WacKO Game

ACME tarafından geliştirilen serverlardan biri olan WacKO Game, yerinde saymayıp yeniliklere ve gelişmelere açık olmasıyla tutulan bir oyun oluyor. 12 kişilik uzman yönetim kadrosu sayesinde hilesiz, bugsuz ve eşi benzeri bulunmayan bir oyun deneyimi sunuyor. Castle Siege War (CSW) savaşları, oto madencilik ve balıkçılık, toplu gem kırma gibi özellikler sunan WacKO Game ‘’ Yayıncı ol, para kazan’’ mottosuyla sizleri teşvik ediyor. Tabii ki satın aldığınız Cpointleri yeni serverlarda kullanma ayrıcalığını da gösteriyor.

Bitmek Bilmeyen Eğlencenin Tek Adresi WacKO Game

Draki Tower, Lunar War, Kütük Savaşı ve Gemi Savaşı gibi birçok etkinlikte bulunma fırsatı sunan WacKO Game, oyun içerisi rank sıralamasında bonuslar gibi ufak ödüllerle oyuna zevk katıyor. Ayrıca WacKO GB değerini kaybetmek yerine arttıracağı bir sistemle karşınıza çıkıyor.

 

WacKO Game Gold Bar: Kolay Ödeme, Avantajlı Fiyatlar

 

BursaGb çoğu oyunda olduğu gibi WacKO Game’in de resmi Cpoint satıcısı konumunda bulunuyor. BursaGb 12 yıldır bu işin içinde olmaları ve işlerini layıkıyla yapmaları sayesinde oyuncuların güvenini kazanıyor. Satın aldığınız her Cpointte site içerisinde harcanabilen BursaGb puan hediyesi kazanırsınız ve bu hediye puanları site içerisindeki çekilişlerde kullanarak birçok oyunun e-pin ve cd key’ine sahip olabilirsiniz.

 

WacKO Game GB ve Cpoint’in Adresi BursaGb!

 

Kolay ve güvenilir ödemenin tek adresi olan BursaGb uygun fiyatları ve hızlı teslimat garantisi sunuyor. Herhangi bir problemde canlı destek hattına da başvurma fırsatı sunuyor. Siz de Cpoint ve Gb’nizi BursaGb’den alın ürününüzü hemen size iletelim. Ödeme yöntemlerinde hiçbir sıkıntı yaşamayacağınızı garanti ederek kredi kartına taksit gibi seçeneklerinde bulunduğunu söylemek istiyoruz.

DOTA 2 – OYNANIŞ GÜNCELLEMESİ 7.25

    • Serbest Seçim’de kahraman seçimi yeniden düzenlendi. Artık beş raunt olmak üzere her bir rauntta Radiant ve Dire 1 kahraman seçecek ve bu kahraman seçimleri raundun sonuna kadar gizli kalacak. Eğer aynı kahraman seçilirse, son seçen oyuncuya yeni bir kahraman seçmesi için fazladan süre tanınacak.
    • Serbest Seçim’de kahramanları yasaklama mekaniği yeniden düzenlendi. Önceden, oy verilen kahramanların yarısı yasaklanıyordu. Artık her bir yasaklama seçiminin %50 oranla başarılı olma şansı vardır. Eğer 10 kahramandan daha az yasaklama olursa, kahramanlar kendi ED grubunuzdaki yasaklama oranlarına göre yasaklanma için otomatik olarak seçilecektir.
    • Güç Rünleri ilk olarak 4. dakikada ortaya çıkacaktır (ondan sonrakiler hâlâ her 2 dakikada ortaya çıkar)
    • Güç Rünleri artık 40. dakikadan sonra haritanın her iki tarafında da çıkmayacaktır
    • Oyunda geride olan takımın öldürdüğü düşman kahramanlardan daha fazla altın kazanma mekaniği kaldırıldı. Değişen ve basitleşen formül şu şekildedir:
Önceki Kahraman Öldürme Etki Alanı Altını:
===
Açıklamalar:
– Net Değer Sıralama Faktörü = 1,6 -> 0,4. (öldürmeye katılan kahramanın takımındaki net değer sırası)
– Öndeki Takımınızın Net Değer Faktörü= 1,2->0,6 (ölenin takımındaki net değer sıralaması)
– Geri Dönüş Faktörü= Eğer takım öndeyse 1, gerideyse 0
1 Kahraman: Öndeki Takımınızın Net Değer Faktörü * Net Değer Sıralama Faktörü * ( 126 + 4,5 * Ölenin Seviyesi + Geri Dönüş Faktörü * ( Ölenin Net Değeri * 0,026 + 70) / 1 ) )
2 Kahraman: Öndeki Takımınızın Net Değer Faktörü * Net Değer Sıralama Faktörü * ( 63 + 3,6 * Ölenin Seviyesi + Geri Dönüş Faktörü * ( Ölenin Net Değeri * 0,026 + 70) / 2 ) )
3 Kahraman: Öndeki Takımınızın Net Değer Faktörü * Net Değer Sıralama Faktörü * ( 31,5 + 2,7 * Ölenin Seviyesi + Geri Dönüş Faktörü * ( Ölenin Net Değeri * 0,026 + 70) / 3 ) )
4 Kahraman: Öndeki Takımınızın Net Değer Faktörü * Net Değer Sıralama Faktörü * ( 22,5 + 1,8 * Ölenin Seviyesi + Geri Dönüş Faktörü * ( Ölenin Net Değeri * 0,026 + 70) / 4 ) )
5 Kahraman: Öndeki Takımınızın Net Değer Faktörü * Net Değer Sıralama Faktörü * ( 18 + 0,9 * Ölenin Seviyesi + Geri Dönüş Faktörü * ( Ölenin Net Değeri * 0,026 + 70) / 5 ) )
Yeni Kahraman Öldürme Etki Alanı Altını:
===
( 50 + Ölenin Net Değeri*0,03 ) / Kahraman Sayısı
    • Kahraman öldürme serisi altın ödülü 60->480’den 200->690’a yükseltildi
    • Kahraman öldürme serisi tecrübe ödülü 400->1800’den 500->2040’a yükseltildi
    • Kaptan Modu’nun aşama başına yasaklama sayısı 3/2/1’den 4/1/1’e değiştirildi
    • Rastgele Çekiliş kahraman havuzu 50’den 40’a düşürüldü
  • Radiant kadim yaratıklarını istiflemek artık daha kolay
  • Seviye 1 tarafsız yaratık eşyası düşme oranı %10’dan %14’e yükseltildi
  • Takım üssündeki kaynağın saldırı hasarı 275’ten 300’e yükseltildi
  • Tarafsız yaratık yeteneği Ice Armor’un yavaşlatması 30’dan 25’e düşürüldü
  • Tarafsız yaratık yeteneği Ice Armor’un zırhı 6’dan 5’e düşürüldü
  • İllüzyon rünleri artık Manta ile benzer kullanma mekaniklerine sahiptir (karıştırma, etki geçirme, kaçınma)

EŞYALAR

FADED BROACH
  • Mana 225’ten 200’e düşürüldü
IRON TALON
  • Artık kadim yaratıklar üzerinde de etki gösterir
POOR MAN’S SHIELD
  • Çeviklik 7’den 8’e yükseltildi
PHILOSOPHER’S STONE
  • Altın kazanımı +60’tan +70’e yükseltildi
GROVE BOW
  • Saldırı hızı 10’dan 15’e yükseltildi
NETHER SHAWL
  • Büyü direnci %20’den %25’e yükseltildi
SPIDER LEGS
  • Dönüş oranı +%30’dan +%50’ye yükseltildi
  • Pasif hareket hızı +%24’ten +%28’e yükseltildi
REPAIR KIT
  • Kendine yenilenmesi +17’den +20’ye yükseltildi
ENCHANTED QUIVER
  • Dolum süresi 8’den 6’ya düşürüldü
HAVOC HAMMER
  • Geri itme alanı 300’den 350’ye yükseltildi
  • Yavaşlatma artık saldırı hızına da etki etmektedir
FLICKER
  • Dolum süresi 5’ten 4’e düşürüldü
  • Menzili 600’den 450’ye yükseltildi
THE LEVELLER
  • Saldırı hızı 50’den 60’a yükseltildi
MINOTAUR HORN
  • Büyü bağışıklığı süresi 1,75’ten 2’ye yükseltildi
WITLESS SHAKO
  • Sağlık 1000’den 1200’e yükseltildi
SEER STONE
  • Artık +10 mana yenilenmesi vermektedir
BALLISTA
  • Geri itme saf hasarı 30’dan 40’a yükseltildi
WOODLAND STRIDERS
    • Sağlık yenilenmesi 50’den 60’a yükseltildi
TOWN PORTAL SCROLL
  • Bedeli 50’den 90’a yükseltildi
BOOTS OF TRAVEL
    • Artık etkinleştirilemez
    • Kuşanıldığında Town Portal Scroll’u güçlendirir. Dolum süresini 40 saniyeye düşürür ve birimleri hedeflemesini sağlar. Kullanıldığında şarj tüketmez.
    • Hareket hızı %32/35’ten %38/44’e yükseltildi
JAVELIN
  • Hasar 100’den 80’e düşürüldü
MJOLLNIR
    • Saldırı hızı +75’ten +65’e düşürüldü
ORB OF VENOM
    • Saniye başına hasarı 5’ten 2’ye düşürüldü
    • Yakın dövüşçü yavaşlatması %12’den %15’e yükseltildi
    • Yavaşlatma süresi 3’ten 2’ye düşürüldü
RING OF REGEN
  • Bedeli 250’den 225’e düşürüldü
HEADDRESS
  • Artık bir Iron Branch gerektirmemektedir
  • Artık +3 tüm özelliklere vermemektedir
  • Sağlık yenilenmesi 2’den 2,5’e yükseltildi
SAGE’S MASK
  • Mana yenilenmesi 0,75’ten 1’e yükseltildi
  • Bedeli 250’den 225’e düşürüldü
RING OF BASILIUS
  • Artık bir Iron Branch gerektirmemektedir
  • Artık +3 tüm özelliklere vermemektedir
  • Mana yenilemesi aurası 1,25’ten 1,4’e yükseltildi
BUCKLER
  • Artık bir Iron Branch gerektirmemektedir
  • No longer provides +3 All Stats
  • Tarif bedeli 300’den 225’e düşürüldü
  • Zırh 2’den 2,5’e yükseltildi (sadece kahramanlar ve oyuncu birimleri için)
VLADMIR’S OFFERING
  • All Stats reduced from +6 to +5
  • Mana yenilenmesi 1,25’ten 1,5’e yükseltildi
VEIL OF DISCORD
    • Mana yenilenmesi 1,25’ten 1,5’e yükseltildi
BLOODTHORN
    • Artık Crystalys yerine Hyperstone gerektirmektedir
    • Saldırı hasarı +75’ten +30’a düşürüldü
    • Saldırı hızı +30’dan +85’e yükseltildi
    • Artık pasif kritik vuruş şansına sahip değildir
BATTLE FURY
  • Artık Demon Edge ve Tarif yerine Broadsword ve Mithril Hammer gerektirmektedir
BROADSWORD
    • Bedeli 1200’den 1000’e düşürüldü
    • Hasar +18’den +16’ya düşürüldü
CRYSTALYS
    • Tarif bedeli 500’den 700’e yükseltildi
    • Hasar 45’ten 34’e düşürüldü
    • Critical vuruş şansı %20’den %30’a yükseltildi
VANGUARD
  • Artık 200 altınlık bir tarife sahip değildir
CRIMSON GUARD
  • Tarif bedeli 200 artırıldı
ABYSSAL BLADE
    • Tarif bedeli 200 artırıldı
EAGLESONG
  • Bedeli 3200’den 3000’e düşürüldü
BUTTERFLY
  • Çeviklik 35’ten 30’a düşürüldü
ETHEREAL BLADE
    • Ether Blast birincil özellik hasarı %200’den %150’ye düşürüldü
    • Ether Blast temel hasarı 75’ten 125’e yükseltildi
KAYA AND SANGE
  • Mana kaybı azaltımı %16’dan %18’e yükseltildi
  • Büyü artırımı %12’den %14’e yükseltildi
YASHA AND KAYA
    • Mana kaybı azaltımı %16’dan %18’e yükseltildi
    • Büyü artırımı %12’den %14’e yükseltildi
NULLIFIER
    • Artık düşmanları engellemeyecektir
    • Artık sürekli olarak hedefin etkilerini geçirir
    • Süresi 6’dan 5’e düşürüldü
    • Yavaşlatması 0,14 saniyeliğine %100’den 0,5 saniyeliğine %80’e düşürüldü
    • Dolum süresi 13’ten 11’e düşürüldü
    • Kullanma menzili 600’den 900’e yükseltildi
    • Zırh +5’ten +8’e yükseltildi
    • Hasar +65’ten +80’e yükseltildi
FORCE STAFF
  • Kullanma menzili 750’den 550’ye düşürüldü (düşmanlarda 850)
  • Artık etkisi geçirilebilir
HURRICANE PIKE
  • Dostlar üzerinde kullanma menzili 800’den 550’ye düşürüldü
  • Artık etkisi geçirilebilir
GLIMMER CAPE
  • Kullanma menzili 800’den 550’ye düşürüldü
İZLEYİCİ GÖZ
  • Görüşü 1600’den 1400’e düşürüldü
HOLY LOCKET
  • Tarif bedeli 800’den 500’e düşürüldü
NECRONOMICON
  • Altın ve TP ödülleri 100/150/200’den 50/100/150’ye düşürüldü
  • Tarif bedeli 1300’den 1250’ye düşürüldü
AEON DISK
  • Dolum süresi 115’ten 105’e düşürüldü
SILVER EDGE
    • Zayıflatma artık yenilenmeleri ve iyileştirmeleri %50 azaltır
CLARITY
  • Süresi 50’den 30’a düşürüldü
  • Mana yenilenmesi 4,5’ten 6’ya yükseltildi
INFUSED RAINDROPS
  • Mana yenilemesi +0,75’ten +0,9’a yükseltildi
ŞIŞE
  • Bedeli 650’den 625’e düşürüldü
MEDALLION OF COURAGE
  • Mana yenilemesi 0,75’ten 1,25’e yükseltildi
SOLAR CREST
  • Mana yenilemesi 1,5’ten 1,75’e yükseltildi
RING OF HEALTH
  • Sağlık yenilemesi 6’dan 6,5’e yükseltildi
  • Bedeli 850’den 825’e düşürüldü
VOID STONE
  • Bedeli 850’den 825’e düşürüldü
PERSEVERANCE
  • Sağlık yenilemesi 6’dan 6,5’e yükseltildi
HOOD OF DEFIANCE
  • Sağlık yenilemesi 8’den 8,5’e yükseltildi
PIPE OF INSIGHT
  • Sağlık yenilemesi 8’den 8,5’e yükseltildi
  • No longer provides +3 All Stats
LOTUS ORB
  • Mana bedeli 75’ten 150’ye yükseltildi
HELM OF IRON WILL
  • Sağlık yenilemesi 3,5’ten 5’e yükseltildi
  • Bedeli 900’den 925’e yükseltildi
RING OF TARRASQUE
  • Bedeli 700’den 600’e düşürüldü
  • Sağlık yenilemesi 3,75’ten 4,5’e yükseltildi
TRANQUIL BOOTS
    • Sağlık yenilemesi 16’dan 14’e düşürüldü

KAHRAMANLAR

ABADDON
TALENTS
  • Seviye 25 Hüneri 375 Mist Coid Etki Alanı, 425’e yükseltildi
ALCHEMIST
  • Çeviklik kazanımı 1,2’den 1,5’e yükseltildi
ARC WARDEN
  • Temel hareket hızı 280’den 285’e yükseltildi
BATRIDER
FIREFLY
  • Firefly hareket hızı %5/10/15/20’den %4/8/12/16’ya düşürüldü
FLAMEBREAK
  • Flamebreak etki hasarı 50/75/100/125’ten 30/60/90/120’ye düşürüldü
BEASTMASTER
  • Temel saldırı hızı 100’den 110’a yükseltildi
WILD AXES
  • Wild Axes hasar türü fizikselden büyüsele değiştirildi
  • Wild Axes zayıflatma süresi 10’dan 12’ye yükseltildi
  • Wild Axes artık büyü bağışıklığını delmemektedir
BLOODSEEKER
BLOODRAGE
  • Bloodrage iyileştirmesi %13/17/21/25’ten %10/15/20/25’e düşürüldü
BOUNTY HUNTER
  • Scepter yeniden düzenlendi. Artık Shuriken Toss hedefine Jinada uygular, kullanma menzilini 650’ye yükseltir ve dolum süresini 6 saniye azaltır.
SHURIKEN TOSS
  • Shuriken Toss mana bedeli 135’ten 120/125/130/135’e düşürüldü
TALENTS
  • Seviye 15 Hüneri +50 Saldırı Hızı +75 Shuriken Toss Hasarı’na değiştirildi
  • Seviye 20 Hüneri +125 Shuriken Toss Hasarı +60 Saldırı Hızı’na değiştirildi
BREWMASTER
PRIMAL SPLIT
  • Primal Split Fire bölünmesinin hasarı 80/120/160’tan 80/130/180’e yükseltildi
  • Primal Split Fire bölünmesinin Permanent Immolation aralığı 1’den 0,5’e değiştirildi
TALENTS
  • Seviye 20 Hüneri +1500 Primal Split Birim Sağlığı, +1750’ye yükseltildi
  • Seviye 25 Hüneri -65 sn Primal Split Dolum Süresi, -75’e yükseltildi
BROODMOTHER
TALENTS
  • Seviye 10 Hüneri +200 Sağlık, +250’ye yükseltildi
CHAOS KNIGHT
PHANTASM
  • Phantasm dolum süresi 145’ten 145/135/125’e düşürüldü
REALITY RIFT
  • Reality Rift cast range increased from 475/550/625/700 to 550/600/650/700
CLINKZ
DEATH PACT
  • Death Pact artık tarafsız yaratık seviye gereksinimine sahip değildir
BURNING ARMY
  • Burning Army hasarı %28’den %30’a yükseltildi
CRYSTAL MAIDEN
FREEZING FIELD
  • Scepter’lı Freezing Field Frostbite etkinleşme süresi 2,5’ten 2,0’ye düşürüldü
DARK SEER
SURGE
  • Surge hareket hızı %70’ten +250’ye değiştirildi
  • Surge dolum süresi 16/14/12/10’dan 19/16/13/10’a yükseltildi
TALENTS
  • Seviye 10 Hüneri +90 Hasar’dan +125 Ion Shell Yarıçapı’na değiştirildi
DAZZLE
  • Scepter yeniden düzenlendi. Bir yetenek kullandığınızda 8 düşman birimine kadar otomatik olarak saldırır (800 birim uzaklığa kadar).
TALENTS
  • Seviye 10 Hüneri +75 Hasar, +60’a düşürüldü
DEATH PROPHET
EXORCISM
  • Exorcism artık %20 hareket hızı artışı sağlar
DRAGON KNIGHT
  • Temel hareket hızı 5 artırıldı
DROW RANGER
  • Saldırı animasyonu 0,65’ten 0,55’e geliştirildi
EARTH SPIRIT
  • Çeviklik kazanımı 1,5’ten 2,4’e yükseltildi
TALENTS
  • Seviye 10 Hüneri +50 Hasar, +65’e yükseltildi
  • Seviye 10 Hüneri +300 Rolling Boulder Mesafesi, +400’e yükseltildi
  • Seviye 20 Hüneri +%15 Büyü Artırımı, +%20’ye yükseltildi
ELDER TITAN
TALENTS
  • Seviye 15 Hüneri +%15 Büyü Direnci, +%20’ye yükseltildi
  • Level 20 Talent increased from +100 Echo Stomp Damage to +125
EMBER SPIRIT
SEARING CHAINS
  • Searing Chains dolum süresi 14/12/10/8’den 11/10/9/8’e düşürüldü
  • Searing Chains mana bedeli 110’dan 80/90/100/110’a düşürüldü
TALENTS
  • Seviye 10 Hüneri +275 Flame Guard Emmesi, +350’ye yükseltildi
ENCHANTRESS
SPROINK
  • Sproink menzili 450’den 500’e yükseltildi
ENIGMA
  • Temel zekâsı 3 artırıldı
BLACK HOLE
  • Black Hole hasarı 50/100/150’den 100/150/200’e yükseltildi
TALENTS
  • Seviye 15 Hüneri +40 Malefice Sersemletme Hasarı, +100’e yükseltildi
GRIMSTROKE
PHANTOM’S EMBRACE
  • Phantom’s Embrace ayrılma hasarı 80/170/260/350’den 120/200/280/360’a yükseltildi
TALENTS
  • Seviye 15 Hüneri +%15 Büyü Artırımı +%20’ye yükseltildi
  • Seviye 20 Hüneri +600 Stroke of Fate Kullanma Menzili, +800’e yükseltildi
GYROCOPTER
  • Saldırı animasyonu süresi 0,97’den 0,65’e düşürüldü
  • Kuvvet kazanımı 2,3’ten 2,5’e yükseltildi
FLAK CANNON
  • Flak Cannon saldırı sayısı 3/4/5/6’dan 2/3/4/5’e düşürüldü
  • Flak Cannon dolum süresi 40’dan 20’ye düşürüldü
  • Flak Cannon süresi 15’ten 10’a düşürüldü
CALL DOWN
  • Call Down ikinci füzesinin hasarı 100/150/200’den 200/275/350’ye yükseltildi
  • Call Down dolum süresi 55/50/45’ten 90’a yükseltildi
TALENTS
  • Seviye 20 Hüneri -25 sn Call Down Dolum Süresi, -50’ye yükseltildi
HUSKAR
BERSERKER’S BLOOD
  • Berserker’s Blood azami saldırı hızı 160/220/280/340’tan 140/200/260/320’ye düşürüldü
JUGGERNAUT
  • Scepter yeniden düzenlendi. Yeni bir yetenek verir: Grants Swift Slash. 0,8 saniyelik mini bir Omnislash uygular. Kullanma menzili: 650. Dolum süresi: 15. Mana bedeli: 100
KEEPER OF THE LIGHT
TALENTS
  • Seviye 10 Hüneri +%6 Büyü Artırımı’ndan -3 sn Blinding Light Dolum Süresi’ne değiştirildi
  • Seviye 15 Hüner +1 Will-O-Wisp Sağlığı’ndan +2 Will-O-Wisp Kırpışması’na değiştirildi
  • Seviye 20 Hüneri +%40 Büyü Direnci’nden +250 Will-O-Wisp Etki Alanı’na değiştirildi
  • Seviye 25 Hüneri +3 Will-O-Wisp Kırpışması’ndan +3 Will-O-Wisp Sağlığı’na değiştirildi
KUNKKA
TALENTS
  • Seviye 10 Hüneri +6 Zırh, +7’ye yükseltildi
  • Seviye 25 Hüneri +%60 Tidebringer Saçması, +%80’e yükseltildi
LEGION COMMANDER
TALENTS
  • Seviye 15 Hüneri +65 Overwhelming Odds Kahraman Hasarı, +80’e yükseltildi
LESHRAC
  • Çeviklik kazanımı 2,3’ten 2,8’e yükseltildi
  • Saldırı animasyonu süresi 0,77’den 0,6’ya düşürüldü
PULSE NOVA
  • Pulse Nova etkinleştirme bedeli 70/90/110’dan 70’e düşürüldü
LINA
  • Saldırı süresi 0,75’ten 0,65’e düşürüldü
  • Saldırı animasyonu süresi 0,78’den 0,6’ya düşürüldü
LONE DRUID
TALENTS
  • Seviye 10 Hüneri +125 Saldırı Menzili’nden +30 Spirit Bear Hareket Hızı’na değiştirildi
LUNA
  • Temel kuvveti 18’den 21’e yükseltildi
  • Temel zekâsı 18’den 23’e yükseltildi
  • Çeviklik kazanımı 3,6’dan 3,4’e düşürüldü
LYCAN
FERAL IMPULSE
  • Feral Impulse sağlık yenilenmesi 1/3/5/7’den 2/4/6/8’e yükseltildi
SHAPESHIFT
  • Shapeshift süresi 18’den 22’ye yükseltildi
MAGNUS
SHOCKWAVE
  • Shockwave yavaşlatma süresi 0,75’ten 0,9’a yükseltildi
TALENTS
  • Seviye 10 Hüneri +200 Sağlık, +250’ye yükseltildi
  • Seviye 15 Hüneri +75 Shockwave Hasarı, +100’e yükseltildi
MARS
GOD’S REBUKE
  • Scepter’lı God’s Rebuke artık dolum süresini sadece Arena of Blood boyunca değil her zaman düşürmektedir
  • Scepter’lı God’s Rebuke dolum süresi 1,4’ten 3,5’e yükseltildi
MEDUSA
TALENTS
  • Seviye 15 Hüneri +%25 Mystic Snake Mana Kazanımı, +%40’a yükseltildi
MIRANA
  • Temel hasarı 2 artırıldı
SACRED ARROW
  • Sacred Arrow hasarı 40/120/200/280’den 60/150/240/330’a yükseltildi
NATURE’S PROPHET
  • Saldırı animasyonu süresi 0,77’den 0,6’ya düşürüldü
WRATH OF NATURE
  • Wrath of Nature dolum süresi 60’tan 85’e yükseltildi
  • Wrath of Nature artık öldürdüğü birim başına 50 saniyeliğine +4/5/6 hasar kazandırmaktadır
NIGHT STALKER
  • Temel zekâsı 2 artırıldı
  • Temel sağlık yenilenmesi 0,5 artırıldı
  • Hareket hızı 295’ten 300’e yükseltildi
TALENTS
  • Seviye 15 Hüneri +%15 Can Çalma, +%25’e yükseltildi
  • Seviye 25 Hüneri -40 sn Dark Ascension Dolum Süresi, -60’a yükseltildi
OGRE MAGI
  • Temel zırhı 1 azaltıldı
PHOENIX
  • Temel sağlık yenilenmesi 0,5’ten 1’e yükseltildi
  • Temel hasarı 2 artırıldı
PUCK
  • Temel hasarı 2 azaltıldı
PUDGE
  • Temel sağlık yenilenmesi 0’dan 1’e yükseltildi
FLESH HEAP
  • Flesh Heap artık sağlık yenilenmesi yerine %8/10/12/14 büyü direnci vermektedir
PUGNA
NETHER WARD
  • Nether Ward mana yakması %0,3/0,6/0,9/1,2’den %0,6/0,8/1/1,2’e yükseltildi
LIFE DRAIN
  • Life Drain hasarı 175/275/375’ten 150/225/300’e düşürüldü
  • Life Drain dolum süresi 22’den 7’ye düşürüldü
  • Scepter’lı Life Drain artık hasarı da 200/300/400’e yükseltmektedir
  • Life Drain kırılma menzili 1000’den 900’e düşürüldü
QUEEN OF PAIN
SHADOW STRIKE
  • Shadow Strike yavaşlatması %20/30/40/50’den %20/35/50/65’e yükseltildi
SONIC WAVE
  • Sonic Wave dolum süresi 135’ten 125’e düşürüldü
RIKI
TALENTS
  • Seviye 15 Hüneri +35 Hasar, +30’a düşürüldü
RUBICK
FADE BOLT
  • Fade Bolt mana bedeli 120/130/140/150’den 135/140/145/150’ye yükseltildi
SAND KING
CAUSTIC FINALE
  • Caustic Finale yavaşlatma süresi 3’ten 3/3,5/4/4,5’e yükseltildi
  • Caustic Finale artık saldırı hızını da düşürmektedir
EPICENTER
  • Epicenter hasarı çarpma başına 110’dan 110/120/130’a yükseltildi
SHADOW DEMON
DEMONIC PURGE
  • Demonic Purge hasarı 250/350/450’den 300/400/500’e yükseltildi
SILENCER
  • Zekâ çalması artık doğuştan değil Glaives of Wisdom’a bağlı bir kazanımdır
TALENTS
  • Seviye 15 Hüneri +%12 Arcane Curse Yavaşlatması +%14’e yükseltildi
SLARK
POUNCE
  • Scepter’lı Pounce menzili 1200’den 1100’e düşürüldü
SNAPFIRE
  • Scepter eklendi. Yeni bir yetenek verir: Gobble Up. Bir dost yaratığı veya kahramanı yutarak bir alana fırlatmanızı sağlar. Alandaki düşmanları 1,5 saniyeliğine sersemletir ve saniyede 100 hasar veren 3 saniyelik bir ateş havuzu oluşturur. Birimler karnında 3 saniyeye kadar kalabilir. Dolum süresi: 40 saniye. Kullanma menzili: 150
SCATTERBLAST
  • Scatterblast dolum süresi 10’dan 13/12/11/10’a yükseltildi
SNIPER
  • Temel hasarı 4 artırıldı
HEADSHOT
  • Headshot hasarı 30/60/90/120’den 20/50/80/110’a düşürüldü
ASSASSINATE
  • Scepter’lı Assassinate kullanma süresi 1’den 0,5’e düşürüldü
SPECTRE
  • Temel sağlık yenilenmesi 1,5’ten 2,5’e yükseltildi
SHADOW STEP
  • Scepter’lı Shadow Step dolum süresi 70’ten 35’e düşürüldü
SPIRIT BREAKER
  • Scepter yeniden düzenlendi. Charge of Darkness’ın hareket hızını 100 artırır ve dolum süresini 5 azaltır.
STORM SPIRIT
  • Temel saldırı hızı 100’den 110’a yükseltildi
SVEN
  • Temel hareket hızı 5 artırıldı
TECHIES
TALENTS
  • Seviye 25 Hüner +25 Mine Hareket Hızı, +75’e yükseltildi
TEMPLAR ASSASSIN
PSIONIC PROJECTION
  • Scepter’lı Psionic Projection kullanma süresi 2’den 1’e düşürüldü
TERRORBLADE
METAMORPHOSIS
  • Scepter’lı Metamorphosis artık Metamorphosis kullanıldığında ayrı bir yetenek olarak ortaya çıkar. Dolum süresi: 90
TALENTS
  • Seviye 10 Hüneri +20 Hareket Hızı, +25’e yükseltildi
  • Seviye 10 Hüneri +%15 Kaçınma, +%20’ye yükseltildi
  • Seviye 15 Hüneri +250 Sağlık, +300’e yükseltildi
  • Seviye 15 Hüneri +25 Saldırı Hızı, +30’a yükseltildi
  • Seviye 20 Hüneri -8 sn Reflection Dolum Süresi, -10’a yükseltildi
TIDEHUNTER
  • Temel kuvveti 3 artırıldı
TINKER
TALENTS
  • Seviye 10 Hüneri +125 Kullanma Menzili, +150’ye yükseltildi
  • Seviye 15 Hüneri +2 sn March of the Machines Süresi, +3’e yükseltildi
TINY
  • Saldırı animasyonu süresi 1’den 0,7’ye düşürüldü
TREANT PROTECTOR
NATURE’S GUISE
  • Nature’s Guise yenilenme artırımı %25’ten %40’a yükseltildi
TUSK
  • Base movement speed increased by 5
ICE SHARDS
  • Ice Shards damage increased from 60/120/180/240 to 70/140/210/280
UNDYING
TOMBSTONE
  • Tombstone zombies damage increased from 36 to 46
URSA
FURY SWIPES
  • Fury Swipes damage increased from 7/14/21/28 to 10/20/30/40
OVERPOWER
  • Overpower attack count reduced from 4/5/6/7 to 3/4/5/6
  • Overpower cooldown reduced from 16/14/12/10 to 16/13/10/7
  • Overpower manacost reduced from 75 to 55/60/65/70
ENRAGE
  • Enrage no longer has a Fury Swipes multiplier
  • Enrage duration increased from 4 to 4/4.5/5
  • Enrage cooldown reduced from 70/50/30 to 50/40/30
  • Enrage now grants +50% Status Resistance
TALENTS
  • Level 25 Talent changed from Enrage +80% Status Resistance to +3 Overpower Attacks
VENGEFUL SPIRIT
MAGIC MISSILE
  • Magic Missile cast range increased from 500 to 550
  • Magic Missile damage rescaled from 100/175/250/325 to 90/180/270/360
VIPER
VIPER STRIKE
  • Viper Strike damage increased from 60/100/145 to 80/120/160
TALENTS
  • Level 10 Talent increased from +8% Spell Lifesteal to +10%
VISAGE
  • Base attack speed increased from 100 to 110
SOUL ASSUMPTION
  • Soul Assumption collection radius increased from 1375 to 1500
  • Soul Assumption cast range increased from 900 to 1000
TALENTS
  • Level 25 Talent changed from -2s Gravekeeper’s Cloak to +6 Gravekeeper’s Cloak Stacks
VOID SPIRIT
  • Added Scepter. Resonant Pulse is now a charge-based ability with 2 charges and it now silences enemies for 2 seconds.
WARLOCK
SHADOW WORD
  • Shadow Word cast point improved from 0.5 to 0.4
TALENTS
  • Level 10 Talent increased from +150 Cast Range to +175
  • Level 20 Talent increased from 300 Shadow Word AoE to 375
WEAVER
  • Base intelligence increased from 13 to 16
  • Intelligence gain increased from 1.8 to 2.0
  • Base mana regen increased from 0.4 to 0.75
SHUKUCHI
  • Shukuchi movement bonus increased from +225 to +220/240/260/280
WINDRANGER
  • Intelligence gain increased from 3 to 3.6
WINTER WYVERN
COLD EMBRACE
  • Cold Embrace is now considered a heal instead of regen
WITCH DOCTOR
  • Paralzying Casks manacost reduced from 110/120/130/140 to 80/100/120/140
DEATH WARD
  • Death Ward Scepter no longer has a bounce limit
WRAITH KING
VAMPIRIC AURA
  • Vampiric Aura lifesteal reduced from 6/12/18/24% to 5/10/15/20%
  • Vampiric Aura lifesteal and damage on your hero is now 1.5x
ZEUS
  • Base movement speed increased from 295 to 300
  • Attack point improved from 0.45 to 0.35

Romence Çeviri

Romence Romanya’nın ve Moldova Cumhuriyetinin resmi dilidir. Hint Avrupa dil ailesinden Roman dilleri grubundandır. Eski Latin dilinin gelişimi ile ortaya çıkarken bu dilin orijinal kelimelerini de içinde barındırır. Uzun yıllar ülkenin yönetimi Osmanlılar tarafında olduğu için aynı zamanda birçok Türkçe kelime de günlük kullanım içinde yer bulmaktadır. Romence dünya çapında 24-28 milyon kişi tarafından kullanılmaktadır. Romenceyi konuşanlar başta İtalya ve İspanya olmak üzere dünyanın bir çok ülkesine dağılmıştır. İsrail’de göçlerle birlikte oluşmuş ülkenin yüzde 5′i oluşturan Romence konuşan bir nüfus vardır.

Romencenin ilk olarak 16. yüzyılda dini metinlerde ve diğer metinlerde yazı olarak kullanıldığı görülmüştür. Bilinen en eski Romence yazılı belge bir komutanın Braşov kentinin yöneticisine yazdığı mektuptur. Bu mektupta Türklerin kısa süre içinde ani bir saldırıya geçebileceği yazmaktadır. Bu metinde 19 yy.ın ortalarına kadar kullanılan Kiril alfabesi kullanılmıştır.

Eski doğu bloğu ülkelerinden biri olan Romanya bu sürecin arkasından serbest piyasa kurallarını uygulamaya başlamıştır. Büyüme oranları ve diğer istikrarlı göstergeleriyle dikkat çeken ülke Türkiye’den önemli oranlarda yatırım çekmektedir.

Biz profesyonel çevirmenlerimizle birlikte uluslar arası arenada kültürler ve diller arasında bir köprü olmak istiyoruz. Çevirmenlerimiz Romence çeviride uzman tecrübeli profesyonellerden oluşmaktadır ve size en kaliteli Türkçe-Romence ve Romence-Türkçe çevirileri yine en hızlı şekilde ulaştırmaya adanmışlardır.

Şirketimiz strateji, profesyonel hizmet ve teknolojiyi size en yüksek kalitedeki Romence çeviri hizmetlerini sunabilmek için harmanlar. Yüksek kalitedeki hizmetimiz müşterilerimizin işlerini geliştirmelerine ve kendi sektörlerinde fark yaratmalarına olanak tanır.

Müşterilerimizi önemseriz, uzun vadede itibarımızı önemseriz ve müşterilerimizle aramızdaki iş ilişkisinin uzun vadeli olmasını önemseriz. Ve en son olarak en iyi çeviri şirketlerinden biri olmayı önemseriz. Sektörde alabileceğiniz en iyi çeviri hizmeti için bizi arayın.

https://translate.google.com/#view=home&op=translate&sl=tr&tl=ro&text=romence%20%C3%A7eviri

https://ceviri.yandex.com.tr/?lang=tr-ro&text=romence%20%C3%A7eviri

https://www.translator.eu/turkce/romence/ceviri/

 

Çince Çeviri

Dünyanın en eski uygarlıklarından biri olan Çin 1.3 milyarlık nüfusu ile de dünyanın en kalabalık ülkesidir. Alan olarak Rusya’nın ardında ve ABD’nin önünde dünyanın ikinci en geniş topraklarına sahip olan ülke Asya’nın en doğusunda yer alırken doğusunda adalar ülkesi Japonya, güneyinde Taiwan, Burma, Vietnam ve Nepal, kuzeyinde Rusya, Kore ve Moğolistan batısında ise Hindistan, Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Afganistan yer almaktadır. Coğrafi anlamda Türkiye’ye uzak olan Çin ulaştırma imkanlarının çokluğu ve sunduğu alternatifsiz ekonomik fırsatlar ile aslında bir çok ülkeden daha fazla ülkemize yakındır.

1978′den itibaren pazar ekonomisi uygulamalarını tesis etmeye çalışan Çin günümüze kadar her yıl gerçekleşen inanılmaz oranlarda büyüme rakamlarına ulaşmıştır. Yirmi kusur sene boyunca ekonomisi 70 kat büyümüştür. Çin’in bu başarısı öncelikli olarak düşük maliyetli işgücüne sahip olmaktan kaynaklanmaktadır. Para birimi yuanın düşük değerli olmasının bu başarıda büyük etkisi olduğu suçlaması ise özellikle ABD tarafından sıklıkla tekrarlanmaktadır. Sonuç olarak büyük ve büyüyen ekonomisiyle ilk önce ithalatta ve ihracatta sonrasında ise yerleşik yatırımlarla çok cazip imkanları Türk girişimcilerine sağlamaktadır. Son yıllardaki Çin ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin çok hızlı artışı bu fırsatların kullanıldığını teyit etmektedir.

Çin’de çok sayıda farklı etnik grup yaşamaktadır. Her etnik grup üst başlık olarak Çince dilini kullanırken zamanla dil bakımından kendine özgü bir lehçeye sahip olmuştur. En çok kullanılan lehçe “Mandarin”dir. Çin Hükümeti de bu lehçenin standart hale getirilen biçiminin konuşulması desteklemektedir. Bununla birlikte Çin’de bir kişinin birden fazla lehçeyi bilmesi de normal bir durumdur. Tek bir biçimin olmadığı böyle bir dilde yapılan çeviriler ayrı bir uzmanlık gerektirmektedir. Çincede çeviri bir çevirmen farklı lehçeleri bilirken bu lehçelerin arkasındaki etnik grupların kültürlerine de aşina olmalı ve anlam farklarına dikkat etmelidir. Bu açıdan kaliteli, güvenilir ve hızlı çevirilerin ancak yeminli Çince çevirmenlerle çalışıldığında elde edilebileceği açıktır. Çeviri büromuz konusunda uzman yeminli tercümanları en iyi tercümeler için hizmetinize sunmaktadır

Çeviri ve tercüme hizmeti olarak birçok büyük ve tanınmış şirkete ve sanayi kuruluşuna hizmet vermekteyiz. Yaptığımız işteki üç değişmez kuralımız “kalite, güvenilirlik ve hesap verebilirlik”tir. Eğer sizinde yapılacak olan Çince-Türkçe ve/veya Türkçe-Çince çevirileriniz varsa bizi arayınız. Telefonlarımızdan veya internet sitemizden bize kolayca ulaşabilirsiniz.

https://www.translator.eu/turkce/cince/ceviri/

https://ceviri.yandex.com.tr/dictionary/Turkish-English/%C3%87ince

https://translate.google.com/#view=home&op=translate&sl=tr&tl=zh-CN

 

İngilizce Türkçe Çeviri Doğru Düzgün

Çeviri ciddi bir iştir. Hangi alanda olursa olsun konusunda uzman, deneyimli ve yurtdışı tecrübesi bulunun kişilere çevirinizi yaptırmanız gerekir. Aksi takdirde çeviri yaptırmak için harcadığınız zaman, emek ve ücretin ziyan olmasına neden olursunuz. Bizler uzman kadromuzla, kendine “çeviri”yi kendine iş edinmiş, yanınızdayız.

Her biri kendi alanında uzmanlaşmış tercümanlarımız size talep ettiğiniz her konuda en iyi hizmeti sunmaktadır. Çeviri harici, sitemizde de belirttiğimiz üzere “ek okuma” diye adlandırdığımız redakte hizmetimizde mevcuttur. Bu sayede yapılan çevirilerin uzmanı tarafından incelenerek kusursuz olarak size iletilmesi sağlanır.

Günümüzde İngiliz Dilinde çeviri yapan, dil bilmenin çeviri işini yapmak için yeterli olduğunu düşünen birçok kişinin varlığını görüyoruz. Profesyonellik bu noktada devreye girmektedir. Profesyonellik nedir? Kısaca tanımlamak gerekirse profesyonellik; bir işin bütün inceliklerini bilerek ustaca yapabilmektir. Çeviri işinde profesyonelliğin tanımı ise şudur: Çeviri yaptığı dili iyi bilen, bunu almış olduğu eğitim ile çevresine kanıtlamış kişidir. Çevirmen bilgi düzeyini güncel tutabilen, bireysel, yaptığı işin niteliğini ve çevresi ile olan ilişkilerinin niteliğine özen gösterebilen kişiye denilir. Bu özelliklerine ek olarak profesyonel olarak tanımladığımız çevirmen yapmış olduğu işten haz alır, mesleğinin ahlaki kurallarına tam anlamıyla riayet eder. Mesleki etik kuralları bir çevirmenin en önem verdiği ilkesidir çünkü yapılan iş ; çevirmenin kendisini, işverenini, müşteriyi, mesleği, toplumu ,kültürü ve çevremizi etkileyen geniş bir yelpazedir. Çevirmen diye adlandırdığımız kimse sadece ilgili dili bilen kişi değil dilini bildiği ülkenin kültürünü, siyasal yapısını ve dili etkileyen tüm öğeleri öğrendiği dil becerisi ile yoğura bilen kişilere denilmektedir. Dolayısı ile hizmet satın alan bireyler olarak lütfen çevirilerinizi yaptırırken aldığınız hizmetin ne kadar önemli ve değerli olduğunun ve yapılan işin esasen ne kadar önem taşıdığının bilincinde olunuz.

İngilizce çeviri kapsamında aklınıza gelen her konuda çeviri hizmetimiz mevcuttur. Bu hizmeti sağlayan tercüman çalışma arkadaşlarımızın her biri yukarıdaki anlattığım meziyetlere sahip tam anlamıyla profesyonellerdir.

Çevirinizin teslim süresi konusunda mutlaka belgenizi bizimle paylaşmanız gerekmektedir. Çevirinizin ücreti ve teslim süresinin kesin olarak tarafınıza belirtilmesi için bunu yapmanız şarttır. Çeviri koordinatörümüz tercümanımızla temasa geçerek çevirinin ne zaman yapılacağını öğrenerek size en kısa sürede dönecektir.

Biz İngilizce Türkçe Çeviri konusunda anadili Türkçe olan ve birkaç alanda kendisini yetiştirmiş, İngiliz Diline son derece vakıf, iyi bir çeviri geçmişi olan, uzman tercüman kişilerle çalışmaktayız. İngilizce Türkçe Çeviri hizmetlerimiz arasında web sayfası çevirileri, makale çevirileri, sözleşme ve kişisel alanlarda çeviri olmak üzere bir çok alanda çeviri hizmeti sunmaktayız.

Tüm firmaların konusu ne olursa olsun web sitesi çevirilerini uzman tercümanlarımız eşliğinde çeviriyoruz. Teknik konularda yapılacak çeviriler de firma ile temas halinde iken içerikleri word formatında mail aracılığı ile bize ilettikten sonra gün içinde çeviri koordinatörümüz tarafından en kısa sürede çevirinin ücreti ve teslim süresi hususunda bilgi verilmektedir. En uygun ücrete kaliteli hizmeti satın almak istediğiniz zaman bizimle iletişime geçiniz.

Web sitesi çevirilerinde unutmayınız ki; sitenin çevirisi sizi dünya platformuna taşımaktadır. Bu nedenle sitenizin içerik çevirisi hayati önem taşımaktadır. Karşılıklı işbirliğimiz neticesinde ortaya çıkacak sonuç sizi son derece memnun edecektir.

 

İngilizce Genel Çeviri

Okeanostercume.com Çeviri Hizmetleri size hedef dilde uzman tercümanlar tarafından hızlı ve doğru çeviri hizmetleri sunmaktadır. İngilizce genel çeviriler belge çevirileri, web sayfası çevirileri, raporlar ve genel kişisel evrak çevirileri olabilir. Eğer sizin çeviriniz Teknik Çeviri, Hukuk Çevirisi ve diğer belirli alanlarda ise lütfen bizden fiyat alınız ve alanlarında uzman tercüman arkadaşlarımız tarafından sizlere kaliteli tercüme hizmetleri verebilelim.

Alanlarında uzman tercüman arkadaşlarımızla sizlere İngilizce Çeviri, Almanca Çeviri, Fransızca Çeviri, Rusça Çeviri ve Arapça Çeviri başta olmak üzere bir çok dilde hizmet vermekteyiz.

İngilizce Teknik Çeviri

Bizler uzman tercüman kadromuzla sizlere en karmaşıktan en kolay İngilizce teknik çeviri hizmetleri başta olmak üzere diğer birçok dilde de teknik çeviri hizmetleri sunmaktayız. Bizim uzman kadromuz kullanım kılavuzları, kitaplar, sözleşmeler, sözleşme şartnameleri, veri bilgileri, auto cad çizimleri, bilimsel makaleler, tıbbi belgeler, ticari yazışma çevirileri, yazılım ve web sayfası çevirileri vb alanlarında hizmet vermektedirler.

Bizler alanlarında birçok uzman tercüman arkadaşlarla çalıştığımız için size İngilizce teknik çeviri başta olmak üzere nadir dillere kadar çeşitli dillerde çeviri hizmetleri vermekteyiz.

Teknik çeviride en çok İngilizce Teknik çeviri hizmetleri olmak üzere Almanca Teknik Çeviri, Rusça Teknik Çeviri ve diğer dünya dillerinde kaliteli hizmeti sunmaktayız.

Pazarlama Çevirileri

Biz İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Rusça, İspanyolca gibi yaygın ve İbranice, Ermenice, Norveççe, Arnavutça, Portekizce gibi nadir dillerde sizlere pazarlama materyalleri (broşür, katalog, el ilanları, web sitesi, kartvizit vb) çevirileri hizmetleri vermekteyiz. Özellikle yurtdışına açılmak isteyen şirketler için en çok tercih edilen çeviri hizmetlerimizdendir.

Bizim pazarlama çevirileri yapan tercümanlarımıza verdiğimiz pazarlama çevirileri yapan tercümanlarımız sadece iyi derecede dil bilmekle kalmayıp aynı zamanda teknik uzmanlıkları da mevcut çevirmenlerdir.

İngilizce Yeminli Tercüme Hizmetleri

Yeminli Tercüme Hizmetlerimiz noterler yeminli tercüman arkadaşlarımız aracılığıyla verilmektedir. Yeminli Tercüman tarafından çevrilmiş daha sonrasında Noter tarafından tasdik edilmiş (daha sonrasında apostil tasdiki yapılabilir) evraklarınız resmi olmaktadır. Noter tasdikli çeviriler özellikle yurtdışında resmi kurumlara sunulan kişisel veya genel evraklarınızdır.

Aşağıdaki evraklarınıza noter tasdikli çeviri yapılabilir.
• Vukuatlı nüfus kayıt örneği, Evlilik Belgeniz, Boşanma, Muvafakat name
• Diplomalarınız, akademik transkriptler
• Bonservisiniz, çalışma belgeleri, bağ-kur, sigorta belgeleriniz
• Sözleşmeler, Kira Kontratları, Hayvan Pasaportları, Banka Hesap Cüzdanlarınıza özel Yeminli Tercüme Hizmetlerimiz konusunda daha fazla bilgi için lütfen bizimle iletişime geçiniz.

İngilizce Medikal Çeviri

İş medikal çeviri olunca biz genellikle İngilizce ve diğer dillerde alanlarında hem uzman (tıp doktoru gibi) hem de çeviri konusunda uzman kişilerle çalışmaya özen göstermekteyiz. Medikal Çeviri hizmetlerimiz kapsamında rapor çevirileri, tıbbi cihaz çevirileri, medikal ürün broşürleri, web sitesi çevirileri, kullanım kılavuzu çevirileri yapmaktayız.


Buzun Altındaki Uzaylılar – Göçebe Gezenlerde Yaşam

Göçebe gezegenler evrende yalnız gezen gezegenlerdir. Onlar uzayda yıldızlar arası karanlıkta dolaşıyorlar. Sonsuz karanlıkta yüzeylerini ısıtacak yıldızları olmadan geziyorlar ve dış uzayın dondurucu soğuğuna maruz kalıyorlar. Mevsimleri yok,günleri ve geceleri yok ki bu da zamanın nasıl geçtiğini anlamayı zorlaştırıyor.Ve aynı zamanda göçebe gezegenler uzaylı hayatı taşıyor olabilirler

hem de galaksinin her köşesinde!

 

Ama bu nasıl mümkün olabilir?

 

Ve bir gezegen nasıl göçebe olabilir ki?

 

Göçebe gezegen diyebileceğimiz birbirinden farklı olan bir sürü şey vardır.Mesela kapalı kahverengi cüceler-yer çekimiyle içlerine çökmüş gaz bulutları ve kahverengi cücelerin küçük, sıkıcı kardeşleri.

Ama onlar bir çeşit başarısız yıldızlardır ve şimdi onlar hakkında konuşmayı bırakacağız.

Onlardan daha ilgi çekici bir göçebe türü ise karasal(kayaç) gezegenler ki bunlar Dünya’ya çok benzerler. Bu gezegenler kendi yıldız sistemlerinden atılmış gezegenlerdir. Genç yıldız sistemleri çok tehlikeli yerlerdir, burada genç gezegenler mevcut kütle için savaşırlar, olabildiğince fazla maddeyi almaya çalışırlar. Bu hakimiyet mücadelesinde birbirleriyle çarpışırlar ya da birbirlerine çok tehlikeli bir şekilde yaklaşıp birbirlerini yörüngelerinden çıkarırlar. Eğer çok ağır bir gezegen yıldızına yakında bir yörüngeye oturmuşsa diğer küçük gezegenleri yörüngeden çıkarabilirler. Ama bu gezegenlerin hayatta kalmaları güvende oldukları anlamına gelmez.. Gezegen sistemleri aynı zamanda kuyruklu yıldızlar veya kara delikler tarafından her an yok edilebilirler. Oluşan gezegenlerin yaklaşık %50’si göçebe gezegenlere dönüşürler. Bilim adamları bu oranlarda pek hem fikir değillerdirama bunun yanında muhtemelen Samanyolu Galaksi’sinde milyarlarca göçebe yıldızlar dolaşmaktadır. Çoğu göçebe gezegen aynı korkunç kaderi paylaşır, gezegen gün geçtikçe daha da küçülür ve gezegenin yüzey sıcaklığı -270 dereceye kadar düşebilir. Eğer okyanusları varsa, okyanus donar ve ana kaya(gezegenin kendi kayaç yapısı) kadar sert olurlar.

 

Atmosferi alçalarak gezegenin yüzeyine yapışır ve eninde sonunda atmosferde donar.

Ama yeterince garip değilmiş gibi bu donmuş, karanlık çöller hayat taşıyor olabilir. Bunu anlamak için hadi Dünya’ya benzeyen bir gezegen hayal edelim, gezegen Dünya ile aynı sıcaklık,hacim ve ağırlıkta olsun eğer onu derin uzaya koyarsak nasıl hala yaşama elverişli kalabilir?

Hayatın doğasını anlamaya ne kadar yaklaşırsak yaklaşalım, Hayatın olması için zorunlu bir malzeme var: Sıvı su. Su önemlidir çünkü hem madde hemde enerjiyi karıştırır. Bu da yaşam gibi ilginç bir kimya oluşmasını sağlar Yani gezegenimiz okyanuslarının bir kısmını sıvı tutmaya yetecek kadar sıcak olabilir. Sinir bozucu olsa da Dünya’nın enerjisinin %99.97’si Güneş’ten gelir. Yani hayali ve yalnız dünyamız kalan %0.03’lük enerjisi ile çalışmak zorundadır. Bu da çekirdeğinin sıcak merkezinden gelir. Dünya’nın iç çekirdeği Güneş’in yüzeyi kadar sıcak dev bir metal topa benzer. Ve etrafı diğer sıvı metallerle kaplıdır. bu çok yavaş katılaşan işlem sırasında çok fazla ısı salınır. Bu süreç devam ettiği sürece, gezegenimiz jeolojik olarak aktif olacaktır. Ve etrafında hareket eden katı ve sıvı malzeme ile ve bu enerjinin yüzeye taşınması ile Jeotermal enerji olarak kullanılabileceği yer yeterlidir.

 

Her gezegenin sıcak çekirdeği sonunda soğuyacak olsa da, bu işlem milyarlarca yıl sürer ki bu da yaşamın gerçekleşmesi ve gelişmesi için yeterli zamandır. Olabilmesi mümkün olan daha ilginç bir senaryo daha vardır. Bu da donmuş olmayan okyanuslara sahip dünya benzeri bir gezegen olma ihtimalidir.

 

Gezegen son derece yoğun olsaydı ve yüksek basınçlı hidrojen atmosferi olsaydı gaz donmazdı

ve gezegenden kaçmaya çalışan ısıyı yeterince yakalayabilirdi, bu da yüzeye kadar uzanan okyanusları olmasını mümkün kılardı. Ve sıcak kalmanın başka bir yolu var: Aylar(Uydular) Bir göçebe gezegen onunla birlikte bir veya daha fazla uydu getiriyorsa, yeterince büyük bir ay sisteme gelgitlerle ek enerji aktarabilir. Bu kuvvetler her gün gezegeni biraz gerip sıkarlar. Bu da gezegeni yoğurma hamuru gibi sıcak tutar. Ancak göçebe bir gezegende hayatının olması için en mümkün senaryo buzul altı okyanusları olan bir gezegenin olmasıdır.

 

Kilometrelerce katman altında kalın bir tabaka çoğunlukla su buzu bulunur. Bunlar tamamen saçma ve uydurma şeyler değildir. Zaten Güneş Sisteminde bunlardan birkaçı vardır. Ensaladus, Europa, Ganymede Öyleyse hayat kendini tamamen karanlık ve soğuk bir okyanusun dibinde nasıl sürdürebilir ki?

Dünyada, okyanuslarımızın derinliklerinde tamamen karanlıkta,volkanik olarak aktif bölgelerde,

siyah duman içen denilen hidrotermal menfezler vardır.(Su altı volkanları) Siyah bir madde ve sıcak su bulutu salgılarlar bu da Dünya’nın mantosundan sabit bir mineral akışı sağlar. Bakteriler mineraller ile beslenir ve organik maddeler üretirler,kabukluları, çift kabukları, salyangozları çeken, balık, ahtapot ve 2 metre uzunluğundaki tüp solucanlar vardır buralarda. Hidrotermal menfezler sadece inanılmaz derecede farklı bir canlı grubuna ev sahipliği yapmakla kalmaz aynı zamanda milyarlarca yıl önce Dünya’da yaşamın başladığı yere rakiptirler. Bir göçebe gezegenin karanlık okyanusunda, benzer olaylar veya volkanik aktivite,şu anda sadece hayal edebileceğimiz karmaşık ekosistemlerin başlangıç noktası ve temeli olabilir.

 

Çevrenin son derece kararlı olmasından bu göçebe gezegenlerin okyanuslarından birinde karmaşık ekosistemler var olabilir. Kalın buz tabakası onu her türlü kıyametten korur ve çekirdekten gelen enerji gelmeye devam ettiği sürece,işler hemen hemen aynı kalır. En muhtemel yaşam formları bakteri ve diğer mikro organizmalardır. Ancak, yeterli zaman verildiğinde,daha karmaşık yabancı hayvanlar beslenebilir ve küçük varlıklar zamanla büyürler. Akıllı yaşam imkansız değildir ve böyle bir ortamda ortaya çıkabilir.Eğer böyle bir şey mümkün olsaydı kendimizi oldukça tuhaf bir dünyada bulabilirdik. Üstünden geçilmez kaya gibi sert bir buz duvarı ile sınırlanmış ve altta ana kaya olan bir yerde,yıldız enerjisini depolayacak herhangi bir bitki olmadan ortada kömür,odun veya petrol olmazdı.

 

Olsa bile okyanusun dibinde ateşi keşfetmeniz imkansızdır.Bu enerji olmadan, metaller asla faydalı şeylere dönüşmeyebilir.Ve zeki,yabancı arkadaşlarımız buzu asla kıramaz. Dışarıda böyle bir şey olduğunu da asla bilemezlerdi ve küçük dünyalarının evrenin tamamı olduğunu varsayarak

milyonlarca nesil boyunca bu karanlık okyanusta yaşayıp ölüp giderlerdi.

 

Buz üstünde inanılmaz derecede büyük bir evrenin varlığını bilmeden cehalet içinde kalırlardı. Gezegenlerinin çekirdeği soğuyana kadar orada kalır ve yok olurlardı. Okyanusları tamamen donduğunda ise kültür ve ekosistemlerinin kalıntıları sonsuza dek buzlu bir mezarda mahsur kalacak olurdu. Eğer bunu düşünürseniz tüm bunların farkında olmamak daha iyi olabilir. Ancak bu kavram rahatsız edici ve heyecan verici. Evren, hayatla iç içe geçmiş olabilir, Ayrılmaları neredeyse imkansız olan gezegenlerinde hapsolmuş olarak Güneş sisteminden bilmeden geçebilirlerdi. Belki bir gün, uzak bir gelecekte, insanlar bu donmuş dünyalardan birine ayak basacak ve merhaba demeye çalışacaklardır.

Yıldızlara Uzanan 1.000 km’lik Kablo – Gök Kancası

Uzaya çıkmak zordur. Şuanda, uzaya çıkmak, patlayıcı ile dolu sırt çantasıyla tek tekerlekli bisiklet üzerinde dağa çıkmaya benzer. Oldukça yavaş ve çok fazla eşya taşıyamazsınız, belki de ölebilirsiniz.

Bir roketin Dünya’dan çıkması için saatte 40,000 km hıza ulaşması gerekir. Bu hıza ulaşmak için roketler çoğunlukla küçük bir yük taşıma kapasitesi olan yakıt konteynırlarıdır. Diğer gezegenlere gitmek istiyorsanız, bu kötü bir durumdur. Çünkü hayatta kalmak ve belki de geri dönmek istiyorsanız çok fazla ağır eşya taşımanız gerekir.

 

Öyleyse daha az yakıt ve daha fazla yük ile uzaya gitmenin bir yolu var mı?

 

Dünyada ulaşım sorunlarımızın çoğunu çözen güzel bir şey de altyapı tesisleridir.Bu arabalar için yollar, gemiler için limanlar veya trenler için raylar olabilir.Aynı çözümü uzay yolculuğuna da uygulayabiliriz. Uzay altyapı tesisi Ayın, Marsın ve Ötesinin yörüngesine girip çıkmayı daha kolay ve ucuz hale getirecek.

 

Harika, fakat tam olarak uzay altyapı tesisi nedir?

 

Şu anda bilim kurgu olan bir Dünya-Uzay asansöründen farklı olan yeni bir teknik, sihirli materyal veya devasa yatırım gerektirmeyen basit ama gelecek vaat eden teknoloji var. ve bu yörüngede çoktan başarıyla test edilmiştir. Tether, bir kablo ve bir ağırlık olarak bilinir.Fikir çok basit ve şaşırtıcıdır.

Eğer yüzlerce ve binlerce kilometre uzunluğundaki bu tetherları uzayın içine koyarsak ve bunları yüksek irtifaya çıkmak için basamak gibi kullanan ve hız kazanan uzay aracımız olsa ne olur ?

Bu fikir Gök-Kancası olarak bilinir. Döndürürsek bu daha da iyi çalışır: Gök-Kancası bir daire etrafında dönerken denge ağırlığı uzun kabloyu yerinde tutar. Dönen tether ucunu alt tarafına göre yavaşlatır ve bir mancınık gibi üst tarafından hızlandırır. Bu enerjiyi ipten aktarabileceğin anlamına gelir ve serbest bırakıldığında az yada çok ücretsiz muazzam bir destek alır, bu ipin dönüş hızının iki katına eşittir.

 

Bir gök kancasının karşılaşabileceği olağanüstü gerilimlere dayanabilecek özel teller şuanda var. Enkaz ve meteorlardan kaynaklanan kesik ve çarpışmalara karşı koruma sağlamak, için telimizi gereksiz bir tel ağına bağlayabiliriz. Gök Kancamız günde birkaç kez aynı noktadan geçeceğinden,

Bu küçük, yeniden kullanılabilir mekiklerin buraya yetişmesine olanak verecektir. Tabii ki, bu kolay değildir.

En alt noktasından, ipin ucu atmosferde saatte yaklaşık 12.000 kilometre hızla ilerliyor. Skyhook’u Dünya’nın atmosferi nedeniyle, çok fazla alçaltamayız. yoksa hava sürtünmesinden dolayı çok fazla ısınır. Bu yüzden 80 ila 150 kilometre yüksekliğe kadar inecek ve daha fazla alçalmayacak.

Bununla başa çıkmak için Tetheraya gidebilecek özelleştirilmiş uzay aracına ihtiyaç duyacağız. Bu tam olarak kolay olmamakla birlikte, saatte 40.000 kilometre gitmek için büyük bir teneke kutu roket yakıtı doldurmaktan çok daha ucuzdur. Ucu yakalamak da zor olacak. Mach 12’de hareket eden gökyüzünde küçük bir şey bulmak için sadece 60 ila 90 saniyelik kısa bir zaman penceresi var. Bunu kolaylaştırmak için, bir kilometre uzunluğunda ve uzay aracının birbirine bağlanmasına yardımcı olan bir navigasyon uçağı bulunan bir tür ipe sahip olabilir. Başka bir zorluk Skyhook’umuzu yörüngede tutmak. Gittikçe daha fazla gemi kilitlenip kendilerini çekerken, onu yerinde tutan momentumu kullanıyorlar. Hiçbir şey yapmazsak yavaşlar ve atmosfere düşer. Ve burada evreni biraz aldatabiliriz.

 

Skyhook yörünge enerjili bir bataryadır.Gelen ve gönderilen yükleri dengelemek mümkündür. İnsanları ve materyalleri Dünya’ya getirecek gemiler, uzaya giden diğer gemilere verebilecekleri enerjiye katkıda bulunur. Bu şekilde ip, herhangi bir enerji kaybetmez. Ne kadar çok kullanırsak o kadar ucuz olur. Her destekle hala enerji kaybediyorsak, bunu öğretmenin pozisyonunu düzenli olarak düzelten küçük elektrikli veya kimyasal motorlarla geri kazanabiliriz. Biri Dünyada ve biri Mars’ta olan bir dizi gezegen

Roketlerle karşılaştırıldığında gezegenlerin arasında hızlı, kolay ve düşük maliyetli geziler yapabilir.

Dünya hattı, insanları ve yükleri almak ve onları Mars’a götürmek için düşük Dünya yörüngesinde duruyor.

 

Mars ipi onları yakalar ve yüzeydeki bir iniş için onları yavaşlatır. Ters yönde, ip, Mars’ın ince atmosferinde saatte yaklaşık 1.000 kilometre hızla giden bir aracı alabilir. Dünyadaki uçaklarımızdan çok daha hızlı değil ve gemiyi yakalayıp, Dünya’ya geri götürüyor. Bağlayıcılar her iki gezegen arasındaki turları 9 aydan 5’e ve hatta 3’e kadar kısaltabilir ve gerekli roketlerin ölçeğini% 84 ile% 96 arasında azaltabilir.

 

Daha da iyisi, insanlar yolcu konforuna yatırım yapabildiğimiz için nispeten lüks seyahat edebilirler. İp yolculuğu Mars’a birinci sınıf bir yöntem olurdu!

 

Hiç durmadan, Dünya ve Mars etrafındaki bağlar, uzay yolculuğunu uygun maliyetli hale getirecek

hızlı ve düşük maliyetli nakliye sistemini sağlayabilir.

Ama daha ileri gidelim.Düşük Mars yörüngesinden başlayarak, bir gemi gemileri asteroit kuşağında yukarıya itebilir. Yeni bir asteroide gönderilen ilk geminin yavaşlaması gerekiyor.

Daha sonraki varışlarda diğer gemileri yakalamak ve kolayca geri göndermek için bekleyen bir ipucu bulabilir.

 

Asteroitlere ucuza ulaşmak, güneş sisteminin kaynaklarını açmak için önemli bir faktördür.

Değerli metaller ve değerli mineraller,Asteroitlerinden kesilmesinden sadece haftalar sonra Mars’a teslim edilebilir. Gezegenlerarası uygarlığımız için mükemmel yapı taşları olacaktır.

Ama neden burada duruyoruz?

Mars’ın uyduları da çok uygun. Güneş sistemindeki gezegenlerine yakın yörüngede başka uydu yok. Phobos o kadar ağır ki yavaşlatmak için endişelenmek zorunda kalmayacağız, onu süper bağlar için mükemmel bir bağlantı noktası haline getiriyor. Hızı sadece saatte 6,000 km’nin altında. Alt uç, Mars yüzeyinin hemen üzerinden uçacak ve yakalanması çok kolay olacaktı. Üst uç, Jüpiter ve Satürn’e kadar tüm gemileri uçurabilme potansiyeline sahip. Aynı süper bağ, iç Güneş Sistemi’ni daha da yaklaştırabilir. Venüs ve Merkür tek bir savurma uzakta. Mars’ın aksine güneş enerjisi ile patlıyorlar ve mineral bakımından zenginler. Uzun vadede, hiçbir şey insanlığı Mars uydularına odaklanan

dünyasal gezegenler için sıfır yakıt ile bir taşıma ağı inşa etmekten alıkoyamaz.

Tethers, uzay yolculuğunu uygun maliyetli hale getirmek ve güneş sisteminin geri kalan kısmını sömürü ve keşif için erişilebilir hale getirmek için nispeten ucuz ve sürdürülebilir bir çözümdür. Bugün onları inşa edecek teknolojiye sahip olduğumuzu dikkate alarak, Daha fazla beklemek için gerçekten iyi bir bahane yok. Güneş sisteminin parçaları çok uzakta, ama çok yakın olabilirler. Ulaşılması zor ancak olması gerekmeyen şeylerden bahsetmek:Bilgi. Brilliant’tan arkadaşlarımız sizi aydınlatıcı bilgilerle dolu bir evrene bağlayabilir. Fikirler ve eğlenceli kurslar. Brilliant, etkileşimli problem çözme kursları ile bilimi pratik bir şekilde ele almanıza yardımcı olan bir web sitesidir.

 

Matematikte günlük problemler, mantık ve mühendislik.Her problem, karmaşık konuları kendi başınıza kırmak için ihtiyaç duyduğunuz tüm araçları sağlar. Yaparak öğreniyor, ancak elleriniz yerine beyninizle.Klasik mekanik, astronomi, yerçekimi fiziği ve çok daha fazlası gibi şeyler hakkında bulmaca ve derslerin dibine ulaşmak için merakınızı kullanın.

Telefonunuz Size Zarar Verebilir Mi? Elektromanyetik Kirlilik

Elektriğin ne olduğunu ve bizleri nasıl etkilediğini anlayalım. Elektrik akımı, elektrik yükünün hareket etmesidir. Bu hareket, elektrik ve manyetik alan oluşturarak boşluğa yayılır ve enerjiyi taşır. Buna “elektromanyetik radyasyon” diyoruz. Radyasyon, insanları çok tedirgin eden bir kelimedir. Ancak “radiate” kelimesi sadece ortama saçmak anlamına geliyor. Aynı evimize ısı veren radyatörün, kızılötesi radyasyona benzer şekilde ısı yaydığı gibi.

Elektromanyetik spektrumun farklı bölümleri, farklı radyasyon türlerine karşılık gelir. Ve pek çoğu tamamen zararsızdır. Bazıları tehlikeli olsa bile…

Ultraviyole ışını, x-ray ve gama ışınları gibi kısa dalga boyu olan radyasyonlar; elektronları atomlarından koparacak, yanıklara ve genetik hasara yol açabilecek kadar güçlüdür. Radyasyon terimini duyduklarında çoğu insanın aklına gelen şey budur. Spektrumun geri kalanı; görünür ışık, kızılötesi ışık, mikrodalgadan radyo dalgalarına kadar geniş bir yelpazede daha uzun dalgaları kapsar. Bu, her çeşit insan teknolojisi tarafından yayılan türdür.Cep telefonları, Wi-Fi yönlendiriciler,elektrik kabloları, beyaz eşyalar, yüksek gerilim hatları ve çeşitli ev aletleri…

Bu tür radyasyonlar, vücudumuzdaki moleküllere zarar vermezler.Fakat bazıları, kaslarımızı ve sinirlerimizi uyarabilir ve ayrıca vücudunuzdaki kılları titretebilir. Bu da bazen insana normalin üzerinde bir karıncalanma hissi verir. Diğer türlerse yemek yapmak için kullanışlıdır. Mikrodalgalar yemeğinizin etrafındaki su moleküllerini titretir ve ısıtır. Bu, her zaman olan bir şeydir. Örneğin plajda hissettiğiniz o hoş sıcaklık, cildinizin güneşten, elektromanyetik ve kızılötesi radyasyona maruz kalarak ısınmasıdır. Her zaman doğal ve genelde zararsız elektromanyetik radyasyon kaynaklarıyla çevriliyiz ve hep öyleydik. Fakat sanayi devrimiyle beraber yakın çevremize bir çoğunu ekledik. Bunun gerçekten tehlikeli olup olmadığı sorusu ilk kez 1979’daki bir çalışmada elektrik hatları ile lösemi hastalığının bağlantılı olduğunu açıkladığında halkın dikkatini çekti. Bu özel çalışma hızlıca gözden düşse de Lösemi ve elektrik hattı arasındaki bağlantı açıklanamadı. Ve somut bir kanıt bulunamadı. Ama bu fikir bir kez öne sürüldükten sonra hep devam etti. Ve olası tehlikelerle ilgili binlerce çalışma gösteriyor ki, bu konu hala ciddi bir tehdit olarak görülüyor.

Birçok insan, cihaz ve telefonlarımızdan gelen radyasyona duyarlı olduğunu iddia ediyor​. Baş ağrısı, mide bulantısı, deri reaksiyonları, göz yanması ya da tükenmişlik gibi belirtiler olduğunu söylüyorlar. Ama bu belirtiler sadece günlük olarak rapor edilen etkiler. Birkaç çalışma çok sarsıcı sonuçlar buldu. İnsanların telefondayken, kullandıkları beyin bölümleri arasındaki olası bağlantılar gibi. Bilimin cevaplamaya çalıştığı sorunun ise radyasyonun şiddetli etkileriyle pek alakası yok.

Örneğin, X-ışınlarının hücrelerinizdeki DNA’ya anında zarar vermesine sebep olduğunu fakat aynı etkinin radyo dalgaları ile gerçekleşmediğini biliyoruz.

Asıl soru şu: Henüz bilinmeyen bir mekanizma nedeniyle, uzun vadede sürekli kuşatıldığımız zayıf bir elektromanyetik radyasyon türü mü?

Bu soruyu cevaplamak sandığımızdan daha zor çıktı. Binlerce kaynak, raporlar ve farklı organizasyonlardan açıklamalar var. Bu yüzden bu video için iyi çalıştık. Araştırmamıza açıklama kısmından göz atabilirsin. Bulduğumuz şey bilimin nasıl tartışılması ve nasıl tartışılmaması ile ilgili güzel bir örnek oldu. Elektromanyetik radyasyonla ilgili panik yaratan çok sayıda çalışmanın birçoğu​ son derece çelişkili.

Örneğin,

Anketlere ve kendi kendini raporlamaya dayalı bir dizi nüfus çalışması gibi. Bu ne anlama geliyor?

Örneğin beyin tümörü hastalarına son birkaç yılda telefonlarını ne kadar kullandıklarını sorulduğundaki problem, insanların tam olarak doğruyu söylememeleridir. Olayları yanlış hatırlama eğilimindeyiz veya kolayca manipüle olabiliriz. Bunun üzerine, çalışmalar veya medya anketleri kendi fikrine uygun cevapları seçiyor olabilir ya da en heyecanlı başlığı çıkarmak için yapıyor olabilir.

Örneğin,

Cep telefonu radyasyonundan sıçanlarda ve farelerde kanser arayan bir çalışma var ve sonuçlar bir bağlantı gösteriyor gibi. Fakat bir nedenden dolayı tüm farelerde değil de sadece erkek farelerde görülüyor. Ancak sanki cep telefonları kanser yapıyormuş gibi başlık atıyorlar. Maalesef bu konudaki çalışmalardan hem negatif hemde pozitif sonuçlar çıkabilir. Başka bir açıdan WHO (Dünya Sağlık Örgütü) radyo frekanslarını kanserojen olarak sınıflandırdı. Ancak bunun anlamı, kansere neden olabilecek bazı ipuçlarının olduğunu, ancak ispatlamayacağımız anlamına geliyor. Bu yüzden bir gözümüz hep açık olacak.

Yani, biraz daha geniş açıdan bakarsak, büyük resim nedir?

Her şeyi hesaba katarsak insan çalışmalarında, maruz kalma değeri sınırlarının altındaki elektromanyetik radyasyonun sağlık sorunlarına neden olduğuna dair tutarlı bir kanıt yok. Bazı istatistiksel dernekler var fakat çoğunlukla zayıf ve tutarsızlar. Kesin bir sebep-sonuç ilişkisi olsaydı, elimizdeki tüm veriler sayesinde şimdiye kadar bilirdik.

Bilimin şimdiki durumuna bakarak, laptopunuzdan, telefon veya telefonunuzdan çıkan radyasyondan endişelenmeli misiniz?

Cevap: Hayır endişelenmemelisiniz.

Peki zararlı diyen insanlar ne olacak?

Çalışmalar bu insanların Nocebo etkisi diye adlandırılan bir etkiden etkilendiğini gösteriyor. Eğer baş ağrınız varsa ve laptopu kapattığınız anda daha iyi hissetmeye başladıysanız bu ikisi arasında bir bağlantı olduğunu düşünürsünüz. Bu kaygıya bir kez kapılınca, zayıf radyasyonun size zarar verdiği fikri sizin için asıl zararlı olan şey olabilir. Bu insanları küçümsemek kolaydır. Bu yüzden çoğu ciddiye alınmadıklarını düşünür ve durum onlar için çok daha kötü bir hal alır. Destek almaları gerekir. Fakat şu ana kadar, maruz kalma değeri sınırının altındaki elektriğin insanlar üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi olduğuna dair sağlam bir kanıtımız olmadığını bilmekte yeterlidir. İçinde yaşadığımız “dikkat!” ekonomisinde Kanıtlanmamış tehlikelerden bahsederek, bizim için kesinlikle kötü olduğunu bildiğimiz şeyleri ihmal etmemize neden olabilir. Sadece bir örnek vereceğim . Hava kirliliği, her yıl 4,2 milyon erken ölümle bağlantılı. Ve kesinlikle bugün düzeltebileceğimiz bir şey. Hala insanları daha güvenli hissettirmek ve öyle kalmalarını sağlamak için halen devam etmekte olan uzun vadeli çalışmalar var. Örneğin, telefon görüşmelerinin sıklığını ve süresini tam olarak ölçerek cep telefonu kullanımının olası sağlık etkilerine bakacak Cosmos çalışması gibi.

Atom Bombası Patlaması ve Sonrasında Olacakları Biliyor musunuz?

Videolarda nükleer silahları izlemek eğlencelidir. Bir şeylerin havaya uçmasını görmek, ateş toplarını, şok dalgalarını ve radyasyonu izlemek de dehşet verici şekilde büyüleyicidir. Yıkıcı gücün karşılaştırılmasına yardımcı olsa da nükleer patlamanın gerçek etkisini anlamak için en iyi yöntem değil. Bu bir şehir boyutundaki TNT ile ya da patlamanın parlaklığı ile ilgili değil. Nükleer silahlar sizinle ilgili. Bu yüzden Kızıl Haç ve Kızılay hareketi ile büyük bir şehirde nükleer bir silah patlatılırsa gerçekten olacakları görmek için iş birliğine girdik. Nükleer bir “savaş” değil, sadece “bir” patlama. Hikâyemize büyük bir şehrin merkezinde başlıyoruz. İnsanlar işe gidiyor, sınavlara hazırlanıyor, ya da normal hayatlarında düşünceler içinde kaybolmuşlar. Tam burada, bir nükleer silah patlatılıyor ve zaman donuyor.

-Aşama 1- Patlamanın ilk aşaması

 

Bir saniyeden az bir sürede gerçekleşiyor. Bir milisaniye içinde, güneşten daha sıcak bir plazma topu açığa çıkar ve iki kilometrelik bir ateş topu şeklinde yayılır. Bu topun içinde herkes yok olur. Bir miktar suyun çok sıcak bir tavaya damladığını düşünün. Bir cızırtı sonrasında hiçbir bir şey kalmaz. Çoğu bina, arabalar, ağaçlar eski heykeller ve insanlar, hepsi buharlaştı. İlk önce bir parlama ve ardından yoğun miktardaki ışık şehrin üstüne bir anda çöker. Eğer başınız patlamanın olduğu yere dönükse sizi birkaç saatliğine kör bırakır. Bu ışığın sıcaklığı o kadar enerjili ve sıcak bir ısı dalgası oluşturur ki patlama noktasından 13 kilometre genişliğinde her şeyi yakıp kül eder. Bunun anlamı; 500 kilometre kare içinde kalan, yanıcı her şey yanmaya başlar. Plastik, odun, kumaş, saç ve deri. Bu ısı dalgasının içinde iseniz bir an işe gidiyorken, sonraki anda yanmaya başlarsınız.

-Aşama 2- Şimdi ise ikinci aşama başlıyor.

 

Bu aşama birkaç saniye içinde gerçekleşiyor. Çoğu kişi ilk başta bir şeylerin yanlış gittiğinin farkına varıyor ama yüz binlercesi için artık çok geç. Parlamanın ardından bir şok dalgası gelir. Ateş topunun sıcaklık ve radyasyonu, çok sıcak ve basınç altında, çok seri şekilde genişleyen bir balon oluşturur. Ses hızından daha hızlı bir şekilde fırtına ve kasırgalardan daha güçlü rüzgarlar oluşturur. İnsan yapıtları onun için hiçbir şeydir. Ateş topunun bir kilometre çevresindeki tüm büyük binalar yerle bir oldu. Sadece çelikle güçlendirilmiş çimentolar bu yüksek basınca kısmen dayanabilir.

Emeklilerin ördekleri beslediği parklarda az önce yanıp kararmış olan ağaçlar kürdan gibi kırılırlar. Eğer dışarıdaysanız kasırga esnasındaki bir toz zerresi gibi fırlatılırsınız. Şok dalgası genişledikçe güç kaybeder fakat 175 kilometre kare içindeki tüm evler kartondan yapılmış gibi yıkılır. Tepki verme fırsatı olmayan on binlerce insan enkaz altında kalır. Benzin istasyonları patlar ve ateş, moloz arasından yayılır. Ateş topundan geriye kalan toz ve küllerden oluşan mantar bulutu, birkaç dakika içerisinde kilometrelerce yükseğe ulaşır ve harabe olan şehrin üstünde kara bir gölge oluşturur. Bu, şiddetle şehri kaplayan temiz havayı içine çekerek, daha fazla binanın yok olmasına ve bir oksijen bolluğu oluşmasına sebep olur. Sonrasında olacaklar şehire göre değişir. Eğer yeterince yakıt varsa; yangınlar, molozları, altında sıkışanları ve tahribattan kaçmaya çalışanları yakan bir ateş fırtınasına dönüşebilir. Patlama bölgesinden 21 kilometreye kadar çevredeki sizin gibi insanlar mantar bulutunun resmini çekmek için şok dalgasının üzerlerine geldiğinden ve pencerelerini kırıp üzerlerine bir çok keskin cam kırıntısı fırlatacağından habersiz pencerelerine koşarlar.

-Aşama 3- Üçüncü aşama ilerideki saatlerde veya günlerde başlar.

 

Yardımın felaket ne olursa olsun gelmesine alışkınız. Bu sefer farklı. Nükleer patlama her doğal afetin bir anda gerçekleşmesine benzer. Ciddi yaralanmaları, kesikleri, kırık kemikleri ve ciddi yanıkları olan yüz milyonlarca insan var. Takip eden birkaç dakika ve saat içinde, binlercesi daha bu yaralanmalar nedeniyle ölecek. Sayısız insan yıkılan binalar arasında depremdeki gibi sıkışmış, parıldama nedeniyle kör olmuş, patlama dalgası nedeniyle sağır olmuş ve sokaklara kaçmak moloz ve enkaz nedeniyle sokaklara kaçmak imkansız. Korkmuş, kafaları karışmış ve ne olduğunu ya da neden olduğunu bilmiyorlar. Çoğu hastane diğer binalar gibi yerle bir olmuş, sağlık profesyonelleri de diğer herkes gibi ölü ya da yaralı. Metro tünellerinde ya da yanmamak ve zarar görmemek için doğru yerlerde olan şanslı kişiler ise zarardan tamamen kurtulmuş değiller. Silah tipine, patladığı yere ve hava durumuna dahil değişkenlik gösteren korkunç siyah bir yağmur başlayıp herkesi ve her şeyi dökülen radyoaktif kül ve toz ile kaplayabilir. Radyasyonun görünmez, zararlı ve sessiz dehşetine sıra gelir. Her nefes hayatta kalanların akciğerlerine zehir taşıyor. Sonraki günlerde en yüksek dozda radyasyona maruz kalan kişiler ölecekler. Saatlerce ve hatta belki de günlerce yardım gelmeyecek. Medeniyet, altyapı tamamen yok olursa işleyemez. Yollar kapalı, tren yolları kırık, uçak pistleri moloz kaplı. Su yok, elektrik yok, iletişim yok, stokları doldurmak için marketler yok. Diğer şehirlerden gelen yardım felaket bölgesine giriş yaparken sorun yaşayacak ve başarsalar bile radyoaktif kirlilik, yaklaşmayı tehlikeli hâle getirecek. Nükleer bir saldırıdan sonra tek başınızasınız. Sonra yavaş yavaş molozların arasından insanlar yürüyerek, radyoaktif serpinti ile kirlenmiş ve ellerinde kalanlarla dışarı çıkacaklar. Yavaşlar, acı içindeler, travma geçirmişler ve hepsi acil yiyecek, su ve tıbbi tedaviye ihtiyaç duyuyor.

Nükleer silahın sebep olduğu zarar ateşler söndüğünde ve duman dağıldığında da bitmiyor. Komşu şehirlerdeki hastaneler bu derece büyük bir felakete karşı donanımsız ve on ya da yüz binlerce ciddi yaralanması olan insanla tıka basa dolu. Gelecek hafta, ay ve yıllarda hayatta kalan bir çok insan lösemi gibi kanserlerden dolayı ölecek. Hiçbir hükümetin tüm bunları düşünmenizi istememesinin nedeni, nükleer bir patlamaya karşı bu denli büyük insani müdahalenin mümkün olmamasıdır. Nükleer saldırının mağdurlarına çabucak yardım etmenin pek bir yolu yok. Bu bir fırtına, orman yangını, deprem ya da nükleer bir kaza değildir. Tüm bunların tek seferde ama daha kötü bir şekilde yaşanmasıdır. Dünyadaki hiçbir ulus bununla başa çıkmak için hazırlıklı değil.

Geçen birkaç yılda dünya, dünya liderlerinin birbirlerini kamuya açık bir şekilde nükleer silahları ile tehdit etmesi ile değişti. Bir çok uzman nükleer bir saldırının tehlikesinin geçen yıllardan daha fazla olduğunu düşünüyor. Hükümetler vatandaşlarına kendi ülkelerinin nükleer silaha sahip olmasının iyi olduğunu, fakat başkasının sahip olmasının kötü olduğunu söylüyor. Bir şekilde bizi güvende tutmak için kitle imha silahları ile tehdit etmenin gerekli olduğunu düşünüyorlar.

Peki bu sizi güvende hissettiriyor mu?

Düşünülemez boyutlarda bir felaket açığa çıkarmak için bir grup güç sahibi insanın çıldırması, düzenbazlık yapması ya da küçük bir yanlış adım veya yanlış anlaşılma yeterli. Videolarda bir şeyleri patlatmak eğlenceli. Gerçek hayatta bir şeyleri patlatmak ise o kadar değil. Fakat bir çözüm var. Tüm nükleer silahları yok etmek ve bir daha üretmeme üzerine yemin etmek. 2017’de yüzlerce sivil toplum örgütü, Red Cross ve Red Crescent Movement tarafından desteklenen dünyadaki tüm ülkelerin neredeyse 2/3’ü kadar ülke nükleer silahları yasaklamayı ve ortadan kaldırmayı kabul etti. Bu kimin nükleer silahlara sahip olduğu ya da olmadığı ile alakalı değil. Silahların kendileri bir sorun. Silah kullanmak ahlaksızlık değil, hepimizin varlığına bir tehdit. Hangi ülkeden geldiğiniz, hangi politik görüşü savunduğunuz önemli değil. Sonsuza dek ortadan kaybolmalarını talep etmeliyiz. Bu baskısız olmayacak bir şey. Bu baskının bir parçası olmak istiyorsanız kişisel olarak yapabileceğiniz şeyler var. Nükleer silahlar hakkında daha fazla bilgi edinmek ve neler yapabileceğinizi görmek için notonukes.org’u ziyaret edin.

[fvplayer id=”4″]

Mavi Balinalar Neden Kansere Yakalanmazlar? – Peto Paradoksu

[fvplayer id=”3″]

Kanser, korkunç ve gizemli bir şey. Kanseri daha kolay yok edebilmek için anlamaya çalışırken günümüze kadar çözülemeyen bir biyolojik paradoksu keşfettik.  Büyük hayvanlar kansere karşı bağışıklık gösteriyor ki bu hiçbir anlam ifade etmiyor. Bir canlı ne kadar büyük olursa kanser olma ihtimali de o kadar fazla olmalı. Bunun nedenini anlamak için, önce kanser hücresinin doğasına bakmamız gerekiyor. Hücrelerimiz, yüz milyonlarca parçadan oluşan protein robotlarıdır. Sadece kimyasal tepkimelerle yönlendirilerek, yapıları oluşturur ve parçalarına ayırırlar, enerji elde etmek için bir metabolizmayı sürdürürler ve kendilerinin neredeyse mükemmel kopyalarını oluştururlar. Bu karmaşık kimyasal reaksiyonlara yol diyoruz. Onlar iç içe geçmiş, üst üste yığılmış bir sürü biyokimyasal ağlardır. Bunların çoğu tek bir insan zihni tarafından zar zor idrak edilebilir, ama yine de mükemmel olarak çalışırlar. Ta ki çalışmayana kadar.

 

İnsan vücudunda olan binlerce ağların içinde yıllarca süre gelen milyarlarca (ve) trilyonlarca tepkime hakkındaki soru şudur: Ya bir şeyler yanlış giderse…

…ama ne zaman?

Küçük hatalar, görkemli makine bozulana kadar birikir. Bunun kontrolden çıkmasını engellemek için hücrelerimizi intihara teşebbüs ettiren acil anahtarları vardır.  Ama bu acil anahtarları yanılmaz değillerdir. Eğer başarısız olurlarsa hücre kanser hücresine dönüşebilir. Birçoğu bağışıklılık sistemimizce infaz edilir  ama bu bir sayı oyunudur, yeterince zaman verildiğinde hücre hatalarını yeterince arttırıp, gözden kaçınca kendinden daha fazla üretmeye (bölünmeye) başlar.

Tüm hayvanların bu sorunla baş etmesi gereklidir. Genellikle farklı hayvanların hücreleri aynı boyuttadır. Bir farenin hücreleri seninkinden daha küçük değildir. Sadece toplamda daha az hücresi ve daha kısa bir ömrü vardır. Daha az hücre ve kısa ömür süresi işlerin yanlış gitmesi veya hücrelerin evrilmesi için daha az ihtimal demektir. Veya en azından bu anlama gelmelidir. İnsanlar yaklaşık elli kat daha fazla yaşarlar ve farelerden bin kat daha fazla hücreleri vardır. Buna rağmen kanser ihtimali insanlarda ve farelerde genel olarak hala aynıdır Hatta Mavi Balinanın insanlardan yaklaşık 3000 kat daha fazla hücresi vardır. Sahiden daima kanser olmuyormuş gibi görünüyor. Bu Peto Paradoksu’dur.

Büyük hayvanların olması gerekenden çok ama çok daha az kanser olmasındaki şaşırtıcı gerçektir. Bilim insanları bu paradoksu açıklamanın iki ana yolu olduğunu düşünüyorlar: Evrim ve Hiper Tümörler Birinci çözüm: Evrim geçir veya bir kanser damlası haline gel. 600 milyon yıl önce çok hücreli canlılar gelişirken hayvanlar daha ve daha büyük hale geldiler. Bu da onlara daha ve daha çok hücre ekledi ve bundan dolayı hücrelerin bozulma ihtimalini daha ve daha çok arttırdı. Bu yüzden bu canlıların çok daha iyi kanser savunmaları geliştirmesi gereklidir. Yapmayanlar ölmüştür. Ama kanser öylece olmaz, belli genlerde olan ve aynı hücre içinde birçok bireysel hatalarını ve mutasyonları içeren bir olaydır. Bu genlere Proto-Onkogenleri denir ve mutasyona uğradıklarında bu kötü bir haber demektir. Mesela doğru mutasyonla hücre kendini öldürme yeteneğini kaybedebilir. Başka bir mutasyonla saklanma özelliği geliştirebilir. Yine bir başkası ile kaynakları çağıran bir çağrı gönderebilir. Bir başka mutasyonla da hızlıca çoğalma özelliği kazanabilir. Yalnız bu Onkogenlerinin bir düşmanı vardır: Tümör Bastırıcı Genler. Bu önemli mutasyonların olmasını engellerler. veya hücreye kendini öldürmesi için komut verebilirler eğer sorunun tamirden veye gittiğine karar verirlerse. Daha büyük hayvanların bunlardan (tümör baskılayıcı genlerden) daha fazla olduğu ortaya çıktı. Bu yüzden filin hücrelerinin bir tümörü geliştirmeleri için, farenin hücrelerine göre daha çok mutasyon gerekiyor. Dirençli değiller ama daha çabuk iyileştirebiliyorlar. Bu adaptasyon muhtemelen bazı bedeller karşılığında geldi, ama araştırmalar hala bunun ne olduğundan emin değillerdir.

Belki tümör bastırıcılar filleri daha çabuk yaşlandırıyorlar veya yaraların iyileşme hızını düşürüyordur. Henüz bilmiyoruz. Lakin paradoksun çözümü başka bir şey olabilir:

Hiper Tümörler. İkinci çözüm Hiper Tümörler Evet harbiden. Hiper tümörlere, hiperparazitlerin adı verilmişlerdir. Parazitlerin parazitleri. Hiper tümörler de tümörlerin tümörleridir. Kanser işbirliğinin bozulması olarak düşünülebilir. Normalde hücreler yapıları oluşturmak için beraber çalışırlar bağışıklılık sisteminin organları, dokuları veya elementleri gibi… ama kanser hücreleri bencildir ve sadece kendi kısa vadeli yararları için çalışırlar.

Eğer başarılı olurlarsa tümör yaparlar; Öldürmesi çok zor olan büyük kanser yığınları. Yalnız tümör yapmak zor bir iştir. Milyonlarca, milyarlarca kanser hücresi art arda çoğalır bu çok fazla kaynak ve enerji gerektirir. Vücuttan çalabilecekleri kaynak miktarı büyümenin sınırlayıcı faktörü haline gelir. Bu yüzden tümör hücreleri vücudu ona direk kan damarları yapması ve onu öldüren şeyi beslemesi için kandırır. Bu noktada kanser hücrelerinin doğası kendinin mahvetmesi olabilir. Kanser hücreleri doğuştan değişkendir, bu yüzden mutasyon geçirmeye devam ederler. Bazıları kardeşlerinden daha hızlıdır. Eğer bunu bir süre yaparlarsabir noktada orijinal kanser hücrelerinin kopyalarının kopyasından bir tanesi kendini birey olarak düşünebilir ve işbirliği yapmayı bırakabilir. Bu da aynı vücut gibi orijinal tümörün bir düşman haline gelmesi demektir. Aynı kıt kaynaklar ve besinler için savaşır…. Böylece yeni evrimleşmiş hücreler bir Hipertümör yaratabilir.

Yardım etmek yerine eski kardeşlerine kan akışını keserler, ki orijinal kanser hücrelerini aç bırakıp ve öldürür. Kanser, kanseri öldürüyordur. Bu işlem tekrar ve tekrar devam edebilir ve bu da kanserin büyük organizmalar için bir problem olmasını engelliyor olabilir. Büyük organizmaların fark ettiğimizden daha çok hipertümörleri olması mümkündür. Sadece fark edilecek kadar büyümemiş olabilirler, bu da mantıklıdır. İki gramlık bir tümör bir farenin vücut ağırlığının %10’unu bir insanın vücut ağırlığının %00.2’sinden daha azını ve bir mavi balinanın vücut ağırlığının %00000.2’sini oluşturur.

Bu üç tümörün hepsi aynı sayıda hücre bölünmesi gerektirir ve aynı sayıda hücreleri vardır. Bu yüzden yaşlı bir mavi balina küçük kanserlerle dolu olabilir ama umursamayabilir. Peto Paradoksuna önerilen başka çözümlerde vardır farklı metabolik hız veya farklı hücresel yapı gibi, ama şu an bilmiyoruz. Bilim insanları bu sorun üzerinde çalışıyorlar.

Daha büyük hayvanların bildiğimiz en ölümcül hastalıklardan birine karşı nasıl daha dirençli olduklarını çözmek yeni terapi ve tedavilerin yolunu açabilir. Kanser her zaman bir zorluk olmuştur. Günümüzde nihayet onu anlamaya başlıyoruz ve böylece birgün nihayet üstesinden geleceğiz.

 

Corona virüsü Nedir ? ve Ne Yapmalısın

[fvplayer id=”2″]

Aralık 2019’da, Çin yetkilileri ülkesinde yayılan virüs hakkında dünyayı bilgilendirdi.

İlerleyen aylarda virüs diğer ülkelere birkaç günde katlanarak artan vakalar halinde yayıldı.

Bu virüs, Şiddetli Akut Solunum Sendromu ile İlişkili Koronavirüs 2,Covid-19 adındaki hastalığa sebep oluyor. Halk arasında bilinen adıyla: Coronavirüs

Bir insana bulaştığında aslında ne oluyor ve biz ne yapmalıyız?

Bir virüs aslında genetik materyaller ve birkaç proteinin etrafını saran bir kabuktan başka bir şey değildir, canlı olduğu bile tartışma konusudur.

Yalnızca başka bir canlının hücrelerine yerleşerek çoğalabilir.

Korona açık yüzeylerden yayılabilir ancak bu yüzeylerde ne kadar hayatta kalabildiği hâlâ kesin değildir.

Yayılmasının başlıca sebebi öksürük veya hasta bir kişiye dokunduktan sonra, kişinin kendi yüzüne dokunmasıyla meydana gelen sıvı temaslarıdır.

Virüs yolculuğuna burada başlar ve vücudun derinliklerine doğru yol alır.

Hedefi, en dramatik etkiyi yaratabileceği iç organlar olan bağırsaklar, dalak ve akciğerlerdir.

Sadece birkaç tane koronavirüs bile oldukça kötü sonuçlara yol açabilir. Akciğerler milyarlarca epitel hücre ile çevrilidir.

Bu hücreler sizin vücudunuzda organlarınızı ve mukozanızı hizalayan sınır hücreleridir. İlk enfekte olan hücreler bunlardır.

Korona virüsü bu hücrelerdeki spesifik bir reseptöre genetik materyalini enjekte etmek için bağlanır. Bu olanlardan habersiz olan hücre yeni talimatları yerine getirmeye başlar; kopyala ve yeniden grupla.

Hücre kritik noktaya gelene kadar orijinal virüsün kopyalarıyla dolmaya devam eder.

Kritik noktaya ulaşınca son bir talimat alır ve kendini imha eder.

Hücre bir nevi erir ve daha fazla hücreye saldırmaya hazır olan yeni korona virüslerini salar.

Hastalıklı hücre sayısı katlanarak artar.

Yaklaşık 10 gün sonra milyonlarca vücut hücresi enfekte olmuş durumdadır ve milyarlarca virüs akciğerleri sarmıştır.

Virüs şimdiye kadar çok fazla hasara sebep olmadı fakat asıl canavarı şimdi senin üzerine salacak; kendi bağışıklık sistemin.

Seni koruması gereken bağışıklık sistemi aslında oldukça tehlikeli olabilir ve sıkı düzenlemelere ihtiyaç duyar. Bağışıklık sistemi hücreleri virüsle savaşmak için ciğerlere geldiğinde Corona bu hücrelerden bazılarına bulaşır ve kargaşa yaratır.

Hücreler ne gözleri ne de kulakları olmadığı için sitokin adlı küçük haberleşme proteinleri yardımıyla iletişim kurarlar.

Neredeyse bütün önemli bağışıklık reaksiyonu bu proteinler tarafından kontrol edilmektedir.

Korona virüsü bulaştığı bağışıklık hücrelerinin aşırı tepki vermesini sağlar ve önüne geleni öldürmesine neden olur.

Bir bakıma bağışıklık sistemini saldırı çılgınlığına sokar, gerektiğinden çok daha fazla asker göndermesine sebep olarak kaynaklarını boşa harcamasına neden olur ve çevreye hasar verilmesini sağlar.

İki çeşit hücre kargaşa çıkartır.

Nötrofiller, hücrelerimiz dahil olmak üzere her şeyi öldürmede mükemmeldirler.

Binlercesi olay yerine vardığında bu hücreler – iki taraftan da kayba sebep olan – öldürücü enzimler salgılamaya başlarlar.

Karmaşaya katılan bir diğer önemli hücre de katil T hücreleridir.

Bu hücreler ise diğer hücrelere kontrollü bir şekilde intihar etmelerini bildirir.

Kafası karışmış olan bu hücreler, sağlıklı hücrelere de kendilerini öldürmelerini söylerler.

Ne kadar çok bağışıklık sistemi hücresi gelirse, o kadar çok zarara yol açarlar ve bir o kadar da sağlıklı akciğer dokusunu öldürürler.

Bu durum kalıcı, geri dönüşü olmayan hasara, ömür boyu sürecek engellere sebep olacak kadar kötüye gidebilir.

Çoğu vakada bağışıklık sistemi yavaşça kontrolü ele alır ve enfekte olmuş hücreleri öldürür, virüsün diğer hücrelere bulaşmasını engeller ve savaş alanını temizlerler. İyileşme süreci başlar. Korona bulaşan kesimin çoğunluğu, hastalığı hafif semptomlarla atlatırlar.

Fakat çoğu vaka ilerleyebilmekte, hatta kritik noktaya ulaşmaktadır.

Henüz tüm vakalar tanımlanmadığından bir yüzde veremiyoruz, fakat gripten daha fazla vaka olduğunu söyleyebiliriz.

Daha kötü vakalarda milyarlarca epitel hücre ölmüş, dolayısıyla akciğerlerin koruyucu tabakası yok olmuştur.

Bu da demek oluyor ki alveoller, nefes almamızda görev alan hava kesecikleri, normalde çok büyük bir problem olmayan bakteriler tarafından işgal edilebilirler.

Hastalar zatürreye yakalanır, solunum zorlaşır hatta durabilir ve hastalar yaşayabilmek için solunum cihazlarına ihtiyaç duyar.

Bağışıklık sistemi haftalardır tam güçte çalışmış ve milyonlarca antiviral silahlar üretmiştir.

Binlerce bakterinin hızla çoğalmasıyla beraber de daha fazla dayanamamaktadır.

Bakteriler kana karışır ve tüm vücudu sarar. Bunun gerçekleşmesi durumunda ölüm fazlasıyla olasıdır. Koronavirüs özellikle grip ile karşılaştırılır fakat aslında çok daha tehlikelidir. Hala süren bir küresel salgın sırasında kesin bir ölüm oranı vermek zor olsa da daha bulaşıcı olduğunu ve gripten daha hızlı yayıldığını biliyoruz.

Korona gibi bir pandemi için 2 gelecek var: Hızlı ve Yavaş

Hangi geleceği yaşayacağımız salgının ilk günlerinde yapacaklarımıza bağlı.

Hızlı pandemi korkunç ve çok hayata mal olacak. Yavaş pandemiyi ise tarih kitapları yazmayacak.

Hızlı pandemi için en kötü seneryo yavaşlatmak için gerekli önlemler olmadığından çok hızlı bir yayılım ile başlaması.

Bu neden çok kötü ?

Hızlı pandemide çok insan aynı anda hasta olur. Eğer rakam çok büyürse sağlık sistemi kapasitesi aşılır ve herkese yardım etmek için ne yeterli sağlık çalışanı olur nede yeterli sayıda solunum cihazı gibi sağlık ekipmanı kalır.

İnsanlar tedavi almadan ölür ve sağlık çalışanlarıda hastandıkça sağlık sisteminin kapasitesi daha da düşer.

Eğer bu senaryo olursa kim yaşayacak kim yaşamayacak kararı gibi korkunç bir karar verme durumu ortaya çıkar. Bu senaryoda ölüm sayısı ciddi miktarda artar.

Bundan kaçınmak için dünya yani biz bunu yavaş pandemiye dönüştürmek için elimizden geleni yapmalıyız.

Pandemi özellikle erken fazlarda doğru önlemlerle yavaşlatılır.

Böylece hasta olan herkes gerekli tedaviyi alır ve hızlı pandemideki gibi bir kırılma noktası yaşanmaz.

Korona virüsü için şimdilik bir aşımız olmadığı için davranışlarımızı sosyal bir aşı gibi davranmak için düzenlemeliyiz. İki maddeye indirgeyebiliriz: Enfekte olmamak ve Başkalarını enfekte etmemek.

Önemsiz gibi gelsede ellerinizi sabunla yıkamak yapacağınız en iyi şey. Sabun aslında güçlü bir araç.

Korona virüs basitçe yağdan bir kılıf içinde ve sabunda o kılıfı parçalayarak sizi enfekte etmesini engelliyor.

Ayrıca ellerinizi kaygan yapıyor ve mekanik hareketler ve yıkama ile virüsü söküp atıyor.

Doğru yıkama, çok acı bir biber doğramışsınız ve sonrasında da lensinizi takacak iseniz ellerinizi nasıl yıkarsınız

Sonraki aşama hoş bir deneyim olmasada sosyal mesafe koymak fakat yapılması iyi birşeyTokalaşmak ve sarılmak yok Eğer evde durabiliyorsan, toplum fonksiyonları için dışarıda olmak zorunda olan doktorları, kasiyerleri yada polisleri korumak için evde dur. Sen onlara bağımlısın onlarda senin hasta olmamana bağlı.

Bir üst seviyede, karantinalar vardır ki seyahat kısıtlamaları yada evde kalma emirleri gibi farklı anlamlara gelebilir.

Karantinalar ne popüler nede iyi bir deneyim ama bizim tarafımızdan ve özellikle ilaç ve aşılar için çalışanlar için çok önemli bir zaman.

Eğer karantina altında isen bunu sebebini anlamalı ve saygı duymalısın.

Bunların hiçbiri eğlenceli değil ama büyük resme bakınca ödenmesi gereken çok küçük bir bedel.

Pandemilerin nasıl biteceği başlangıcına bağlıdır. Eğer hızlı ve dik eğimle başlarsa kötü biter. Eğer yavaş başlar ve çok dik olmayan bir eğimle giderse iyimsi biterler. Bu gün ve bu yaşta herşey bizim elimizde. Hem mecazi hem de gerçek anlamda. Bu video ile kısa sürede bize yardımcı olan uzmanlara çok teşekkürler, Özellikle dünyanın En Büyük Sorunları ve bu sorunların çözümünde nasıl ilerleme kaydedileceği üzerine araştırmalar ve veriler için çevrimiçi yayın olan Our World In Data.

Renkli Çoraplarda Fiyatlar ve Modeller

İş yaşamında veya sosyal yaşamınızda hangi şartlarda olursanız olun, sizler için en uygun ve cazip fiyatlı çorapları tercih etmek isteyebilirsiniz. Kumaşına, kalitesine ve fiyatlarına göre bütçelerinizi aşmayacak rakamlarla kombinlerinizi hazırlarken, sıra çoraplarınıza gelmişse, sizler için en ideal adreslerden birisinde olduğunuzu vurguluyoruz. Çorap dünyasında yer alan pek çok modeli ve rengi bulabileceğiniz adreslerimiz üzerinden ailenizi ve kendinizi mutlu edecek seçimleri yapabilirsiniz.

 

Tek bir model üzerinde takılı kalmak yerine, her ortamda uyumlu olabilecek birden fazla çorabı sepetinize atabilirsiniz. Böylelikle sizler için muhteşem modelleri beğenilerinize sunacak olan adreslerimizde olmanın memnuniyetini yaşayabileceksiniz. Çoraplarda birbirinden farklı desenlerin ve modellerin yer alabileceğini aktarmaktayız. Renkleri ve fiyatları ile sizleri de mutlu edecek olan çorap ürünlerimizde çocuklarınız, eşiniz veya aileniz için tüm sezon boyunca kullanabilecekleri siparişleri oluşturabilirsiniz.

 

Her zevke uyumlu olan ve her kombinle rahatlıkla kullanılabilecek tarza sahip çorapları sipariş ederken uygun fiyatları ödeyeceğinizin garantisini elde edebileceksiniz. Sitelerimiz sizler için güvenli bir şekilde adım atmanızı sağlayacaktır. Konforunuzdan ödün vermek istemediğinizde evlerinizde, iş yerlerinizde, okulda, sokakta veya misafirlikte kullanacağınız çoraplarda son derece özenle seçim yapmanızı sağlıyoruz.

 

Her Yaşa Uygun Renkli Çoraplar

Sürekli değiştirmek isteyeceğiniz ve sağlıklı bir şekilde kullanabileceğiniz çorapları alabilmek adına sayfalarımızda sizleri bekleyen çeşitliliğe göz atabilirsiniz. Yaş gruplarına göre renkleri ve desenleri değişmekte olan tüm modellerimizin sizler için avantajlı olacağını aktarmaktayız. Yalnızca bir gereklilik olduğunu düşündürmeyecek olan çoraplarda ruhunuzu yansıtabileceksiniz. Kişiliğinizi, düşüncelerinizi ve tarzınızı karşınızdaki kişilere hissettirebilmek, dinamik hislerinize ortak olmalarını sağlamak ve her ortamda enerjinizi yansıtabilmek için öncelikle çorapları desenlerine ve modellerine göre tercih etmeniz gerektiğini unutmamalısınız.

 

Kampanyalarımıza göz atarak sizler de kombinlerinizi hazırlamaya başlayabilirsiniz. Sevgililer günü gibi özel günlerde renkleri ve desenleri ile göz alıcı çorapları hediye etmek isteyebilirsiniz. İşte sizleri bekleyen harika fırsatlardan faydalanabilmek için sitelerimize göz atmayı unutmamalısınız. Belirli rakamların üzerine çıkacak olan sepetteki tüm ürünlerinizi alırken kampanyalı fiyatlarımız sayesinde aynı ücretleri ödeyerek daha fazla çoraba sahip olabileceğinizin de altını çizmekteyiz. Son zamanlarda daha sık karşınıza çıkan çorap modellerini bulabileceğiniz adreslerimizi sık sık ziyaret ederek en yeni ürünlerimize ulaşabilirsiniz.

 

E-Yayıncılık ve EBA TV

Dijital yayıncılıkta en önemli gelişme yazılı, görsel ve işitsel yayınların dijital ortamda bir araya getirilmesi olmuştur. Buna ortam yöndeşmesi (media convergence) adı verilmektedir.

Yayıncılıkta yöndeşmenin etkilerini şu başlıklar altında görebiliriz:

  1. Teknolojik açıdan yöndeşme (akıllı telefon ve TV)
  2. Endüstriyel açıdan yöndeşme (film şirketleri, TV şirketleri, Telekom şirketleri vs.)
  3. İçerik ve hizmet açısından yöndeşine (eğlence, iletişim, oyun, haber)

“Yeni iletişim ortamları- basit olarak sadece teknolojik dönüşümü ifade etmez. Ekonomik. politik ve kültürel etkileri medyayı yeniden şekillendirin Böylece teknolojik alanda yöndeşme, beraberinde endüstriyel alanda yöndeşmeyi de getirir. Bilişim endüstrileri, telekomünikasyon şirketleri ve medya sektörü arasındaki anlaşmalar, birleşmeler ve devralmalar endüstriyel yöndeşmeye yol açar. Bunlardan en bilinenleri dünyada AOL-Time-Warner birleşmesi ile Türkiye’de Doğan Yayıncılık D-Smart birleşmesidir.

Yayıncılık denilince ilk akla gelen kâğıt ortamında yayıncılıktır. Dijitalleşmenin bu alandaki etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz

Ekonomik açıdan üretici dediğimiz yayıncılarda istihdamın azalması

Kâğıt üreticileri, satıcılar, dağıtıcılar, matbaalar ve çalışanları ve reklam ajansları gibi aracılar açısından iş kaybı veya işlerin dijital ortama kayması nedeniyle bilgi-beceri eksikliği.

Kullanıcılar açısından yeni yayın teknolojilerinin edinilmesi ve benimsenmesinde karşılaşılan zorluklar.

Yayıncılığın dijital ortama geçmesinin getirdiği en önemli konulardan biri de telif hakları ve korsanlıktır. Bu konuda birbirinden farklı iki temel görüş bulunmaktadır

Birinci görüşe göre, telif hakları, tıpkı basılı ortamda olduğu gibi dijital ortamda da korunmalıdır. Bunun için teknolojik imkânlar sonuna kadar geliştirilmelidir. Bu görüşte olanlara “copyright” yanlıları da denilmektedir. 1990’lı yıllardan itibaren film ve müziklerin dağıtımında CD, DVD ve BlueRay disklerde fiziksel olarak şifreleme yapılması yeterli olmamış ve 2000’li yılların hemen başında Napster isimli uygulamanın ve Apple firmasının iPod cihazının da çığır açıcı etkileriyle, internet üzerinden film ve müzik indirmek üzerine bir endüstri gelişmeye başlamıştı. Bununla telif haklarının korunması amaçlanmıştı. Ne var ki korsanlığı tamamen bitirmek mümkün görünmemektedir.

İkinci görüşe göre ise, dijital ortamda bilgi paylaşımı serbest olmalı ve telif olmamalıdır. Onlar, internet üzerinden kopyalayarak çoğaltmanın çok kolay, iletişimin çok hızlı ve yaygın olduğu bir dönemde bilgiye erişmenin kısıtlanmasının mümkün olamayacağını savunmaktadırlar. Bu görüşte olanlara “copyleft” yanlıları da denilmektedir.

Günümüzde yayıncılık süreçlerinin dijital ortama kaymasının bir başka etkisini de televizyon yayıncılığında gözlemlemekteyiz. Web TV, IP TV gibi çeşitli teknolojilere sahip bu yayın türleri yayıncılığın maliyetlerini oldukça azaltmıştır. IP TV interaktif bir yayındır. IP TV de kişi bir yandan bir programı izlerken diğer yandan mesajlaşabilir ve alışveriş yapabilir. Ama bunların “aptal kutusu” dediğimiz türde, tüplü eski televizyonlarla yapılması mümkün değildir. Bu nedenle “akıllı TV” (smart TV) denilen türde televizyonlar ortaya çıkmakta ve yaygın kullanım alanı bulmaktadır. Web TV ise internetten TV yayını alma biçimindedir. Etkileşim sınırlıdır. Yayını alan kitle hakkında bilgi sahibi olunamaz. Tarayıcı ile çalışır. İnternet üzerinden olduğu sürece dünyanın her yerinden Web1N yayını alınabilir. Web TV, TV yayını için bir ara yüz sunar. Youtube da bu mantıkla oluşturulmuştur (video paylaşım sitesi). Vimco gibi çok sayıda benzerleri vardır.

IP TV, donanım seviyesinde çalışan bir sistemdin Tivibu, Digitürk D-Smart gibi yayınları izleyebilmek için bir kutuya ihtiyaç duyulur. En sağlıklı rating ölçümlerini IP TV üzerinden yapabiliriz. IP TV’de yayın IP protokolüne çevrilerek yapılın Web TV’de yayının ulaşması ve kalitesi konusunda yayıncının herhangi bir garantisi yoktur. Her iki tür yayında da canlı ve sonradan izlemek üzere kaydedilmiş yayın alınabilir.

Web TV ücretsiz ve reklam gelirlerine dayalı olarak çalışır. Web TV internet üzerinden herkese açık iken IP TV kapalı bir ağ yapısı içinde çalış1L IP TV’nin internet üzerinden çalışan versiyonları da üye kayıt bilgisi sorarak çalışır. IP TV daha kaliteli görüntü sunar. Genellikle televizyon üzerinden “broadcast” yolu ile yayıncılık yapılırken, Web TV’de yayın, bir web sitesi üzerinden “stream” şeklinde olur. İzlenecek yayınlar bir kayıt ortamına indirilebilir. Web TV ise geleneksel yayıncılığın Web ortamında

yapılan şeklidir. Web TV, Web 2.0 teknolojilerinin gelişmesinden sonra ortaya çıkmıştır. İzleyici aynı zamanda içerik üreticisi de olabilmektedir. Videoların tıklanma (izlenme), beğenme sayıları ve altına yazılan yorumlar dışında yüksek etkileşime sahip değildir.

Yeni iletişim ortamlarının en önemli özelliklerinden biri de büyük miktardaki veriyi çok küçük hacimlere sıkıştırarak depolamaya imkân vermesidir. Bu durum, 1990’lı yılların başında yayıncılık sektöründe CD kayıt ortamlarının yaygınlaşmasıyla başlamıştır. O dönemde pek çok ansiklopedi CD üzerine aktarılarak okuyucusuna ulaştırılmaya başladı. Yine o dönemde özellikle popüler bilgisayar dergileri, magazin dergileri vb. CD ortamında üretilip basılı derginin yanında okuyucusuna ulaştırılıyordu. Okuyucular da basılı dergilerdeki yazıları, ses ve hareketli

Görüntülerle desteklenip zenginleştirilmiş bir şekilde bilgisayarlarından takip etme imkânına sahip oluyorlardı. Böylece hem çoklu ortam kullanarak hem de elektronik ortamın hipermetinsellik özelliklerinden yararlanarak daha kaliteli bir okuma deneyimi yaşıyorlardı.

Fakat bu gelişme, ansiklopedi veya dergi CD ortamına aktarılıp daha küçük hacimlere sıkıştırılmış olsa da basılı ürünün fiziksel olarak dağıtımı problemini hâlâ çözememişti.

2000’li yılların başında internet kullanımı görece yaygınlaştı. ADSL gibi daha hızlı iletim hatlarının maliyetleri yine görece azalmaya ve özellikle sadece şirketlerin değil, ailelerin de kullanımına sunulmaya başladı.. Ayrıca bu dönem, Castells gibi düşünürlerin ağ toplumu olarak tarif ettikleri bir toplumsal dönüşüme doğru gidildiği bir dönemin de başlangıç oldu.63 Web 2.0 olarak tanımlanan gelişmelerin de etkisiyle bu dönemde büyük miktarlardaki verinin internet ağında (bulutta) depolanması yaygınlaştı. Özellikle, ücretsiz e-posta, ücretsiz web hizmetleri barındırma (hosting) hizmeti veren, dijital fotoğraf makinalarıyla çekilen resimler i  depolama alanları sunan, video ve film gibi hacim olarak çok yer kapla yan veriler için bile depolama ve paylaşım hizmetlerini ücretsiz ol yerine getiren şirketler bilişim sektöründe ortaya çıktı. İş ortamlarında da şirketler verilerini kendi sunucularında depolamak yerine, dış hizmet alımı (outsourcing) yoluna gitmeyi tercih ederek, bu web hizmetleri barındırma şirketlerinin sunucularında daha düşük maliyet ve daha uzu (kesintisiz) bağlantı süresi (uptime) ile tutmaya başladılar.

EBA TV GİRİŞ

Eba TV de E-yayıncılık bağlamında MEB’in çıkarmış olduğu en büyük ve geniş kitlelere hitap eden uzaktan eğitim amaçlı bir eğitim uygulamasıdır. İlkokul, Ortaokul ve Lise öğrencileri aşağıdaki bağlantıdan girerek, EBA tv üzerinden dersleri izleyebilirler.

Eba haftalık ders programı indir

EBA TV ile ilgili merak ettikleriniz

3 farklı kanal, HD ve SD olmak üzere toplam 6 kanaldan yayın yapılacaktır.
EBA TV İlkokul, EBA TV Ortaokul ve EBA TV Lise olmak üzere üç kanal uzaktan eğitimde kullanılacaktır.
Yayın akışlarına eba.gov.tr ana sayfasından ve TRT internet sitesinden günlük ve haftalık yayın akışına ulaşılabilecektir. Ayrıca, her akşam yayın sonlandıktan sonra ve sabah yayın başlayana kadar televizyon ekranından görüntülenebilecektir.
Öğrenciler EBA TV’den ve eba.gov.tr üzerinden yayın akışını takip ederek, kendi sınıflarına ait ders anlatımlarını, o haftanın hangi gününde ve saatinde yapılacağını öğrenecek ve kendileri için belirlenen saat aralığında yayını takip edeceklerdir. O saatler dışında ekran başında olmaları gerekmeyecektir.

Yayınlar aynı kanalda ve gün içinde 1 veya 2 kez tekrar edilecek. Tekrarlayan yayın akışı da yine eba.gov.tr ve TRT internet sitelerinden öğrenilebilir.

Ayrıca eba.gov.tr üzerinden de yayınlanan içeriklerin kayıtlarına ulaşılabilecek.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın seçtiği alanında başarılı öğretmenler ders anlatım videoları ile konuları anlatıyor.
HD Alış bilgileri:Alış frekansı :12.084 MHz

Polarizasyon : Yatay (H)

Sembol oranı : 13.750

FEC : 2/3SD Alış bilgileri:

Alış frekansı :11.916 MHz

Polarizasyon : Dikey (V)

Sembol oranı : 30.000

FEC : 3/4

SD (Standart çözünürlüklü) EBA TV İlkokul SD, EBA TV Ortaokul SD, EBA TV Lise SD kanalları TURKSAT uydusu üzerinden 1916 MHz, Vertical (Dikey), Sembol Oranı:30.000 FEC:3/4 parametreleri ile yayınlanmaktadır. TKGS (TURKSAT Kanal Güncelle Sistemi) sistemine sahip uydu alıcılarda ya da uydu alıcılı TV’lerde EBA TV İlkokul SD 89. kanaldan, EBA TV Ortaokul SD 90. Kanaldan, EBA TV Lise SD 91. kanaldan izlenebilir.

HD (yüksek çözünürlüklü) EBA TV İlkokul HD, EBA TV Ortaokul HD, EBA TV Lise HD kanalları TURKSAT uydusu üzerinden 12084 MHz, Horizontal (Yatay), Sembol Oranı:13750 FEC:2/3 parametreleri ile yayınlanmaktadır. TKGS sistemine sahip olan uydu alıcılarda ya da uydu alıcılı TV’lerde EBA TV İlkokul HD 86. kanaldan, EBA TV Ortaokul HD 87. kanaldan, EBA TV Lise HD 88. kanaldan izlenebilir.

Eylül 2014’te TURKSAT-4A frekans geçişinde uydu alıcısı ya da uydu alıcılı TV’lerinde tarama gerçekleştiren ve hiçbir kanalı sonrasında listesinden silmeyen kullanıcılar SD yayınları herhangi bir ilave işleme gerek duymaksızın izleyebilecektir. Eğer kullanıcı 11916 frekansında geçmişte taradığı kanalları sildiyse 11916 MHz, Vertical (Dikey), Sembol Oranı:30.000 FEC:3/4 parametrelerini uydu alıcısı ya da uydu alıcılı TV’sine girerek manuel tarama yöntemiyle ya da TURKSAT’ın şebeke arama sağladığı frekanslarda Network Search (Şebeke Arama ) kısmını açık yaparak tarama yöntemiyle EBA TV İlkokul SD, EBA TV Ortaokul SD ve EBA TV Lise SD yayınları bulunabilir.
Uydu alıcılarında ya da uydu alıcılı TV’lerde 12084 MHz, Horizontal (Yatay), Sembol Oranı:13750 FEC:2/3 parametrelerini girerek manuel (elle) tarama yöntemi ya da TURKSAT’ın şebeke arama sağladığı frekanslarda Network Search (Şebeke Arama ) kısmını açık yaparak tarama yöntemiyle EBA TV İlkokul HD, EBA TV Ortaokul HD ve EBA TV Lise HD yayınları bulunabilir.
Evet, her 3 kanal da aynı zamanda SD yayın sağlayacaktır.

Yayınlar ilgili kanalda 1 veya 2 kez tekrar edecektir. Tekrarlayan yayın akışı da yine aynı kanaldan öğrenilebilecektir. Bu akışlar doğrultusunda hangi çocuğunuzun, hangi saatlerde TV’yi takip edebileceğini planlayabilirsiniz.

Ayrıca eba.gov.tr üzerinden yayınlanan içeriklerin kayıtlarına ulaşılabilecektir.

Konu eksiği olan öğrenciler eba.gov.tr üzerinden kendi sınıfına ve eksik konularına ait içeriklere ulaşarak tamamlama çalışması yapabilir.

Öğretmenleriniz tarafından EBA üzerinden gönderilebilecek çalışmalar (etkinlik, soru, diğer içerikler vb.) ile de öğrencilerin dersten uzaklaşmaması sağlanabilecektir.

Ayrıca zorunlu tatil bittiğinde tüm sınıflarda telafi eğitimi de yapılacaktır.

Öğrenciler, kendi ders öğretmenleri ile eba.gov.tr üzerinden gruplarında yazışabilir, bilgi paylaşımında bulunabilmektedir.

Ayrıca zorunlu tatil bittiğinde tüm sınıflara telafi eğitimi de yapılacaktır.

EBA TV İlkokul HD 465. kanalda, EBA TV Ortaokul HD 466. kanalda, EBA TV Lise HD 467. kanalda yayına verilecektir. EBA TV İlkokul SD 932. kanalda, EBA TV Ortaokul SD 933. kanalda, EBA TV Lise SD 934. kanalda yayına verilecektir.
TURKSAT uydularından şifreli platform hizmeti veren D-Smart, Tivibu Uydu ve Digiturk Türksat Uydusu platformları da kendi akıllı kanal sıralamasına eklemek suretiyle yayınları abonelerine iletecektir.
Eutelsat uydusu üzerinden de abonelik ve platform hizmeti veren Digiturk Eutelsat uydu platformu, yayınları Türksat uydusu üzerinden alıp Eutelsat’ta bu yayınlara kendi platformu içinde kapasite ayıracak ve yayınları Eutelsat uydusu üzerinden abone olanlara da iletebilecektir.
Diğer yayın platformlarından da uzaktan eğitim kanalları izlenebilecektir. Kanal ve frekans bilgileri belli oldukça buradan duyurulacaktır.
Kanalları izlemek için herhangi bir kanal arama/ekleme işlemi yapmaya gerek bulunmamakla birlikte alıcı tipine göre kapatma/açma işlemine ihtiyaç duyulabilir.
Uydu alıcınızda manuel kanal ekleme bölümünde yukarıda belirtilen frekansları girerek tekrar aratmanız gerekmektedir.

 

 

Uyku – Rem Dönemi ve Rüya

İnsanlık tarihinde çok önemli bir yeri olan ve hala gizemini koruyan kadim bir meseleyi ele alacağız.

Rüyalarımız

 

Neden rüya gördüğümüzden tutun, doğada bizden başka rüya gören canlılar var mı sorusuna kadar

birçok meseleyi sinirbilim penceresinden ele alacağız. Açıkçası geceleri mağarasında uyuyan ilk insanların rüyalar konusunda ne düşündüklerini bilemem ama bundan 4500 yıl önce insanların rüyalara ne kadar önem verdiğini biliyoruz. Zira elimizde MÖ 2500’lü yıllara ait rüyalarla ile ilgili yazılı kayıtlar bulunmakta.

Mesela dönemin en gelişmiş uygarlıklarından olan Sümer topraklarında, Uruk kralı Dumuzi için rüyalar o kadar önemliydi ki gördüğü rüyaları kil tabletlere kaydettirmişti. Benzer şekilde Mısır’da MÖ 1300’lü yıllara ait rüyaların nasıl yorumlanması gerektiği ile ilgili oldukça kapsamlı ve detaylı bilgiler içeren yazılar bulunmakta. Hatta birçok medeniyet ve krallıkta rüya yorumlayan özel insanlar vardı. Bu insanların rüyalara yükledikleri anlamlara göre savaşlar yapıldı, tapınaklar inşa edildi ve tanrılara kurbanlar verildi.

Rüya konusunda bilimsel sayılabilecek ilk yaklaşım MÖ 200’lü yıllarda Roma imparatorluğunda yapılmıştı. Artemidorus yüzlerce insanın rüyalarını ve sonrasında yaşadıklarını dinleyerek kendince bir rüya kılavuzu oluşturmuştu. Böyle böyle rüyalar yıllarca insanların gündeminde olsa da ilk ciddi inceleme girişimi 1899 yılında Freud ile başlar. Dönemin oldukça popüler isimlerinden biri olan ve garip hayal gücünün çıktılarına bilimi ortak etmeye bayılan Freud rüya konusunu ele aldığı bir kitap yayınlamıştır. Freud’dan günümüze kadar yapılan çalışmalara göre rüya görmemizin altında yatan nedenleri bu şekilde sıralayabiliriz. Temel anlamda 7 başlık altında toplanan bu görüşlerin hiçbiri tek başına rüyaları açıklamaya yetmez. Ama bu görüşlerin bazılarının birlikte incelendiği modeller rüyaların amacı hakkında bize birtakım ipuçları vermekte. Rüyaları anlamak için önce uykuyu anlamak gerekmekte. Daha önce uyku hakkında çeşitli videolar yapmıştık. Merak edenler bu videolara bir göz atabilirler. Konumuza dönersek, uzun yıllar boyunca bilim de dahil olmak üzere insanlık uyku sırasında beynimizin bir şekilde kendini kapadığına inanmıştı. O nedenle uyku sırasında dış dünyadan haberdar olmuyorduk. Zaten doğaya baktığımızda da hemen hemen tüm canlılar uyuyordu. Çünkü beynimizin de dinlenmeye ihtiyacı vardı.

Günümüzde uykunun hala dinlenme ihtiyacından kaynaklandığını düşünenler olabilir ama meselenin o kadar basit olmadığını ilk kez 1950 yılında gördük. Chicago üniversitesinden Kleitman ve Aserinsky adlı iki araştırmacı beynin aktivitesini ölçmekte kullanılan EEG yöntemini uyuyan insanlarda denediler. Böylece uyku sırasında beynin ne kadar aktif olduğunu gözlemleyebileceklerdi. İşte bu deney sırasında her iki bilim insanı da beklenmedik bir olay yaşadı. Şimdi bu olayı daha iyi anlamak için çok kısaca beyin dalgalarından bahsetmem gerek. Aslına bakarsanız bu konuda ileride kapsamlı bir video çekeceğim çünkü gerek internet aleminde gerekse de kişisel gelişim dünyasında bu dalgalara çok fazla enteresan anlamlar yüklenmekte.

Bu yazıda için bilmemiz gereken sadece şu, burada da gördüğünüz kısa genlikli ve yüksek frekanslı dalgalar uyanıkken beynimizde oluşan dalga tipleri. Gözler kapalı dinlenim durumunda ya da uyku sırasında birim zamanda oluşan dalga sayısı yani frekans azalır, dalgaların genlikleri artar.

Kleitman ve Aserinsky yaptıkları EEG deneyi sırasında, uyuyan kişilerde zamanla dalga sayısının azaldığını ve dalga genliklerinin arttığını gördüler. ki bu da beklenilen bir sonuçtu. Ama deneyin devamında ilginç bir sürprizle karşılaştılar. Uykunun 70 ila 90. dakikaları arasında dalgaların genlikleri giderek azaldı ve birim zamanda görülen dalga sayısı bir anda artış gösterdi. Yani sadece normal EEG sonuçlarına bakarsak bu kişi uyanmış gözüküyordu. Çünkü beynin uyanık olduğu zamanlarda görülen nöron aktivitesi oluşmuştu. Ama o sırada EEG ölçümü yapılan kişi mışıl mışıl uyumaya devam ediyordu. İki araştırmacının kafasını karıştıran bu durum yaklaşık 10 dakika sürdükten sonra beyin dalgaları tekrardan eski yavaş hallerine döndüler. Ama bu ilginç fenomen uyku boyunca belirli aralıklarla kendini tekrar etmişti. Yani kişi uykuda olmasına rağmen beyni ara sıra bir şekilde uyanıyordu.O nedenle bilim insanları uykunun belirli kısımlarında karşılarına çıkan bu ilginç duruma paradoksal uyku adını verdiler. Aslında bu fenomenin oluştuğu dönemlerde, uyuyan kişilere daha yakından baktıklarında göz kapaklarının altında gözün sağa ve sola hızlı hareketlerini farkettiler. O nedenle uyku sırasında belirli aralıklarda gözlemlenen bu duruma hızlı göz hareketleri anlamına gelen REM adını vermişlerdi. Bu sırada, REM döneminde uyandırılan kişiler de çok canlı rüyalar gördüklerini söylemişlerdi.

REM’in keşfinden sonra uykuyla ilgili yapılan çalışmalardan çok şey öğrendik. Bilim insanları uykuyu kabaca REM ve REM’in görülmediği non-REM adı verilen iki kısımda inceler. NonREM de yine kendi içinde alt kısımlardan oluşur. Rüyalar genellikle REM dönemiyle ilişkilendirilse de nonREM döneminde de rüya görüldüğünü belirtelim. Ama REM’de görülen rüyalar çok daha canlı rüyalar. Şimdi gelin uyku sırasında neler oluyor sırayla ele alalım. Şimdi uykuyu bir deniz gibi düşünün. Uykunun ilk evresinde yüzeyde sayılırsınız. Yani kolayca uyandırılabilirsiniz. Zaman geçtikçe uyku denizinde daha derine dalarak ikinci faza geçersiniz. Burada nefes alışverişiniz daha düzenli hale gelir ve dışarıdan gelen uyaranlar tarafından uyarılma ihtimaliniz daha zordur. Bu sırada EEG kayıtlarına bakarsak kendilerine özgü bir takım dalga şekilleri görürüz. Uykunun bundan sonraki iki aşamasında gittikçe daha derinlere dalarız. ve delta dalgası dediğimiz dalgalar görülmeye başlar. 4. aşama yani en dip dışarıdan uyandırılmanızın en zor olduğu aşamadır. Artık uyku denizinde gidebileceğiniz daha derin bir yer yoktur. O nedenle tekrardan yüzeye çıkmaya başlarsınız. Önce üçüncü sonra ikinci aşamaya geliriz. Normalde bu noktada yüzeye çıkıp uyanması gereken beyinde az önce bahsettiğimiz şey olur ve REM dediğimiz döneme gireriz. Bu dönemde beyin uyanıkmış gibi davranır ama vücudunuz uyumaya devam eder. Yaklaşık 10-15 dk bu aşamada kaldıktan sonra tekrar derine dalarız ve bu döngü sabaha kadar bu şekilde devam eder.

REM’de geçen süre her bir sonraki REM’lerde artış gösterir ve sonunda uyanırız. Kabaca bir ifadeyle uykunuzun yaklaşık 5’te biri rüyalarda geçer. Mesela bu grafikte bu düzeni görüyorsunuz. Özellikle REM döneminde artış gösteren kalp hızı ve solunum hızına dikkat edin lütfen. Yani tek uyanan beynimiz değil. Aslına bakarsanız kaslarımız da rüyalarımıza eşlik edebilirdi. Yani rüyamızda koşarken yatağın içinde de koşmaya çalışabilirdik. Ama beynimiz bu duruma müdahale ederek engel olur. Bunu nasıl yaptığını merak edenler şu videomuza bir göz atabilirler. Şimdi gün içinde öğrendiğimiz bilgilerin uyku sırasında pekiştirildiğini biliyoruz. Aslında bununla ilgili güzel bir örnek var. Bir farenin beynine elektrotlar yerleştirerek fareyi labirente koyarlar. Fare labirentten çıkmayı öğrendiğinde beyninde bir takım nöron gruplarının aktifleştiğini görürüz. Buraya kadar her şey normal. İlginç olan hayvan kafesinde uyurken beyninden kayıt almaya devam ettiğimizde labirentten çıkmak için kullandığı nöronların uyku sırasında tekrardan aktifleştiğini görürüz. Yani muhtemelen fare rüyasında labirentte öğrendiği bilgiyi tekrarlıyordu.  Zaten sonrasında yapılan birçok insan ve hayvan çalışmasında REM uykusundan yoksun bırakılan deneklerde ciddi öğrenme bozuklukları ve testlerde başarısızlıklar gözlenmiştir. Yani REM dönemi hafızanın pekiştirilmesi için önemli. İlginç bir şekilde REM sadece hatırlamak için değil unutmak için de gerekli. Böylece alakasız bilgi ve anılar beynimizden temizlenmektedir. Unutmayla ilgili bu fizyolojik süreç iyi bir öğrenme için önemli. Bu arada şunu da belirtelim. Rüya sırasında dorsolateral prefrontal kortekste aktivite azalması söz konusu iken limbik sistemde aktivite artışı görülmektedir. Hatırlayacak olursanız, prefrontal korteks mantıklı karar vermeden, limbik sistem ise duygularımızdan sorumluydu. İşte o nedenle rüyalarımızda çoğu zaman mantık dışı olaylar görmemize rağmen, bu olaylar, duygusal anlamda çok etkileyici olabilir. İşte bu nedenle ne zaman etkileyici bir rüya görsek birilerine anlatmak isteriz. İşte öğrenmedeki bu rolü nedeniyle gün içinde sizin için önemli olan şeyleri rüyanızda görme ihtimaliniz yüksektir. Bu durum kimi zaman can sıkıcı kâbuslara neden olsa da bazen de bir şeyleri keşfetmenizi sağlayabilir.

Birçok bilim insanı çeşitli sorulara o kadar çok kafa patlatıp o sorularla yaşarlar ki cevaplar bazen rüyalarında karşılarına çıkar. Bu da bu meselenin ilginç bir yansımasıdır. Mesela Dimitri Mendelev periyodik cetvele özgü yapıyı rüyasında görerek oluşturmuştur. Yine ünlü kimyacı August Kekule 1865 yılında rüyasında bir yılanın kendi kuyruğunu ısırıp halka şeklinde durduğunu görmüş. Normalde bu rüya bizler için çok fazla bir anlam ifade etmese de Kekule için oldukça önemliydi.Çünkü bu rüya sayesinde benzen molekülünün yapısının halka şeklinde olduğunu keşfetmişti.

Bir başka örnekte sinir uyarılarının nasıl iletildiği üzerine kafa yoran Otto Loewi 1920 yılının Paskalya bayramında gece uykusunda araştırdığı konuyla ilgili bir rüya görmüştür. Uykudan uyanır uyanmaz hızlı bir şekilde notlar almış, ama sabah kalktığında bu notların tam olarak ne anlam ifade ettiğini çözememiştir. Bir sonraki gece tekrar aynı rüyayı görmüş, bu sefer işini garantiye altına almak adına deneyi gerçekleştirmek için gece 03.00’de laboratuvarına gitmiştir. İşte bu rüya sayesinde bugün asetilkolin olarak bildiğimiz maddenin kalpteki bazı sinir uçlarından salınarak etki gösterdiğini keşfetmiştir.

Peki, rüya gören tek canlı bizler miyiz?

 

Aslında evinde kedi, köpek besleyen kişiler, bu hayvanların rüya deneyimlerine şahit olmuştur. Bu doğrudur çünkü bilimsel olarak doğadaki diğer memelilerin de rüya gördüğünü bilmekteyiz. Bununla beraber kuşlar, bazı sürüngenler ve mürekkep balıklarının darüya benzeri bir fenomen yaşadıklarını biliyoruz. Çok fazla örnek olmakla beraber en ilginci kuşlarda yapılan çalışmalardır. Kadın beyni erkek beyni kitabımda da bahsettiğim üzere erkek zebra ispinozu dişiyi etkilemek için aşk şarkıları üretir. Çünkü beyninde bununla ilgili birtakım bölgeler vardır ve seçilmek için kendine özgü aşk şarkıları üretmek zorunda. İşte burada karşımıza ilginç bir durum çıkmakta. Bu kuşların erkek yavruları ileride kullanacakları bu şarkıları babalarından öğrenirler. Gün içinde babalarından duydukları sesleri taklit ederek ve kendilerinden de bir şeyler katarak şarkılar üretmeye çalışırlar. İlginç olan erkek yavru kuşların öğrendikleri bu şarkıları rüyaları sırasında tekrarlamasıdır. Yani yine bir öğrenme davranışı ve bunun pekiştirilmesi. Özetlersek, uyku klasik bilindiği gibi sadece dinlenmeyle ilgili bir durum değildir. Eğer öyle olsaydı herkesin uyku süresi farklı olurdu.

Mesela yeni doğmuş bir bebek tüm gün yatmasına rağmen, gün içinde 10 saat boyunca madende çalışmış bir işçiden daha fazla uykuya ihtiyaç duyar. Çünkü mesele fiziksel dinlenme değil beynin öğrendiklerini işlemek için duyduğu zaman ihtiyacıdır. Bunu da en iyi REM döneminde yani rüyalarımız sırasında yapar. Tıpkı bilgisayar ve telefonlarımızın yaptığı güncellemeler gibi. Çok kabaca gün içerisinde topladığı tüm veriler nedeniyle her gece kendisini güncellemek zorunda olan garip bir beynin yazılımına sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. Sonuç olarak her ne kadar halen bilimsel anlamda gizemini korusa da, şu anki bilgilerimize göre, rüyalarımızı bir amaçtan ziyade, beynimizde unutulacak ya da hatırlanacak bilgilerin işlenmesi sırasında ortaya çıkan garip bir fizyolojik fenomen olarak değerlendirebiliriz.

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=t8T3Rqb3Yaw

Beynin Sigarayla İmtihanı – Sigarayı Bırakmak

2017 yılı verilerine baktığımızda 8.2 milyon insanın sigara yüzünden hayatını kaybettiğini görüyoruz. 7 milyon kişi doğrudan sigara kullandığı için ölürken 1.2 milyon kişi sigara içmediği halde “pasif içicilik” dediğimiz durum nedeniyle hayatını kaybetmiş. Yani başkalarının içtiği sigara yüzünden. Dünya nüfusu çok kalabalık olduğu için bu sayılar size pek bir şey ifade etmeyebilir. O yüzden şöyle anlatalım.

Sigara içmediği halde sigara dumanına maruz kaldığı için hayatını kaybeden insan sayısı tüm dünyadaki trafik kazalarında hayatını kaybeden toplam insan sayısından daha fazla. Doğrudan sigara içmeye bağlı ölüm sayısı ise listenin 2 numarasında. Yani karşımızda insanlık açısından inanılmaz büyük bir tehlike söz konusu. Şimdi gelin bu tehlikeye bir göz atalım.

Dünyadaki tüm ölümlerin yaklaşık %13’ünün nedeni sigara. 2017 yılına göre hazırlanmış bu grafikte tüm dünyada sigaraya bağlı ölüm oranlarını görmektesiniz. Bölge ne kadar koyu maviyse o kadar fazla ölüm var demek. Ülkemize yakından baktığımızda ölümlerin dünya ortalamasının üzerinde olup yaklaşık %20 civarında seyrettiğini görüyoruz. Peki bu oran hep böyle yüksek miydi? Eğer bu grafiğe yakından bakarsanız 1990 ila 2017 yılları arasında sigaraya bağlı ölümlerin nasıl değiştiğini takip edebilirsiniz. Sizin de gördüğünüz üzere genellikle yükselme eğiliminde olan grafik 2010 yılı itibariyle azalmaya başlamış. Ama sigaraya bağlı ölüm oranlarının ülkemizde hala çok yüksek olduğunu söyleyebiliriz.

Şimdi ise size çok daha ilginç bir grafik göstereceğim. Bu grafikte pasif içiciliğe bağlı ölüm oranları özetlenmiş. Grafiğin 1990 yılı itibariyle sürekli azalma eğiliminde olması gerçekten çok kıymetli. Özellikle çocukluğunda şehirler arası yolculuklarda otobüsteki yolcuların içtiği sigara dumanına saatlerce maruz kalmanın ne demek olduğunu çok iyi bilen biri olarak bir meselenin altını çizelim. Kapalı yerlerde sigara içmeye karşı yapılan her türlü kısıtlamanın önemi işte bu grafik ve sayılarla çok net karşımıza çıkmakta. Peki bir şeyin bizi öldüreceğini bile bile neden ona bu kadar düşkünüz? Aslına bakarsanız tütünün insan ile olan ilişkisi çok çok eskilere gitmekte.

Tütün tarımının MÖ 6000 ila 3000 yılları arasında Amerika topraklarında başladığını biliyoruz. Patlıcan, domates ve patates ile beraber aynı ailenin üyesi olan tütün bitkisi insanlık tarihi boyunca ritüellerden tutun çeşitli tedavilere kadar çok farklı amaçlarla kullanılmış. Tütünün Amerika topraklarından çıkıp Avrupa’ya gelmesini sağlayan ise ünlü kaşif Kristof Kolomb. 1492 yılında şu an Küba’nın olduğu topraklara ayak basan Kolomb oradaki yerli halkın tütüne olan ilgisini keşfeder. Kimi yerlilerin tütünü çiğnediğini kimilerinin ise tütün yapraklarını çubuklarla tüttürdüğünü görür ve bu bitkileri Avrupa’ya götürür.

Keyif verici özelliği nedeniyle insanlar arasında hızla yayılsa da tütünün Avrupa’da iyice popüler olmasını sağlayan kişi Fransa’nın Portekiz elçisi Jean Nicot olmuştur. Baş ağrısı, mide ve kadın hastalıklarına iyi geldiğinden bahsederek tütünü Fransız Kraliçesine sunmuştur. O tarih itibariyle tütün halk tarafından Kraliçe otu olarak adlandırılıp hızla yaygınlaşmıştır. Burada çok ilginç bir bilgiyi daha paylaşalım. Bilimsel sınıflandırmada tütün bitkisinin cins adı Nicotiana’dır. Zaten o nedenle bu bitkiden elde edilen en önemli maddeye de nikotin denmiştir. İşte bu nikotin kelimesinin kökeni tütünün Avrupa’da çok hızla yayılmasına neden olan Fransız elçi Jean Nicot’un soyadına dayanmaktadır.

1900’lerin başı ile beraber tütün ve sigara artık bir endüstri haline dönüşmüştür. İlk çıktığı dönemlerde sigara reklamlarında doktorların oynatılması ve sigaranın sağlık açısından faydalı olduğunun öne sürülmesi ise insan denen canlının çıkarları söz konusu olduğunda ne kadar tehlikeli olabileceğini bir kere daha göstermiştir. Tüm bu bilgilerden sonra gelin sigaranın fizyolojimiz üzerine olan etkilerini inceleyelim. Şimdi sigaradan aldığınız her solukla beraber 5000’den fazla maddeyi vücudunuzdan içeri göndermektesiniz. Bu maddelerin çoğu zaten zararlıyken yaklaşık 50 tanesinin oldukça toksik olduğunu belirtelim.

Araba egzozundan çıkan karbonmonoksit, çakmak gazında yer alan bütan, bir zehir olan arsenik, tuvalet temizliğinde kullanılan amonyak ve roket yakıtında bulunan metanol bu kimyasallardan sadece birkaçı. İşte bu çirkin karışıma ilk maruz kalan diş ve diş etleriniz zamanla büyük zararlar görürken burnunuzdaki sinir uçları da haraplanarak koku duyunuz zayıflar. Gerek solunum yolları gerekse de akciğerlerdeki hava keselerinde ciddi zararlar görülür. Sigarayla beraber akciğerlerdeki hava keselerinden kana karbonmonoksit geçişi olur. Normalde ana görevi oksijeni taşımak olan eritrositlerimiz içerisindeki hemoglobin molekülü hemen dolaşımdaki karbonmonoksite bağlanır. Çünkü bu tehlikeli maddeyi dolaşımdan uzaklaştırmak gerek. Bu durumda da dolaşımda oksijen taşıyan hemoglobin sayısı azalacağından sigara içenlerde oksijen azlığına bağlı olarak nefes darlığı ve tıkanma gibi durumlar oluşur. Aynı zamanda sigara damarlarda daralmaya neden olup damarın iç yüzeyine zarar vererek kan akışını kısıtlar. Bu durum pıhtı oluşum riskini oldukça yükselterek kalp krizi ya da felci tetikleyebilir. Bunlara ilaveten görme bozukluğuna, erkeklerde ereksiyon problemi ve düşük sperm sayısına neden olurken, kadınlarda gebe kalmayı zorlaştırır. Özellikle hücre düzeyinde DNA’lar üzerine gösterdiği negatif etkiler nedeniyle kanser riskini oldukça artırmakta. Hemen belirtelim.

Sigara bu özelliği nedeniyle sadece akciğer kanserini değil hemen hemen diğer tüm kanser türlerini de tetiklemekte. Tüm bu zararlarını bilmemize rağmen bu saçma şeyi ısrarla tüketmemize neden olan nedir? Cevap tek bir kelime, nikotin. Hatta Profesör Mike Russel’ın bu konuyu özetleyen çok güzel bir sözü vardır. Der ki; “İnsanlar nikotin istedikleri için sigara içerler ama katran soludukları için ölürler.” Beyinde birçok bölgede nikotinik reseptörler olduğu için sigaranın beyin üzerinde oldukça geniş bir alanı etkilediğini belirtelim. Ama bunlardan en önemlisi beynimizin ödül merkezi. Nikotinik reseptörler aktifleştiğinde ödül merkezinde gerçekleşen dopamin salımı nedeniyle kişiler bu durumdan çok büyük bir zevk almakta. Bununla beraber nikotinin GABA ve serotonin salgılarını da uyardığını görmekteyiz. Bu da ruh haliniz üzerinde sakinleştirici bir etki yapmakta.

Peki sigaranın haz vermek ve rahatlatmak dışında beynimiz üzerine pozitif bir etkisi var mı? Aslında hem sigara içme alışkanlığı olan hem de sinirbilim bilen biriyle konuşursanız sigaranın konsantrasyon ve öğrenme üzerine pozitif etkileri olduğundan bahsedecektir. Gerçekten de literatürde nikotinin öğrenme, hafıza ve konsantrasyon üzerine pozitif etkiler gösterdiğini ortaya koyan çalışmalar bulunmakta. Ama bu bulgular sizi yanıltmasın. Çünkü daha kapsamlı çalışmalarda bu etkinin kısa süreli olduğu ve uzun süreli sigara kullanımında diğer zararlı maddeler nedeniyle öğrenme ve hafızada ciddi sorunların ortaya çıktığı gösterilmiştir. Daha da ilginci hafıza ve bilişsel süreçlerde yaşanan bu sorunların pasif içicilerde de ortaya çıktığı görülmekte. Yine yapılan bir başka beyin görüntülemesi çalışmasında sigaranın serebral korteks tabakasını incelttiği gösterilmiş.

Serebral korteks beynin en dış kısmına verilen addır ve bu bölge dil, mantıklı düşünme ve hafıza gibi üst düzey fonksiyonlar için kritik bir alandır. Bu bölge normalde yaşlanmayla beraber zaten incelme eğilimi göstermektedir Ama sigara kullanımı bu incelmeyi çok fazla hızlandırmakta ve bunama riskini artırmaktadır. Sigarayı bıraktıktan sonra korteks kalınlığında birtakım iyileşmeler olsa da asla sigara içmeyenlerin korteks kalınlığı seviyesine gelinememekte.

Örneğin çalışmada 25 yıl önce sigara içmeyi bırakmış bir kişinin korteks kalınlığı bile hiç sigara içmeyen kişiye göre daha ince bulunmuş. Yani yaktığınız her sigara ile korteksinizi incelttiğinizi unutmayın. Peki, her içişte vücudunuzu mahveden ve beynimizi adeta esir alan sigarayı bırakmak neden bu kadar zor? Kimisi hiç sigaraya ilgi duymazken bir başkası için bu derecede bağımlılık yapmasının sebebi ne? Bu konuda hala net bir cevap olmasa da beynimizde insula adlı bir bölgenin sigara bağımlılığı konusunda önemli bir rol oynadığı düşünülmekte. Zira beyin görüntüleme çalışmalarında sigaranın arzulandığı dönemlerde insula aktivasyonu gösterilmiş. Yine sigara kullanımı ve bağımlılığı ile insulanın kortikal kalınlığı arasında negatif bir ilişki bulunmuş. Yapılan ilginç bir çalışmada sigarayı bırakmaya çalışan kişilerin beyin görüntüleri incelenmiş. 85 kişinin katıldığı çalışmada, 41 kişi tekrar sigaraya başlarken, 44 kişi sigarayı bırakmada başarılı olmuş. Bilim insanları beyin görüntülerini incelediklerinde sigarayı bırakmada başarılı olmuş kişilerin beyinlerinde ortak bir örüntü keşfetmişler. Bu kişilerin insula ve somatoduysal korteksleri arasında daha koordineli ve etkili bir iletişimin olduğu görülmüş. Yani sigarayı bırakma konusunda insula şimdilik kritik bir alan gibi gözükmekte. Sigarayı bırakmakla ilgili çok çeşitli yöntemler olmakla beraber belki ileride bir gün bu yöntemleri karşılaştıran bir video çekeriz. Ama şu an bilmeniz gereken asıl şey bu konudaki en önemli dinamiğin motivasyon olduğu. Adeta beyninizi ve vücudunuzu esir almış bu maddeden kurtulma konusundaki isteğiniz. İçtiğiniz tek bir sigaranın bile zararlı olduğunu ve sigarayı ne kadar erken hayatınızdan çıkarırsanız hücrelerinizin o kadar hızlı özgürlüklerine kavuşacağını unutmayın lütfen.

Mesela sigara içen biriyseniz ve şu an sigarayı bıraktığınızda vücudunuzda meydana gelecek değişikliklere bir göz atalım. Sadece 20 dk geçtiğinde bile kalp atışları ve kan basıncınız normale dönmeye başlar. 12 saat sonunda kanınızdaki karbonmonoksit seviyesi dengelenir ve oksijen taşıma kapasitesiniz artar 2 gün sonunda tat ve koku duyularında iyileşmeler olur. Eğer çok uzun süredir sigara kullanıyorsanız ne yazık ki bu iyileşmelerin gerçekleşmeyeceğini belirtelim. 72 saat sonunda nikotin yoksunluğunuz tavan yapacağından burası dayanmanız gereken en önemli noktalardan biri olacak.

1 ay sonunda öksürüklerde azalma ve akciğer dokularında iyileşmeler olur.

9 ay sonunda enfeksiyonlara karşı olan yeteneğinizi geri kazanırsınız.

1 yıl sonunda kalp hastalıkları riski sigara içen birine göre yarı yarıya azalır.

5 yıl sonunda damarlarınızdaki pıhtı oluşum riski önemli derecede azalır.

10 yıl sonunda sigara içen birine göre akciğer kanseri riskiniz yarı yarıya azalır.

15 yıl sonunda kalp krizi geçirme riski açısından sigara içmeyen bir kişiyle aynı seviyeye gelirsiniz.

Bu süre ve iyileşmelerin her gün içtiğiniz sigara sayısı ve kaç yıldır sigara kullandığınız bilgisine göre değişiklik göstereceğini belirtelim. Sigarayı bırakma sonucu nikotin yoksunluğundan dolayı belirli zamanlarda endişe ve depresyon halinin oluşacağını asla unutmayın. Zaten insanların tekrar sigaraya başlamasında bu durum önemli rol oynamakta.  İşte böyle durumlarda ödül mekanizmanızı devreye sokacak sağlıklı alternatifler geliştirmek çok önemli.

Yeterince sabrettiğinizde oldukça güçlü gözüken bu bağımlılığın zamanla zayıfladığını göreceksiniz. Ayrıca içtiğiniz her bir sigaranın çevrenizde sigara içmeyen yakınlarınız için de ne kadar büyük bir tehlike olduğunu unutmayın. Eğer yakınınızda sigara içen biri varsa her türlü bağımlılık mücadelesinde sosyal desteğin çok ama çok önemli olduğunu asla aklınızdan çıkarmayın. Sevdiklerinizi bu mücadelede yalnız bırakmayın ve sizi bıktırsalar bile sonuna kadar onlara destek olmaktan vazgeçmeyin. Umarım en kısa sürede insula ve somatoduysal korteksiniz arasında harika bağlantılar oluşur ve bu saçma sapan bağımlılıktan kurtulursunuz.

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=sgW4b_Bc5kM

Biyolojik Saatleri Ayarlama – Jetlag

Sabahları erken kalkanların nadir de olsa yaşadığı ilginç bir zevk vardır. Gözünüzü bir açarsınız ve bakarsınız ki her yer karanlık.Hatırlayın, o kısacık an çok garip bir haz verir insana. Tıpkı unutulmuş bir giysinin cebinden çıkan paranın verdiği haz gibi. Evet, gün daha aydınlanmamıştır ve bu biraz daha yatakta kalabileceğiniz anlamına gelir. Yorganınıza sıkıca sarılıp, alarm çalmadan önce size kalan dakikaların keyfini çıkarmak için tekrar uykuya dalarsınız. Ne yazık ki bu yıl bu küçük mutluluğu da kaybettik. Son birkaç aydır ne zaman alarm çalsa hepimiz aynı hissi yaşıyoruz. Saatimiz sabah 07.00’yi gösterse de dışarıdaki karanlık hiç de öyle demiyor. Yani, bir tarafta saat kalkmanız gerektiğini söylerken, diğer tarafta beynimiz karanlık nedeniyle yatmamız gerektiğine inanıyordu. İşte tam da bu paradokstu vücudumuzu yatağın içinde anlamsız bir oturuşta bırakan.

Peki, bu durumda haklı olan kimdir?

Akıllı telefonunuzdaki saat mi, yoksa beyninizdeki saat mi?

İşte, bugün tam da bu meseleyi konuşacağız. Aslında doğanın saate ihtiyacı yoktur. Hiçbir kuş sabah ötmek için alarm kurmak zorunda değildir. Ya da hiçbir kedi saate bakıp “Eyvah çok geç olmuş yatsam iyi olacak.” demez. Bitkiler ve mikroorganizmalar da dahil olmak üzere hemen hemen tüm canlıların sahip olduğu bir “biyolojik saat” vardır. Gelin bu saati biraz inceleyelim. Biyolojik saat, beyninizin ortalarında “suprakiazmatik çekirdek” denen bir bölgede bulunur. Bu bölge biyolojik ritminizi belirler. Zira bu bölgesi hasarlanmış hayvanlarda uyku-uyanıklık döngüsünün bozulduğu gösterilmiştir. Normalde “biyolojik saat” dış faktörler olmasa bile kendi ritmini belirleyebilir. Bu ritme de sirkadiyen ritim denir. Bu ritim insanda yaklaşık 24-25 saatlik bir uyku/uyanıklık döngüsüne karşılık gelir ve sabittir. Yani, bir insanı, zamana ve dış ortama ait hiçbir ipucu olmayan bir yere koysanız bile“sirkadiyen ritim” kendisini korur.

Işık, gürültü ve sıcaklık gibi dış faktörler ise “biyolojik saatin” kendisini ayarlamasına yardımcı olur. Tahmin edeceğiniz üzere bu faktörlerden en önemlisi ışıktır. Gözünüzün retina tabakasında melanopsin içeren bir takım fotoreseptörler dış ortamın parlaklığını algılayarak, bunları sinirler aracılığıyla suprakiazmatik çekirdeğe iletir. Bu bilgi, biyolojik saatin düzenlenmesi için çok ama çok önemlidir. Buradan çıkan uyarılar, epifize giderek melatonin hormonunun salgılanmasını düzenler. Melatonin hormonu uyku için oldukça elzem bir hormondur. Normalde ışık melatonin salgılanmasını baskılar. O nedenle, melatonin seviyeleri geceleri artarken, gündüzleri azalmaktadır. Melatonin salgılanması genellikle saat 21.00-22.00 arası başlar. Geceleri 02.00-04.00 arası en yüksek seviyeye ulaşır. Sabahları 07.00-09.00 arası sona erer. Biyolojik saat sadece uyku düzeninizi değil, vücudunuzdaki birçok ritmi de belirler. O nedenle bu saat hakkında bilgi sahibi olmak, hayata dair birçok işinizi kolaylaştırabilir.

Örneğin, mental anlamda verimliliğin en yüksek olduğu dönem sabah saat 10.00 gibi başlamaktadır. O nedenle, zihinsel yoğunlaşma gerektiren birçok işinizi sabah 10.00-12.00 arasına yığabilirsiniz. Akşamları 16.00-17.00 arası kalp-damar etkinliği ve kas gücünüzün en yüksek olduğu dönemdir. Mesela günlük egzersizlerinizi bu zaman aralığına sabitleyebilirsiniz. Özetle, biyolojik saatinize uygun tasarlanan her iş veriminizi önemli derecede arttırmaktadır. Peki, ya biyolojik saatiniz bozulursa? Bunun en güzel örneği jetlag yani uzun mesafeler sonucu farklı zaman dilimlerine yolculuk edenler için kullanılan bir terim.

Diyelim hava kararırken uçağa bindiniz ve 12 saat boyunca yolculuk yaptınız. İndiğiniz yerde de hava yeni kararmaya başlamış olsun. Bu durumda, biyolojik saatinizin kafası karışır ve melatonin salgılanmasında düzensizlikler meydana gelir. Çünkü uçağa bindiğinizde hava karanlıktı. 12 saat yolculuk ettiniz hava hala karanlık. Demek ki bu durumda bir hata olmalıydı. Biyolojik saatinizdeki bu ani değişim uyku ve yemek düzeninizin bozulması, baş ağrısı, yorgunluk ve zihinsel performansta azalma meydana getirmektedir. Hatta bu durumun sık yaşanması depresyon için tetikleyici bir durumdur. Şimdi diyeceksiniz ki “Aman canım ben evinden işime giden bir adamım. Bana ne, onu da uzak ülkelere gidenler düşünsün.” Üzgünüm rahat insan, ama durum hiç de düşündüğün gibi değil. Zira içinde yaşadığımız teknolojik çağ sayesinde hepimizin üzerinde bir jetlag etkisi söz konusu ve inan bana bunun için uçağa binmene hiç gerek yok.

Teknoloji artık yatağımıza girdi. Hepimiz Instagram’daki en son fotoğrafı, Twitter’daki en son tweeti ya da ekşideki en son başlığı görmeden uyuyamaz olduk. Oysa uyumadan önce televizyon, tablet ve cep telefonu gibi tüm ekranlardan uzak durmamız gerekmektedir. Çünkü bu ekranlardan çıkan ışık kısa dalga boyuna sahiptir ve doğal ışıktan daha fazla mavi ışık içerir. Bu da melatonin salgılanmasını etkileyerek daha kalitesiz bir uykuya neden olmaktadır. Hatırlayacak olursanız, şu videomuzda uzun uzun anlattığımız gibi, uyku asla ödün vereceğimiz bir mesele değildir. Zira uykumuzun kalitesi bozulduğundan, sürekli yorgun hissettiğimiz çok garip bir dönemden geçmekteyiz. Peki kaliteli bir uyku için ne yapalım? Diyelim ki gece 23.30’da yatağa giren bir insansınız. O zaman şu 4 noktaya dikkat etmekte fayda var. Bir; 16.30 sonrası artık çay-kahve gibi uyarıcı içeceklerden uzak durmaya çalışın. İki; 20.00 sonrası artık bir şey yememeye özen gösterin. Üç; 21.30 itibariyle ödev, proje, ders gibi işlerinizi sonlandırmakta fayda var

. Dört; işte en zoru bu. Yatmadan bir saat önce televizyon, cep telefonu, tablet gibi bütün ekranlardan uzak durun. Yatak odanıza asla ekran sokmayın. Kendinize ve zihninize dinlenmek için vakit ayırın. Bu söylediklerim siz modern insanlara çok komik ve uygulanamaz şeylermiş gibi gelebilir. Ama bu aletler yatağımıza gireli henüz 4-5 yıl oldu ve bunların uzun vadedeki etkileri hakkında hiçbir fikrimiz yok. Son bir tavsiye de güzel ülkemdeki insanlara. Malum konu insan fizyolojisi ve ben de sinirbilim çalışan bir fizyolog olduğumdan “saatlerin mevsimsel düzenlenmesi” konusunda ufak bir yorum yapmak isterim. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın çok güzel bir kitabı vardır: “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” diye. O kitapta der ki: “Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı ise insandır… Bu da gösterir ki, zaman ve mekan, ancak insanla mevcuttur.”

İNSAN

Yani, söz konusu ülkemin enerji tasarrufu ise eğer, önem vereceğimiz asıl mesele insan olsun lütfen. Elektrikli aletler değil.

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=9Rs8jKt2pXU

 

Yaşam Nasıl Hacklenir? | Arda Deniz Dokuzoğlu

Aslında bugün konuşmam yaşamın bilgisini kullanarak neler başarabileceğimiz ile ilgili. Ancak bunu konuşabilmek için öncesinde bir miktar yaşamın ne olduğunu tartışmamız gerekiyor. Bunun için önümüzdeki dakikalarda bütün hayal gücünüze ihtiyacımız olacak. Hazırsanız, başlayalım!

Sanırım hiçbirimiz elimizden kayan bir bardağın yere düşüp kırılmasını garipsemeyiz. İçten içe biliriz bu sonucu. Yerdeki cam parçalarının birleşip tekrar bardağa dönüştüğünü veya yerden yükseldiğini göreniniz var mı? Muhtemelen yoktur. İyi ama neden? Bunun sebebi evrenin temelinde bazı prensipler olması. Molekülleri, hatta canlıların uzay zamanda yapacağı davranışları, hareketleri, yani bir nevi kaderlerini belirleyen bu prensiplerdir aslında. Yer çekimi, elektromanyetizma, bu kavramlara aşinasınızdır. Bunlar evreni bir arada tutan en temel kuvvetler.

Bir de bu kuvvetleri bile açıklamakta kullanılabilen, pek de o kadar iyi tanımadığımız bir kuzenleri daha var. Adı entropi. Entropi basitçe bir sistemin içerisindeki düzensizliğin bir ölçütü. Ama düzensizlik deyip geçmemek lazım, çünkü düzensizliğin olduğu yerde olasılıklar, olasılıkların olduğu yerde ise bilgi var. Bunu bir örnek üzerinden açıklayalım. Mesela bir stadyum hayal edin. Sahadan tribünlere bakıyorsunuz, binlerce insan aynı anda bir marşı söylüyor. Herhangi bir anda bir insanın ağzından çıkan bir kelimeyi tahmin etmeniz oldukça kolay. Basit ve organize bir yapı. Dolayısıyla sistemin bilgisi, olasılıkları ve entropisi düşük. Bu yüzden de kırılgan.

Devre arası geldiğinde bütün o düzenin yerini kaos alıyor. Siz sahadan baktığınızda tribünlere karman çorman anlamsız bir kalabalık görüyorsunuz ama eğer tribünlerin arasında yürüyecek olursanız, insanların birbirleriyle etkileşime geçtiklerini, binlerce farklı konudan konuştuklarını, belki milyonlarca farklı hareket yaptığını göreceksiniz. Termodinamiğin ikinci kanunu, yani entropi kanunu, bize bunun neden böyle olduğunu açıklar. Hala tam olarak bilmediğimiz bir sebepten ötürü evren bütün düzeni bozarak kaosa sürüklemeye meyillidir her şeyi. Eğer bir çocuğunuz varsa bu prensibi benden çok daha iyi anladığınıza eminim. Siz zorlamadığınız sürece asla düzenlenmeyen ve sonsuza kadar daha da dağınık olmayı başarabilen odalar muhtemelen size yabancı gelmiyordur. Ofisteki masam buna oldukça iyi bir örnek. Biz insanlar evrenin temelindeki prensipleri kullanmayı öğrenerek bugün motorları, bilgisayarları, yapay zekayı, hatta robotları geliştirdik. Şimdi ise bunların birleşip akıllanacağını ve bizi, insanoğlunu ele geçirecekleri günlerden bahsediyoruz. Bu senaryo bana bir yerden tanıdık geliyor. Çünkü bildiğimiz kadarıyla bundan en az 3.8 milyar yıl önce çok zeki bir robot ırkı gezegenimizi çoktan ele geçirdi. Böyle söyleyince kulağa garip geldiğini biliyorum. Ama aslında bize o kadar da yabancı değil bu hücreler… Bu robotlar. Günümüzde onlara hücre diyoruz.

Evren, yeterince enerji ve zaman, uygun koşulların da varlığında, yaşam adını verdiğimiz kendi kendini inşa edebilen, çevresini manipüle edebilen, hesap yapıp karar verebilen kimyasal çorbanın bilgisini mikroskobik yağ damlacıklarının içerisine hapsetmeyi başardı ve hücreleri meydana getirdi.

Gelin isterseniz biraz daha yakından tanıyalım bu yaratıkları. Mesela bir bakteriyi ele alalım. Bu yaratıklar o kadar küçük ki bir tanesi bir insan boyutunda olsaydı insanlar Pasifik okyanusu kadar büyük olurdu. İçlerine girdiğimizde üç temel molekülden oluşan bir sistemle karşılaşıyoruz. DNA, RNA ve protein. Yaşamın sürdürülebilmesi ve tekrar oluşturulabilmesi için gerekli bütün talimatlar DNA’nın şifresi üzerinde kodlu. RNA’larsa DNA’lardan aldığı bu talimatları hücre içerisinde taşıyan ve sistemi düzenleyen moleküller. Proteinler sistemin işlevsel makinaları.

 

Enerji harcayarak kendilerine atanan görevleri yerine getiriyorlar. Ve bir hücrenin içerisinde bu moleküllerden milyonlarca var, sürekli etkileşiyorlar. Bunu karışık bir yemek tabağına benzetebilirsiniz. Ve bütün mevzu aslında birtakım patateslerin bir araya gelip biberlerden aldığı kırmızı renkleri kıymaların üzerine vermesiyle alakalı. İyi de bu patatesler ne yapacağını nereden biliyor? İşte tam burada entropi tekrar devreye giriyor. Aynı evrenin kendisi gibi bütün moleküler sistemler de sürekli olarak entropilerini arttırmaya çalışır. Bu onlara bir çeşit davranış kazandırır. Ve bu davranışlardan milyonlarcası bir hücre içerisinde bir araya geldiğinde garip bir şekilde bu yaratıklara birbirlerini kovalayabilecek zekayı kazandırırlar. İyi haber bu yaratıklardan korkmamıza gerek yok. Çünkü sütü ilk mayaladığımız, ilk toprağa tohumu ektiğimiz günden bu günlere bu yaratıklarla ilgili ciddi miktarda bilgi elde ettik. Öyle ki artık genetik sistemlerine girip onları istediğimiz özellikleri kazanmaya veya istediğimiz işleri yapmaya programlayabiliyoruz. Mesela kullandığınız insülin, bazı kanser ilaçları, farnesene adında bir biyoyakıt, hatta marketten satın aldığınız vanilin bugün programlanmış hücrelerle üretiliyor.

 

Bu enteresan alanda üniversiteye başladığım ilk yıllarda bir şeyler öğrenebilmek için kongre kongre geziniyordum. Çok iyi hatırlıyorum bir keresinde Hacettepe Üniversitesi’nde bir nanotıp kongresi vardı. Tesadüfen de organizasyon komitesindeki akademisyenlerden bir tanesi benim annemin bir arkadaşıydı. Ben de İstanbul’dan büyük bir heyecanla kalktım, Ankara’ya gittim, konuşmaları dinledim, her dinlediğim konuşmada biraz daha heyecanlandım. Sonra iki konuşma arasında çıkıp annemin arkadaşını Mehmet Abi’yi yakaladım ve daha tanışmaya bile adam gibi fırsat vermeden aldığım o gazla başladım fikir kusmaya. Sağ olsun Mehmet Abi de sabırla beni dinledi. Söyleyecek başka sözüm kalmadığında da dönüp bana dedi ki: “Oğlum ben de senin gibi aynı, üniversiteye ilk başladığım yıllarda çok büyük hayallerle geldim buraya. “Mesela benim hayalim kanatlı insanlar yapmaktı. “Gel gör ki işin içine girdikten sonra biyolojik bilimlerde kullandığımız metotların hala çok ilkel olduğunu fark ettim.

“Kanatlı insanlar yapmak nerede, küçük küreciklerin içerisine ilaç molekülleri sıkıştırmaya çalışmak nerede…” İki dakika içinde Mehmet Abi bütün dünyamı başıma yıkmıştı. İşin kötü tarafı adam oldukça haklıydı. Güneş Sistemi’nin en ücra köşelerindeki kuyruklu yıldızların üzerine uydu indirmeyi başarabilen insanoğlu, biyolojik bilimler söz konusu olduğunda oldukça ilkel yöntemlere muhtaçtı. Daha sonra bunun neyden kaynaklandığını anlamam çok zor olmadı. Bütün genetik yapılar talimat ve genetik dil sistemi ile çalışıyor.

Genetik dil sürekli talimatları okurken talimatlar da genetik dili oluşturan mekanizmayı inşa ediyor. Bunun en güzel örneği de sizsiniz aslında. Annenizden bir miktar talimat, babanızdan bir miktar talimat bu hayata başladığınız ilk gün tek bir hücrenin içerisinde bir araya geliyor. Ve o hücrenin içerisindeki genetik dil bu talimatlarda ne yazıyorsa sırayla onları okuyarak o tek hücreden bugün bütün özelliklerinizle sizi meydana getiriyor. Mesela anne karnındayken önce başınız büyüyor, vücudunuz genişliyor, omuzlarınızdan çıkıntılar ayrılıyor. Bu çıkıntıların sonuna doğru belirli aralıklarla hücreler ölmeye kalanlarsa kemikleşmeye başlıyor.

Ne oluyor? Bugünkü elleriniz meydana geliyor. Problem daha buralardan başlıyor. Bir kere her organizmanın kendi genetik talimatları ve onları okuyan kendi genetik dili var. Yani evrensel bir şey yok ortada. Uzun yıllar boyunca insanlar nasıl antik dilleri çözmek için yazıtları okuduysa genetik mühendisleri de doğadan topladıkları hücrelerin talimatlarını okuyarak onların genetik dillerini çözmeye çalıştı. Aslında bu konuda oldukça da başarılı olduk. Çözebildiğimiz kadarıyla genetik dillerin içerisinde işimize yarayacak parçaları bugün parça kütüphaneleri dediğimiz şeylerin altında topladık. Ve bir hücreye bir şey yaptırmak istediğimizde şimdi gidiyoruz, o parça kütüphanelerinden ihtiyacımız olan parçaları alıp bir DNA molekülü üzerinde birleştirerek hücrelere aktarıyoruz. Ne yazık ki 3.8 milyar yıllık arge, hücrelere oldukça karmaşık bir genetik dil kazandırmış. Bizimse bu karmaşayı hesaplayabilecek ne yeterince kuvvetli bilgisayarlarımız, ne de bu karmaşayla başa çıkabilecek araç gerecimiz mevcut. Bu yüzden hücrelerin içerisine kurduğumuz sistemler uzun süre dayanmıyor. Süreçlerimiz hesaplanabilir olmadığı için oldukça deneysel ve çalışan bir prototip elde etmek bazen binlerce defa tekrar denemeyi gerektiriyor. Üstelik kullandığımız ilkel yöntemler o kadar çok enerji kaybına sebep oluyor ki, hücrelerin…

İstediğimiz verimde üretim yapan hücreler elde etmek neredeyse mümkün değil. Uzun yıllar boyunca ortam ağırlığı ölçen ve bütün Geen Bio Teknoloji ekibi ile yapay örümcek ipeğinden ilaç moleküllerine birçok endüstriyel ürün üreten hücre hattı geliştiriyoruz. Ve her seferinde genetik dilin karmaşıklığı ve sürecin deneyselliğiyle tekrar tekrar yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Ve artık eminiz ki genetik mühendisliğinin bir sonraki adıma geçebilmesi için bu problemin kesinlikle çözülmesi gerekiyor. Elbette bu problemin çözülmesi gerektiğini düşünen tek ekip biz değiliz.

Geçtiğimiz yıl Amerika’da Craig Venter Enstitüsü aldıkları bir hücrenin içerisindeki bütün gereksiz genleri atarak şu an yaşayan en basit hücresel organizmayı geliştirmeyi başardılar. Ama bunu yaparken bu hücrelere o kadar zarar verdiler ki hücreler endüstriyel yeteneklerini de kaybetti. Başka bir ekip benzer bir yöntemle başka organizmalarda çalıştı onlar da basitleştirmekte yeterince başarılı olamadı. Bizlerse farklı bir yöntem izledik, çünkü basit bir genetik dil oluşturmak konusunda bizden daha eski ve deneyimli birilerinin olduğunun farkındaydık

Virüsler

 

Virüslere, hücrelere istediklerini yaptırmak konusunda, istediklerini yaptırmak için basit ve kompak çözümler üretmek konusunda dahidirler desek yeridir. Bizler de bu yaşam formlarından ilham alarak bundan yaklaşık iki yıl önce GeenOS adını verdiğimiz, bir hücrenin içerisine aktarıldığı anda hücrenin içerisinde evrensel, basit ve hesaplanılabilir ikinci bir genetik dili ortaya çıkaracak bir DNA molekülü geliştirmeye başladık. Şimdi size muhtemelen bugüne kadar yapılmış en karmaşık genetik mühendisliği çalışmalarından bir tanesini olabildiğince basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Bir kere bir genetik dil elde etmek için önce DNA’dan RNA üreten mekanizmaya ihtiyacınız var. Bizler bunu bir virüs ailesinden alarak sistemin kalbi haline getirdik. Sonrasında hücreler büyüdükçe sizin DNA’nızın da artabilmesi için DNA’dan yeni DNA’lar üretecek bir sistemi başka bir virüs ailesinden alıp geliştirerek sisteme ekledik. Uzun çalışmalar sonucunda RNA’lardan protein üretecek bir mekanizmayı da bakterilerden toparladıktan sonra geriye bir tek sistemi düzenlemek kaldı. Bunu da programlanabilir proteinler kullanarak yaptık. Son olarak bu genetik dilin iskeletini oluşturmuş olduk ve son olarak genetik mühendislerinin bu genetik dille etkileşime geçebilmesi, komutları ve talimatları verebilmeleri için son bir modülü de sisteme ekledikten sonra GeenOS’in ilk prototipini tamamlamış olduk. Sistemin amacı aslında genetik mühendisliği süreçlerine basit bir genetik dil sağlayarak süreçlerin hesaplanabilirliğini arttırıp deneyselliğini azaltmaktı. Ama bu sistemi geliştirirken enteresan bir şeyle karşılaştık. Sistemin DNA’sı simülasyonlara koyduğumuzda giderek çoğalıyordu ve bir süre sonra hücrelerin büyümesini engelliyordu. Bunun için literatürde bir araştırma yaptık ve bu sistemle karşılaştık. Burada gördüğünüz her bir nokta bir proteini temsil ediyor ve her bir proteinin artması diğer iki proteinin artışını baskılıyor.

Makale şunu öneriyordu: Eğer doğru parametreler sağlanırsa böyle bir sistem, üzerinde bulunduğu DNA’nın sayısını sayabilir, saydığı sayıyı hatırlayabilir, hatta bu artışa tepki verebilirdi. Tam olarak ihtiyacımız olan sistem. Ama çok ciddi bir problem vardı. Bu sistem tamamen bilgisayarda geliştirilmiş sanal bir sistemdi, yani gerçekte bir karşılığı yoktu. Parça kütüphanelerimizdeki parçalarla böyle bir sistemi inşa etmek olası değildi. Tam depresyona girecektik ki aklımıza çok önemli bir şey geldi. Şu ana kadar geliştirdiğimiz sistemin içerisindeki programlanabilir proteinler hesaplanabilir bir genetik dille bir araya geldiğinde daha önce hiç farkına varmadığımız bir şeyi mümkün kılıyordu. Bazı DNA parçalarını istediğimiz özelliklere gelecek şekilde bilgisayarda hesaplayabilir hale geliyorduk. Bu ne demek? Tamamen bilgisayarda hesaplanmış ve sanal bir genetik sistemi hücreler içerisinde çalışır hale getirilebilmesi demek.

GeenOS’in kendi gelişimini kolaylaştırışına tanık olmak bizi bu sistemin genetik mühendisliğinde yeni ufuklar açacağı konusunda ikinci kez ikna etti. Geleneksel genetik mühendisliği süreçlerinde biz genelde dört aşamadan oluşan bir döngü izliyoruz. Önce bilgisayarda bir sistem tasarlıyoruz. Daha sonra bunu DNA olarak inşa ediyoruz. Hücrelerin içlerine aktarıyoruz ve deney sonuçlarını elde edip o sonuçlardan bir şeyler öğrenerek genetik tasarım tahtasının başına geçiyoruz. Ama normalde yaptığımız hesaplamaların doğrulukları oldukça düşük olduğu için zamanımızın ve paramızın çok büyük kısmını inşa ve deney aşamalarından tekrar tekrar geçerek harcamak zorunda kalıyoruz. Hâlbuki GeenOS gibi bir platformla, tasarım aşamasında çok daha yüksek doğrulukla hesaplamalar yaparak inşa ve deney aşamasında harcadığımız zaman ve parayı on kata kadar azaltmamız mümkün. Tamam, güzel. Programlanabilir hücreler geliştirmek için elimizde bir platform var. “İyi de programlanabilir hücreler benim hayatımda ne işe yarayacak?” derseniz size birkaç örnek vermek isterim. Mesela şu an derinizde bir enfeksiyon olduğunda, diyelim ki mantar enfeksiyonu, kapıyorsunuz, doktora gidip bir ilaç yazdırıyorsunuz ve o mikropları öldürmek için sürekli o ilacı uyguluyorsunuz. Halbuki programlanabilir hücreler sizinle bağırsaklarınızda veya derinizde ömür boyu yaşayarak sizin bu hastalıklara, hatta bazen viral hastalıklara, hiç yakalanmamanızı sağlamak için sizi ömür boyu koruyabilirler. Yaşamınızı uzatabilirler.

Mesela bir şeker hastası reaktörlerde yine programlanmış hücreler tarafından üretilen insülini dışarıdan ilaç olarak düzenli olarak almak zorunda. Halbuki bu reaktörlerdeki bakterileri biraz daha iyi programlayabilirsek bu hastaların ömür boyunca ihtiyaçları olan insülini ihtiyaçları kadar doğru zamanda sağlamamız mümkün olabilir. Başka bir örnek: kıkırdak aşınması. Bu rahatsızlıkta şu an elimizdeki en iyi yöntem kök hücreleri laboratuvarda büyütüp bir miktar rical niteliğindeki kimyasalla karıştırarak eklemlere enjekte etmek ve hücrelerin kendi kendine ne yapacağını bulmasını ummak. Halbuki bu hücrelere eğer söz geçirebilsek, onlara yapmaları gereken şeyi doğrudan gösterebiliriz. İlla medikal alanda olmak zorunda da değil. Endüstrimiz de oldukça dengesiz bir konumda. Sürekli olarak doğal kaynakları harap edip endüstriyel atıklar ortaya çıkarıyoruz. Halbuki bu zincirin kayıp halkası sentetik biyoloji. Programlanabilir hücreler endüstriyel atıkları tekrar doğal kaynaklara dönüştürmekte veya tekrar kullandığımız ürünlere dönüştürmekte oldukça verimli bir platform.

Gördüğünüz gibi yapabileceğimiz birçok şey var. Ve biz insanlar için yaşam artık bir tabu değil. Bir mühendislik alanı. Kim bilir Antik Yunanlardan beri süregelen Hazerfen’in de, Hacettepe’deki Mehmet Abi’nin de hayalini paylaştığı kanatlı insanlar belki bize sandığımız kadar uzak değildir.

Teşekkürler!

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=S_nDgAZUl1Y

Güneş Sistemindeki Gezegenler

Merhabalar, 2 dakikada bilime hoş geldiniz.  Bugün sizlere evrendeki evimiz olan Güneş sisteminden bahsedeceğim. Ben sizlere daha kısa bilgiler vereceğim güneşin neredeyse tamamı hidrojen ve helyumdan oluşmaktadır. Bu kadar sıcak olması fizyondan kaynaklanmaktadır. Fizyonu başka bir videoda daha detaylı anlatacağım. Şimdilik konumuza dönelim Güneşten çıkan bir ışık Dünya’ya 8 dakikada ulaşır. Güneş kendi etrafındaki bir turunu 25 günde tamamlar.

Merkür

 

Merkür Güneş’e en yakın gezegendir.  Güneş’in etrafındaki turunu çok hızlı tamamlar 88 günde güneş sistemindeki en küçük gezegendir ve uydusu yoktur güneş sistemine bakıldığında günlük sıcaklığı en çok değişen gezegendir geceleri eksi 173 dereceye kadar düşebilir.  Gündüzleri ise 427 dereceye kadar çıkar.

Venüs

 

Venüs Güneş’e en yakın 2. gezegen dir Venüs’ün büyüklüğü neredeyse Dünya ile aynıdır. Diğer gezegenlerin tamamı hangi yöne doğru dönerken Venüs tersi bir yörünge çizmektedir. Güneş’in etrafında ki bir tam dönüşü 224.7 gün sürer. Venüs’te Eksen eğimi bulunmadığı için mevsimler yoktur.

Dünya

 

Dünya neredeyse hakkında her şeyi bildiğimiz yer evimiz ama düzeni bozmayalım ben yine de anlatayım. Dünyamız Güneş’e en yakın 3. Gezegendir.  Uzaydan bakıldığında mavi renklidir. Güneş etrafındaki dönüşünü 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniyede tamamlar. Tek uydusu aydır bu arada üzücü bir bilgi daha vereyim keşfedilmiş, bildiğimiz bütün gezegenler arasında yaşanabilir tek gezegen dünyadır.

Mars

 

Mars Güneş’e en yakın 4 gezegen dil üzerindeki demir oksit den dolayı kızılımsı bir rengi vardır 2 adet uydusu vardır ve bugüne kadar en çok uzay aracı gönderilen gezegendir.

Jüpiter

Jüpiter Güneşe en yakın 5 gezegendir.  Büyüklüğünden dolayı ismini antik Roma’da Tanrıların Kralı olarak bilinen jüpiter’den almaktadır.  Küçük ve katı bir çekirdeği vardır. Geri kalan kısmı sıvı hidrojenden oluşur ve kütle bakımından güneş sistemindeki en büyük gezegendir.  Jüpiter’in ortalama sıcaklığı -140 derecedir. Güneş etrafındaki bir tam dönüşü 12 yılda tamamlar. 79 tane uydusu vardır.

Satürn

Satürn’ün Güneş’e en yakın 6. Gezegendir. Güneş’in etrafındaki bir tam dönüşü yaklaşık 29.5 yılda tamamlar. Satürn’ün diğer Gezegenlerden ayıran en önemli özelliği buz ve taşlardan oluşan halkasıdır.  62 adet uydusu vardır.  Güneş’e en yakın 7 gezegendir.

Uranüs

Uranüs yörüngesinde 2 tam turunu 84 yılda tamamlar. Ortalama sıcaklığı eksi 224 derecedir.  13 adet halkası vardır.  27 adet uydusu vardır.

Neptün

Neptün’ün Güneş’e en uzak gezegendir.  Yörüngesindeki bir tam turunu 165 yılda tamamlamaktadır. Ortalama sıcaklığı -214 derecedir.  Bugüne kadar keşfedilmiş 14 uydusu bulunmaktadır.

Plüton

Plüton gezegen sıfatında 2006 yılında kaybetmiştir.  Yörüngesi etrafındaki 1 tam turunu 248 yılda tamamlamaktadır.  Büyüklük olarak ayın 1 bölü altısı kadardır.  Bu nedenle kendisine cüce gezegen adı verilmiştir. Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ediyoruz.

Renault fiyat listesi

Otomobil modelleri hakkında bilgi sahibi olup satın almak isteyen kişilerin bir tercihi de Renault marka araçlar oluyor. Bu yazıda size Renault fiyat listesi araç modelleri ve özelliklerinden bahsedeceğiz.

Fransız Louis Renault tarafından kurulan Renault, kurucusunun çocukluktan itibaren süregelen otomotil ve lokomotif sevdasından ortaya çıkan bir marka olmuştur. Renault yıllardan beri sorunsuz motor – sorunsuz otomobiller söylemi ile biliniyor. Bu kavramın hakkını veren güçlü motorlar, kaliteli ve güven teşkil eden araçların üretimini yapıyor. Otomobil sektöründe de kendisinden araç alan bir kullanıcının, herhangi bir problemle tekrar kapısına gelmemesi ile ünlenmiş durumda. Bu kadar güvenilir bir marka profili çizmek özellikle günümüzde artan rekabet ortamını da düşündüğümüzde çok zor görünüyor. Gelin birlikte Renault fiyat listesinden önce markanın yeni ve klasikleşmiş modellerini ve bu araçların özelliklerini inceleyelim.

RENAULT MARKA ARAÇ MODELLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Renault marka araç modellerini incelemeden önce markanın Türkiye’ye girişine de kısaca değinelim… 1968 yılının başında Mais Motorlu Araçlar İmal ve Satış A.Ş. ismi bünyesinde Renault marka otomobilleri ülkemize ve halkımıza kavuşturmak amacıyla OYAK Grup şirketi altında Renault Türkiye kurulmuştur. Zamanında Bursa şehrinde temelleri atılan OYAK Renault Otomobil Fabrikaları, günümüzde çok büyük hacimlerde üretim yapan ve bu anlamda yüksek üretim kapasitesine sahip sayılı fabrikalardan biri olmuştur.

Sorunsuz otomobil stratejisi ile akıllarda kalan Renault’un Toros modeli (Renault 12), 1969 yılında üretilse de hala kimi yerlerde karşımıza çıkabiliyor. Rakiplerden az yakıt kullanması ile ünlenen aracın üretimi 2000 senesinde sonlandırıldı. Renault Broadway olarak bilinen araç modelinin tam ismi ise Renault R 9’dur. 1981’de üretilmeye başlayan aracın uygun fiyatlı yedek parçaları meşhurdur. Halen ülkemizin kimi yerlerinde insanların sevgilisi olmuş Broadway’i görmek mümkündür.

Renault Clio minik boyutu ile 1990’dan beri aramızda, yollarda… Düşük fiyatı, işlevselliği, dayanıklılığı ve konforu Clio’ların en bilinen özelliklerindendir. Renault Megane ise ülkemizde oldukça sık görülen otomobil modellerinden birisidir. 1995 senesinden itibaren üretilen araç, Renault’un yıldızı olarak adlandırılıyor.  Hayalet ekran, yağmur sensörü ve ısıtmalı aynalar Megane kullanıcılarını gerçek bir yıldız gibi hissettiriyor. Megane Sedan’da ise elektrikli açılır panoramik cam tavanı kullanıcıya efrah bir iç alan konforu sağlıyor. İsteğe göre ayarlanabilen araç ışıklandırılması da araca değer katan özellikler arasında ön plana çıkıyor.

Yukarıda bahsettiğimiz Renault marka araç modelleri elbette bununla sınırlı kalmıyor. Markanın araçları arasında ülkemizde satışa sunulan modellerin arasında Captur, Kadjar, Talisman, Koleos, Kangoo, Trafic Panelvan, Trafic Multix, Master ve Symbol de bulunuyor. Geniş ürün yelpazesi içerisinde Renault marka otomobil satın almakta hiç zorlanmayacaksınız. Peki, sorunsuz araç deneyimi sunan markanın araçları hakkında artık fikir sahibi sayılırsınız. Şimdi de Renault fiyat listesinden ve diğer merak ettiğiniz konulardan bahsedelim…

RENAULT FİYAT LİSTESİ 2020

Renault fiyat listesini binek ve ticari araçlar olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Renault binek araçlarından Clio modeller 110 bin TL’den başlıyor. Symbol modeller 93 binden, Megane’ler ise 142 bin Türk Lirası’ndan başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor. Renault Kadjar, 208 binden; Talismanlar ise 250 bin TL’den Renault fiyat listesindeki yerini alıyor. Ticari araç kategorisinde de genel olarak fiyatlar 114 bin ile 180 bin TL arasında değişebiliyor.

Ancak satın alacağınız araçta yapacağınız modifiye değişiklikleri, sürüşünüze konfor katacak klima, metalik renk seçeneği, ön yolcu hava yastığı, sis farı vb. özelliklerdeki bir takım opsiyonlar Renault fiyat listesi içerisinde belirtilen ücretlerin üzerine ek olarak konulur.

Renault fiyat listesi PDF indir

 

Ford Fiyat Listesi

Amerikalı kurucusu tarafından otomobil dünyasına hediye edilen Ford, her aracı ile kullanıcıları kendine hayran bırakıyor. Ford fiyat listesi, markaya ait otomobil modelleri ve daha fazlası bu yazıda…

Henry Ford’un çocukluktan beri makinelere olan büyük ilgisi vardı. Öyle ki çok küçük yaşlardan itibaren bozulan makineleri tamir eder, çalışan bir aleti ise eskisinden çok daha iyi bir duruma getirirdi. Farklı yerlerde çalışarak, iş kurup iflas ederek yıllarını geçiren Henry Ford, 1903 senesinde Ford Motor Company adını verdiği şirketini kurdu. Daha ilk senesinde kendi ürettiği bir aracı ABD’de satışa sundu. Yılların emeği ve birikimi ile Ford bugün tüm dünya tarafından bilinen ve güvenilerek tercih edilen bir marka haline geldi. Her kıtada onlarca ülkede yüzlerce şehirde fabrikaları bulunan markanın alt bünyesinde Aston Martin, Ford, Lincoln ve Mercury markaları da bulunuyor. Jaguar ve Land Rover’ı 2008 yılında Hint asıllı bir şirket olan Tata’ya satan Ford, Volvo markasını ise 2009 yılında Çinli bir şirket olan Geely’e yüklü bir miktar karşılığında satmıştır.

Ford markasının ülkemize girişi ise 1926’da Vehbi Koç’un Koçzade Ahmet Vehbi Ticarethanesi adı ile Ankara Ticaret Odası’na kayıt yaptırmasıyla başlar. Vakıfta aktif gören alan Koç, 1928 yılında ilk Ford bayisini açar. 1959’da Otosan – Ford işbirliğinde ilk montaj fabrikası için kollar sıvanır. 1960 yılında ise İstanbulda’ki Ford fabrikasında araçların montajlanmasına ve üretimine başlanır.

1966 senesinde ülkemize adını altın harflerle yazdıran, senelerin vazgeçilmez klasiği olan Ford Anadol üretilir. Büyük bir değer kazanan bu otomobil modeli, 1984’e kadar üretilmeye devam etmiştir. Marka ayrıca 1967’de ticari araç kategorisindeki ilk aracını üreterek kullanıcılarına Ford Transit’i sunmuştur. 1986 senesinde ise Türkiye’nin ilk dizek motoru ERK, Ford’un İnönü fabrikasında üretilmiştir. 2005’te bir milyonuncu aracını üreten Ford Otosan, 2016 senesine geldiğimizde ise ülkemizin ihracaat şampiyonu olmuştur.

FORD FİYAT LİSTESİ 2020 VE OTOMOBİL MODELLERİ

Ford bünyesi altına onlarca otomobil modeli bulunuyor.  Sağlam yapıları, şık tasarımları ve işlevsel özellikleri aracı hem çekici hem de kullanılabilir kılıyor. Sürücüsüne sürüş keyfi yaşayan tüm özellikler, araç motorunun teknik gücü ile birleşince yollar size muhteşem gelecek…

Binek, hafif ticari ve ağır ticari araçları üreten Ford markası altında her zevke, ihtiyaca  ve bütçeye göre araba bulabilmeniz mümkündür. Ford Fiesta, Fiesta ST, Focus, S-max, Galaxy, yeni Ford Puma, Mondeo, Mustang, Ford GT, Ecosport, Kuga, Edge, Tourneo Courier, Tourneo Connect, Transit Connect, Tourneo Custom, Ford Ranger, Ranger Raptor, Transit minübüs, Transit Van markanın üretimini yaptığı araç modellerinden bazılarıdır.

Ford fiyat listesi, farklı bütçeye uyabilecek araç ücretlerini içeriyor. Gelin birlikte Ford marka araçların son güncel fiyatlarını inceleyelim… Ford Fiesta araç modelleri, Ford fiyat listesi içerisinde 113 bin Türk Lirası’ndan başlıyor. 147 bin liraya kadar yükselen Fiesta modelleri de bulunuyor. Markanın Focus modellerinde ise manuel ya da otomatik vites seçeneklerine göre fiyatlar değişiyor. Ford fiyat listesi içerisinde bu model için fiyatlar 144 bin ile 213 bin arasında belirlenmiştir. İspanya’da üretilen Ford Mondeo otomobil modellerinde de fiyatlar en düşük 203 bin Türk Lirası’ndan başlıyor, 462 bin Liraya kadar yükseliyor. Markanın bir diğer İspanya’da üretilen modeli Galaxy’nin benzinli ve manuel modelleri 333 binden, dizel modelleri ise 570 bin liradan başlıyor.

Bu yazımızda size tüm dünyada ve ülkemizde çok sevilen bir araba markası olan Ford’un markalaşma hikayesini, ülkemize gelişini, otomobil modellerini ve Ford fiyat listesini anlatık.

Fiyat Liste Linkleri

OtomobilTicari Araçlar – Kampanyalar

İhlas ne demek?

Aynı isimde bir surenin varlığını bildiğimiz ihlas, kelime anlamı olarak çok daha geniş bir ifadeye sahip. O zaman İhlas ne demektir, ihlas suresinin anlamı nedir?

Dini ve manevi bir kavram olan ihlas, insanların tam olarak anlamını merak ettiği kelimelerin başında geliyor. Bu sebeple yazımızda ihlas ne demek sorusunun cevabını vereceğiz.

İhlas Nedir?

Samimi ve içten bir şekilde dine bağlı olmaya ihlas denilir. Riya kelimesinin tam zıddı olan bu sözcük, Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından da açıklanmıştır. Saf sevgi ve kalpten bağlılık anlamlarına gelen ihlas, dini anlamda da Allah’a bağlı olarak onun için ibadet etmek, kendini teslim etmektir. Aynı isimde Kur’an-ı Kerim’de bir de sure bulunmaktadır. Rabbin yasakladığı her şeye nefisle karşı koyabilmek, ihlaslı olmanın gerektirdiklerinden biridir. Allah’a yakın olabilmek, hidayete erebilmek için sadece onun rızası ile ibadetleri yerine getirip ihlasa ermek mümkündür.

Arınma, saflaşma, kurtulma anlamları taşıyan ihlas kelimesi; hulüs kökeninden meydana gelmiştir. İçine karışan farklı etken maddelerinin temizlenip arındırılması ihlas kelimesini daha iyi kavramanıza yardımcı olacaktır. Aynı zamanda ihlas, tüm riyalardan uzakta kalıp sadece Allah’ın rızasını gözeterek kendini onun yoluna adamak, ibadetlerini yapmaktır. Bunun yanı sıra şirkten, riyadan uzak kalmak; günah barındıran düşüncelerden arınmak, gösteriş yapmamak, temiz bir kalp ile hayır ve ibadet güden kişiler ihlaslı kimseler olarak anılırlar.

İhlas Suresinin Anlamı Nedir?

İnsanların ihlas ne demek sorusundan sonra en çok kafa yorduğu konulardan biri de İhlas suresinin okunuşu ve anlamı oluyor. İslamiyet’in kutsal kitabı olan Kur’an-ı Kerim’de yer alan ihlas suresi 4 ayetten meydana geliyor. Kur’an-ı Kerim‘in 112. suresi olan İhlas, Suudi Arabistan’ın Mekke şehrinde indirilmiştir. Kutsal kitabımızın en kısa sürelerinden biri olan İhlas’ı okumak oldukça kısa sürer. İhlas suresi, İslamiyet’ye ve Müslümanlar arasında tevhid inancının en temel ifadesi olarak kabul edilir.

Gelelim İhlas ne demek sorusundan İhlas suresinin anlamına… Kalbin en gerçek şekilde Allah’a yakınlaşmak için sadece onun rızasına sebep yapmış olduğu iyiliklere, ibadetlere ihlas deniliyordu. Aynı isimle anılan sure de bu minvalde bir ifade taşımaktadır. ”De ki: “O Allah birdir, Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaç ama O kimseye muhtaç değildir.) O, doğurmadı ve doğurulmadı. Ve hiçbir şey O’na denk değildir.” manasını taşıyan İhlas suresi, inananlara oldukça güzel bilgiler vermektedir.

İhlas Suresinin Faziletleri

Yüce Allah’ın bazı sıfatlarına yer verildiği sure, Peygamber efendimize ‘Rabbinin soyunu anlat’ denildiği vakit indirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’in üçte birine denk görülecek kadar güçlü bir anlama sahip olan İhlas suresinin, onu sevip sık sık okuyanın cennete götürüleceği düşünülür.

Bu yazımızda size ihlas ne demek sorusunun cevabını verdik. Ayrıca ihlas suresinin anlamını ve faziletini de detayları ile birlikte anlattık.

İroni ne demek? – ironi nedir

Ne anlama geldiği merak edilen kelimelerin başında ironi geliyor. Bugün yazımızda ironi ne demek, hangi anlamlarda kullanılıyor gibi sorulara cevap arayacağız.

Türkçe’ye yabancı bir dilden giren ve cümleler içerisinde kullanılmaya başlanan ironi, birkaç anlamda kullanılıyor. Genel olarak alay edilmek olarak bilinse de biriyle ya da bir olayla dalga geçmenin ötesinde bir kavramdır. Üzerine konuşulan konuda etkiyi artırmak amacıyla durumun tam tersi yönünde bir cümle kurularak alay etmeye de ironi deniliyor. Bu tarz konuşmalar ironi yapmak olarak da adlandırılır.

İroninin Anlamı

Bir söz sanatı olarak bilinen ironi yapmak, aslında söylenenin tam tersinin ifade ediliyor olmasıdır. Hem sözlü hem yazılı iletişim kanallarında kullanılan ironi, asıl olarak Yunanca kökenli bir sözcüktür. Yunanca’da ‘eironia‘ olarak anılan bu kelime; kişinin asıl maksadını gizleyerek durum karşısında alaylı bir ifade takınmasına sebebiyet verir. İroni ne demek sorusunu kısaca cevaplandırdıktan sonra ironi yapmaktaki asıl amaca gelebiliriz. Bireyler olaylar karşısında ironi yaparak ciddi bir tavır takınıp zıt bir ifade ile tüm dikkati durumlar arasındaki çelişkiye çeker. Mizah ya da kara mizah ile karıştırılmaması gereken ironi, temelinde eleştirel bir bakış açısı ile insanlara direkt olarak söylemeden ima yoluyla gerçeği anlatmayı barındırır. Farklı etmenler ironi yaparken söylenmek isteneni destekler niteliktedir. Bu noktada kişinin jestleri, mimikleri, sözcüklerde kullandığı tonlama ve vurgular da önem kazanır.

2005 senesinde sözlüğünde anlamına yer veren Türk Dil Kurumu (TDK), ironi için gülmece kelimesini kullanmıştır. Anlatılmak istenen olay için kullanılacak kelimenin tam tersinin kullanılıyor olması, olayla ilgili alay duygusunun taşınması da ironiyi anlatan kısımda yer alıyor. Edebiyat terimi olarak kullanılan ironi aynı zamanda günümüzde de insanlar tarafından oldukça sık kullanılıyor. Kulaktan duyma bir sözcük olarak popüler olan ironinin asıl anlamını bilmeyen bireyler için biz de ironi ne demek başlıklı bu yazıyı hazırladık.

İroni Nasıl Yapılır?

İkili ilişkilerde ya da toplum içersinde ironi yapıldığında anlamak isteyenler için genel olarak konuyu özetledik. Ayrıca siz de ironi yapmak istiyorsanız bu söz sanatının nasıl icra edildiğinden bahsedeceğiz. Öncelikle sözlü iletişimde ironi yapabilmek için ironi ne demektir bunu bilmeli, sonrasında da bahsi geçen konuyu çok iyi takip edip gözlemlemelisiniz. Binlerce ironi yapma seçeneği mevcut olmasına rağmen bugün birkaç örnek vererek size yardımcı olacağız. Mesela pis ve dağınık bir ortama girdiğinizde ironi yapmak için ‘Burası ne kadar da temiz böyle! Bal dök yala…’ gibi cümleler kurarak asıl söylemek istediğinizi ters şekilde ifade edebilirsiniz. Ya da aşırı tuzlu bir yemek yerken, ‘Bu yemeğin de hiç tuzu yokmuş.’ diyerek ironi yapmış olabilirsiniz.

İronik Nedir?

Günlük hayat içerisinde çeşitli bulmacalarda karşınıza ironi ne demek, ironik nedir gibi sorular çıkabilir. Özellikle ironik kelimesinin karşılığı için gülmece ve alay cevaplarını verebilirsiniz.

Hercai ne demek?

Dilimizde pek de popüler olarak kullanılmayan kelimeler zaman zaman insanlar tarafından merak ediliyor. Biz de bugün o kelimeler içerisinde yer alan hercai kelimesinin anlamını, hercai ne demek sorusunun cevabını arayacağız.

Hem ekranlarda yayınlanan ve çok sevilen bir diziye hem de bir çiçeğe adını vermesi sebebiyle hercai ne demek sorusuyla sıklıkla karşılaşıyoruz. Biz de bugün önce kelimenin Türk Dil Kurumı (TDK) tarafından belirtilen anlamını sonra da hercainin etkileyici isim hikayesini mercek altına alacağız.

HERCAİ KELİMESİNİN ANLAMI NEDİR?

İlk olarak hercai ne demek sorusunun cevabını verelim; hercai, aşk konusunda vefasızlık gösteren kişilere verilen isimdir. Bunun yanı sıra aklınıza gelebilecek her konuda kararlı bir duruş sergileyemeyen, işin sonunu getirmekten aciz kimseler için de kullanılabilir.

HERCAİ KELİMESİNİN HİKAYESİ

Kısaca gelgeç, vefasız olarak da açıklayabileceğimiz hercai kelimesinin anlam hikayesi ise oldukça enteresan. Bir rivayete göre seneler evvel kırlarda yetişen iki adet çiçek birbirlerine gönül verirler. Çiçeklerin doğasında bulunduğu gibi, bahar gelince bu iki kır çiçeği bütün cinsleri gibi açarlar. Bir gün bahar mevsiminin başlarında iki çiçekten biri diğerine, baharda açmak yerine kışın ortasında açmayı teklif eder. Böylece bu iki çiçek, diğer cinsleri uykudayken açarak tüm doğaya hakimiyet kurabilirler. O mevsimde açan nadide çiçeklerden biri olurlar. Bu teklifi iki çiçek de onaylayıp beklemeye başlarlar.

Zaman geçer ve çiçeklerden biri açmak için kış olmasını bekler… Diğeri ise vefa göstermez ve o bahardan sonra yaz mevsiminde açar. İşte bu hikayeden sonra söz verdiği gibi kışı bekleyip o mevsimde açan nadir çiçeğe kardelen ismi verilir. Sözünde durmayan, güvenilmeyen ve yazın ortasında açan çiçeğe ise hercai denilir. O yüzden geçmişten günümüze geldiği şekliyle hayırsız sevgiliye de hercai denir. İşte hercai ne demek sorusunun cevabı ve hikayesi yukarıda anlatıldığı gibidir.

HERCAİ ATV DİZİSİ VE OYUNCULARI

Hercai ne demek diye soru soran pek çok kişi, bu merağa ATV ekranlarında yayınlanan MİA Yapım imzalı bir dizi sebebiyle tutuluyor. Peki, Hercai oyuncuları kimler? Başrollerinde Ebru Şahin, Serhat Tutumluer, Oya Unustası, Ayda Aksel, Duygu Yetiş, Gülçin Santırcıoğlu, Cahit Gök, Ahmet Tansu Taşanlar ve Akın Akınözü’nün yer aldığı dizi, Mardin’in Midyat ilçesinde çekiliyor. Dizinin yönetmenliğini ise Cem Karcı ve Benal Tairi yapıyor. 2019 senesinde yayınlanmaya başlayan dizi, 2020 itibariyle de her cuma gecesi ekranlarda boy göstermeye devam ediyor. İşte bu sebeple reyting rekorları kıran dizinin izleyici kitlesi hercai ne demek sorusunun cevabını arıyor.

Bu yazıda size hercai kelimesinin anlamını, insanların neden bu kadar çok hercai ne demek diye sorma sebebini anlattık. Üzücü bir hikayeye sahip olan kelimenin günümüzde aynı adla yayınlanmaya başlanan dizi sayesinde sıklıkla kullanılması ile karşılaştık. Fars kökenli kelime artık pek çok yarıda bırakma, hayırsızlık yapma durumunda kullanılıyor.

Beka ne demek?

Arapça’dan dilimize girmiş bulunan beka kelimesinin anlamı insanlar tarafından oldukça merak ediliyor. Bugün, beka ne demek ve bu kelimenin kullanım alanları neresidir sorularına cevap arayacağız.

Günümüzde onlarca farklı dilin birbirinden coğrafi vb. sebeplerden ötürü etkileniyor. Diller arası kelimeler kimi zaman küçük kimi zaman büyük değişikliklere uğrayarak yeni bir hal kazanıyor. İngilizce, Farsça, Yunanca, Rusça bizim dilimizin etkilediği ve etkilendiği dillerden bazılarıdır. Özellikle Arapça ise Türkçe’nin en çok kelime alışverişi yaptığı, iletişimde bulunduğu dildir. Binlerce Arapça kökenli kelime artık ana dili Türkçe olan insanlar tarafından benimsenmiş durumda. Aynı şekilde Türkçe’den de Arapça’yı etkileyen sözcükler bulunuyor. Anlattığımız örneğe bağlı kalarak Türkçe’de oldukça sık kullanılan bir kelimenin anlamını açıklayacağız. Arapça’dan kazanmış olduğumuz bekanın anlamı nedir, beka ne demektir?

Siyasette Beka Nedir?

Beka ne demek sorusunun cevabı aslında oldukça basit. Dil içerisinde de sıklıkla kullanılıp karşımıza çıkan bu kelime, anlamı itibariyle de kendine cümlelerde yer buluyor. Türk Dil Kurumu (TDK) gibi sözlükler içerisinde kalıcılık, ölmezlik, sonsuzluk anlamlarına gelen beka sözcüğü, siyasi söylemlerde bile karşımıza çıkıyor. Ülkelerin, devlet, hükümet ve milletlerin bekalarını sürdürebilmeleri noktasında bu kelime politikacılar arasında bile gündem konusu oluyor. Bunun için beka ne demek sorusunun cevabını öğrenip konuya hakim olarak gündemi ve konuşulanları çok daha iyi kavrayabilirsiniz. Hatta ünlü yazar, hikayeci Ömer Seyfettin de bir yazısında bu konu ile ilgili olarak beka kelimesine şu şekilde yer vermiştir: “Memleketin, devletin bekası senin elinde…”

Peki, beka kavramı başka nerelerde karşımıza çıkıyor? Özellikle eski Türk kültüründen gelen ve günümüzde halen kullanılmakta olan Devlet-Ebed-Müddet üçlemesiyle de bir nevi bekaya işaret edildiğini görüyoruz. Sonsuz olan devlettir anlayışı Türk geleneklerinde beka kelimesi ile birlikte bu üçlemenin yanı sıra kullanılmıştır. Yani anlatılmak istenen düşünceyi; devletlerin sonsuz bir güç olduklarını unutmamaları, varlıklarını korumaya yönelik her adımı atmaktan çekinmemeleri gerektiği olarak özetleyebiliriz. Vatanın ve milletin hem iç hem de dıştan gelen tehditlere boyun eğmemesi, bayrağına sahip çıkması da beka kelimesinin ve anlamının getirdiği gerekliliklerden sadece birisidir.

Tasavvufta Beka Ne Demek?

Siyasette ve sosyal yaşamda kendine yer edinen beka kelimesi, aynı zamanda dini alanda da kullanılmıştır. Peki, tasavvufta beka ne demektir, bu kelime neyi ifade etmektedir? Bireyin tüm beşeri hislerini uyandıran vazgeçilmesi nefsinden uzaklaşarak arınması ve tamamen manevi bir ruha bürünmesine tasavvufta beka billah denilir. Alimler tarafından tarikatların varoluşu da bu kavramla birlikte açıklanmaktadır.

Bu yazımızda sizin için beka ne demek sorusunun cevabını açıkladık. Kelimenin sonsuzluk, var olmak, varlığın sürdürülebilir olması anlamlarını taşıdığına değindik. Ayrıca bekanın dilimizde nerelerde, hangi noktalarda kullanıldığını inceledik. Siyasi ve dini perspektiflerden bu kelimenin ifade ettiklerini, taşıdığı önemi, söylemlerdeki kullanılış biçimlerini öğrenmiş olduk.

Exit mobile version