Buzun Altındaki Uzaylılar – Göçebe Gezenlerde Yaşam

Göçebe gezegenler evrende yalnız gezen gezegenlerdir. Onlar uzayda yıldızlar arası karanlıkta dolaşıyorlar. Sonsuz karanlıkta yüzeylerini ısıtacak yıldızları olmadan geziyorlar ve dış uzayın dondurucu soğuğuna maruz kalıyorlar. Mevsimleri yok,günleri ve geceleri yok ki bu da zamanın nasıl geçtiğini anlamayı zorlaştırıyor.Ve aynı zamanda göçebe gezegenler uzaylı hayatı taşıyor olabilirler

hem de galaksinin her köşesinde!

 

Ama bu nasıl mümkün olabilir?

 

Ve bir gezegen nasıl göçebe olabilir ki?

 

Göçebe gezegen diyebileceğimiz birbirinden farklı olan bir sürü şey vardır.Mesela kapalı kahverengi cüceler-yer çekimiyle içlerine çökmüş gaz bulutları ve kahverengi cücelerin küçük, sıkıcı kardeşleri.

Ama onlar bir çeşit başarısız yıldızlardır ve şimdi onlar hakkında konuşmayı bırakacağız.

Onlardan daha ilgi çekici bir göçebe türü ise karasal(kayaç) gezegenler ki bunlar Dünya’ya çok benzerler. Bu gezegenler kendi yıldız sistemlerinden atılmış gezegenlerdir. Genç yıldız sistemleri çok tehlikeli yerlerdir, burada genç gezegenler mevcut kütle için savaşırlar, olabildiğince fazla maddeyi almaya çalışırlar. Bu hakimiyet mücadelesinde birbirleriyle çarpışırlar ya da birbirlerine çok tehlikeli bir şekilde yaklaşıp birbirlerini yörüngelerinden çıkarırlar. Eğer çok ağır bir gezegen yıldızına yakında bir yörüngeye oturmuşsa diğer küçük gezegenleri yörüngeden çıkarabilirler. Ama bu gezegenlerin hayatta kalmaları güvende oldukları anlamına gelmez.. Gezegen sistemleri aynı zamanda kuyruklu yıldızlar veya kara delikler tarafından her an yok edilebilirler. Oluşan gezegenlerin yaklaşık %50’si göçebe gezegenlere dönüşürler. Bilim adamları bu oranlarda pek hem fikir değillerdirama bunun yanında muhtemelen Samanyolu Galaksi’sinde milyarlarca göçebe yıldızlar dolaşmaktadır. Çoğu göçebe gezegen aynı korkunç kaderi paylaşır, gezegen gün geçtikçe daha da küçülür ve gezegenin yüzey sıcaklığı -270 dereceye kadar düşebilir. Eğer okyanusları varsa, okyanus donar ve ana kaya(gezegenin kendi kayaç yapısı) kadar sert olurlar.

 

Atmosferi alçalarak gezegenin yüzeyine yapışır ve eninde sonunda atmosferde donar.

Ama yeterince garip değilmiş gibi bu donmuş, karanlık çöller hayat taşıyor olabilir. Bunu anlamak için hadi Dünya’ya benzeyen bir gezegen hayal edelim, gezegen Dünya ile aynı sıcaklık,hacim ve ağırlıkta olsun eğer onu derin uzaya koyarsak nasıl hala yaşama elverişli kalabilir?

Hayatın doğasını anlamaya ne kadar yaklaşırsak yaklaşalım, Hayatın olması için zorunlu bir malzeme var: Sıvı su. Su önemlidir çünkü hem madde hemde enerjiyi karıştırır. Bu da yaşam gibi ilginç bir kimya oluşmasını sağlar Yani gezegenimiz okyanuslarının bir kısmını sıvı tutmaya yetecek kadar sıcak olabilir. Sinir bozucu olsa da Dünya’nın enerjisinin %99.97’si Güneş’ten gelir. Yani hayali ve yalnız dünyamız kalan %0.03’lük enerjisi ile çalışmak zorundadır. Bu da çekirdeğinin sıcak merkezinden gelir. Dünya’nın iç çekirdeği Güneş’in yüzeyi kadar sıcak dev bir metal topa benzer. Ve etrafı diğer sıvı metallerle kaplıdır. bu çok yavaş katılaşan işlem sırasında çok fazla ısı salınır. Bu süreç devam ettiği sürece, gezegenimiz jeolojik olarak aktif olacaktır. Ve etrafında hareket eden katı ve sıvı malzeme ile ve bu enerjinin yüzeye taşınması ile Jeotermal enerji olarak kullanılabileceği yer yeterlidir.

 

Her gezegenin sıcak çekirdeği sonunda soğuyacak olsa da, bu işlem milyarlarca yıl sürer ki bu da yaşamın gerçekleşmesi ve gelişmesi için yeterli zamandır. Olabilmesi mümkün olan daha ilginç bir senaryo daha vardır. Bu da donmuş olmayan okyanuslara sahip dünya benzeri bir gezegen olma ihtimalidir.

 

Gezegen son derece yoğun olsaydı ve yüksek basınçlı hidrojen atmosferi olsaydı gaz donmazdı

ve gezegenden kaçmaya çalışan ısıyı yeterince yakalayabilirdi, bu da yüzeye kadar uzanan okyanusları olmasını mümkün kılardı. Ve sıcak kalmanın başka bir yolu var: Aylar(Uydular) Bir göçebe gezegen onunla birlikte bir veya daha fazla uydu getiriyorsa, yeterince büyük bir ay sisteme gelgitlerle ek enerji aktarabilir. Bu kuvvetler her gün gezegeni biraz gerip sıkarlar. Bu da gezegeni yoğurma hamuru gibi sıcak tutar. Ancak göçebe bir gezegende hayatının olması için en mümkün senaryo buzul altı okyanusları olan bir gezegenin olmasıdır.

 

Kilometrelerce katman altında kalın bir tabaka çoğunlukla su buzu bulunur. Bunlar tamamen saçma ve uydurma şeyler değildir. Zaten Güneş Sisteminde bunlardan birkaçı vardır. Ensaladus, Europa, Ganymede Öyleyse hayat kendini tamamen karanlık ve soğuk bir okyanusun dibinde nasıl sürdürebilir ki?

Dünyada, okyanuslarımızın derinliklerinde tamamen karanlıkta,volkanik olarak aktif bölgelerde,

siyah duman içen denilen hidrotermal menfezler vardır.(Su altı volkanları) Siyah bir madde ve sıcak su bulutu salgılarlar bu da Dünya’nın mantosundan sabit bir mineral akışı sağlar. Bakteriler mineraller ile beslenir ve organik maddeler üretirler,kabukluları, çift kabukları, salyangozları çeken, balık, ahtapot ve 2 metre uzunluğundaki tüp solucanlar vardır buralarda. Hidrotermal menfezler sadece inanılmaz derecede farklı bir canlı grubuna ev sahipliği yapmakla kalmaz aynı zamanda milyarlarca yıl önce Dünya’da yaşamın başladığı yere rakiptirler. Bir göçebe gezegenin karanlık okyanusunda, benzer olaylar veya volkanik aktivite,şu anda sadece hayal edebileceğimiz karmaşık ekosistemlerin başlangıç noktası ve temeli olabilir.

 

Çevrenin son derece kararlı olmasından bu göçebe gezegenlerin okyanuslarından birinde karmaşık ekosistemler var olabilir. Kalın buz tabakası onu her türlü kıyametten korur ve çekirdekten gelen enerji gelmeye devam ettiği sürece,işler hemen hemen aynı kalır. En muhtemel yaşam formları bakteri ve diğer mikro organizmalardır. Ancak, yeterli zaman verildiğinde,daha karmaşık yabancı hayvanlar beslenebilir ve küçük varlıklar zamanla büyürler. Akıllı yaşam imkansız değildir ve böyle bir ortamda ortaya çıkabilir.Eğer böyle bir şey mümkün olsaydı kendimizi oldukça tuhaf bir dünyada bulabilirdik. Üstünden geçilmez kaya gibi sert bir buz duvarı ile sınırlanmış ve altta ana kaya olan bir yerde,yıldız enerjisini depolayacak herhangi bir bitki olmadan ortada kömür,odun veya petrol olmazdı.

 

Olsa bile okyanusun dibinde ateşi keşfetmeniz imkansızdır.Bu enerji olmadan, metaller asla faydalı şeylere dönüşmeyebilir.Ve zeki,yabancı arkadaşlarımız buzu asla kıramaz. Dışarıda böyle bir şey olduğunu da asla bilemezlerdi ve küçük dünyalarının evrenin tamamı olduğunu varsayarak

milyonlarca nesil boyunca bu karanlık okyanusta yaşayıp ölüp giderlerdi.

 

Buz üstünde inanılmaz derecede büyük bir evrenin varlığını bilmeden cehalet içinde kalırlardı. Gezegenlerinin çekirdeği soğuyana kadar orada kalır ve yok olurlardı. Okyanusları tamamen donduğunda ise kültür ve ekosistemlerinin kalıntıları sonsuza dek buzlu bir mezarda mahsur kalacak olurdu. Eğer bunu düşünürseniz tüm bunların farkında olmamak daha iyi olabilir. Ancak bu kavram rahatsız edici ve heyecan verici. Evren, hayatla iç içe geçmiş olabilir, Ayrılmaları neredeyse imkansız olan gezegenlerinde hapsolmuş olarak Güneş sisteminden bilmeden geçebilirlerdi. Belki bir gün, uzak bir gelecekte, insanlar bu donmuş dünyalardan birine ayak basacak ve merhaba demeye çalışacaklardır.

Yıldızlara Uzanan 1.000 km’lik Kablo – Gök Kancası

Uzaya çıkmak zordur. Şuanda, uzaya çıkmak, patlayıcı ile dolu sırt çantasıyla tek tekerlekli bisiklet üzerinde dağa çıkmaya benzer. Oldukça yavaş ve çok fazla eşya taşıyamazsınız, belki de ölebilirsiniz.

Bir roketin Dünya’dan çıkması için saatte 40,000 km hıza ulaşması gerekir. Bu hıza ulaşmak için roketler çoğunlukla küçük bir yük taşıma kapasitesi olan yakıt konteynırlarıdır. Diğer gezegenlere gitmek istiyorsanız, bu kötü bir durumdur. Çünkü hayatta kalmak ve belki de geri dönmek istiyorsanız çok fazla ağır eşya taşımanız gerekir.

 

Öyleyse daha az yakıt ve daha fazla yük ile uzaya gitmenin bir yolu var mı?

 

Dünyada ulaşım sorunlarımızın çoğunu çözen güzel bir şey de altyapı tesisleridir.Bu arabalar için yollar, gemiler için limanlar veya trenler için raylar olabilir.Aynı çözümü uzay yolculuğuna da uygulayabiliriz. Uzay altyapı tesisi Ayın, Marsın ve Ötesinin yörüngesine girip çıkmayı daha kolay ve ucuz hale getirecek.

 

Harika, fakat tam olarak uzay altyapı tesisi nedir?

 

Şu anda bilim kurgu olan bir Dünya-Uzay asansöründen farklı olan yeni bir teknik, sihirli materyal veya devasa yatırım gerektirmeyen basit ama gelecek vaat eden teknoloji var. ve bu yörüngede çoktan başarıyla test edilmiştir. Tether, bir kablo ve bir ağırlık olarak bilinir.Fikir çok basit ve şaşırtıcıdır.

Eğer yüzlerce ve binlerce kilometre uzunluğundaki bu tetherları uzayın içine koyarsak ve bunları yüksek irtifaya çıkmak için basamak gibi kullanan ve hız kazanan uzay aracımız olsa ne olur ?

Bu fikir Gök-Kancası olarak bilinir. Döndürürsek bu daha da iyi çalışır: Gök-Kancası bir daire etrafında dönerken denge ağırlığı uzun kabloyu yerinde tutar. Dönen tether ucunu alt tarafına göre yavaşlatır ve bir mancınık gibi üst tarafından hızlandırır. Bu enerjiyi ipten aktarabileceğin anlamına gelir ve serbest bırakıldığında az yada çok ücretsiz muazzam bir destek alır, bu ipin dönüş hızının iki katına eşittir.

 

Bir gök kancasının karşılaşabileceği olağanüstü gerilimlere dayanabilecek özel teller şuanda var. Enkaz ve meteorlardan kaynaklanan kesik ve çarpışmalara karşı koruma sağlamak, için telimizi gereksiz bir tel ağına bağlayabiliriz. Gök Kancamız günde birkaç kez aynı noktadan geçeceğinden,

Bu küçük, yeniden kullanılabilir mekiklerin buraya yetişmesine olanak verecektir. Tabii ki, bu kolay değildir.

En alt noktasından, ipin ucu atmosferde saatte yaklaşık 12.000 kilometre hızla ilerliyor. Skyhook’u Dünya’nın atmosferi nedeniyle, çok fazla alçaltamayız. yoksa hava sürtünmesinden dolayı çok fazla ısınır. Bu yüzden 80 ila 150 kilometre yüksekliğe kadar inecek ve daha fazla alçalmayacak.

Bununla başa çıkmak için Tetheraya gidebilecek özelleştirilmiş uzay aracına ihtiyaç duyacağız. Bu tam olarak kolay olmamakla birlikte, saatte 40.000 kilometre gitmek için büyük bir teneke kutu roket yakıtı doldurmaktan çok daha ucuzdur. Ucu yakalamak da zor olacak. Mach 12’de hareket eden gökyüzünde küçük bir şey bulmak için sadece 60 ila 90 saniyelik kısa bir zaman penceresi var. Bunu kolaylaştırmak için, bir kilometre uzunluğunda ve uzay aracının birbirine bağlanmasına yardımcı olan bir navigasyon uçağı bulunan bir tür ipe sahip olabilir. Başka bir zorluk Skyhook’umuzu yörüngede tutmak. Gittikçe daha fazla gemi kilitlenip kendilerini çekerken, onu yerinde tutan momentumu kullanıyorlar. Hiçbir şey yapmazsak yavaşlar ve atmosfere düşer. Ve burada evreni biraz aldatabiliriz.

 

Skyhook yörünge enerjili bir bataryadır.Gelen ve gönderilen yükleri dengelemek mümkündür. İnsanları ve materyalleri Dünya’ya getirecek gemiler, uzaya giden diğer gemilere verebilecekleri enerjiye katkıda bulunur. Bu şekilde ip, herhangi bir enerji kaybetmez. Ne kadar çok kullanırsak o kadar ucuz olur. Her destekle hala enerji kaybediyorsak, bunu öğretmenin pozisyonunu düzenli olarak düzelten küçük elektrikli veya kimyasal motorlarla geri kazanabiliriz. Biri Dünyada ve biri Mars’ta olan bir dizi gezegen

Roketlerle karşılaştırıldığında gezegenlerin arasında hızlı, kolay ve düşük maliyetli geziler yapabilir.

Dünya hattı, insanları ve yükleri almak ve onları Mars’a götürmek için düşük Dünya yörüngesinde duruyor.

 

Mars ipi onları yakalar ve yüzeydeki bir iniş için onları yavaşlatır. Ters yönde, ip, Mars’ın ince atmosferinde saatte yaklaşık 1.000 kilometre hızla giden bir aracı alabilir. Dünyadaki uçaklarımızdan çok daha hızlı değil ve gemiyi yakalayıp, Dünya’ya geri götürüyor. Bağlayıcılar her iki gezegen arasındaki turları 9 aydan 5’e ve hatta 3’e kadar kısaltabilir ve gerekli roketlerin ölçeğini% 84 ile% 96 arasında azaltabilir.

 

Daha da iyisi, insanlar yolcu konforuna yatırım yapabildiğimiz için nispeten lüks seyahat edebilirler. İp yolculuğu Mars’a birinci sınıf bir yöntem olurdu!

 

Hiç durmadan, Dünya ve Mars etrafındaki bağlar, uzay yolculuğunu uygun maliyetli hale getirecek

hızlı ve düşük maliyetli nakliye sistemini sağlayabilir.

Ama daha ileri gidelim.Düşük Mars yörüngesinden başlayarak, bir gemi gemileri asteroit kuşağında yukarıya itebilir. Yeni bir asteroide gönderilen ilk geminin yavaşlaması gerekiyor.

Daha sonraki varışlarda diğer gemileri yakalamak ve kolayca geri göndermek için bekleyen bir ipucu bulabilir.

 

Asteroitlere ucuza ulaşmak, güneş sisteminin kaynaklarını açmak için önemli bir faktördür.

Değerli metaller ve değerli mineraller,Asteroitlerinden kesilmesinden sadece haftalar sonra Mars’a teslim edilebilir. Gezegenlerarası uygarlığımız için mükemmel yapı taşları olacaktır.

Ama neden burada duruyoruz?

Mars’ın uyduları da çok uygun. Güneş sistemindeki gezegenlerine yakın yörüngede başka uydu yok. Phobos o kadar ağır ki yavaşlatmak için endişelenmek zorunda kalmayacağız, onu süper bağlar için mükemmel bir bağlantı noktası haline getiriyor. Hızı sadece saatte 6,000 km’nin altında. Alt uç, Mars yüzeyinin hemen üzerinden uçacak ve yakalanması çok kolay olacaktı. Üst uç, Jüpiter ve Satürn’e kadar tüm gemileri uçurabilme potansiyeline sahip. Aynı süper bağ, iç Güneş Sistemi’ni daha da yaklaştırabilir. Venüs ve Merkür tek bir savurma uzakta. Mars’ın aksine güneş enerjisi ile patlıyorlar ve mineral bakımından zenginler. Uzun vadede, hiçbir şey insanlığı Mars uydularına odaklanan

dünyasal gezegenler için sıfır yakıt ile bir taşıma ağı inşa etmekten alıkoyamaz.

Tethers, uzay yolculuğunu uygun maliyetli hale getirmek ve güneş sisteminin geri kalan kısmını sömürü ve keşif için erişilebilir hale getirmek için nispeten ucuz ve sürdürülebilir bir çözümdür. Bugün onları inşa edecek teknolojiye sahip olduğumuzu dikkate alarak, Daha fazla beklemek için gerçekten iyi bir bahane yok. Güneş sisteminin parçaları çok uzakta, ama çok yakın olabilirler. Ulaşılması zor ancak olması gerekmeyen şeylerden bahsetmek:Bilgi. Brilliant’tan arkadaşlarımız sizi aydınlatıcı bilgilerle dolu bir evrene bağlayabilir. Fikirler ve eğlenceli kurslar. Brilliant, etkileşimli problem çözme kursları ile bilimi pratik bir şekilde ele almanıza yardımcı olan bir web sitesidir.

 

Matematikte günlük problemler, mantık ve mühendislik.Her problem, karmaşık konuları kendi başınıza kırmak için ihtiyaç duyduğunuz tüm araçları sağlar. Yaparak öğreniyor, ancak elleriniz yerine beyninizle.Klasik mekanik, astronomi, yerçekimi fiziği ve çok daha fazlası gibi şeyler hakkında bulmaca ve derslerin dibine ulaşmak için merakınızı kullanın.

Telefonunuz Size Zarar Verebilir Mi? Elektromanyetik Kirlilik

Elektriğin ne olduğunu ve bizleri nasıl etkilediğini anlayalım. Elektrik akımı, elektrik yükünün hareket etmesidir. Bu hareket, elektrik ve manyetik alan oluşturarak boşluğa yayılır ve enerjiyi taşır. Buna “elektromanyetik radyasyon” diyoruz. Radyasyon, insanları çok tedirgin eden bir kelimedir. Ancak “radiate” kelimesi sadece ortama saçmak anlamına geliyor. Aynı evimize ısı veren radyatörün, kızılötesi radyasyona benzer şekilde ısı yaydığı gibi.

Elektromanyetik spektrumun farklı bölümleri, farklı radyasyon türlerine karşılık gelir. Ve pek çoğu tamamen zararsızdır. Bazıları tehlikeli olsa bile…

Ultraviyole ışını, x-ray ve gama ışınları gibi kısa dalga boyu olan radyasyonlar; elektronları atomlarından koparacak, yanıklara ve genetik hasara yol açabilecek kadar güçlüdür. Radyasyon terimini duyduklarında çoğu insanın aklına gelen şey budur. Spektrumun geri kalanı; görünür ışık, kızılötesi ışık, mikrodalgadan radyo dalgalarına kadar geniş bir yelpazede daha uzun dalgaları kapsar. Bu, her çeşit insan teknolojisi tarafından yayılan türdür.Cep telefonları, Wi-Fi yönlendiriciler,elektrik kabloları, beyaz eşyalar, yüksek gerilim hatları ve çeşitli ev aletleri…

Bu tür radyasyonlar, vücudumuzdaki moleküllere zarar vermezler.Fakat bazıları, kaslarımızı ve sinirlerimizi uyarabilir ve ayrıca vücudunuzdaki kılları titretebilir. Bu da bazen insana normalin üzerinde bir karıncalanma hissi verir. Diğer türlerse yemek yapmak için kullanışlıdır. Mikrodalgalar yemeğinizin etrafındaki su moleküllerini titretir ve ısıtır. Bu, her zaman olan bir şeydir. Örneğin plajda hissettiğiniz o hoş sıcaklık, cildinizin güneşten, elektromanyetik ve kızılötesi radyasyona maruz kalarak ısınmasıdır. Her zaman doğal ve genelde zararsız elektromanyetik radyasyon kaynaklarıyla çevriliyiz ve hep öyleydik. Fakat sanayi devrimiyle beraber yakın çevremize bir çoğunu ekledik. Bunun gerçekten tehlikeli olup olmadığı sorusu ilk kez 1979’daki bir çalışmada elektrik hatları ile lösemi hastalığının bağlantılı olduğunu açıkladığında halkın dikkatini çekti. Bu özel çalışma hızlıca gözden düşse de Lösemi ve elektrik hattı arasındaki bağlantı açıklanamadı. Ve somut bir kanıt bulunamadı. Ama bu fikir bir kez öne sürüldükten sonra hep devam etti. Ve olası tehlikelerle ilgili binlerce çalışma gösteriyor ki, bu konu hala ciddi bir tehdit olarak görülüyor.

Birçok insan, cihaz ve telefonlarımızdan gelen radyasyona duyarlı olduğunu iddia ediyor​. Baş ağrısı, mide bulantısı, deri reaksiyonları, göz yanması ya da tükenmişlik gibi belirtiler olduğunu söylüyorlar. Ama bu belirtiler sadece günlük olarak rapor edilen etkiler. Birkaç çalışma çok sarsıcı sonuçlar buldu. İnsanların telefondayken, kullandıkları beyin bölümleri arasındaki olası bağlantılar gibi. Bilimin cevaplamaya çalıştığı sorunun ise radyasyonun şiddetli etkileriyle pek alakası yok.

Örneğin, X-ışınlarının hücrelerinizdeki DNA’ya anında zarar vermesine sebep olduğunu fakat aynı etkinin radyo dalgaları ile gerçekleşmediğini biliyoruz.

Asıl soru şu: Henüz bilinmeyen bir mekanizma nedeniyle, uzun vadede sürekli kuşatıldığımız zayıf bir elektromanyetik radyasyon türü mü?

Bu soruyu cevaplamak sandığımızdan daha zor çıktı. Binlerce kaynak, raporlar ve farklı organizasyonlardan açıklamalar var. Bu yüzden bu video için iyi çalıştık. Araştırmamıza açıklama kısmından göz atabilirsin. Bulduğumuz şey bilimin nasıl tartışılması ve nasıl tartışılmaması ile ilgili güzel bir örnek oldu. Elektromanyetik radyasyonla ilgili panik yaratan çok sayıda çalışmanın birçoğu​ son derece çelişkili.

Örneğin,

Anketlere ve kendi kendini raporlamaya dayalı bir dizi nüfus çalışması gibi. Bu ne anlama geliyor?

Örneğin beyin tümörü hastalarına son birkaç yılda telefonlarını ne kadar kullandıklarını sorulduğundaki problem, insanların tam olarak doğruyu söylememeleridir. Olayları yanlış hatırlama eğilimindeyiz veya kolayca manipüle olabiliriz. Bunun üzerine, çalışmalar veya medya anketleri kendi fikrine uygun cevapları seçiyor olabilir ya da en heyecanlı başlığı çıkarmak için yapıyor olabilir.

Örneğin,

Cep telefonu radyasyonundan sıçanlarda ve farelerde kanser arayan bir çalışma var ve sonuçlar bir bağlantı gösteriyor gibi. Fakat bir nedenden dolayı tüm farelerde değil de sadece erkek farelerde görülüyor. Ancak sanki cep telefonları kanser yapıyormuş gibi başlık atıyorlar. Maalesef bu konudaki çalışmalardan hem negatif hemde pozitif sonuçlar çıkabilir. Başka bir açıdan WHO (Dünya Sağlık Örgütü) radyo frekanslarını kanserojen olarak sınıflandırdı. Ancak bunun anlamı, kansere neden olabilecek bazı ipuçlarının olduğunu, ancak ispatlamayacağımız anlamına geliyor. Bu yüzden bir gözümüz hep açık olacak.

Yani, biraz daha geniş açıdan bakarsak, büyük resim nedir?

Her şeyi hesaba katarsak insan çalışmalarında, maruz kalma değeri sınırlarının altındaki elektromanyetik radyasyonun sağlık sorunlarına neden olduğuna dair tutarlı bir kanıt yok. Bazı istatistiksel dernekler var fakat çoğunlukla zayıf ve tutarsızlar. Kesin bir sebep-sonuç ilişkisi olsaydı, elimizdeki tüm veriler sayesinde şimdiye kadar bilirdik.

Bilimin şimdiki durumuna bakarak, laptopunuzdan, telefon veya telefonunuzdan çıkan radyasyondan endişelenmeli misiniz?

Cevap: Hayır endişelenmemelisiniz.

Peki zararlı diyen insanlar ne olacak?

Çalışmalar bu insanların Nocebo etkisi diye adlandırılan bir etkiden etkilendiğini gösteriyor. Eğer baş ağrınız varsa ve laptopu kapattığınız anda daha iyi hissetmeye başladıysanız bu ikisi arasında bir bağlantı olduğunu düşünürsünüz. Bu kaygıya bir kez kapılınca, zayıf radyasyonun size zarar verdiği fikri sizin için asıl zararlı olan şey olabilir. Bu insanları küçümsemek kolaydır. Bu yüzden çoğu ciddiye alınmadıklarını düşünür ve durum onlar için çok daha kötü bir hal alır. Destek almaları gerekir. Fakat şu ana kadar, maruz kalma değeri sınırının altındaki elektriğin insanlar üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi olduğuna dair sağlam bir kanıtımız olmadığını bilmekte yeterlidir. İçinde yaşadığımız “dikkat!” ekonomisinde Kanıtlanmamış tehlikelerden bahsederek, bizim için kesinlikle kötü olduğunu bildiğimiz şeyleri ihmal etmemize neden olabilir. Sadece bir örnek vereceğim . Hava kirliliği, her yıl 4,2 milyon erken ölümle bağlantılı. Ve kesinlikle bugün düzeltebileceğimiz bir şey. Hala insanları daha güvenli hissettirmek ve öyle kalmalarını sağlamak için halen devam etmekte olan uzun vadeli çalışmalar var. Örneğin, telefon görüşmelerinin sıklığını ve süresini tam olarak ölçerek cep telefonu kullanımının olası sağlık etkilerine bakacak Cosmos çalışması gibi.

Atom Bombası Patlaması ve Sonrasında Olacakları Biliyor musunuz?

Videolarda nükleer silahları izlemek eğlencelidir. Bir şeylerin havaya uçmasını görmek, ateş toplarını, şok dalgalarını ve radyasyonu izlemek de dehşet verici şekilde büyüleyicidir. Yıkıcı gücün karşılaştırılmasına yardımcı olsa da nükleer patlamanın gerçek etkisini anlamak için en iyi yöntem değil. Bu bir şehir boyutundaki TNT ile ya da patlamanın parlaklığı ile ilgili değil. Nükleer silahlar sizinle ilgili. Bu yüzden Kızıl Haç ve Kızılay hareketi ile büyük bir şehirde nükleer bir silah patlatılırsa gerçekten olacakları görmek için iş birliğine girdik. Nükleer bir “savaş” değil, sadece “bir” patlama. Hikâyemize büyük bir şehrin merkezinde başlıyoruz. İnsanlar işe gidiyor, sınavlara hazırlanıyor, ya da normal hayatlarında düşünceler içinde kaybolmuşlar. Tam burada, bir nükleer silah patlatılıyor ve zaman donuyor.

-Aşama 1- Patlamanın ilk aşaması

 

Bir saniyeden az bir sürede gerçekleşiyor. Bir milisaniye içinde, güneşten daha sıcak bir plazma topu açığa çıkar ve iki kilometrelik bir ateş topu şeklinde yayılır. Bu topun içinde herkes yok olur. Bir miktar suyun çok sıcak bir tavaya damladığını düşünün. Bir cızırtı sonrasında hiçbir bir şey kalmaz. Çoğu bina, arabalar, ağaçlar eski heykeller ve insanlar, hepsi buharlaştı. İlk önce bir parlama ve ardından yoğun miktardaki ışık şehrin üstüne bir anda çöker. Eğer başınız patlamanın olduğu yere dönükse sizi birkaç saatliğine kör bırakır. Bu ışığın sıcaklığı o kadar enerjili ve sıcak bir ısı dalgası oluşturur ki patlama noktasından 13 kilometre genişliğinde her şeyi yakıp kül eder. Bunun anlamı; 500 kilometre kare içinde kalan, yanıcı her şey yanmaya başlar. Plastik, odun, kumaş, saç ve deri. Bu ısı dalgasının içinde iseniz bir an işe gidiyorken, sonraki anda yanmaya başlarsınız.

-Aşama 2- Şimdi ise ikinci aşama başlıyor.

 

Bu aşama birkaç saniye içinde gerçekleşiyor. Çoğu kişi ilk başta bir şeylerin yanlış gittiğinin farkına varıyor ama yüz binlercesi için artık çok geç. Parlamanın ardından bir şok dalgası gelir. Ateş topunun sıcaklık ve radyasyonu, çok sıcak ve basınç altında, çok seri şekilde genişleyen bir balon oluşturur. Ses hızından daha hızlı bir şekilde fırtına ve kasırgalardan daha güçlü rüzgarlar oluşturur. İnsan yapıtları onun için hiçbir şeydir. Ateş topunun bir kilometre çevresindeki tüm büyük binalar yerle bir oldu. Sadece çelikle güçlendirilmiş çimentolar bu yüksek basınca kısmen dayanabilir.

Emeklilerin ördekleri beslediği parklarda az önce yanıp kararmış olan ağaçlar kürdan gibi kırılırlar. Eğer dışarıdaysanız kasırga esnasındaki bir toz zerresi gibi fırlatılırsınız. Şok dalgası genişledikçe güç kaybeder fakat 175 kilometre kare içindeki tüm evler kartondan yapılmış gibi yıkılır. Tepki verme fırsatı olmayan on binlerce insan enkaz altında kalır. Benzin istasyonları patlar ve ateş, moloz arasından yayılır. Ateş topundan geriye kalan toz ve küllerden oluşan mantar bulutu, birkaç dakika içerisinde kilometrelerce yükseğe ulaşır ve harabe olan şehrin üstünde kara bir gölge oluşturur. Bu, şiddetle şehri kaplayan temiz havayı içine çekerek, daha fazla binanın yok olmasına ve bir oksijen bolluğu oluşmasına sebep olur. Sonrasında olacaklar şehire göre değişir. Eğer yeterince yakıt varsa; yangınlar, molozları, altında sıkışanları ve tahribattan kaçmaya çalışanları yakan bir ateş fırtınasına dönüşebilir. Patlama bölgesinden 21 kilometreye kadar çevredeki sizin gibi insanlar mantar bulutunun resmini çekmek için şok dalgasının üzerlerine geldiğinden ve pencerelerini kırıp üzerlerine bir çok keskin cam kırıntısı fırlatacağından habersiz pencerelerine koşarlar.

-Aşama 3- Üçüncü aşama ilerideki saatlerde veya günlerde başlar.

 

Yardımın felaket ne olursa olsun gelmesine alışkınız. Bu sefer farklı. Nükleer patlama her doğal afetin bir anda gerçekleşmesine benzer. Ciddi yaralanmaları, kesikleri, kırık kemikleri ve ciddi yanıkları olan yüz milyonlarca insan var. Takip eden birkaç dakika ve saat içinde, binlercesi daha bu yaralanmalar nedeniyle ölecek. Sayısız insan yıkılan binalar arasında depremdeki gibi sıkışmış, parıldama nedeniyle kör olmuş, patlama dalgası nedeniyle sağır olmuş ve sokaklara kaçmak moloz ve enkaz nedeniyle sokaklara kaçmak imkansız. Korkmuş, kafaları karışmış ve ne olduğunu ya da neden olduğunu bilmiyorlar. Çoğu hastane diğer binalar gibi yerle bir olmuş, sağlık profesyonelleri de diğer herkes gibi ölü ya da yaralı. Metro tünellerinde ya da yanmamak ve zarar görmemek için doğru yerlerde olan şanslı kişiler ise zarardan tamamen kurtulmuş değiller. Silah tipine, patladığı yere ve hava durumuna dahil değişkenlik gösteren korkunç siyah bir yağmur başlayıp herkesi ve her şeyi dökülen radyoaktif kül ve toz ile kaplayabilir. Radyasyonun görünmez, zararlı ve sessiz dehşetine sıra gelir. Her nefes hayatta kalanların akciğerlerine zehir taşıyor. Sonraki günlerde en yüksek dozda radyasyona maruz kalan kişiler ölecekler. Saatlerce ve hatta belki de günlerce yardım gelmeyecek. Medeniyet, altyapı tamamen yok olursa işleyemez. Yollar kapalı, tren yolları kırık, uçak pistleri moloz kaplı. Su yok, elektrik yok, iletişim yok, stokları doldurmak için marketler yok. Diğer şehirlerden gelen yardım felaket bölgesine giriş yaparken sorun yaşayacak ve başarsalar bile radyoaktif kirlilik, yaklaşmayı tehlikeli hâle getirecek. Nükleer bir saldırıdan sonra tek başınızasınız. Sonra yavaş yavaş molozların arasından insanlar yürüyerek, radyoaktif serpinti ile kirlenmiş ve ellerinde kalanlarla dışarı çıkacaklar. Yavaşlar, acı içindeler, travma geçirmişler ve hepsi acil yiyecek, su ve tıbbi tedaviye ihtiyaç duyuyor.

Nükleer silahın sebep olduğu zarar ateşler söndüğünde ve duman dağıldığında da bitmiyor. Komşu şehirlerdeki hastaneler bu derece büyük bir felakete karşı donanımsız ve on ya da yüz binlerce ciddi yaralanması olan insanla tıka basa dolu. Gelecek hafta, ay ve yıllarda hayatta kalan bir çok insan lösemi gibi kanserlerden dolayı ölecek. Hiçbir hükümetin tüm bunları düşünmenizi istememesinin nedeni, nükleer bir patlamaya karşı bu denli büyük insani müdahalenin mümkün olmamasıdır. Nükleer saldırının mağdurlarına çabucak yardım etmenin pek bir yolu yok. Bu bir fırtına, orman yangını, deprem ya da nükleer bir kaza değildir. Tüm bunların tek seferde ama daha kötü bir şekilde yaşanmasıdır. Dünyadaki hiçbir ulus bununla başa çıkmak için hazırlıklı değil.

Geçen birkaç yılda dünya, dünya liderlerinin birbirlerini kamuya açık bir şekilde nükleer silahları ile tehdit etmesi ile değişti. Bir çok uzman nükleer bir saldırının tehlikesinin geçen yıllardan daha fazla olduğunu düşünüyor. Hükümetler vatandaşlarına kendi ülkelerinin nükleer silaha sahip olmasının iyi olduğunu, fakat başkasının sahip olmasının kötü olduğunu söylüyor. Bir şekilde bizi güvende tutmak için kitle imha silahları ile tehdit etmenin gerekli olduğunu düşünüyorlar.

Peki bu sizi güvende hissettiriyor mu?

Düşünülemez boyutlarda bir felaket açığa çıkarmak için bir grup güç sahibi insanın çıldırması, düzenbazlık yapması ya da küçük bir yanlış adım veya yanlış anlaşılma yeterli. Videolarda bir şeyleri patlatmak eğlenceli. Gerçek hayatta bir şeyleri patlatmak ise o kadar değil. Fakat bir çözüm var. Tüm nükleer silahları yok etmek ve bir daha üretmeme üzerine yemin etmek. 2017’de yüzlerce sivil toplum örgütü, Red Cross ve Red Crescent Movement tarafından desteklenen dünyadaki tüm ülkelerin neredeyse 2/3’ü kadar ülke nükleer silahları yasaklamayı ve ortadan kaldırmayı kabul etti. Bu kimin nükleer silahlara sahip olduğu ya da olmadığı ile alakalı değil. Silahların kendileri bir sorun. Silah kullanmak ahlaksızlık değil, hepimizin varlığına bir tehdit. Hangi ülkeden geldiğiniz, hangi politik görüşü savunduğunuz önemli değil. Sonsuza dek ortadan kaybolmalarını talep etmeliyiz. Bu baskısız olmayacak bir şey. Bu baskının bir parçası olmak istiyorsanız kişisel olarak yapabileceğiniz şeyler var. Nükleer silahlar hakkında daha fazla bilgi edinmek ve neler yapabileceğinizi görmek için notonukes.org’u ziyaret edin.

[fvplayer id=”4″]

Renkli Çoraplarda Fiyatlar ve Modeller

İş yaşamında veya sosyal yaşamınızda hangi şartlarda olursanız olun, sizler için en uygun ve cazip fiyatlı çorapları tercih etmek isteyebilirsiniz. Kumaşına, kalitesine ve fiyatlarına göre bütçelerinizi aşmayacak rakamlarla kombinlerinizi hazırlarken, sıra çoraplarınıza gelmişse, sizler için en ideal adreslerden birisinde olduğunuzu vurguluyoruz. Çorap dünyasında yer alan pek çok modeli ve rengi bulabileceğiniz adreslerimiz üzerinden ailenizi ve kendinizi mutlu edecek seçimleri yapabilirsiniz.

 

Tek bir model üzerinde takılı kalmak yerine, her ortamda uyumlu olabilecek birden fazla çorabı sepetinize atabilirsiniz. Böylelikle sizler için muhteşem modelleri beğenilerinize sunacak olan adreslerimizde olmanın memnuniyetini yaşayabileceksiniz. Çoraplarda birbirinden farklı desenlerin ve modellerin yer alabileceğini aktarmaktayız. Renkleri ve fiyatları ile sizleri de mutlu edecek olan çorap ürünlerimizde çocuklarınız, eşiniz veya aileniz için tüm sezon boyunca kullanabilecekleri siparişleri oluşturabilirsiniz.

 

Her zevke uyumlu olan ve her kombinle rahatlıkla kullanılabilecek tarza sahip çorapları sipariş ederken uygun fiyatları ödeyeceğinizin garantisini elde edebileceksiniz. Sitelerimiz sizler için güvenli bir şekilde adım atmanızı sağlayacaktır. Konforunuzdan ödün vermek istemediğinizde evlerinizde, iş yerlerinizde, okulda, sokakta veya misafirlikte kullanacağınız çoraplarda son derece özenle seçim yapmanızı sağlıyoruz.

 

Her Yaşa Uygun Renkli Çoraplar

Sürekli değiştirmek isteyeceğiniz ve sağlıklı bir şekilde kullanabileceğiniz çorapları alabilmek adına sayfalarımızda sizleri bekleyen çeşitliliğe göz atabilirsiniz. Yaş gruplarına göre renkleri ve desenleri değişmekte olan tüm modellerimizin sizler için avantajlı olacağını aktarmaktayız. Yalnızca bir gereklilik olduğunu düşündürmeyecek olan çoraplarda ruhunuzu yansıtabileceksiniz. Kişiliğinizi, düşüncelerinizi ve tarzınızı karşınızdaki kişilere hissettirebilmek, dinamik hislerinize ortak olmalarını sağlamak ve her ortamda enerjinizi yansıtabilmek için öncelikle çorapları desenlerine ve modellerine göre tercih etmeniz gerektiğini unutmamalısınız.

 

Kampanyalarımıza göz atarak sizler de kombinlerinizi hazırlamaya başlayabilirsiniz. Sevgililer günü gibi özel günlerde renkleri ve desenleri ile göz alıcı çorapları hediye etmek isteyebilirsiniz. İşte sizleri bekleyen harika fırsatlardan faydalanabilmek için sitelerimize göz atmayı unutmamalısınız. Belirli rakamların üzerine çıkacak olan sepetteki tüm ürünlerinizi alırken kampanyalı fiyatlarımız sayesinde aynı ücretleri ödeyerek daha fazla çoraba sahip olabileceğinizin de altını çizmekteyiz. Son zamanlarda daha sık karşınıza çıkan çorap modellerini bulabileceğiniz adreslerimizi sık sık ziyaret ederek en yeni ürünlerimize ulaşabilirsiniz.

 

E-Yayıncılık ve EBA TV

Dijital yayıncılıkta en önemli gelişme yazılı, görsel ve işitsel yayınların dijital ortamda bir araya getirilmesi olmuştur. Buna ortam yöndeşmesi (media convergence) adı verilmektedir.

Yayıncılıkta yöndeşmenin etkilerini şu başlıklar altında görebiliriz:

  1. Teknolojik açıdan yöndeşme (akıllı telefon ve TV)
  2. Endüstriyel açıdan yöndeşme (film şirketleri, TV şirketleri, Telekom şirketleri vs.)
  3. İçerik ve hizmet açısından yöndeşine (eğlence, iletişim, oyun, haber)

“Yeni iletişim ortamları- basit olarak sadece teknolojik dönüşümü ifade etmez. Ekonomik. politik ve kültürel etkileri medyayı yeniden şekillendirin Böylece teknolojik alanda yöndeşme, beraberinde endüstriyel alanda yöndeşmeyi de getirir. Bilişim endüstrileri, telekomünikasyon şirketleri ve medya sektörü arasındaki anlaşmalar, birleşmeler ve devralmalar endüstriyel yöndeşmeye yol açar. Bunlardan en bilinenleri dünyada AOL-Time-Warner birleşmesi ile Türkiye’de Doğan Yayıncılık D-Smart birleşmesidir.

Yayıncılık denilince ilk akla gelen kâğıt ortamında yayıncılıktır. Dijitalleşmenin bu alandaki etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz

Ekonomik açıdan üretici dediğimiz yayıncılarda istihdamın azalması

Kâğıt üreticileri, satıcılar, dağıtıcılar, matbaalar ve çalışanları ve reklam ajansları gibi aracılar açısından iş kaybı veya işlerin dijital ortama kayması nedeniyle bilgi-beceri eksikliği.

Kullanıcılar açısından yeni yayın teknolojilerinin edinilmesi ve benimsenmesinde karşılaşılan zorluklar.

Yayıncılığın dijital ortama geçmesinin getirdiği en önemli konulardan biri de telif hakları ve korsanlıktır. Bu konuda birbirinden farklı iki temel görüş bulunmaktadır

Birinci görüşe göre, telif hakları, tıpkı basılı ortamda olduğu gibi dijital ortamda da korunmalıdır. Bunun için teknolojik imkânlar sonuna kadar geliştirilmelidir. Bu görüşte olanlara “copyright” yanlıları da denilmektedir. 1990’lı yıllardan itibaren film ve müziklerin dağıtımında CD, DVD ve BlueRay disklerde fiziksel olarak şifreleme yapılması yeterli olmamış ve 2000’li yılların hemen başında Napster isimli uygulamanın ve Apple firmasının iPod cihazının da çığır açıcı etkileriyle, internet üzerinden film ve müzik indirmek üzerine bir endüstri gelişmeye başlamıştı. Bununla telif haklarının korunması amaçlanmıştı. Ne var ki korsanlığı tamamen bitirmek mümkün görünmemektedir.

İkinci görüşe göre ise, dijital ortamda bilgi paylaşımı serbest olmalı ve telif olmamalıdır. Onlar, internet üzerinden kopyalayarak çoğaltmanın çok kolay, iletişimin çok hızlı ve yaygın olduğu bir dönemde bilgiye erişmenin kısıtlanmasının mümkün olamayacağını savunmaktadırlar. Bu görüşte olanlara “copyleft” yanlıları da denilmektedir.

Günümüzde yayıncılık süreçlerinin dijital ortama kaymasının bir başka etkisini de televizyon yayıncılığında gözlemlemekteyiz. Web TV, IP TV gibi çeşitli teknolojilere sahip bu yayın türleri yayıncılığın maliyetlerini oldukça azaltmıştır. IP TV interaktif bir yayındır. IP TV de kişi bir yandan bir programı izlerken diğer yandan mesajlaşabilir ve alışveriş yapabilir. Ama bunların “aptal kutusu” dediğimiz türde, tüplü eski televizyonlarla yapılması mümkün değildir. Bu nedenle “akıllı TV” (smart TV) denilen türde televizyonlar ortaya çıkmakta ve yaygın kullanım alanı bulmaktadır. Web TV ise internetten TV yayını alma biçimindedir. Etkileşim sınırlıdır. Yayını alan kitle hakkında bilgi sahibi olunamaz. Tarayıcı ile çalışır. İnternet üzerinden olduğu sürece dünyanın her yerinden Web1N yayını alınabilir. Web TV, TV yayını için bir ara yüz sunar. Youtube da bu mantıkla oluşturulmuştur (video paylaşım sitesi). Vimco gibi çok sayıda benzerleri vardır.

IP TV, donanım seviyesinde çalışan bir sistemdin Tivibu, Digitürk D-Smart gibi yayınları izleyebilmek için bir kutuya ihtiyaç duyulur. En sağlıklı rating ölçümlerini IP TV üzerinden yapabiliriz. IP TV’de yayın IP protokolüne çevrilerek yapılın Web TV’de yayının ulaşması ve kalitesi konusunda yayıncının herhangi bir garantisi yoktur. Her iki tür yayında da canlı ve sonradan izlemek üzere kaydedilmiş yayın alınabilir.

Web TV ücretsiz ve reklam gelirlerine dayalı olarak çalışır. Web TV internet üzerinden herkese açık iken IP TV kapalı bir ağ yapısı içinde çalış1L IP TV’nin internet üzerinden çalışan versiyonları da üye kayıt bilgisi sorarak çalışır. IP TV daha kaliteli görüntü sunar. Genellikle televizyon üzerinden “broadcast” yolu ile yayıncılık yapılırken, Web TV’de yayın, bir web sitesi üzerinden “stream” şeklinde olur. İzlenecek yayınlar bir kayıt ortamına indirilebilir. Web TV ise geleneksel yayıncılığın Web ortamında

yapılan şeklidir. Web TV, Web 2.0 teknolojilerinin gelişmesinden sonra ortaya çıkmıştır. İzleyici aynı zamanda içerik üreticisi de olabilmektedir. Videoların tıklanma (izlenme), beğenme sayıları ve altına yazılan yorumlar dışında yüksek etkileşime sahip değildir.

Yeni iletişim ortamlarının en önemli özelliklerinden biri de büyük miktardaki veriyi çok küçük hacimlere sıkıştırarak depolamaya imkân vermesidir. Bu durum, 1990’lı yılların başında yayıncılık sektöründe CD kayıt ortamlarının yaygınlaşmasıyla başlamıştır. O dönemde pek çok ansiklopedi CD üzerine aktarılarak okuyucusuna ulaştırılmaya başladı. Yine o dönemde özellikle popüler bilgisayar dergileri, magazin dergileri vb. CD ortamında üretilip basılı derginin yanında okuyucusuna ulaştırılıyordu. Okuyucular da basılı dergilerdeki yazıları, ses ve hareketli

Görüntülerle desteklenip zenginleştirilmiş bir şekilde bilgisayarlarından takip etme imkânına sahip oluyorlardı. Böylece hem çoklu ortam kullanarak hem de elektronik ortamın hipermetinsellik özelliklerinden yararlanarak daha kaliteli bir okuma deneyimi yaşıyorlardı.

Fakat bu gelişme, ansiklopedi veya dergi CD ortamına aktarılıp daha küçük hacimlere sıkıştırılmış olsa da basılı ürünün fiziksel olarak dağıtımı problemini hâlâ çözememişti.

2000’li yılların başında internet kullanımı görece yaygınlaştı. ADSL gibi daha hızlı iletim hatlarının maliyetleri yine görece azalmaya ve özellikle sadece şirketlerin değil, ailelerin de kullanımına sunulmaya başladı.. Ayrıca bu dönem, Castells gibi düşünürlerin ağ toplumu olarak tarif ettikleri bir toplumsal dönüşüme doğru gidildiği bir dönemin de başlangıç oldu.63 Web 2.0 olarak tanımlanan gelişmelerin de etkisiyle bu dönemde büyük miktarlardaki verinin internet ağında (bulutta) depolanması yaygınlaştı. Özellikle, ücretsiz e-posta, ücretsiz web hizmetleri barındırma (hosting) hizmeti veren, dijital fotoğraf makinalarıyla çekilen resimler i  depolama alanları sunan, video ve film gibi hacim olarak çok yer kapla yan veriler için bile depolama ve paylaşım hizmetlerini ücretsiz ol yerine getiren şirketler bilişim sektöründe ortaya çıktı. İş ortamlarında da şirketler verilerini kendi sunucularında depolamak yerine, dış hizmet alımı (outsourcing) yoluna gitmeyi tercih ederek, bu web hizmetleri barındırma şirketlerinin sunucularında daha düşük maliyet ve daha uzu (kesintisiz) bağlantı süresi (uptime) ile tutmaya başladılar.

EBA TV GİRİŞ

Eba TV de E-yayıncılık bağlamında MEB’in çıkarmış olduğu en büyük ve geniş kitlelere hitap eden uzaktan eğitim amaçlı bir eğitim uygulamasıdır. İlkokul, Ortaokul ve Lise öğrencileri aşağıdaki bağlantıdan girerek, EBA tv üzerinden dersleri izleyebilirler.

Eba haftalık ders programı indir

EBA TV ile ilgili merak ettikleriniz

3 farklı kanal, HD ve SD olmak üzere toplam 6 kanaldan yayın yapılacaktır.
EBA TV İlkokul, EBA TV Ortaokul ve EBA TV Lise olmak üzere üç kanal uzaktan eğitimde kullanılacaktır.
Yayın akışlarına eba.gov.tr ana sayfasından ve TRT internet sitesinden günlük ve haftalık yayın akışına ulaşılabilecektir. Ayrıca, her akşam yayın sonlandıktan sonra ve sabah yayın başlayana kadar televizyon ekranından görüntülenebilecektir.
Öğrenciler EBA TV’den ve eba.gov.tr üzerinden yayın akışını takip ederek, kendi sınıflarına ait ders anlatımlarını, o haftanın hangi gününde ve saatinde yapılacağını öğrenecek ve kendileri için belirlenen saat aralığında yayını takip edeceklerdir. O saatler dışında ekran başında olmaları gerekmeyecektir.

Yayınlar aynı kanalda ve gün içinde 1 veya 2 kez tekrar edilecek. Tekrarlayan yayın akışı da yine eba.gov.tr ve TRT internet sitelerinden öğrenilebilir.

Ayrıca eba.gov.tr üzerinden de yayınlanan içeriklerin kayıtlarına ulaşılabilecek.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın seçtiği alanında başarılı öğretmenler ders anlatım videoları ile konuları anlatıyor.
HD Alış bilgileri:Alış frekansı :12.084 MHz

Polarizasyon : Yatay (H)

Sembol oranı : 13.750

FEC : 2/3SD Alış bilgileri:

Alış frekansı :11.916 MHz

Polarizasyon : Dikey (V)

Sembol oranı : 30.000

FEC : 3/4

SD (Standart çözünürlüklü) EBA TV İlkokul SD, EBA TV Ortaokul SD, EBA TV Lise SD kanalları TURKSAT uydusu üzerinden 1916 MHz, Vertical (Dikey), Sembol Oranı:30.000 FEC:3/4 parametreleri ile yayınlanmaktadır. TKGS (TURKSAT Kanal Güncelle Sistemi) sistemine sahip uydu alıcılarda ya da uydu alıcılı TV’lerde EBA TV İlkokul SD 89. kanaldan, EBA TV Ortaokul SD 90. Kanaldan, EBA TV Lise SD 91. kanaldan izlenebilir.

HD (yüksek çözünürlüklü) EBA TV İlkokul HD, EBA TV Ortaokul HD, EBA TV Lise HD kanalları TURKSAT uydusu üzerinden 12084 MHz, Horizontal (Yatay), Sembol Oranı:13750 FEC:2/3 parametreleri ile yayınlanmaktadır. TKGS sistemine sahip olan uydu alıcılarda ya da uydu alıcılı TV’lerde EBA TV İlkokul HD 86. kanaldan, EBA TV Ortaokul HD 87. kanaldan, EBA TV Lise HD 88. kanaldan izlenebilir.

Eylül 2014’te TURKSAT-4A frekans geçişinde uydu alıcısı ya da uydu alıcılı TV’lerinde tarama gerçekleştiren ve hiçbir kanalı sonrasında listesinden silmeyen kullanıcılar SD yayınları herhangi bir ilave işleme gerek duymaksızın izleyebilecektir. Eğer kullanıcı 11916 frekansında geçmişte taradığı kanalları sildiyse 11916 MHz, Vertical (Dikey), Sembol Oranı:30.000 FEC:3/4 parametrelerini uydu alıcısı ya da uydu alıcılı TV’sine girerek manuel tarama yöntemiyle ya da TURKSAT’ın şebeke arama sağladığı frekanslarda Network Search (Şebeke Arama ) kısmını açık yaparak tarama yöntemiyle EBA TV İlkokul SD, EBA TV Ortaokul SD ve EBA TV Lise SD yayınları bulunabilir.
Uydu alıcılarında ya da uydu alıcılı TV’lerde 12084 MHz, Horizontal (Yatay), Sembol Oranı:13750 FEC:2/3 parametrelerini girerek manuel (elle) tarama yöntemi ya da TURKSAT’ın şebeke arama sağladığı frekanslarda Network Search (Şebeke Arama ) kısmını açık yaparak tarama yöntemiyle EBA TV İlkokul HD, EBA TV Ortaokul HD ve EBA TV Lise HD yayınları bulunabilir.
Evet, her 3 kanal da aynı zamanda SD yayın sağlayacaktır.

Yayınlar ilgili kanalda 1 veya 2 kez tekrar edecektir. Tekrarlayan yayın akışı da yine aynı kanaldan öğrenilebilecektir. Bu akışlar doğrultusunda hangi çocuğunuzun, hangi saatlerde TV’yi takip edebileceğini planlayabilirsiniz.

Ayrıca eba.gov.tr üzerinden yayınlanan içeriklerin kayıtlarına ulaşılabilecektir.

Konu eksiği olan öğrenciler eba.gov.tr üzerinden kendi sınıfına ve eksik konularına ait içeriklere ulaşarak tamamlama çalışması yapabilir.

Öğretmenleriniz tarafından EBA üzerinden gönderilebilecek çalışmalar (etkinlik, soru, diğer içerikler vb.) ile de öğrencilerin dersten uzaklaşmaması sağlanabilecektir.

Ayrıca zorunlu tatil bittiğinde tüm sınıflarda telafi eğitimi de yapılacaktır.

Öğrenciler, kendi ders öğretmenleri ile eba.gov.tr üzerinden gruplarında yazışabilir, bilgi paylaşımında bulunabilmektedir.

Ayrıca zorunlu tatil bittiğinde tüm sınıflara telafi eğitimi de yapılacaktır.

EBA TV İlkokul HD 465. kanalda, EBA TV Ortaokul HD 466. kanalda, EBA TV Lise HD 467. kanalda yayına verilecektir. EBA TV İlkokul SD 932. kanalda, EBA TV Ortaokul SD 933. kanalda, EBA TV Lise SD 934. kanalda yayına verilecektir.
TURKSAT uydularından şifreli platform hizmeti veren D-Smart, Tivibu Uydu ve Digiturk Türksat Uydusu platformları da kendi akıllı kanal sıralamasına eklemek suretiyle yayınları abonelerine iletecektir.
Eutelsat uydusu üzerinden de abonelik ve platform hizmeti veren Digiturk Eutelsat uydu platformu, yayınları Türksat uydusu üzerinden alıp Eutelsat’ta bu yayınlara kendi platformu içinde kapasite ayıracak ve yayınları Eutelsat uydusu üzerinden abone olanlara da iletebilecektir.
Diğer yayın platformlarından da uzaktan eğitim kanalları izlenebilecektir. Kanal ve frekans bilgileri belli oldukça buradan duyurulacaktır.
Kanalları izlemek için herhangi bir kanal arama/ekleme işlemi yapmaya gerek bulunmamakla birlikte alıcı tipine göre kapatma/açma işlemine ihtiyaç duyulabilir.
Uydu alıcınızda manuel kanal ekleme bölümünde yukarıda belirtilen frekansları girerek tekrar aratmanız gerekmektedir.

 

 

Yaşam Nasıl Hacklenir? | Arda Deniz Dokuzoğlu

Aslında bugün konuşmam yaşamın bilgisini kullanarak neler başarabileceğimiz ile ilgili. Ancak bunu konuşabilmek için öncesinde bir miktar yaşamın ne olduğunu tartışmamız gerekiyor. Bunun için önümüzdeki dakikalarda bütün hayal gücünüze ihtiyacımız olacak. Hazırsanız, başlayalım!

Sanırım hiçbirimiz elimizden kayan bir bardağın yere düşüp kırılmasını garipsemeyiz. İçten içe biliriz bu sonucu. Yerdeki cam parçalarının birleşip tekrar bardağa dönüştüğünü veya yerden yükseldiğini göreniniz var mı? Muhtemelen yoktur. İyi ama neden? Bunun sebebi evrenin temelinde bazı prensipler olması. Molekülleri, hatta canlıların uzay zamanda yapacağı davranışları, hareketleri, yani bir nevi kaderlerini belirleyen bu prensiplerdir aslında. Yer çekimi, elektromanyetizma, bu kavramlara aşinasınızdır. Bunlar evreni bir arada tutan en temel kuvvetler.

Bir de bu kuvvetleri bile açıklamakta kullanılabilen, pek de o kadar iyi tanımadığımız bir kuzenleri daha var. Adı entropi. Entropi basitçe bir sistemin içerisindeki düzensizliğin bir ölçütü. Ama düzensizlik deyip geçmemek lazım, çünkü düzensizliğin olduğu yerde olasılıklar, olasılıkların olduğu yerde ise bilgi var. Bunu bir örnek üzerinden açıklayalım. Mesela bir stadyum hayal edin. Sahadan tribünlere bakıyorsunuz, binlerce insan aynı anda bir marşı söylüyor. Herhangi bir anda bir insanın ağzından çıkan bir kelimeyi tahmin etmeniz oldukça kolay. Basit ve organize bir yapı. Dolayısıyla sistemin bilgisi, olasılıkları ve entropisi düşük. Bu yüzden de kırılgan.

Devre arası geldiğinde bütün o düzenin yerini kaos alıyor. Siz sahadan baktığınızda tribünlere karman çorman anlamsız bir kalabalık görüyorsunuz ama eğer tribünlerin arasında yürüyecek olursanız, insanların birbirleriyle etkileşime geçtiklerini, binlerce farklı konudan konuştuklarını, belki milyonlarca farklı hareket yaptığını göreceksiniz. Termodinamiğin ikinci kanunu, yani entropi kanunu, bize bunun neden böyle olduğunu açıklar. Hala tam olarak bilmediğimiz bir sebepten ötürü evren bütün düzeni bozarak kaosa sürüklemeye meyillidir her şeyi. Eğer bir çocuğunuz varsa bu prensibi benden çok daha iyi anladığınıza eminim. Siz zorlamadığınız sürece asla düzenlenmeyen ve sonsuza kadar daha da dağınık olmayı başarabilen odalar muhtemelen size yabancı gelmiyordur. Ofisteki masam buna oldukça iyi bir örnek. Biz insanlar evrenin temelindeki prensipleri kullanmayı öğrenerek bugün motorları, bilgisayarları, yapay zekayı, hatta robotları geliştirdik. Şimdi ise bunların birleşip akıllanacağını ve bizi, insanoğlunu ele geçirecekleri günlerden bahsediyoruz. Bu senaryo bana bir yerden tanıdık geliyor. Çünkü bildiğimiz kadarıyla bundan en az 3.8 milyar yıl önce çok zeki bir robot ırkı gezegenimizi çoktan ele geçirdi. Böyle söyleyince kulağa garip geldiğini biliyorum. Ama aslında bize o kadar da yabancı değil bu hücreler… Bu robotlar. Günümüzde onlara hücre diyoruz.

Evren, yeterince enerji ve zaman, uygun koşulların da varlığında, yaşam adını verdiğimiz kendi kendini inşa edebilen, çevresini manipüle edebilen, hesap yapıp karar verebilen kimyasal çorbanın bilgisini mikroskobik yağ damlacıklarının içerisine hapsetmeyi başardı ve hücreleri meydana getirdi.

Gelin isterseniz biraz daha yakından tanıyalım bu yaratıkları. Mesela bir bakteriyi ele alalım. Bu yaratıklar o kadar küçük ki bir tanesi bir insan boyutunda olsaydı insanlar Pasifik okyanusu kadar büyük olurdu. İçlerine girdiğimizde üç temel molekülden oluşan bir sistemle karşılaşıyoruz. DNA, RNA ve protein. Yaşamın sürdürülebilmesi ve tekrar oluşturulabilmesi için gerekli bütün talimatlar DNA’nın şifresi üzerinde kodlu. RNA’larsa DNA’lardan aldığı bu talimatları hücre içerisinde taşıyan ve sistemi düzenleyen moleküller. Proteinler sistemin işlevsel makinaları.

 

Enerji harcayarak kendilerine atanan görevleri yerine getiriyorlar. Ve bir hücrenin içerisinde bu moleküllerden milyonlarca var, sürekli etkileşiyorlar. Bunu karışık bir yemek tabağına benzetebilirsiniz. Ve bütün mevzu aslında birtakım patateslerin bir araya gelip biberlerden aldığı kırmızı renkleri kıymaların üzerine vermesiyle alakalı. İyi de bu patatesler ne yapacağını nereden biliyor? İşte tam burada entropi tekrar devreye giriyor. Aynı evrenin kendisi gibi bütün moleküler sistemler de sürekli olarak entropilerini arttırmaya çalışır. Bu onlara bir çeşit davranış kazandırır. Ve bu davranışlardan milyonlarcası bir hücre içerisinde bir araya geldiğinde garip bir şekilde bu yaratıklara birbirlerini kovalayabilecek zekayı kazandırırlar. İyi haber bu yaratıklardan korkmamıza gerek yok. Çünkü sütü ilk mayaladığımız, ilk toprağa tohumu ektiğimiz günden bu günlere bu yaratıklarla ilgili ciddi miktarda bilgi elde ettik. Öyle ki artık genetik sistemlerine girip onları istediğimiz özellikleri kazanmaya veya istediğimiz işleri yapmaya programlayabiliyoruz. Mesela kullandığınız insülin, bazı kanser ilaçları, farnesene adında bir biyoyakıt, hatta marketten satın aldığınız vanilin bugün programlanmış hücrelerle üretiliyor.

 

Bu enteresan alanda üniversiteye başladığım ilk yıllarda bir şeyler öğrenebilmek için kongre kongre geziniyordum. Çok iyi hatırlıyorum bir keresinde Hacettepe Üniversitesi’nde bir nanotıp kongresi vardı. Tesadüfen de organizasyon komitesindeki akademisyenlerden bir tanesi benim annemin bir arkadaşıydı. Ben de İstanbul’dan büyük bir heyecanla kalktım, Ankara’ya gittim, konuşmaları dinledim, her dinlediğim konuşmada biraz daha heyecanlandım. Sonra iki konuşma arasında çıkıp annemin arkadaşını Mehmet Abi’yi yakaladım ve daha tanışmaya bile adam gibi fırsat vermeden aldığım o gazla başladım fikir kusmaya. Sağ olsun Mehmet Abi de sabırla beni dinledi. Söyleyecek başka sözüm kalmadığında da dönüp bana dedi ki: “Oğlum ben de senin gibi aynı, üniversiteye ilk başladığım yıllarda çok büyük hayallerle geldim buraya. “Mesela benim hayalim kanatlı insanlar yapmaktı. “Gel gör ki işin içine girdikten sonra biyolojik bilimlerde kullandığımız metotların hala çok ilkel olduğunu fark ettim.

“Kanatlı insanlar yapmak nerede, küçük küreciklerin içerisine ilaç molekülleri sıkıştırmaya çalışmak nerede…” İki dakika içinde Mehmet Abi bütün dünyamı başıma yıkmıştı. İşin kötü tarafı adam oldukça haklıydı. Güneş Sistemi’nin en ücra köşelerindeki kuyruklu yıldızların üzerine uydu indirmeyi başarabilen insanoğlu, biyolojik bilimler söz konusu olduğunda oldukça ilkel yöntemlere muhtaçtı. Daha sonra bunun neyden kaynaklandığını anlamam çok zor olmadı. Bütün genetik yapılar talimat ve genetik dil sistemi ile çalışıyor.

Genetik dil sürekli talimatları okurken talimatlar da genetik dili oluşturan mekanizmayı inşa ediyor. Bunun en güzel örneği de sizsiniz aslında. Annenizden bir miktar talimat, babanızdan bir miktar talimat bu hayata başladığınız ilk gün tek bir hücrenin içerisinde bir araya geliyor. Ve o hücrenin içerisindeki genetik dil bu talimatlarda ne yazıyorsa sırayla onları okuyarak o tek hücreden bugün bütün özelliklerinizle sizi meydana getiriyor. Mesela anne karnındayken önce başınız büyüyor, vücudunuz genişliyor, omuzlarınızdan çıkıntılar ayrılıyor. Bu çıkıntıların sonuna doğru belirli aralıklarla hücreler ölmeye kalanlarsa kemikleşmeye başlıyor.

Ne oluyor? Bugünkü elleriniz meydana geliyor. Problem daha buralardan başlıyor. Bir kere her organizmanın kendi genetik talimatları ve onları okuyan kendi genetik dili var. Yani evrensel bir şey yok ortada. Uzun yıllar boyunca insanlar nasıl antik dilleri çözmek için yazıtları okuduysa genetik mühendisleri de doğadan topladıkları hücrelerin talimatlarını okuyarak onların genetik dillerini çözmeye çalıştı. Aslında bu konuda oldukça da başarılı olduk. Çözebildiğimiz kadarıyla genetik dillerin içerisinde işimize yarayacak parçaları bugün parça kütüphaneleri dediğimiz şeylerin altında topladık. Ve bir hücreye bir şey yaptırmak istediğimizde şimdi gidiyoruz, o parça kütüphanelerinden ihtiyacımız olan parçaları alıp bir DNA molekülü üzerinde birleştirerek hücrelere aktarıyoruz. Ne yazık ki 3.8 milyar yıllık arge, hücrelere oldukça karmaşık bir genetik dil kazandırmış. Bizimse bu karmaşayı hesaplayabilecek ne yeterince kuvvetli bilgisayarlarımız, ne de bu karmaşayla başa çıkabilecek araç gerecimiz mevcut. Bu yüzden hücrelerin içerisine kurduğumuz sistemler uzun süre dayanmıyor. Süreçlerimiz hesaplanabilir olmadığı için oldukça deneysel ve çalışan bir prototip elde etmek bazen binlerce defa tekrar denemeyi gerektiriyor. Üstelik kullandığımız ilkel yöntemler o kadar çok enerji kaybına sebep oluyor ki, hücrelerin…

İstediğimiz verimde üretim yapan hücreler elde etmek neredeyse mümkün değil. Uzun yıllar boyunca ortam ağırlığı ölçen ve bütün Geen Bio Teknoloji ekibi ile yapay örümcek ipeğinden ilaç moleküllerine birçok endüstriyel ürün üreten hücre hattı geliştiriyoruz. Ve her seferinde genetik dilin karmaşıklığı ve sürecin deneyselliğiyle tekrar tekrar yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Ve artık eminiz ki genetik mühendisliğinin bir sonraki adıma geçebilmesi için bu problemin kesinlikle çözülmesi gerekiyor. Elbette bu problemin çözülmesi gerektiğini düşünen tek ekip biz değiliz.

Geçtiğimiz yıl Amerika’da Craig Venter Enstitüsü aldıkları bir hücrenin içerisindeki bütün gereksiz genleri atarak şu an yaşayan en basit hücresel organizmayı geliştirmeyi başardılar. Ama bunu yaparken bu hücrelere o kadar zarar verdiler ki hücreler endüstriyel yeteneklerini de kaybetti. Başka bir ekip benzer bir yöntemle başka organizmalarda çalıştı onlar da basitleştirmekte yeterince başarılı olamadı. Bizlerse farklı bir yöntem izledik, çünkü basit bir genetik dil oluşturmak konusunda bizden daha eski ve deneyimli birilerinin olduğunun farkındaydık

Virüsler

 

Virüslere, hücrelere istediklerini yaptırmak konusunda, istediklerini yaptırmak için basit ve kompak çözümler üretmek konusunda dahidirler desek yeridir. Bizler de bu yaşam formlarından ilham alarak bundan yaklaşık iki yıl önce GeenOS adını verdiğimiz, bir hücrenin içerisine aktarıldığı anda hücrenin içerisinde evrensel, basit ve hesaplanılabilir ikinci bir genetik dili ortaya çıkaracak bir DNA molekülü geliştirmeye başladık. Şimdi size muhtemelen bugüne kadar yapılmış en karmaşık genetik mühendisliği çalışmalarından bir tanesini olabildiğince basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Bir kere bir genetik dil elde etmek için önce DNA’dan RNA üreten mekanizmaya ihtiyacınız var. Bizler bunu bir virüs ailesinden alarak sistemin kalbi haline getirdik. Sonrasında hücreler büyüdükçe sizin DNA’nızın da artabilmesi için DNA’dan yeni DNA’lar üretecek bir sistemi başka bir virüs ailesinden alıp geliştirerek sisteme ekledik. Uzun çalışmalar sonucunda RNA’lardan protein üretecek bir mekanizmayı da bakterilerden toparladıktan sonra geriye bir tek sistemi düzenlemek kaldı. Bunu da programlanabilir proteinler kullanarak yaptık. Son olarak bu genetik dilin iskeletini oluşturmuş olduk ve son olarak genetik mühendislerinin bu genetik dille etkileşime geçebilmesi, komutları ve talimatları verebilmeleri için son bir modülü de sisteme ekledikten sonra GeenOS’in ilk prototipini tamamlamış olduk. Sistemin amacı aslında genetik mühendisliği süreçlerine basit bir genetik dil sağlayarak süreçlerin hesaplanabilirliğini arttırıp deneyselliğini azaltmaktı. Ama bu sistemi geliştirirken enteresan bir şeyle karşılaştık. Sistemin DNA’sı simülasyonlara koyduğumuzda giderek çoğalıyordu ve bir süre sonra hücrelerin büyümesini engelliyordu. Bunun için literatürde bir araştırma yaptık ve bu sistemle karşılaştık. Burada gördüğünüz her bir nokta bir proteini temsil ediyor ve her bir proteinin artması diğer iki proteinin artışını baskılıyor.

Makale şunu öneriyordu: Eğer doğru parametreler sağlanırsa böyle bir sistem, üzerinde bulunduğu DNA’nın sayısını sayabilir, saydığı sayıyı hatırlayabilir, hatta bu artışa tepki verebilirdi. Tam olarak ihtiyacımız olan sistem. Ama çok ciddi bir problem vardı. Bu sistem tamamen bilgisayarda geliştirilmiş sanal bir sistemdi, yani gerçekte bir karşılığı yoktu. Parça kütüphanelerimizdeki parçalarla böyle bir sistemi inşa etmek olası değildi. Tam depresyona girecektik ki aklımıza çok önemli bir şey geldi. Şu ana kadar geliştirdiğimiz sistemin içerisindeki programlanabilir proteinler hesaplanabilir bir genetik dille bir araya geldiğinde daha önce hiç farkına varmadığımız bir şeyi mümkün kılıyordu. Bazı DNA parçalarını istediğimiz özelliklere gelecek şekilde bilgisayarda hesaplayabilir hale geliyorduk. Bu ne demek? Tamamen bilgisayarda hesaplanmış ve sanal bir genetik sistemi hücreler içerisinde çalışır hale getirilebilmesi demek.

GeenOS’in kendi gelişimini kolaylaştırışına tanık olmak bizi bu sistemin genetik mühendisliğinde yeni ufuklar açacağı konusunda ikinci kez ikna etti. Geleneksel genetik mühendisliği süreçlerinde biz genelde dört aşamadan oluşan bir döngü izliyoruz. Önce bilgisayarda bir sistem tasarlıyoruz. Daha sonra bunu DNA olarak inşa ediyoruz. Hücrelerin içlerine aktarıyoruz ve deney sonuçlarını elde edip o sonuçlardan bir şeyler öğrenerek genetik tasarım tahtasının başına geçiyoruz. Ama normalde yaptığımız hesaplamaların doğrulukları oldukça düşük olduğu için zamanımızın ve paramızın çok büyük kısmını inşa ve deney aşamalarından tekrar tekrar geçerek harcamak zorunda kalıyoruz. Hâlbuki GeenOS gibi bir platformla, tasarım aşamasında çok daha yüksek doğrulukla hesaplamalar yaparak inşa ve deney aşamasında harcadığımız zaman ve parayı on kata kadar azaltmamız mümkün. Tamam, güzel. Programlanabilir hücreler geliştirmek için elimizde bir platform var. “İyi de programlanabilir hücreler benim hayatımda ne işe yarayacak?” derseniz size birkaç örnek vermek isterim. Mesela şu an derinizde bir enfeksiyon olduğunda, diyelim ki mantar enfeksiyonu, kapıyorsunuz, doktora gidip bir ilaç yazdırıyorsunuz ve o mikropları öldürmek için sürekli o ilacı uyguluyorsunuz. Halbuki programlanabilir hücreler sizinle bağırsaklarınızda veya derinizde ömür boyu yaşayarak sizin bu hastalıklara, hatta bazen viral hastalıklara, hiç yakalanmamanızı sağlamak için sizi ömür boyu koruyabilirler. Yaşamınızı uzatabilirler.

Mesela bir şeker hastası reaktörlerde yine programlanmış hücreler tarafından üretilen insülini dışarıdan ilaç olarak düzenli olarak almak zorunda. Halbuki bu reaktörlerdeki bakterileri biraz daha iyi programlayabilirsek bu hastaların ömür boyunca ihtiyaçları olan insülini ihtiyaçları kadar doğru zamanda sağlamamız mümkün olabilir. Başka bir örnek: kıkırdak aşınması. Bu rahatsızlıkta şu an elimizdeki en iyi yöntem kök hücreleri laboratuvarda büyütüp bir miktar rical niteliğindeki kimyasalla karıştırarak eklemlere enjekte etmek ve hücrelerin kendi kendine ne yapacağını bulmasını ummak. Halbuki bu hücrelere eğer söz geçirebilsek, onlara yapmaları gereken şeyi doğrudan gösterebiliriz. İlla medikal alanda olmak zorunda da değil. Endüstrimiz de oldukça dengesiz bir konumda. Sürekli olarak doğal kaynakları harap edip endüstriyel atıklar ortaya çıkarıyoruz. Halbuki bu zincirin kayıp halkası sentetik biyoloji. Programlanabilir hücreler endüstriyel atıkları tekrar doğal kaynaklara dönüştürmekte veya tekrar kullandığımız ürünlere dönüştürmekte oldukça verimli bir platform.

Gördüğünüz gibi yapabileceğimiz birçok şey var. Ve biz insanlar için yaşam artık bir tabu değil. Bir mühendislik alanı. Kim bilir Antik Yunanlardan beri süregelen Hazerfen’in de, Hacettepe’deki Mehmet Abi’nin de hayalini paylaştığı kanatlı insanlar belki bize sandığımız kadar uzak değildir.

Teşekkürler!

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=S_nDgAZUl1Y

Güneş Sistemindeki Gezegenler

Merhabalar, 2 dakikada bilime hoş geldiniz.  Bugün sizlere evrendeki evimiz olan Güneş sisteminden bahsedeceğim. Ben sizlere daha kısa bilgiler vereceğim güneşin neredeyse tamamı hidrojen ve helyumdan oluşmaktadır. Bu kadar sıcak olması fizyondan kaynaklanmaktadır. Fizyonu başka bir videoda daha detaylı anlatacağım. Şimdilik konumuza dönelim Güneşten çıkan bir ışık Dünya’ya 8 dakikada ulaşır. Güneş kendi etrafındaki bir turunu 25 günde tamamlar.

Merkür

 

Merkür Güneş’e en yakın gezegendir.  Güneş’in etrafındaki turunu çok hızlı tamamlar 88 günde güneş sistemindeki en küçük gezegendir ve uydusu yoktur güneş sistemine bakıldığında günlük sıcaklığı en çok değişen gezegendir geceleri eksi 173 dereceye kadar düşebilir.  Gündüzleri ise 427 dereceye kadar çıkar.

Venüs

 

Venüs Güneş’e en yakın 2. gezegen dir Venüs’ün büyüklüğü neredeyse Dünya ile aynıdır. Diğer gezegenlerin tamamı hangi yöne doğru dönerken Venüs tersi bir yörünge çizmektedir. Güneş’in etrafında ki bir tam dönüşü 224.7 gün sürer. Venüs’te Eksen eğimi bulunmadığı için mevsimler yoktur.

Dünya

 

Dünya neredeyse hakkında her şeyi bildiğimiz yer evimiz ama düzeni bozmayalım ben yine de anlatayım. Dünyamız Güneş’e en yakın 3. Gezegendir.  Uzaydan bakıldığında mavi renklidir. Güneş etrafındaki dönüşünü 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniyede tamamlar. Tek uydusu aydır bu arada üzücü bir bilgi daha vereyim keşfedilmiş, bildiğimiz bütün gezegenler arasında yaşanabilir tek gezegen dünyadır.

Mars

 

Mars Güneş’e en yakın 4 gezegen dil üzerindeki demir oksit den dolayı kızılımsı bir rengi vardır 2 adet uydusu vardır ve bugüne kadar en çok uzay aracı gönderilen gezegendir.

Jüpiter

Jüpiter Güneşe en yakın 5 gezegendir.  Büyüklüğünden dolayı ismini antik Roma’da Tanrıların Kralı olarak bilinen jüpiter’den almaktadır.  Küçük ve katı bir çekirdeği vardır. Geri kalan kısmı sıvı hidrojenden oluşur ve kütle bakımından güneş sistemindeki en büyük gezegendir.  Jüpiter’in ortalama sıcaklığı -140 derecedir. Güneş etrafındaki bir tam dönüşü 12 yılda tamamlar. 79 tane uydusu vardır.

Satürn

Satürn’ün Güneş’e en yakın 6. Gezegendir. Güneş’in etrafındaki bir tam dönüşü yaklaşık 29.5 yılda tamamlar. Satürn’ün diğer Gezegenlerden ayıran en önemli özelliği buz ve taşlardan oluşan halkasıdır.  62 adet uydusu vardır.  Güneş’e en yakın 7 gezegendir.

Uranüs

Uranüs yörüngesinde 2 tam turunu 84 yılda tamamlar. Ortalama sıcaklığı eksi 224 derecedir.  13 adet halkası vardır.  27 adet uydusu vardır.

Neptün

Neptün’ün Güneş’e en uzak gezegendir.  Yörüngesindeki bir tam turunu 165 yılda tamamlamaktadır. Ortalama sıcaklığı -214 derecedir.  Bugüne kadar keşfedilmiş 14 uydusu bulunmaktadır.

Plüton

Plüton gezegen sıfatında 2006 yılında kaybetmiştir.  Yörüngesi etrafındaki 1 tam turunu 248 yılda tamamlamaktadır.  Büyüklük olarak ayın 1 bölü altısı kadardır.  Bu nedenle kendisine cüce gezegen adı verilmiştir. Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ediyoruz.

Renault fiyat listesi

Otomobil modelleri hakkında bilgi sahibi olup satın almak isteyen kişilerin bir tercihi de Renault marka araçlar oluyor. Bu yazıda size Renault fiyat listesi araç modelleri ve özelliklerinden bahsedeceğiz.

Fransız Louis Renault tarafından kurulan Renault, kurucusunun çocukluktan itibaren süregelen otomotil ve lokomotif sevdasından ortaya çıkan bir marka olmuştur. Renault yıllardan beri sorunsuz motor – sorunsuz otomobiller söylemi ile biliniyor. Bu kavramın hakkını veren güçlü motorlar, kaliteli ve güven teşkil eden araçların üretimini yapıyor. Otomobil sektöründe de kendisinden araç alan bir kullanıcının, herhangi bir problemle tekrar kapısına gelmemesi ile ünlenmiş durumda. Bu kadar güvenilir bir marka profili çizmek özellikle günümüzde artan rekabet ortamını da düşündüğümüzde çok zor görünüyor. Gelin birlikte Renault fiyat listesinden önce markanın yeni ve klasikleşmiş modellerini ve bu araçların özelliklerini inceleyelim.

RENAULT MARKA ARAÇ MODELLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Renault marka araç modellerini incelemeden önce markanın Türkiye’ye girişine de kısaca değinelim… 1968 yılının başında Mais Motorlu Araçlar İmal ve Satış A.Ş. ismi bünyesinde Renault marka otomobilleri ülkemize ve halkımıza kavuşturmak amacıyla OYAK Grup şirketi altında Renault Türkiye kurulmuştur. Zamanında Bursa şehrinde temelleri atılan OYAK Renault Otomobil Fabrikaları, günümüzde çok büyük hacimlerde üretim yapan ve bu anlamda yüksek üretim kapasitesine sahip sayılı fabrikalardan biri olmuştur.

Sorunsuz otomobil stratejisi ile akıllarda kalan Renault’un Toros modeli (Renault 12), 1969 yılında üretilse de hala kimi yerlerde karşımıza çıkabiliyor. Rakiplerden az yakıt kullanması ile ünlenen aracın üretimi 2000 senesinde sonlandırıldı. Renault Broadway olarak bilinen araç modelinin tam ismi ise Renault R 9’dur. 1981’de üretilmeye başlayan aracın uygun fiyatlı yedek parçaları meşhurdur. Halen ülkemizin kimi yerlerinde insanların sevgilisi olmuş Broadway’i görmek mümkündür.

Renault Clio minik boyutu ile 1990’dan beri aramızda, yollarda… Düşük fiyatı, işlevselliği, dayanıklılığı ve konforu Clio’ların en bilinen özelliklerindendir. Renault Megane ise ülkemizde oldukça sık görülen otomobil modellerinden birisidir. 1995 senesinden itibaren üretilen araç, Renault’un yıldızı olarak adlandırılıyor.  Hayalet ekran, yağmur sensörü ve ısıtmalı aynalar Megane kullanıcılarını gerçek bir yıldız gibi hissettiriyor. Megane Sedan’da ise elektrikli açılır panoramik cam tavanı kullanıcıya efrah bir iç alan konforu sağlıyor. İsteğe göre ayarlanabilen araç ışıklandırılması da araca değer katan özellikler arasında ön plana çıkıyor.

Yukarıda bahsettiğimiz Renault marka araç modelleri elbette bununla sınırlı kalmıyor. Markanın araçları arasında ülkemizde satışa sunulan modellerin arasında Captur, Kadjar, Talisman, Koleos, Kangoo, Trafic Panelvan, Trafic Multix, Master ve Symbol de bulunuyor. Geniş ürün yelpazesi içerisinde Renault marka otomobil satın almakta hiç zorlanmayacaksınız. Peki, sorunsuz araç deneyimi sunan markanın araçları hakkında artık fikir sahibi sayılırsınız. Şimdi de Renault fiyat listesinden ve diğer merak ettiğiniz konulardan bahsedelim…

RENAULT FİYAT LİSTESİ 2020

Renault fiyat listesini binek ve ticari araçlar olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Renault binek araçlarından Clio modeller 110 bin TL’den başlıyor. Symbol modeller 93 binden, Megane’ler ise 142 bin Türk Lirası’ndan başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor. Renault Kadjar, 208 binden; Talismanlar ise 250 bin TL’den Renault fiyat listesindeki yerini alıyor. Ticari araç kategorisinde de genel olarak fiyatlar 114 bin ile 180 bin TL arasında değişebiliyor.

Ancak satın alacağınız araçta yapacağınız modifiye değişiklikleri, sürüşünüze konfor katacak klima, metalik renk seçeneği, ön yolcu hava yastığı, sis farı vb. özelliklerdeki bir takım opsiyonlar Renault fiyat listesi içerisinde belirtilen ücretlerin üzerine ek olarak konulur.

Renault fiyat listesi PDF indir

 

Ford Fiyat Listesi

Amerikalı kurucusu tarafından otomobil dünyasına hediye edilen Ford, her aracı ile kullanıcıları kendine hayran bırakıyor. Ford fiyat listesi, markaya ait otomobil modelleri ve daha fazlası bu yazıda…

Henry Ford’un çocukluktan beri makinelere olan büyük ilgisi vardı. Öyle ki çok küçük yaşlardan itibaren bozulan makineleri tamir eder, çalışan bir aleti ise eskisinden çok daha iyi bir duruma getirirdi. Farklı yerlerde çalışarak, iş kurup iflas ederek yıllarını geçiren Henry Ford, 1903 senesinde Ford Motor Company adını verdiği şirketini kurdu. Daha ilk senesinde kendi ürettiği bir aracı ABD’de satışa sundu. Yılların emeği ve birikimi ile Ford bugün tüm dünya tarafından bilinen ve güvenilerek tercih edilen bir marka haline geldi. Her kıtada onlarca ülkede yüzlerce şehirde fabrikaları bulunan markanın alt bünyesinde Aston Martin, Ford, Lincoln ve Mercury markaları da bulunuyor. Jaguar ve Land Rover’ı 2008 yılında Hint asıllı bir şirket olan Tata’ya satan Ford, Volvo markasını ise 2009 yılında Çinli bir şirket olan Geely’e yüklü bir miktar karşılığında satmıştır.

Ford markasının ülkemize girişi ise 1926’da Vehbi Koç’un Koçzade Ahmet Vehbi Ticarethanesi adı ile Ankara Ticaret Odası’na kayıt yaptırmasıyla başlar. Vakıfta aktif gören alan Koç, 1928 yılında ilk Ford bayisini açar. 1959’da Otosan – Ford işbirliğinde ilk montaj fabrikası için kollar sıvanır. 1960 yılında ise İstanbulda’ki Ford fabrikasında araçların montajlanmasına ve üretimine başlanır.

1966 senesinde ülkemize adını altın harflerle yazdıran, senelerin vazgeçilmez klasiği olan Ford Anadol üretilir. Büyük bir değer kazanan bu otomobil modeli, 1984’e kadar üretilmeye devam etmiştir. Marka ayrıca 1967’de ticari araç kategorisindeki ilk aracını üreterek kullanıcılarına Ford Transit’i sunmuştur. 1986 senesinde ise Türkiye’nin ilk dizek motoru ERK, Ford’un İnönü fabrikasında üretilmiştir. 2005’te bir milyonuncu aracını üreten Ford Otosan, 2016 senesine geldiğimizde ise ülkemizin ihracaat şampiyonu olmuştur.

FORD FİYAT LİSTESİ 2020 VE OTOMOBİL MODELLERİ

Ford bünyesi altına onlarca otomobil modeli bulunuyor.  Sağlam yapıları, şık tasarımları ve işlevsel özellikleri aracı hem çekici hem de kullanılabilir kılıyor. Sürücüsüne sürüş keyfi yaşayan tüm özellikler, araç motorunun teknik gücü ile birleşince yollar size muhteşem gelecek…

Binek, hafif ticari ve ağır ticari araçları üreten Ford markası altında her zevke, ihtiyaca  ve bütçeye göre araba bulabilmeniz mümkündür. Ford Fiesta, Fiesta ST, Focus, S-max, Galaxy, yeni Ford Puma, Mondeo, Mustang, Ford GT, Ecosport, Kuga, Edge, Tourneo Courier, Tourneo Connect, Transit Connect, Tourneo Custom, Ford Ranger, Ranger Raptor, Transit minübüs, Transit Van markanın üretimini yaptığı araç modellerinden bazılarıdır.

Ford fiyat listesi, farklı bütçeye uyabilecek araç ücretlerini içeriyor. Gelin birlikte Ford marka araçların son güncel fiyatlarını inceleyelim… Ford Fiesta araç modelleri, Ford fiyat listesi içerisinde 113 bin Türk Lirası’ndan başlıyor. 147 bin liraya kadar yükselen Fiesta modelleri de bulunuyor. Markanın Focus modellerinde ise manuel ya da otomatik vites seçeneklerine göre fiyatlar değişiyor. Ford fiyat listesi içerisinde bu model için fiyatlar 144 bin ile 213 bin arasında belirlenmiştir. İspanya’da üretilen Ford Mondeo otomobil modellerinde de fiyatlar en düşük 203 bin Türk Lirası’ndan başlıyor, 462 bin Liraya kadar yükseliyor. Markanın bir diğer İspanya’da üretilen modeli Galaxy’nin benzinli ve manuel modelleri 333 binden, dizel modelleri ise 570 bin liradan başlıyor.

Bu yazımızda size tüm dünyada ve ülkemizde çok sevilen bir araba markası olan Ford’un markalaşma hikayesini, ülkemize gelişini, otomobil modellerini ve Ford fiyat listesini anlatık.

Fiyat Liste Linkleri

OtomobilTicari Araçlar – Kampanyalar

Google Drive Depolama Alanı Arttırma Ücretsiz

Google arama motorunda bulunan hesabınız; Google Drive, Gmail ve Google Fotoğraflar platformlarında kullanmanız amacıyla 15 GB’lık tamamen ücretsiz depolama kapasitesi ile başlanır. Google Drive depolama alanı arttırma satın alabilir veya ek avantajlardan yararlanmak için Google One’a geçebilirsiniz. Google One’a geçiş hakkında bilgi edinin.

Depolama alanı abonelikleri

  • Depolama kapasitenizi ne zaman isterseniz, ister aylık veya yıllık bazda fiyatlandırma olacak şekilde değiştirme imkânına sahipsiniz.
  • Mevcutta bulunan ayarlarınızı değiştirmediğiniz sürece Google One aboneliğiniz son bulmaz ve otomatik olarak yenilenme gerçekleşir.
  • Şunu bildirmek isteriz ki değişik bir ödeme planına seçtiğinizde, bu seçime bağlı değişikliklerin uygulanması 1 günü bulmaktadır.
  • Listemizde bulunan fiyatlara ek olarak sizden yerel vergi veya başka ücretler alınabilir. Google ekstra ücret talep etmez.
  • Depolama alanı arttırma sadece belli ülkelerde geçerlidir.  Depolama alanı satın alabileceğiniz ülkeleri öğrenin.

Bir Drive planı için zaten ödeme yapıyorsanız herhangi bir ücret ödemeden, otomatik olarak Google One’a geçirilirsiniz. Mevcut depolama alanınızın Google One ile nasıl çalıştığı hakkında daha fazla bilgi edinin.

Drive planınız yoksa daha fazla depolama alanı, uzmanlardan yardım ve ekstra üye avantajları için Google One üyesi olabilirsiniz.

GOOGLE DEPOLAMA ALANI ÜCRETLERİNE BAKIN

Google depolama alanınızı artırma

Not: Depolama alanınızı artırmadan önce ödeme yönteminizin güncel olduğundan emin olun. Ödeme ayrıntılarınızı nasıl güncelleyeceğinizi öğrenin.

Google One ile daha fazla depolama alanı satın alma

Yükseltme işleminden sonra Google One üyeliğiniz mevcut Drive depolama alanı planınızın yerini alır. Google One üyeleri daha da fazla depolama alanının yanı sıra özel avantajlar ve aile planı paylaşımı elde eder. Google One üyesi olarak daha fazla depolama alanınız olsun istiyorsanız:

  1. Google Hesabınızda oturum açtığınızdan emin olun.
  2. Bilgisayarınızda Google One web sitesini ziyaret edin.
  3. Farklı bir depolama alanı planı seçin.

Yükseltme işleminden sonra Google One üyeliğiniz mevcut Drive depolama alanı planınızın yerini alır.

Daha fazla bilgi

Drive Enterprise ile daha üretken olun

Drive’ı şirketinizde küçük bir ekiple kullanıyorsanız ancak daha fazla depolama alanına ihtiyacınız varsa bir Drive Enterprise hesabı kullanmayı deneyin. Kaydolmak için iş e-posta adresinizi kullanın.

Drive Enterprise hesabıyla aşağıdakilerden yararlanabilirsiniz:

  • İş arkadaşlarınızla çalışmak için ortak drive alanı
  • Ortaklaşa ve daha hızlı çalışmanıza yardımcı olacak Dokümanlar, E-Tablolar ve Slaytlar gibi uygulamalar
  • Güvenlik, gizlilik ve uygunluk araçları
  • İşletmenizi yönetmenize yardımcı olması için G Suite ile birlikte gelen yönetici özelliklerinin aynısı
  • Aradığınız şeyi hızlı bir şekilde bulmanıza yardımcı olan makine öğrenimi işlevi

Başlamaya hazır mısınız?

Drive Enterprise’ın ücretsiz deneme sürümüne kaydolun

Not: En fazla 10 kullanıcının yararlanabileceği ücretsiz deneme sürümüne kaydolabilirsiniz.

Drive Enterprise ile ilgili uygulamalar, araçlar ve fiyatlandırma hakkında daha fazla bilgi edinmek için web sitesine göz atın.

Google Drive depolama alanınızın güncellenip güncellenmediğini kontrol etme

Google Drive’da depolama alanı satın aldıktan sonra:

Daha az depolama alanı sunan bir plana geçme

Şu anda sahip olduğunuz alanın tamamını kullanmıyorsanız veya Google depolama alanı için daha az ödeme yapmak istiyorsanız depolama alanı planınızı düşürebilir ya da iptal edebilirsiniz.

Hyundai fiyat listesi

Güney Kore markası olan Hyundai ile ilgili tüm merak ettiklerinizi, otomobil modellerini, özelliklerini ve Hyundai fiyat listesini araştırdık.

Otomobil markaları arasında ayrı bir öneme sahip olan Hyundai, pek çok sürücü ve aile tarafından tercih ediliyor. Araç kullanmanın günümüzde oldukça kolaylaştığı, otomobil satın almanın ulaşılabilir bir lüks olması sebebiyle Hyundai markasının tarihini, otomobillerini ve Hyundai fiyat listesini inceleyeceğiz.

HYUNDAI’NİN TARİHSEL GELİŞİMİ

1947 senesinde Chung Ju-Yung tarafından Güney Kore’de kurulan Hyundai, ilk etapta inşaat şirketi olarak kuruldu. Şirket içerisinde bir de küçük tamir bölümü bulunuyordu. Kore Savaşı sırasında yeniden bir yapılanmaya giden Hyundai, özellikle 1960 ve 1970’lı senelerde daha çok gemi, otomobil ve makine üretimine ağrlık verdi. Bu yönelim de markanın bugünlere gelmesini sağlayan ilk adım oldu.

1967’de Hyundai Motor Company olarak gelişimini sürdüren marka, kısa sürede Güney Kore’nin liderleri arasına girdi. 1998’de KİA markasını bünyesine katarak yoluna devam eden Hyundai company altında inşaat müteahhitliği, otomobil ve gemi yapımı, sigortacılık, petrokimya, finans, elektronik ve lojistik gibi pek çok kategoride üretim çalışmalaırnı devam ettiriyor. Bizim ilgi alanımıza giren otomobil sektöründeki çalışmaları ise Hyundai markasını tüm dünyada bu sektörün 5.si yapıyor. Marka Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Hindistan dışında doğduğu yer alan Güney Kore’de fabrikalar sahip. Bünyesinde bulundurduğu 45 şirketle birlikte tüm dünyanın sayılır markalarından biri haline gelmiştir.

Hyundai’nin Türkiye pazarına girişine ise kısaca değinelim. Marka, 1997 senesinde Kibar Holding ve Hyundai Motor Company arasında imzalanan anlaşma ile yarı yarıya ortaklık sebebiyle ülkemizde yer almaya başlamıştır. Bu anlaşma sonrası ülkemizdeki adı Hyundai Assan Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş.olmuştur.

HYUNDAI OTOMOBİL MODELLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Hyundai otomobil modelleri her bütçeye ve isteğe göre şekillenebilecek geniş bir çeşitliliğe sahip. Siz de kendiniz ya da sevdikleriniz için en uygun modeli seçerek, yolların keyfini Hyundai marka araçlarla çıkarabilirsiniz. Hyundai fiyat listesini incelemeden önce markanın otomobil modellerinin isimlerini ve teknik özelliklerini öğrenelim…

Markayı mercek altına aldığımızda ilk dikkat çeken model, sportif ve modern çizgilere sahip olmasıya Hyundai i20 oluyor. Yenilikçi tasarımı ile göz dolduran aracın çizgi formuna sahip LED farları ve geniş altıgen ızgarası bulunuyor. Elbete yüksek teknoloji ve konfor ise modelin diğer ayırıcı özellikleri arasında yer alıyor. Hyundai Kona ise kendini arabasında da evinde gibi hissetmek isteyenler için tasarlandı. Kablosuz şarjdan geri görüş kamerasına kadar pek çok özelliği bulunan Kona; marka tarafından da teknolojik, sportif, güçlü ve modern olarak tanımlanıyor. Bu dinamik araç gerek tasarımı gerek teknik özellikleriyle yolunuza neşe katacak!

Geniş gövdesi ile iç mekanda büyük rahatlık ve ferah bir ortam sunan Tuscon, Hyundai’nin modern bir SUV tasarımı olarak biliniyor. Güçlü, cesur ve atletik olaran adlandırılan bu model otomobil ile tüm zorlu yollara gözü kapalı gidebilirsiniz. Hyundai Elantra modeli de kullanıcıları şımartacak harika ayrıntılarla süslenmiş bir model. Bir yanı sade tasarıma sahipken dikkat çekici 17 inçlik alaşımlı jantları Elantra’yı çekici bir hale getiriyor. Aracın otomatik klima, elektrikli yan katlanan aynalar, güvenli çıkış asistanı gibi özellikleri de kullanıcıların bu modeli tercih etmesine sebep oluyor.

HYUNDAI FİYAT LİSTESİ 2020

Markanın sıra dışı tasarımları ve yüksek teknolojik özellikleri, satışa sunulan otomobillerin ücretlerine de yansıyor. Konu hakkında en doğru ve detaylı bilgiyi Hyundai fiyat listesi üzerinden ya da yetkili bayilerden öğrenebilirsiniz.

Hyundai fiyat listesine baktığımızda, i20 model araçların 112.660 TL’den başlayarak 142.940 TL’ye kadar çıktığınız görüyoruz. Markanın bir diğer otomobil modeli olan Elantra’lar ise 130 binlerden 180 bin Türk Lirası’na kadar yükselen fiyat aralıklarında satışa sunuluyor. Hyundai Kona modelleri ise Hyundai fiyat listesi içerisinde 172.000 TL’den 200.910 TL’ye kadar artış gösteren rakamlarla belirtilmiştir.

Audi Fiyat Listesi

Yüksek Alman teknolojisinin bir diğer mirası Audi, otomobil markaları arasında kendine önemli bir yer ediniyor. Merak edenler için markanın modellerini ve Audi fiyat listesi bilgilerini yazdık.

Günümüzde yollarda sıklıkla karşımıza çıkan Audi marka araçların hiç nasıl meydana geldiğiniz merak ettiniz mi? Otomobillerin özelliklerinin yanı sır Audi fiyat listesini de mercek altına alarak tüm sorularınızı cevaplandıracağız.

AUDI VE KURULUŞ HİKAYESİ

Almanya’nın önemli otomobil mühendislerinden August Horch’ün temellerini attığı markanın tarihi neredeyse 19. yüzyıla kadar uzanıyor. Teknik Üniversite mezunu Horch ilk iş olarak motor üretim departmanlarında çalışarak kendini geliştirdi. Bir süre sonra da tarihler 1899 senesini gösterdiğinde kendi işini kurdur. Köln’de kurulan bu yeni işe isim olarak ise Horch & Cie. Motorwagen Werke adını verdi. 1909 yılında şirket içi anlaşmazlıklar onu ayrılmaya ve ikinci işini kurmaya yöneltti. Bu sefer isim olarak soyisminin Latince tercümesini, yani Audi’yi tercih etti. 1914’te anonim şirketine dönüşen Audi, kuruluşundan birkaç yıl sonra Avusturya Alp Yarışları’na katılarak sportif çizgisini başarılı bir şekilde sürdürerek bilinir hale geldi. Yıllar içerisinde farklı etmenlere bağlı olarak şirket dört ortaklı bir yapıya geçti. Bu şirketleri temsilen de dört halka, markanın sembolünde kullanıldı.

Audi otomobillerin başarısı, 1997’de üretilen tamamı alüminyum araçla devam etti. Bu sektör ve dünyada bir ilke imza atmak demekti… Teknolojinin tüm nimetlerini kullanan marka, bu sayede en başarılı, arzu edilen, güçlü ve konforlu aynı zamanda şık otomobil modellerinin üreticisi olmuştur.

AUDI OTOMOBİL MODELLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Bir kez kullananın vazgeçemediği, sahip olmayanların ise arzu nesnesi olan Audi marka otomobiller, kendi aralarında farklı serilere ayrılıyor. Audi fiyat listesi ile araçların ücretlerini öğrenmeden önce bu otomobillerin isimlerini ve özelliklerini öğrenelim.

Audi A3 serisi içerisinde bulunan modeller, A3 Sportback, A3 Sedan ve A3 Cabrio olarak belirlenmiştir. S3 serisinde ise Sportback ve Sedan bulunuyor. RS 3 serisinde ise Sportback modelinin yanı sıra RS 3 Limousine mevcut.

Audi A4 serisini yakalanan büyük başarı ve ilgi sonrasında A6 serisi takip etti. Yeni A6 Sedan ve A6 Avant sürücülerin ve otomobil severlerin gönüllerini fethetti. Audi tasarımlarını A7 ve A8 L ile devam ettirdi. Bir otomobilden çok daha fazlası olarak lanse edilen bu modeller, sahibine yüksek bir lüks ve eşsiz bir sürüş deneyimi sunuyor.

Markanın SUV kategorisinde karşımıza efsanevi bir seri çıkıyor: Q Serisi… Q2, Q5 ve Q8 modelleri ile tamamlanan seri, Audi otomobillerinin içerisinde çok başka bir yere sahip. Pek çok fonsksiyonel özelliğe ve güçlü motor kullanımına sahip serinin araçlar, aynı zamanda kullanıcılarını şımartacak bir konfor alanı da yaratıyor.

Markanın ayrıca spor otomobil kategorisinde de tasarımları mevcut, Audi R8 bunlardan birisidir. Audi e-tron ise markanın elektrik motoru ile çalışan yüksek voltajı bataryası bulunan yeni nesi bir otomobil modelidir.

AUDI FİYAT LİSTESİ

Bu kadar lüksün ve teknolojinin bir araya geldiği markanın araç ücretleri de merak edilen konuların başında geliyor. Bunun için en doğru bilgiyi Audi fiyat listesi üzerinden öğrenebiliriz. Gelin birlikte Audi fiyat listesini inceleyelim…

Audi A3 modeller 314.117 TL’den başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor. A4 modeller ise Audi fiyat listesinde 437.593 TL olarak belirtilmiş. A5’ler 493.844 TL, A6’lar 596.681 TL, A7’ler ise 802.850 TL olarak Audi fiyat listesinde yer alıyor. Markanın en sevilen model serisi Q2’ler 285.419 TL’den, Q5’ler 597.672 TL’den başlayan fiyatlarda, Q8’ler ise bir milyonun üzerinde Audi fiyat listesinde satışa sunuluyor.

Audi fiyat listesinin tamamına bu linkten ulaşa bilirsiniz.

Mercedes fiyat listesi

Pek çok insanın hayallerini süsleyen Mercedes otomobiller hakkında bilmedikleriniz, otomobillerin özellikleri ve Mercedes fiyat listesi yazının devamında sizleri bekliyor…

MERCEDES-BENZ’İN TARİHSEL GELİŞİMİ

Tam adı Mercedes Benz Otomotiv Ticaret ve Hizmetler A.Ş’nin temelleri 1885 senesinde atıldı. Gottlieb Daimler ve Karl Benz’in habersizce 1880’lerde yüksek devirli motoru keşfetmeleri ile başlayan serüven; Gottlieb Daimler’in benzinli motora dönüşecek tasarımı, Karl Benz’inse bisiklet teknolojisini dört-zamanlı motor ile birleştirerek ilk otomobillerinden birini geliştirmeye çalışmasıyla devam etti.

Ellerinde herhangi bir sermaya olmadan çalışmaları ayrı ayrı sürdüren ikiliden Karl Benz, Almanya’da 1883’te Benz&Cie Rheinische adını verdiği bir fabrikayı kurdu. Otomobil imalatçısı Benz, eşi Bertha’nın da desteği ile ürettiği ‘Motorwagen’ yani “motorlu taşıt” ismi verilen aracı için 1886 yılında patent aldı. Üç tekerlekli kendinden çalışır motor sistemi, tarihi bir adımdı…

Diğer yanda Daimler Motor Şirketi(DMG) 1980’de yılında Gottlieb Daimler ve Wilhelm Maybach ortaklığında kurulmuştur. Güçlü motorlar üretip otomobil satan bu şirket, ekonomik olarak büyük zorluklar çekti. Daha sonra yaşanan 1. Dünya Savaşı ile birlikte hem Benz’in hem de Daimler’in şirketleri üretimi durdurma noktasına geldi. Sonunda tarihler 1926’yı gösterirken iki taraf iş ortaklığına gitmeye karar verip şirketleri birleştirdi. Yeni kurulan şirkete ise ‘Mercedes-Benz’ denildi. Bir efsane böyle doğdu…

İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerle birlikte çalıştıkları için savaş sonrası ellerindeki her şeyi kaybeden Mercedes-Benz, fabrikalarında tam üretime ancak 1947 yılında başlayabildi. Kısa sürede yüksek Alman teknoloji, otomobillerin satışını hızlandırdı. Marka giderek büyürken Türkiye, İran gibi ülkelerde fabrikalar açmaya başladı, Amerikan pazarına girdi. Motor sporları ve ticari araç üretimi ile birlikte sivil araçlarını da üretmeye devam eden Mercedes, tarihindeki en büyük atılımını 1950’lerin sonunda yaptı. Avusturya kökenli lüks otomobil üreticisi Max Hoffman ile Mercedes-Benz’in çalışmaya başlaması, markaya dünya pazarında önemli bir yer sağladı. Hoffman’ın Amerika merkezli şirketi ile çalışmalarına devam eden marka bu sayede küresel anlamda iyi bir yer edindi. Mercedes’in ülkemize girişi ise 1967’de Daimler-Benz AG’nin ortaklığı ile Otomarsan üzerinden oldu. Markanın ticari unvanı, Türkiye ve ihracat yaptığı ülkelerde ilgi gördüğü için 1990 senesinde Mercedes-Benz Türk A.Ş. ile değiştirilmiştir.

MERCEDES OTOMOBİL MODELLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Tüm dünyada ve ülkemizde yüksek performansı, ileri görüşlülüğü, konforu, şık tasarımları ile oldukça sevilen ve sıklıkla tercih edilen Mercedes fiyat listesine geçmeden önce markanın otomobil modellerini inceleyelim.

Mercedes A serisi; sürüş yardım paketi, aktif şerit değiştirme yardımcısı ve muhteşem tasarımı ile ön planda. Mercedes B serisi ise ısıtmalı işlevsel direksiyon simidi ve yüksek konfor alanlarıyla kullanıcıların

tercih sebebi oluyor. Bunların yanı sıra marka bünyesinde C-serisi, E-serisi, S-serisi ve Mercedes-Maybach S-serisi de bulunuyor. Sıradanlığa tepki olarak doğduğu sloganıyla lanse edilen Coupe kategorisinde yer alan CLA modelini de tercih edebilirsiniz. Bu bölümde CLS, S-Serisi Coupe, GLC Coupe gibi modeller göreceksiniz. Serinin yüksek ileri atılım gücü ve motor kuveeti sağlayan tasarım harika modellerinin isimleri ise Mercedes-AMG GT Coupe ve Mercedes-AMG GT 4-Kapı Coupe olarak açıklandı. Bunun yanı sıra C, E, S serilerinin Cabriolet modelleri ile SL Roadster ve Mercedes-AMG GT Roadster versiyonlarını bulabilirsiniz.

Mercedes fiyat listesi  için linke tıklayın.

Markanın SUV kategorisinde ise GLA, GLC ve meşhur G-serisi karşımıza çıkıyor. Özellikle G serisinde güvenliğin önemine dikkat çekiliyor. Her zeminde olağanüstü performans sergilediği belirtiliyor. Havalı tasarımların ileri teknoloji ile birleştirildiği otomobiller, sürücülerin yol keyfine keyif katıyor. Markanın bunlar dışında ürettiği otobüsler, kamyonlar va hafif ticari araçları da mevcut.

MERCEDES FİYAT LİSTESİ

Bu kadar son teknolojinin kullanıldığı, bütün dünyada insanların gözlerinden kalpler çıkarak arzuladığı Mercedes otomobillerin fiyatları da oldukça merak edilen konuların başında yer alıyor. Mercedes fiyat listesi üzerinden bazı modellerin değerini öğrenebilmek mümkündür. Belirtilen Mercedes fiyat listesini incelediğinizde pek çok otomobilin milyonluk değerde olduğunu göreceksiniz.

En İyi SEO Analiz Araçları Nelerdir?

Dijital pazarlamanın önemi her geçen gün artıyor. En büyük firmalardan en küçük dükkanlara kadar neredeyse tüm işletmeler dijital dünyada kalıcı bir yer edinmek için çaba sarf ediyor. SEO projeleri, geleneksel pazarlamaya oranla çok daha ekonomik ve işlevsel bir reklam yöntemi olan dijital pazarlamada başarıyı yakalamanın anahtarı olarak gösteriliyor. SEO uzmanları, projeyi doğru yönetmek ve bir web sitesini arama sonuçlarında üst sıralara yükseltebilmek adına pek çok SEO aracından yararlanır. SEO tools ya da Türkçesi ile arama motoru optimizasyonu araçları; anahtar kelime tespiti, rakip analizi ve backlink analizi gibi bir web sitesinin gelişimini etkileyen tüm süreçlerin yönetilmesi ve raporlanması için kullanılır. İşte karşınızda, dünya genelinde en yaygın kullanılan arama motoru optimizasyonu araçları…

  1. Sitenizi Google’a Sorun: Google Search Console

Çoğu web sitesinin amacı kalıcı ziyaretçiler kazanarak Google arama sonuçlarında ilk sayfada, hatta ilk sayfanın da en üst sıralarında yer almaktır. Bu hedefe ulaşabilmek için en çok kullanılan SEO araçlarından biri olan Google Search Console, sitenizin; hangi sitelerden bağlantı aldığını, Google aramalarında elde ettiği trafiği ve Google algoritması tarafından bulunup bulunamadığını gösterir. Aynı zamanda sitenizdeki spam ve diğer problemler hakkında da rapor sunar.

  1. Dünyanın En Büyük SEO Komünitesi: SEOmoz

Kullanıcılara 2004 yılından beri hizmet vermekte olan SEOmoz, dünyada en çok kullanılan optimizasyon platformlarından biridir. Platformda çok sayıda optimizasyon aracı bulunuyor. Bu araçları kullanarak; anahtar kelime analizi, Twitter analizi, sıralama izleme ve site içi optimizasyonu gibi önemli işlemleri gerçekleştirebilirsiniz. Platformun sunduğu uygulama programlama arayüzü sayesinde kendi optimizasyon aracınızı oluşturabilir ve geliştirebilirsiniz.

  1. Rakibinizi Yakından Tanıyın: SEMRush

Diğer SEO araçlarına kıyaslandığında pek çok farklı özelliğe sahip olmasıyla dikkat çeken SEMRush, optimizasyon trendlerini takip ederek yenilikçi yaklaşımlar sergiliyor. SEMRush sayesinde sitenizin ve aynı alanda faaliyet gösterdiğiniz rakip sitelerin performansını düzenli olarak takip edebilirsiniz. Aylık ödeme sistemiyle satın alabileceğiniz bir araç olan SEMRush, sosyal medya takip aracı ile sizin ve rakiplerinizin sosyal medya hesaplarının performansını kıyaslayarak önemli raporlar sunar. Gelişmiş anahtar kelime ve organik trafik takip sistemi, önemli yapısal önerileri ve semantik veritabanı gibi özellikleriyle rakiplerinden sıyrılan SEMRush, diğer ücretli SEO araçlarıyla kıyaslandığında fiyat/performans oranıyla da bir adım önde.

  1. Uzmanların Gözdesi: Positionly

Türkçe dil desteği sunmasıyla dikkat çeken Positionly, belirlenen anahtar kelimelerin arama motorlarındaki sıralamalarını takip etmeyi sağlayan bir SEO aracı. Yine bu aracı kullanarak sayfa analizi ve güncel backlink takibi yapabilirsiniz. Positionly’nin uzmanların gözdesi olmasını sağlayan özelliği ise seçeceğiniz bir tarih aralığında sitenizin ve rakiplerinizin sitelerinin sıralamalarını dakikalar içinde raporlama yeteneğine sahip olması. Bu sayede SEO projesi sürecinde sitenizin ortalama pozisyonundaki değişimi rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz.

  1. Link Analizi Ondan Sorulur: Aherfs

Site içi SEO ve link analizi dendiğinde akla gelen ilk araçlardan biri olan Aherfs, kullanıcı odaklı sade arayüzüyle dikkat çekiyor. Rusya kökenli Aherfs özellikle backlink analizinde harikalar yaratıyor. Sahip olduğunuz backlinkleri hızla analiz eden Aherfs, bu bağlantıları sayfa ve domain kalitesine göre puanlayıp size sunuyor. Aherfs’i kendi alanınızda en çok backlink almış olan içeriği tespit etmek için de kullanabilirsiniz!

  1. Site İçi Optimizasyonu Kusursuzlaştırmak: Screaming Frog

Ücretsiz SEO araçları arasında en çok tercih edilenlerden biri olan Screaming Frog, site içi optimizasyon kriterlerini değerlendirerek kapsamlı raporlar sunuyor. Sitede yer alan kopya sayfaları, bozuk bağlantıları, başlık ve açıklamalardaki önemli problemleri tespit eden bu araç sayesinde sitenizdeki sorunları görerek gerekli müdahaleleri yapabilir, sitenizi arama sonuçlarında üst sıralara taşıyabilirsiniz. Eğer siz de sitenizin optimizasyon sorunlarını çözmek ve sitenizi arama sonuçlarında üst sıralara taşımak istiyorsanız sitenizi Sempeak’in profesyonel ekibine emanet edebilirsiniz. Sempeak’in optimizasyon uzmanları, doğru optimizasyon araçlarını doğru şekilde kullanarak sitenizin problemlerine efektif çözümler üretir.

Kaynak: https://www.arifhangisi.com/en-cok-kullanilan-seo-toollari-nelerdir/

Servvis – Elektronik Eşyalarınızı Kaydedin

Bugün sizlere Google Play Store’da karşılaştığım yeni bir uygulamadan bahsetmek istiyorum. Servvis isimli uygulama elektronik eşyalarınızı sisteme ekleyerek fatura, garanti belgesi gibi sık sık kaybolan belgeleri kayıt altında tutmaya, dönem dönem kullanıcılara bakım öneri videoları iletmeye ve yetkili servislere hızlı bir şekilde ulaşmaya dayalı bir çalışma gerçekleştiriyor.

Ne Gibi Hizmetler Sunuyor?

Evinizde, iş yerinizde sahibi olduğunuz elektronik eşyaları sisteme kaydederek hem belgelerini kayıt altında tutmaya hem de bakım ve öneri amaçlı videolarla kullanıcılara destek olmayı hedefliyor. Elbette yapabildikleri bununla sınırlı değil..

Servvis’in sunduğu avantajlar ve hayatınıza katacağı kolaylıklar şöyle listelenebilir:

  • Tüm elektronik eşyalarınızın bakım, onarım vb süreçlerini tek bir yerden yönetim imkanı sağlar.
  • Arıza anında ürünün gerçek yetkili servisine kolayca ulaşmanızı sağlar.
  • Fatura ve garanti belgelerini sisteme yükleme olanağı sağlar ve bu sayede kaybolan belgeleri aramakla uğraşmazsınız.
  • Bakım süresi yaklaşan elektronik eşyalarınız için hatırlatma bildirimleri alma seçeneği sunar.
  • Garanti süresi dolmak üzere olan eşyalarınız için hatırlatma bildirimleri alma seçeneği sunar.
  • Ayrıca ürün için yeni garanti paketi satın alabilirsiniz.
  • Faydalı video içeriklerle basit sorunları gidermenizi sağlar.
  • Tüm eşyalarınızın bakım ve onarım geçmişini görüntüleyebilirsiniz.
  • Tek tıkla yetkili servislerden servis kaydı oluşturabilir ve hızlıca randevu alabilirsiniz.

Servvis Gerekli Bir Uygulama mı?

Servvis gerekli bir uygulama mı diye sorabilirsiniz. Açık konuşalım teknoloji geliştikçe elektronik cihazlar hayatımıza o kadar fazla entegre olmuş durumda. Her evde birden fazla telefon, birden fazla televizyon bulunuyor. Ayrıca standart beyaz eşyalar, küçük ev aletleri derken onlarca elektronik eşya hayatımızda yer alıyor. Üstelik bunlar ucuz eşyalar da değil. Eğer bütçemize değer veriyorsak, bu eşyaları korumalı ve güvence altında tutmalıyız. Bu nedenle Servvis ile bu eşyaları kontrol altında tutabilir ve onları bir şekilde koruma altına alabiliriz. Garanti belgeleri, garanti süreleri, bakım önerileri gibi avantajlarıyla bu uygulama imdadımıza yetişiyor.

İlgili linkler:

App Store: https://apps.apple.com/us/app/servvis/id1473629297?ls=1

Web Site: https://www.servv.is/tr

Yasaklı sitelere giriş mümkün mü?

Çeşitli sebeplerden dolayı yasaklı site olarak adlandırılan adreslere girişler engelleniyor. Bu yazımızda yasaklı sitelerin neler olduğunu, yasaklı sitelere giriş yollarını anlatacağız.

YASAKLI SİTELER NEDİR?

Ülkemizde dönem dönem farklı etmenler doğrultusunda bir takım internet sitelerine erişim engelleniyor. Girişi kapatılan bu adreslere de yasaklı siteler deniliyor. Wikipedia gibi bilgi veren ya da kumar vb. yasa dışı illegal işlemlerin yapıldığı siteler yasaklı siteler kategorisine giriyor. Mesela Wikipedia bir süre sonra bu listeden çıkarılmıştı, yani yasaklı sitelere giriş izinleri zaman zaman değişiklik gösterebilir. Eğer siz yasaklı olmasına rağmen bir internet sitesine girmek istiyorsanız, elbette bunun da yöntemleri mevcuttur. Gelin birlikte yasaklı sitelere giriş yollarını inceleyelim…

YASAKLI SİTELERE NASIL GİRİLİR?

TİB, mahkeme ya da savcılıklar tarafından yasaklı olarak adlandırılan ve girişe kapatılan neredeyse 50 bin web sitesi bulunuyor. Haklı ya da haksız bilinmez sansüre uğrayan tüm sitelere girmenin birtakım yolları mevcut. Siz de bu adımları takip ederek yasaklı sitelere giriş imkanı bulabilirsiniz.

Girişi engelli sitelere ulaşmak için ilk olarak VPN kullanmalısınız. Hem hızlı hem de kolay bir şekilde uygulayabileceğiniz VPN kullanımı, pek çok işletim sisteminde desteklenir. VPN ile bilgisayarınız ya da akıllı telefonunuz yasaklı sitelere girebilir. Bunu da cihazınızı internet üzerinden başka bir sunucu adı verilen cihaza bağlayarak yapar. Yani kısaca başka bir bilgisayarın ya da telefonun internetini kullanarak rahatça istediğiniz sitelere erişim sağlayabilirsiniz. Kullanılan sunucu başka bir ülkeden de olabilir. O zaman çok daha rahat bir biçimde yabancı ülke şartlarında intenet sitelerinde gezinebilirsiniz.

Yasaklı sitelere girişin bir diğer yolu da VPN yöntemi kadar güvenli olmasa da yüzlerce proxy siteden birini kullanmak olabilir. Proxy internet sitesi, girmek istediğiniz engelli siteyi ISS’lerden sakınır. Böylece istediğiniz siteye giriş izni alabilirsiniz.

Yukarıda anlattığımız yasaklı sitelere giriş alternatiflerinin dışında da yapılabilecekler bulunuyor. Mesela URL yerine IP kullanarak engellenmiş bir siteye ulaşabilirsiniz. Tarayıcılarda ağ Proxy’sini değiştirmek de bir seçenek olabilir. Sitenin RSS Feed’ini kullanma ya da TOR gibi IP Anonymizer kullanımı da yasaklı sitelere nasıl gireceğiniz sorusunun cevabı olabilir.

Telefondan Wetransfer nasıl kullanılır?

Bu yazımızda size kolay ve hızlı bir şekilde dosya gönderimi yapmayı sağlayan Wetransfer uygulamasını, telefondan Wetransfer’in nasıl kullanılacağını anlattık.

İş hayatında ya da özel yaşamınızda sevdiklerinizle, iş yaptığınız kişilerle çeşitli sebeplerden dolayı dosya gönderimi yapmanız gerekebilir. Bu noktada insanların en çok zorlandığı konulardan biri, boyut sınırını aşmak oluyor. USB bellek ve disklerin çevrimiçi hizmet vermediğini düşündüğümüzde döküman gönderimi için kullanılabilecek birkaç seçenek kalıyor. E-mail üzerinden, Drive, Dropbox gibi uygulamalar karşı tarafa gönderim yapmanızı sağlar ama verilerin saklanmasını da gerçekleştirir. Hem depolama sorunu yaşamamak için hem de oturum açma, giriş yapma gibi uzun süreçlerle uğraşmamak için WeTransfer ile tanışın.

WETRANSFER NEDİR?

Üye olmadan ücretsiz bir şekilde dosya gönderimi yapmanızı sağlayan Wetransfer hem mobil olarak telefondan hem de bilgisayar üzerinden kullanılabilir. 2 GB boyutuna kadar veri gönderebileceğiniz sistemin pek çok avantajı da bulunuyor.

Mesela bu uygulamada istediğiniz kadar gönderim yapabilirsiniz. Her döküman bir hafta süre ile sunucu içerisinde depolanır, sonra kendiliğinden silinir. Karşı tarafa gönderim sırasında mesaj yazabilirsiniz, verilerin bulunduğu linki ayrıca e posta olarak da istediğiniz kişilere iletebilirsiniz.

WETRANSFER NASIL KULLANILIR?

Wetransfer kullanmak için ilk olarak web sitesini açın. Premium ya da ücretsiz kullanım seçeneğine tıklayın. Ücretsiz kullanırsanız boyut sınırınız 2 GB’tır. Zip ya da rar yaparak sıkıştırmış olduğunuz dosyaları yükleme alanına bırakın. Ardından sizin ve gönderim yapacağınız kişinin e mail adresini yazın. Bu noktada isterseniz konu ile ilgili bir mesaj da oluşturabilirsiniz. Sonrasında gönder butonuna tıklayarak işlemi başlatın. Süreç tamamlandığında iki mail adresinde de bilgilendirme maili gitmiş olacaktır.

WETRANSFER TELEFONDA NASIL KULLANILIR?

Akıllı telefonlarınızdan WeTransfer uygulamasını kullanarak da istediğiniz dökümanları yollayabilirsiniz. Telefondan Wetransfer nasıl kullanılır sorusunun cevabı için öncelikle hem iOS hem de Android işletim sistemlerinde bulunan uygulamayı telefonunuz indirin. İstediğiniz dosyaları seçerek gönderme butonuna tıklayın. Sırasıyla mail adresinizi ve iletilecek kişinin e posta adresini yazın. Masaüstü sürümünde olduğu gibi telefondan Wetransfer kullanımında da mesaj gönderme alanı bulunuyor. Hepsini tamamladıktan sonra transfer işlemini başlatabilirsiniz.

E-Devlet Şifresi Alma İşlemi Nasıl Yapılır?

Dijital ortamda birçok devlet dairesinde halledilebilecek işleri kolaylaştırarak vatandaşlarına sunan e-Devlet sistemine giriş, şifre ile yapılır. Peki, e-Devlet şifresi alma işlemi nasıl yapılır?

E-DEVLET NEDİR?

e-Devlet şifresi alma işleminin nasıl yapıldığından önce bu sistemi tanımalıyız. Türk vatandaşlarının hayatını kolaylaştıran, devlet dairelerindeki yoğunluğu azaltan bu sistem; kısaca devlet hizmetlerinin elektronik ortamda verilmesi olarak açıklanabilir. Devlet hem güvenli, kaliteli hem de kolay bir şekilde vatandaşları ile iletişim kurabiliyor; onların isteklerine sistem üzerinden cevap veriyor. e-Devlet Kapısı’nın temel hedefi de kamu hizmetlerini vatandaşlara ve tüm kurumlara bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak sunmaktır.

E-DEVLET KAPISINDA VERİLEN HİZMETLER

Farklı alanlarda çeşitli işlemler yapabilme olanağı sunan e-Devlet sistemi üzerinde sunulan hizmetleri; Bilgilendirme hizmetleri, Entegre elektronik hizmetler, Ödeme işlemleri ve Kurum ve kuruluşlara kısa yollar olarak dört başlıkta sayabiliriz. Bunun yanı sıra buradan yapılacak işlemler için vergi, harç vb. ödemeleri de vatandaşlar güvenli bir şekilde gönül rahatlığı ile gerçekleştirebilirler.

Ayrıca e-Devlet şifresi alarak sisteme giriş yapan tüm vatandaşlar soy ağacı sorgulama, adli sicil kaydı alma, sigorta bilgilerini görme, veraset ilamı alma gibi daha birçok hizmetten faydalanabilirler.

E-DEVLET ŞİFRESİ NASIL ALINIR?

e-Devlet sitesinin tüm dünya tarafından taktir edilen en önemli özelliği, mobil imza ya da elektronik imza gibi güvenli altyapılara sahip olmasıdır. Sisteme girebilmek için her vatandaşın bir e-Devlet şifresi ile kimlik doğrulaması yapması gerekmektedir. Bunun için mobil veya e-imza kullanmayan kişiler e-Devlet şifre alma başvurusu yaparlar. Kimlik ile şahsen başvuru yaparak PTT Merkez müdürlüklerinden, yetkili şubelerden e-Devlet şifresi alma işlemi kolaylıkla gerçekleştirilebilir. Yurt dışında ise bu işlem elçilik ya da konsolosluklardan yapılır. e-Devlet şifresi aldıktan sonra siteye gelerek giriş yapın. Bu noktada sizden yeni bir özgün şifre oluşturmanız istenir. Belirtilen kriterlere uygun bir şifre yazdıktan sonra artık e-Devlet sistemine bu şifre ile girmeniz gerekir. Ayrıca T.C. kimlik numarası ile birlikte e-Devlet şifresi ile giriş, Mobil imza ile giriş, Elektronik imza ile giriş(e-imza) ve İnternet bankacılığı ile giriş yöntemleri de kullanılabilir.

E-okula nasıl girilir?

Veliler, öğrenciler ve idareciler için birçok veriyi bir arada bulunduran e-okul sistemine giriş her kategori için ayrı yapılıyor. Bu yazımızda size e-okula nasıl girilir sorusunun cevabını vereceğiz.

Eğitim öğretim hayatının tüm işlemlerini dijital ortama taşıyan, vakit tasarrufu sağlayan e-Okul sistemi hem okulda çalışan öğretmen ve idarecilerin hem de öğrenciler ve velilerin yüzlerini güldürüyor. Peki, e-Okul nedir, tam anlamıyla içerisinde hangi bilgilere ulaşabilirsiniz?

E-OKUL NEDİR?

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ortaya konulan e-Okul Yönetim Bilgi Sistemi, aslında bir web sitesidir. Bu site içerisinde iki farklı e-Okul girişi bulunur. Bunlardan birisi idarecilerin bilgi giriş sistemi diğeri ise Veli Bilgilendirme Sistemi’dir. Bu noktada aklınıza gelebilecek e-Okul’a nasıl girilir sorusunu birazdan yanıtlayacağız. Önce bu site içerisinde sizi neler bekliyor, onları anlatalım…

Sisteme giriş yapan veli ve öğrenciler buradan devamsızlık bilgisi, okula geç gidilen günler, sınav sonuçları, sınav tarihleri, haftalık ders programı, davranış notları gibi daha pek çok bilgilendirmeyi rahatlıkla görebilir. e-Okul sistemine giren idareciler ise sistem içerisinde bu bilgilendirmeleri girecekleri alanları görürler. Her öğretmen ve idareci sorumluluğunu taşıdığı öğrencilerin sınav not, tarihi vb. verileri sisteme girmekle yükümlüdür. Bunların dışında mesleki konularla ilgili kategoriler de bu girişi yapan kişilerin karşısına çıkacaktır.

E-OKUL’A NASIL GİRİLİR?

Yukarıda da değindiğimiz gibi e-Okul giriş sistemi iki bölümden yapılıyor. Çocuklarının eğitim durumunu merak eden veliler, kısaca VBS olarak bilinen Veli Bilgilendirme Sistemi’ne giriş yapmalıdırlar. Peki, VBS girişi nasıl oluyor? Öğrencinin TC kimlik numarası ile okuldaki numarasını bilen her veli, sisteme giriş yapabilir. Bu bilgilerle ekrandaki güvenlik kodunu yazması yeterli olur.

e-Okul sistemine idareci ve öğretmenlerin girişi de oldukça basittir. Bu kişiler, kendilerine atanan kullanıcı adı ve şifrenin yanı sıra güvenlik kodunu yazarak sisteme giriş yapabilirler.

E-OKUL ŞİFRESİ NASIL DEĞİŞTİRİLİR?

Şifrelerini unutan öğretmenler, idare çalışanları eokul.meb.gov.tr sitesinin sağ üst bölümünde yer alan Şifremi Unuttum menüsüne tıklayarak bir başka sayfaya yönlendirilir. Burada TC kimlik no, cep telefonu, doğum tarihi, bir yakınının kimlik numarası gibi kişisel bilgilerini girmesi istenir. Tüm alanlar doldurulup onaylandıktan sonra cep telefonuna gelen bir mesaj ile e-Okul şifre değiştirme işlemi onaylanmış olur.

Wetransfer silinen dosyalar geri getirme işlemi

Pratik bir şekilde dosya gönderimi yapmanızı sağlayan Wetransfer’in bilmediğiniz pek çok özelliği bulunuyor. Bu yazımızda size Wetransfer silinen dosyalar geri getirme işleminin mümkün olup olmadığını, varsa nasıl yapılacağını anlatacağız.

NEDEN WETRANSFER KULLANMALISINIZ?

Rakip dosya gönderim uygulamaları gibi karmaşık bir yapıya sahip olmayan Wetransfer’de, tüm adımları hızlı bir şekilde tamamlayabilirsiniz. Üstelik bu hayat kurtaran sistemi kullanmak için herhangi bir şekilde üyelik oluşturmanız, oturum açmanız, giriş yapmanız da gerekmez. Sadece web sitesine girerek istediğiniz dosyaları gerekli yere yüklemeniz, iletilecek kişinin ve kendinizin mail adresini yazmanız yeterlidir. Bu noktada arzu edenler dosya gönderimi ile ilgili mesajlarını yazabilecek bir alan da kullanabilirler. İnternet hızınıza bağlı olarak kısa bir zaman zarfı içerisinde Wetransfer üzerinden dökümanlarınız karşı tarafa iletilir. Sizin mailinize gönderimin tamamlandığı bilgisi verilir. Karşı tarafın mail adresine ise dökümanları indirebileceği bir link gönderilir. Dilerseniz bu linki istediğiniz herkese siz de gönderebilirsiniz.

WETRANSFER’DE KAÇ GB GÖNDERİLEBİLİR?

Wetransfer uygulamasını hem bilgisayardan hem de akıllı telefonlarınız üzerinden kullanabilirsiniz. Her yerde sistem iki türde ilerler; birincisi ücretsiz kullanım seçeneği diğeri ise Plus kullanım şeklidir. Masaüstü kullanımda ücretsiz olarak 2 GB boyutuna kadar dosya gönderimi yapılır. Mobilde ise bu boyut 10 GB’a kadar çıkar. Kullanıcısına büyük dosya gönderim kolaylığı sunan Wetransfer Plus sisteminde ise kişiler 20 GB’a kadar döküman gönderimi sağlayabilirler. Ayrıca kişiselleştirilmiş ara yüz seçeneği, 100 GB’lık bulut kullanım alanı gibi ayrıcalıklardan da yararlanırlar.

WETRANSFER’DE SİLİNEN DOSYALAR GERİ GETİRİLEBİLİR Mİ?

Kullanıcılarının en çok merak ettiği konulardan birisi de Wetransfer silinen dosyaları geri getirme işleminin yapılıp yapılamayacağıdır. Bu konuda malesef kurallar çok net; getirilemez. Wetransfer üzerinden dosya gönderimi yaptıktan sonra tüm veriler 7 gün süresince alıcı ve gönderen tarafında depolanır. Bu süreç içerisinde dosyaya tekrar tekrar ulaşılabilir. Ancak bir haftalık süre sonrasında Wetransfer silinen dosyalar geri getirilemez.

Türk Telekom İle Anlaşma Sağlayan Google Sunucuları Türkiye’ye Geliyor

Google, internet alt yapısının büyük çoğunluğunu tek başına yönetiyor. Üretmiş olduğu uygulamalar sayesinde hayatımızın her alanına girerek olmazsa olmazı bizlere öğreten Google, yurt dışında bulunan sunuculardan bizlere hizmet sağlıyor. Türkiye’de de ciddi kullanıcıya sahip firma kullanıcıların veri akışı sırasında en iyi hizmeti sağlaması adına sunucularının yarısını Türkiye’ye getirme kararı aldı. Türkiye internet alt yapısında en önemli ve zorlu görevi üstlenmekte olan Türk Telekom Google firmasıyla yapmış olduğu yeni anlaşmaya göre Google internet trafiğinin yüzde 50’si Türkiye’de bulunan sunuculardan yönetilecek.

Dünyanın en büyük teknoloji alt yapısına sahip olan Google yakın zamanda rekabet kurumuyla yaşamış olduğu çekiştirmelerle gündeme gelirken, Bir diğer yandan da Türk Telekom ile büyük anlaşma imzalandığını açıkladı. Ülkemiz adına büyük projelere imza atan Türk Telekom şirketi daha önceden Facebook ile yaptığı müzakerelerde sistem sunucularını yine aynı şekilde Türkiye üzerinden yönetilmesi adına görüşmeler sağlandığını belirtti. Şimdi de benzer bir adımla karşımıza çıkarak 16 Aralık Pazartesi günü yapılan karşılıklı anlaşmayla sistemin Türkiye’den yönetilmesi adına ilk adımlar atılmış durumda.

2020 Yılından İtibaren Sözleşme Yürürlüğe Geçecek

Google ile yapılan anlaşma çerçevesi içerisinde sunucular ilk etapta 8 ayrı merkezde kurulacak. Trafik yönetiminin tamamen Türk Telekom tarafından yönetilmesi yüzde 50 civarlarında olacak. Sistemlerin kurulması ve biran önce faaliyete geçmesi 2020 yılının çeyreğinden itibaren başlayacak. Yapılacak olan çalışmaların başarı elde etmesiyle birlikte ilerleyen süreçlerde yüzde 50’lik süreci yüzde 80 oranına çıkartılacağı da söyleniliyor. Facebook ve Google internet trafiği Türkiye’de yüzde 75 civarlarında hizmet sunuyor.

Türk Telekom’unda atılımıyla internet alt yapıları daha iyi hale getirilip, Türkiye üzerinden giriş yapan 80 milyon kullanıcı daha yüksek performanslarda hizmet alacaklardır. Yapılan sözleşme her iki tarafta da kesinleşmiş bulunuyor. Yapılan yenilikler sayesinde kullanıcılar internet ortamında daha hızlı, güvenilir, ve kaliteli hizmet alabileceklerdir. En önemli avantajlardan bir tanesi de kullanıcıların verilerini yurt dışında daha az seviyeye indirmesidir. Yani internet kullanan vatandaşlar verilerini kolaylıkla paylaşabilecek durumla gelecekler. Çünkü sistem verilerinin Türkiye’de olması verilerin daha iyi korunmasına olanak tanıyacaktır.

Yapılan Anlaşma’nın Rekabet Kurumuyla İlgisi Bulunuyor Mu?

Geçtiğimiz aylarda rekabet kuruluyla ciddi atışmalarda bulunan Google, kurumun kesmiş olduğu cezaları yersiz bularak Android gibi Google altında gelişen uygulamaların Türkiye’den çekileceğine karar vermişti. Tam bu sırada da Türk Telekom ile anlaşmaya varan Google kullanıcıların kafasını karıştırmış bulunuyor.

Fakat Google internet sektöründe çok büyük hizmetler sağlayan firmalar arasında yer alıyor. Bununla birlikte farklı sektörlerde de hizmetler sağlayan Google’ un kesilen cezaya karşılık olarak yapılan sözleşmenin birbirleriyle bağlantısını olmadığını belirtmek isteriz. Türk Telekom yaptığı büyük atılımlarla birlikte Türkiye’de internet alt yapısını oldukça ciddi konumlara getirmiş bulunuyor. İleriki süreçlerde daha farklı alanlarda da hizmet sunmayı planlayan Türk Telekom iyileştirme çalışmaları için çalışmalarına devam edeceğini belirtti.

Yeni Tesla Cybertruck Elektrikli Pikap İncelemesi

Tesla bu yıl yeni bir elektrikli pikap üretimine eğildi. Aynı isim altında 3 farklı motor tipi araç üretti. Bu araçların 3 motorlu olanı 68.000 Avro, tek motorlu olanı 39,000 Avro ve çift motorlu olanı ise 48.000 Avro başlangıç fiyatları ile   satışa çıktı. Bu makalede Yeni Tesla Cybertruck Elektrikli Pikap modelini inceliyoruz.

3 Motorlu Yeni Tesla Cybertruck Elektrikli Pikap:

Bu aracın menzili 750 km olup, hızlı tam dolum ile 710 km yol yapabiliyorsunuz. Aracın maksimum hızı saatte 210 km olup sadece 3 saniyede araç sıfırdan 100 km hıza erişebiliyor.  600 kW gücü olan bu araç 1400 Nm tork değerine sahiptir. 44 dakikada pili tam olarak doldurabiliyorsunuz. 22 saatte normal hızda aracı şarj edebiliyorsunuz. Araba 100 km’de 26.7 kW enerji harcıyor. 2850 L kargo hacmi olan 3 motorlu Yeni Tesla Cybertruck Elektrikli Pikap 6 kişilik olarak tasarlandı. Camları ve kaportası son derece güçlendirilmiş olan aracı çiftçiler rahatlıkla tercih edebilir. Araç Almanya’da 75.000 Avro fiyatla satılıyor.  Birleşik krallıkta 68.000 Avro fiyata satılıyor. Aracı sipariş edenler 2022 yılının aralık ayında teslim alacaklar.

1 Motorlu Yeni Tesla Cybertruck Elektrikli Pikap

45.000 TL fiyatla satılan bu araç 7 saniyede 100 km hıza ulaşıyor.  En yüksek hızı 180 km/h olan bu aracın aküsü hızlı şarj ile 312 km yol kat edebilirsiniz. Normal şarj ile 11 saatte dolan aküsü saatte 36 km yapabileceğiniz şekilde doluyor. Bu aracın da kargo hacmi 2850 L olarak tasarlandı.  6 kişilik aracın uzunluğu 5 m 88 cm, yüksekliği 1.9 m ve boş ağırlığı 2600 kg olarak üretildi.

Çift motorlu Yeni Tesla Cybertruck Elektrikli Pikap

Son üretilen bu varyant 5 saniyede 100 km/h hıza erişebiliyor. Ayrıca bu araç saatte 190 km yol alabiliyor. Menzili 460 km olan aracın 460 km menzili var. 48.000 Avro fiyatla satılan bu araç  Almanya’da 55.000 Avro fiyatla satılacak. Siparişler 2022 yılının mart ayında sonuçlanacak. 27 dakikada hızlı şarj ile dolan bu araç, bu sürede 368 km yol yapabilecek. Normal şarj ile 13 saatte doluyor.  Normal şarj ile 13 saatte aracı 460 km götürebiliyorsunuz.

Yemliha Toker

Growth Hacking Nedir?

Growth Hacking, son yıllarda ön plana çıkan bir iş yapılandırma ve büyüme planlarının tamamıdır. Kelime anlamına baktığımızda, nekadarda sanal korsanlığı anımsatsa da alakası yoktur takibi. Burada mantık olarak, yeni kurulmuş bir projenin, en küçük bütçeler ile nasıl maksimum kapasitede büyüyeceği konusunda bir yol haritası çizme durumudur. Böylece sınırlı olan kaynakların maksimum fayda ile kullanılması sağlanmış olacaktır. Buradan da anlayacağımız üzere Growth Hacking,  büyüme stratejisidir.

Growth Hacking’i iki bölümde ele alıp öncelikle Growth, yani büyüme kısmına bakmamız gerekiyor. Growth ile anlamamız gereken şey websitemize gelen trafik miktarı, sosyal medya kanallarımızdaki takipçi sayılarımız ve etkileşim durumlarıdır. Growth Hacking kavramın 2. Bölümü ise Hacking, ilk başta belirttiğimiz gibi sanal korsanlık veya  ele geçirme operasyonları değil, mevcut problemleri en hızlı ve farklı açılardan yaklaşarak çözme durumudur.

Growth Hacker Nedir?

 

Kısaca Growth Hacking işini yapan kişilere “Growth Hacker” denmektedir. Dijital alanda uzman olan Growth Hackerlar, Arama motoru optimisyonu, istatistik ve analizlerde, kullanıcı analizi ve sosyal medya planlarında, kullanıcı odaklı içerikler gerekli beceriye sahiptirler. Growth Hackerlar aslında online pazarlama ile uğraşıyorlar fakat online pazarlamacılardan farkları ise her türlü konuları analiz etmeleri, test etmeleri ve ölçümleri online  sunmalarıdır. SEO, Google Analytics ve diğer analitik araçları, içerik pazarlaması, A/B testi, viral pazarlama ve sosyal medya pazarlaması ise Growth Hacking konusunda en çok kullanılan kavramlardandır.

Growth Hacking’in online pazarlamaya kıyasla daha çok internet girişimleriyle özdeşleşmesinin sebebi ise daha düşük bütçelere ihtiyaçlar duymasıdır. Growht Hacking’i; Linkendln, Twwitter, Facebook gibi büyük şirketler kullanımaktadır.

Growth Hacking Ne Zaman Sahaya Çıkar

 

İnternet gelişiminde bütçe ve sermaye tüketiminin kısıtlama olması Growht Hacking kavramına ihtiyaç duyularak daha düşük bütçeler ile büyüme planlamasının gerçekleşmesini sağlar. Küçük çaplı sosyal medya projeleri ve firmalar değil günümüzde sıkça kullandığımız sosyal medya ve veri depolama siteleri de aktif olarak bu stratejiyi kullanmaktadır.

Growth Hacking Nasıl Çalışır?

 

1- Veri Analizi

Büyüme ile ilgili sorunları bulabilmek için hem pazarlama çalışmalarınız hem de kullanıcıların internet sitesi uygulamanız içerisinde davranışlarını ince bir şekilde analiz etmeniz gerekir. Growth hackerların bunu yapabilmeleri için dünya genelinde popüler olan Google Analytics, Hotjar, Mixpanel, Kissmetrics gibi araçlara hakim olmaları gerekir.

İlk aşamada bu analizlerin teknik kurumlarını yapmaları gerekir. İkinci aşamada ise bu araçlardan gelen verilerin okunması ve yorumlanması gerekir. Verilerin yorumlanması aşamasında hem istatiksel veriler incelenmeli hem de kullanıcı araştırması, anket gibi istatiksel olmayan yazılı ve sözel verilerin incelenmesi önemlidir.

2- Teknik Bilgi

Büyüme süreci hızlı bir şekilde fikirlerin test edilmesi ve başarısız olan fikirlerin analiz edilip, öğrenilmeyi sağlaması, başarılı olan fikirlerinden daha detaylı olarak uygulanması şeklinde devam eder. Bu süre zarfın da yapılacak büyüme çalışmaları ile ilgili Growth Hackerların teknik bilgisinin yüksek olması beklenir.

3- Kreatif Düşünme

Başarılı Growth Hackerlar problemlere kişilerin getirdiği çözümlerin dışında daha farklı çözümler getirir. Bunu sağlamak ise ancak yaratıcı düşünce ile güçlüdür. Farklı farklı sektörlerde bulunan alanlarda çözümleri bilmeleri ve bunu ele aldıkları problemlere göre nasıl uyarlayabileceklerini düşünebilmeleri gerekir.

 

Exit mobile version