım:

1924 ve Ardından Filistin Toprakları: Almanya’ da bu senelerde gerçekleşen haller bu türydi. Peki ya Filistin’ de? Filistin bu devreye kadar, Yahudi yerleşkesi olarak Dünya Siyonist Örgütü’ nün hayaliydi. Çok paralar akıtılıp bu bölgeden fazlası toprak satın alınmıştı. Osmanlı’ nın son bulmasıyla da bu teşkilat daha faal bir rol üstlenmiş ve emellerine ulaşacak topraklara kısmen ulaşmışlardı. Fakat yalnızca toprak yetmiyordu. Hayalini kurdukları Yahudi Devleti amacıyla Yahudilerin de bu topraklara gelip yerleşmesi lüzumiyordu. Bölgeyi elinde tutan İngilizler de bu teşkilate destek veriyordu. Bütün propagandalara karşın Osmanlı zamanındakilerle ve sonrasında gelen Yahudilerle beraber Yahudi adedi fakat 85 bine ulaştırılabilmişti. Çünkü Yahudilerin hayat kaliteleri Avrupa’ da üst düzeydeydi. Yahudilerin bu isteksiz tavrı teşkilat amacıyla bir handikaptı. Bir şekilde Yahudilerin bu topraklara göçü sağlanmalıydı. Bu dönemde de en çok Yahudi Alman toprakları içersindeydi. Zaten Yahudi Katliamı’ nda 6 milyon gibi bir sayıdan söz edilmesi de bunu kanıtlıyor. Almanya’ da milliyetçilik söylemleriyle süratli bir yükselişe geride bıraktığımız Hitler işte bu noktada değişik bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Milliyetçilik söylemleriyle halkın gururunu okşayan Hitler şimdilik bu dönemde lüzumlu mali kaynağa ulaşabilmiş değildi. Zaten halkın içersinde bulunduğu halde, siyasal söylemlerini bir şekilde ekonomik olarak da desteklemeliydi. Aksi halde O da seçimi kazanamayacağının farkındaydı.

Hitler’ in Ekonomik Destekçileri: Seçim propagandalarında sıksık ön plana çıkan Hitler’ in mali destekçilerini duyduğunuzda şaşıracaksınız. O dönemde Almanya’ da endüstri devleri olan Thysen, Krupp, Kirdoff ve Rotchilds ailesinin Amerika’ da tespit edilen uzantılarına ait olan General Motors, Du Pond, Ford’ un yanı sıra Yahudi petrol şirketi Standard Oil ( Rockefeller Ailesi’ nin şirketi ) Hitler’ e mali yönden çok çok destek olmuşlardır. Bu desteği de gerisinde bulan Hitler 1933 senesinde Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg doğrulusunda iktidara getirildi. Bu hamleyle seçim de bir formaliteye dönüştü. Çünkü hem halkın hem de bu büyük şirketlerin baskısına cumhurbaşkanı dayanamamıştı. Hitler amacıyla her şey yeni başlıyor. Çünkü bundan sonra vaatlerini yapmak ismimına gelmişti. Öncelik ile Alman ırkı amacıyla yeni hayat sahalarını yapmakliydi. Fakat çökmüş Alman ekonomisiyle harpa girmek son derece mantıksızdı. Seçimlerden evvelce etkin olan Yahudilerin mali desteğine tekrardan lüzumsinim vardı. Bu desteklerin organizasyon evresinde ise Dünya Siyonist Örgütü ( WZO ) vardı. Bunun kanıtı da 2. Dünya Savaşı süresince Almanların kullandığı topların üretimini bir Yahudi şirketi olan SKF yapmıştır. Jacob Wallenberg şirketin sahibidir. Standard Oil de Nazilere ait askeri araçların petrol ihtiyacını karşılamıştır. Üstelik toplama kamplarında sarfedilen gazların üretimi bile Yahudi kimya firması olan Farben şirketidir.

Savaş evvel imal edilen 500 ton civarındaki kurşun Almanlara ulaştırılır ve bu kurşunların ödemesini gerçekleştiren Brown Bros Harriman’ dır. O da bir Yahudi’ dir. Bu ödeme, Harriman teminatı olarak gerçekleştirilmiş ve teminat tarihi de 21 Eylül 1938 olarak kayıtlara düşülmüştür. Fakat harpa bir ismim kala Alman borçlarının vadesi geliyordu ve bu hal büyük bir sıkıntıya sebep olacaktı. 1933′ te, Foster Dulles ( CFR üyesi, ileri dönemde ABD Dışişleri Bakanı ) ve Allen Dulles ( CFR üyesi, ileri dönemde CIA şefliği yaptı ) ile Hitler görüşme yaptılar ve bu borçların vadeleri uzatıldı. Hem de Yahudi ailelerinde Samuel ailesi de Hitler’ e 30 milyon pound mali destek sağlıyordu. Royal Dutch Shell isimli petrol firması bu aileye aitti. Bilinen bu gerçekleri Hitler de inkar etmemiştir. Hatta en yakın arkadaşlarından Herman Rauschning’ in yazdığı kitapta bunlara değinilmiştir. Hitler M’a Dit ( Hitler Bana Dedi ki ) adını taşıyan kitapta, Hitler’ in mücadelesinde Yahudilerin çok mühim katkılarının bulunduğunu ve mali olarak çok destek verdiklerini belirtiyor. Bu ifadeyi de Hitler’ in ağzından veriyor.

Akıllara yeni sorular gelmeye devam ediyor. Yahudi çevreleri bu mali desteği neden sağladılar? Üstelik bu desteği, parti uygulamasında açıkça Yahudi aleyhtarlığı yapan bir öndere veriyorlardı. Seneler sonra meydana çıkan Wilhelmstrasse saklı belgeleri ile bu olaya dair düşünceler oluştu. Bu belgelerde Siyonist Örgütler ile Hitler’ in uyuşma gerçekleştirdikleri meydana çıktı. Yahudilere oluşturulan baskıya, Yahudi önderlerin destek verilen ve mali olarak Hitler’ i de bu baskıyı yapması amacıyla destekledikleri bu belgelerde yer alıyor. Genellikle de varlıklı Yahudi ailelere gözdağı vermek amaçlarıydı. Bu yüzden de toplama kamplarına yalnızca sakat, engelli, fakir Yahudiler getiriliyordu. Bunların yanısıra Romanlar ve Çingeneler de vardı. Bu korkutma ve baskıyla varlıklı Yahudiler satın alınan topraklara göçe zorlanmış oluyordu. Üstelik Hitler, devlet politikası olarak Yahudilere göçün önünü açıyordu. Soykırım hedefi olan bir diktatör neden bu tür bir göçe izin versin? Üstelik neden devlet politikasıyla da desteklesin? Göç etmek isteyen Yahudilerin göç organizasyonunu da Siyonistlerle beraber yürütmüş ve yalnızca Filistin’ e göçe izin vermişlerdir. Nazi subaylarından olan Adolf Eichmann bu göç organizasyonunun başında yer almış ve Macaristan, Çekoslovakya ve Avusturya’ da göç ofislerı kurdurmuştur. 1941′ e kadar bu ofisler vasıtasıyla Eichmann yasalar kapsamında Yahudi göçünü yürütmüş ve 250 bini aşkın Yahudi’ nin Filistin’e göçünü gerçekleştirmiştir. Hitler ilk olarak Romanya, Polonya, Avusturya ve Macaristan’ ı işgal etmiştir. Bunun nedeni de Yahudi nüfusunun bu ülkelerde daha çok olması olarak gösterilir.

Bizim de bilhassa 2. Abdulhamid ile görüşmelerinden tanıdığımız gazeteci siyonist Theodor Herlz bu husus ile ilgili şu şekilde diyor: Wilhelmstrasse’ nin saklı arşivleri, Hitler İmparatorluğu ile Yahudi Örgütleri arasında, Alman Yahudilerinin Filistin’ e göçlerini basitleştirmek hedefiyle bir uyuşma imzaladığını meydana koymaktadır.

2. Dünya Savaşı 1945 senesinde bitmiştir. Bundan yalnızca 3 sene sonra da İsrail Devleti 1948′ de kurulmuştur. Çok hususşulan bu husus ile ilgili düşünce yürütüp düşünce sahibi olmak, bu bulgular ışığında size kalıyor.

Işık’tan Daha Hızlı Bir Şey Var Mıdır?

Işık saniyede 300.000 km (üç yüz bin) süratle hareket etmektedir. Dünyamız içersinde düşününce bu sürat ulaşılamaz, şaşırtıcı bir sürat olarak görünüyor. Öyle ki ışık, bir saniye ortamında Dünya’’nın çevresini 7 kez dolaşabilir. Dünya’dan Ay’’a bir saniyede gidebilirdik. Ancak Evrenin şaşırtıcı büyüklüğü göz önüne alınınca ışık sürati yetersizdir. Eğer Işık süratinda hareket etseydik, Güneş’’e 8 dakikada ya da en yakın galaksi olan Andromeda’’ya 2 milyon senede gidebilirdik. Einstein’’ın ‘görelilik kuramyina’ göre ışık süratinden yüksek bir sürat yoktur. Yani ışık sürati limit noktasıdır. Ancak o vakitler bugün tanınan bulguların birçoğu bilinmiyordu. Mesela evrenin sıksık genişlediği.

Evrende yolculuk yüzlerce senedir insanlığın en büyük hayalleri olmuştur. Birçok bilim kompu filmlerine ve belgesellerine husus olmuş olan ışık süratinin ötesi var mı acaba? Günümüzde bilim adamlarına göre ve oluşturulan deneylere göre bu tür bir şey olası. Bilim adamları doğrulusunda oluşturulan, halen devam eden İsviçre’deki CERN deneyinde, atomik boyuttaki parçacıklar çarpıştırıldı. Gerek evrenin oluşumu, lüzum ışık sürati ile ilgili mühim bulgular elde edildi. Bazı parçacıkların az da olsa ışık süratini geçtiği saptandı. Bilim adamları neticeların hatalı olma şansına karşın, bunu 15 bin kez tekrarladılar ve netice tekrar aynı çıktı. Yine de bilim adamları bunun hatalı olma ihtimalini söylüyorlar. Peki hatalı değilse? O vakit görelilik kuramyi tamamiyle kalkmasa bile büyük değişikliklere uğrayacaktır. İnsanlığın yüzyıllardır hayalini kurduğu uzayda yolculuğu beklide olası olabilecek ve insanlık galaksinin sınırlarını zorlayabilecek. Günümüzde bu hususta birtakım kuramlar var.

Takyonlar
Işık süratinden yüksek süratlerın olası bulunduğunu ifade eden kuramlardan biri ‘Takyon’lardır. Teorinin özünde sanal rakamlar vardır. İzafiyet kuramyina göre E = m.c²’’dir. Burada E: enerji, M: kütle, c: ışık süratidır. Yani enerji ve kütle,sürata bağlı olarak değişir. Ama bu formülün yalın durumudir, formülün asıl durumu şudur:

Bu kurama göre şayet, cismin sürati ışık süratinden süratli olursa karekökün içerisi eksili çıkar. Buda kütleyi eksi dşayetlikli yapar. Normalde kütle eksi olamaz diyebiliriz, ancak sanal rakamlar matematikte kabul gördükten sonra çoğu hususta yararlı olmuştur. Bilinen fizik kurallarına göre bu olası değildir, ancak matematik bunu onaylıyor. Işık süratinin altındaki bir süratte hareket eden şeylere madde dersek şayet, ışık süratinden yüksek süratte hareket eden şeylere de anti madde diyebiliriz. Ancak burada sınır ışık süratidır, maddeler nasıl ışık süratinda hareket edemezse, takyonlar da ışık süratinda hareket edemezler.

Sicim Teorisi

Sicim kuramsi,temel fizik modellerinden biridir.Bu kuram evrendeki her şeyin sicim denilen bölünemeyecek kadar ufak olan (on üzeri eksi 35 metre) maddelerin değişik rezonanslarda titreşimi neticesi oluştuğunu söyler. Bilim adamları son 5 senedir bu kurama ‘’Her Şeyin Teorisi’’ diyorlar. Bilim adamlarına göre sicimler gözlemlenebilir ve anlaşılırsa,en ufak alemlerden en büyüğüne kadar her şey rahat bir şekilde açıklanabilecek.

M-Teorisi

M-Teorisine göre macro (büyük) alemlerdeki soruların cevabını micro (ufak) alemlerde bulabiliriz. Küçük bir numuneyle tanımlamak lüzumirse,bir saç teli uzaktan bakılınca tek ebatlı olarak görünür,yani yalnızca uzunluğu bulunduğu görünür. Ama bir karınca ya da bir pire amacıyla telin uzunluğu,hatta genişliği dahi vardır. Atomik boyutta da hal bu türdir. İnceleyemediğimiz sicimler şayet gözlemlenebilirse, evrenin sırları ile ilgili çoğu yeni bilgi edinebilir ve değişik boyutlara kapı açabiliriz.

Kızıl Gezegen Mavi Olur Mu?

Adını, kızıl renginden dolayı, Roma harp tanrısından alan Mars, dünyamız gibi yaşanacak bir yer olabilir mi? Mümkün olmasının yanısıra lüzumlu de. Güneşin ömrünü tamamlaya yakın ıkduğu vakitlerde şişmesiyle Dünya üzerindeki sular buharlaşacak ve yeyüzü yaşanamayacak derecede sıcak olacak.

Mars toprağın lüzumlu olan minareller doğrulusunda zengin. Yüzeyin altında, kutuplarda kuru buz(donmuş karbon dioksit) ile karışmış şekilde su belirlendi. Oksijen ise yüzeyde metal oksitlere bağlanmış olarak ve su kütlelerinde bulunuyor. Yeterli elektirik gücüyle oksijen ve hidrojen gaz olarak elde edilebilir.

Marsın atmosferinin bir alanı uzaya kaçmış(Mars’ın ufak olması nedeniyle) bir alanıysa yüzeye buz durumunda yapışmış durumda. Atmosfer basıncıysa Dünya’nın basıncının %1’inden daha az. Atmosferde %95 oranında karbon dioksit gazı, %3 oranında azot gazı, %1,6 oranında argon gazı bulunmakta. Atmosferin kalanınıysa oksijen gazı, su ve metan gazı oluşturmakta. Atmosferin büyük alanı sera tesiri yaratan karbon dioksit gazından oluştuğu amacıyla gezegen ısınmaya başladığında kutuplardaki donmuş karbon dioksit gaz hale geçtiğinde hem atmosferin kalınlığını hem de ısınmayı arttıracak.

Bir tek buzlaşmış karbon dioksitin gaz durumuna dönüşmesi atmosfer kalınlığını yaşanabilir seviyeye getirmeyecek. Hem de su gereksinimiz nasıl karşılanacak? Hani bizim oksijenimiz? Merak etmeyin hepsinin çözümü var. Öncelik ile su gereksinimiz Satürn ve Jüpiter’in buzla kaplı uydularından temin edilecek. Atmosfer kalınlığını yükseltmek amacıyla ısınmanın tesirini arttıracak öngörülen bir çok çözüm var. Oksijen amacıylase bilindik bir çözüm; algler.

Atmosfer basıncı hala düşük olacağından su hala sıvılaşmadı. Dünya’da Mars’taki gibi sıra dışı koşullarda hayatta kalabilecek alglerin sporları ve birtakım bakterileri bir rokete doldurup Mars’ın kutuplarına bırakmak yeterli olacaktır. Çünkü burada ne isterlerse bulacaklar. Yüksek ısı, çok karbon dioksit, radyasyon, rekabetsiz ortam… Bu ismim yalnızca oksijeni değil atmosferin kalınlınlığını da etkileyecek. Yayılan algler toprağın rengini koyulaştıracaklarından toprak daha çok güneş ışığı çekecek ve atmosfer de bu sayede daha çok ısınacak.
İnsanlar başlangıçta oksijen tüpü kullanmak mecburiyetinde kalacaklardır ancak topraktaki oksitli metalleri işleyecek fabrikalar ve Dğünya’dan getirilecek bitkilerle oksijenleşme ismimı hızlandırılacaktır. Atmosfer kalınlığı yükseltmek amacıyla başka bir düşünce de gezegeni kloroflorokarbon(CFC) bombardımanına tutmak.

Son olarak çözülmesi gereken sorununsa Mars’ın yüzeyindeki yüksek radyasyon. Fakat gezegenbilimciler gezegenin ısınıp atmısferin kalınlaşmasıyla bu oranın da tahammül edilebilecek bir seviyeye ineceği görüşündeler.

Magazin haberlerinden Öne Çıkanlar

Neslihan Atagül-Kadir Doğulu Çifti Balayında!

İlişkileri kadar düğünleri ile de olay olan ve herkesin gıpta ile baktığı Neslihan -Kadir Doğulu çifti, masalsı düğünlerinden sonra balayı tatili olarak hangi ünlü balayı noktasını tercih ettiler? Ünlü çift balayı tatili için nereye gittiler? İşte çiçeği burnunda çiftin balayı tercihi…

Geçtiğimiz günlerde görkemli bir düğün töreni ile evlenen oyuncu çift Kadir Doğulu ve Neslihan Atagül, balayı için ünlü tatil noktası Maldivler’i tercih etti. Çiçeği burnunda çift, Maldivler’deki balayı tatilinden bazı fotoğrafları resmi sosyal medya hesaplarından takipçileri ile de paylaştı.

Çiçeği burnunda çift, balayı tercihini ünlü balayı adresi Maldivler’den yana kullandı. Ünlü çift, Maldivlerde kaldığı otele ise rekor bir ücret ödedi. Kadir Doğulu ve Neslihan Atagül’ün kaldığı lüks otelin gecelik fiyatı yaklaşık 4 bin TL olarak iddia edildi.

Çiçeği burnunda çiftten Kadir Doğulu resmi sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğrafın altına yazdığı yorum ile eşine iltifatlar yağdırdı. Ünlü oyuncu; ‘Maldivler’de güneşe ihtiyacım yok. Batmayan güneşim Neslihan Atagül Doğulu’ yazdı.

 

Acun Ilıcalı’dan Darbe Girişimine Tepki!

Türkiye’de 15 Temmuz gecesi yaşanan ve tüm Türkiye’nin sokağa dökülmesini ve millet iradesini göstermesine sebep olan darbe girişimine magazin dünyasının ünlü isimlerinden de tepkiler gecikmedi. Birçok ünlü isim hem sosyal medya hesaplarından hem de katıldıkları programlardan darbe girişimine tepki gösteren söylemlerde bulundu. Darbe girişimine sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımla tepki veren isimlerden birisi de televizyon dünyasının ünlü isimlerinden olan Acun Ilıcalı oldu. Resmi Instagram hesabından paylaştığı bir yazı ile gelişen olaylara tepki sunan Acun Ilıcalı, “Türk olmaktan gurur duyuyorum!’ şeklinde ifadelerini paylaşmıştır.

Acun Ilıcalı milletçe demokrasiye sahip çıkıldığını belirterek, demokrasiye sahip çıkarken şehit olanlara da Allah’tan rahmet dilemiştir.

Ünlü televizyoncunun resmi sosyal medya hesabından yaptığı bu paylaşım, binlerce beğeni ve yorum aldı.

 

Pınar Altuğ Ve Tamer Karadağlı Yeniden Bir Arada!

Bir zamanlar televizyon dizi dünyasına damga vuran ve yayınlandığı dönemde izlenme rekorları kıran ‘Birol Güven’ imzalı Çocuklar Duymasın dizisinde yıllarca birlikte başrol oynayan ve tüm Türkiye’nin Meltem ve Haluk’u olan Tamer Karadağlı ve Pınar Altuğ, yıllar sonra yeniden kamera karşısına geçmeye hazırlanıyor. Sevenleri ile tekrar buluşmaya hazırlanan iki ünlü oyuncu Pınar Altuğ ve Tamer Karadağlı, izleyici karşısına bu kez de bir sinema filmiyle çıkacak.

Tamer Karadağlı ile Pınar Altuğ’un, yayınlandığı dönemde büyük başarı yakalayan dizisi “Çocuklar Duyması”ndan sonra tekrar birlikte kamera karşısına geçecekleri “Pamuk Prens” sinema filminin hazırlıkları tam gaz devam ediyor. Film hakkında elde edilen ilk bilgilere göre filmin ekim ayında vizyona girmesi bekleniyor.

Tamer Karadağlı ile Pınar Altuğ’u yeniden bir araya getirecek olan Pamuk Prenses filmi ile ilgili büyük bir tanıtım kampanyası da düzenlenecek. Filmin tıpkı Çocuklar Duymasın dizisi gibi yine Birol Güven imzalı olacak.

 

İrem Derici Ve Lider Şahin İlişkisi Tam Gaz Devam Ediyor!

Ünlü şarkıcı İrem Derici’nin gündemden düşmeyen ilişkisi Selami Şahin’in oğlu Lider Şahin ile birlikteliği tam gaz devam ediyor! Lider Şahin’in ailesi tarafından onaylanmayan bu ilişkide, ilişkinin tarafları birlikte vakit geçirmeye ve eğlenmeye devam ediyor!

İrem Derici, Lider Şahin ile olan ilişkisi gün yüzüne çıkınca, birlikte görüntülenmemeye özen göstermişti. Geçtiğimiz gece de birlikte bir gece kulübünde eğlenen çiçeği burnunda çift İrem Derici ve Lider Şahin, mekân çıkışında birlikte görüntü vermemek için ayrı bir şekilde çıkmayı tercih etti.

Önceki gece Arnavutköy’ de bulunan ve son zamanlarda ünlü isimlerin de uğrak adresi olan Alexsandra isimli mekânda eğlenen İrem Derici ve Lider Şahin, mekândan ayrı bir şekilde çıktı. Mekândan önce çıkan Lider Şahin, aracında 15 dakika kadar sevgilisi İrem Derici’yi bekledi.

İrem Derici ise fazla kaçırdığı alkolün etkisi ile ayakta durmakta zorlanırken, mekân çıkışı arkadaşından destek aldı.

Exit mobile version