Kreatin Düşüklüğü Neden Olur ve Tedavisi

Vücudun kas metabolizması tarafından üretilen kreatin bir vücut atığıdır. Böbrekler ile vücuttan idrar yolu ile dışarı atılır. Kreatinin düşük olmasının birçok sebebi vardır. Vücut iri ve ufaklı olmak şartıyla gruplar halinde iskelet kaslarından meydana gelmiştir. Vücudumuzda bulunan bu kas grubu fiziksel, hormonsal ve biyokimyasal değişiklikler geçirerek her zaman yenilenen bir sistemdir. Yenileme sırasında kas yıkımının olması sonucu olarak kreatin maddesi kanda tutulur. Kanda bulunan kreatinin %2 si böbreklerden dışarı atılır.

Kreatinin Düşük Olması Nedenleri

Vücuttaki kreatin değerleri böbreklerin sağlıklı işleyişini gösterir. Bu değerlerde herhangi bir düşüklük hastalık veya olumsuzluk olarak algılanmamalıdır. Yalnız vücudumuzda bulunan doku ve sistemler bir uyum içinde çalıştığından kreatin değerinin uzun bir dönemde iniş ve çıkışlarını gözlemlemek gerekir. Serum kreatin değerlerinin düşük olması ileriki yaşlarda kendini gösterir. Bunun en önemli nedeni ise yaş ilerledikçe vücutta ki kas kütlesinin azalması ve düşük bazal metabolizmadır. Vücudun kas kütlesinde her 10 senede bir yaklaşık olarak ½ kilo bir azalma olmaktadır. Bu ise serum kreatin seviyesinin azalmasına neden olur. Hamileliğin 3. ve 6. ayları arasında kanda bir incelme olur. Bu incelme serum kreatinin azalmasına neden olur. Kanın seyrelmesi sonucunda böbrekler daha fazla kan filtre etmek zorunda kalacağından vücuttan daha fazla kreatin atılacaktır. Kas metabolizmasını etkileyen ve bunun sonucu olarak kas kütlesinde azalmaya neden kas bozukluğu hastalıkları da kreatin düşüklüğü ile yakından ilgilidir. Serum kreatin değerleri vücuttaki toplam kas kütlesi ile yakından ilgilidir. Serum kreatin değerlerinde oluşan herhangi bir düşüş kas metabolizmasında oluşan sistematik ya da bölgesel bir sorunun olduğunun göstergesidir. Kreatin yüksekliği böbreklerde veya boşaltım sisteminde bir bozukluğun olduğunu gösterir. Bunun tersi olan serum kreatin düşüklüğü ise serum kreatin salgılanmasında bir problemin olduğunun göstergesidir. Vücudun toksinlerinin temizlendiği yer karaciğerlerdir. Vücuda alınan proteinin eksik olması düşük kreatin değerlerinin oluşmasına neden olur.

Kreatin Düşüklüğünün Tedavisi

Kreatinde olan düşüklük çoğunluk olarak ciddi bir sağlık sorunu olarak görülmez. Yalnız bu düşüklük bazı durumlarda ciddi bir rahatsızlığın belirtisi olabilir. Kreatin düşüklüğünün uzun bir zaman devam etmesi sürecinde takip edilmesi gereken bazı yollar vardır. Genetik testi yapılarak kişide bağışıklık sisteminin zayıflığından kaynaklanan hastalıklar veya kas kaybına neden olan kas sistemi hastalıklarının olup olmadığı belirlenir. Eğer kas sisteminden kaynaklanan bir aksaklık var ise tedaviye bir an önce başlanılmalıdır. Kas distrofisi hastalıklarında kas lifi kaybı olduğundan erken tedaviye başlanılmadığı takdirde fizik tedavi gereklidir. Bunun yanında zaman içinde olması muhtemel kas tutulması, kas spazmı ve zayıflığını azaltmada önemli bir rol oynayabilir. Yalnız kas lifinin kaybında fazla seçenek yoktur. Bu tür hastalıkların ortaya çıkması oldukça nadirdir. Kreatin düşüklüğünün eğer karaciğer kaynaklı olduğu düşünülüyorsa alkollü içeceklerden ve karaciğere zarar veren toksinlerden uzak durulmalıdır. Karaciğerin üzerinde olumsuz etkiler yapan ilaçlar alınıyorsa bunların yerine başka alternatifler tercih edilmelidir.

Kortizol Yüksekliği ve Düşüklüğü Nedir?

Kortizol Yüksekliği ve Düşüklüğü Nedir?
Modern çağımızın en büyük sorunlarından bir tanesi kortizol yüksekliğinin olmasıdır. Sağlığımızı olumsuz bir şekilde etkileyen stres ile vücudumuz mücadele etmek için kortizol salgılar. Yalnız kortizol hormonunun devamlı olarak yüksek seviyelerde seyretmesi kişinin başta kilo almasına neden olarak birçok sorunları da beraberinde getirir. Kişinin herhangi bir stres durumunda böbreküstü bezlerinden kortizol hormonu sağlanır. Bu hormon kan şekerinin yükselme sebebi olan glukokortikoid hormonları grubuna girmektedir. Vücut, stresli veya hayati tehlikenin olduğu bir durumla karşılaştığı zaman kortizol salgılamaya başlar. Böylece vücudu oluşan tehlikeye karşı savaşmaya ya da ondan kaçmaya hazırlar. Stresli durumlar farklı şekillerdedir ve hepsi de kan şekerinin yükselmesine sebep olmaz. Kortizol hormonunun salınmasına fiziksel, duygusal, yoğun yapılan egzersizler ya da aşırı derecede düşük kalorili diyet strese neden olacağından bu durumlar etkili olabilmektedir.
Modern çağın getirdiği sorumluluk ve aşırı yükten dolayı birçok kişinin kortizol seviyesi oldukça yüksektir. Kortizol hormonunun uzun bir süre yüksek kalması kişide yüksek kan şekeri, bağışıklığın zayıflaması, kan şekerinde dengesizlik ve karın bölgesinde yağlanma gibi olumsuz durumlara yol açar. Kortizol hormonunun kilo ile ilgisini şöyle açıklayabiliriz. Kortizol hormonu salgılandığı zaman vücudu daha fazla yağ yakması için uyarır. Bundan dolayı da tehlikeye karşı gelmek veya ondan kaçmak için vücut fazladan bir enerji kullanmak zorunda kalır. Yalnız çoğu insan strese ve onun ardından salgılanan kortizol hormonuna yiyerek tepkisini gösterir. İşte bu davranış kilo almaya neden olur, kortizolun kilo alımıyla kendisinin bir ilgisi yoktur.
Kortizol Yüksekliğinin Belirtileri
Kortizol hormonunun devamlı olarak yüksek olması beraberinde birtakım sorunları da getirmektedir. Kortizolun yüksek olduğunu verdiği belirtilerden anlayabilirsiniz. Gece iyi bir uyku çekmeniz için kortizol seviyenizin gece vakti düşük olması gerekiyor. Eğer kortizol hormonunuz yüksek ise uykuya dalamayacaksınız ve vücudunuz dinlenemeyecek. Bu ise sizi ertesi günü yorgun, sinirli ve daha stresli yapacaktır. Kortizolun yüksek olması sonucu böbrek üstü bezleri yeteri kadar kortizol hormonu salgılayamayacaktır. Bu da kişide kronik bir yorgunluğun oluşmasına neden olacaktır. Yeterli ve dengeli beslendiğinize inanıyor hatta spor yapmanıza rağmen karın yağlarınız bulunuyorsa bunun sebebi stres yani diğer bir deyişle kortizol hormonudur. Kortizol hormonunun yüksekliği vücudun kendini onarma mekanizmasını devre dışı bıraktığı için bağışıklık sistemi hastalıklara karşı savunmasız duruma düşer. Hastalıklara daha çabuk yakalanırsınız.
Kan şekerinin yükselmesine neden olan kortizol şeker hastalığı riskini artırır. Yüksek kan şekerinin olması insülin miktarının artmasına neden olur. Bu durum bir anda kan şekerinin düşmesi demektir. Uzun zaman yüksek seviyede olan kortizol zamanla böbrek üstü bezlerinin tükenmesine neden olur. Bu prolaktin seviyesinin artması demektir. Vücut acıya karşı daha duyarlı duruma gelir. Baş ve kas ağrıları ortaya çıkar. Bu hormonun yüksek olması kişinin cinsel hayatını da olumsuz etkiler. Cinsel isteksizlik ortaya çıkar.

Kirpik Perması Nasıl Yapılmalı?

Kirpik Perması Nasıl Yapılmalı?
Kirpiklerin daha dolgun ve daha uzun görünmesi için daha çok uygulanan yöntem rimel kullanmaktır. Yalnız rimel kalıcı olmadığından bunu kalıcı kılmak için başka yöntemler kullanılır. Bu yöntemlerden bir tanesi de kirpik perması yaptırmaktır. Kirpik perması yaptırmak istiyorsanız bunu güzellik salonlarında uzman kişilere yaptırılmasınız. Eğer evde kendiniz yapmak isterseniz bu durumda yaparken dikkat ve özen göstermelisiniz. Kirpik permasının yapım aşamasında özel bigudiler kullanılır. Kirpik perması yapmak için özel perma makaraları, maşası ve perma makası kullanmak gerekir. Kirpik perması yapma işlemi yaklaşık olarak 40 – 50 dakika arasında sürmektedir. Kirpikler vücudun en zor şekil alan tüylerindendir. Bundan dolayı perma yapılmadan istenilen bir kavise gelmesi oldukça zor olmaktadır.
Kirpik perması sırasında kirpiklere ısı verilmesinin yanında onların kalıcı olmasını sağlayan kimyasal maddeler kullanılır. Kirpik perması işlemi sırasında özel bigudiler kullanılır. Kirpiklere yüksek bir ısı kullanılır ve sağlığa zararı olmadığı kabul edilen kimyasal maddeler yardımıyla kirpiklerin kıvrımlı ve dalgalı bir şekil alması sağlanır. Kirpik permasının etkisi en az 2 – 3 ay sürmektedir. Bunun nedeni ise kirpiklerin 90 günlük bir dönemde dökülerek yeniden çıkmasıdır. Bu nedenden dolayı kirpik permasının 2 – 3 ayda bir tekrar yapılması gerekmektedir. Kirpik malzemeleri saç malzemeleri ile benzerlik gösterir. Kalıcı kirpik perması işlemi sırasında kullanılan özel silindirik bigudilere kirpik sarıldıktan sonra 40 dakika beklenilmelidir. Normalde saç permasıyla aynı yapılış mantığını taşıyan kirpik perması, uzman kişiler tarafından uygulanmalıdır. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi de kirpiklerin göz kapağı mukozası gibi vücudun bir hayli duyarlı olan bir bölgesine yakın olmasıdır.
Kirpik perması, uzman kişiler tarafından yapıldığı zaman son derece güvenilirdir. Bundan dolayı kişilerin evde kendilerinin yapması önerilmemektedir. Çünkü kirpik perması işlemi sırasında kimyasal maddeler kullanılmaktadır. Bu maddelerin kesinlikle göze kaçırılmaması gerekmektedir. Göze kaçan kimyasallar körlüğe neden olabilir. Kirpik perması işlemi bittikten sonra kontakt lensinizi güvenli bir şekilde kullanabilirsiniz. Hatta gözünüzü ve yüzünüzü dahi yıkayabilirsiniz. Perma işlemi yapıldıktan sonra kirpiklerin renginde birkaç gün sonra açılma olacaktır. Bu renk farkını makyaj ile kapatabilirsiniz. Bazı hanımlar kirpiklerine Hint keneviri yağı kullanıyor. Bu uygulamayı öğleden sonra 2 gibi yaparsanız kirpikleriniz permayla şekillenmiş gibi etrafın daha fazla dikkatini çekecektir. Kozmetikte kullanılan kimyasallara alerjisi olan kişilerin kirpik perması yaptırmasını uzmanlar önermemektedir. Bunun yanında hamile bayanlarda bu kimyasal maddeleri soludukları için istenilmeyen bazı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Bundan dolayı hamile bayanlar veya hamile olduğundan şüphelenen bayanların kirpik perması yaptırması sakıncalıdır.

İmpetigo Belirtileri ve Tedavisi

İmpetigo Belirtileri ve Tedavisi
Oldukça sık görülen bir deri enfeksiyonu olan impetigo doğru bir tedavi uygulandığı zaman hızlı bir şekilde iyileşebilen bir hastalıktır. Bu hastalığa sebep olan bakteri ise stafilokoküs aureus adlı bir bakteri türüdür. Oldukça bulaşıcı bir hastalık olan impetigo kaşıntılı veya ağrılı bir durum arz edebilir. Cildinizde küçük bir sıyrık veya böcek ısırığından dolayı ciltte oluşan bir açıklık bulunuyorsa iltihap kapma olasılığı oldukça fazladır. Bu enfeksiyonun en çok görüldüğü yer yüz bölümüdür. Genellikle de ağız ve burun çevresinde çok yaygındır. İmpetigo hastalığı daha çok çocuklar arasında yaygın olan bir hastalık türüdür. Ayrıca kişinin egzama gibi bir cilt hastalığı bulunuyorsa impetigo geçirme olasılığı oldukça yüksektir.
İmpetigo hastalığının birkaç türü bulunmaktadır. Çocuklarda en sık görüleni ve bulaşıcı olan impetigo türü nonbüllöz impetigodur. Bu tür impetigo genelde ağızda ve burunda kırmızı yaralar ile kendini gösterir. Bu yaraların patlaması ile birlikte yerlerinde kabuklu, ıslak ve kırmızı bir döküntü oluşur. Döküntü kaşıntı yapabilir ama ağrı yoktur. Büllöz impetigo türü ise en çok iki yaş altı çocuklarda görülmektedir. Kabarcıklar ilk olarak gövde, kol ve bacaklarda görülür. Zaman geçtikçe bu kabarcıklar saydamlaşır ve son olarak bulanık bir görüntü alırlar. Oluşan kabarcıklar uzun sürer. Kabarcıkların etrafında kırmızılık ve kaşıntı meydana gelebilir. En ciddi impetigo türü ise ektimadır. Çünkü bu tür sadece üst tabaka yerine cildin ikinci tabakasında meydana gelir. Oluşan kabarcıklar ağrılıdır. Ülserlere ya da açık yaralara dönüşme ihtimalleri vardır. Şişmiş lenf düğümleri ile yara izleri olabilir.
Risk Grupları
Bazı kişilerde bu hastalığın oluşması daha sık rastlanılmaktadır. Bu risk grubu içinde şu kişileri sayabiliriz. 2 ile 6 yaşında bulunma, düzenli bir şekilde okul ya da kreşe gidilmesi, cildin başka şekilde tahriş olması, kötü temizlik koşulları, havanın sıcak olması, bakterilerin kolay bir şekilde yayılmasını sağlayan kalabalık bir ortam, dermatit adlı bir cilt rahatsızlığının olması, ciltten cilde temas olan aktivitelere katılım, şeker hastalığı ve bağışıklık sisteminde bozukluk meydana gelmesi.
İmpetigo Sebepleri
Hastalığın oluşmasında bazı bakteri türleri rol oynamaktadır. Bu bakteriler cilde enfekte oldukları zaman hastalık meydana gelir. Bu durumlara sebep olaylar ise; bu hastalığı olan bir kişi ile cilt temasında bulunmak, impetigo hastalığı olan bir kimsenin kişisel eşyaları ile temas etmek, ciltte oluşan hasarlar, böcek ısırmaları ve hayvan ısırıklarını sayabiliriz.
İmpetigo Belirtileri
Hastalığın belirtileri kişiye oldukça rahatsızlık verir. Belirtilerin oluşması impetigonun türüne göre farklılık gösterse de belirtiler birbirine benzer. Bu belirtiler arasında; çabuk bir şekilde patlayan ve arkasında sarı kabuklanmalar bırakan kırmızı yaralar ve içi sıvı dolu kabarcıklar, kaşıntılı döküntüler, ciltte lezyonlar ve lenf bezlerinin şişmesini sayabiliriz.
İmpetigo Tanısı ve Tedavisi
İmpetigo hastalığının teşhisinde çoğunluk olarak fiziksel muayene yeterli olabilir. Yalnız doktor impetigo hastalığına neden olan bakteri çeşitlerini bulmak için sizden kültür isteyebilir. Yapılan kültür testinden sonra doktor antibiyotik gerekip gerekmediğine ve ne tür bir antibiyotik uygulanacağına karar verecektir.
İmpetigo Tedavisi
Tedavi, hastalığın şiddetine ve bu hastalığa neden olan bakterilere göre farklılıklar gösterecektir. İmpetigonun hafif olduğu durumlarda doktor, cildin iyileşmesine yardımcı olmak ve hastalığın yayılmasına yönelik basit hijyen önlemleri almanızı önerebilir. Hastalığın etkilediği bölgeye sıvı ya da anti bakteriyel bir solüsyon sürülerek günde birkaç defa cilt temizlenmelidir. Yıkama yaparken hasta olan bölgeyi sakın yıkamayın çünkü bu hareket cildi daha çok tahriş edecektir. Hasta bölgeyi dokunarak kurutun ve oraya anti bakteriyel ya da reçetesiz bir krem sürün. Hastalıktan etkilenen bölgelere dokunmayın ve kabukları kaldırmayın. Hastalığın yayılmasına engellemek için yapışmayan bir pansuman yapılabilir. Hastalıklı bölgeyi elledikten sonra elleri güzel bir şekilde yıkayınız. Doktorunuz tıbbı tedavi için size antibiyotik önerebilir. Bu antibiyotikler çocuklar için sıvı, yetişkinler için hap olarak önerilir.

Güneş Yanığına Neler İyi Gelir?

Güneş Yanığına Neler İyi Gelir?
Uzun süre güneşe maruz kalan cilt hassaslaşır ve kullanılan normal vücut şampuanları ve sabun cildi daha da kurutur. Cildinizde güneş yanığı oluştuysa yanığa aloe vera jeli, yulaf ezmesi, yoğurt ve zeytinyağı kullanarak aşırı derecede kuruyan cildinizin yumuşamasına ve nemlenmesine yardımcı olarak tedavi sürecine katkıda bulunabilirsiniz.
Güneşten yanmış olan cildinizi yumuşatmak için yanığa yulaf ezmesi kullanabilirsiniz. 1 bardak kaynamış suya ½ bardak yulaf ezmesi koyun ve soğumaya bırakın. Karışım tam olarak soğuduktan sonra güneşten yanmış olan yere dairesel hareketler ile sürünüz. 3 – 4 dakika sonra cildinizi bol suyla yıkayınız. Yanık tedavisinde en etkili yöntemlerden bir tanesi de aloe vera kremi kullanmaktır. Bu krem sayesinde cildiniz yumuşayarak temizlenir. Yanık olan bölgelere avuç içi ile beraber jeli iyice yedirin ve cildin emdiğine emin olur. Daha sonra soğuk suyla durulayın.
Güneş, cildi kuruttuğu için ciltte gerilmeye neden olur ve bu durum ağrıyı oluşturur. Buna engel olmak için zeytinyağı sürün. Zeytinyağı sayesinde cilt yumuşayacaktır. Zeytinyağı sürdüğünüz yere sıcak suyla ıslattığınız bir havlu koyun ve havlu tamamen soğuduktan sonra cildinizi hafif bir şekilde siliniz. Güneş yanığına karşı kullanılan en etkin yöntemlerden bir tanesi de yoğurt sürmektir. Yoğurt sayesinde cilt yatışır ve rahatlama sağlar. En etkin sonucu almak için yağsız yoğurt kullanılması önerilir. Yoğurdu kullanmadan bir süre önce dolapta bekletin. Cildinize sürdüğünüz yoğurdu 3 – 4 dakika beklettikten sonra cildinizi ılık suyla durulayınız.
Güneş yanığına Karşı Yapılabilecekler
Sık aralıklar ile serin duş alın. Duş sırasında suyun sert bir şekilde teninize değmemesine özen gösterin. Duş sırasında sabun, yağlar ve diğer temizleyici maddeler kullanmayın. Çünkü bu tür temizleyiciler cildinizi daha kötüleştirebilir. Cildinizde su toplamış kabarcıklar var ise o zaman duş yerine küvette banyo yapın. Çünkü duş sırasında cildinize gelen tazyikli su bu kabarcıkların patlamasına neden olacaktır. Güneş yanığının olduğu yerlere serin bir bezle kompres yapın ve tekrarlama yapmanız gerekiyorsa bezleri tekrardan ıslatın.
Giysileriniz bol, rahat ve pamuktan olursa sizin için daha uygun olacaktır. Güneş yanığının olduğu bölgelere aloe vera losyonu uygulayabilirsiniz. Yalnız 2 yaşından küçük çocuklar için doktor onayı almanız gerekir. Yapılan uygulamalar cildinizde bir rahatlama sağlasa da ağrılar 4 – 5 gün sürebilir. Bu süreden sonra cildinizde soyulma meydana gelir. Güneş ışınlarından ve onun verdiği zararlardan korunmak için güneşe çıkmadan önce sizi güneşten koruyan yüksek faktörlü kremler kullanmanız gerekir. Denize girip çıktıktan sonra güneş kreminizi tazelemeyi sakın unutmayın.
Hangi Durumlar Doktor Gerektirir?
Bayılacak gibi bir durumdaysanız veya baş dönmeniz bulunuyorsa, baş ağrınız ve yanıklarınızda herhangi bir geçme olmadıysa, nefes alıp vermeleriniz çok hızlı ve nabız atışlarınız yüksekse, idrar yapamıyor ve aşır derecede susuyorsanız, vücudun su kaybetmesi artmasına rağmen kişi yeterince sıvı tüketemiyorsa, bulantı, isilik ve ateş durumları ortaya çıktıysa, gözlerde acıma ve ışığa karşı herhangi bir hassasiyet meydana gelmiş ise, ciltte bir solgunluk veya cilt soğuksa, kusuyor veya ishal olmuşsanız ve belirtiler fazlalaşıp daha sık bir duruma geldiyse hemen bir doktora görünmeniz gerekmektedir.
 
 
 
                                                                                                                                                    
 

Geçici İskemik Atak Nedir ve Tedavisi

Geçici İskemik Atak Nedir ve Tedavisi
Geçici İskemik atak ( GIA ) sırasında beyne giden kan miktarında geçici olarak oluşan düşüşten dolayı beyin gerekli olan oksijeni alamaz. Bu durumda kişi felce benzer durumlar göstermeye başlar. Yalnız bu durum felç kadar uzun sürmez. Bu atak birkaç dakika sürer ve bir gün içinde de geçer. Geçici iskemik atağa genel olarak küçük inme denilmektedir. Bu atak bir uyarı niteliğinde olabilir. Geçici iskemik atak hızlı bir şekilde geçtiğinden hastaların birçoğu doktora gitme ihtiyacı duymazlar.
Geçici İskemik Atak Belirtileri
Her hastalıkta olduğu gibi geçici iskemik atakta’da bazı belirtiler oluşur. Bu atağın belirtilerini de şöyle belirtebiliriz. Yüzdeki bazı kaslar felç geçirdiği için yüzün bir tarafı aşağı doğru sarkar. Hastanın gözünde veya ağzında bir sarkma meydana gelebilir. Kişi düzgün bir şekilde gülemez. Kişi kollarını havaya kaldıramaz ve havada tutmada zorlanır. Çünkü felçten dolayı kollarda güçsüzlük ve uyuşukluk meydana gelmiştir. Bu belirtilerin yanında kişi de baş dönmesi, konuşmada meydana gelen güçlük, konuşulanları anlamada meydana gelen güçlük, aşırı derecede baş ağrısı, vücudun bir tarafında güçsüzlük, uyuşma ve genel felç durumu ve daha ciddi durumlarda bilinçte kayıp meydana gelir. Bir ya da iki gözde de meydana gelen ani bir körlük veya çift görme durumu ortaya çıkar. Geçici iskemik atak bulguları genelde geçicidir ve 24 saat içinde ortadan kaybolur. Geçici iskemik atak geçiren hastalarda beynin hangi bölümünün etkilendiğine göre belirtilerde çeşitlilik gösterir.
Geçici İskemik Atak Sebepleri
Beyne giden kanı iki kan damarı sağlamaktadır. Bu damarlar birçok küçük kan damarlarına ayrılır. Bu damar sayesinde bütün beyne kan, glukoz ve oksijen gibi temel besinler gider. Böyle bir durumun meydana gelmesi için bu küçük kan damarlarından bir tanesinin tıkanıp oksijenli kanı gerekli yere iletememesi gerekir. Damar sertleşmesi, atardamarda daralma meydana gelmesidir. Kan hücrelerinin iç taraflarında yağ birikintileri oluşur ve kan hücrelerinin kalınlaşmasına neden olur. Bu durumda kan yeterince hızlı akamaz ve akması sekteye uğrar. Kan pıhtısı oluştuğu zaman oksijen bakımından zengin olan kan beyne gidemez. Kan pıhtısı genelde kalbin durumu, kan durumu, enfeksiyonlar veya emboli sebep olabilmektedir. Çok az rastlansa da beyinde meydana gelen kanamalar geçici İskemik atak sebebi olarak gösterilebilir.
Risk Faktörleri
Değiştirilebilir ve değiştirilemez diye iki gruba ayrılan risk faktörleri vardır. Değiştirilemeyen risk faktörleri arasında; aile geçmişi, yaşın ileri olması, cinsiyet ve etnik kökendir. Ailesinde GIA veya felç geçirmiş kişiler bulunuyorsa bu kişilerde risk oldukça yüksektir. 55 yaşın üzerinde bulunan insanlarda GIA’nın görülme olasılığı oldukça yüksektir. Yaşın ilerlemesi ile riskin artması doğru orantılıdır. Bu atakların erkeklerde görülme olasılığı kadınlara oranla daha fazladır. GIA ataklarının siyah ırklı insanlarda görülme olasılığı daha fazladır. Değiştirilebilen risk faktörleri arasında ise; hipertansiyon, kalp hastalıkları, şah damarı tıkanıklığının olması, sigara kullanımı, hareketsiz bir yaşam tarzının olması, şeker hastalığı, kötü beslenme, kolesterol seviyesi, aşırı şişmanlık ve alkol alımıdır.
 
 
Geçici İskemik Atak Tedavisi
Birbiri takip eden felç riski en aza indirilmeye çalışılır. GIA’nın oluşma sebebine göre ilaç verilebilir. Verilecek olan ilacın türü GİA’nın ne kadar ciddi olduğuna ve beynin hangi kısmını etkilediğine göre değişir. Kan damarlarında doku bozukluğu oluştuğu zaman pıhtı hücreleri birleşir ve pıhtı oluştururlar. Bunu engellemek için pıhtı önleyici ilaç verilir. Aspirin ve benzeri ilaçlar kan pıhtısı oluşma riskini azaltırlar. Çökelme önleyici ilaçlar, yüksek tansiyon ve kolesterol ilaçları da kontrollü bir şekilde kullanılmalıdır. Şahdamarı beyne kan götüren ana damardır. İçinde kalıntılar biriktiği zaman bu damarlar sertleşir ve daralma oluşur. Böyle bir durumda kanın ilerlemesi zorlaşır. Ameliyatla şah damarının hasar görmüş kısmı ve damar tıkanıklığına neden olan madde çıkartılır.

Evde Antika Eşya Kullanımı

Evde Antika Eşya Kullanımı
Antika olan eşyalar evde doğru bir şekilde kullanıldıkları zaman evde harika konseptler oluştururlar. Bunun için bizde size antika eşyaları nasıl doğru şekilde kullanacağınız hakkında size birkaç püf noktası söylemeye karar verdik.
Evinizde veya işyerinizde kullanmaya karar verdiğiniz antika eşyaları ilk olarak güzel bir bakımdan geçirmeniz gerekmektedir. Bakımsız antika eşyalarını aksesuar olarak kullanmak evinizde hoş bir görüntü yaratmayacaktır. Antika eşyalarınızın bakımını siz yapacaksanız onlara kesinlikle kimyasal madde kullanmayınız. Onları temizlerken çok sert bir bez veya sünger tercih etmeyiniz. Bu malzemeler antika eşyanın değerini azaltır. Antika eşyanın yüzeyinde gereksiz bir matlaşmaya ve renk atmaya sebep olur. Bundan dolayı antika eşyaların bakımında oldukça hassas davranılmalıdır. Bunların temizliğinde mümkün olduğunca doğal su hatta bulabilirseniz saf su kullanmalısınız. Antika eşyalarınızı hangi mekanda kullanacaksanız o havaya uygun bir konsept oluşturmanız gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse; antika bir gramofonu köşeye koyduğunuz zaman duvarlar canlı ve modern resimler ile dolu olursa bu sefer konsept sırıtacaktır. Antika eşyalar arasında en çok kullanılan eşyalar gramofon, vazo, çerçeve ve berjerler gelir. Mekanı dizayn ederken bu eşyaların rengine göre hareket ederseniz ortaya çok hoş bir görüntü çıkacaktır. Böyle yerlerde ahşap kullanılması oldukça fazla göze çarpacaktır. Ahşap ağırlıklı mobilyaların bulunduğu mekânlarda antika eşyaların kullanılması mekâna ayrı bir hava katacaktır. Özellikle de desenli mobilyalar ile antika eşyaların kullanımı oldukça hoş bir görüntü verecektir.
Antika berjerleri tek başlarına kullanmak bir şey ifade etmeyeceğinden bunları çift olarak kullanmanız mekânı daha güzel gösterecektir. Kullandığınız berjerlerin arasında eskitme ahşaptan yapılan alçak boyda bir fiskos masası koyarak uyumu yakalayabilirsiniz. Bu güzel fiskos masasının üzerine tülden yapılmış ve kenarlarında dantel olan bir masa örtüsü sererek yine üzerine aynı renk tonları taşıyan antika bir gramofon veya çerçeve koyarak mekânda güzel bir köşe oluşturabilirsiniz. Yerde antika bir halı kullanmaya karar verdiğiniz zaman halının zarar görmemesi için üzerine herhangi bir masa, dolap veya ağır bir eşya koymamanız doğru olacaktır. Bu tür eşyalar halının çabuk yıpranmasına ve halının dokusunun bozulmasına neden olur. Antik eşyalar ile çini desenini kullanmak oldukça hoş olacaktır. Antika eşyaları kullandığınız bir mekânda çok abartılı olmamak şartıyla küçük çinili detaylar kullanmanız mekânın bir anda havasının değişmesine neden olacaktır.

Enerji İçeceklerinin Zararları

Enerji İçeceklerinin Zararları
Üniversite öğrencileri, aktif olarak spor yapanlar ve yüksek tempoda enerji harcayan kişiler enerji içeceklerini daha fazla tüketmektedirler. Enerji içeceklerinin birçoğunda yüksek miktarda kafein maddesi bulunmaktadır ve bu kafein maddesi kişiye geçici bir enerji sağlamaktadır. Bazı enerji içecekleri ise şeker içermektedir. Aşırı şeker içeren enerji içecekleri kişide kilo yapar. Kafeini fazla olan içecekler ise kişide tedirginlik, sinirlilik, kalp çarpıntısı ve artan kan basıncı gibi sorunlara neden olur. Enerji içeceklerinin alkol ile alınması oldukça sakıncalıdır. Bu içecekler sarhoşluk hissinin ertelenmesine neden oldukları için alkol zehirlenmesi riski meydana gelir. Enerji içeceklerinin içinde bulunan Guarana adlı bitkisel ürün kafeinin etkisinin artmasını sağlar. Uyarıcı bir etkisi vardır.
İçilen enerji içecekleri ilk seferde kişinin fiziksel ve zihinsel performansında bir artışa sebep olabilir. Yalnız bu durumun neden kaynaklandığı henüz açığa kavuşturulmamıştır. Düzenli ve sıklık gözetmeden kişinin kafein alması vücutta bağımlılık meydana getirmez. Yalnız 4 – 6 hafta gibi bir zaman aralığında düzenli olarak alınan kafein kişide bağımlılık yapabilir. Bu zaman sonunda kişi kafein almadığı zaman vücudunda bazı fizyolojik değişiklik hisseder. Bunlar sinirlilik, gergin olma durumu, el ve ayaklarda titremeler, huzursuzluk ve zihin hareketlerinde birtakım yavaşlamaların olmasıdır. Kişi kendisine bağımlılık yaratan maddeyi almaya başlayınca bu durumlar ortadan kalkar. Enerji içecekleri yüksek miktarda kafein içerdikleri için hamile ve emziren bayanlara, ergenlik dönemine geçenlere, çocuklara, yaşlı kişilere, şeker hastalığı olanlara, metabolik bir hastalığı bulunan kişilere, böbrek yetmezliği, kalp ve tansiyon hastalığı ve yüksek kan basıncı olan kişilere içmeleri önerilmez.
Enerji içeceğini tükettikten sonra vücutta enerjik bir tablo ortaya çıkar. Bu durum zaten vücudumuzda var olan adrenalin maddesinin büyük bir hızla boşalmasına neden olur. Bu durumun ardından kişide bir yorgunluk oluşur. Kişi, susuzluğunu enerji içeceği ile gidermek istemesine rağmen susuzluğu ortadan kalkmaz. Buna bağlı olarak kişinin su tüketimi azalır. Su tüketiminizin azalması da ağızda tükürük salgısının azalmasına dişlerin daha fazla aşınmasına neden olur. Enerji içecekleri sporcu içeceği olarak görülmemelidir. Bunun içinde yoğun fiziksel aktiviteler yapan kişilerin bu tür içecekleri tüketmeleri doğru değildir.
 

Dudak Dolgunlaştırma Nasıl Yapılır?

Dudak Dolgunlaştırma Nasıl Yapılır?
Dudakların daha dolgun ve biçimli görünmesi için bayanlar dudaklarını dolgunlaştırma yöntemini seçerler. Kadınlar dudaklarının dolgun görünmesini iki şekilde sağlayabilirler. Bunlardan bir tanesi makyajda rujun kullanımı ve ikincisi de doğal yöntemler kullanarak dudağı dolgunlaştırmaktır.
Dudaklarınızı makyaj ve ruj yardımıyla dolgun göstermek istiyorsanız ilk olarak süreceğiniz rujun rengine dikkat etmelisiniz. Kullanacağınız açık renk rujlar dudaklarınızı daha dolgun gösterecektir. Koyu renk rujlar dudakların ince görünmesini sağlayacağından bu renk rujları tercih etmeyiniz. Ten renginize uygun bir ruju seçtikten sonra ruju dudaklarınıza sürünüz. Rujunuzu dudaklarınıza sürdükten sonra dudaklarınızın üzerine pudra sürünüz. Yalnız pudrayı tabaka şeklinde sürmeyiniz. İnce bir şekilde sürmeniz doğru olacaktır. Ruj sürme işlemi bittikten sonra ruj rengine yakın bir kalem ile dudakları daha belirgin bir duruma getirin. Ayrıca dudak kalemi ile dudaklarınızı boyamak dudakları daha kalın ve dolgun gösterecektir. Ruj sürme işleminden sonra dudaklarınıza parlatıcı sürmek dudaklarınızın dolgun gözükmesini sağlayacaktır. Parlatıcının rengi açık ve şeffaf olmalıdır. Dudak çevresinin aydınlık olması dudağın daha belirgin olmasını sağlayacaktır. Dudak makyajının sırrı etrafının diğer yerlere göre bir ton açık olmasında yatmaktadır.
Dudakların dolgun görünmesi için doğal kürlerde kullanabilirsiniz. Örnek vermek gerekirse; 2 veya 3 damla zeytinyağı ile 1 tatlı kaşığı balı güzel bir şekilde karıştırın. Daha sonra diş fırçası yardımıyla dudaklarınızı 5 dakika fırçalayın. Bu yöntemi 1 hafta boyunca uygulayın. Bu yöntem sayesinde dudaklarınızda ki kan dolaşımı hızlanacağından dudaklarınız daha dolgun gözükecektir. Diğer bir yöntem ise dudağa doğal botoks yapmaktır. Bunun için 1 çorba kaşığı bal, 1 tane domates, 1 çorba kaşığı yoğurt ve soyulmuş salatalık gereklidir. Sıkarak suyunu çıkarttığınız domatesin içine yoğurt ve balı dökün. Ortaya çıkan karışımı dudaklarınıza ve dudak çevresine sürerek 10 – 20 dakika kadar beklettikten sonra dudaklarınızı ılık su ile yıkayınız. Bakımlı ve dolgun dudaklar için uygulayabileceğiniz bir diğer maske için gerekli olan malzemeler;  ½  salatalık, 1 yemek kaşığı bal ve 1 yemek kaşığı yoğurttur. Soyulmuş olan salatalığın suyunu çıkardıktan sonra üzerine bal ve yoğurt ekleyin. Daha sonra bu karışımı dudak üzerine ve dudak etrafına sürünüz. 10 – 15 dakika sonra dudaklarınızı yıkayınız. Bu maske sayesinde dudaklarınız nemlenecek ve kırışıklıklar azalacaktır.
Doğal yapılan kürlerden bir tanesini de şöyle açıklayabiliriz. 5 çorba kaşığı zeytinyağı, 6 damla tarçın yağı ve 1 tane E vitamini kapsülünü hep birlikte karıştırınız. Bu karışımı akşam yatmadan önce dudaklarınıza sürünüz. Dudak dolgunluğunu sağlamak için uygulanacak bir diğer yöntem ise ½ çay kaşığı balmumu ile 1 çay kaşığı vazelini karıştırınız. Daha sonra bunun içine biraz zencefil, kırmızıbiber ve 2 damla nane ekstresi ekleyiniz. Bu karışımı dudaklarınıza haftada bir uygulamanız yeterli olacaktır. Dudak dolgunlaşmasına yardım edecek son bir yöntem olarak da yulaf ve yumurta sarısını verebiliriz. 5 gram yulaf ile bir yumurtanın sarısını kâsede çırpın ve daha sonra karışımı dudaklarınıza sürünüz. Bu karışım ile dudaklarınızdaki kırışıklıklar gidecek ve dudaklarınız dolgun gözükecektir.

Derin Ven Trombozu Belirtileri ve Tedavisi

Derin Ven Trombozu Belirtileri ve Tedavisi
Vücudumuzda derin bir vende meydana gelen bir kan pıhtısıdır. Kanın koyulaşması veya bir araya toplanmasından dolayı kan pıhtıları meydana gelir. Derin ven pıhtılarının en çok görüldüğü yerler alt bacak veya uyluk kesimidir. Vücudun başka kesimlerinde de rastlanılabilir. Derin bir toplardamarda bulunan bir kan pıhtısı parçalanıp kan dolaşımı ile ilerleyebilir. Bu gevşek pıhtı emboli olarak bilinir. Pıhtının akciğerlere gidip oradaki kan akışını engellenmesi olayına ise pulmoner embolizm denir. Pulmoner embolizm oldukça ciddi bir durumdur. Akciğer ve vücudun diğer organlarında ciddi zararlar meydana getirebilir ve kişinin ölümüne dahi sebep olabilir. Uylukta oluşan kan pıhtıları alt bacak veya vücudun başka bölgelerinde oluşan pıhtılardan daha fazla parçalanır ve pulmoner embolizme sebep olur.
Deri yüzeyine yakın toplardamarlarda da kan pıhtıları oluşabilir. Yalnız bu pıhtılar parçalanarak pulmoner embolizme sebebiyet vermezler. Çok nadir bir şekilde görülen pıhtının kalbe ulaşması ve kalbin sağ ve sol tarafında bir deliğin bulunmasından dolayı embolizm aort yoluyla bütün vücuda dağılabilir. Beyne giderse felce neden olur. Ven içinde oluşan pıhtı kan akımına engel olur. Pıhtının zaman içinde büzülmesi kapaklarda işlev kaybına neden olur. Bu durum kapak yetmezliğine dolayısıyla da venöz yetmezliğinin ortaya çıkmasına neden olabilir.
Derin Ven Trombozu Sebepleri
Bu hastalığa genel olarak toplardamar iç duvarında oluşan hasarlar sebep olmaktadır. Hasarın oluşması fiziksel, kimyasal ve biyolojik etkenlere göre değişir. Sebepler arasında en yaygın olanlar; cerrahi girişimler, ciddi bir travma geçirme, iltihaplanma ve bağışıklık sisteminden kaynaklanmaktadır. Kan akımı giderek yavaşlar ve bir yerde durma noktasına gelir. Bu durumun en çok görüldüğü zamanlar cerrahi bir operasyondan çıktıktan sonra yatak istirahatı yapan hastalardır. Bazen kan koyulaşabilir veya normal halinden daha kolay pıhtılaşabilir. Bazı kalıtsal durumlarda kanın pıhtılaşma eğilimini çoğaltırlar. Bu durumun söz konusu olduğu olaylar hormon tedavisi veya doğum kontrol haplarının kullanıldığı durumlardır.
Risk Faktörleri
Kişide derin ven tromboz öyküsünün bulunması, kanın koyulaşmasını veya normal durumundan daha kolay pıhtılaşmasına neden olan bozukluklar, bazı kalıtsal olan kan hastalıkları, cerrahi girişim, kırık bir kemik ya da darbeler ile derin bir venin yara alması, hareketsiz kalındığı için derin bir vende kan akımının yavaşlaması, hamilelik ve doğumdan sonraki ilk 6 hafta, bir kanser tedavisi görmek, ilerlemiş yaş, kilolu olmak derin ven tromboz riskini arttırmaktadır.
Derin Ven Tromboz Belirtileri
Derin ven tromboz belirtileri ya derin ven trombozun kendisinden veya pulmoner embolizmden kaynaklanıyor olabilir. Derin ven trombozdan kaynaklanan belirtiler derin ven pıhtısından etkilenen bacakta meydana gelir. Bu belirtiler arasında; bacakta veya bacakta bulunan toplardamar boyunca şişlik olması, bacakta veya yürürken ağrı ya da hassasiyet hissedilmesi, bacağın şişen veya ağrıyan kısmında sıcaklık artışı olması, bacakta kızarıklık veya renk değişiminin olmasını sayabiliriz. Pulmoner embolizmden kaynaklanan durumlarda ortaya çıkan belirtiler arsında ise; tarif edilemez bir öksürük, derin bir şekilde solunum yapıldığı zaman ağrı ve kanlı bir öksürük görülür.
Derin Ven Tromboz Teşhisi
Böyle bir teşhisin konulmasında hastanın tıbbi öyküsü, fiziksel muayene ve yapılan testler etkili olmaktadır. Kişinin tıbbi öyküsünde kullandığı ilaçlar, yakın bir geçmişte ameliyat olup olmadığı, travma geçirip geçirmediği ve kanser tedavisi alıp almadığı incelenecektir. Derin toplardamarlardaki pıhtının saptanmasında en sık başvurulan en yöntem ultrasonografidir. Bu testte ses dalgalarından faydalanılır. Venografi, ultrasonografiden bir sonuç alınamadığı zaman yapılan bir testtir. Bu test sırasında hastanın toplardamarına bir boya enjekte edilerek toplardamarın içinde kan akımının olup olmadığına bakılır. Diğer bir test ise d-dimer testidir. Pıhtılaşma esnasında kan içine verilen madde ölçülmektedir. Bu testlerin yanında MRG ve bilgisayarlı tomografi testlerini de sayılabilir.
Derin Ven Tromboz Tedavisi
Derin ven trombozu tedavi ederken ilk olarak kan pıhtısının büyümesine engel olmak, kan pıhtısının parçalanarak akciğerlere gitmesini engellemek ve tekrar pıhtılaşma riskini azaltmak düşülmektedir. Bu hastalığın tedavisinde en çok kullanılan ilaçlar arasında kan sulandırıcı veya kanı seyrelten ilaçlar vardır. Bu ilaçlar ile kanın pıhtı oluşturma özelliği en aza indirilmiş olur. Kan sulandırıcı ilaçlar hap olarak, deri altına enjeksiyon veya toplardamar içine yerleştiren bir iğne veya tüp ile uygulanır. Kan sulandırıcı ilaçlar ile yapılan tedavisi genelde 3 – 6 ay kadar sürebilmektedir. Kan sulandırıcıların en sık rastlanılan yan etkisi kanama yapmasıdır. Bu durumun ortaya çıkmasında ilacın kanı aşırı derecede sulandırması etkili olmaktadır. Oluşan bu yan etki kişinin yaşamını tehdit edebilir.
 

Büyük Yatak Odası Nasıl Dekore Edilmelidir?

Büyük Yatak Odası Nasıl Dekore Edilmelidir?
Dekorasyon ve döşeme bakımından büyük yatak odaları oldukça fazla avantajlar sunmaktadır. Renk, model ve stil açısından dekorasyonda herhangi bir kısıtlamaya gerek yoktur. Küçük yatak odalarını yeniden dekore ederken birçok ayrıntıya dikkat etmek gerekirken büyük yatak odalarının dekorasyonunda daha özgürce hareket edebilirsiniz. Yalnız yanlış bir şekilde dekore edilmiş olan odalar göze dağınık bir görüntü verebilir. Bunun için büyük bir yatak odasının nasıl dekore edileceği konusunda biraz yardım almanız sizin zaman kaybetmenize engel olacaktır.
Yatak odasında kullanılacak olan renk seçimi zevk ve isteğe uygun bir şekilde seçilebilir. Küçük yatak odalarında ferah ve aydınlık bir görünüm vermesi için kullandığımız açık renk tonlardaki renk mecburiyeti büyük yatak odalarında geçerliliğini kaybetmektedir. Bu tür dekorasyonlarda açık rengin yanında koyu renkleri de rahatlıkla tercih edebilirsiniz. Büyük yatak odaları alan bakımından da geniş bir yer kapladığı için seçilecek olan yatak odası mobilyalarının da büyük olması gerekmektedir. Büyük geniş yataklar, büyük boydan aynalı olan dolaplar, alternatif olarak geniş makyaj masaları, komedinler ve çeşitli aksesuarlar kolaylıkla kullanılabilir. Günümüzde oldukça yaygın olarak kullanılan ve harika bir tasarım olan yuvarlak geniş yataklar çok hoş duracaktır. Bu güzel görünümlü yatağın tamamlayıcıları olarak da oval köşeli dolap, makyaj masası ve komedinler kullanabilirsiniz. Komedinlerin üzerine küçük avizeler kullanabilirsiniz. Onun yanında mekân büyük olduğundan ayaklı lambalarda kullanmanız mekâna romantik bir hava katacaktır.
Büyük odaların olmazsa olmaz aksesuarları arasında bulunan tablolar ayrı bir yer tutmaktadır. Yatağın hemen üstünde ki duvara mobilyalar ile uyumlu bir renge sahip tablo harika bir görüntü verecektir. Büyük yatak odalarında televizyon üniteleri kullanmak oldukça uygundur. Yalnız televizyon duvara gömmeli ve şık bir dolabın içinde olursa daha güzel bir seçim olacaktır. Böyle bir durumda televizyonu kullanmadığınız zaman dolap şık bir kullanım mobilyası olarak görülecektir. Yatak odasında, siyah – beyaz, bordo – beyaz ve lacivert – beyaz gibi renk alternatiflerini kullanarak modern ve şık bir görünüm yakalayabilirsiniz. Yatak odası büyük olduğu zaman buraya büyük avizelerin kullanımı da uygun olacaktır. Avizenin yanında onu tamamlayan ışıklık, tablolar, şamdanlar ve buna benzer aksesuarlar kullanılabilir.

Bacak Şişmesinin Belirtileri ve Tedavisi

Bacak Şişmesinin Belirtileri ve Tedavisi
Bacakta şişme oluşmasının nedeni vücutta sıvı birikiminin olmasıdır. Bu sıvı birikmesinin bir diğer ismi ödemdir. Ödem, vücuttaki hücreler arasında bulunan boşluklarda sıvı toplanmasından meydana gelmektedir. Ödem, en çok bacaklarda görülür ama bazı durumlarda bütün vücutta da görüldüğü olmaktadır. Şişkinliğin olduğu bölge daha önceden bir hasar almış olabilir. Bunun yanında bazı tür ilaçlar ve birtakım sağlık problemleri de vücutta şişkinliğe sebep olabilmektedir. Bacak şişmesinin tedavisi de buna sebep olan nedene göre değişiklik gösterecektir. Uyluk, diz, baldır, ayak bilekleri ve ayak dâhil olmak üzere bacağın her tarafında şişlik görülebilir. Bunun yanında bacakta görülen şişkinlik ciddi enfeksiyonlar, travma, dolaşımda meydana gelen bozukluk, kalp hastalıkları sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Uzun bir süre ayakta kalındığı zaman ya da uzun bir yolculuktan sonra da bacakta şişkinlik meydana gelebilir.
Bacak Şişmesi Belirtileri
Bacak şişmesinin en yaygın belirtileri arasında şunları sıralayabiliriz. Konjestif kalp yetmezliğinden dolayı nefes darlığının olması, bir enfeksiyondan dolayı kızarıklık ve şişlik oluşması, yorgunluk ve halsizlik durumları, ateş, titreme, baş ağrısı, eklemlerde sertlik, ıslak öksürük olması, kaslarda kramplar, isilik ve varislerin oluşmasıdır. Bazı durumlarda da bacakta oluşan şişlikler hayatı tehdit edebilmektedir. Bu durumda ortaya çıkan belirtiler arasında ise; karında şişkinlik, göğüs kısmında keskin ve delici bir ağrı, baş dönmesi ve sersemlik, aşırı yüksek ateş, artan veya azalan idrar, hazımsızlık veya karında ağrı, mide bulantısı ya da kusma, boyunda, çene, omuz ve kolda oluşan ağrı, nefes almada ve vermede zorluk ya da hırıltılı bir şekilde nefes alma ve bilinmeyen sebeplerden dolayı kişinin kilo almasını sayabiliriz.
Bacak Şişmesi Sebepleri
Bacaklarda oluşan şişmenin çok farklı sebepleri olabilir. Ayakta oluşan şişmeler bazen uzun bir süre ayakta kalmaktan da oluşabilmektedir. Bunun yanında; kemikte bir kırık olması ya da bacak yaralanması, kaslarda bir yırtığın oluşması, bağ kopması, kıkırdakta hasar oluşması ve devamlı tekrarlayan yaralanmalar. Amiloidoz hastalığı, husye iltihabının olması, iltihap durumu, romatizma hastalıkları, güneş yanığı ve bağışıklık sistemi hastalıkları da bacakta şişmelere neden olabilir. Kalp rahatsızlıklarından dolayı meydana gelen bacak şişmelerinin belirtileri arasında ise; zayıflatılmış ya da normal olmayan kalp kası fonksiyonu, damar sertleşmesi, damarlarda kanın akmasında bir yavaşlama olması, derin ven trombozu, kalp içi zarında enfeksiyon olması, kalp yetmezliği, kalp kapağında hastalık olması, Kawasaki hastalığı, kalbi saran zarda iltihap olması, kalp damarlarında daralma yada tıkanma ve varisleri sayabiliriz.
Kişinin bacaklarında görülen şişmelerin altında başka hastalıklarda olabilir. Şişmanlık, akciğer hastalığı, hamilelik durumları, sodyum düzeyinde aşırı düşme olması, böbrek yetmezliği, tiroit bezinin fazla çalışması, karaciğer yetmezliği, böbrek bozukluğunun olması ve pulmoner hipertansiyon varlığı. Bazen bacak şişmesine kişinin kullandığı ilaçlarda neden olmaktadır. Bu ilaçlar arasında anti depresan ilaçları, hormon tedavisi için alınanlar, şeker hastalığı ilaçları, yüksek tansiyon ilaçları ve steroidler bulunmaktadır.
Bacakta oluşan şişlik ile ilgili olarak bazı komplikasyonlar yaşanabilir. Bu durum altta yatan sebebe göre değişir. Şişlik kalıcı hasarlara veya ciddi birtakım hastalıklara neden olabilir. Bu hastalıklar arasında; kronik sakatlık durumları, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği enfeksiyonun yayılması, pulmoner emboli, kalp krizi veya derin ven tromboza bağlı olarak gelişen felcin olmasıdır.
Bacak Şişmesi Tedavisi
Bacak şişmesinin tedavisini yapmak için ilk olarak altta yatan nedeni bilmek gerekir. Bacağınız şiştiği zaman onun üzerinde yürümekten kaçının. Oturduğunuz zaman bacağınızın kalp seviyesinden yüksekte kalmasına özen gösterin. Bacaklarınızı sıkı bir şekilde saran varis çorapları kullanmanız bacaklarınızın daha fazla şişmesini engelleyecektir. Şişen bacaklara yapılacak olan bir masaj bacakların rahatlamasına neden olacaktır. Vücutta magnezyum eksikliğinin olması bacaklarda şişmeye neden olur. Bunu engellemek için dışarıdan magnezyum desteği alınız.
 

Liposuction – Yağ Alma Nedir ve Nasıl Uygulanır?

Liposuction – Yağ Alma Nedir ve Nasıl Uygulanır?
Vücudumuzun cilt altında bulunan yağ dokusu her bölgede eşit yoğunlukta bulunmamaktadır. Hormonsal ve genetik sebeplerden dolayı bu yağ yoğunluğu farklılıklar gösterebilmektedir. Kilosu normal veya normalin üzerinde olan ve bölgesel yağlanmadan şikâyetçi olan kişilerde Liposuction oldukça iyi sonuç veren bir yöntemdir. Bu yöntem özellikle kadınlar; karın yağları, basen, bacaklar ve kalça bölgelerinde, erkeklerde ise göbek ve bel bölgesindeki yağların alınmasında tercih edilmektedir. Liposuction işlemi, hastanın kalıcı bölgesel yağlarından kurtulma işlemidir. Vücudun her bölgesine uygulanabilen son derece güvenli bir yöntemdir. Yalnız şunu belirtmekte fayda vardır. Liposuction zayıflatma ameliyatı değildir. Bu yöntem vücudu şekillendirme operasyonudur. İstenmeyen bölgelerdeki yağların emilerek alınması işlemidir. Liposuction işlemi sırasında vakumlu bir pompaya bağlı olan özel olarak tasarlanmış kanüller yardımıyla vücudun çeşitli yerlerinden fazla yağların alınması yapılmaktadır. İstenmeyen yerlerden alınan bu yağlar hacmini kaybeden bölgelere verilir.
Minimal bir cerrahi yöntem olan Liposuction lokal anestezi altında yapılır. Genel anestezi sadece büyük alanlar ve tüm vücut için uygulanır. Vücutta şekil düzeltilmesinin yanında vücutta bir sıkılaşma meydana gelir. Kişide daha az ödem, şişlik ve morluk oluşur. Güvenli bir yöntemdir ve kanama çok az olur. Uzun zaman bandaj uygulanması için herhangi bir sebep yoktur. Bu yöntem vücut ağırlığı normal olan ama belli bölgelerde fazla yağı olanlar, derinin esnekliğini kaybetmiş olan 18 yaş üstü ve ciddi bir sağlık problemi olmayan erkekler ile bayanlara uygulanabilir. Özelliklede boyun ve yüz bölümünde gevşeklik, çene altında, kol ve bacak içlerinde, karın bölgesinde yağlanma ve sarkma olan kişilerde bölgesel olarak incelme ve sıkılaştırma yapılır. İşlem sonrası cildin kendini toparlayabilmesi için cildin kalitesi ve esnekliği oldukça önem taşımaktadır. Operasyon sonrası kullanılan korseler derinin esnekliğine katkı sağlayarak vücudun yeni şeklini almasında yardımcı olacaktır.
Liposuction uygulamasında iki türlü yol vardır. Bunlardan ilki olan ıslak yöntemde yağ alımına başlanmadan önce bölgeye özel olarak hazırlanmış olan bir sıvı, enjeksiyon yardımıyla verilir. Bu teknik kanamayı azaltmada etkendir. Bir diğer teknik olan kuru yöntemde ise doğrudan yağ alımına başlanılır. Yağ birikiminin olduğu yere birkaç milim olan kesikler yapılır ve buradan kanüller yağ dokusuna ulaştırılır. Vakum cihazı yardımıyla yağ alınır. İşlemin süresi bölgeye göre değişiklik gösterir. Yüz ve çene altı bölgesinde bu süre 15 – 20 dakika sürerken, kollarda 30 dakika, bacaklarda ise 30 – 40 dakikaya kadar çıkabilmektedir. Daha geniş bölgeler ve vücudun tüm bölgesindeki uygulamalarda işlem genel anestezi altında yapılır. Operasyon bittikten sonra 4 – 5 gün kişiye sıkı bir bandaj uygulanır. Tedavi sonrasında kişinin duş almasında herhangi bir sakınca bulunmaz. Normal yaşantısına geri dönen kişi 2 – 4 hafta arasında ağır aktiviteler yapmaktan kaçınmalıdır. Ayrıca ultrason yardımıyla da Liposuction işlemi yapılabilmektedir. Bu tür Liposuction ile normal Liposuction’a göre daha ince yağ dokuları alınır.

Stüdyo Daireler Nasıl Dekore Edilir?

Stüdyo Daireler Nasıl Dekore Edilir?
Genel olarak tek başına yaşam süren kişiler tarafından tercih edilen stüdyo evler doğru bir şekilde döşendiği zaman büyük ve geniş bir evin verdiği rahatlığı verebilmektedir. Günümüzde oldukça fazla olan stüdyo tipi daireler mobilya üreticilerini bu alanda mobilya üretmeye itmiştir. Size vereceğimiz birkaç öneri ile stüdyo dairenizi oldukça kullanışlı bir daireye dönüştürebilirsiniz.
Stüdyo daireler genelde küçük dairelerdir ve bundan dolayı dairenizi geniş ve ferah göstermek için boya rengi olarak beyazı tercih etmelisiniz. Bunun yanında duvarlarınıza kendi stilinizi yansıtan tablolar asarak değişik bir hava yaratabilirsiniz. Stüdyo dairelerde duvar kâğıdı uygulamasının evin her tarafına yapılması ortaya iyi bir sonuç çıkarmayacaktır. Bunun için evin sadece bir duvarına kâğıt uygulamanız daha uygun bir davranış olacaktır. Bazen stüdyo dairelerde çift banyo ve çift balkon bulunabiliyor. Siz ikisini de kullanmayacağınıza göre bir banyo ve bir balkonu kapatarak giyinme odası yapabilirsiniz. Bu giyinme odalarında alanınız oldukça fazla dar olacağından, raflar koymanız istediğiniz eşyalarınızı çabuk bulmanızı sağlayacaktır. Mutfak alanınız küçük olsa da çok iyi sonuçlar elde edebilirsiniz. Mutfak genellikle salonun ortasında olduğundan mutfağınıza şık detaylar katabilirsiniz. Örnek vermek gerekirse; bir avize asmanız mutfağınıza değişik bir hava katacaktır. Stüdyo dairelerde ferah bir ortam sağlamak için diğer bir yöntem ise aynaları efektif olarak kullanmaktır. Aynaları doğru büyüklükte ve doğru yere asarak daireyi büyük gösterebilirsiniz. Stüdyo dairenizde gereksiz olan eşyalarınızdan kurtulun. Bunun yanında depolama alanlarınızı çoğaltarak ayakaltında olan eşyalarınızı buralara koyabilirsiniz. Ayrıca yatak odanızda bulunan bazaların altına kullanmadığınız yorgan ve battaniyelerinizi koyabilirsiniz. Tek bir renk sevebilirsiniz ve dairenizi bu tek renk ile boyamak kişiyi bunaltabileceğinden o renklerde objeler ve eşyalar almanız daha doğru bir seçim olacaktır. Dairenizde feminen renkler kullanmak istiyorsanız banyonuzu pembe rengi boyayarak şık ve güzel bir görüntü elde edebilirsiniz. Bunun yanında dekoratif eşyalarınızı sevdiğiniz renklerden tercih ederek dairenizde bir bütünlük yakalamış olursunuz. Stüdyo dairelerde zemin kaplaması seçerken dikkatli davranmanızda önem vardır. Salonu, yatak odasını ve mutfağı farklı renklerde kaplamaya karar verirseniz bu dairenin daha küçük görünmesine neden olacaktır. Bundan dolayı evin tamamını tek bir zemin rengiyle kaplamak en doğru karar olacaktır. Ayrıca banyo ve mutfaklarda duvarlara kullanılan seramikleri küçük olarak seçmek evinizi daha geniş gösterecektir.
Stüdyo dairenize halı seçimi yaparken genel olarak renkli modellerin yerine tek renk halıları tercih ediniz. Stüdyo dairenizde tercih edeceğiniz abartılı, simli, taşlı, parlak eşya ve objeler evinizi dağınık ve olduğundan fazla rüküş gösterecektir. Bundan dolayı fazla abartıya kaçmadan bu tür objeleri yerinde ve doğru bir şekilde kullanmanız evinizin havasını değiştirecektir. Evinizde enerjiyi daha fazla hissetmek isterseniz kesinlikle canlı bitkiler koyun. Evinizde oldukça güzel duracaktır. Stüdyo dairenizi aydınlatmak için yüksekten asılmış lambaları tercih etmeniz iyi olacaktır. Bunun en önemli nedeni ise bu tür dairelerin genel olarak güneş almamaları ve küçük camlarının olmasıdır. Bunun için alçaktan astığınız bir aydınlatma size istediğiniz sonucu vermeyecektir. Ayrıca abajurlar ve lambaderleri kullanarak ışık oyunlarından faydalanabilirsiniz.

Süt Alerjisi Neden Olur ve Tedavisi

Süt Alerjisi Neden Olur ve Tedavisi
Sütte bulunan proteinlere karşı vücudun verdiği anormal tepkilerdir. Bu besin maddesi çocuklarda alerjiye yol açan gıdaların başında gelmektedir. Bağışıklık sistemi süt proteinlerine karşı alerji antikorları üretir. İltihap hücrelerini harekete geçirir ya da bunların bir bileşimi ile tepkisini gösterir. Süt alerjisi özellikle erken bebeklik ve çocukluk çağında inek sütü ile beslenen çocuklarda gözlenir. Sadece anne sütü emen çocuklarda bu durum oldukça az görülür. Annenin inek sütü içmesi ya da inek sütünden yapılan yiyecekler yemesi anne sütüne geçerek etkisini gösterir. Süt alerjisi çocuk büyüdükçe ve çocuğun bağışıklık sistemi geliştikçe herhangi bir tedaviye gerek kalmadan kendiliğinden geçer. Süte karşı alerjisi bulunan çocuklarda ileri zamanlarda astım hastalığının görülme olasılığı fazladır.
Süte karşı alerji gösteren çocukların başka memelilerin ve başka besinlere karşı da alerjisi olabilir. Küçük çocuklarda alerji genelde hayvansal kaynaklı olurken, 6 yaşından büyük çocuklarda görülen alerjiler bitki kaynaklı olabilmektedir. Bu tür çocukların ailelerinde astım, saman nezlesi ve besin alerjisi gibi alerjik hastalıklar çok sık rastlanılır.
Süt Alerjisi Sebebi
Sütün içinde 25’ten fazla protein bulunmaktadır. Bazı kişiler bu proteinlerden sadece birine karşı tepki gösterirken bazıları birçok proteine karşı tepki gösterir. Süt proteinleri genelde iki grupta değerlendirilir. Bunlar kazein ve whey maddeleridir. Kazein, sütteki proteinlerin %80 kısmını oluşturur ve süte süt görünümünü verir. Sütün whey bölümünde ise sütte bulunan proteinlerin sadece %20 si bulunur.
Süt Alerjisi Belirtileri
Süt alerjisinin belirtileri sütün içilmesinin hemen arkasından ortaya çıkar ve oldukça değişkenlik gösterir. Bu durumda hedef organ sadece deri, sindirim ve solunum sistemi olabildiği gibi çoğu zamanlarda birden fazla organ zarar görebilir. Süt alerjisi sırasında mide ve bağırsak sistemi belirtileri arasında; mide bulantısı, kusma, kramp şeklinde olan karın ağrıları, ishal, karında bölgesinde şişkinlik ve gaz görülür. Deride ortaya çıkan alerji belirtileri arasında; halk arasında da yaygın bilinen kurdeşen adı verilen döküntüler ve egzama hastalığıdır. Bazen yüzde ve göz kapaklarında ödem de görülebilmektedir. Alerjiye bağlı olarak solunum sisteminin verdiği belirtiler oldukça nadirdir sadece astım krizi ve alerjik nezle olarak kendini belli eder. Bebeklerin çok azında anaflaksi gibi kötü bir durum ortaya çıkabilir. Bu durumun ortaya çıkması sütün içilmesinden hemen sonra olur. Bebekte, yüz, dudak ve dil bölümünde şişmeler, hırıltı, nefes almada zorlanma, döküntülerin kaşıntılı olması, yaygın kabarcıklar ve şiddetli bir şekilde kusma görülür. Bu durumda acil müdahale gerekmektedir.
Süt Alerjisi Teşhisi
Teşhis sırasında doktor hastanın sağlık geçmişi değerlendirir. Alerji antikorları ile ilgili olarak kişiden kan tahlilleri istenir ve bunun yanında cilde iğne testi uygulanır. Kan tahlillerinde süte karşı meydana gelen alerjiye neden olan  özel lgE antikorlarına bakılır. Bu uygulamaların yanında süt alerjisinin olup olmadığını tam olarak öğrenmek için süt belli bir süre içilmemelidir. Bu süre bitiminde süt tekrar içilmelidir.
 
 
Süt Alerjisi Tedavisi
Süt alerjisinin kesin bir tedavisi bulunmamakla beraber bu durum ömür boyu da devam etmez. Çocukların büyük bir çoğunluğunda bu durum 3 yaşından sonra kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Eğer belirtiler çocuğu fazlaca rahatsız ediyorsa bu durumda antihistaminik ve kortizon türü ilaçlar kullanmak doğru bir seçim olacaktır. Tedavinin altında yatan ana amaç inek sütünün ve ondan üretilen tüm ürünlerin kullanılmamasıdır. Özel bir ilaç uygulanmaz. İnek sütü anne sütü ile beslenen çocuklarda görülürse anne sütünün kesilmesine gerek yoktur sadece anne, inek sütü ve bundan üretilen besinleri yemeyi kesmelidir.
İnek sütüne karşı alerjisi olan bebeklerde ek besinlere geç başlanması doğru olacaktır. Eğer çocuğun inek sütüne alerjisi var ise manda, keçi ve koyun sütüne de çocuğun alerjisi olabilir. Mama ile beslenen bebeklere inek sütünden yapılan besinler verilmemelidir. diğer bir seçenek olarak da proteinlerin yapı taşlarını oluşturan amino asitlerden hazırlanmış mamalardır fakat bu mamalar fazla tercih edilmemektedir.
 

Trigliserit Nedir ve Ne İşe Yarar?

Trigliserit Nedir ve Ne İşe Yarar?
Doğal yağlardan olan trigliseritlerin yapısında 3 yağ asidi ve 1 adet gliserol bulunur. Bu yağlar hayvansal veya bitkisel olabilmektedir. Oda sıcaklığında katı halde olan trigliseritler hayvansal olanlarıdır. Yapılarında doymuş yağ asitleri vardır. Bu doymuş yağ asitleri hidrojen bakımından zengindir. Oda sıcaklığında sıvı durumda olan trigliseritler ise bitkisel olanlardır. Bu yağların yapısında ise hidrojen bakımından fakir yağ asitleri vardır. Trigliserit olarak bilinen bu maddeler vücutta besin ve enerji deposu olarak bulunur. Bu maddeler vücuda alınan besinlerin fazlalıklarından meydana gelmektedir. Bulundukları yerler organ yüzeyleri, etrafları ve deri altıdır. Kısa ve net bir şekilde ifade etmek gerekirse bu madde bağırsaktan emilen sindirilmiş besin maddelerinin yağa dönmüş halidir.
Trigliseritler ve Görevleri
Bilinmesi gereken en önemli nokta trigliseritlerin enerji depoları olduklarıdır. 1 gram trigliseritte 9 gram enerji bulunmaktadır. Canlılarda deri altında birikerek onların vücut ısılarının korunmasını sağlarlar. Bunun yanında yine canlılardaki organların etrafında birikirler. Bu birikme sayesinde organlara gelebilecek bir darbeden daha az etkilenmelerini sağlarlar. Bu madde sayesinde organlar ve buna benzer yapılar bulundukları ortama daha iyi bir şekilde tutunurlar. Yapılarında biriken yağda eriyen vitaminlerin depo görevini görürler. Bu vitaminler A,D,E ve K vitaminleridir. Böylelikle vitamin eksikliğinden meydana gelen hastalıkların önlenmesinde görev alırlar.
Kanın yoğunluğunu ayarlayan bir madde olan trigliserit bu özelliğinden dolayı tansiyon hastalıklarında önemli bir role sahiptir. Vücudun inorganik madde dengesinin kurulmasında yardımcı olurlar. Bunu da yapılarına katılan inorganik maddeler sayesinde yaparlar. Proteinler ile birleşerek proteinin etkinliğinin artmasına ve protein koruyucu olarak görev alırlar. Bu maddenin en önemli görevlerinden biri hücre zarının yapısına katılmaktır. Hücre zarının yapısına katılarak bu yapının esnekliğini arttırırlar ve yağda eriyen vitaminlerin hücre içine kolayca alınmasını sağlarlar.
Beslenmede yağların oldukça büyük önemi vardır. Besinlerimizin lezzet kaynağı olan bu yağlar vücudumuzda sentezlenebilmektedir. Bunun yanında omega 3 ve omega 6 gibi hayvansal olan yağ asitleri vücutta üretilemez. Bunun için de dışarıdan alınması gerekmektedir. Böyle olan yağ asitlerine esansiyel yağ asitleri denilmektedir. Kanda yağ olması ve kolesterol rahatsızlığı doğrudan bu yağlar ile ilgilidir. Trigliserit yağlar ancak vücuda dengeli bir şekilde alındıkları zaman faydalı olurlar.
Trigliserit’e Neden Olan Hastalıklar
Bu hastalıkların arasında; böbrek hastalıkları, pankreasın iltihaplanması, hamilelik önleyici ilaçların kullanılması, şeker hastalığının varlığı, kanda idrar içeriğinde artış olması, glikojen depo hastalığının olması, ağır bir kalp krizinin geçirilmesi ve kandaki yağ oranlarının yüksekliği trigliserit’in kandaki miktarını arttırır.
Yüksek Trigliserit Zararları
Vücut organlarının görevlerini yerine getirebilmeleri için denge oldukça büyük önem taşır. Bu maddenin azı da çoğu da vücutta bazı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Vücutta trigliserit yüksek olduğu zaman görülebilecek hastalıklar arasında; damar sertliği, kalp ve damar hastalıkları, kısmi veya tam felç durumu, depresyon ve stres halleri ve tansiyonun dengesiz olması gibi birçok önemli ve ciddi hastalıklar ortaya çıkabilir.
Trigliserit Belirtileri
Böyle bir durumda hiçbir belirti görülmeyebilir. Bu durum ise oldukça tehlikelidir. Yalnız çok sık aralıklar ile baş ağrıların olması, vücutta tekrarlayan ağrıların varlığı, tansiyonda oluşan dengesizlikler ve ense kökünde oluşan alışılmadık durumlar trigliserit ile ilgili durumu düşündürmelidir. Kesin bir tanı için kişiye kan testleri yapılır.
Trigliserit Tedavisi
Tedavi, ilaçlı ve ilaçsız olmak üzere iki şekilde yapılır ama bu rahatsızlığın asıl tedavisi egzersiz ve iyi bir beslenme programı yapmaktır. Hareketsiz kalmaktan kesinlikle kaçınınız. Bu hareket yapmak ev işlerinden tutun da yapılabilecek en basit egzersizleri kapsar. Beslenmenizde Akdeniz tipi beslenmeye ağırlık verin. Zararlı alışkanlıklarınızı bırakın. Özellikle de alkol kullanımı bırakılmalıdır. Omega 3 ve omega 6 esansiyel yağlarının alımını vücuda dengeli bir şekilde almaya özen göstermelisiniz.
 

Yazın Cilt Bakımı Nasıl Olmalı?

Yazın Cilt Bakımı Nasıl Olmalı?
Yaz aylarında cilt daha çok kurur. Bunun yanında ciltte kahverengi lekelerde meydana gelebilir. Ciltteki lekelerin yok edilmesi için devamlı olarak bakım yapılmalıdır. Sıcak hava, kuru esen rüzgârlar, terleme, klimalar, sıvı kaybı ve birçok sebep cilt üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Yaz aylarında cilt sorunları daha fazla ortaya çıkmaktadır. Bu tür olumsuz durumlardan kaçınabilmek için doğal bir cilt bakımı uygulanması doğru olacaktır.
Yaz aylarında cildin yapısında biraz değişiklikler meydana gelir. Ciltte kuruma ve soyulmalar olur. Cildin kuru olması kişiye sıkıntı verir. Cildi nemlendirmek için cilde nemlendiricili krem sürülmelidir. Güneş ışınlarına çıkıldığı zaman cilde mutlaka güneş kremleri sürülmelidir. Yüzü makyaj ile kapatmak oldukça yanlış bir davranıştır. Yüze sürülen fondötenler yüzün değişik tepkiler vermesine neden olur. Sivilce oluşmasına neden olan fondötenler gözeneklerin daha fazla artmasına sebebiyet verir. Bundan dolayı yaz aylarında kapatıcı sürmek sağlıklı değildir. Nefes almayan cilt sağlıklı olmaz. Yazın bazı meyvelerin suyunu bakım için cildinize uygulayabilirsiniz. Özellikle de dut meyvesinin suyunu cildinize uygulayabilirsiniz. Cilde doğal rengini tekrar kavuşturur ve cildi onarır. Domates ile de cildiniz üzerinde harikalar yaratabilirsiniz. Domates maskesi yaparak cildinizdeki lekelerden kurtulabilirsiniz.
Güneş kremi kullanmayı sakın ihmal etmeyin. Güneş ışınları cildinizin erken yaşlanmasına ve kırışmasına neden olacaktır. Bundan dolayı yaz aylarında güneşin altında durmayın. Sadece güneşe çıkarken değil kapalı alanlarda bulunduğunuz sürece kreminizi sürmeyi ertelemeyiniz. Güneş kreminizin yanında şapka ve gözlük bulundurmayı da ihmal etmeyiniz. Güneş sadece cilde değil gözlere de zarar verir. Şapkanız büyük olsun ki tüm yüzünüzü gölgede bırakabilsin. Yaz aylarında açık renkler giymeye özen gösterin. Çünkü açık renkler güneş ışığının etkisini geri çevireceğinden sıcak direkt cildinize temas etmeyecektir. Yaz aylarında yüzünüzü bronzlaştırmaktan kaçınmalısınız. Çünkü cildinizde cilt lekeleri oluşur.

Belgrad

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vizesiz ziyaret edebildiği ülkelerden birisi olan Sırbistan’ın başkenti Belgrad; güzel yemekleri, misafirperver halkı, gece hayatı ve ucuzluğu ile son zamanlarda gözde bir destinasyon haline geldi.
Belgrad, sahip olduğu ılıman kara iklimiyle dört mevsim gidebileceğiniz bir yer. Kuru havasından olsa gerek Ocak ayında hava sıcaklığı eksilere kadar düşerken, Temmmuz ve Ağustos aylarında güneşin altında yakıcı bir sıcağa sahip olabiliyor. En fazla yağışı Mayıs ve Haziran aylarında alıyor. Belgrad’ın tarihi şehir merkezi olan Stari Grad bölgesinde kalmalısınız. Çok sayıda hostel bulunan bu bölgede görmek isteyeceğiniz hemen her yer yürüme mesefasinde olacaktır. Yatakhaneli otel fiyatları gecelik 10 Euro’dan başlarken, özel bir odayı 20 Euro’ya bulabilirsiniz. Belgrad’da çok sayıda ucuz otel de bulunuyor.
Kalemegdan’da gün batımı
Belgrad kenti, Tuna ve Sava nehirlerine komşu bir yarım adaya kurulmuş bir kenttir. Belgrad Kalesi ise Romalılar tarafından bu stratejik önemi yüksek olan noktayı korumak için yapılmış. Daha sonraları Slav kavimleri, Bizans, Osmanlı ve Avusturya – Macaristan İmparatorlukları olmak üzere birçok değişik devletlere ev sahipliği yapmış ve hepsinin etkisinde kalmıştır. Belgradlılar konumundan ötürü çok güzel bir manzaraya sahip olan kalelerinin İstanbul Boğazı’ndan sonra dünyanın en güzel manzarasına sahip olduğunu iddia ediyorlar. Kalenin bulunduğu Kalemegdan Parkı koca gününüzü geçirebileceğiniz içinde bir hayvanat bahçeside barındıran oldukça büyük bir alan. Ancak buraya gelmek için en güzel zaman kesinlikle gün batımını tercih etmelisiniz. Çimlere yatıp kitap okuyanları, satranç oynayan yaşlıları; surların üzerinde bira içerek Tuna’nın üzerinde süzülen güneşi seyreden gençleri, kaleyi gezen insanları, spor yapanları ve damat Ali Paşa’nın Türbesi’nde dua okuyan Müslümanları biraraya getiren bir park burası. Kalemegdan’da İstanbul kapija, Zindan kapija, Sahat kula ve Sokollu Mehmet Çeşmesi gibi osmanlı döneminden kalma çok şey ile karşılaşabilirsiniz.
Knez Mihailova Caddesi
Knez Mihailova Caddesini, “BelgradIn İstiklal Caddesi” olarak tanımlarsak doğru olur. Avusturya hakimiyeti döneminde inşa edilen binaların, mağazaların, restorantların ve sokak müzisyenlerinin bulunduğu bu trafiğe kapalı olan cadde, Kalemegdan ile Terazije Meydanı arasında bir yerde bulunur. Caddeye girişlerden birinin bulunduğu Trg Republika (Cumhuriyet Meydanı) ve ortasındaki ata binen Prens Mihailo Heykeli kentin ana buluşma noktasıdır.
Zemun
Zamanında Belgrad’ın batısında ayrı bir kent olmasına rağmen günümüzde Belgrad kendine bağlı bir belediye olan Zemun, bir süre Osmanlı yönetiminde kalmış fakat çoğunlukla Habsburg kontrolünde kalmıştır. Zamanında Sava Nehri’nin doğusunda kalan Belgrad Osmanlı yönetiminde iken, nehrin batısındaki Zemun Avusturyalılar’ın elindeymiş. Türkler Kalegdan’dan Zemun’u gözetlerken, Avusturyalılar da Zemun’daki Hünyadi Yanoş Kulesi’nden Belgrad’ı izlermiş. Avusturya hakimiyeti Zemun’a daha Avrupai bir mimari bırakmış. Eski şehirden Zemun’a gitmek için 704,701,84,17,15 nolu otobüslere Zeleni Venac meydanından binmeniz gerekir. Zemun’un tarihi merkezinde yürüyüş yapıp , deniz kenarındaki balık restorantlarına uğramanız gerek.
Skadarska Sokağı
Paris’teki “bohem” Montmarte Mahallesi’ni andıran Skadalija mahallesi ve de içindeki Skadarska Sokağı pek çok kafe ve restoranta sahip. Arnavut kaldırımı taşlarıyla kaplı olan Skadarska Sokağı geleneksel bir havaya sahip. Tri Şeşira, Dva Jelena, Şeşir Moj, gibi ilginç isimleri olan Belgrad’ın en ünlü restorantları bu sokakta bulunur. Canlı Sırp folk müziği eşliğinde güzel bir yemek için tavsiyemiz Tri Şeşira olacaktır. İçki ve mezeler dahil kişi başı 15 Euro karşılığında geneksel Balkan mutfağını tadabilirsiniz. Yemeklerden söz açılmışken köfte yemekleri cevapi ve pljeskavica üstü kaymak yemelisiniz. Adını ulusal kahraman Karageorge’dan alan Karacorceva, ev yapımı sosis ve kızarmış mısır ekmeği olan proja da diğer denenmesi gereken yemekler arasında yer alır. Stari Grand’da ziyaret edebileceğiniz diğer yerler Sveti Sava Katedrali, Taşmegdan Parkı, Nikola Tesla Müzesi, Mareşal Tito Anıt Mezarı olacaktır.
Ada Cigalija
Kentin eski ve yeni bölümlerini birbirinden ayıran Sava Nehri’nin üzerinde bulunan ada, hafta sonları spor ve pinkik yapmaya gelenleri ağırlıyor. 7 km uzunluğundaki plajı ise; sıcak yaz günlerinde serinlemek isteyenlerle dolup taşıyor.
Gece Hayatı
Sırp usülü meyhanalerde meyve likörü rakija’nın değişik türlerini deneyebilirsiniz. Tavsiye edeceğimiz bir diğer Sırp içkisi de bitki likörü olan pelinkovac olacaktır. Eğer yazın giderseniz Sava nehri kıyısındaki gece klüplerine uğramalısınız. Cuma ve Cumartesi geceleri için rezervasyon yapmak iyi bir seçim olacaktır. Gece hayatı rehberi olarak akıllı telefonunuza Belgrade Going Out isimli uygulamayı indirebilirsiniz. Bu uygulama ile rezervasyon da yapabilrsiniz.

2015 Porsche Cayenne Tanıtım

2015 Porsche Cayenne Tanıtım
Dünya genelinde 579 bin satış rakamına ulaşan Cayenne, yenilenen tasarımı ve teknolojisi ile daha verimli bir sürüş vadediyor.
Cayenne S, Cayenne Turbo, Cayenne Diesel, Cayenne S Diesel ve ilk defa satışa çıkartılan Cayenne S E-Hybrid serileri ile birlikte sunulan Yeni Cayenne Ailesi, ilk bakışta daha fazla agresif dış tasarımı ile dikkatlkeri üstüne çekiyor. Komple yenilenen ön gövdesi, ızgarası, motor kapağı ve ön tamponda bulunan hava girişleri araca daha dinamik bir duruş sağlıyor. 2015 Porsche Cayenne ve Cayenne S modellerini bir önceki modellerden ayıran 4 noktalı gündüz sürüş farları, Bi-Xenon farlar, ana farların altında yer alan yeni aydınlatma sistemleri ve yenilenen ızgara dikkatleri üstüne çekiyor. Cayenne Turbo modelinde ise, bu seriden ayrı olarak daha fazla geniş ızgarası, LED ve sis farları ile göze çarpıyor. Yeni Cayenne modelinin arka lambalarına da üç boyutlu bir tasarım getirilerek daha keskin bir görünüm kazandırılmış. 2015 Porsche Cayenne’nin iç tasarımında şöför kısmındaki yapılan değişiklikler ilk başta hemen dikkatleri çekiyor. İlk kez Cayenne serisinde kullanılan Aktif Hava Kapağı sistemi sayesinde hava sürtünmesi kontrol altına alınarak, daha verimli bir sürüş elde edilebiliyor.

Menopoz Döneminde Yenilmesi Gerekenler

Menopoz Döneminde Yenilmesi Gerekenler
Özel dönemlerden biri olan menopoz kadınların doğurganlık döneminin son bulduğu ve yeni bir dönemin başladığı süreçtir. Kadınların bu süreçte mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamaları için iyi ve düzenli bir şekilde beslenmeleri gereklidir. Menopoz döneminde kadın vücudu diğer dönemlere göre daha hassas olmaktadır. Kadınlar kemik erimesine ve kalp damar hastalıklarına karşı daha savunmasız hale gelmektedir. Bundan dolayı doğru ve sağlıklı bir beslenme şeklinin olması kadınların bu dönemi daha rahat ve sağlıklı atlatmalarını sağlayacaktır.
Bu dönemde kadınların dikkat etmeleri gereken en önemli nokta yeterli ve dengeli bir beslenme düzenlerinin olmasıdır. Bu dönemde organik gıdalar tüketmek, işlenmiş ve sağlığa zarar veren diğer yiyecek gruplarından uzak durmak kanser ve benzeri hastalıkların oluşmasını en aza indirecektir. Kadın, bu özel döneminde süt ürünleri ve kırmızı et tüketimini azaltmalıdır. Fazla bir şekilde hayvansal gıdalar tüketmek vücuttaki kalsiyum miktarının artmasına neden olacaktır. Bundan dolayı bu dönemde beyaz et ağırlıklı bir beslenme programı uygulanmalıdır.
Az yağlı süt ve süt ürünleri ve haftada en az 2 defa balık yemek sağlıklı bir beslenme programının temelidir. Omega 3 ve 6 açısından oldukça zengin bir içeriğe sahip olan balık cildin yenilenmesini sağlar ve vücudun kolesterol dengesini kurar. Kemik ve saç gelişiminde de pozitif etkisi olan bu besinler vücudu dışarıdan gelebilecek enfeksiyonlara karşı korur. Menopoz döneminde ceviz, badem ve keten tohumu vücudun ihtiyaç duyacağı vitamin ve mineralleri sağlar. Az ve sık yemek ve öğün atlamamaya özen göstermek gerekir. Bulgur, çavdar ve kepek gibi kan şekerinin ani yükselmesine neden olmayan gıdalar tüketilmelidir. Bal, pirinç ve patates gibi gıdalardan uzak durulmalıdır. Çünkü bunlar kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesine neden olmaktadır. Menopoz döneminde sıvı yağ kullanımına önem verilmelidir. Yemeklerde ve salatalarda doğal oldukları için özellikle zeytinyağı, soya ve fındık yağını tercih ediniz. Tereyağı ve katı margarinlerden uzak durunuz. Tamamen yağsız besinlerde tüketmeyin. Çünkü bu seferde yağlardan alacağınız besinlerden vücudunuz mahrum kalacaktır.
Beslenme menünüzde kepek, çavdar ve posalı yiyecekler tüketmeye özen gösterin. Bu tür yiyecekler vücudun kan şekerini düzenlediği gibi sizi kabızlık probleminden de kurtaracaktır. Bu özel dönemde tuz alımınızı azaltın. Böylelikle kalp damar hastalıklarının önüne geçmiş olursunuz. Tuzun yerine doğal lezzet verici olan limon ve baharatlar tüketmeye özen gösterin. Kafeinli ve asitli içecekler yerine doğal bitki çayları tüketiniz. Menopoz döneminin olumsuz etkilerinden korunmak için bitkisel çay tüketimine ağırlık veriniz.

Lazerle Çatlak Tedavisi Nasıl Yapılır?

Lazerle Çatlak Tedavisi Nasıl Yapılır?
Estetik tedavileri arasında yeni bir uygulama olan lazerle çatlak tedavisi son zamanlarda popülerliğini gittikçe arttırmaktadır. Kolay bir uygulanma yöntemi olmasından dolayı kadınlar arasında oldukça çabuk yaygınlaşan bu yöntem ile ilgili size bazı bilgiler vermek istedik.
Sık bir şekilde kilo alıp vermeden dolayı oluştuğuna inanılan cilt çatlakları genelde hormonlar ile ilgili bir durumdur. Kilo alıp vermeler genelde hormonları etkilediğinden ciltte çatlaklar meydana gelir. Derinin altındaki kolajen yapının gerilmelerden dolayı zarar görmesi çatlak oluşmasına neden olur. Bel tarafında, bacaklarda, kollarda ve karın bölgesinde meydana gelen kötü görünümler özellikle yaza girdiğimiz şu dönemlerde bayanları oldukça zor durumda bırakmaktadır. Hamilelik döneminden sonra ve cildin kuruması gibi nedenler ciltte çatlakların oluşmasına sebebiyet vermektedir. Bu tür çatlakları giderecek kozmetik kremler bulunmasına rağmen cerrahi alanda lazer ile uygulama oldukça fazla rağbet görmektedir.
Lazer ile yapılan tedaviler hızlı ve etkili sonuçlar vermektedir. Bu yöntemi bu kadar popüler yapan en önemli özelliği kullanılan krem gibi yöntemlere göre etkisini çok kısa bir sürede göstermesidir. Lazerle çatlakların tedavisi birkaç seansta ve 2 – 3 saat içinde bitmektedir. Yalnız burada şunu unutmamak gerekiyor. Seansların azlığı veya çokluğu çatlakların derinliğine ve çokluğuna göre değişiklik gösterecektir. Bu yöntem özellikle hamilelik sonrası bel ve karın bölgesinde oluşan çatlakların yok edilmesinde tercih edilmektedir. Çatlaklar sadece doğum sırasında ortaya çıkmaz. Bu tekniğin kullanımının hesaplı olması, uygulanan diğer tekniklere göre daha çabuk sonuç vermesi ve özelliklede komşu dokulara sıçrama gösteren çatlakların durdurulmasını sağlaması gibi avantajları vardır. Operasyon sırasında kişi çok az bir acı ve ağrıya maruz kalmaktadır.
Tekniği uygulamaya geçmeden önce çatlaklar üzerinde bir tarama yapılır ve çatlağın ne kadar bir büyüklüğe sahip olduğu saptanır. Çatlağın tespit edildiği bölgelere lokal olarak lazer uygulaması yapılır. Bu sayede bağ dokusu uyarılır ve cildin kendisini yenilemesi sağlanır. Uygulama sırasında verdiği acı oldukça az olduğundan anestezi işlemine gerek duyulmaz. Seanslar 2 – 5 seans arasında değişir. Ufak çatlaklar 2 seans sonunda yok edilir. Büyük çaplı ve doğumdan sonra oluşan çatlakların giderilmesi için 5 seansa kadar işlem yapılabilir. Yapılan seansların aralarında 4 haftalık bir süre vardır. Lazer ile çatlak tedavisi sırasında cildin üst tarafı da tamir edildiğinden dolayı yenilenmiş cilt ortaya çıkar.
Erken aşamalarda görülen çatlaklarda ve doku hücrelerinin henüz tamamen kaybolmadığı durumlarda en etkili lazer yöntemi karbondioksit fraksiyonel lazer yöntemidir. Çatlakların renginde kırmızılık bulunuyorsa bu durumda pulse boya lazer uygulanması uygun bir seçim olacaktır. Bu yöntem cildin elastin lifi ve kolajenin yeniden biçimlenmesine yardımcı olacaktır. Çatlakların rengi beyaz ise uygulanacak yöntem ise fraksiyonel erbiyum yağ lazer uygulamasıdır. Bu yöntem oldukça fazla etkilidir. Özellikle bu teknik geç dönem çatlaklarında uygulanmaktadır. Bu yöntem bir ay aralıklar ile 3 – 4 seans sürmektedir.

Cilde Detoks Nasıl Yapılmalı?

Cilde Detoks Nasıl Yapılmalı?
Gün içerisinde hava ve yiyecekler yoluyla vücudumuza giren toksinler dışarı atılmadığı zaman cilt üzerinde olumsuz etkilere sebep olurlar. Detoks yaptırmak bu toksin maddelerinin normalden daha kısa bir sürede vücuttan atılmasını sağlayarak bize çözüm sunabilir fakat cildin sağlığı ve güzelliği için vitamin ve minerallerin doğru bir şekilde vücuda alındığı bir programı harfiyen uygulamak gerekmektedir. İşlenmiş gıdalardan ve içeceklerden uzak durmak da cilt detoksu sürecinde önem taşımaktadır.
Cilt detoksunda dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan bir tanesi her gün en az 2 litre su tüketmektir. Çünkü yeterli miktarda su içilmesi toksinlerin vücuttan dışarı atılmasında en büyük yardımcıdır. Yeşil yapraklı ve taze gıdalar yemek, şeker ihtiyacını doğal yollardan olan besinlerden karşılamak ciltte bulunan toksinlerin kısa bir süre içinde vücuttan atılmasını sağlar. Tüketilen sebze ve meyvelerin farklı renklerinin olması farklı vitamin ve mineralleri içerdiğini gösterir. Bundan dolayı çeşitli renkte meyve ve sebze tüketmek daha sağlıklı ve besleyici olacaktır. Omega 3 ve omega 6 vitaminleri toksinleri vücuttan atmak için faydalıdır. Bu vitaminleri de balık, ceviz, badem, keten tohumu, fındık ve zeytinyağlı gıdalardan alabilirsiniz. Bunun yanında cildinize düzenli olarak bakım yaptırmak cildin hava almasını sağlayacaktır.
Cilde buhar banyosu yaptırmak cildin gözeneklerinin açılmasını sağlayacaktır. Gözeneklerin açılması da ciltteki kir ve toksik tabakaların atılmasına neden olacaktır. Bir kaba kaynamış su koyun ve cildinizi suyun buharına 10-15 dakika kadar tutun. Havlu yardımıyla yaptığınız bu işlem sonucunda buhar cildinize daha fazla nüfuz edecektir. Ayrıca buharın içine ekleyeceğiniz az miktardaki yeşil çay antioksidan etkisi sayesinde ciltteki toksinlerin buhar yoluyla atılmasını sağlayacaktır. Cilt detoksunun en önemli aşamalarından bir tanesi de cilde peeling yapmaktır. 1/2 çay bardağı yulaf unu ve bademi karıştırıp cildinize yaptığınız peeling sayesinde cildiniz yatışacak ve rahatlayacaktır. Cilde kaliteli nemlendirici kullanmak oldukça büyük önem taşımaktadır. Cildin kaybettiği suyu tekrar kazanması ve küçük kırışıklıkların önüne geçilmesi açısından nemlendirici önemlidir.
Cilde yapılan detoks sayesinde cilt parlak ve canlı olur. Ciltteki kan dolaşımını hızlandırarak kırışıklık ve lekelerin ortaya çıkmasını engeller. Cilt, pürüzsüz ve yumuşak bir görünüm kazanır. Ayrıca ciltteki kızarıklıklar ve siyah noktalarda ortadan kalkar.

2015 Şortlu Bikini Modelleri

2015 Şortlu Bikini Modelleri
Modanın etkisini her türlü giyecek ve aksesuarda görmemiz mümkün. Hal böyle olunca da moda rüzgârı kendisini mayo ve bikini modellerinde de göstermeye başladı. Modanın geniş etkisi sayesinde vitrin camlarını süsleyen bikini modelleri daha cesur ve etkileyici olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle de bikini altları cesur ve iddialı tasarımları ile bazı kadınlarda rahatsızlık uyandıracak tasarımlar ile yaza merhaba diyorlar. Bu tür durumdan rahatsızlık duyan bayanların imdadına yine modanın yeni tasarımları yetişiyor. Bayanlar şortlu bikini modellerini tercih ederek bu soruna kendilerince bir çözüm bulmuşa benziyorlar.
Şortlu bikinilerin sunduğu avantajlar kadınların yüzünü oldukça fazla güldürmektedir. Örnek vermemiz gerekirse; giyitsilerin kesim şekillerinden kaynaklanan cilt problemleri ortadan kalkıyor. Bunun yanında şortlu bikiniler suyun içinde kadına daha rahat etme olanağı sunuyor. Şortlu bikinin en büyük avantajı ise eşler arasında ortaya çıkan kıskançlık krizlerini bitirmesidir. Bundan dolayı şortlu veya etekli bikiniler neden daha çok neden tercih edildiği ortaya çıkmaktadır. Bu talebi gören moda tasarımcıları da bayanların bu isteklerini karşılamak için yeni tasarımlarını piyasaya sürüyorlar.
Şortlu bikini modellerinde renk seçeneği oldukça fazladır. Beyaz, pembe, farklı tonlarda olanlar ve etnik desenler ile süslü bikiniler bayanları bekliyor. Bu tür bikiniler basen bölgesinin daha zarif ve orantılı görünmesini sağlıyor. Şortlu bikinileri straplez üstler ile giyerek daha şık bir görünüm elde edebilirsiniz. Bu giyimlerinizi hasır şapkalar ile kombinleyerek harika görünüm sunabilirsiniz. Ayrıca şortlu bikiniler yaz ayı boyunca iç çamaşırı olarak da ayrı bir kullanım alanı sunmaktadır.

Meme Estetiği

Memeler, bebeğin belli bir gelişim aşamasına kadar besin ihtiyacını karşılamak üzere süt üretmekten sorumlu yapılar olmasından ziyade kadının dış güzelliği açısından da oldukça önemlidir. Dolgun ve dik memeler dış görünüş açısından kadınları daha mutlu ederken, küçük ve sarkmış memelerden  kadınlar utanç duyabilir. Memelerin büyüklüğü veya şekli vücuttaki hormonal değişikliklerden, adet dönemlerinden, doğumsal olaylardan, aşırı kilo alıp vermeden ve zamanla yaşlanma etkilerine bağlı olarak değişebilir. Özellikle 40 yaş üstü kadınlarda daha sık rastlanan meme kanseri nedeniyle kadınlar memelerinin bir kısmını ve ya tamamını tedavi amacıyla kaybedebilirler. Jinekomasti (erkeklerde meme dokusunun normalden fazla büyümesi) nedeni ile erkeklerde psikolojik bunalıma girebilir veya sosyal sorunlar yaşayabilirler.
Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanları bu tip sorunlar için kişiye özel tedavi seçenekleri sunmaktadır. Memelerin aşırı büyüklüğü, küçüklüğü, memelerin  yokluğu, meme dikleştirilmesi ve doğumsal kaynaklı meme deformiteleri (şekil bozukluklarında) gibi birçok estetik ameliyatlar yapılmaktadır. Plastik Cerrahi operasyonları arasında memeye ilişkin operasyonlar en sık kullanılanıdır. Amerikan Estetik ve Plastik Cerrahi Derneğinin(ASAPS) 2009 yılı verilerine göre 524 bin kadın meme operasyonu geçirmiş.(Meme büyültme, küçültme veya dikleştirme). Yine 2009 yılı verilerine göre 86 bin kadına kanser tedavisi sorası meme onarımı ve dış görünüşü için cerrahi işlem uygulanmıştır. Kullanılan yöntemler iyi sonuçlar verdikçe bu sayılar gittikçe artmaktadır.
Meme Estetiği Ameliyatları hem duygusal hem psikolojik açıdan oldukça önemli bir deneyimdir. Meme Estetiği yaptırmaya karar veren kadınlar için en önemlisi güvenebileceği ve isteklerini rahatça anlatabileceği bir Plastik Cerrah bulmaktır. Cerrah sizin isteklerinize göre size en uygun cerrahi işlemi açıklayarak, işlemin risklerini ve işlem sonrası olabilecek sorunlar hakkında size bilgi verecektir. İşlem öncesi ve sonrasında cerrahınıza korkularınızı ve endişelerinizi rahatça konuşabiliyor olmanız sizin için son derece önemlidir.
Meme Büyütme
Kadınlar; dişiliğin ve anneliğin sembolü olan memelerin küçük olması ile cinsel çekicilik arasında ilişki kurarlar ve memelerinin görünüşünden dolayı üzüntü duyarlar. Özellikle genç kızlar memelerinin görüntüsü yüzünden  diğer kız arkadaşlarının yanından oldukça rahatsız olurlar. 1962 yılında silikon jel protezlerin ortaya çıkmasından sonra ABD’de sen sık yapılan ameliyat meme büyütme operasyonları  olmuştur. İlerleyen yıllarda protezlerin  yapı ve şekillerinde yapılan yeni gelişmeler sonucu, tüm dünyada en sık yapılan estetik ameliyatlar arasında yerini alıştır. 2010 yılında ABD verilerine göre 296 bin kadın meme büyütme ameliyatı olmuştur. Bu sayı 2000 yılına oranla %39 artmıştır. İtalya’da yapılan bir araştırmaya göre meme büyütme operasyonu konusunda erkeklerin eşlerine olan desteklerinin yüksek(%96) olduğu gözlenmiştir. Hastalara verilen anket sonuçlarına  göre cerrahi girişimler arasında  meme büyütme operasyonları hasta memnuniyetinin en yüksek olduğu operasyonlar olmuştur.
Memelerinin küçük olması veya küçük olduğu algısı, iki meme arasındaki boyut farkı, doğum ve emzirme olaylarından sonra memede gelişen değişiklikler nedeniyle kadınlar meme büyütme ameliyatları için plastik cerrahına başvurular. Aşırı kilo kaybı, doğumlar ve yaşlanmaya bağlı meme hacim ve şekli bozulduğu için kadınlar memelerinin içinin boşaldığını düşünerek daha dik ve dolgun memelere sahip olmak isterler. Meme büyütme ameliyatlarında amaç sadece memeyi büyütmek değil aynı zamanda estetik bir görünüm kazandırmaktır. Ameliyat sırasında hastaya yerleştirilecek protezin seçiminde hastanın istekleri de göz önünde bulundurularak meme dokusunun yapısı, vücut ve göğüs kafesinin şekli, cildin elastikiyeti gibi faktörler etkilidir. Yeni üretilen meme protezlerinde aynı hacimde ama farklı şekil ve büyüklükte protezler üretildiği için bütün vücut yapılarına uygun silikon protezler bulunmaktadır. Operasyon sonrasında hastalar hem vücuduna uygun orantıda memelere sahip olur hem de psikolojik anlamda kendisini tatmin etmiş mutlu bir birey olur.
Kimlere meme büyütme ameliyatı yapılır?
1-Göğüs yapısı, bel ve kalça oranları dikkate alındığında hastanın memeleri orantısal olarak küçük kalıyorsa veya küçük kaldığı algısına kapılıp bundan rahatsızlık duyuyorsa
2-İç çamaşırı ve bikini üst ve alt parçaları seçerken vücuda uyumsuzluk söz konusu ise
3-Emzirme sonrası memeler dolgunluğunu kaybetmiş veya küçülmüşse.
4-Aşırı kilo alıp verme durumlarında meme şekil ve boyutu değiştiyse
5-Bir meme diğer memeye göre simetrik değilse( biri diğerinden daha küçükse)
Bu gibi durumlarda meme küçültme ameliyatıyla aynı anda hem meme  dikleştirme hem içine protez yerleştirilerek  büyütme gibi işlemlerde yapılabilir.
Hangi yaşlarda yapılır?
Meme gelişimi 18 yaşında tamamlandığı için meme büyütme ameliyatı yaptırmak isteyen genç bireyler için alt sınır 18’dir. Acil ve özel müdahale gerektiren durumlar dışında 18 yaşın altındakilere protezle meme büyütme ameliyatı yapılmaz.
 
Meme Büyütme Ameliyatı Nasıl Yapılır?
Meme dokusunun altına veya daha derinde kalan kasın altına hastanın (istekleri de değerlendirilerek) vücut ve göğüs yapısına uygun seçilen protez yerleştirilir. Böylece kıvam, yuvarlaklık ve büyüklük olarak hastanın istediği daha hoş görünümlü ve estetik bir meme elde edilmiş olur. Protez meme dokusunun hangi tabakasında olursa olsun hastanın meme başı altında en orta noktası ya da en çıkıntılı noktası yer alır. İki meme arasında simetri farkı varsa iki memeye de farklı boyut ve şekillerde protez konulabilir. Memeler hem sarkık hem küçükse aynı ameliyatta hem protez takılıp hem dikleştirm(mastopeksi)  işlemi yapılabilir.
Kaç çeşit protez vardır?
Protezler balona benzer yapıdadırlar ve farklı tip, şekil ve boyutları vardır. Dış ince çeperinde katı silikon içinde ise akışkanlığı az olan yumuşak jel silikon bulunur. Dış çeperde zamanla bir hasar gelişse bile iç zardaki jel silikon çok az akışkan olduğu için dışarı karşı sızma olma riski en azdır. Dış çeper ince olmasına rağmen ameliyat sonrası yapılan normal ve orta dereceli masajlardan etkilenmeyecek kadar  dayanıklıdır. Protezin kendiliğinden yırtılması çok nadir bir durumdur ancak araç içi trafik kazalarında, yüksekten düşme, kesici-delici alet yaralanmalarında veya şiddetli darbeler sonrası yırtılabilir. Bazı protezlerin içi boştur(serum fizyolojik ile doldurulabilir) ancak meme dokusunun kıvamına jel protezler daha yakın olduğu için pek tercih edilmezler.  Meme protezleri yuvarlak ve anatomik(damla) olarak ikiye ayrılırlar. Hastanın memesinin şekline ve boyutuna göre ikisinden biri seçilir ancak göğüs bölgesinde bir dolgunluk istendiği için yuvarlak protezler daha çok tercih edilmektedir. Protezlerin yüzeyi pürtüklü ve düz olanları da vardır. Hangisinin tercih edileceği ameliyat sırasında protezin yerleştirileceği derinliğe göre değişir.
Her protezin taban çapları ve yükseklikleri farklıdır. Bunun seçimi ise meme çıkıntılığı(projeksiyonu) ile ilgilidir. Aynı taban çapına sahip protezlerin yükseklikleri ve hacimleri farklı olabilir. Yani hastanın isteği doğrultusunda cildin elastikiyeti ve meme dokusunun kalınlığı da göz önüne alınarak aynı göğüs yapısına farklı hacimlerde protezler takılabilir.
 
Meme protezlerinin riskleri var mı? Kanser yapar mı?
Meme protezleri 1960’lı yıllardan beri kullanılmaya başlanmış ve 1990 lı yıllarda meme protezi takılan kadınlara yönelik birçok araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmaların sonucuna göre;
1-Meme protezlerinin kanser yapıcı hiçbir etkisine rastlanmamış ayrıca kanser tedavisine de engel olmadığı kanıtlanmıştır.
2-Romatolojik(otoimmun) hastalıklara sebep olduğuna dair kesin bir sonuca ulaşılamamıştır.
3-Mamaografi ve manyetik rezonans(MRI) tetkiklerine olumsuz bir etkisi olmadığı gözlenmiştir.
4-Emziren anneler herhangi bir sıkıntı yaşamaz.
1992 yılından 2006 yılına kadar ABD’de silikon jel protezi kullanımına kısıtlama getirilmiş o tarihler arasında yapılan ameliyatlarda protezin içine serum fizyolojik konularak meme estetiği operasyonlarına devam edilmiştir. Türkiye ve İtalya’da ise hiçbir zaman kısıtlamaya yapılmamıştır. Tıbbi silikon kateterlerin dış kaplamasında veya sondalarda ‘pace maker’ kullanılmaktadır. Hatta bazı sıvı içeceklerin içerisinde de vardır.
 
Protez nereden yerleştirilir?
Meme protezleri 3 farklı kesi seçeneklerinden biri seçilerek yerleştirilir.
1-Koltuk altından yapılan kesi yerinden
2-Meme altı kıvrımından yapılan kesi yerinden
3-Meme başı çevresindeki renkli alanın(areola) alt çevresinde yapılan kesi yerinden
Areolanın çapı, meme altı kıvrımının belirginliği, seçilen protezin çapı ve tipine göre protezin nereden yerleştirileceğine ameliyat öncesi hekim tarafından karar verilir. Meme de sarkıklık mevcutsa sarkıklığın derecesine göre areola çevresi ve ya areola altına yapılan dikine bir keşiden protez yerleştirilir. Tubular veya Tubular meme denilen durumlarda  memenin aynı kesi yerlerinden protez yerleştirilir. Koltuk altı ve göbek deliği çevresindeki kesilerden  serum fizyolojikle şişirilen protezler yerleştrildiği için bu kesi yerleri fazla tercih edilmez.
Protez nereye yerleştirilir?
Meme dokusunun ve cildin kalınlığına göre meme dokusu arkasına ya da kas altına protez yerleştirilir.Protezin dışarıdan hissedilememesi için meme dokusu kalınsa meme dokusunun hemen altına eğer ince yapılı ve protezi kapatamayacaksa kas dokusunun altına yerleştirilir. Bazı durumlarda ise (tubulerve tubuleroz meme) önce meme dokusuna şekil verilir daha sonra protez yerleştirilir. Eğer meme pitozu (sarkıklık) varsa önce fazla deri çıkarılır, sarkan meme dokusu yukarı taşınır ve meme başı olması gereken yere çekilir sonra yeni duruma uygun protez takılır.
 
Meme büyütme süt verme döneminde yapılabilir mi ?
Gebelik ve laktasyon döneminde meme büyütme operasyonu yapılmamalıdır. Süt kesildikten en az 9 ay sonra yapılabilir. Ay başı dönemlerinde ameliyat yapılabilir ancak hasta bu dönemde zorluklar yaşayabilir.
Meme Boyutlarını Nasıl Belirleyebilirim ?
Bu konuda hastanın isteklerine öncelik verilerek hekim ile birlikte karar verilir. Hastanın göğüs kafesi ve kalçasının genişliği bel kısmının darlığı istenilen meme büyüklüğü ile ilgili bize bilgi verir. Hastanın istekleri ve hekimin ölçüleri doğrultusunda ortak bir ölçüde uzlaşılır ve ameliyat günü belirlenir.
Meme Boyutları ve Hacmi İstediğim oranda Büyütülebilir mi ?
Hastalar meme boyutlarını standart olmayan firmadan firmaya göre değişen sütyen ölçüleriyle belirtirler. 80,85,90 gibi cm cinsinden ölçüler göğüs kafesinin çevresinin ölçüleridir .A, B, C, D gibi harfler de memeye ait ölçülerdir(kup hacmi). Örneğin;  85C, 85B’den daha büyüktür ve 90C de 85B’den daha büyüktür. Göğüs çevresi arttıkça kup hacmi de artar. En ideal kup hacimleri B ve C dir. Plastik Cerrahı hastanın meme tabanına, cildin elastikiyetine ve göğüs kafesinin yapısına göre en uygun protez büyüklüğünü belirler. Taban çapı aynı ancak hacmi daha büyük olan protezler de seçilebilir. Protez seçimi ne kadar büyük olursa zamanla memelerin sarkması da o oranda fazla olur. Protez seçiminde hastanın dış görünüşüne ve vücut yapısına dikkat edilmelidir. Kısa ve zayıf yapılı bir kadın için vücut orantısından büyük protezler tercih edilmemelidir. Seçilen protezler hastaların  meme ve göğüs çapına uygun olmalıdır.
 
Ameliyat izi kalır mı ?
Protezin yerleştirildiği yere ve derinliğe  göre ameliyat izleri değişiklik gösterir. Meme başı çevresindeki ve meme altı kıvrımındaki kesi izleri zamanla kaybolur ve belli olmayacak hale gelir ancak meme alt çevresindeki kesi izi meme dokusu ve kapsül kontraktürünün daha sık görülmesi nedeniyle pek tercih edilmez. Meme altına yerleştirilen protez ne kadar büyük olursa kesi alanı da o kadar uzun olur. Meme altı kıvrımındaki kesi bikininin altında kalacak şekilde kesilmiştir bu nedenle dış görünüşte herhangi bir ameliyat izi görülmez .Bazı hastaların cilt özellikleri nedeniyle kesi izi sorunları yaşayabilirler.
 
Doktorumun ölçüleri mi yoksa kendi istediğim meme ölçüleri mi önemli ?
Meme ameliyatı olacak hasta için her ikisi de önemlidir ve birlikte karar verilmelidir. Hasta kendi isteklerini önceden belirtmelidir. Hastaların göğüs kafesinin ve kalçalarının genişliği, belinin darlığı yapılacak yeni meme büyüklüğü hakkında bize ip uçları verir. Cerrahın yaptığı bu ölçümler hangi hacimlerde protez kullanılacağının belirlenmesi  için oldukça önemlidir. Ölçümler sonunda hasta istekleri ve hekimin ölçüleri bir noktada birleşerek ortak bir karara varılır.
 
Ne tür anestezi gerekir ?
Meme ameliyatları yaparken hastalarımıza genel anestezi uyguluyoruz?
Doğum yapabilir miyim? Emzirmeme engel olur mu ?
Gebelik ve emzirme dönemlerinde protezlerin çıkarılması gerekmez. Doğumda veya emzirme sırasında herhangi bir zorluk yaşanmaz. Ancak gebelik ve emzirme döneminde memelerde büyüme ve sarkıklık olacaktır. Memeler bu dönemde normal  değişikliklerini kaybederler.
Kilo alırsam boyutunda değişiklik olur mu ?
Meme dokusu protezden bağımsız tepki gösterir ancak kilo artışında meme boyutunda da bir miktar artış olur.
Ne zaman spor yapabilirim ? Ne zaman ağırlık kaldırabilirim ?
İlk 3 hafta kol ve göğüs hareketlerini aktif kullanacak spor faaliyetlerinden kaçınılmalı ve yürüyüş dışında spor yapılmamalıdır. Altıncı haftadan sonra ise her türlü spor faaliyetleri yapılabilir.
Ameliyat olduğum dışarıdan belli olur mu ? Bikini giyebilir miyim ?
Protezler meme dokusunun altında ya da kasın arkasında yer aldığı için dışarıdan bakıldığında belli olmaz ve elle muayene edildiğinde hemen hissedilmez. Kesi izleri bikini bölgesinin altında kaldığı için bikini giyildiğinde görülmez.
Ameliyattan sonra her zaman özel bir sütyen kullanılmak zorunda mı olacağım ?
İlk 3 hafta korse sütyen giyilmeli daha sonra hasta istediği sütyen tipini kullanmakta özgürdür.
 
Ameliyattan sonra dren konulur mu ?
Meme ameliyatlarından sonra dren (genel olarak) konulmaz.
 
Ameliyat sonrası ağrı olur mu?
Ameliyatta kas arkasına yerleştirilen protezlerde 2-3 gün süren bir ağrı olabilir. 3 günden sonra ağrı büyük oranda geçer. Bu süre içinde analjezikler(ağrı kesiciler) kullanılabilir. Kol hareketleri sırasında da meme de ağrı ve göğüs üzerinde baskı şeklinde his olur ancak 3 hafta içinde ağrı tamamen geçer. Meme dokusunun altına yerleştirilen protezlerde ise neredeyse hiç ağrı gözlenmez.
Kanama çok olur mu?
Meme ameliyatlarında görülen kanamalar çok azdır.
Simetrik olur mu?
Memelerde ameliyat öncesi göğüs kafesi şekil bozukluğu, memelerde tubuler veya tuberoz meme gibi yapısal bir şekil bozukluğu yoksa deneyimli cerrahların ellerinde simetrik bir görünüm kazanılır. Eğer bu tür sorunlar varsa göze hemen çarpmayan asimetriler olabilir.
 
Meme büyütmede yağ enjeksiyonlarının etkisi ne kadardır ? Dolgu maddeleri kullanılabilir mi ?
Protez takılan hastalar genellikle zayıf ve vücutlarında yeteri kadar yağ bulunmayan hastalardır.Bu nedenle meme büyütme işleminde yağ enjeksiyonlarının etkisi sınırlıdır. %70lik kısmı absorbe olur, %30luk kısmı kalır. Meme büyütme operasyonlarının en ideali protezle yapılanıdır.Kalıcı sonuç vermeyen, maliyeti ve komplikasyonları fazla olan yöntemlerde vardır. Örneğin; Macrolane gibi iri partiküllü hyaluronik asit içeren dolgu maddeleriyle yapılan meme büyütme operasyonları.
Protezin yerleşimi kasın altında mı yoksa üstünde mi daha uygun olur?
Bu konuda hastaların meme dokusu ve ciltlerinin kalınlığı belirleyici faktörlerdir. Yüzücülük gibi kol ve göğüs kaslarını aktif bir şekilde kullanan hastalar için alt kas tercih edilmeli.
 
Ameliyat öncesinde neler yapmak gerekir ?
Meme büyütme ameliyatı genel anestezi gerektiren bir ameliyat olduğundan anestezi için gerekli test ve tetkikler yapılmalıdır. Önceden yapılmış meme biyopsisi , genel sağlık durumu, sürekli kullandığı ve kullanmakta olduğu ilaçlar( kortizon, doğum kontrol ilaçları, antihipertansif, antidepresan, diabet ilaçları…), alerjisinin olup olmadığı sorgulanmalıdır. Tüm meme ameliyatlarında olduğu gibi meme büyütme ameliyatında da hastanın meme ultrasonu ve mamografisi istenmelidir.  Hastaların ameliyattan 3 hafta öncesinden aspirin ve sigarayı kesmesi gerekir. Çünkü aspirin kanamayı arttırır, sigara ise dokulardaki kan dolaşımını bozar. Ameliyata  1 Hafta kala ise kanı sulandırabilecek ilaçlar kullanılmamalıdır. Kullanılmaması gereken bazı maddeler; Apranaks, Vermidon, Voltaren gibi analjezikler (ağrı kesiciler), Yeşil çay, Keten tohumu, Domates çekirdeği gibi bitkisel ürünler, Ginseng gibi bazı vitamin ilaçları ve her türlü zayıflama ilaçları. Ağrı kesici gerekirse Minoset ve Novalgin kullanılabilir.
 
Ameliyat sonrası nasıl geçer ?
Ameliyattan 4-6 saat sonra hasta yemek yiyebilir ve ayağa kalkabilir. Daha sonra hastanın durumuna göre taburcu edilebilir. Kas altına yerleştirilen protezlerde ameliyat sonrası göğüs kafesinde ağrı görülür anacak bu ağrılar birkaç gün içinde gittikçe azalacaktır. Ameliyat sonrası ilk 3 hafta özel bir korseli sütyeni  olacak  bunu gece ve gündüz boyunca giymesi gerekir. Hasta yatakta yatarken göğüs kısmı yüksekte yatmalı ve kalkarken kollarına güç bindirmemelidir. Ayrıca hasta bu dönemde ağır kaldırmamalıdır.
Hasta ameliyattan 3 gün sonra banyo yapabilir ve üçüncü gününde kontrole gelmelidir. İlk bir hafta araba kullanmamalı ve yürüyüş dışında spor aktivitelerinde bulunmamalıdır. Bir ay boyunca göğüs üzerine yatmamalıdır ve güneş ışığına direkt maruz kalmamalıdır. Kuvvetli öksürük kanamaya sebep olacağından hastalara derin öksürük önerilmez.
Hasta memelerinde ilk 3 hafta sanki protezler yukarıdaymış gibi hisseder ama meme dokusu yumuşamaya başlayınca protezler normal yerlerine inerler. Hasta ameliyattan 1 ay sonra meme masajlarına başlayabilir. Bir yıl içerisinde herhangi bir sorum olmazsa bir yılın sonunda hastaya meme ultrasonu ve ya mamografi çekilir.
Ameliyatın Riskleri ve Komplikasyonlar Nelerdir? Ameliyat Sonrası Sorunlar Neler Olabilir?
Yara iyileşmede gecikme, enfeksiyon kapma riski, protez çevresinde’ seroma’ denilen sıvı birikimi ve kanama çok nadir görülen komplikasyonlardandır. Meme protezi ameliyatı olan bireylerde uzun dönemde kapsül kontraktürü, asimetrik görünüm ve estetik gibi sorunlar görülebilir. Ameliyatta kullanılan protezleri üreten firmalar ürünlerinin yapısal bütünlüğünün bozulamayacağı konusunda garantileri vardır ancak sınırsız bir kullanım zamanı da vermezler.  Protez patlaması  ve ya silikon jel kaçaklarına ise pek rastlanmaz.
Meme Operasyonlarında kullanılan tıbbi silikonlar insan vücudunun hemen reddetmediği ancak uzun süreli kullanımda vücudun tepki gösterdiği bir maddedir. Zaman ilerledikçe protezde sertleşme ve ya daralmalar görülebilir. Bu sertleşmelerin ve daralmaların sebebi hastalara yerleştirilen protezlerin etrafına kapsül adı verilen bir zarın oluşması ve bu zarın zaman ilerledikçe kalınlaşmasıdır. Eğer zar ince ise herhangi bir problem oluşturmaz, orta kalınlıkta ise memelerde hafif bir sertlik ve meme tabanında gerginlik hissedilir. Nadir olarak bu zar fazla kalınlaşırsa vücut protezi sıkıştırıp hapsetmeye veya protezi vücuttan dışarı atmaya çalışır. Bu durumda memelerde fark edilen bir asimetrik görünüm ve sertlik görülür. Zar oluşumuna neden olan bu kapsül meme bölgesine uygulanan masajlarla dağıtılmaya çalışılır gerekirse ek bir ameliyat ile bu kapsül giderilir. Ancak yeni üretilen protezlerde kapsül olma oranları oldukça düşüktür. Meme altı kıvrımı kesilerinden girildiğinde ve pürtüklü yüzeyli protez kullanıldığında kapsül oluşumunun daha az görüldüğüne dair araştırmalar mevcuttur.
Protez takılan hastalarda karşılaşılan bir diğer sorunlar ise asimetriler, takılan protezin dışarıdan görünmesi , hastaların beklediği gibi sonuç vermemesi ve memelerin doğal görünmemesinin vermiş olduğu rahatsızlıklar sayılabilir.
 
Meme de Duyu Kaybı olur Mu?
Ameliyat sonrasında hastalarda duyu veya his kaybı olmaz ancak bazı hastalarda meme başında hassasiyet veya dikiş bölgelerinde his azalması gibi şikayetler görülebilir. Bu şikayetler geçicidir ve uzun süre devam etmez.
Daha Sonra Protezimi Çıkartabilir miyim ?
Memenize takılan protezleri istediğiniz zaman çıkarttırabilirsiniz.
Ameliyat Süresi Ne Kadar?
Memeye başka herhangi bir cerrahi girişimde bulunulmayacaksa ameliyat 1-1.5 saat sürer. Ancak meme sarkıklığı veya tuberoz/tubuler gibi memenin şekil ve yapı bozukluğu da düzeltilecekse işlem 3 saate kadar sürebilir.
Memede doğumsal şekil bozukluklarında da protez konuluyor mu ?
Doğuştan memenin olmadığı (Poland sendromu) veya tuberoz/tubuler meme gibi doğumsal ve gelişimsel anomalilerde protezle meme yapılır ancak bir takım cerrahi işlemler de eklenebilir.
Kas altı Protezde Kolda Güç Kaybı Kaybı Olur Mu?
Ameliyat sonrası kolda güç kaybı görülmez ancak kol gücünü kullanarak spor yapanlarda protez aşağı doğru itilebileceği için bu tür bireylerde kas altı protezi tercih edilmemelidir.
Protez mamografiyi olumsuz etkiler mi?
Ameliyatta kullanılan protezleri üreten firmalar ürünlerinin yapısal bütünlüğünün bozulamayacağı konusunda garantileri vardır ancak sınırsız bir kullanım zamanı da vermezler.  Protez patlaması  ve ya silikon jel kaçaklarına ise pek rastlanmaz.
Meme Operasyonlarında kullanılan tıbbi silikonlar insan vücudunun hemen reddetmediği ancak uzun süreli kullanımda vücudun tepki gösterdiği bir maddedir. Zaman ilerledikçe protezde sertleşme ve ya daralmalar görülebilir. Bu sertleşmelerin ve daralmaların sebebi hastalara yerleştirilen protezlerin etrafına kapsül adı verilen bir zarın oluşması ve bu zarın zaman ilerledikçe kalınlaşmasıdır. Eğer zar ince ise herhangi bir problem oluşturmaz, orta kalınlıkta ise memelerde hafif bir sertlik ve meme tabanında gerginlik hissedilir. Nadir olarak bu zar fazla kalınlaşırsa vücut protezi sıkıştırıp hapsetmeye veya protezi vücuttan dışarı atmaya çalışır. Bu durumda memelerde fark edilen bir asimetrik görünüm ve sertlik görülür. Zar oluşumuna neden olan bu kapsül meme bölgesine uygulanan masajlarla dağıtılmaya çalışılır gerekirse ek bir ameliyat ile bu kapsül giderilir. Ancak yeni üretilen protezlerde kapsül olma oranları oldukça düşüktür. Meme altı kıvrımı kesilerinden girildiğinde ve pürtüklü yüzeyli protez kullanıldığında kapsül oluşumunun daha az görüldüğüne dair araştırmalar mevcuttur.
Protez patlayabilir mi?
Memeye takılan protezlerin üstüne direkt gelen şiddetli bir darbe olmadığı sürece patlamazlar. Herhangi bir şekilde yırtılan yada patlayan protezler ultrason ve ya magnetik resonans  tetkiki ile saptanarak patlamış protez çıkarılarak yerine yenisi takılır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Exit mobile version