Anneler Eğitirken Öğrenmek Zorunda

Öğrenmek genelde bir noktadan sonra bitti sanılır. Özellikle de ülkemizde anne ve baba olanlar artık öğrenecek bir şey kalmadığını düşünürler. Tecrübeli birer birey olduklarını ve bunları çocuklarına zaman içerisinde aktarmaları gerektiğini düşünürler. Oysa ki bu kısmen doğru olan ama genelde yanlış olan bir düşüncedir. Çünkü hem hayatın genelinde hem de çocuklarımızı eğitme aşamasında asla öğrenecek şeyler bitmez. Özellikle de çocuk yetiştirmek ve onlara nasıl yaklaşacağımızı belirlemek asla bitmeyen bir konudur.

Özellikle anneler hayatlarının her aşamasında öğrenmeye açık olmalıdırlar. Çünkü onların çocuklara bakış açıları ve sorumlulukları babalara oranla daha fazla. Anneler, çocuklarının hayatında her aşamada yer alırlar. Özel yaşamlarında, eğitim hayatlarında, aile ve arkadaş ilişkilerinde her noktada çocukların ilk danıştıkları kişi anneleri olmuştur hep. Hâl böyle olunca annelerin kendilerini geliştirmeleri gerekir. Tabii sadece öğrenmekte yeterli değildir bir noktadan sonra, uyum sağlamak gerekir. Öğrenmeyi ve öğrendiklerinizi uygulamaya dökerek uyum sağlamayı başarırsanız, çocuklarınız için sadece anne olmakla kalmaz; onların en ufak sorununda dahi koşarak dertleşebileceği bir arkadaşı olursunuz. Haliyle çocuklarınız sorunları kendi başlarına çözmek ve haliyle bu tek başınalığın sebebi olarak hata yapmak yerine sizinle sorunların üzerine yürüyerek daha mantıklı, doğru çözümler bulurlar. Sizinde çocuklarınız ile ilgili şüpheleriniz olmadan tamamen güvenli bir iletişim döngüsü içerisinde onları takip etmeniz, geliştirmeniz, sorunlarını beraber çözmeniz mümkün hale gelir.

Yeni Jenerasyonu Anlamak

Anneler, kendi çocukluk ve gençlik dönemlerine göre düşünmemelidir. Çocukları ile ilgili bir sorun karşısında her zaman onların yaşadıkları döneme ve şartlara göre düşünmeyi bilmedirler. Böylelikle verecekleri cevaplar ve alacakları kararlar çocukları tarafından daha çok kabul görecek, çocuklarını doğru yetiştirme aşamasında anne olarak söyledikleri çok daha etkin olacaktır. Aksi halde çocuklarınızı, kendi gençlik döneminiz de ki örneklere ve yaşanmışlıklara göre değerlendirmeniz, bir çok farklı uyumsuzluğu ve beraberinde yeni sorunları doğuracaktır. Bu tür sorunlar özellikle günümüz de çok sık yaşandığı için bir çok çocuk kendi sorunlarını ailesi ile paylaşmadan çözmeye çalışmakta ve doğal olarak çeşitli hatalar ile karşı karşıya kalmaktadır.

Sosyal Medya ve Kitaplar

Sizlerin bir anne olarak en büyük iki silahı her zaman sosyal medya ve kitaplar olmalıdır. Sosyal medyayı etkin olarak kullanmak durumunda değilsiniz. Fakat takip etmeniz ve gençlerin yani çocuklarınızın ne gibi bir ortam içerisinde bilgi edindiğini görmeniz, nelere gülüp, nelerden nefret ettiğini öğrenmeniz sizlere onlarla kuracağınız iletişimde çok büyük katkı sağlayacaktır. Kitaplar ise gördüklerinizi pekiştirme, yeni bilgiler edinme ve kendinizi daha donanımlı bir şekilde ifade edebilme noktasında sizlere ciddi bir katkı sunacağı için iki farklı unsur çocuklarınıza karşı çok daha etkin bir şekilde yaklaşmanızı sağlayacaktır. Böylelikle onları daha net bir şekilde tanıyarak hareket etme şansına sahip olacaksınız.

Çocukların Yalan Söylemesinde Temel Neden

Çocuklarımız yalan söylediğinde kızarız, onlara bunun yanlış olduğunu bir çok farklı şekilde anlatmaya çalışırız. Fakat “neden yalan söylüyorlar?” Sorusunu bir türlü kendimize sormayız. Oysa ki bu soruyu sorsak aslında bu sorunu ciddi anlamda çözmüş olacağız. Zira çocukların bir çoğu aile korkusu ve baskısı gibi unsurlar nedeni ile yalan söyler. Eğer çocuğunuz yeterince rahat değilse, kendisini dilediği gibi ifade edemiyorsa en ufak sorunda hemen yalana başvurarak sizin istediğiniz şekilde cevaplar vermeye çalışacaktır. Bir noktadan sonra ise bu duruma alışacak, sürekli böyle hareket edecektir.

Bu sorunu önlemek adına yapılması gereken ilk şey, çocuğunuz ile gerçek bir iletişim kurmanızdır. Etkileşimler ne kadar sağlıklı olursa çocuğunuzun isteklerini daha net bir şekilde anlarsınız. Çocuklarınızın herhangi bir olay karşısında verecekleri tepkiler ve diğer tüm konular sizin bilginiz dahilinde gelişir bir aşamadan sonra. Haliyle sizin atacağınız adımlar tamamen çocuğunuza göre olacaktır. Çocuğunuz ise bu adımlar karşısında yalan söylemek zorunda kalmayacak, büyüme aşamasında çok daha net bir kişiliğe sahip olacaktır. Peki, bu durum sadece aileye karşı yalan söylemesini engellemez mi? Diyebilirsiniz… Bu soruya açık bir şekilde hayır demek mümkün. Çünkü çocukların bu şekilde aile içerisinde büyürken alıştıkları unsurlar, büyüdükten sonra genel hayata da kendilerini yansıtmalarına yardımcı olur. Haliyle aile içerisinde yalandan uzak ve net bir şekilde büyüyen çocuk, toplumda da bu şekilde alışmış olduğu düzende hareket edecektir.

Onu Dinleyin, Saygı Duyduğunuzu Gösterin

Çocuğunuzu her zaman için dinlemeye çalışın. Ufak bir olayda suçlu dahi olsa önce onu dinleyin ve açık bir şekilde saygı gösterdiğinizi ona hissettirin. Üstelik hiç bir zaman direk cezalandırma yoluna gitmeyin. Eğer çocuğunuz cezalandırma yoluna gitmeyeceğinizi bilirse, size karşı daha dürüst olacaktır. Aksi halde ceza almamak adına yalan söylemeyi tercih edecektir ki, bu durum bir noktadan sonra her sorunda yalan söyleyerek çözüm arama alışkanlığını doğuracaktır. Tabii çocuğunuzun yalan söylememesi için sürekli onu cezalandırmamak yanlış olacaktır. Bu nedenle önce saygı duyduğunuzu hissettirmeniz ve akabinde hafif cezalar ile bir daha aynı hatayı yapmamasını sağlamak adına adımlar atmanız çok daha doğru olacaktır. Burada her şeyin dengeli olması, çocuğunuzun yaptığı hatanın yanlış olduğunu anlaması ve aynı zamanda bu hatayı gizlemek adına yalan söylememiş olması büyük önem taşır. Ancak bu çizgide gerçekten etkili bir çocuk eğitimi mümkün olabilecektir.

Çocuklarda ki yalan sorununun ciddi bir problem olduğunu ise asla unutmayın. Bu bağlamda çocuğunuz sürekli olarak yalan söylemeye meyilli ise önce önerilerimiz de olduğu gibi ufak adımlar ile onu düzgün bir çizgiye çekmeye çalışın. Akabinde ise yeterli gelmediği durumlarda bir çocuk psikolog üzerinden destek almaya gayret ederek bu alışkanlığı kısa süre içerisinde yok etmeye gayret gösterin.

Ev Hanımı Olmak ve Kişisel Zamanlar

Ev hanımı olmak, kişisel olarak kendimize vakit ayıramayacağımız anlamına gelmez. Aksine ev hanımı olanlar, kendilerine daha çok vakit ayırabilirler. Zira doğru bir plânlama ile hayatınızın hemen her aşamasında kendinize ait özel anlar yaratabilirsiniz. Çünkü bu zamanları yaratacak olan bir patronunuz yok. Bu zamanları, izinleri ve yapacağınız işleri plânlayacak olan kişi sizsiniz. Ne kadar bilinçli hareket ederseniz, etkili bir sonuç almanız da o kadar mümkün olur hayatınızda.

Neleri Sevdiğinize Karar Verin

Her türlü plândan, kendinize vakit ayırma çabalarından önce neleri sevip sevmediğiniz konusunda net bir şekilde karar vermeniz lâzım. Siz kimsiniz? Nelerden hoşlanırsınız? Neleri seversiniz? Neleri yapmak sizi mutlu eder? Nerelere gitmek istiyorsunuz? Öncelikle bu sorulara cevap verir ve kendinize bir liste yapabilirseniz, daha net bir şekilde plânlama yaparsınız. Örneğin yaşadığınız yere sadece 30-40 dakika mesafede bir gezi alanı vardır. Burayı çok gezmek istersiniz ama hep uzak gelir. Oysa ki orası değil, sizin plânsız halleriniz uzaktır bu isteğinize. Siz oraya gitmek için toplamda ne kadar zaman gerektiğini hesaplarsanız, biraz sonra sizinle paylaşacağımız diğer maddelerde ki unsurlara dikkat ederek çok rahat bir şekilde o zamanı kendinize sunabilirsiniz. Ama siz bu konuda henüz daha ne yapmak istediğinize, kendinize nasıl ve ne amaçla vakit ayırmak istediğinize karar vermedi iseniz, bu noktada yapılabilecek pek bir şey yoktur. Çünkü ne istediğini bilmeyen bir çok ev hanımı, sadece bazı isteklerini dile getirmekle yetinir ve bu istekleri tam olarak yapamadığı içinde sürekli olarak yeni bir sorun yaratarak hayatına devam eder. Bu sorunlar hep ev, aile, çocuklar olur… Onlara bakmakla yükümlü olduğu için, ev işleri yoğun olduğu için kendine zaman ayıramadığını söyler çoğu ev kadını. Oysa ki bu tamamen yanlıştır ve burada ki temel sorun kişisel analizler ve plânlamalardır.

Evin Temel İhtiyaçları ve Düzeni

İlk olarak evinizin ne gibi temel ihtiyaçları olduğunu ve günlük dönemde evinizde ne gibi işler yapılması gerektiğini plânlayın. Temizlik, yemek öğünleri, mutfak ve diğer unsurlar… Eğer bu temel unsurları net olarak plânlar ve diğer evin fertleri ile yani eşiniz, varsa çocuklarınız ile bu plânları paylaşırsanız hangi zamanlarınızın ne kadar dolu olacağını, ne zaman kendinize vakit ayırabileceğinizi daha net bilirsiniz. Tabii her zaman ev ve genel günlük düzen içerisinde ek işler çıkabilir. Ama bunlar her zaman çıkmayacağı için, yapacağınız günlük temel düzen hayatınızın çoğunluğunda sizlere fayda sağlayacaktır.

Çocuklarınıza Göre Şekillenmeyi Öğrenmelisiniz

Eğer çocuklarınız varsa, günlük düzeninizde her zaman onlara göre plân yapmayı öğrenmelisiniz. Üstelik bu plânları her zaman esnetmeye uygun şekilde ayarlamanız gerekir. Zira çocuklarınız her zaman eksiksiz bir düzende büyümezler. Kendi hayatlarında, okullarında ya da diğer dönemlerinde mutlaka hiç bir şekilde hesaplamadığınız çeşitli sorunlar söz konusu olabilir. Siz, bu sorunları da önceden hesaba katmalı ve bu tür durumlarda esnek bir yapı içerisine girerek plânlarınızı ayarlama şansına sahip olmalısınız. Böylelikle çocuklarınızı genel olarak bir unsur olarak görmez, hayatınızın tamamını kaplayan, sizin kendinize vakit ayırmanızı engelleyen bir faktör olarak plânlarınız da yer almasına neden olmazsınız. Bir çok kadın, çocukları ile ilgili plân yapmaz ve onları her zaman şu bir kaç cümle ile hayatının tamamına endeksler; “çocuklar var, kitap okuyamıyorum. Çocuklar var dışarı çıkamıyorum…” İşte, bu cümleler sizlere doğru plânlamalar yapmadığınız için sadece bir avuntu sağlayan cümlelerdir.

Örneğin çocuklarınızın eğitim süreçlerini ele alalım. Her çocuk, günün belli bir çoğunluğunu özellikle de gündüz saatlerinde okulda olur. Eğitim hayatı gereği, sizden bağımsız bir çok saat geçirir. Siz, bu sizden bağımsız olunan saatlerde ev içerisinde ki temel işlerinizi doğru plânlar ve bu doğrultuda hareket ederseniz, bir çok etkinlik, gezi gibi konularda gün içerisinde kendinize olumlu bir sonuç çıkarabilirsiniz. Eğer siz çocuklarınız okuldayken, öğlene kadar yatan ve güne erken başlayıp günden faydalanmak adına hareket etmeye gayret eden biri değilseniz, haliyle çocuklarınız sizin için bir çok etkinliğinizi önleyen bir faktör gibi görünür. Oysa ki burada sorun tamamen sizin plânsız bir şekilde hareket ediyor olmanızdan kaynaklanmaktadır. Unutmayın, plânlı bir yaşam size istediğiniz her şeyi sunacaktır.

Çocuklarda Aitlik Duygusu ve Gelişimi

Çocuklarda aitlik duygusu ve gelişimini takip etmek anne babaların en önemli rollerinden birisi olmalıdır. Özellikle 0-6 yaş çocuklar somut işlemler döneminde oldukları için bazı duyguları tam anlamıyla hissedemezler. Hissettikleri duyguların da neler olduklarını kavramada zorlanabilirler. O yüzden aile ortamında anne ve babaların çocuklara aşılaması gereken bazı duygular vardır. Aitlik duygusu da bu duyguların başında gelmektedir. Somut işlemler dönemindeki bir çocuk sonucunu bilmeden yaptığı şeylerden dolayı cezalandırılmayı ve suçlanmayı kabullenemez. O yüzden çocukların bu tür durumlarla karşılaşmaması için anne babaların önceden önlemler almaları gerekmektedir.

Aitlik Duygusu Nedir?

0-6 yaş çağındaki çocuklar soyut işlemler dönemine geçmedikleri için herhangi bir objenin veya nesnenin kime ait olduğuna önem vermezler. Bu dönemde en çok karşılaşılan durumların başında çocukların oyuncak kavgası gelmektedir. Bir çocuk diğerinin oyuncağını izin almadan kendisininmiş gibi alır ve onu sahiplenir. Bu da aitlik duygusunun çocukta gelişmediğinin bir göstergesidir. Aitlik duygusu bu yaş çocuklarında anne babaların da desteği ile şekillenmeye başlar. Çocuklarına kendilerine ait olmayan bir nesneyi,objeyi, oyuncağı veya herhangi bir şeyi sahibinden izin almadan kullanmanın doğru olmadığı anlatılmalıdır. Aitlik duygusu bu şekilde çocukta şekillenmeye başlayacak ve başkasının eşyasını, kendi eşyasını ayırt edebilecek konuma gelecektir.

Aitlik Duygusunu Aşılamak İçin;

  • Çocuklarınızın eşyalarını kullanırken oyuncağını alırken ondan izin almalısınız. Bu senin eşyan ve ben bunu kullanmak için senden izin istiyorum. Bu sana ait düşüncesini ve duygusunu çocuğa hissettirebilmek gerekmektedir.
  • Çocuklarınızı arkadaşlarıyla oyun oynadığı sırada kendisine ait olmadığı bir şeyi almaya kalktığında daha önceden bu konuyu konuşmuş olduğunuzu hatırlatarak onu uyarın. Sizin bu durumda sessiz kaldığınızı gördüğünde davranışı tekrar etme olasılığı artacaktır.
  • Çocuğunuz sizin eşyalarınızı izinsiz olarak aldığında ona anne babası olsanız bile size ait bir şeyi sizden izin almadan kullanamayacağını açık ve basit bir dille anlatmanız gerekmektedir.
  • Çocuğunuzun aitlik konusunda empati yapmasını sağlayarak ona bu duyguyu en iyi şekilde açıklayabilirsiniz. Bir arkadaşın senin oyuncağını izinsiz alsa ne hissedersin? gibi sorular sorarak onun bu duyguyu benimsemesini sağlamalısınız.
  • Başkasından izin almadan başkasının bir eşyasını almanın veya kullanmanın onu kötü durumlara düşürebileceği karşı tarafın ona zarar verebileceğini anlatarak bunun iyi bir şey olmadığını açıklamanız gerekmektedir.

Aitlik duygusunu geliştirmek için çocuklarınıza yukarıda bahsedilen konularda destek olmalı ve onların bu duyguyu net olarak kavramalarını sağlamalısınız. Aitlik duygusu gelişmeyen çocuklar kritik dönem diye adlandırılan bu çağda benimseyemedikleri bu durumu ileriki yaşlarda daha zor bir şekilde benimseyecektir. Bu da çocuklarınızın toplum içerisinde dışlanan bireyler olmasına sebep olabileceği gibi suç işleme potansiyeli yüksek bireyler yetiştirebilirisiniz.  Soyut işlemler dönemine geçmeyen bir çocuk hırsızlık, çalmak gibi kavramları sadece kavram olarak kötü olduğunu bilirler.

Bu tür faaliyetleri bilmeyen çocuklar ne anlama geldiğini, nasıl yapıldığını bilmezler. O yüzden çocuğunuza arkadaş çevresi tarafından bu tür yakıştırmalar yapılabilir. Bu gibi durumlarda çocuk içine kapanır, öfkelenip saldırgan bir tavır sergileyerek çevresine ve kendisine zarar verme eğilimi gösterebilir. Çocuğunuzun aitlik duygusunun tam anlamıyla gelişmesine yardımcı olmak için ona destek olmalı ve kendisine ait olmayan herhangi bir şeyin izinsiz kullanılmasının suç olduğunu, kötü bir davranış olduğunu, toplum tarafından hoş karşılanmayacağını benimsetmeye çalışmalısınız. Böylece çocuğunuz ileriki yaşlarda aitlik duygusuna sahip, duyarlı, toplumsal kurallar çerçevesinde hareket eden bir birey olacaktır.

Hamilelik Sürecinde Yapılan Hatalar

Hamilelik sürecinde anne babaların yaptıkları hatalara değineceğimiz bu yazımızda bebeğinizin hayatının şekillenmesinde önemli rol oynayan bu döneme ait sorunlardan bahsedeceğiz. Annelerin ve babaların dikkat etmesi gereken biyolojik etkenlerin yanı sıra psikolojik etkenler de bulunmaktadır. Biyolojik sorunların başında ise zararlı alışkanlıklar gelmektedir. Psikolojik sorunlar arasında ise aile içerisindeki huzurlu ortamın veya annenin ruh halinin çocuğa etki ettiğini bilmek gerekmektedir. Ülkemizde yapılan hatalardan yola çıkarak bu yazımızda size hamilelik sürecinde yapılan hataları madde madde anlatacağız;

  • Alkol ve Sigara Kullanımı

Alkol ve sigara kullanımı hamilelik sürecini tehlikeye atan, bebeğe en çok zarar veren faktörler arasında yer almaktadır. Hamile bir bayanın sigara içmesi bebeğin de sigara içmesi anlamına gelirken alınan oksijenin yetersizliği buna bağlı olarak dolaşım sisteminin iyi çalışmaması aynı zamanda beyin fonksiyonlarına ettiği etki göz önünde bulundurulduğunda çok tehlikeli sonuçları olabilmektedir.

Hamilelik döneminde alkol ve sigara tüketimi tamamen bırakılmadığı taktirde bebeğin beyin işlevlerinde problem çıkabilir ve bu da bebeğin engelli doğabilmesine yol açmaktadır. Doğuştan gelen birçok beyin fonksiyonu hastalığı hamilelik döneminde yaşanan olumsuzluklardır. Bu tür zararlı alışkanlıklar bırakılmadığı zaman bebeğin tüketeceği oksijen azalacaktır. Annenin sağlığı bu tür zararlı alışkanlıklardan etkilendiği için çocuğun da sağlıklı bir hamilelik sürecinden sonra doğmayacağı çok açıktır. Annelere tavsiyemiz sigara,alkol gibi zararlı alışkanlıkları bırakmaları ve ev ortamlarında sigara içmeye izin vermemeleridir.

  • Aile Ortamı

Aile ortamı hamilelik sürecine psikolojik etkileri en büyük olan bir faktördür. Çocuğun aile ortamında büyümesinin yanı sıra aile ortamında doğması da çok önemlidir. Yapılan bilimsel araştırmalara göre mutlu, huzurlu ve güvenli bir aile ortamına kıyasla gürültülü,huzursuz ve mutsuz bir ortamda hamilelik geçiren annelerin çocukları psikolojik yönden ileriki yaşlarda sorunlu çocuklar olabilmektedir. Aile ortamında sevgi ile birbirine yaklaşan bilinçli anne babaların çocukları ruh sağlığı açısından oldukça sağlıklı bireyler olarak dünyaya gelmektedirler. Yapılan araştırmalara göre anne babaların dinledikleri müzikler bile çocuğun ileriki dönemlerinde hayata bakışını müzik kültürünü oldukça etkilemektedir.

Mozart, Bethoven dinleyen ailelerin çocukları da ileriki dönemlerde klasik müziğe karşı ilgisi uyanan çocuklar olmaktadır.  Diğer sanat dallarına ilgi duyan bir aile ortamında hamilelik geçiren anne babaların çocukları da sanat konusunda başarılı bireyler olmaktadır. Anne babalara bu konudaki tavsiyelerimiz ise güvenli ve mutlu bir hamilelik geçirilmesi için aile ortamında huzur,mutluluk ve güveni sağlayarak bunu bebeğe de yansıtmaya çalışmaları olacaktır.
 
Cinsel Hayat

Hamilelik döneminde en çok sorular sorulardan birisi cinsel hayatın nasıl olması gerektiğidir. Doktorlara sormaktan çekinilen soruların başında bu gelmektedir. Cinsel hayatın bebeğe zarar vermeden devam etmesi gerektiği ifade edilirken belli aylardan sonra bebek için zararlı olabileceği de göz önünde bulundurulmaktadır.

Cinselliğin sürdürülmesinden yana olan görüşlerde bebeğe zarar vermeyecek pozisyonların tercih edilmesi ön plana çıkarken bir diğer görüşe göre ise 3 aydan sonra cinsellik bebeğe zarar verebilmektedir. Anne babaların hamilelik sürecinde dikkat etmesi gerekenlerin başında gelen bu durum cinsel hayatın bebeğe zarar vermeden normalinden daha uzun süreli bir şekilde devam etmesi gerektiğidir.

ERGENLİKTE FİZİKSEL DEĞİŞMELER

Insan hayatının en önemli dönemlerinden biridir kuşkusuz ergenlik dönemidir. Kızlarda ve erkeklerde farklı yaş aralıklarında yaşanan bu dönem genel olarak 11-18 yaş aralığını kapsar.

Ergenliğin ilk yıllarında büyüme hormonu çok salgılandığıı için boy uzaması çok fazladır. Bu dönemde yıllık boy artışı kızlarda 6-8 cm civarında olmaktadır. Adet kanamasının görülmesinden sonra büyüme hızı yavaşlamakta ve 18 yaşına kadar 5-6 cm kadar uzama görülmektedir. Erkeklerde boy uzaması kızlardan daha sonra başlamaktadır. 13-14 yaşlarında yıllık boy artışı erkekler için 7-8 cm civarındayken, 16 yaşından sonra boy uzaması yavaşlar ve 18 yaşına kadar 5 cm’lik bir uzama daha olur. Ancak erkeklerde yavaşta olsa boy uzaması 20-22 yaşına kadar sürmektedir.

Bu dönemin belirgin özelliklerinden biri de yumurtalık, testisler ve böbrek üstü bezlerinden cinsiyet hormonlarının salgılanmasının yoğunlaşmasıdır. Bu hormonlar erkeklerde testesteron, kızlarda östrojen hormonlarıdır.

ÇOCUKLAR İÇİN GERÇEK OYUNLARIN ÖNEMİ

      Zamanla birlikte oyun kültüründe de çok büyük değişiklikler gözlenirken, özellikle çocuklar için oyunun tamamen sanal ortama kayması aslında son derece sıkıcı bir durumu da gündeme getirmiştir. Bundan 15 20 yıl öncesine kadar sokaklarda çok değişik oyunlar oynayarak büyüyen çocuklar, bu oyunların kişisel gelişimlerine olan katkısı ile büyümüşler ve pek çok tecrübe ile bunlardan elde etmişlerdir. Oysa günümüzde daha çok sanal ortama kayan çocuk oyunları insanlara yarardan çok zarar getirirken, ne yazık ki pek çok ebeveyn güvenli bir ortam oluşmadığı için çocuklarınızı sokağa çok rahat bırakmamaktadırlar. Her ne kadar onların emniyeti için yapılsa da bu şekilde topraktan, sokaktan ve havadan alacağını alamayan çocukların kişilik gelişimleri de olumsuz şekilde etkilemektedir. Bu hasreti duyulan oyunlara, saklambaç, körebe ve toplu oyunları da eklemek mümkündür.

ÇOCUK BAKICILIĞI

         Çocuklarımız her şeyimizdir ve onların hiçbir şekilde zara görmesini istemeyiz. Çalışan anne babaların en büyük sorunlarından olan çocukların bakımı konusu, genellikle çocuk bakıcıları ile çözüme kavuşturulurken, çocuklarımızı emanet ettiğimiz çocuk bakıcılarının yeterliliği çok büyük önem taşımaktadır. Bu konuda eğitimli olmak son derece büyük önem taşırken çocuk psikolojisinden ve onun fiziksel durumundan iyi anlayacak bir bakıcının bu konuda illaki görev alması gerekir. Aksi halde çocuğa yarardan çok zarar verecek olan bakıcı, onun gelişiminde kötü bir örnek oluşturacak ve ilerleyen yıllarda da bunun zararı ortaya çıkacaktır. Çocuk bakıcılığı konusunda eğitim almış bir insan her zaman için gereklilikleri daha iyi yerine getireceği için tercihen bu konudaki tecrübeli elemanların bulunması ve çocuklarını onlara emanet edilmesi çok büyük önem taşımaktadır. Aksi halde kötü örneklerini gördüğümüz eğitimsiz bakıcılar kesinlikle çocukların emanet edileceği insanlar değildir.

BOŞANMALAR VE ÇOCUKLARA ETKİLERİ

         Evlenmek ve yuva kurmak hayaliyle nikâh masasına oturan çok sayıda insanın ne yazık ki bu saygın müessesenin devamını getiremediğini görmekteyiz. Ekonomik şartları da ön planda tutacak olursak toplumumuzda boşanma sebepleri giderek artarken, buna bağlı olarak boşanma oranında sürekli yükseldiğini gözlemlemek mümkün olacaktır. Her ne kadar maddi anlamda sorunlar ön plana çıksa da manevi anlamda ki sorunlarında göz ardı edilmemesi gerektiği net bir şekilde görülmüştür. Fikir ve görüş ayrılıklarının yanı sıra, iletişim sorunu yaşayan pek çok insan şiddetli geçimsizlik gibi en istenmeyen durumun ortaya çıkması nedeniyle evliliklerini sürdürememişler ve ayrılık kararı almışlardır. Karşılıklı anlaşılarak yapılan boşanmalarda mahkeme süreci çok kısa olurken, bazı anlaşmazlıkların ön plana çıktığı boşanma süreçleri çok daha sancılı ve sıkıntılı geçmektedir. Boşanmalarda en büyük yara ise çocukların aldığı unutulmamalı müessesenin yani aile yapısının devamının sağlanması adına biraz daha özverili yaklaşımlarda bulunmak gerekir.

HİPERAKTİF ÇOCUKLAR

       Çok hareketli olması ve ele avuca sığmaz olması ile bilinen çocuklar ebeveynler için özellikle çocukluk dönemlerinde büyük dikkat ve sıkıntıları da beraberinde getirmektedirler. hiperaktif olarak belirlediğimiz bu sınıfa giren bu çocukların her zaman için anne ve babanın kontrol altında olması gerekir. Çok fazla hareketi bazı riskleri de beraberinde taşıdığı düşünülecek olursa, hiperaktif çocuğu büyütmek ve onu bir birey haline getirmek gerçekten de ebeveynler için çok zor ve önemli bir görev olacaktır. Tam olarak bir hastalık olarak görülmemesi itibariyle tedavisinin de mümkün olmadığı bir sorun olan hiperaktiflik her ne kadar çocukların doktora görünmesi ile sonuçlansa da esas tedavi süreci çoğunluklu annenin ve ona yardımcı olan babanın kontrol altında gerçekleşecektir. Zamanla bu hiperaktiflik durumu ortadan kalkarken, özellikle küçük yaşlardaki çocukların hiperaktif hayatının kontrol altına alınması hem çocuk hem de aile için çok büyük önem taşımaktadır.

Hamilelikte Beslenme Nasıl Olmalıdır ?

Anne adayları, kendi sağlığı için hem de bebeğinin sağlığı için  beslenmesine çok dikkat etmelidir. Bebeğin büyümesi, sağlıklı olması, ruhsal ve fiziksel yönden iyi gelişebilmesi için annenin dengeli ve sağlıklı beslenmesi gerekir. Bu nedenle annenin günlük yaşantısını sürdürecek enerji almasının yanında fazladan protein, vitamin ve mineral alması gerekir.

Kadınlar için hamilelik döneminde beslenme tamamen bir paradokstur. Hem doğumdan sonra fazla kilo problemi yaşamamalı hem de çocuklarının sağlıklı doğabilmesi ve anne karnında gelişebilmesi için yeterli besinleri alması gerekmektedir.
Öncelikle ilk 3 ay fazla bulantılı geçtiği için bulantıyı önleyici ve de mide bulanmasını engelleyecek besinler alınmalıdır.
Örneğin aşırı baharatlı,şekerli ve de yağlı yemekler tüketilmemelidir. Mide bulantısını bastırması içinde tuzlu yiyecekler,krakerler yada leblebi tavsiye edilir. Mide bulantınız fazla ve yemek yiyemiyorsanız kendinizi zorlamamanız gerekmektedir. Anne çocuğunu düşünerek et,balık türü besinleri yeme için kendini zorlamamalıdır. Bunun yerine besin değeri yüksek daha hafif şeyler de yiyebilirsiniz. Hazır yiyecekleri (sosis,salam,sucuk vb.) tüketmekten kaçınılmalıdır.
Kafein barından içecekler ve de yiyecekler tavsiye edilmez.
Anne; balık, yumurta, süt-süt ürünleri ve et ürünleri tüketebilir . İlk 3 aydan sonra hormonlar normal seviyeye yakın olacağından anne daha rahat olur. Günlük olarak mutlaka süt ve süt ürünleri tüketmelidir. 1 kase yoğurt ve kahvaltıda mutlaka peynir yemeleri gerekir. Et ve et ürünlerinin mutlaka iyi pişmiş olması gerekmektedir. Hafta da en az 2 gün et ve et ürünleri tüketilmelidir.

Kahvaltınız da mutlaka yumurta yemeye dikkat etmelisiniz. Her gün olmasa da en azından hafta da 4 gün yumurta tüketilmelidir. Akşam öğünleriniz de mutlaka salata tüketmelisiniz.
Bunun dışında çocuğun anne karnında ileri ki hayatı için gerekli olan zeka gelişimi için bolca ceviz,badem,kuru incir tüketilmelidir. Anne adaylarının dikkat etmesi gereken bir diğer unsursa hamilelik dönemin de doğru bitki çayını içmesi gerektiğidir. Bazı bitki çayları çocuğunuza zarar verebilmektedir. Aşerdiğiniz her yiyeceği veya içeceği yememeye ve içmemeye dikkat etmelisiniz. Günlük olarak mutlaka 3 litre sıvı tüketmelisiniz. Ayrıca hazır meyve suları yerine taze sıkılmış meyve suları içmelisiniz. Alkolden ve sigaradan da uzak durmalısınız..

DEMİR

Gebelikte demir tüketimi çok önemlidir. Çünkü demir kan yapıcı bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle özellikle anne adayları 4 aydan sonra folik asitli demir ilaçları kullanabilir. Demir ilaçları kesinlikle doktor kontrolünde alınmalıdır. Çünkü özellikle bu aylardan sonra demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık ortaya çıkabilir. Ayrıca demir eksikliğini en aza indirebilmek için pekmez, kuru üzüm, kırmızı et, yumurta ve kuru baklagillerde tüketilebilir.

PROTEİNLER

Gebelikte protein ihtiyacı artar. Bu nedenle kırmızı, beyaz et, süt ürünleri, yumurta, balık, kuru baklagiller (fasulye, mercimek, barbunya) gibi protein bakımından zengin besinler tüketilmelidir. Hayvansal gıdalardan protein alınacaksa etin yağsız şekilde tüketilmesi önerilir.

KALSİYUM

Bebeğinizin kemik ve dişlerinin gelişimi gebeliğin 8. Haftasından itibaren oluşmaya başlar. Bu nedenle bebeğinizin kemik ve dişlerinin güçlü olmasını istiyorsanız mutlaka kalsiyum almanız gerekir. Peynir, süt ve yoğurt kalsiyum açısından zengin yiyeceklerdir. Ancak sağlık açısından süt ürünlerinin yağsız olanları tercih edilmelidir.

C VİTAMİNİ

C vitamini demirin bağırsaklardan emiliminde ve vücudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı bağışıklık direncini artırmakta kullanılan bir vitamindir. Gebelikte C vitamini ihtiyacı metabolizmanın hızlanmasına bağlı olarak artar. C vitamini;  limon, portakal, yeşil biber, domates, çilek, greyfurt, lahana, gibi pek çok taze meyve ve sebzelerde bulunur. Vücutta depolanmadığı için C vitamini her gün belli bir miktarda alınmalıdır.

FOLİK ASİT

Bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişmesi için “B9 vitamini”  yani Folik asit alınması çok önemlidir. Folik asit, vücutta depolanmadığı için her gün alınmalıdır. Folik Asit;  ıspanak, fındık, yer fıstığı,  karnabahar ve kepekli ekmekte mevcuttur.

LİFLİ GIDALAR

Lifli gıdalar, özellikle gebelik sırasında anne adaylarında görülen kabızlığa ve bağırsak tembelliğine iyi gelir. Lifli gıdalar kepekli ekmek, yulaf ezmesi, kepekli makarnalar, barbunya, kayısı, kuru üzüm, pırasa, esmer pirinç, bezelye, ahududu, kuruyemişte bol miktarda bulunur.

Gebelikte Doktor Kontrolünün Önemi

Anne adayları hamileliklerinden haberdar oldukları andan doğuma kadar düzenli olarak kontrole gitmelidir. Ne yazık ki bazı hamileler sadece bebeklerinin cinsiyetini öğrenmek için doktora gittikten sonra çok ciddi bir sorunları olmadığı sürece bir daha kontrole gitmemektedir. Bu tür durumlar neticesinde anne ve bebek için çeşitli tehlikeler meydana gelebilmekte hatta bu durum anne veya bebeğin ölümüyle bile sonuçlanabilmektedir.

Gebelikte doktor kontrolü ile ilk etapta dış gebelik ya da düşük riski olup olmadığı öğrenilebilir. Dış gebelik var ise gereken müdahale yapılarak gebelik sonlandırılır. Herhangi bir düşük riski var ise doktor anne adayına nelere dikkat etmesi gerektiğini anlatır ve gebe olan bayan da ona göre tedbirli davranır.

Gebelikte doktor kontrolüne gidildiği zaman anne adayının kilosu kontrol edilir. Hamileler için kilonun belli bir seviyede kalması çok önemlidir çünkü aşırı kilo alınması durumunda normal doğum şansı kalmayacak ve aşırı kilodan dolayı sezaryen de riskli hale gelecektir. Düzenli olarak kontrole giden gebelere nasıl beslenmeleri gerektiğine dair bilgiler verilecek, bu sayede anne adayı da kilosuna dikkat ederek uygun şekilde bebeğine yarayacak gıdalarla beslenecektir.

Gebelikte yapılan doktor kontrolü esnasında bebeğin gelişimi gözlenerek bu konuda herhangi bir problem varsa zamanında müdahale etme fırsatı oluşacaktır. Gebeliğe bağlı olarak anne adayında şeker hastalığı, kansızlık, demir eksikliği gibi sorunlar da meydana gelebilir. Yapılan kontrollerde bu durum ortaya çıktıktan sonra gerekli tedaviler uygulanarak sorun ortadan kaldırılacak veya kontrol altına alınacaktır.

Bazı durumlarda normal seyreden bir gebeliğin ilerleyen dönemlerinde çeşitli problemler oluşabilir. Düzenli olarak doktora giden gebelerde bu sorunlar çözülerek rahat bir hamilelik yaşaması sağlanacaktır. Herşey kontrol altında olduğu için hamile olan bayan da bebeğinin sağlığından emin olmanın huzurunu yaşayacaktır.

Gebelikte doktor kontrolü doğumun nasıl gerçekleşeceği konusunda da bilgi sahibi olmak açısından ayrı bir önem taşır. Düzenli olarak doktora giden hamileler gebelik süreciyle ve doğumla ilgili gerekli en doğru bilgileri doktorlarından öğrenebildikleri için bebeklerinin sağlık durumuyla ve doğumla ilgili endişeleri de olmaz. Bu da onların rahat ve huzurlu bir hamilelik yaşamalarına büyük katkı sağlar.

Gebelikte Doktor Kontrolü Ne Sıklıkla Yapılmalıdır?

Gebelikte ilk doktor kontrolü hamileliğin anlaşıldığı an yapılmalıdır. Bu ilk muayenenin sonucuna göre doktor belirli dönemlerde ekstra kontrol isteyebilir. Bunun dışında normal gelişen bir hamilelikte 28. haftaya kadar dörder hafta arayla, 28 ile 36. haftalar arasında ikişer hafta arayla ve 36. haftanın sonrasında ise her hafta doktor kontrolü yapılması gerekmektedir.

Anne ve bebeğin sağlığı, gerçekleşecek doğumun tehlikesiz geçmesi bakımından gebelikte doktor kontrolü çok önemlidir. Anne adayları bu konuda bilinçli davranmalı ve doktorunun önerdiği şekilde aksatmadan kontrollerine gitmelidir.

 

KIZAMIK

Morbilli virüsü nedeniyle vücutta kırmızı döküntüler olarak kendini gösteren bulaşıcı bir hastalıktır. Kızamık çok eski çağlardan beri bilinse de 18. yy da geçirilen bir salgınla tanınmaya başlanmıştır. Kızamık hastalığı genellikle çocukluk çağında görülür. Öksürme, hapşırma ve ya tükürme gibi yollarla havaya yayılan bu virüs bir saat boyunca havada asılı kalır ve bu havayı soluyan kişiye de bulaşır. Bu yüzden kızamık hastalığı sonbahar ve kış aylarında daha çok görülmektedir.

Kızamığın kuluçka süresi 9-10 gün sürmektedir.  Kuluçka süresi boyunca kızamık hastalığı bazı belirtiler göstermektedir. Aradan geçen 3-4 gün sonunda kızamık adının verilmesine neden olan, iğne başı büyüklüğünde kırmızı döküntüler oluşmaya başlamaktadır.

KIZAMIĞIN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Kızamık hastalığı havadaki virüsü teneffüs etme yoluyla bulaşan bir hastalık olduğu için solunum yollarında ve buna bağlı olarak vücudun farklı alanlarında oluşan değişimlerle kendini gösterir.

Kızamık sürecinde ateş seviyesi 39-40 dereceye kadar çıkabilir.
Nezle olma hali görülür, burun akar, gözler kızarır.
Bademcikler şişer ve hasta öksürür.
Kulak arkasında, alında ve bütün vücutta deri döküntüleri görülür.

KIZAMIKTAN NASIL KORUNULABİLİR?

Kızamık hastalığı hava yoluyla bulaştığı için özellikle çocukların bulunduğu alanlar sürekli olarak havalandırılmalıdır. Kızamık hastasının yediği, içtiği çatal, bardak gibi ürünler temizlenmeden kullanılmamalıdır.

KIZAMIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR?

Özel bir ilacı bulunmamakla birlikte kızamık hastalığı bulunan kişilerin doktora gösterilmesi gerekir. Kızamık hastası sürekli havalandırılan bir yerde yatırılmalıdır. Kızamık virüsü vücudun direncini düşüreceği için hastanın beslenmesinde süt ve süt ürünleri, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmesine dikkat edilmelidir. Hastanın ağız temizliğine önem verilmelidir. Kızamık hastalığından korunmak için en etkili yöntem 12-15 aylıkken kızamık aşısı yaptırmaktır. Çünkü aşı yapıldığında artık vücut, bahsedilen mikroba karşı dirençli ve güçlü bir hale gelmektedir.

 

 

ÇOCUK FELCİ (POLİMYELİT)

Hayattaki en kıymetli varlıklarımızdan olan çocuklarımızın sağlığına mümkün mertebe dikkat etmeliyiz. Çünkü yapılan en küçük bir ihmalin faturası bazen çok ağır olabilir. Bu sebeple, bu yazımızda çocuklarda görülen çocuk felcini işlemeye çalışacağız.

Özellikle omurilikteki kasların kasılmasını başlatan, sinir hücrelerine zarar veren bir virüsün ( PoliaVirus ) yol açtığı, bulaşıcı bir enfeksiyon olan çocuk felci ( Polimyelit ); ağız yoluyla vücuda girer, boğazda ve bağırsakta çoğalır ve vücudun diğer bölgelerine yayılır.

Çocuk Felci Belirtileri Nelerdir?

40 C’ı bulan yüksek ateş
Şiddetli baş ağrıları
Bulantılar
Sırt ağrıları
Halsizlik
Kusma
Boyunda sertlik
Kol ve bacaklarda ağrı

Bunların ardından hastalık etkeni olan virüs omuriliğe geçer, orada kasların hareketini sağlayan sinir hücrelerini tahrip eder. Sinir hücrelerin yerini yeni hücreler alamadığı zaman, etkilenen kaslar artık çalışmaz. Bazı kaslar bütünüyle normale dönerken bazı kaslar ise ömür boyu kalıcı felce dönüşür.

Çocuk Felci Hastalığının Tedavisi Var Mıdır?

Çocuk felci hastalığının tedavisi yoktur. Ancak, çocuk felci virüsü enfekte edilirse birçok çocukta hastalık hafif seyreder, nezle ve benzeri bulgular verir. Ancak felçlerin ortaya çıktığı çocuklarda bu felçler tedavi ile düzelmez ve maalesef hayat boyu devam eder.

Bu hastalık bir kereden fazla da geçirilir. Enfeksiyon sonucunda, hastalık etkeni virüs ile hastalığa neden olan üç farklı tipteki virüsten sadece bir tanesi yani hastalığa sebep olan virüse karşı bağışıklık gelişir. Bu 3 virüs arasında çapraz bağışıklık yoktur. Her üçüne karşı bağışıklık sadece aşı ile sağlanır.

Hastalıktan Korunma Yolları Nelerdir?

Tüm çocuklar yaşamlarının ilk yılında çocuk felci hastalığına karşı, rutin aşılama hizmetleri ile aşılanmalıdır. Bağışıklığın sağlanması için, ülkemizde 5 doz aşı uygulanmaktadır. (Çocuk 2. ayını doldurduğunda başlar ve birer ay ara ile toplam 3 doz olacak şekilde tamamlar. Daha sonra hatırlatma dozu adı verilen aşılar, çocuk 1,5 yaşında iken ve 1. sınıfta iken yapılır.) Bahsedilen bu aşı; çok güvenli ve etkilidir. Çocukların ağzına damlatılarak uygulanır ve her 3 virüse karşı da belli bir bağışıklık sağlar.

BOĞMACA NEDİR?

Çocuklarınızın büyümesi ile beraber, çocuklarınızda farklı hastalıklarda görülmeye başlar. Bu hastalıklardan bir tanesi de boğmacadır. Bu boğmaca hastalığına karşı anne ve babaların çok dikkatli olması gerekmektedir. Çünkü bu hastalığın ismi kadar kendisi de çok tehlikedir. Üstelik bu hastalık sadece çocukluk döneminde değil, ilerleyen dönemlerde de karşınıza çıkabilecek bir hastalıktır.

Bordetela cinsi mikropların solunum yoluyla kişilere bulaşması sonucu aşırı öksürükle kendini gösteren bir hastalıktır. Genellikle çocukluk döneminde kendini göstermesine rağmen her yaştan insanın yakalanabileceği bir hastalıktır. Hava yoluyla bulaşan bir hastalık olmasından dolayı sonbahar aylarında daha çok bulaşır. Kuluçka süresi 5-21 gün arası olabileceği gibi bu sürede değişiklikler görülebilmektedir. Bu hastalık 6 hafta kadar sürebilir.

BOĞMACA HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

Boğmaca hastalığı başlarda grip, soğuk algınlığı gibi hastalıklara benzeyen bir hastalık olmasından dolayı önlem alınmayan bir hastalıktır. Ancak belirtileri şöyle sıralanabilir:

Yüksek ateş,
Öksürük nöbetleri,
Burun akıntısı,
Boğulma hissi,
Yapışkan balgam,
Baş ağrısı,
Nefes alamama,

Boğmaca hastalığı teşhis edilmeyip önlem alınmadığında solunum yetmezliği ve zatürre gibi hastalıklara bağlı olarak ölümlere sebebiyet vermektedir.

BOĞMACA HASTALIĞININ TEDAVİSİ VE AŞI

Boğmaca hastalığı içerisinde bulunan toksinlerden dolayı solunum yolunu olumsuz etkilediği için antibiyotik kullanımı ile tedavi edilecek bir hastalık değildir. Küçük çocuklarda görüldüğünde solunum cihazlarına bağlı olarak tedavisi yapılabilmektedir. Boğmaca hastalığından korunmak için bu hastalığı taşıyan kişilerden uzak durulması gerekir. Kısa zamanda doktora gidilerek ilaç tedavisine başlanmalıdır.

Boğmaca hastalığının önüne geçmede en etkili yöntem aşı olmaktır. Küçük yaşlarda çocuklara boğmaca hastalığına karşı bağışıklık kazanmaları için yapılmaktadır. Aşının koruma süresi 5-7 yıl arası geçerlidir. 7 yaşından sonra uygulanmayan bu aşı okullarda ve sağlık ocaklarında ücretsiz olarak yapılabilmektedir.

Dış Gebelik ve Dış Gebeliğin Belirtileri

Dış gebelik nedir?

Dış gebelik normalde rahim içinde olması gereken gebeliğin, farklı bir yerde büyümeye başlaması ile olur.  Bakıldığında, bütün gebelikler, dış gebelik şeklinde tüplerde başlar. Tüplerde başlayan gebelik 10 veya 12 günlük bir zaman diliminde rahim içine yerleşir.

Tüplerde oluşmuş gebelik tıkanıklık, yapışıklık veya darlık yüzünden, rahme ulaşamayabilir. Bu yüzden tüplerde ya da rahim dışında, başka bir yerde büyümeye başlar. Dış gebelik denilen tablo, bu şekilde oluşur.

Dış gebeliğin belirtileri nelerdir?

Dış gebelik ile normal gebeliğin bulguları birbirine çok benzer. Dış gebelikte de HCG testi yapıldığında, hamilelik pozitif görünür. Kadının periyodik regl dönemi kesilir ve ilk hamilelik bulgularının hepsi dış gebelikte de vardır. Anlaşılması oldukça zor olabilir.

Hastalarda genel tablo karnın alt bölgesinde ve kasıklarda ağrıdır. Bazen kanama da görülür.

Dış gebelikte teşhis

Bu durumda ultrasonografi ile rahim içinde gebelik olup olmadığı incelenmelidir. Gebelik 14 günü geçmiş ve rahimde gözükmüyorsa, dış gebelik olma riski çok yüksektir.

Bu durumda en güvenilir yol, düzenli olarak HCG testi yapılmasıdır. Normal gebelikte günlük olarak yükselen HCG oranları, dış gebelikte bariz şekilde daha düşük seyreder. Dış gebelikte HCG yükselme oranı normal gebelikten çok düşüktür. Bu tetkik sonucu, dış gebelik olup olmadığı %99 oranında belirlenebilir.

Dış gebelik bazı durumlarda, yumurtalık kistleri ve akut batın riski olan pek çok hastalıkla karıştırılabilir. Ancak HCG testi yöntemi ile tanı konusunda, kesin sonuçlar alınır. Bu yüzden teşhis ve tanı daha kolay yapılabilmektedir.

Dış gebeliğe sebep olan etkenler nedir?

Dış gebeliğe zemin hazırlayan durumlar genellikle, rahimde oluşmuş ciddi iltihaplanmalar ve ameliyat sonrası olabilen yapışıklıklardır. Bazı durumlarda bu yapışıklığa kistler ve geç doğum yapma da sebep olabilmektedir.

DOĞUMDAN SONRA EMZİRMEK GEBELİKTEN KORUR MU?

Doğumdan sonra emzirmek gebelikten koruyucu bir etkiye sahiptir. Bunun emzirme dönemindeki hormonal dengeye bağlı olduğu bilinmektedir. Ancak kesinlikle koruyucu bir yöntem değildir, uygun şartların olması gerekmektedir.

Tüm vücutsal şartlar yerinde olduğunda dahi yalnızca 6 ay gebeliği önleyici etkisi bulunmaktadır. Altı ayın sonrasında mutlaka ek koruyucu yöntemlerin kullanılması gerekmektedir. Kişinin yaşı, sigara içip içmemesi, kronik hastalığının olması gibi pek çok faktör sorgulanarak kişiye en uygun koruyucu yöntem seçilmelidir.

Bunun yanı sıra kişinin süt kalitesi önemlidir. Bebeği doyurucu miktarda ve kalitede süt üretimi yoksa altı ay dolmadan ek doğum kontrol yöntemine başlanması gerekmektedir.  Eğer  bebeği doyuramayıp ek besin kullanılıyorsa bu kişilerin gebe kalmaması için önlem almaları gerekmektedir.

Diğer şart ise kişinin adet görmemesidir. Emzirmenin gebelikten korumasının mekanizmasında hormonal etki sonucunda ovulasyon(yumurtlama) durdurulmaktadır. Ancak emziren bir kadın adet görüyorsa bu kişide yumurtlama durmamış demektir. Eğer uygun zamanda cinsel birliktelik yaşanmışsa kişinin gebe kalma risk vardır. Eğer emziren kadın adet gördüğünü fark ettiyse bunun kendisinin koruma altında olmadığının göstergesi olduğunu bilmesi gerekmektedir.

Emzirme döneminde(laktasyon dönemi) kişide prolaktin(PRL) denilen bir hormon salınmaktadır. Prolaktin salınımını tetikleyen pek çok faktör vardır.Çeşitli ilaç kullanımı, gebelik, ilişkiye girmek, meme başının uyarılması,emzirme, hipofiz tümörü gibi çeşitli hastalıklar da prolaktin hormonunun artışına yol açmaktadır. Artmış prolaktin düzeyi dopamin hormonunun artmasına ve gonadotropin denilen hormonların azalmasına sebep olur. Bu sayede kişide ovulasyon(yumurtlama) engellenir.

Doğumdan sonra lohusalık döneminde en az 40 gün ilişkiye girilmemelidir. Vücudun normal fizyolojisine kavuşabilmesi için kırk günlük bir süre geçmelidir. Kırk günden sonra ilişkiye girmek ise çiftler arasındaki duruma bağlıdır. Kadın kendisini fiziksel ve ruhsal açıdan ilişkiye hazır hissettikten sonra bunun için engel bir durum kalmaz.

Ayrıca doğumdan sonra tekrar doğum yapmak için geçmesi gereken ideal süre 2 yıldır. Peş peşe yapılan doğumlarda kadının vücudunun toparlanmasına müsaade edilmez. Bu nedenle gebelikten sonra uygun bir cinsel korunma yöntemi ile korunulması gerekmektedir. Bu konuda hekim kontrolünde olmak en uygun yöntemin seçilmesi açısından önemlidir.

ÇOCUKLARDA SÜNNET

Birçok çocuk sünnetten son derece korkmaktadır. Aileler de kara kara çocuklarını nasıl ve ne zaman sünnet ettireceklerini düşünmektedirler. Sünnet dini olarak da çok büyük bir gerekliliktir. Bu nedenle bu yazımızda sünnet nedir, ne zaman yapılmalıdır ? Bu başlıkları öz bir şekilde incelemeye çalışacağız.

SÜNNET NEDİR, NE İÇİN YAPILMAKTADIR?

Sünnet, penisin ucundaki gevşek deri parçasının cerrahi bir müdahale ile kesilip alınmasıdır. Özellikle küçük yaşlarda yapılması nedeniyle çocukların korkulu rüyasıdır. Sünnet genelde dini inanışlar sebebiyle yaptırılmaktadır. Özellikle İslam ve Yahudi dinlerinde sünnete büyük önem verilmektedir. Ayrıca sünnet sağlığa uygunluk bakımından da çok önemlidir. Sünnetten sonra penis ucunun bakımı kolaylaşmaktadır. Rastlanan her 10 idrar yolu enfeksiyonunun sadece 1 tanesi sünnet olmuş bireydir. Bu da sünnetin ne kadar büyük bir gereklilik olduğunu ortaya çıkarmaktadır. İşte bu nedenle herkes çocuğunu en uygun ve en doğru bir zamanda sünnet ettirmelidir.

SÜNNET OLMAK İÇİN EN UYGUN YAŞ ARALIĞI NEDİR?

Toplumumuzda sünnet genellikle erken yaşlarda yaptırılmaktadır. Ancak psikologlar tarafından 2-6 yaş aralığı kesinlikle önerilmemektedir. Bu yaş aralığında çocuklar psikolojik gelişim evresinde bulundukları için olumsuz etkilenme riskleri vardır. 6 yaşından sonra ve ergenlikten önce, psikolojik gelişimin durgunluğa ulaştığı çağda yaptırılması daha çok önerilmektedir. Yani 6-12 yaş arası ve 2 yaş altı sünnet için en ideal yaşlar olarak önerilmektedir.

ÇOCUĞUMU PSİKOLOJİK OLARAK SÜNNETE NASIL HAZIRLARIM?

Sünneti çocuklarınıza mutlaka anlatın, sünnet olunca ne gibi faydalar olacağını uygun bir dille çocuklarınıza kavratın. Çocuk sünnete korkarak değil, ne olacağının bilincinde girerse, psikolojik olarak hazır bir halde sünnet olmuş olur. Eğer bu süreci doğru bir şekilde yönetebilirseniz, çocuğunuz için sünnet, çok büyük bir problem olmayacaktır.

 

PEDİATRİ NEDİR? Pediatrist nedir

Pediatri çocuklarla ilgilenen bilim dalıdır. Kişi doğduğu andan ergenliğe girdiği ana kadar çocuk olarak kabul edilebilir. Yaş sınırlaması açısından hukuki açıdan farklılıklar olsa da tıbbi açıdan kişinin çocukluk çağından çıkması ergenliğe girmesi ile ilişkilidir.

Çok geniş bir yaş grubunu kapsaması açısından pediatri oldukça zorlu bir bilim dalıdır. Çoğu zaman kendisini ifade edemeyen hasta grubuyla ilgilenmektedir. Gerek yeni doğan bebekler gerekse henüz kendini ifade edemeyen yaş grupları da dâhil olmak üzere çok geniş bir yelpazede hizmet veren bir daldır.

Yaş grubunun yanı sıra erişkinler için geçerli olan tüm dallar “pediatrik” olarak nitelendirilerek çocukluk çağı için ayrı bir uzmanlık alanı haline gelmiştir. Pediatrik kardiyoloji bilim dalı çocukların kalp problemleri ile ilgilenen bir daldır. Pediatrik onkoloji çocuklarda gözlenen tümörlerle ilgilenen bir daldır. Bunun gibi pek çok örnek verilebilmektedir.

    Pediatri insanoğlunun üremeye başladığı ilk zamanlardan beri içgüdüsel olarak da hissedebildiği bir bilgi birikiminin neticesinde oluşturulmuş bir bilim dalıdır. Bir kadının gebe kalması ile birlikte bebeğin takibine başlanır ve devamında doğumundan sonra ergenliğe kadar bu bilim dalının ilgi alanına girmektedir.

“Konjenital” olarak ifade edilen doğuştan gelen hastalıkların çözümlenmesi için yapılacakları pediatrik bilim belirler. Basit küçük lekelerden ciddi boyutlu anomalilere kadar gidebilen bir hastalık grubu söz konusudur. Doğum başlı başına bir mucizedir ancak sağlıklı bir bebeği dünyaya getirmek görülecek en büyük mucizelerin başında gelir. Gebelik ve doğum süreci gerek anne gerekse bebek için ciddi sıkıntılara yol açabilmektedir.

Ebeveynlerin çocukları konusunda çok hassas olması çoğu zaman yapılan işlemler sırasında sorunlara sebep olabilmektedir. Ancak yalnızca duygusal yaklaşımla ne yazık ki objektif karar vermek mümkün değildir. Bu nedenle pediatrik bilimlerde öncelikle çocukların sağılığı göz önünde bulundurulmalıdır.

Bebeklerde İşitme Kaybı

Bebeklerde işitme kaybı yaşanması, doğumda karşılaşabileceğiniz sıkıntılı durumlardan bir tanesidir. Özellikle bebekler söz konusu olduğu zaman, anlaşılabilmesi güçleşen işitme kayıpları, gözlenmesi güç bir durum olduğundan ötürü, bebekte  bir takım konuşma ve dil gelişimi geriliğine yol açabilmektedir. Yeni doğan bir bebeğin işitme kaybıyla dünyaya gelmesi binde bir ile, binde üç arasında yaşanmaktadır. Bu oranla yeni doğan bebek yoğun bakım ünite bölümlerinde daha sıklıkla karşılaşılmaktadır.

Ailede çocukluktan kalma işitsel kayıpların olması, annenin hamilelik esnasında bir takım ilaçları kullanması, anne ve baba arasında akrabalık, doğum esnasında bebeğin oksijensiz kalması veya solunum zorluğu yaşaması, doğduğunda kilosunun 1,5 kilodan az olması, doğduğunda yeni doğum yoğun bakım ünitesinde kalması gereken durumların görülmesi, doğum sonrasında sarılık değerlerinin fazlalığı, doğduğunda kulak şeklindeki bazı anormalliklerinin fark edilmesi, bazı ateşli hastalıklar geçirmesi, bebeğe verilen bir takım ilaçları kullanması bu işitme kayıplarına sebep olabilir. Bu durumlardan birinin veya bir kaçının bebeğinizde görülmesi, bebeğinizin risk altında olan kişilerden olduğunu göstermektedir.

Bebeklerde işitme kaybı nın olup olmadığının erken tanısının konulabilmesi için, Yeni doğan İşitme Tarama Programı yürütülmektedir. Bu amaçla yeni çocuklar doğduğunda ilk 24 saat içerisinde, işitme tarama testi yapılır. Uygulanan testlerin isimleri, Uyarılmış Otoakustik Emisyon ve İşitsel Beyinsapı Cevabı’dır. Bu testler tek olarak veya beraberce uygulanabilmektedir. İşitme taramasında iki farklı şekil kullanılmaktadır. Bunlar testler TEOAE (Transient Otoacouistik Emissions) ve DPOAE (Distortion Product Otoacouistik Emissions)’dir.

Başarılı Bir Emzirme Nasıl Olmalıdır

Bir anne bebeğini, doğumu takip eden ilk saat içerisinde emzirmeye başlamalıdır. Emzirme esnasında annenin rahat bir pozisyonda olması gerekmektedir. İlk haftalarda uzun süren emzirme zamanları geçirileceği için, annenin oturabileceği rahat bir koltuk, ayağının ve kolunun altına destek hazırlığı yapılmalıdır. Emzirme esnasında başarılı bir pozisyon olması doğru şekilde emzirmenin de sırrı olmaktadır. Bebek emzirilirken, tüm vücudunun anneye dönük olması ve anneyle göbek göbek bulunması şarttır.

Başarılı bir emzirme nasıl olmalıdır?

Parmaklar göğsün kahverengi kısmına değdirilmeden , dört parmak altta, baş parmak ise üstte kalacak şekilde tutulur. Bebeğin ağzı açılarak, aranması için üst dudağına dokunulur ve o ağzını iyice açana kadar göğüs ucuyla dokunulmaya devam edilir. Göğsün ucu ve areolanın geniş kısmı bebeğin ağzına sokulmalıdır. Bebeğin ilk kavraması esnasında, anne acı hissedebilir. Fakat ritmik emme başladıktan itibaren acı hissinin kaybolması gerekmektedir. Hala acı duyulmaya devam ediyorsa kavramada bir hata yapıldığı anlamına gelmektedir ve çatlak oluşmasını önlemek için, bebeği ayırıp tekrar doğru pozisyonu almasını sağlamak gerekmektedir.

Emzirme sürelerini bebekler belirler. En başlarda emzirme düzene girene kadar, iki göğüsle sırayla emzirilmesi icap etmektedir. Bebeklerin emme süresi genel olarak 10-20 dakika boyunca sürebilmektedir. Bebeğin göğüsten ayrılması icap ettiği zamanlar, ağzının kenarında parmak yavaşça damağına götürülür ve dudaklar gevşetilerek memeden ayrılması sağlanır. Göğüs değiştirildiği sırada memeden ayrılan çocuğun mutlaka gazının çıkarılması gerekmektedir. Anne sütü emen bebeklerin ilk günler çok yoğun şekilde gazları olmaz. Fakat süt artmaya başladıkça gazda artacaktır.

Her emzirme işlemi sırasında bebek, mutlaka iki göğüsten birden emzirilmelidir. Anne dilerse hangi göğüste kaldığını unutmamak için, sutyeninin kopçasına çengelli iğne tarzı bir şey takarak, kafa karışıklığını önleyebilir.

Exit mobile version