Dişlerin Daha Beyaz Olması İçin İpuçları
Diş beyazlatma deyince akla ilk gelen iki ürün karbonat ve çilektir. Haftada bir veya iki kez bir çileği ezip püre haline getirip dişlerinizin üzerine sürün hatta diş fırçası ile sürülebilir. Bir müddet sonra dişlerin kendiliğinden renginin açıldığını ve parladıklarını göreceksiniz. Karbonatı zeytinyağı ve limon suyu ile karıştırıp dişlerinizi bu karışımla fırçalayın. Bu da oldukça garanti bir yöntemdir. Haftada 1 kez de bunu yapabilirsiniz. Üstelik ağız bakterilerinden de kurtulacaksınız. Karbonatın en iyi alternatifi sofra tuzudur. Tuzla dişlerinizi ovabilirsiniz. Diş beyazlatan bu öneriler aynı zamanda diş taşını, bakterileri ve iltihabı da önler. Ağzı tamamen temizler ve nefes kokusunu önler. Tuz ve sirke karışımı da çok etkili bir diş beyazlatma yöntemidir. Havuç, salatalık ve brokoli gibi sebzeler de dişleri güzelce temizler. Adaçayını dişleri fırçaladıktan sonra gargara olarak kullanın. Gliserin de dişleri aydınlatır. Adaçayı tarçın ve karbonat karışımı ile her gece gargara yapın ve bir haftada etkisini görün.
Kategori: Teknoloji Haberleri
Tüm Dünya ve Türkiye’den en son teknoloji haberlerini sitemizden okuyun
Kafeinin Sağlığa Etkileri
Kafeinin Sağlığa Etkileri
Tüm kahve türleri, çay ve kola gibi ürünlerde kafein bulunur. Kafein kimilerine göre yararlı kimilerine göre de zararlıdır. Doğada bitkilerin meyvelerinde bulunan bir madde olan kafein yiyecek ve içeceklerde doğal yollarla da bulunur, katkı maddesi olarak da eklenebilir. En bilinen özelliği uyarıcı olmasıdır. Kafeini hafifletip kullanmak daha doğru. Örneğin kahveyi sütlü içmek, çayı meyveli veya bitki çayı içmek, sütlü çikolata yemek gibi. Stres ve yüksek tansiyon hastalığını bir arada yaşayanlar kahve tüketmemeli. Ancak kahve tansiyon hastalığına sebep de değil. Dinç ve uyanık kalmayı sağlıyor. Kan damarlarını genişletiyor, kalp ritmini artırıyor. İdrara sık çıkmayı sağlıyor. İdrara çıkma problemi olanlara faydalı. Sürekli tüketilince kesinlikle bağımlılık yapıyor. Özellikle kahve tiryakilerine dikkat. Parkinson gibi zihinsel hastalıkları önlüyor. Fazla kafein tüketimi baş ağrısı da yapabilir. Huzursuzluk, stres, uykunun ertelenmesi, bazen kadınsal ve cinsel sorunlar da yapabilir. Kafeinin yararlı ve zararlı etkileri bünyeden bünyeye değişir. Kalp hastalığı yapmaz ancak ritim sorunlarına yol açabilir. Dikkatli tüketmek gerekir.
Ozon Terapisi
Ozon Terapisi
Son yıllara göre alternatif tıp yöntemlerinin başında ozon terapisi yer alıyor.
Ozon Terapisinin Ne Gibi Faydaları Vardır?
Son yıllara göre Ozon Terapi alternatif tıp yöntemlerinin başında yer alıyor. Stresten kansere, iktidarsızlığa, yaşlılığa çare oluyor. ABD’de bu tedaviye yıl içerisinde 3 milyar doları geçen paralar harcanıyor. Ozon terapi sporcular için doping olarak kullanılıyor. Yaşlanmayı engellemek için en çok erkeklerde kullanılıyor. Erkeklerdeki cinsel rahatsızlıklarda dolaşımı sağladığı için kullanılıyor. Ayrıca bağışıklık sistemini de kuvvetlendirir. Terapinin bir seansı yarım saat sürmektedir. Seanslardan sonra yorucu işlerden uzak durmak gerekir. Pek çok rahatsızlığın tedavisinde kullanılır.
Ozon Nedir Nelerden Korur?
Ozon (O3) 3 oksijen atomundan oluşan bir gaz çeşididir. Sabit olmayan bir bileşen olduğu için oksijene (O2) dönüşür. Renksiz ve değişik kokusu vardır. Yunancada Tanrının Notası anlamına gelir. İlk kez 1840 yılında ismi Christion Friedrich Schonblen olan Alman bir kimyacı tarafından bulundu. Bakteri ve virüsleri yok etmesi ve güçlü bir ayrışmaya sahip olmasından dolayı su arıtma tesislerinde bakteri öldürücü olarak kullanılmaktadır.
Türkiye’de çok bilinmediği için birkaç klinik tarafından kullanılmaktadır. Yurt dışında çok pahalı bir yöntemdir. Türkiye’de ve Dünyada her geçen gün yaygınlaşmaktadır.
Ozon Kanserden Korunmayı Sağlar
Almanlar tarafından 1. Dünya Savaşında bulunmuştur. Kan yıkama yöntemi olarak adlandırılan Ozon Terapi senede en az 5 seans yaptırılarak bağışıklık sistemini güçlendirir. Kanser gibi ölümle sonuçlanan hastalıklara yakalanma riskini azaltır.
Stres Nedeniyle Oksijensiz Kalıyoruz
Yaşamımızı devam ettirebilmemiz için oksijene ihtiyacımız vardır.Fakat yaşamımızda bazen beynimizde ve vücudumuzda oksijen azalabiliyor.
Hayat mücadelesi, iş, ailesel ve kişisel sıkıntılar, hazır gıdalar, çevre kirliliği, alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklar, yanlış beslenme ve yaşam şeklimiz, hareketsizlik, hastalıklar vb. strese neden olan etkenlerden bazılarıdır. Bir de bunlara yaşlanma süresini de eklediğimiz zaman vücudumuzun oksijene daha fazla ihtiyacı oluyor. Oksijenimiz az olduğunda vücudumuzdaki fonksiyonlarda aksamalar oluyor. Ozon terapisi iste tam bu nokta da devreye girerek gerekli olan oksijeni vücudumuzun almasını sağlıyor.
Pek çok ülkede (Almanya, ABD, İngiltere gibi ) özel hastanelerde ozon tedavisi yapılmaktadır. Yaklaşık 8 bin doktor Almanya’da ozon tedavisini yapmaktadır.
Kanser Tedavisinde Tamamlayıcı Etkisi Vardır
Düşük dozlarda “majör otohemoterapi” veya”minorotohemoterapi” adı verilen hastadan kan alma işlemi ile ozon kullanılarak kanser hastasına kan geri verilir. Aktif hale getirilmiş oksijenin bağışıklık sistemini uyararak en ince damarda bile esnek olarak hareket etmesini sağlıyor. Anemi gibi kanla ilgili rahatsızlığı olanlarda uygulanmıyor.
Ozon terapisi, zayıf bağışıklığı olan herkeste etkilidir. Bu gaz ciltten emilerek alındığı zaman yaşlanmaya neden olan etkenleri oksijeni artırarak engelliyor. Kireçlenmelerde, sporcuların enerjisini artırmada, ameliyattan sonraki halsizliği gidermekte yararlıdır.Şeker hastalarında açık yarasının kapatılmasında da kullanılır.
Ozon Sauna Nedir Yararları Nelerdir?
Toksin atıcı, sindirim ve dolaşım düzenleyici, Selülit giderici, cildi sıkılaştırıcı ve güzelleştirici etkisinin yanı sıra en önemlisi performanslı zayıflamayı sağlamasıdır.
Sarkık vücutlar, selülit gibi etkenleri ortadan kaldırmak için kullanılır.
Derinin 4-6 cm altına ısı verilerek terapi yapılıyor. Buharlı saunaya göre daha fazla terleme ile toksinleri ve yağları dışarı atar.
Isının etkisi ile açılan gözeneklerden emilerek lenfe, kana ve yağ dokusuna ulaşır. Lenf toksinlerden arınmayı sağlar. Cildi temizler, kan dolaşımını hızlandırır ve kasları gevşetir.
- Zararlı maddelerin vücuttan atılmasını sağlar.
- Kan dolaşımının hızlanmasıyla zayıflamayı sağlar.
- Toksinler böbrek yoluyla değil vücuttan atılır ve böbreğe faydalıdır.
- Ozon bakteri ve virüs kaynaklı birçok hastalığa karşı vücudumuzu korur.
- Hayatımızda önemli olan hormonal görevleri aktif hale getirerek sağlıklı çalıştırır.
- Yorgunluğu yok eder.
- Ağrıya sebep olan ödem ve toksinlerin ısı ve oksijen yardımıyla yok edilmesini sağlar.
- Birçok mikroba bakteriye karşı vücudumuzu korur.
- Bakteri, mantar gibi hastalıklara neden olan organizmaları öldürür.
- Ölü hücreleri dökerek genç ve sağlıklı hücrelerin gelmesini sağlar.
- Selülit gibi kötü görünümlerin oluşmasını engeller.
- Kansere neden olan önemli etkenlerin giderilmesinde koruyucu yararı vardır.
- Beyini geliştirir.
- Depresyon gibi ruhsal bozuklukları azaltır.
Ozon Sauna Kimlere Uygulanmalıdır?
Ozon terapinin faydalarını isteyen herkese yapılabilir. Hastalığı veya herhangi bir sağlık sorunu olması şart değildir. Sağlıklı insanda yaptırabilir.
Ozon Sauna Kimlere Uygulanmamalıdır?
Uygulanmaması gereken özel bir neden yoktur. Ancak hipertiroid ve konjenital favizm de dikkatli olmakta yarar vardır. Kalp hastalarında ise düşük ısı ile uygulanması daha doğru olacaktır.
Üveit
Üveit
Oldukça farklı bir yapıya sahip olan göz kendi içinde bir çok tabakaya ayrılır. Genel olarak en iç kısımda retina tabakası bulunur, bu tabakanın dışında ise gözü tutan ve şekli veren 2 tabakanın da oldukça hayati önemi bulunmaktadır. Göz damarlarının bulunduğu orta tabakaya üvea denir. Gözü besleme gibi önemli bir görevi olan bu tabakada oluşan hastalığa da üveit adı verilmiştir. Her hangi bir parazitin bu bölgeye yerleşmesi ile devam eden rahatsızlık erken teşhis edilmez ise körlüğe kadar gidebilecek sorunlar ile karşılaşabilirsiniz.
Üveit hastalığı halen tam olarak hangi etken ile vuku bulduğu kanıtlanamamıştır. Her hastalıkta olduğu gibi gözde meydana gelen üveit içinde bazı belirtiler hastalık öncesinde size haber verir. Gözünüze gelen parlak ışıklara aşırı duyarlılık, çevrenizdeki objeleri ve nesneleri tam görememe ya da bulanık görme, gözlerde dıştan içe doğru yayılan kızarma bu hastalığın ilk belirtileridir. Ancak en önemli belirtisi gözlerde aşırı yaşarma ve akıntıdır. Akıntı ile başlayan bir göz probleminiz varsa hiç vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun.
Üveit tedavisi için kullanılan damlalar görme kalitenizi oldukça düşürür bu nedenle taşıt kullanmanız oldukça riskli olacaktır. Parlaklığa çok maruz kalmamak için sürekli güneş gözlüğü kullanmak da gözünüz için oldukça faydalıdır. Tedavi sürecinde sürekli hastanın kontrol altında tutulması ve ilerlemeye bağlı ilaç tedavisinde değişiklik yapmak hastalığın daha erken iyileşmesine yardımcı olur.
Üvea, Üveit hastalığı, Üveit tedavisi
Şaşılık, şaşılık sorunu
Gözlerde meydana gelen görsel sıkıntının biride şaşılıktır. Gözlerin birbirlerine göre faklı yönlerde olması şeklinde başlayan bu rahatsızlık bazı kişilerde günün bazı saatlerinde olmasına karşın bazılarında ise süreklilik arz eder. Kız ya da erkekte görülme sıklığı farklı olmamakla birlikte bu rahatsızlığın kız erkek artımı yoktur. Kayıtlara göre görülme sıklığı %4 seviyelerinde olan bu göz hastalığının nedeni hala tam olarak bilinmiyor.
Yeni doğan bebeklerde gelişim sürecinin 3 ayı tamamlaması sonrası tamamen belirgin hale gelen şaşılık fark edildiği anda doktora gösterilmelidir. Muayene de yapılacak bazı testler ve kontroller sonucu belirlenir. Sorun belirlendikten sonra çözüm yöntemleri arasından en uygunu seçilerek tedavi süreci başlar. Tedavi yöntemleri şaşılık derecesine göre değişir. Bazı şaşılık derecelerinde günün belirli zamanlarında doktorun belirlediği göz egzersizleri yapmak yeterli olurken, başka metotta ise iki görmeyi azaltan prizma şeklindeki gözlükleri kullanması sağlanır.
Bazı ileri düzey şaşılık problemlerinde iğne veya ameliyat uygulaması da yapılabilir. Enjeksiyon tedavisinde bazı göz kaslarına uygulanan kas katılaştırma işlemi ile gözlerdeki kaymanın azaltılması veya tamamen ortadan kaldırılması sağlanabilir. Ameliyat düzeyinde olan rahatsızlıklarda ise gözlerde oluşan ağrıların önüne geçilebilir.
Genel olarak şaşılık sorunu hipermetropi rahatsızlığı olan hastalarda daha fazla görünürken, uzağı göremeyen gözlerde daha az gözlemlenmiştir. Dışarıdan alınan her hangi bir vitamin ya da besinin şaşılık üzerine hiç bir etkisi yoktur.
Sarı Nokta Hastalığı (Makula Dejenerasyonu) nedir
Sarı Nokta Hastalığı (Makula Dejenerasyonu) nedir
Bilindiği gibi göz içerisinde oldukça yoğun görme hücreleri vardır. Bu görme hücrelerinin yoğunlaştığı bölge olan sarı nokta yani makula lutea, gözdeki işlevsellik bakımından en önemli bölgedir diyebiliriz. Gözlerimizin net ve oldukça keskin bir görünüm elde edebilmesi bu bölgeye bağlıdır. Sarı nokta şeklinde adlandırılan bölgede bulunan görme hücreleri yaş ilerledikçe işlevselliğini yitirir ve buna bağlı bulanık görme, orta noktayı tam görememe veya görmede düzen bozukluğu şikâyeti baş gösterir. Bu tür şikayetlerin yoğunlaşması sonucu yapılan muayenelerde genellikle sarı nokta hastalığı teşhisi konur.
Makula dejenerasyonu şeklinde isimlendirilen bu rahatsızlığın temel nedenleri kalıtımsal etkiler ve yaşın ilerlemesi olarak kayıtlara geçse de hala tam olarak neden oluştuğu bilinmiyor. Ancak çalışma ortamlarında ultraviyole ışına çok maruz kalan ya da güneşli bölgelerde yaşayan insanlarda bu rahatsızlığın daha fazla görüldüğü yapılan çalışmalarda kanıtlandı.
Sarı nokta hastalığı kendi içinde kuru tip ve yaş tip olarak adlandırılan farklı tiplere ayrılır. Oldukça yüksek oranda kuru tip rahatsızlığına yakalanan vakalar olsa da %10 luk bir değerde de olsa yaş tip sarı nokta rahatsızlığına yakalanan vakaları da görmek mümkün. Kuru tip görme bozukluğu olan hastalarda çok fazla görme kaybı olmasa da bazı hastalarda eğer erken tedavi yapılmaz ise yaş tipe geçme riski vardır. Retina bölgesinde meydana gelen yaş tip sarı nokta hastalarında görme kaybına varan sorunlar ile karşılaşılabilir.
Makula dejenerasyonu, makula lutea, Sarı nokta
Progresiv & Bifokal Gözlük Nedir
Progresiv & Bifokal Gözlük Nedir
Gözlük kullanan kişilerin genel problemlerinden bir tanesi de uzağı ve yakını görebilmek için kullanılan uzak yakın gözlükleridir. İki farklı gözlüğü yanlarında taşımak ve yakın uzak değişikliğini yapmak oldukça zor ve zahmetli bir hal alır. Bu sorunu bilen göz hastalıkları uzmanlarının ve gözlük camlarında kullanılan yüksek teknolojinin bir araya gelmesiyle gelişen gözlükler bu duruma bir son verdi.
Bilindiği gibi gözlüklerin uzak ve yakındaki cisimleri odaklayabilmesi için gözlük camlarının, netleştirmek istediğiniz uzaklığa göre değişmesi gerekir. Ancak yeni teknoloji de aşağıda yazılı olan iki farklı cam teknolojisi ile bu durum ortadan kaldırmak mümkün.
Progresiv Gözlük
Progresif gözlük adı verilen teknoloji ile artık uzaktaki ya da yakındaki cisimleri görebilmek için iki gözlüğe gerek kalmıyor. Mikron hassasiyetinde iş yapan makineler ile üretilen bu camlar oldukça hassas geçişler ile görüntü kalitenizi arttırmakta. Camın belirli ölçülerde bölümleri ayırarak yapılan bu işlemde bazı nesneleri görebilmek için odaklama da yapmaya gerek kalmıyor. Camın alt kısmının daha içbükey olması yakını görebilmek için tasarlanmış olup, üst kısmı ise uzağı görebilmek için tasarlanmıştır.
Bifokal Gözlük
Bikofal gözlük camlar ise progresif camlara göre daha biraz daha görsellik bakımından aşağıda kalıyor. Aynı mantık üzerine yapılmış olan bu Bikofal cam teknolojisi keskin bir şekilde uzak ve yakın görme değişkenliğini hissettirmekte. Camın üst kısmı uzağı, alt kısmı ise yakını gösteriyor. Geçişler ise oldukça sert ve belirgin.
Progresif gözlük, Bikofal gözlük, progresif
Yakını Görememe (presbiyopi)
Yakını Görememe (presbiyopi)
Yaş ilerledikçe gözlerde de bütün vücutta olduğu gibi bazı sıkıntılar ve görme kayıpları olabilir. Bu gibi durumlar insanlar tarafından doğal karşılanmaktadır. Genellikle 40 yaşının üstünde gözlerde meydana gelen esneklik kayıplarında göz yakındaki bir cismi ya da bir yazıyı tam anlamıyla odaklayamayarak bulanık görür. Gözün bu şekilde yaştan dolayı görme yetisindeki azalmaya presbiyopi adı verilir. Bu göz rahatsızlığı ileri yaşlarda olduğu için yaşlı göz diye de tabir edilir.
Bazı göz hastalarında genç yaşlarda hipermetrop rahatsızlığı olmasına karşın bu rahatsızlığın farkına varmadan günlerini sıkıntısız geçirebilirler. Ancak yaşın ilerlemesi ile birlikte çıkacak olan bu piresbiyopi görme sorunu bu tür hastalar için daha zor ve zahmetli bir alışma süreci demektir. Bu tür hastaların tedavisi lazer yöntemi ile yapılabildiği için bu sorundan kurtulmak onlar için biraz daha kolay olur.
Piresbiyopi adı verilen rahatsızlıktan kurtulmanın bir başka yolu ise hastaların muayene sonrası uygulanabilirliğine bakıldıktan sonra yapılan multifokal diye adlandırılan göz içi mercek tedavisidir. Göz içine yerleştirilen özel mercek yardımı ile göz bebeğinde karşılaşılan bu problem sorunsuz şekilde çözülebilir. Ayrıca yeni teknoloji ile gelişmiş olan tedavi yöntemleri ise Intracor diye tabir edilen tedavi yöntemidir. Oldukça basit ve hiç bir riski olmayan bu yöntemde özel makineler ile göz merceğine oldukça düşük lazer ışını etki eder. Mikron düzeyinde yapılan bu etki ile gözde küçük su kabarcıkları oluşturulur ve gözün bu sayede görme özelliği yeniden sağlanır. Bu yönteme benzeyen bir başka metot ise Supracor şeklinde adlandırılır. Oldukça basit olan bu yöntemde de hasta öncesinde muayene edilir.
Presbiyopi, hipermetrop rahatsızlığı
Oküloplasti, göz estetiği, estetik operasyon
Yaş ilerledikçe gözlerde meydana gelen görme bozukluğunun haricinde, göz kenarlarında ve yuvalarında kırışıklıklar meydana gelir. Bu görünümden kurtulmak isteyenler için çalışan oküloplasti adı altındaki tıp bilimi insanları, cerrahi müdahaleler ya da botoks ile eski doğal görünümlerine getiriyor. Bu tür bir müdahaleye girmeden önce nasıl bir görünüm istediğiniz ve uygulanmasını istediğiniz bölgeyi doktorunuza oldukça ayrıntılı şekilde anlatmanız sizin müdahaleden sonra beklediğiniz sonucu almanız için oldukça faydalıdır.
Yüz çevresinde meydana gelen yaşlılık belirtileri zaman içinde yüz ifadenizde istemediğiniz önemli değişikliklere yol açar. Örneğin kaşlarınızda meydana gelen yaşlılık belirtileri sizi mutsuz ya da sinirli gösterirken, göz kapağının üstünün kırışıklığı ise sizi olmadığınız halde yorgun gösterir. Bu tür yüz ifadelerinizi değiştirmek isterseniz oküloplasti bilim dalı çareniz olacaktır diyebiliriz. Yapılacak müdahalelerin oldukça uzman kişiler tarafında yapılması da en önem verilecek kuraldır.
Her estetik tedavi sonrası olduğu gibi göz estetiği öncesi ve sonrasın da yapılması ve uyulması gereken bazı kurallar vardır. Bunlardan en önemlisi estetik operasyon sonrası çok fazla güneşe maruz kalmamak ve kesinlikle dışarı çıktığınızda güneş gözlüğü kullanmaktır. Göz altı torbalarınızın büyümesini istemiyorsanız uyurken yüz üstü uyumaktan vazgeçin, yerçekiminin etkisi ile göz torbalarınız olduğundan daha hızlı büyür.
Kullanacağınız her türlü yüz kremlerine ekstra özen gösterin ve onaylı kremleri kullanın, oldukça hassas olan gözaltı deriniz için size uygun kremi dermatologlara başvurarak alın.
Nöro Oftalmoloji
Nöro Oftalmoloji
Bilindiği gibi sinir sistemi insanların her türlü organını veya uzvunu kontrol edebilmesi için yaratılmış bir sistemdir. İstemli ya da istemsiz tüm hareketlerimiz beyne sinir sistemi sayesinde gelir ve beyinden alınan komut ile hareket eder.
Gözlerde de sinir sisteminin etkisi ile görme ve göz hareketleri oldukça muntazam şekilde yapılır. Ancak bazı sinir sistemi rahatsızlıklarında, gözlerde oluşan şekil bozuklukları ve ya çift görme gibi problemlere rastlanabilir. Bu tür sorunlar için kurulan Nöro Oftalmoloji bölümü göz sinir sistemi rahatsızlıklarını tedavi edebilmek için kurulmuştur. Göze giden damarlar da tıkanma sorunu geçici görme kayıplarına yol açtığı gibi tedavi edilmez ise görme duyusu tamamen kaybedilebilir.
Sarı nokta ve katarakt benzeri göz rahatsızlıkları erken fark edilmediklerinde gözlerde bulunan sinirlere etki eder ve sinirlerin üzerine gelen baskı sonucu da hayati önem taşıyan bir çok organınıza zarar gelebileceği gibi hayati tehlikeye de girebilirsiniz.
Nöro Oftalmoloji bölümü gözlere gelen ani görme bozuklukları veya kayıpları, gün ve gün artan görme kayıpları, göz kaslarının zayıflaması ile gözde meydana gelen şaşılık, aynı şekilde gözleri koruyan kapaklarda dengesiz hareketler ve herhangi bir kaza da göze alınan darbelerde müdahale için eğitim almış doktorların oluşturduğu bir tıp bilimidir. Eğer gözleriniz de sizin de burada yazılan rahatsızlıklara yakın bir sorununuz varsa en kısa zaman da Nöro Oftalmolojiye başvurmanız gerekir.
Nöro Oftalmoloji bölümü, Nöro Oftalmoloji
Miyopluk Nedir
Miyopluk Nedir
Gözlerde kalıtımsal etkiler ile meydana gelen göz küresinin ön ve arka kısmının uzaması sonucu miyop göz rahatsızlığı meydana gelir. Kalıtımsal olan bu rahatsızlıkta hasta uzaktaki nesneleri ya da yazıları bulanık görürler. Ayrıca küçük çocuklarda oldukça hızlı ilerleyen bu durum eğer erken tanı ile fark edilmez ise görme yetisi oldukça zayıflar. Miyop göz rahatsızlığına yakalanan kişilerin yakındaki bir nesneyi görebilmesi oldukça kolay olmasına karşın uzağı görebilmesi zordur. Bu nedenle gözleri kısarak bakma ve ekranlı araçları çok yakından kullanma, gibi hareketlerde bulunan kişiler miyop göz rahatsızlığına sahiptir diyebiliriz.
Gözde meydana gelen fiziksel değişiklikler sonucu ortaya çıkan bu rahatsızlık, göze gelen yansımaların retinanın önünde kesişmesi ile gerçekleşir. Bu yanlış kesişimin nedeni ise gözün ön ve arkasının uzaması sonucu gerçekleşir. Gözlük ya da lens kullanımı ile görme yetisinde düzelme olsa dahi hastalığın ilerlemesine ya da sabit derecede kalmasına etki etmez. Hastalık kalıtımsal olarak hangi değere gelecek ise o değere geldikten sonra yavaşlar ya da tamamen durur.
Doktorların ve uzmanların önerisi her 6 ayda bir gözlerinizi kontrol ettirmenizdir. Göz kontrollerinde erken tanı her zaman size oldukça faydalı sonuçlar elde ettirir. Özellikle gözlerinde miyop ya da hipermetrop sorunu olan ebeveynler, küçük çocuklarını doktora götürmekte gecikmemeliler erken tanı ile gözlerde oluşabilecek sorunların önüne geçilebilir ve tedavi yöntemleri bulunabilir aksi halde çocukları senelerce gözlük ya da lesn kullanmak sorunda kalabilir.
Miyop göz, lens kullanımı, miyop göz rahatsızlığı
LAZER AMELİYATI NEDİR? NASIL YAPILIR?
LAZER AMELİYATI NEDİR? NASIL YAPILIR?
Lazer ameliyatı halk arasındaki göz çizdirme, modern tıp dünyasının günümüz insanlarına sunmuş olduğu bir tedavi yöntemidir. Bu tedavi yönteminde amaç gözümüzün gördüğü yani algıladı ışınların dogru noktada toplanmasını sağlamaktır. Göz net bir şekilde görebilmesi için ışınlar belli odak noktalarında toplanır. Bu notalarda kaymalar olduğunda miyop, hipermetrop, astigmat gibi görme bozuklukları ortaya çıkar. Lazer ameliyatı ile bu görme kusurları ortadan kaldırılır. Yani bozuk olan göz derecesi sıfırlanmış olur. 0,5 dereceye kadar olan numaralar gözlük gerektirmeyen numaralardır. Lazer ameliyatı ile gözlük kullanmayı gerektirmeyecek bir numara elde edilmeye çalışır.
Bu göz çizdirme ameliyatları hastayı sıkmayacak ama onun yararına yapılması gereken bazı işlem basaklarından ibarettir. Her tedavi yönteminde olduğu gibi bu ameliyatların yapımından önce hastanın genel sağlık durumunun ameliyata için uygun olup olmadığına bakılır. Daha sonra göz yapısı incelenir ve yapılacak işlemlere uygunluğu belirlenir. Kişi ve göz yapısı tedaviye uygunsa yapılacak lazer tedavi yöntemine göre işlemler uygulanır. Yapılan işlemler çok kısa sürmekte ve herhangi bir kanama olmamaktadır. Çünkü lazer ameliyatı göz içerisinde damar bulunmayan bölge olan korneada yapıldığından ameliyat esnasında bir kanama olmamaktadır.
Hastalara ameliyat sırasında rahat etmeleri için bir sakinleştirici verilmektedir. Bazı hastaların ameliyat sırasında gözünü kaçırmamak için kendini kasmaları gereksizdir. Çünkü lazer ameliyatında cihaz göz bebeğine odaklanır ve onu takip eder yani gözü yanlışlıklada olsa kaçırmanın bir zararı olmamaktadır. Ameliyat öncesinde de göz uyuşturulduğu için kişi bir agrı ya da sızı çekmemektedir.
Konjonktivit
Bir çok insan gözlerde meydana gelen kaşıntı ve kızarıklığı pek önemsemez, hiç bir şey yapmadan geçmesini bekler. Ancak gözlerde meydana gelen kızarıklık gözünüzde bir iltihaplanmanın olduğunu gösterir. Bu iltihaplanmaların bir kısmı kısa sürede geçse de bir kısmının geçmesi oldukça uzun zaman alır. Tıp dilinde bu iltihaplanmaya konjonktivit adı verilir. Bir birinden farklı çeşitleri olan bu hastalık uygun şekilde tedavi edilmez ise gözlerde ağrı ve kanlı sulanma belirtileri gösterir. Göz içinde konjoktiva adında gözü çevreleyen bir zar bulunur. Bu zarın görevi gözün içini sürekli ıslak tutmak ve göze gelen yabancı malzemeleri ürettiği salgı ile uzaklaştırmaktır. Konjonktivit iltihaplanması oluştuğunda bu tabakada olan göz damarları daha kalınlaşır ve belirginleşir.
Konjonktivit göz hastalığına yakalanmaktan korunabilmenin yollarını araştırmak sağlık açısından oldukça yararlıdır. Çünkü Konjonktivit iltihaplanmasının hangi çeşidine yakalanırsanız yakalanın büyük ihtimal ile size hastalık sonrası bir kusur kalacaktır. Bu nedenle rüzgâra ve güneş ışığına çok maruz kalmamalısınız bu fiziksek etmenler gözlerinizin içindeki sıvının kurumasına sebebiyet vereceğinden oldukça sakınılması gereken etkenlerdir. Çeşitli kimyasallar ve sigaranın olduğu yerlerde çok bulunmamalısınız. Bunların yanında kişisel hijyen kurallarına da uymanız gerekir. Düzenli olarak ellerinizi yıkamak ve lens kullanıyorsanız lenslerin hijyenik olarak saklanmasını sağlamanız bu hastalığa yakalanma riskinizi azaltır.
Oldukça bulaşıcı olan bu rahatsızlığı geçiren insanların kişisel temizlik malzemelerini ve kullandıkları havlu ya da kağıt peçeteleri başkalarının kullanmasını engellemek için çok dikkatli olmalıdır. Hava yoluyla da geçebilen bu rahatsızlığı geçirenlerin tiyatro veya sinema gibi çok insanın olduğu yerlere gitmemesi de hastalığın yayılmasını engelleyici tedbirdir.
KEMİK GÖZLÜKLERİN AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARI
KEMİK GÖZLÜKLERİN AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARI
Kemik gözlük özellikle gözlüğünü çok sık çıkartıp takan kişiler için oldukça avantajlıdır. Çünkü gözlük her çıkartıp takmada azda olsa yamulur bu anlamda kemik gözlük diğer gözlük çeşitlerine göre daha avantajlıdır. Kemik gözlük kullanımı daha rahattır. Çünkü çerçevesiz bir gözlük kadar dikkat gerektirecek bir durum söz konusu değildir. Kemik gözlüğü ilk alırken kullanılmış olam malzemeyi kaliteli seçerseniz gözlüğün dayanıklılığı o derece artar ve rahat kullanım sağlar.
Kemik gözlüklerin avantajlarından birisi göz numarasının büyük olmasından dolayı buna paralel olarak kalınlaşan gözlük camının bu çerçevelerle gizlenmesi ve daha ince görünmesini sağlamasıdır. Kemik gözlükler diğerlerine göre daha ağır olacağından burun ekartmanı iyi ayarlanmalı ve iz yapmayacak olmasına özen gösterilmelidir. Çünkü ekartmanı iyi ayarlanmamış gözlükte burun kenarında yaralar oluşabilir, sürekli düşebilir ya da ço fazla sıkabilir ki bu da baş ağrısına sebep olur. Yani kemik gözlüklerin avantajı ve dezavantajı kişinin gözlük seçine bağlıdır. Yüz hatlarımıza ne kadar uygun gözlük seçersek bizim için o kadar avantajlı olur. Çerçevesiz gözlükten kemik gözlüğe geçenlerin büyük çoğunluğu kemik gözlüğün dayanıklı olmasından dolayıdır. Estetik görünüm her iki çeşit içinde kişiye bağlı olarak değişse de dayanıklılık anlamında kemik gözlükler açık ara avantajlıdır.
KATARAKT NEDİR?
KATARAKT NEDİR?
Katarakt zamanla göz merceğinin işlevsel olarak saydam olmasını engelleyen bir göz rahatsızlığıdır. Özellikle çevremizde gördüğümüz yaşlıların en çok şikayetçi olduğu rahatsızlıklardan birisidir. Bu rahatsızlık gözde sürekli bir pusulanma hissini oluşturur. Yeni doğan bebeklerde, ilkokul yaşlarında ya da yaşlılarda görülebilmektedir. Yani hayatın her döneminde bu rahatsızlıkla karşılaşma ihtimalimiz vardır. Ancak her yaşa göre bu rahatsızlığın bir nedeni vardı. İlerleyen yaşlardaki katarakt yaşlılıkla ilişkilendirlebiliyor ancak yeni doğan bir bebekte katarakt ortaya çıktığında fark edilmez ve tedavi edilmezse kör olma ihtimali yükseliyor. Günümüzde insanlar bu göz rahatsızlıklarını çok fazla duyuyor ama gerekli özeni göstermekte sıkıntı yaşıyor. Katarakt bir hastalığın komplikasyonu olarakta ortaya çıkabilir.
Katarakt günümüzde oldukça basit ameliyatlarla çözülebilen bir rahatsızlıktır. Ameliyat olmaya karar vermek kişinin kendi istediğine bağlıdır. Ancak doktorların tavsiye ettiği zaman kataraktın başladığı ilk dönemlerde bu ameliyatı yapmaktır. Çünkü ne kadar erken bir ameliyat yapılırsa elde edilecek olan sonuç o kadar daha iyi olacaktır. Özellikle katarakt denilince onunla birlikte anılan ilk tedavi yöntemlerinden birisi fako yöntemidir. Bu yöntemin en büyük faydalarından biri hastalığın olgunlaşmasını beklemeye gerek olmadan tedaviye başlanabiliyor olmasıdır.
Kamra Inlay Tedavisi
Kamra Inlay Tedavisi
Yaşlılık ile ilerleyen göz problemleri ile ilgili bir çok bilim dalı çalışmalarını sürdürüyor. Öyle ki seneler geçtikçe yapılan ameliyatlar ve uygulanan tedavi yöntemleri de teknoloji ile oldukça kolaylaştı. Ameliyatların süresi ve riskleri de azaldığı gibi yapılan ameliyatlar sonrası hasta kısa zaman içinde taburcu olabilmekte. Yeni teknoloji ile presbiyopi hastaları da eski gözlüksüz ve lenssiz günlerine geri dönebilecek. Kamra Inlay Tedavisi tabiri ile adlandırılan metotta oldukça kısa süren bir ameliyat ile gözün içerisine oldukça hafif bir tabaka yerleştirilir. Yerleştirilen bu özel tabaka gözle görülemeyen bir küçüklükte olduğu için sizin günlük faaliyetlerinizde sizi asla etkilemez. Yapılacak olan ameliyat 3-5 dakika sürdüğü gibi hasta yarım saatlik bir gözlemden sonra taburcu edilir.
Kamra Inlay metodu göz lensine ya da göze her hangi bir kesik ve yakma işlemi yapılmadan gerçekleştirilir. Yakını göremeyen göz lensinin konumu değiştirilerek göze gelen ışıkların kırılma açısı değişir. Buna bağlıda göreceğimiz görüntüleri bulanık görmeyiz. Oldukça basit bir mantık ile yapılan ameliyat sonrası hasta eski günlerindeki gibi görmeye devam eder. Ayrıca eğer gözünüzde uzağı görememe gibi bir problemde varsa aynı ameliyat ile birlikte bu problemlerden de kurtulabilirsiniz. Göze hiç bir şekilde bıçak ya da yanık tedavisi uygulanmadığından iltihaplanma ya da mikrop kapma gibi bir riskiniz de olmaz. Lokal anestezi ile yapılan ameliyatta hasta acı çekmediği gibi ameliyat sonrası sadece biraz batma ve sulanma probleminden sonra göz tamamen eski sağlıklı günlerine geri döner.
Kamra Inlay metodu, Kamra Inlay
FASET (ÇERÇEVESİZ) GÖZLÜKLERİN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI
FASET (ÇERÇEVESİZ) GÖZLÜKLERİN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI
Gözlük kullanan kişilerin şikayetçi oldukları ya da kulandığı gözlükten memnun kaldıkları bellir önemli noktalar vardır. Yeni gözlük kullanımına başlayacak olan bir kişi gözlük kullanan kişilere alacağı gözlük hakkında sorular sorduğunda bu noktalardan hareketle cevaplar alır. İşte çerçevesiz gözlüklerin avantaj ve dezavantajlarını bu noktalar belirlemektedir. Kullanıacak olan gözlük eğer çerçevesiz olacaksa en büyük avantajı hafif olması olacaktır. Çünkü çerçevesi gözlükler dışardan bakıldığında ilk anda belli olmayabilir. Ancak kullanılacak olan gözlüğün derecesi ne kadar büyürse camın kalınlığı da büyüyeceği için göz numarası çerçevesiz gözlük seçimini etkiler. Çerçevesiz gözlüklerin dezavantaklarından birisi çok hafif olmasına bağlı olarak oynamanın fala olmasına neden olur. Örneğin kişi yolda yürürken bir anda koşması gerektiğinde gözlük her adımda burun üzerinde zıplama yapabilir.
Çerçevesiz gözlüklerin dezavantaklarından birisi de çok kolay yamulma yapabilmesidir. Çerçevesiz gözlük kullanacak kişinin gözlüğe hassas davranması gerekir. Eğer bir gözlükte çerçeve yoksa kazara bir düşmede kırılma, çatlama ya da herhangi bir noktasında parçalanma meydana gelebilir. Çerçevesiz gözlüklerin avantajlarından birisi ise burunda iz yapmamasıdır. Gözlük kullanan kişilerin gözlüklerini çıkardıklarında burun üstlerinde gözlük izi bulunmaktadır. İşte bu iz gözlüğün ağırlığına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Çerçevesiz gözlük alacak olan kişiler gözlükte kullanılan malzemeye dikkat etmelidirdir. Sağlam ve hafif olması gözlüğün avantajlarını arttırmaktadır.
Belgrad Hakkında…
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vizesiz ziyaret edebildiği ülkelerden birisi olan Sırbistan’ın başkenti Belgrad; güzel yemekleri, misafirperver halkı, gece hayatı ve ucuzluğu ile son zamanlarda gözde bir destinasyon haline geldi.
Belgrad, sahip olduğu ılıman kara iklimiyle dört mevsim gidebileceğiniz bir yer. Kuru havasından olsa gerek Ocak ayında hava sıcaklığı eksilere kadar düşerken, Temmmuz ve Ağustos aylarında güneşin altında yakıcı bir sıcağa sahip olabiliyor. En fazla yağışı Mayıs ve Haziran aylarında alıyor. Belgrad’ın tarihi şehir merkezi olan Stari Grad bölgesinde kalmalısınız. Çok sayıda hostel bulunan bu bölgede görmek isteyeceğiniz hemen her yer yürüme mesefasinde olacaktır. Yatakhaneli otel fiyatları gecelik 10 Euro’dan başlarken, özel bir odayı 20 Euro’ya bulabilirsiniz. Belgrad’da çok sayıda ucuz otel de bulunuyor.
Kalemegdan’da gün batımı
Belgrad kenti, Tuna ve Sava nehirlerine komşu bir yarım adaya kurulmuş bir kenttir. Belgrad Kalesi ise Romalılar tarafından bu stratejik önemi yüksek olan noktayı korumak için yapılmış. Daha sonraları Slav kavimleri, Bizans, Osmanlı ve Avusturya – Macaristan İmparatorlukları olmak üzere birçok değişik devletlere ev sahipliği yapmış ve hepsinin etkisinde kalmıştır. Belgradlılar konumundan ötürü çok güzel bir manzaraya sahip olan kalelerinin İstanbul Boğazı’ndan sonra dünyanın en güzel manzarasına sahip olduğunu iddia ediyorlar. Kalenin bulunduğu Kalemegdan Parkı koca gününüzü geçirebileceğiniz içinde bir hayvanat bahçeside barındıran oldukça büyük bir alan. Ancak buraya gelmek için en güzel zaman kesinlikle gün batımını tercih etmelisiniz. Çimlere yatıp kitap okuyanları, satranç oynayan yaşlıları; surların üzerinde bira içerek Tuna’nın üzerinde süzülen güneşi seyreden gençleri, kaleyi gezen insanları, spor yapanları ve damat Ali Paşa’nın Türbesi’nde dua okuyan Müslümanları biraraya getiren bir park burası. Kalemegdan’da İstanbul kapija, Zindan kapija, Sahat kula ve Sokollu Mehmet Çeşmesi gibi osmanlı döneminden kalma çok şey ile karşılaşabilirsiniz.
Knez Mihailova Caddesi
Knez Mihailova Caddesini, “BelgradIn İstiklal Caddesi” olarak tanımlarsak doğru olur. Avusturya hakimiyeti döneminde inşa edilen binaların, mağazaların, restorantların ve sokak müzisyenlerinin bulunduğu bu trafiğe kapalı olan cadde, Kalemegdan ile Terazije Meydanı arasında bir yerde bulunur. Caddeye girişlerden birinin bulunduğu Trg Republika (Cumhuriyet Meydanı) ve ortasındaki ata binen Prens Mihailo Heykeli kentin ana buluşma noktasıdır.
Zemun
Zamanında Belgrad’ın batısında ayrı bir kent olmasına rağmen günümüzde Belgrad kendine bağlı bir belediye olan Zemun, bir süre Osmanlı yönetiminde kalmış fakat çoğunlukla Habsburg kontrolünde kalmıştır. Zamanında Sava Nehri’nin doğusunda kalan Belgrad Osmanlı yönetiminde iken, nehrin batısındaki Zemun Avusturyalılar’ın elindeymiş. Türkler Kalegdan’dan Zemun’u gözetlerken, Avusturyalılar da Zemun’daki Hünyadi Yanoş Kulesi’nden Belgrad’ı izlermiş. Avusturya hakimiyeti Zemun’a daha Avrupai bir mimari bırakmış. Eski şehirden Zemun’a gitmek için 704,701,84,17,15 nolu otobüslere Zeleni Venac meydanından binmeniz gerekir. Zemun’un tarihi merkezinde yürüyüş yapıp , deniz kenarındaki balık restorantlarına uğramanız gerek.
Skadarska Sokağı
Paris’teki “bohem” Montmarte Mahallesi’ni andıran Skadalija mahallesi ve de içindeki Skadarska Sokağı pek çok kafe ve restoranta sahip. Arnavut kaldırımı taşlarıyla kaplı olan Skadarska Sokağı geleneksel bir havaya sahip. Tri Şeşira, Dva Jelena, Şeşir Moj, gibi ilginç isimleri olan Belgrad’ın en ünlü restorantları bu sokakta bulunur. Canlı Sırp folk müziği eşliğinde güzel bir yemek için tavsiyemiz Tri Şeşira olacaktır. İçki ve mezeler dahil kişi başı 15 Euro karşılığında geneksel Balkan mutfağını tadabilirsiniz. Yemeklerden söz açılmışken köfte yemekleri cevapi ve pljeskavica üstü kaymak yemelisiniz. Adını ulusal kahraman Karageorge’dan alan Karacorceva, ev yapımı sosis ve kızarmış mısır ekmeği olan proja da diğer denenmesi gereken yemekler arasında yer alır. Stari Grand’da ziyaret edebileceğiniz diğer yerler Sveti Sava Katedrali, Taşmegdan Parkı, Nikola Tesla Müzesi, Mareşal Tito Anıt Mezarı olacaktır.
Ada Cigalija
Kentin eski ve yeni bölümlerini birbirinden ayıran Sava Nehri’nin üzerinde bulunan ada, hafta sonları spor ve pinkik yapmaya gelenleri ağırlıyor. 7 km uzunluğundaki plajı ise; sıcak yaz günlerinde serinlemek isteyenlerle dolup taşıyor.
Gece Hayatı
Sırp usülü meyhanalerde meyve likörü rakija’nın değişik türlerini deneyebilirsiniz. Tavsiye edeceğimiz bir diğer Sırp içkisi de bitki likörü olan pelinkovac olacaktır. Eğer yazın giderseniz Sava nehri kıyısındaki gece klüplerine uğramalısınız. Cuma ve Cumartesi geceleri için rezervasyon yapmak iyi bir seçim olacaktır. Gece hayatı rehberi olarak akıllı telefonunuza Belgrade Going Out isimli uygulamayı indirebilirsiniz. Bu uygulama ile rezervasyon da yapabilrsiniz.
Çocuklara Tuvalet Eğitimi
Çocuklara Tuvalet Eğitimini Vermeye Hazır Mısınız?
Yazın gelmesiyle birlikte, çocuklara tuvalet eğitimini vermenin zamanı da gelmiş olabilir. Önemli olan verilecek olan bu eğitime çocuk hazır mıdır? Bu gelişim basamağı sürecinde dikkat edilmesi gereken püf noktaları nelerdir? Uzman Psikolog Şeyma Çavuşoğlu’nun, konuyla ilgili verdiği bilgiler şu şekilde aktarılmaktadır.
Çocuklar Kaç Yaşında Tuvalet Eğitimi Alabilir?
Uzman Psikolog Şeyma Çavuşoğlu: “Araştırmalara baktığımızda genel olarak kız çocuklarının 23 aylıkken, erkek çocuklarının da 25 ay civarında tuvalet alışkanlığı edinme konusuna meraklı hale geldikleri ve fizyolojik olarak da hazır oldukları görülmektedir.” diyerek konuya açıklık getirmektedir. Ayrıca kız çocuklarının 33 aylık olduklarında, erkek çocuklarınınsa 37 aylık olduklarında tuvalet eğitimini tamamlamış olabileceklerini belirtiyor. Uygun olan, çocukların bu yaşlara gelene kadar tuvalet alışkanlıklarını kazanmış olmalarıdır. Ancak çocukların gelişim hızlarının birbirinden farklı olması sebebiyle, birtakım farklılıkların yaşanması da olasıdır.
Tuvalet Eğitimine Başlamanın Sakıncalı Olduğu Durumlar
Tuvalet eğitimi kazandırma süreci, ebeveynler için olduğu kadar çocuklar içinde zorlu bir süreçtir. Kreşe başlanması, memenin kesilmesi, taşınma yada boşanma gibi büyük değişimlerin yaşanması; öncesi yada esnasında bu eğitime başlamak uygun bir zaman değildir. Tuvalet eğitimine başlanması için; çocuğun buna hazır olmasının yanında, zamanlamanın da çocuk için uygun bir dönemde olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü tuvalet alışkanlığını edinmek, kimi çocuklar için daha zor bir görev olabilmektedir. Bu dönemde ebeveynin tutarlı ve sabırlı davranmaya özen göstermesi gerekmektedir.
Tuvalet Eğitimi Sürecinde Dikkat edilmesi Gerekenler
Evdeyken de dışarıdayken de çocuğa tutarlı davranılmalıdır. Yani; ev dışında çocuğun altına bez takıp, evde sadece iç çamaşırı ile gezmesine izin vermek; çocukların aklını karıştıran bir davranış olacaktır. Ebeveyne düşen; tutarlı davranıp, çocuğun sizden ne yönde beklentide olduğunuzu anlamaya çalışması için yardımcı olmalısınız.
Tuvalet eğitiminin kazandırılmaya çalışıldığı dönemde, tabi ki birtakım aksaklıklar ve kazalar yaşanacaktır. Bu durum olağandır. Çocuğun altına kaçırdığı durumlarda, ebeveynin ve ona bakan kişilerin nasıl tepki verdikleri son derece önem kazanmaktadır. Böyle bir durumla karşılaşıldığı zaman kesinlikle sert tepki verilmemeli, yargılayıcı cümleler kurulmaktan kaçınılmalı, çocukta kaygı yaratabilecek olan ”Sana söylemiştim.”, ” Artık büyüdün, bebek gibi altına yapma.” gibi cümleler kesinlikle kullanılmalıdır. Bu tarz söylemler yerine; ”Sorun değil, böyle kazalar olabilir.” yada ”Bugün böyle oldu ama yarın daha dikkatli olalım.” gibi onu cesaretlendiren ve onu kırmayacak cümleler kurmaya dikkat edilmelidir. Bu alışkanlığın kazandırılması aşamasında, cesaretlendirme çok önemli bir faktördür. Unutulmamalıdır ki; hata yapmak insanlar için son derece olası bir durumdur. Özellikle öğrenme süreci hata yapılmadan tamamlanmaz.
Tuvalet Alışkanlığı Edinmenin En Sağlıklı Yolu
Öncelikle yapılması gereken; sık aralıklarla, çocuğa tuvaletinin geldiğini zaman belirtmesi gerektiğinin hatırlatması yapılmalıdır.
Çocuk söylese de söylemese de, sık aralıklarla tuvalete oturtulmalı ve tuvaletini yapması için teşvik edilmelidir.
1 – 2 gün boyunca, saat başı tuvalete oturtulması uygun olacaktır. Zamanla bu aralık uzatılmalıdır. Böylece çocuk, tuvaletinin geldiğini kendisi söylemeye başlayacaktır.
Tuvalet Alışkanlığının Edinilmesine Rağmen Altına Yapma Varsa Ne Yapılmalı?
Çocuğunuz tuvalet alışkanlığını edinmesine rağmen, bir anda altına yapmaya başlarsa; böyle bir durumda, bu duruma neyin sebep olduğu, evin içinde neler olup bittiğinden başlayarak gözden geçirilmelidir.
Tuvalet alışkanlığı 2 – 3 yaşındaki çocukların edindikleri son gelişimsel beceridir. Herhangi bir sorunla karşılaşıldığında, yaşanan gerileme durumu ‘regresyon’ (Örneğin, 4 yaşında olan bir çocuğun, yaşanmış olan bir sorunun üzerine biranda biberondan süt içmek istemesi gibi, kendisini daha güvende hissettiği , önceki dönemlerine dönme isteği.) en hızlı bu noktada görülebilir. Çocuğunuzun rutin yaşamını bozacak ve onda, önceki dönemlerin güvenliğine dönme isteği uyandıracak olan durumların neler olabileceği dikkatlice gözlemlenmeli, hatta gerekli ise profesyonel bir destek alınmalıdır.
Çocuğunuz Tuvalet Eğitimi İçin Hazır Mı?
Eğer çocuğunuz, aşağıda belirtilen işaretlerin çoğunu gösteriyorsa, tuvalet eğitimine başlamak için zaman gelmiş demektir.
Çocuğunuz, ebeveynlerinin tuvaletini kullanmasıyla ilgilenmeye başladıysa ve sifonu kendisi çekmek için can atıyor ve heyecanlanıyorsa,
Bezi kirlendiği zaman, huzursuz oluyor ve hemen değiştirilmesini istiyorsa,
Düzenli olarak, sabahları yada gün içindeki uykularının ardından altını ıslatmamışsa,
Tuvaleti geldiği zaman haber veriyorsa,
Düzenli ve tahmin edilebilir tuvalet yapma periyodu oluşmuşsa, tuvalet eğitimine başlanması uygun olacaktır.
Uzun yıllar mutlu sürdürmenin püf noktaları…
Evliliğe ilk adım attığımızda ölene kadar süreceğini düşünürüz.Ancak;mutsuzlukla biten evlilikten sonra yeni bir evliliğe aynı düşünceler ile başlamamız olanaksızdır.Ayrılık nedeni her zaman hafızamızın derinliklerinde güncelliğini korur.Bu konuda bir çok bilimsel çalışmalar yapılmış olup bunun doğru olup olmadığı incelenmiştir.Biz de yeniden evlilikleri mutlulukla sürdürebiliriz konusunu yazımızda irdeleyeceğiz.
Konuya bilimsel olarak yaklaşırsak;Amerika’da Furstenberg ve Cherlin’nin araştırmalarında ilk beş yılın çok önemli olduğu özellikle ikinci evliliklerin birinci evliliklere göre ilk beş yılda boşanmayla sonuçlandığı görülmüştür.Şunu söylemek gerekirse;ilk veya ikinci evlilikte ilk beş senenin çok öneli bir zaman dilimi olduğu bu sürenin aşılmasından sonra boşanmaların en aza indiği sonucuna varılmıştır.
Falke’nin 2007 yılında yaptığı araştırmasında mutlu giden yeniden evliliklerde
Eşlerin birbirleriyle fikir alış verişinde bulunarak önemli konularda birlikte karar verebildikleri
Ailelerden,çevrelerinden ve de uzman kişilerden destek aldıkları
Maddi açıdan da belirli bir kazanca sahip olduklarını göstermektedir.
İyi gitmeyen evliliklerde de problemler en çok şu konularda yaşanmaktadır;
Öz anne baba olmamakla ilgili problemler
İlk evlilikle ilgili duygusal karmaşalar,fiziksel ve ruhsal izler
Tabi ki en önemli etmenlerden birisi de ekonomik zorluklar
Bu araştırmaların yanı sıra ilk evliliklerinde mutsuz olanlar bunun sonucunda ayrılanlar yeniden evliliklerinde yeniden yaşarım endişesini taşırlar.Bir de bu evlilik işinin şans olduğunu düşünenler..Artık ben de mutlu olayım.Evliliğim bir ömür mutlu sonla noktalansın diyenler..Ve artık gerçekten doğru kişi karşımda,biz her şeyiyle bir bütünüz !!! diyenler…İşte bu sözleri çevremizde çok sık duyarız.Şunu çok iyi bilmeliyiz ki;evlilik şansa bırakılmayacak kadar ciddi bir kurumdur.O zaman bu ciddi müessede nelere dikkat etmeliyiz mutluluğu sürdürmenin yolları nelerdir bir bakalım..
İlk evliliğinizin neden bittiğini hiç düşündünüz mü?Tahlil edin!!!
Yapılan araştırmalarda her iki kişinin de istenmeyen davranışları yüzünden evliliği işkenceye çevirerek mutsuz sona ulaştıklarını göstermektedir.Bu davranışlara bir göz atalım;Bu sefer araştırmacı John Gottman’ın 40 yıl gibi bir süre zarfında evli çiftler üzerindeki, araştırmasına göre;eşlerin birbirine küçük görme,sürekli olumsuz eleştirme,kendine yaklaştırmama ve sürekli kendini savunma hali gibi davranışlarla veya sözlerle evliliğin bitmesine yol açtıkları görülmüştür.Eğer siz de eşinize karşı bu tip eğilimler içinde iseniz bunları değiştirmeniz yeni evliliğinizi mutlu sürdürmenizde yararlı olacaktır.Bununla birlikte eşinizi çok iyi tanımanız,ona gösterdiğiniz ilgi,onun sözlerine ne kadar önem verdiğiniz ,olumlu olumsuz her tür eleştiriye ,yoruma,fikire açık olduğunuzun da bilincinde olmanız gerekmektedir.İkinci evliliklerde bilinmesi gereken çok önemli bir nokta da;Yaşanılacak sorunların hemen hemen %69 ‘unun çözülemeyeceğinin farkında olarak bunları ancak çok iyi idare edebileceğimizi bilmeliyiz.En çok yapılan hatalardan biri de ;önceki evliliğimizde boşanmanın sebeplerini karşı tarafa yükleyerek kendi hatalarımızı görmemek.Aslında hataların karşılıklı olduğunu bilerek kendi hatalarımızı da analiz etmeliyiz.Kısacası kendimizi tanımamayı ve eşler arasındaki iletişimi iyi öğrenirsek bize ikinci evliliğimizde mutlu olmanın hiç de zor olmadığını gösterecektir.Bütün bunlardan evliliklerin şans işi olmadığını, karşımıza doğru kişinin çıkmasından ibaret olmadığını bilmemiz gerekir.Evliliği her zaman diri tutmak,renklendirmek,ilgilenmek gerekir.
Her önemli konuda olduğu gibi ikinci evlilikler de aradan çıksın,evlenelim gitsin diye aceleyle yapılmaz.Acele etmemek lazım.
Evliliği her zaman diri tutmak,renklendirmek,ilgilenmek gerekir.
Her önemli konuda olduğu gibi ikinci evlilikler de aradan çıksın,evlenelim gitsin diye aceleyle yapılmaz.Acele etmemek lazım.
Yine araştırmalar diyor ki;ikinci evliliklerde tanışma süresinin 1 seneden uzun olması boşanma olasılığını azaltmaktadır.Tabi ki evlilik hayatına alışmış insanlar bu düzeni tekrar hemen sağlamak için acele etmek isterler.Ancak yeniden evlenen biri olarak karşımızdaki kişiyi çok iyi tanımamız gerekir.Bu da zaman alacaktır.Evlilikle ilgili korkularımızı,kaygılarımızı,beklentilerimizi evleneceğimiz kişiyle paylaşmamız evliliğe başlamadan önce atacağımız güzel ve emin bir adım olacaktır.İkinci evlilikler de en önemli hususta bu evlilikten etkilenecek kişilerin varlığıdır.Mesela;evlenilecek kişinin
ya da sizin çocukları veya ilk eşleri ile ilgili kararlar.bunlarla olan iletişimler,bağlantılar nasıl olacak olmalı konuş4ulmalıdır.Veya bu konuda gerekirse profosyonel yardım alınarak doğru karalar verilmelidir.
Profosyonel destek almak için illaki bir sorun olması gerekmez…..
İlk evliliklerde de evli çiftler yaşadıkları sorunları profosyonel yardım almadan çözmeye çalışırlar.Lakin çözümsüzlük sorunu kronik hale getirir.Ve 6 sene sonra çiftler terapiste geldiklerinde problem büyümüş ve içinden çıkılamaz bir hal almıştır.Bu da çiftlerde şiddetli geçimsizliğe yol açarak evliliği çekilmez bir hale sokmuştur.Bu günkü şartlarda evliliğin ilk aşamasında bile problemler olabileceğini, bunları çözme ve yönetme kabiliyetimizin ne olduğunu bilerek önlemlerimizi alabiliriz.Şunu bilmeliyiz ki; hiçbir zaman sorunsuz bir eşe veya evliliğe sahip olamayız.Zaten bu da mümkün değildir.Evliliğimizi saadet içinde uzun yıllar sürdürebilmek için her iki tarafında çaba sarfetmesi ,ilgilenmesi gerekmektedir.
HAZİRAN AYI ÖDEMELERİ
Çocuklarda Obezite ve Egzersiz
Çocuklarda Obezite ve Egzersiz
Günümüzde daha çok çocuklarda ve ergenlik döneminde görülen obeziteyi Dünya Sağlık Örgütü global epidemi olarak nitelendirmektedir. Obezite sorunu büyük küçük birçok ülkede yaşanmakta ve gün geçtikçe hızla yayılmakta olan bir beslenme bozukluğudur.
Obezite tanısı yetişkinlere göre, çocuk ve büyüme çağındaki ergenlerde farklı yapılmaktadır. Çocuk ve ergenlerin vücutlarındaki yağ oluşumu yaşlarına ve cinsiyetlerine göre farklılıklar gösterir. Bunun için tanının koyulmasında en sağlıklı yöntem yaş ve cinsiyetlerinin baz alınarak saptanan persantil eğrileri olarak bilinen çizelgeler kullanılmasıdır. Bu değerlendirmeden önce kişinin vücut kitle endeksini hesaplaması gerekir. Bu herkesin yapabileceği oldukça kolay bir hesaplamadır. Bu hesaplama için kişinin boy ölçüsünü ve kilo miktarını bilmesi gerekir. Kısaca bilgi vermek gerekirse, kişinin ağırlık birimini, boy ölçüsüne bölmesiyle vücut kitle endeksi hesaplanır. Buna kısaca VKİ diyebiliriz. Yani kişnin Ağırlığı (kg) / boy ölçüsü (cm)= VKİ demektir. Vücut kitle indeksi her yaş gurubunda aynı düzeyde artış göstermez. Özellikle okul öncesi dönemde yetişkinlere göre daha az yükselir ama yetişkinlik dönemi sürecine kadar yükselmeye devam eder. Persentil çizelgesine göre yapılan değerlendirmede 95 persentili aşan çocuklar obez kabul edilir. Buna göre şu örneklemeyi yapabiliriz. Bir çocuk eğer bu değerin üstüne çıkıp obezite kategorisine giriyorsa aynı cinsiyetteki ve aynı yaştaki 100 çocuğun 95’i bu çocuğun vücut kitle endeksinden daha düşük değere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Hesaplanan persentil değerlerine göre 85-95 persentil değeri taşıyan çocuklar kilolu sınıfına girerken 5-85 persentil değeri taşıyan çocuklar normal kiloda kabul edilir. 5 persentil değerinin altında olan çocuklar zayıf sınıfına girerler. Persentil değeri hesplanarak çocukların obezite riski taşıyıp taşımadığı kolaylıkla tespit edilebilir. VKİ hesaplaması yapılarak persentil eğrilerine göre kolaylıkla bu takibi çocuklarınız için yapabilirsiniz.
Kilolu olma, obezite sorunuyla karşılaşma durumu birçok sebebe bağlı olabilir. Bunun en başında gelen etken beslenme ile kalori harcama arasındaki dengesizliktir. Yani vücudun aldığı enerji miktarının harcadığı enerji miktarından fazla olma durumudur. Bu durum genetik ve toplumsal sebeplere de bağlı olabilir. Ayrıca yaşanan bazı hormon bozukluğu rahatsızlıkları, metabolizmanın yavaş çalışması, bazı kas ve kemik rahatsızlıklarıda çok sık karşılaşılmasa da obeziteyi tehdit eden sebepler arasındadır. Ancak günümüzde en çok görülen sebep alınan kalori miktarının, harcanan kalori miktarında fazla olmasıdır. Bu dengesilik peşinde obeziteyi getirir. Hormonel bozukluklar ve genetik faktörler sebeplerin yaklaşık %10’ unu kapsamaktadır. Aileden gelen ve çeşitli rahatsızlıklar öne sürülerek sebepler dile getirildiğinde sadece bu sebeplerle obezitenin nedenlerini açıklamış olmak yetersiz kalmaktadır.
Yapılan persentil eğrilerine göre çıkan değer obezite sonucunu veriyorsa ilk adım olarak çocuk hastalıkları uzmanının değerlendirmesi önemlidir. Bu değerlendirmede gerekli araştırmalar yapılarak sebeplere ulaşılır. Öncelikle kan değerlerinin alınması önemlidir. Kan değerlerine göre Kolestrol ve kan basıncı izlenir. Genetik faktörlerin etkileyip etkilemediği araştırılır. Bu yüzden diğer aile bireylerinin geçmişi izlenir. Ortopedik sorunların yaşanıp yaşanmadığı tespit edilir. Kişinin sosyal durumu açısından da değerlendirilmeye alınması faydalı olacaktır. Bütün bu sebepler gözden geçirildikten sonra olumsuz bir durumla karşılaşılması söz konusu olursa sorunun uzmanına yönlenilmesi doğru olacaktır. Herhangi bir genetik yada bir sağlık sorunuyla karşılaşılmamış olma durumunda çocuk 2-7 yaş aralığında ise bu yaştaki çocukların büyüme döneminde olmasından dolayı ciddi enerji azalımı sağlayan diyet programları uygulanmaz. Çocuğun var olan kilosu dengeli beslenme ve egzersizlerle korunarak büyüdükçe yaşına oranla normal kiloya ulaşmaları sağlanır. Bu süreçte aileye büyük bir görev düşmektedir. Çünkü bu çocuk için oldukça zorlu bir süreçtir ve sabır gerektirir. Bu süreçte aile desteği çok önemlidir. Çocuk 7 yaşın üzerinde ise enerji alımında azalmaya ilişkin diyet programları uygulanabilir. Ancak bu uygulama mutlaka bir uzman kontrolünde yapılmalıdır.
Çocuk obezitesinin getirdiği sonuçlar
Obezite durumu yaşayan çocuklarda ve ergenlerde psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Kendilerini görünüş olarak beğenmemeye başlarlar ve en önemlisi bazı ortamlarda yapılan olumsuz yorumlara ve alaya maruz kalırlar. Bu durumda çocuk psikolojik üzüntü yaşar. Bu üzüntü sosyal yaşamını olumsuz yönde etkiler. Bedensel faliyetlere katılımı azdır ve hareket kısıtlaması yaşar. Hareketsizlik obezitenin daha çok ilerlemesine sebebiyet verir.
Yapılan bir takım araştırmalar vücuttaki fazla kilonun sadece yağ birikimi olmadığı, bu yağ birikiminin kana bazı zararlı maddelerin geçmesine sebebiyet verdiğini ortaya çıkarmıştır. Bu zararlı maddeler başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere bir çok sağlık sorununun ortaya çıkmasına sebep vermektedir. Kalp damar hastalıkları dışında şeker hastalığı, kolestrol, metobolizma rahatsızlıkları, tansiyon, uyku problemleri ve solunum yolu hastalıklarını sayabiliriz. Genelde orta yaş ve üst yaş grubundaki kişilerde görülen bu hastalıklar artık obezite olan çocuklarda sıklıkla görülebilmektedir. Özellikle diyabet görülme sıklığı bu çocuklarda daha çok yaşanabilmektedir. Okul öncesi dönemde olan çocukların 1/3’ ü ve ergenlik dönemindeki çocukların hemen hemen yarısı kilolu ergen olma durumu yaşamaktadır.
Tedavi ve alınabilecek önlemler
Özellikle kilo dengesinin kurulması için uygulanan programlarda anne babanın rolü büyüktür. Bu uygulamaya kendilerini hazır hissetmeleri ve sabır göstermeleri gerekir. Sonuç odaklı olmaları ve mücadelenin başarıya ulaşmasını hedeflemelidir. Aksi halde yarıda bırakılmış bir program çocuğun inancını ve isteğini sonlandıracaktır. Çocuğun kendine olan güvenini etkileyecektir. Ayrıca yapılan uygulamanın yarıda kalması hem zaman kaybına hemde uygulanan kısmın boşa gitmesine neden olacaktır.
Bu süreçte sağlıklı ve dengeli beslenmek çok önemlidir. Bu beslenmeye uygun egzersiz programları da eşlik etmelidir.
Aktivite programları ve beslenme nasıl olmalıdır?
Çocuktan hergün düzenli ve disiplinli bir şekilde spor yapması beklenemez. Onlar için aktiviteler oyunlardan ibarettir. Bu yüzden oyunların hareketli ve eğlenceli hale getirilmesi onların bu aktiviteleri yapma isteklerini arttıracaktır. Daha çok fiziksel hareketlilik gerektiren oyunlar oynanmalı ve anne baba tarafından bu oyunlar organize edilmelidir. Hareketsiz oyunlar, tv seyretme ve bilgisayar kullanımı azaltılmalıdır. Aile herzaman çocuk için bir örnektir. Bu yüzden yeme alışkanlığıda bununla gelişir. Evde, çocuğa uygun besinlerin tüketimi ve düzenli beslenme şekli çok önemlidir. Çocuk için faydalı besinlerin tüketimi çoğaltılmalı hatta onun için faydalı olacak besinleri yeme isteğinin artması için değişik fikirler yaratılmalıdır. Beraber yemek hazırlamaya izin verilmeli ve bu durumun eğlenceli hale getirilmesi sağlanabilir. Bisiklet sürme, paten, tenis, basketbol, yüzme gibi aktiviteler beraber yapılabilir. Aileleriyle beraber yaptıkları açık havada yürüyüşler bile çocukların hoşuna gitmektedir. Daha çabuk sonuç verdiği bilinen kuvvet arttırıcı aktiviteler de çocukların oldukça hoşuna gitmektedir. Hatta bu tarz hareketleri büyüklerinde gördükçe özenirler. Ayrıca çocuğun isteğini ve enerjisini yüksek tutmak için ödüllendirme de yapılabilir. Bu durum onları daha çok özendirecektir. Şekli ne olursa olsun aktif olma durumu önem taşımaktadır. Egzersize odaklanmak yerine sürekli aktif olunabilecek aktiviteler ve dengeli beslenme ile bu konuda ciddi yol katedilebilir. Önemli olan hedeften şaşmamaktır. Hedefe zamanla ulaşıldıkça çocuk motive olacak ve daha çok istekli davranacaktır. Buda özgüvenin artmasına ve sürecin hızlanmasına sebep olacaktır. Kilo korunduğu sürece yaş büyüdükçe vücut kitle indeksi azalacak ve kilo normale inecektir. Persentil seviyesi 95’in üzerinde olan çocuklar için kilo verdirici diyet programları uzman eşliğinde uygulanabilir. Bununda tavsiye edilen miktarı ayda yarım kilodur. Ancak bu durumda dahi düzenli ve dengeli beslenme esastır.
Günde en az 5 farklı sebze veya meyve tüketilmi önerilir. 5+2+1 yöntemi diyecek olursak, ödev dışında 2 saatten fazla hareketsiz kalınmamalıdır. Egzersiz faliyetler en az 1 saat uygulanmalıdır. Sağlıklı atıştırmalıklar tercih edilmeli ve yüksek kalorili yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Çocuk aile bireylerinden açlık ve tokluk kavramlarını ve bunlara yönelik eylemlerin nasıl olacağı ile ilgili bilgileri öğrenmelidir. Bu anlamda aile bireylerinin sabrı çok önemlidir. Çocuklarının sağlığı ve yaşamsal faliyetlerinin olumlu yönde gelişmesi için bu özveriyi esirgememeleri gerekir.
Gebe Kalmak İsteyen Bayanlara Öneriler
Gebe Kalmak İsteyen Bayanlara Öneriler
Gebelik uzun süren zorlu bir dönemdir. Bu nedenle de gebeliğe hazırlık yamak gerekir. Eğer gebe kalmayı planlıyorsanız, iyi bir gebelik dönemi geçirebilmek için aşağıda vurgulayacağımız bazı noktalara dikkat etmeniz sağlığınız açısından oldukça faydalı olacak.
Gebelik Öncesi Muayene(Prekonsepsiyonel Vizit) Olmak
Gebe kalmadan önce genel sağlık durumunuz hakkında bilgi sahibi olmanızın oldukça yararlı olacağını söylemek lazım. Gebelik öncesi muayene olarak gebelikte, doğumda ve doğum sonrasında ortaya çıkabilecek her türlü “risk faktörü ”nün belirlenir. Bu risk faktörleri, gebelik takibini zora sokabilen ve tedavi edilmesi gereken kansızlık veya enfeksiyon gibi etkenlerdir ve bu etkenler belirlenerek gebelik takip planının çizilir. Gebelik takibinin içeriği, risk faktörlerinin yanı sıra, daha önce düşük, dış gebelik, daha önce ölü doğum ya da erken doğum yapıp yamadığı da dikkate alınarak çizilmektedir.
Gebelik takip programı çizildikten sonraki aşama ise, sürekli olarak kullandığınız bir ilaç varsa, bu ilacın gebeliğe göre düzenlenmesi aşamasıdır.
Yaşam Tarzınızın Gebeliğe Uygun Olup Olmadığının Düzenlenmesi
Günlük hayatınızda alkol, sigara kullanıyorsanız, gebe kalmayı planladığınız andan itibaren bunları bırakmalı ve sigara içilen ortamlardan da artık uzak durmanız gerekir. Bunların yanı sıra, alkol veya sigarayla beraber uyuşturucu, sakinleştirici ya da uyarıcı ilaçları da kullanıyorsanız kesinlikle bırakmanız gerektiğini söylemekte yarar var.
Sağlığa zararlı olan bu maddelerin yanı sıra, sivilceleriniz(akne) varsa, izotretionin içerikli olan sivilce ilaçları kullanıyorsanız, bu ilaçların kullanımının özellikle de gebeliğin ilk haftalarında gelişmekte bebek için çok sakıncalı olabileceğini göz önüne alarak doktorunuza danışmanız gerekir.
Ayrıca, Parasetamol içeren ağrı kesici ilaçlardan da gebelik boyunca kaçınmanız önerilmektedir.
Gebe Kalmayı Planlıyorsanız, Düzenli Beslenmeye Başlamalısınız
Başka nedenlerle bile olsa doktor kontrolüne gittiğinizde gebe olup olmadığınız konusunda doktorunuza danışmalısınız.
Gebelik hakkında oldukça önemli olan etkenlerden biri de, toxoplazma etkenidir. Eğer toxoplazma tetkiklerinden bu hastalığı geçirmediğiniz kesinse, toxoplazma etkeninden korunmak için evinizde kedi beslerken kedi dışkısıyla temas etmemeye çok dikkat etmelisiniz. Ayrıca bu önleme ek olarak, toxoplazma etkeninden korunmak için çiğ et tüketmekten de kaçınmalısınız.
Toxoplazma etkeninin gebelik üzerine etkileri hakkında detaylı bilgi almak için tıklayın.
Bu önlemlerin yanı sıra, sauna, tüplü dalış yapma ya da ağırlık kaldırmayı gerektiren fiziksel aktivitelerden de kesinlikle kaçınmalısınız.
Gebe Kalmak İçin Uygun İş Yaşamı Koşulları
Genellikle zararlı olduğu yönünde bir kanı olsa da, işte ve evde bilgisayar kullanan annelerin bebeklerinde normal dışı bir durum oluşma riskinde artış saptanmamıştır. Bunun yanı sıra, bilgisayarlar, etrafa iyonize edici özellikte radyasyon yaymazlar ancak yine de önlem almak isterseniz, işte ve evde kullandığınız bilgisayara ekran filtresi takarak istediğiniz şekilde kullanmaya devam edebilirsiniz.
Kimyasal madde üretimi yapılan yerler ve kimyasal maddelerle iç içe olunan ortamlarda çalışan bayanlar, olası risk faktörleri için işyeri hekimine danışmalı hatta gerekiyorsa gebelik sürecinde çalıştıkları bölümü değiştirmelidirler.
Radyoloji, radyoterapi klinikleri ya da x-ray cihazı dedektörlerinin bulunduğu yerde çalışan bayanlar gebe kalmayı planladıkları andan itibaren iş yeri hekimine danışmalı ve dikkat etmeleri gereken durumları bağlı bulundukları kişiye ileterek radyasyon yayan ortamlardan uzak durmalıdırlar.
Gebe Kalamama Durumu(Kısırlık)
Korunmasız bir adet döngüsü içerisinde doğurgan(Fertil) bir çiftin yeterli sayıda ilişkiye girmesi durumunda çocuk sahibi olma şansları %20-25’tir. Bu kadar düşük bir oran olsa da hamile kalmayı planlayan bir çiftin en geç dört ya da beş ay içerisinde gebe kalmayı başarması gerekir. Ancak bu süre içerisinde denemesine rağmen gebe kalamayan çiftlerde problem olduğu anlamına gelmez. Çünkü %25’lik başarı oranına isabet ettirememiş olabilirler. Bu çiftlerin gebe kalmayı başarması için deneme süresini artırmaları gerekir.
Deneme süresini artıran ancak yine de başarılı olamayan çiftler ise, subfertil adı verilen sınıfta yer alırlar. Subfertil kelimesinin anlamı, gebelik oluşturma potansiyeli yani doğurganlığı(fertilitesi) biraz daha düşük ya da “zor gebe kalan” anlamına gelmektedir. Böyle bir çiftin herhangi bir adet döneminde gebe kalma şansı %2-3’tür ve eğer tedavi edilmezlerse, 4 ya da 5 yıl içerisinde yapacakları bir deneme süreci içinde hamile kalabilirler.
- grupta yer alan çiftlerin ise, gebe kalma oranı %0’dır ve tedavi edilmedikleri sürece de gebe kalma olasılıkları yoktur. “İnfertil” adı verilen çiftlerin toplumdaki oranı oldukça düşüktür ve bu sorunun belli başlı nedenleri vardır. Bu nendeler, kadındaki iki fallop tüpünün de tıkalı olması, kadında döllenmek için gerekli olan yumurtanın oluşmaması gibi kadından kaynaklanan nedenler olabileceği gibi, erkekte yeterli sayıda sperm olmaması veya çok az sperm oluşması gibi erkekten kaynaklanan nedenler ya da bu nedenlerin birlikte aynı anda meydana gelmesinden kaynaklanan nedenler de olabilir.
İnfertilite Ne Anlama Gelmektedir?
İnfertilite, ya da halk arasındaki adıyla kısırlık, 12 siklus boyunca süren ve bir adet döneminin başlangıcından diğer bir adet döneminin başlangıcına kadar geçen süre içerisinde yeterli sayıda cinsel ilişkiye girildiği ve korunmadığı halde gebeliğin meydana gelmemesidir. Gebe kalmak isteyen çift bunu hiçbir şekilde başaramamış ve gebelik oluşmamışsa, primer(birincil) infertilite, daha önceden en az bir defa bile olsa gebelik oluşması durumunda ise sekonder (ikincil) infertilite adı verilir. Halk arasında kısırlık olarak bilinse de, bu yazıda infertilite kelimesini kullanarak bilgi vermeye devam edeceğiz.
İnfertiliteden bahsedebilmek için en az 12 siklüs(1 yıl ) süresince beklemenizde fayda vardır. Bu süre sonunda ise doktorunuza danışmanız daha sağlıklı olacaktır. Bunun yanı sıra, bir yıl beklemenizin yararlarından biri de, bu süre içerisinde gebe kalabilir ve infertilitenin belirlenebilmesi için yapılacak testlerin maddi, manevi ve psikolojik olabilecek tüm yüklerinden kurtulma şansınızı denemeniz için yeterli süreyi değerlendirmeniz olacaktır.
Anne adayının 35 yaşının üzerinde olduğu veya gebe kalmaya engel bir durumu olan çiftler ise 12 siklus olan bekleme süresini geçirmeden başvurmalıdırlar.
Çiftlerde Gebe Kalamama Sebepleri
Gebe kalamama nedeni genellikle her siklus döneminde oluşan yüzde %20-25’lik şansı yakalayamamaktan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle de, deneme sayısını artırarak gebe kalma şansınızı artırabilirsiniz. En az 12 siklusluk bir deneme süresini geçirmiş ve hala gebe kalamamışsanız, doktora başvurmanız ve muayene olarak sebeplerin ne olacağını ortaya çıkarmanız gerekir.
Gebelik oluşturamayan çiftlerle ilgili yapılan araştırmalar sonucu, infertilite görülme nedeninin %40 kadından, %40 erkekten ve %20’de her ikisinden kaynakladığı ortaya çıkmıştır.
İnfertilite görülen çiftlerin %10’unda ise, gebeliğin oluşmaması için herhangi bir bulgu ortaya çıkarılamamıştır. Bu çiftlerle ilgili olarak yapılan araştırmada fallop tüplerinin açık olduğu, yumurtlamanın normal olduğu ve spermiyogramın da normal olduğu belirlenmiştir. Bu infertilite türüne “açıklanamayan infertilite” adı verilmiştir. Açıklanamayan infertilite tanısı konulan çiftlerin sayısı ise teknolojik gelişmeler sayesinde giderek azalmaktadır.
Gebelikte Yaşın Etkisi
25 yaşında 100 kadın ve bu kadınların gebe kalması için uygun yaşlarda olan 100 erkekten oluşan 100 çift üzerine yapılan araştırmalarda, düzenli ilişkiye girdiklerinde bu 100 çiftten %50’sinin ilk 5,5. Ayda gebe kaldığı ortaya konmuştur. Bunun yanı sıra, kadının yaşı her beş yıl arttığında gebe kalması için gereken deneme süresi de iki katına çıkar. Erkeğin yaşının artışının ise gebe kalma süresine önemli bir etkisi yoktur. Bu istatistiki verilerden 30-34 yaş aralığındaki her 7 kadından birinin, 40 yaşın üzerinde bulunan her 4 kadından birinin 1 yıllık deneme süresi sonunda hamile kalamayacağı anlaşılmaktadır. Gebe kalmada kadının yaşının ne denli önemli olduğu yapılan bu araştırmalarla ortaya çıkmış olmaktadır.
Gebe Kalmak İçin Yapılacak Cinsel İlişkinin Sıklığı
Bu konuyla ilgili olarak yapılan araştırmalar, haftada iki veya daha az cinsel ilişkide bulunan çiftlerin gebe kalmak için haftada iki kez düzenli ilişkiye girenlerden daha az şansı olduğunu göstermektedir. Haftada üç veya daha fazla cinsel ilişkide bulunan sağlıklı çiftlerde ise çocuk sahibi olma olasılığı en fazla düzeydedir. Bunun nedeninin ise, cinsel ilişki döneminin kadının periovulator(yumurtlama öncesi veya yumurtlama döneminden sonraki en doğurgan dönem)e denk gelmesinden kaynaklandığı belirtilmektedir.
Sedef Hastalığı
Sedef Hastalığı
Ülkemizde her yaş gruplarında meydana gelen hastalıklardan birisi de sedef hastalığıdır. Genelde sık görülen kronik bir hastalıktır. Deride bir takım değişimler sedef hastalığının nedenleri arasında yer almaktadır. Toplum içerisinde her 100 kişinin 2 sinde mutlaka bu tür deri hastalıkları meydana gelmektedir. Genelde hastalığın meydana getirdiği sonuçlardan birisi de Derinin zemini üzerinde kızarıklık meydana gelmesidir. Ayrıca üzerinde ise grimsi ve beyaz parlak pullar yer almaktadır. Toplum içerisinde meydana gelen sedef hastalığında daha çok deri de beyaz leke oluşumları ön plana çıkmaktadır. Fakat sedef hastalığı daha çok vitiligo ile karıştırılmaktadır. Pigment hücrelerin ölmesi sonucu bu tür vakalar görüldüğü için vitiligo ile hiçbir alakası olmamaktadır.
Sedef Hastalığı Neden Çıkar?
Sedef hastalığının tam olarak neyden kaynaklandığı bilinmemektedir. Her ne kadar sedef hastalığı deri ile alakalı olsa da aynı zaman da bağışıklık sistemi ile de alakalı bir durumdur. Günümüzde meydana gelen bu tür hastalığın kabul şeklinin ise şu şekilde olduğunu söylemek mümkündür.
Kullanılan ilaçlardan tutunda deride tahriş oluşturmasından, güneş yanıklarına ve hatta virüs oluşumuna kadar her bir unsur alyuvarların harekete geçmesine de neden olmaktadır. Tepki veren alyuvarlar epidermis adı verilen üst tabaka hücrerelerinde bir yandan atmasına ve giderek çoğalmasına neden olmaktadır. Bu durumda deri tabakaların iyice genişlemesine de neden olur. Normalde 4-8 kat deri hücresi oluşur. Oluşan hücreler olgunlaşıp deriden atılamadığından dolayı pullanmalar da meydana gelmektedir.
Bağışıklık Sistemi Zayıf İse Sedef Hastası Olur Muyuz?
Bağışıklık sistemi zayıf olanlarda sedef hastalığı söz konusu olabilir. Fakat sedef hastalığında bağışıklık sistemi zayıf değildir. Normal bağışıklık sisteminin hiçbir işlevine zarar vermediğinden dolayı herhangi bir sorun yaşanması mümkün bir durum olmayacaktır. Sedef hastalığına yakalanan kişilerde çok sık enfeksiyon sorunları yaşanmamaktadır. Ayrıca kimi hastalar da bağışıklık sistemini güçlendireceğini inandığından dolayı bitkisel ürünleri kullanma yoluna yönelmektedir. Bu tür yol oldukça yanlıştır. Bu durum tam tersi etki vererek bağışıklık sistemin de hatalı ve aynı zamanda daha fazla tepki vermesine de zemin hazırlayan unsurlar arasında yer alır. Bu sebeple bitkisel ürünleri kullanmak doğru bir çözüm yolu olmayacak daha fazla bağışıklık sistemlerini harekete geçirmiş olacaksınız.
Sedef Hastalığı Bulguları
Hastalık bulguları farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir.
Genelde hastalığın en sık görüldüğü bulgulardan birisi de plak psoriasistir. Böyle durumlar da sedef hastalıkları vücudun belirli bir evresi içerisinde kalmaktadır. Hem bölgesel hem de yaygın tip olarak ortaya çıkması muhtemel bir durumdur. Genelde diz, saç dipleri, dirsek gibi yerler de beyaz ve grimsi renk tonlarına hâkim olan kabuklar meydana gelmektedir. Vücutta meydana gelen bu tür kabuklar kaşıntılara da sebebiyet vermektedir. Ayrıca vücutta dağılan özelliğe de sahiptir. Hastalık plak psoriasis adı verilen yaygın bir tür ile de ortaya çıkmaya başlar. Ayrıca el ve ayak olmak üzere iki bölgede tutan bir özelliği de bulunmaktadır. Meydana geldiği andan itibaren zeminde kaşınma, soyulma ve dökülme gibi bir takım durumlar meydana gelmektedir. Vücutta meydana gelen kabuklaşma ve çatlamalar sonrasında sedef hastalığına yakalanan kişilerin derilerinde bir acı hissiyatı oluşur. Böyle bir durumda ellerin de meydana gelen acının yükselişe geçmesi ile birlikte iş yapmalarını da fazlası ile zorlaştırmaktadır. Böyle bir durum da sedef hastalığı egzama ile de benzerlik gösterdiğinden dolayı karıştırılma durumları da söz konusu olabilmektedir.
Damlacık Tarzı Sedef: bu tür sedef hastalığı türlerinde daha çok bademcik ve boğaz enfeksiyonları ile birlikte ortaya çıktığını söylemek mümkün. Vücut içerisinde daha çok yaygın ve damlacık halde bulunmaktadır. Bazen alınan ilaçların sonrasında gerileme söz konusu olabilmektedir.
Tek yerleşimli Sedef: Bu tür de daha çok bölgesel olarak koltuk altlarında, kasık gibi belli başlı bölgeler de ortaya çıkma durumu söz konusudur. Kabuklanma çok fazla görülmez, fakat daha çok sürtünme ve kaşınma sorunları çok sık yaşanmaktadır.
Sedef Romatizması: Her ne kadar sedef hastalığı cilt sorunları olarak ön plana çıksa da ayrıca romatizmal sorunlardan kaynaklı olarak ortaya çıkabilmektedir. Günümüzde sedef romatizmasına her 10 kişiden ikisi rastlamaktadır. Genelde kızarıklık ve kaşınmalar sedef hastalığının bu türünde oldukça fazladır. Böyle durumlarda mümkün olduğunca daha dikkatli olunması ve bir hekime başvurulması gerekmektedir. Ayrıca yumuşak ağırların yanı topuk dikeni gibi bir takım şikâyetlerde sedef romatizmasından kaynaklanan bir durum olabilmektedir.
Sırt ve bel bölgelerinde her ne kadar romatizmadan kaynaklanan bir durum söz konusu olsa da kimi zaman da iltihaptan kaynaklanan bir takım durumlar da yaşanabilmektedir. Özellikle romatizma bel iltihaplanmaları gibi bir takım sorunları da beraberinde getirmektedir. Ayrıca ağrılar uyku anında da devreye girerek hastaları son derece de huzursuz etmektedir. Böyle bir hastalığa yakalanan kişiler sabah tutuk uyanmakta ve gün içerisinde yavaş yavaş açılmalar ile yaşantısını sürdürmek zorunda kalır.
Çoğu zaman bu durum bel fıtığı ile karıştırılabilmektedir. Bu yüzden mutlaka hekime başvurarak tam olarak hangi sorunun olduğunu öğrenmeye çalışın. Romatizmalar genel olarak ilaç ile tedavi edilebilir. Sorunları durduran ve romatizmaya iyi gelen ilaçlar da vardır. Bu sebeple hastaların mümkün olduğunca dermatolog ile yakın temas içerisinde olmasında fayda var.
Püstüler Psoriasis: Bu tür sedef hastalığının türüne yakalanan kişiler de daha çok sarımsı renklerde sivilceye benzer kabartılar meydana gelmektedir. Daha çok el ve ayak tabanlarında ortaya çıkmaktadır. Ayrıca çok ama çok nadir olarak vücudun bazı bölgelerinde de ortaya çıkması söz konusu olabilmektedir. Sivilceye benzeyen minik sarı uçları bulunur. Böyle bir durumda hastalar hastaneye yatırılarak mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.
Eritrodermik Psiorasis: Oldukça nadir görülmektedir. Vücutta daha çok soyulma ve kızarıklık meydana gelmektedir. Hastalık son derece ağır geçer. Mutlaka hastanın hastaneye yatırılması ve sistemik ilaçlar ile tedavi edilmesi gerekmektedir.
Sedef Hastalığında Tırnak Değişimleri: insanların pek çoğunda ortaya çıkan sedef hastalığı tırnak ve ellerde bir takım değişiklerin oluşmasına neden olabilmektedir. En sık görülen vakalardan birisi de tırnakların kalınlaşmasıdır. Sedefe bağlı eklem sorunları bu tarz hastalık içerisinde daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple tırnak değişimi ile ilgili mutlaka bir dermatoloji uzmanına görünmeniz de sağlığınız açısından da önemli bir fayda sağlayacaktır.
Sedef hastalığını insanlarda nasıl seyreder ?
Sedef hastalığına yakalanan her insanı bu hastalıktan kurtulması zaman almaktadır. Çünkü hemen geçen bir hastalık türü değildir. Bazı insanlarda hayatlarını o şekilde ömür boyu idam ettirdiklerinde görünmekledir. Tabi bunun nedeni yanlış tedavi uygulamasından ya da ihmalcilikten meydana gelmektedir. Sedef hastalığı belirli bulgularının olmasına rağmen her bir bireyde farklı şekilde görülebilmektedir. Fakat hastaların çoğunda seyrek olarak bölgesel yayılım göstermektedir. Tedavi edilmediği sürece bu hastalık kendini geliştirerek vücudunuzda arttırmaktadır. Bunun için bir uzmandan yardım almalısınız yayılması bu şekilde durmanız mümkündür. İlerleyen dönemlerde sedef hastalığına yakalanan kişilerde ağır vakaların alevlenme tehlikesine yakalanmaktadır. Hastaların bu gibi durumlarda özellikle boğaz yollarının enfeksiyon kapmamasına dikkat etmesi ve fazla stres yapmaması gerekmektedir. Bununla birlikte yoğun güneş ışınları altında uzun süre durmamanız sizin açınızdan önemli olacaktır.
Sedef hastalığı herkese bulaşır mı?
Halk arasında en çok korkulan konulardan biride sedef hastalığının bulaşıcı olup olmadığıdır. Sedef hasatlığı ciltte görünen bir hastalık olduğu için görenleri ürpertmektedir. Bu da haliyle insanların sedef hastalığı olan kişilere dokunmaya korkmasını sağlamaktadır. Çoğunun kendisine bulaşmasın diye geri durduğu bu hastalık türü sanılanın aksine bulaşıcı değildir. Sadece sedef hastalığına yakalanan kişilerde tedavi alına alınmasa ilerlemem kaydederek tüm vücudunu yayılım gösterebilir. Sedef hastalığı olan kişiler ile rahatlıkla tokalaşabil ve sarılabilirsiniz. Kesinlikle size bulaşmayacaktır. Çünkü bireylerde kediliğinden vücudunda oluşum göstermektedir. Bu nedenle korkmanıza hiç gerek yoktur. Sevdikleriniz çekinmeden vücut temasında bulunmanızda hiçbir sakınca olmaması hem sizin hem de sedef hastalığının bulunduğu kişi açısından motivasyonu arttıracaktır.
Sedef hastalığının deri kanserine dönüşme riski var mı ?
Bu sorunun cevabı tabi ki yoktur. Sedef hastalığının deri kanseri ile bir ilgisi bulunmamaktadır. İkisi birbirinden ayrı bir hastalık türüdür. Deri kanserini arttırmasında rol de oynamaz fakat sedef hastalığının tedavi sürecinde bilinçsiz ilaç kullanılması deri kanserine davetiye çıkarmaktadır. Böylesine ciddi bir konuda kesinlikle kendi kendinizi tedavi etmek için uğraşmaya çalışmayın çünkü bilinçsiz yapılan her bir uygulama sizin daha da kötüye gitmenize yol açabilmektedir. Sedef hastalığını belirtilerini taşıyorsanız bu hastalık ile ilgilenen bir uzmandan derhal yardım almalısınız. Tedaviniz boyunca size doğru uygulama yöntemlerini uygulayacaktır. Ayrıca yaş ilerlemesi ile lenfoma riskinin etkisinde bazı hastalarda görünmektedir. Bunun için doğru uygulama şart. Doğru uygulama ile hastalığın durdurulması daha kolay bir hale gelebileceği gibi hastalığın yok edilmesinde mümkün olmaktadır.
Sedef hastalığı anneden çocuğuna bulaşır mı?
Sedef hasatlığı dokunarak bulaşıcı bir hastalık türü olmamasına rağmen kalıtsal olarak yüzde 30 civarında bir oranla çocuklarınıza bulaşma riski vardır. Özellikle ailede ya da annede otuz yaşının altında iken geçirmiş olduğu ağır sedef hastalığı nöbetleri nedeni ile çocuklarınızın da bu hastalığa yakalanması muhtemeldir. Fakat bazı sedef hastalığına yakalanmış bayanlar bu nedenle hamile kalmaktan korkmaktadır. Bebeğinizin sedef hastalığına kalıtsal olarak yakalanması veya yakalanmaması tamamen şans işidir. Yani size yüzde otuz civarında bir oran verdik. Bu demek oluyor ki yüzde yetmiş oranında bir ihtimal var bu şekilde bunun için hamile kalmak istememeniz gereksiz olacaktır. Çoğu sedef hastalığı geçirmiş bayanların ve bir kısmında halen sedef hastalığı ile mücadele ettiği bilinen kişilerin çocuklarının bu hastalığa yakalanmadığını görmekteyiz.
Sedef hastalığı için beslenme programı var mı?
Sedef hastalığı deride oluşum gösteren bir hastalık türüdür. Bu hastalık bazı hastalıklar gibi içteki hastalığın dışa yansımış şekli değildir. Bu nedenle beslenme ile bir ilgisi bulunmamasına rağmen sizlere yağlı yiyeceklerden durmanız ve fazla kırmızı et tüketiminden uzak durmanızı öneririz. Az da olsa bu besinlerin sedef hastalığını tetiklediği düşünülmektedir. Tedbir almak açısından bu öneriyi dikkate almaz sizin açınızdan iyi olacaktır. Bu bilgilere dayanarak hastalığınız süresi boyunca dilediğiniz yiyeceği rahatlıkla korkmadan yiyebilirsiniz. Beslenme konusunda sedef hastalığı için kanıtlanmış bir tanı yoktur. Sedef hastalığını sadece ilaçla tedavi etmek mümkün olduğundan dolayı beslenmenin çok fazla faydası olmamaktadır. Fakat siz sadece sağlığınız açsından da beslenmenize özen gösterebilirsiniz.
Sedef hastalığı diğer tür hastalıkları tetikler mi?
Yakın zamanda yapılan araştırmalara göre sedef hastalığının bazı hastalık türlerinin oluşumunda payı olduğu görünmüştür. Bu araştırmalar göre sedef hastalığı olan kişilerin Kalp ve damar yollarını tetikleyerek ve kan yağı yüksekliğini artırarak hastalık oluşumuna sebep vermektedir. Sedef hastalığı bulunan kişilerin bu nedenle beslenmelerine özen göstermesi gerekmektedir. Bunun nedeni fazla kilo alınmaması gerektiğinden ileri sürülmektedir. Çünkü Fazla kilo alınması demek sedef hastalığının diğer hastalıklara davetiye çıkarması demektedir. Bunun yanı sıra sedef hastalarının sigara ve alkol kullanımından uzak durulması gerekmektedir. Dengeli beslenmeye ve spor yapmaya önem verilmelidir. Sedef hastalarını en çok etkileyen bir diğer unsurda strestir. Stresten mümkün olduğunca kaçınılması gerekmektedir.
Stres sedef hastalığını etkiler mi ?
Uzmanların yaptıkları birçok testler ile kanıtlanan psikolojik sorunların sedef hastalığına etkili olacağı yönündedir. stres sedef hasatlığını hem arttırmakta hem de sedef hastalığına yakalanmada önemli bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte sedef hastalıda bireylerde stersin oluşmasına neden olmaktadır. Sedef hastalığı gözle görünebilen bir hastalık türü olduğu için bu hastalığa yakalananların psikolojilerini bozabilmektedir. Özellikle hastalığın ileri evrelerine yakalanmış kişilerin sosyal yaşamdan kendilerini soyutlamaktadır. Her ne kadar bulaşıcı bir hastalık türü olmasa da insanların kaygısı ve şaşkın bakışları rahatsız etmektedir. Bu nedenle de sedef hastalığı olan kişilerin stres yapması muhtemeldir. Fakat bu gibi durumlarda daha ılımlı olunması gerekmektedir. Sedef hastalığının tedavi sürecinde pozitif olunması birey açısından aktif rol oynayacaktır.
Sedef hastalığının tedavi süreci
Sedef hastalığının tedavi sürecinde ki amaç sedef hastalığını ortadan kaldırmak ve bu hastalığın ilerlemesini önlemektedir. Ayrıca sedef hastalığına yakalanan kişilerin psikolojilerinin bozulmasını engellemektedir. Tedavi süreci boyunca hastaların daha fazla pozitif olmaları açısından desek takviye edilmemektedir. Özellikle son yıllarda sedef hastalığı tedavisinde sadece birden fazla çözüm yolları bulunuştur. Her ne kadar tamamen yok olmasa da belirtilerin tedavi süresince en aza indirildiği görünmektedir. Sedef hastalığının tedavisi kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu hastalığı hafif olarak atlatanlara uzmanların kontrollerinde ilaç verilmektedir. Fakat hastalık daha ağır olarak atlatılıyor ve geçmiyorsa ultraviyole tedavi yöntemi hastalara uygulanmaktadır. Eğer ki hasta bu tedavi yönteminde cevap vermiyorsa o halde ağız yolundan serum veya iğne verilerek hasta tedavi edilmektedir.
Cilde sürülerek uygulanan tedavi yöntemi nasıldır?
Sedef hastalarının tedavisinde yerel ilaçların etkisi büyüktür. Saçlı deride meydana gelen sedef hastalığı için özel üretilmiş losyonların faydası vardır. Ayrıca cilde sürülen merhem, krem vs. ilaçların sedef hastalığını durdurmaya ve başlangıç evresinde yok etmeye yetmektedir. Bu ilaçlar kortizon içermektedir ve bu nedenle bilinçsiz kullanılması önerilememektedir. Sedef hasatlığının belirtileri bulunan her hasta kendi başına bu ilaçlardan alıp kullanması sakıncalıdır. Muhakkak bir doktor gözetiminde kullanım önerilerine uyarak cildine uygulamalıdır. Az ve fazla kullanımda kaçınmalı düzenli olarak yeterli miktarda sürmelidir. Yanlış kullanım ile cildinizi haddinden fazla incelmesine yol açabilmekte, tüylenme ve cildinizde sivilcelenmeleri tetiklemektedir. Bazı istisnai hastalarda ise kortizon içeren iğne ve hap gibi ilaçların kullanımı hatalıdır.
D vitamini içeren ilaçların faydası
Kortizonlu ilaçlar gibi deriyi inceltme riski bulunmamaktadır. D vitamini içeren ilaçlar bağışıklık sisteminin düzene girmesinde önemli bir rolü vardır. Bu sedef hasatları tarafından cilde uygulanarak sürülmektedir. Uzun süreli kullanım için oldukça güvenli olan bu ilaçların tedavi sürecinde faydası görünmektedir. Çoğu sedef hastaları doktorları tarafından bu ilcalara yöneltilerek tedavilerini böyle devam ettirmektedir ve tedavileri olumlu yönde ilerleme kat etmiştir. Kesinlikle bir riski olmamaktadır ve diğer ilaçlara oranla bazı sedef hastalarına daha uygun görünmektedir. Bireylerin tedavi ederek motivasyonunu arttıran bu ilaçlar düzenli olarak kullanılması gerekmektedir. Her ilacın bir kullanım talimatı vardır ve doktor sizin hastalık seviyenize göre doğru bir uygulama önerecektir. BU sayede d vitamini içeren ilaçların hastalığınız üzerindeki etkisini zamanla görebilmeniz mümkündür.
Ditranol:
Sedef hastalarının cildinde oluşan dokularda hücre artışı gözlemlenmektedir. Kortizonlu ilaçların cildi incelmesinin aksine bu ilacın cildinizi inceltmez. Fakat başka bir yan etkisi olabilmektedir. Bu da kullananlarda bazı istisnai durumlarda deri boyamaktadır. Bu da Antralin (Ditranol) yan etkilerinden biridir. Sedef hastalarında tercih edilen bu tedavi yönteminin yan etkisi olarak cildinizin kahverengi olmasına yol açabilmektedir. Ama bir süre sonra cildinizin aldığı renk kendiliğinden kaybolacaktır. Bazı hastalarında tedavi aşamasında cildini tahriş etmesi mümkündür. Böylece bu ilacı kullanırken çok dikkat edilmelidir. Özellikle hassas olan bölgelerinize uygulamaktan kaçınılmalısınız. Düzenli ve doğru uygulamanız halinde tedavinizin olumlu yönde ilerlediğini göreceksiniz. Aksi taktirde doktorunuza başvurunuz.
Sedef hastalığında nemlendirici kullanımı:
Sedef hastalığı bulunan kişilerin normal kişilere oranlara derileri daha kalın ve daha kurudur. Bu nedenle hastalık evresinde nemlendiriciler önerilmektedir. Nemlendiriciler tedavi aşamasında hastalara faydası büyüktür. Çoğu hastanın cildindeki kaşıntıyı ve pullanmayı azaltarak rahatlatmaktadır. Güçlü bir iyileştirme özelliği vardır. Tedavi aşamasında diğer kullanılan ilaçlarında etkisini arttırarak tedavin olumlu sonuçlanmasına fayda sağlamaktadır. Nemlendiricilerin diğer kullanılan ilaçlara göre daha masum ve zararı olmadığını söylemek mümkündür. Uzun süreli kullanımlarda da bir sakınca yoktur ve hastalar tarafından rahatlıkla kullanıma uygundur. Sedef hastaları tarafından en sevilene tedavi türüdür. Doktorlarda hastalarının uygulanmasını gönül rahatlığı ile hastalarına önemektedir. Bu sayede oldukça iyi gelecek sedef hastalarını bekleyecektir.
