Uzun yıllar mutlu sürdürmenin püf noktaları…

Evliliğe ilk adım attığımızda ölene kadar süreceğini düşünürüz.Ancak;mutsuzlukla biten evlilikten sonra yeni bir evliliğe aynı düşünceler ile başlamamız olanaksızdır.Ayrılık nedeni her zaman hafızamızın derinliklerinde güncelliğini korur.Bu konuda bir çok bilimsel çalışmalar yapılmış olup bunun doğru olup olmadığı incelenmiştir.Biz de yeniden evlilikleri mutlulukla sürdürebiliriz konusunu yazımızda irdeleyeceğiz.
Konuya bilimsel olarak yaklaşırsak;Amerika’da Furstenberg ve Cherlin’nin araştırmalarında ilk beş yılın çok önemli olduğu özellikle ikinci evliliklerin birinci evliliklere göre ilk beş yılda boşanmayla sonuçlandığı görülmüştür.Şunu söylemek gerekirse;ilk veya ikinci evlilikte  ilk beş senenin çok öneli bir zaman dilimi olduğu bu sürenin aşılmasından sonra boşanmaların  en aza indiği sonucuna varılmıştır.
Falke’nin 2007 yılında yaptığı araştırmasında mutlu giden yeniden evliliklerde
Eşlerin birbirleriyle fikir alış verişinde bulunarak önemli konularda birlikte karar verebildikleri
Ailelerden,çevrelerinden ve de uzman kişilerden destek aldıkları
Maddi açıdan da belirli bir kazanca sahip olduklarını göstermektedir.
İyi gitmeyen evliliklerde de problemler en çok şu konularda yaşanmaktadır;
Öz anne baba olmamakla ilgili problemler
İlk evlilikle ilgili duygusal karmaşalar,fiziksel ve ruhsal izler
Tabi ki en önemli etmenlerden birisi de ekonomik zorluklar
Bu araştırmaların yanı sıra ilk evliliklerinde mutsuz olanlar bunun sonucunda ayrılanlar yeniden evliliklerinde yeniden yaşarım endişesini taşırlar.Bir de bu evlilik işinin şans olduğunu düşünenler..Artık ben de mutlu olayım.Evliliğim bir ömür mutlu sonla noktalansın diyenler..Ve artık gerçekten doğru kişi karşımda,biz her şeyiyle bir bütünüz !!! diyenler…İşte bu sözleri çevremizde çok sık duyarız.Şunu çok iyi bilmeliyiz ki;evlilik şansa bırakılmayacak kadar ciddi bir kurumdur.O zaman bu ciddi müessede nelere dikkat etmeliyiz mutluluğu sürdürmenin yolları nelerdir bir bakalım..
İlk evliliğinizin neden bittiğini hiç düşündünüz mü?Tahlil edin!!!
Yapılan araştırmalarda her iki kişinin de istenmeyen davranışları yüzünden evliliği işkenceye çevirerek mutsuz sona ulaştıklarını göstermektedir.Bu davranışlara bir göz atalım;Bu sefer araştırmacı John Gottman’ın 40 yıl gibi bir süre zarfında evli çiftler üzerindeki, araştırmasına göre;eşlerin birbirine küçük görme,sürekli olumsuz eleştirme,kendine yaklaştırmama ve sürekli kendini savunma hali gibi davranışlarla veya sözlerle evliliğin bitmesine yol açtıkları görülmüştür.Eğer siz de eşinize karşı bu tip eğilimler içinde iseniz bunları değiştirmeniz yeni evliliğinizi mutlu sürdürmenizde yararlı olacaktır.Bununla birlikte eşinizi çok iyi tanımanız,ona gösterdiğiniz ilgi,onun sözlerine ne kadar önem verdiğiniz ,olumlu olumsuz her tür eleştiriye ,yoruma,fikire açık olduğunuzun da bilincinde olmanız gerekmektedir.İkinci evliliklerde bilinmesi gereken çok önemli bir nokta da;Yaşanılacak sorunların hemen hemen  %69 ‘unun çözülemeyeceğinin farkında olarak bunları ancak çok iyi  idare edebileceğimizi bilmeliyiz.En çok yapılan hatalardan biri de ;önceki evliliğimizde boşanmanın sebeplerini karşı tarafa yükleyerek kendi hatalarımızı görmemek.Aslında hataların karşılıklı olduğunu bilerek kendi hatalarımızı da analiz etmeliyiz.Kısacası kendimizi tanımamayı ve eşler arasındaki iletişimi iyi öğrenirsek bize ikinci evliliğimizde mutlu olmanın hiç de zor olmadığını gösterecektir.Bütün bunlardan evliliklerin şans işi olmadığını, karşımıza doğru kişinin çıkmasından ibaret olmadığını bilmemiz gerekir.Evliliği her zaman diri tutmak,renklendirmek,ilgilenmek gerekir.
Her önemli konuda olduğu gibi ikinci evlilikler de aradan çıksın,evlenelim gitsin diye aceleyle yapılmaz.Acele etmemek lazım.
Evliliği her zaman diri tutmak,renklendirmek,ilgilenmek gerekir.
Her önemli konuda olduğu gibi ikinci evlilikler de aradan çıksın,evlenelim gitsin diye aceleyle yapılmaz.Acele etmemek lazım.
Yine araştırmalar diyor ki;ikinci evliliklerde tanışma süresinin 1 seneden uzun olması boşanma olasılığını azaltmaktadır.Tabi ki evlilik hayatına alışmış insanlar bu düzeni tekrar hemen sağlamak için acele etmek isterler.Ancak yeniden evlenen biri olarak karşımızdaki kişiyi çok iyi tanımamız gerekir.Bu da zaman alacaktır.Evlilikle ilgili korkularımızı,kaygılarımızı,beklentilerimizi evleneceğimiz kişiyle paylaşmamız evliliğe başlamadan önce atacağımız güzel ve emin bir adım olacaktır.İkinci evlilikler de en önemli hususta bu evlilikten etkilenecek kişilerin varlığıdır.Mesela;evlenilecek kişinin
ya da sizin çocukları veya ilk eşleri ile ilgili kararlar.bunlarla olan iletişimler,bağlantılar nasıl olacak olmalı konuş4ulmalıdır.Veya bu konuda gerekirse profosyonel yardım alınarak doğru karalar verilmelidir.
Profosyonel destek almak için  illaki bir sorun olması gerekmez…..
İlk evliliklerde de evli çiftler yaşadıkları sorunları profosyonel yardım almadan çözmeye çalışırlar.Lakin çözümsüzlük sorunu kronik hale getirir.Ve 6 sene sonra  çiftler terapiste geldiklerinde problem büyümüş ve içinden çıkılamaz bir hal almıştır.Bu da çiftlerde şiddetli geçimsizliğe yol açarak  evliliği çekilmez bir hale sokmuştur.Bu günkü şartlarda evliliğin ilk aşamasında bile problemler olabileceğini, bunları çözme ve yönetme kabiliyetimizin ne olduğunu bilerek önlemlerimizi alabiliriz.Şunu bilmeliyiz ki; hiçbir zaman sorunsuz bir eşe veya evliliğe sahip olamayız.Zaten bu da mümkün değildir.Evliliğimizi saadet içinde uzun yıllar sürdürebilmek için her iki tarafında çaba sarfetmesi ,ilgilenmesi gerekmektedir.

Çocuklarda Obezite ve Egzersiz

Çocuklarda Obezite  ve Egzersiz
Günümüzde daha çok çocuklarda ve ergenlik döneminde görülen obeziteyi Dünya Sağlık Örgütü global epidemi olarak nitelendirmektedir. Obezite sorunu büyük küçük birçok ülkede yaşanmakta ve gün geçtikçe hızla yayılmakta olan bir beslenme bozukluğudur.
Obezite tanısı yetişkinlere göre, çocuk ve büyüme çağındaki ergenlerde farklı yapılmaktadır. Çocuk ve ergenlerin vücutlarındaki yağ oluşumu yaşlarına ve cinsiyetlerine göre farklılıklar gösterir. Bunun için tanının koyulmasında en sağlıklı yöntem yaş ve cinsiyetlerinin baz alınarak saptanan persantil eğrileri olarak bilinen çizelgeler kullanılmasıdır. Bu değerlendirmeden önce kişinin vücut kitle endeksini hesaplaması gerekir. Bu herkesin yapabileceği oldukça kolay bir hesaplamadır. Bu hesaplama için kişinin boy ölçüsünü ve kilo miktarını bilmesi gerekir. Kısaca bilgi vermek gerekirse, kişinin ağırlık birimini, boy ölçüsüne bölmesiyle vücut kitle endeksi hesaplanır. Buna kısaca VKİ diyebiliriz. Yani kişnin Ağırlığı (kg) / boy ölçüsü (cm)= VKİ demektir. Vücut kitle indeksi  her yaş gurubunda aynı düzeyde artış göstermez. Özellikle okul öncesi dönemde yetişkinlere göre daha az yükselir ama yetişkinlik dönemi sürecine kadar yükselmeye devam eder. Persentil  çizelgesine göre yapılan değerlendirmede 95 persentili aşan çocuklar obez kabul edilir. Buna göre şu örneklemeyi yapabiliriz. Bir çocuk eğer bu değerin üstüne çıkıp obezite kategorisine giriyorsa aynı cinsiyetteki ve aynı yaştaki 100 çocuğun 95’i bu çocuğun vücut kitle endeksinden daha düşük değere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Hesaplanan persentil değerlerine göre 85-95 persentil değeri taşıyan çocuklar kilolu sınıfına girerken 5-85 persentil değeri taşıyan çocuklar normal kiloda kabul edilir. 5 persentil değerinin altında olan çocuklar zayıf sınıfına girerler. Persentil değeri hesplanarak çocukların obezite riski taşıyıp taşımadığı kolaylıkla tespit edilebilir. VKİ hesaplaması yapılarak persentil eğrilerine göre kolaylıkla bu takibi çocuklarınız için yapabilirsiniz.
Kilolu olma, obezite sorunuyla karşılaşma durumu birçok sebebe bağlı olabilir. Bunun en başında gelen etken beslenme ile kalori harcama arasındaki dengesizliktir. Yani vücudun aldığı enerji miktarının harcadığı enerji miktarından fazla olma durumudur. Bu durum genetik ve toplumsal sebeplere de bağlı olabilir. Ayrıca yaşanan bazı hormon bozukluğu rahatsızlıkları, metabolizmanın yavaş çalışması, bazı kas ve kemik rahatsızlıklarıda çok sık karşılaşılmasa da obeziteyi tehdit eden sebepler arasındadır. Ancak günümüzde en çok görülen sebep alınan kalori miktarının, harcanan kalori miktarında fazla olmasıdır. Bu dengesilik peşinde obeziteyi getirir. Hormonel bozukluklar ve genetik faktörler  sebeplerin yaklaşık %10’ unu kapsamaktadır. Aileden gelen ve çeşitli rahatsızlıklar öne sürülerek sebepler dile getirildiğinde sadece bu sebeplerle obezitenin nedenlerini açıklamış olmak yetersiz kalmaktadır.
Yapılan persentil eğrilerine göre çıkan değer obezite sonucunu veriyorsa ilk adım olarak çocuk hastalıkları uzmanının değerlendirmesi önemlidir. Bu değerlendirmede gerekli araştırmalar yapılarak sebeplere ulaşılır. Öncelikle kan değerlerinin alınması önemlidir. Kan değerlerine göre Kolestrol ve kan basıncı izlenir. Genetik faktörlerin etkileyip etkilemediği araştırılır. Bu yüzden diğer aile bireylerinin geçmişi izlenir. Ortopedik sorunların yaşanıp yaşanmadığı tespit edilir. Kişinin sosyal durumu açısından da değerlendirilmeye alınması faydalı olacaktır. Bütün bu sebepler gözden geçirildikten sonra olumsuz bir durumla karşılaşılması söz konusu olursa sorunun uzmanına yönlenilmesi doğru olacaktır. Herhangi bir genetik yada bir sağlık sorunuyla karşılaşılmamış olma durumunda çocuk 2-7 yaş aralığında ise bu yaştaki çocukların büyüme döneminde olmasından dolayı ciddi enerji azalımı sağlayan diyet programları uygulanmaz. Çocuğun var olan kilosu dengeli beslenme ve egzersizlerle korunarak büyüdükçe yaşına oranla normal kiloya ulaşmaları sağlanır. Bu süreçte aileye büyük bir görev düşmektedir. Çünkü bu çocuk için oldukça zorlu bir süreçtir ve sabır gerektirir. Bu süreçte aile desteği çok önemlidir. Çocuk 7 yaşın üzerinde ise enerji alımında azalmaya ilişkin diyet programları uygulanabilir. Ancak bu uygulama mutlaka bir uzman kontrolünde yapılmalıdır.
 
    Çocuk obezitesinin getirdiği sonuçlar
Obezite durumu  yaşayan çocuklarda ve ergenlerde psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Kendilerini görünüş olarak beğenmemeye başlarlar ve en önemlisi bazı ortamlarda yapılan olumsuz yorumlara ve alaya maruz kalırlar. Bu durumda çocuk psikolojik üzüntü yaşar. Bu üzüntü sosyal yaşamını olumsuz yönde etkiler. Bedensel faliyetlere katılımı azdır ve hareket kısıtlaması yaşar. Hareketsizlik obezitenin daha çok ilerlemesine sebebiyet verir.
 
Yapılan bir takım araştırmalar vücuttaki fazla kilonun sadece yağ birikimi olmadığı, bu yağ birikiminin kana bazı zararlı maddelerin geçmesine sebebiyet verdiğini ortaya çıkarmıştır. Bu zararlı maddeler başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere bir çok sağlık sorununun ortaya çıkmasına sebep vermektedir. Kalp damar hastalıkları dışında şeker hastalığı, kolestrol, metobolizma rahatsızlıkları, tansiyon, uyku problemleri ve solunum yolu hastalıklarını sayabiliriz. Genelde orta yaş ve üst yaş grubundaki kişilerde görülen bu hastalıklar artık  obezite olan çocuklarda sıklıkla görülebilmektedir. Özellikle diyabet görülme sıklığı bu çocuklarda daha çok yaşanabilmektedir. Okul öncesi dönemde olan çocukların 1/3’ ü ve ergenlik dönemindeki çocukların hemen hemen yarısı kilolu ergen olma durumu yaşamaktadır.
 
Tedavi ve alınabilecek önlemler
Özellikle kilo dengesinin kurulması için uygulanan programlarda anne babanın rolü büyüktür. Bu uygulamaya kendilerini hazır hissetmeleri ve sabır göstermeleri gerekir. Sonuç odaklı olmaları ve mücadelenin başarıya ulaşmasını hedeflemelidir. Aksi halde yarıda bırakılmış bir program çocuğun inancını ve isteğini sonlandıracaktır. Çocuğun kendine olan güvenini etkileyecektir. Ayrıca yapılan uygulamanın yarıda kalması hem zaman kaybına hemde uygulanan kısmın boşa gitmesine neden olacaktır.
Bu süreçte sağlıklı ve dengeli beslenmek çok önemlidir. Bu beslenmeye uygun egzersiz programları da eşlik etmelidir.
 
    Aktivite programları ve beslenme nasıl olmalıdır?
Çocuktan hergün düzenli ve disiplinli bir şekilde spor yapması beklenemez. Onlar için aktiviteler oyunlardan ibarettir. Bu yüzden oyunların hareketli ve eğlenceli hale getirilmesi onların bu aktiviteleri  yapma isteklerini arttıracaktır. Daha çok fiziksel hareketlilik gerektiren oyunlar  oynanmalı ve anne baba tarafından bu oyunlar organize edilmelidir. Hareketsiz oyunlar, tv seyretme ve bilgisayar kullanımı azaltılmalıdır. Aile herzaman çocuk için bir örnektir. Bu yüzden yeme alışkanlığıda bununla gelişir. Evde,  çocuğa uygun besinlerin tüketimi ve düzenli beslenme şekli çok önemlidir. Çocuk için faydalı besinlerin tüketimi çoğaltılmalı hatta onun için faydalı olacak besinleri yeme isteğinin artması için değişik fikirler yaratılmalıdır. Beraber yemek hazırlamaya izin verilmeli ve bu durumun eğlenceli hale getirilmesi sağlanabilir. Bisiklet sürme, paten, tenis, basketbol, yüzme gibi aktiviteler beraber yapılabilir. Aileleriyle beraber yaptıkları  açık  havada yürüyüşler bile çocukların hoşuna gitmektedir. Daha çabuk sonuç verdiği bilinen kuvvet arttırıcı aktiviteler de çocukların oldukça hoşuna gitmektedir. Hatta bu tarz hareketleri büyüklerinde gördükçe özenirler. Ayrıca çocuğun isteğini ve enerjisini yüksek tutmak için ödüllendirme de yapılabilir. Bu durum onları daha çok özendirecektir. Şekli ne olursa olsun aktif olma durumu önem taşımaktadır. Egzersize odaklanmak yerine sürekli aktif olunabilecek aktiviteler ve dengeli beslenme ile bu konuda ciddi yol katedilebilir. Önemli olan hedeften şaşmamaktır. Hedefe zamanla ulaşıldıkça  çocuk motive olacak ve daha çok istekli davranacaktır. Buda özgüvenin artmasına ve sürecin hızlanmasına sebep olacaktır. Kilo korunduğu sürece yaş büyüdükçe vücut kitle indeksi azalacak ve kilo normale inecektir. Persentil seviyesi 95’in üzerinde olan çocuklar için kilo verdirici diyet programları uzman eşliğinde uygulanabilir. Bununda tavsiye edilen miktarı ayda yarım kilodur. Ancak bu durumda dahi düzenli ve dengeli beslenme esastır.
Günde en az 5 farklı  sebze veya meyve tüketilmi önerilir. 5+2+1 yöntemi diyecek olursak, ödev dışında 2 saatten fazla hareketsiz kalınmamalıdır. Egzersiz faliyetler en az 1 saat uygulanmalıdır. Sağlıklı atıştırmalıklar tercih edilmeli ve yüksek kalorili yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Çocuk aile bireylerinden açlık ve tokluk kavramlarını ve bunlara yönelik eylemlerin nasıl olacağı ile ilgili bilgileri öğrenmelidir. Bu anlamda aile bireylerinin sabrı çok önemlidir. Çocuklarının sağlığı ve yaşamsal faliyetlerinin olumlu yönde gelişmesi için bu özveriyi esirgememeleri gerekir.
 
 
 

Gebe Kalmak İsteyen Bayanlara Öneriler

Gebe Kalmak İsteyen Bayanlara Öneriler
Gebelik uzun süren zorlu bir dönemdir. Bu nedenle de gebeliğe hazırlık yamak gerekir. Eğer gebe kalmayı planlıyorsanız, iyi bir gebelik dönemi geçirebilmek için aşağıda vurgulayacağımız bazı noktalara dikkat etmeniz sağlığınız açısından oldukça faydalı olacak.
Gebelik Öncesi Muayene(Prekonsepsiyonel Vizit) Olmak
Gebe kalmadan önce genel sağlık durumunuz hakkında bilgi sahibi olmanızın oldukça yararlı olacağını söylemek lazım. Gebelik öncesi muayene olarak gebelikte, doğumda ve doğum sonrasında ortaya çıkabilecek her türlü “risk faktörü ”nün belirlenir. Bu risk faktörleri, gebelik takibini zora sokabilen ve tedavi edilmesi gereken kansızlık veya enfeksiyon gibi etkenlerdir ve bu etkenler belirlenerek gebelik takip planının çizilir. Gebelik takibinin içeriği, risk faktörlerinin yanı sıra, daha önce düşük, dış gebelik, daha önce ölü doğum ya da erken doğum yapıp yamadığı da dikkate alınarak çizilmektedir.
Gebelik takip programı çizildikten sonraki aşama ise, sürekli olarak kullandığınız bir ilaç varsa, bu ilacın gebeliğe göre düzenlenmesi aşamasıdır.
Yaşam Tarzınızın Gebeliğe Uygun Olup Olmadığının Düzenlenmesi
Günlük hayatınızda alkol, sigara kullanıyorsanız, gebe kalmayı planladığınız andan itibaren bunları bırakmalı ve sigara içilen ortamlardan da artık uzak durmanız gerekir. Bunların yanı sıra, alkol veya sigarayla beraber uyuşturucu, sakinleştirici ya da uyarıcı ilaçları da kullanıyorsanız kesinlikle bırakmanız gerektiğini söylemekte yarar var.
Sağlığa zararlı olan bu maddelerin yanı sıra, sivilceleriniz(akne) varsa, izotretionin içerikli olan sivilce ilaçları kullanıyorsanız, bu ilaçların kullanımının özellikle de gebeliğin ilk haftalarında gelişmekte bebek için çok sakıncalı olabileceğini göz önüne alarak doktorunuza danışmanız gerekir.
Ayrıca, Parasetamol içeren ağrı kesici ilaçlardan da gebelik boyunca kaçınmanız önerilmektedir.
Gebe Kalmayı Planlıyorsanız, Düzenli Beslenmeye Başlamalısınız
Başka nedenlerle bile olsa doktor kontrolüne gittiğinizde gebe olup olmadığınız konusunda doktorunuza danışmalısınız.
Gebelik hakkında oldukça önemli olan etkenlerden biri de, toxoplazma etkenidir. Eğer toxoplazma tetkiklerinden bu hastalığı geçirmediğiniz kesinse, toxoplazma etkeninden korunmak için evinizde kedi beslerken kedi dışkısıyla temas etmemeye çok dikkat etmelisiniz. Ayrıca bu önleme ek olarak, toxoplazma etkeninden korunmak için çiğ et tüketmekten de kaçınmalısınız.
Toxoplazma  etkeninin gebelik üzerine etkileri hakkında detaylı bilgi almak için tıklayın.
Bu önlemlerin yanı sıra, sauna, tüplü dalış yapma ya da ağırlık kaldırmayı gerektiren fiziksel aktivitelerden de kesinlikle kaçınmalısınız.
Gebe Kalmak İçin Uygun İş Yaşamı Koşulları
Genellikle zararlı olduğu yönünde bir kanı olsa da, işte ve evde bilgisayar kullanan annelerin bebeklerinde normal dışı bir durum oluşma riskinde artış saptanmamıştır. Bunun yanı sıra, bilgisayarlar, etrafa iyonize edici özellikte radyasyon yaymazlar ancak yine de önlem almak isterseniz, işte ve evde kullandığınız bilgisayara ekran filtresi takarak istediğiniz şekilde kullanmaya devam edebilirsiniz.
Kimyasal madde üretimi yapılan yerler ve kimyasal maddelerle iç içe olunan ortamlarda çalışan bayanlar, olası risk faktörleri için işyeri hekimine danışmalı hatta gerekiyorsa gebelik sürecinde çalıştıkları bölümü değiştirmelidirler.
Radyoloji, radyoterapi klinikleri ya da x-ray cihazı dedektörlerinin bulunduğu yerde çalışan bayanlar gebe kalmayı planladıkları andan itibaren iş yeri hekimine danışmalı ve dikkat etmeleri gereken durumları bağlı bulundukları kişiye ileterek radyasyon yayan ortamlardan uzak durmalıdırlar.
Gebe Kalamama Durumu(Kısırlık)
Korunmasız bir adet döngüsü içerisinde doğurgan(Fertil) bir çiftin yeterli sayıda ilişkiye girmesi durumunda çocuk sahibi olma şansları %20-25’tir. Bu kadar düşük bir oran olsa da hamile kalmayı planlayan bir çiftin en geç dört ya da beş ay içerisinde gebe kalmayı başarması gerekir. Ancak bu süre içerisinde denemesine rağmen gebe kalamayan çiftlerde problem olduğu anlamına gelmez. Çünkü %25’lik başarı oranına isabet ettirememiş olabilirler. Bu çiftlerin gebe kalmayı başarması için deneme süresini artırmaları gerekir.
Deneme süresini artıran ancak yine de başarılı olamayan çiftler ise, subfertil adı verilen sınıfta yer alırlar. Subfertil kelimesinin anlamı, gebelik oluşturma potansiyeli yani doğurganlığı(fertilitesi) biraz daha düşük ya da “zor gebe kalan” anlamına gelmektedir. Böyle bir çiftin herhangi bir adet döneminde gebe kalma şansı %2-3’tür ve eğer tedavi edilmezlerse, 4 ya da 5 yıl içerisinde yapacakları bir deneme süreci içinde hamile kalabilirler.

  1. grupta yer alan çiftlerin ise, gebe kalma oranı %0’dır ve tedavi edilmedikleri sürece de gebe kalma olasılıkları yoktur. “İnfertil” adı verilen çiftlerin toplumdaki oranı oldukça düşüktür ve bu sorunun belli başlı nedenleri vardır. Bu nendeler, kadındaki iki fallop tüpünün de tıkalı olması, kadında döllenmek için gerekli olan yumurtanın oluşmaması gibi kadından kaynaklanan nedenler olabileceği gibi, erkekte yeterli sayıda sperm olmaması veya çok az sperm oluşması gibi erkekten kaynaklanan nedenler ya da bu nedenlerin birlikte aynı anda meydana gelmesinden kaynaklanan nedenler de olabilir.

İnfertilite Ne Anlama Gelmektedir?
İnfertilite, ya da halk arasındaki adıyla kısırlık, 12 siklus boyunca süren ve bir adet döneminin başlangıcından diğer bir adet döneminin başlangıcına kadar geçen süre içerisinde yeterli sayıda cinsel ilişkiye girildiği ve korunmadığı halde gebeliğin meydana gelmemesidir. Gebe kalmak isteyen çift bunu hiçbir şekilde başaramamış ve gebelik oluşmamışsa, primer(birincil) infertilite, daha önceden en az bir defa bile olsa gebelik oluşması durumunda ise sekonder (ikincil) infertilite adı verilir. Halk arasında kısırlık olarak bilinse de, bu yazıda infertilite kelimesini kullanarak bilgi vermeye devam edeceğiz.
İnfertiliteden bahsedebilmek için en az 12 siklüs(1 yıl ) süresince beklemenizde fayda vardır. Bu süre sonunda ise doktorunuza danışmanız daha sağlıklı olacaktır. Bunun yanı sıra, bir yıl beklemenizin yararlarından biri de, bu süre içerisinde gebe kalabilir ve infertilitenin belirlenebilmesi için yapılacak testlerin maddi, manevi ve psikolojik olabilecek tüm yüklerinden kurtulma şansınızı denemeniz için yeterli süreyi değerlendirmeniz olacaktır.
Anne adayının 35 yaşının üzerinde olduğu veya gebe kalmaya engel bir durumu olan çiftler ise 12 siklus olan bekleme süresini geçirmeden başvurmalıdırlar.
Çiftlerde Gebe Kalamama Sebepleri
Gebe kalamama nedeni genellikle her siklus döneminde oluşan yüzde %20-25’lik şansı yakalayamamaktan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle de, deneme sayısını artırarak gebe kalma şansınızı artırabilirsiniz. En az 12 siklusluk bir deneme süresini geçirmiş ve hala gebe kalamamışsanız, doktora başvurmanız ve muayene olarak sebeplerin ne olacağını ortaya çıkarmanız gerekir.
Gebelik oluşturamayan çiftlerle ilgili yapılan araştırmalar sonucu, infertilite görülme nedeninin %40 kadından, %40 erkekten ve %20’de her ikisinden kaynakladığı ortaya çıkmıştır.
İnfertilite görülen çiftlerin %10’unda ise, gebeliğin oluşmaması için herhangi bir bulgu ortaya çıkarılamamıştır. Bu çiftlerle ilgili olarak yapılan araştırmada fallop tüplerinin açık olduğu, yumurtlamanın normal olduğu ve spermiyogramın da normal olduğu belirlenmiştir. Bu infertilite türüne “açıklanamayan infertilite” adı verilmiştir. Açıklanamayan infertilite tanısı konulan çiftlerin sayısı ise teknolojik gelişmeler sayesinde giderek azalmaktadır.
Gebelikte Yaşın Etkisi
25 yaşında 100 kadın ve bu kadınların gebe kalması için uygun yaşlarda olan 100 erkekten oluşan 100 çift üzerine yapılan araştırmalarda, düzenli ilişkiye girdiklerinde bu 100 çiftten %50’sinin ilk 5,5. Ayda gebe kaldığı ortaya konmuştur. Bunun yanı sıra, kadının yaşı her beş yıl arttığında gebe kalması için gereken deneme süresi de iki katına çıkar. Erkeğin yaşının artışının ise gebe kalma süresine önemli bir etkisi yoktur. Bu istatistiki verilerden 30-34 yaş aralığındaki her 7 kadından birinin, 40 yaşın üzerinde bulunan her 4 kadından birinin 1 yıllık deneme süresi sonunda hamile kalamayacağı anlaşılmaktadır. Gebe kalmada kadının yaşının ne denli önemli olduğu yapılan bu araştırmalarla ortaya çıkmış olmaktadır.
Gebe Kalmak İçin Yapılacak Cinsel İlişkinin Sıklığı
Bu konuyla ilgili olarak yapılan araştırmalar, haftada iki veya daha az cinsel ilişkide bulunan çiftlerin gebe kalmak için haftada iki kez düzenli ilişkiye girenlerden daha az şansı olduğunu göstermektedir. Haftada üç veya daha fazla cinsel ilişkide bulunan sağlıklı çiftlerde ise çocuk sahibi olma olasılığı en fazla düzeydedir. Bunun nedeninin ise, cinsel ilişki döneminin kadının periovulator(yumurtlama öncesi veya yumurtlama döneminden sonraki en doğurgan dönem)e denk gelmesinden kaynaklandığı belirtilmektedir.
 
 
 
 
 

Sedef Hastalığı

Sedef Hastalığı
Ülkemizde her yaş gruplarında meydana gelen hastalıklardan birisi de sedef hastalığıdır. Genelde sık görülen kronik bir hastalıktır. Deride bir takım değişimler sedef hastalığının nedenleri arasında yer almaktadır. Toplum içerisinde her 100 kişinin 2 sinde mutlaka bu tür deri hastalıkları meydana gelmektedir. Genelde hastalığın meydana getirdiği sonuçlardan birisi de Derinin zemini üzerinde kızarıklık meydana gelmesidir. Ayrıca üzerinde ise grimsi ve beyaz parlak pullar yer almaktadır. Toplum içerisinde meydana gelen sedef hastalığında daha çok deri de beyaz leke oluşumları ön plana çıkmaktadır. Fakat sedef hastalığı daha çok vitiligo ile karıştırılmaktadır. Pigment hücrelerin ölmesi sonucu bu tür vakalar görüldüğü için vitiligo ile hiçbir alakası olmamaktadır.
Sedef Hastalığı Neden Çıkar?
Sedef hastalığının tam olarak neyden kaynaklandığı bilinmemektedir. Her ne kadar sedef hastalığı deri ile alakalı olsa da aynı zaman da bağışıklık sistemi ile de alakalı bir durumdur. Günümüzde meydana gelen bu tür hastalığın kabul şeklinin ise şu şekilde olduğunu söylemek mümkündür.
Kullanılan ilaçlardan tutunda deride tahriş oluşturmasından, güneş yanıklarına ve hatta virüs oluşumuna kadar her bir unsur alyuvarların harekete geçmesine de neden olmaktadır. Tepki veren alyuvarlar epidermis adı verilen üst tabaka hücrerelerinde bir yandan atmasına ve giderek çoğalmasına neden olmaktadır. Bu durumda deri tabakaların iyice genişlemesine de neden olur. Normalde 4-8 kat deri hücresi oluşur. Oluşan hücreler olgunlaşıp deriden atılamadığından dolayı pullanmalar da meydana gelmektedir.
Bağışıklık Sistemi Zayıf İse Sedef Hastası Olur Muyuz?
Bağışıklık sistemi zayıf olanlarda sedef hastalığı söz konusu olabilir. Fakat sedef hastalığında bağışıklık sistemi zayıf değildir. Normal bağışıklık sisteminin hiçbir işlevine zarar vermediğinden dolayı herhangi bir sorun yaşanması mümkün bir durum olmayacaktır. Sedef hastalığına yakalanan kişilerde çok sık enfeksiyon sorunları yaşanmamaktadır. Ayrıca kimi hastalar da bağışıklık sistemini güçlendireceğini inandığından dolayı bitkisel ürünleri kullanma yoluna yönelmektedir. Bu tür yol oldukça yanlıştır. Bu durum tam tersi etki vererek bağışıklık sistemin de hatalı ve aynı zamanda daha fazla tepki vermesine de zemin hazırlayan unsurlar arasında yer alır. Bu sebeple bitkisel ürünleri kullanmak doğru bir çözüm yolu olmayacak daha fazla bağışıklık sistemlerini harekete geçirmiş olacaksınız.
Sedef Hastalığı Bulguları
Hastalık bulguları farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir.
Genelde hastalığın en sık görüldüğü bulgulardan birisi de plak psoriasistir. Böyle durumlar da sedef hastalıkları vücudun belirli bir evresi içerisinde kalmaktadır. Hem bölgesel hem de yaygın tip olarak ortaya çıkması muhtemel bir durumdur. Genelde diz, saç dipleri, dirsek gibi yerler de beyaz ve grimsi renk tonlarına hâkim olan kabuklar meydana gelmektedir. Vücutta meydana gelen bu tür kabuklar kaşıntılara da sebebiyet vermektedir. Ayrıca vücutta dağılan özelliğe de sahiptir. Hastalık plak psoriasis adı verilen yaygın bir tür ile de ortaya çıkmaya başlar. Ayrıca el ve ayak olmak üzere iki bölgede tutan bir özelliği de bulunmaktadır. Meydana geldiği andan itibaren zeminde kaşınma, soyulma ve dökülme gibi bir takım durumlar meydana gelmektedir. Vücutta meydana gelen kabuklaşma ve çatlamalar sonrasında sedef hastalığına yakalanan kişilerin derilerinde bir acı hissiyatı oluşur. Böyle bir durumda ellerin de meydana gelen acının yükselişe geçmesi ile birlikte iş yapmalarını da fazlası ile zorlaştırmaktadır. Böyle bir durum da sedef hastalığı egzama ile de benzerlik gösterdiğinden dolayı karıştırılma durumları da söz konusu olabilmektedir.
Damlacık Tarzı Sedef: bu tür sedef hastalığı türlerinde daha çok bademcik ve boğaz enfeksiyonları ile birlikte ortaya çıktığını söylemek mümkün. Vücut içerisinde daha çok yaygın ve damlacık halde bulunmaktadır. Bazen alınan ilaçların sonrasında gerileme söz konusu olabilmektedir.
Tek yerleşimli Sedef: Bu tür de daha çok bölgesel olarak koltuk altlarında, kasık gibi belli başlı bölgeler de ortaya çıkma durumu söz konusudur. Kabuklanma çok fazla görülmez, fakat daha çok sürtünme ve kaşınma sorunları çok sık yaşanmaktadır.
Sedef Romatizması: Her ne kadar sedef hastalığı cilt sorunları olarak ön plana çıksa da ayrıca romatizmal sorunlardan kaynaklı olarak ortaya çıkabilmektedir. Günümüzde sedef romatizmasına her 10 kişiden ikisi rastlamaktadır. Genelde kızarıklık ve kaşınmalar sedef hastalığının bu türünde oldukça fazladır. Böyle durumlarda mümkün olduğunca daha dikkatli olunması ve bir hekime başvurulması gerekmektedir. Ayrıca yumuşak ağırların yanı topuk dikeni gibi bir takım şikâyetlerde sedef romatizmasından kaynaklanan bir durum olabilmektedir.
Sırt ve bel bölgelerinde her ne kadar romatizmadan kaynaklanan bir durum söz konusu olsa da kimi zaman da iltihaptan kaynaklanan bir takım durumlar da yaşanabilmektedir. Özellikle romatizma bel iltihaplanmaları gibi bir takım sorunları da beraberinde getirmektedir. Ayrıca ağrılar uyku anında da devreye girerek hastaları son derece de huzursuz etmektedir. Böyle bir hastalığa yakalanan kişiler sabah tutuk uyanmakta ve gün içerisinde yavaş yavaş açılmalar ile yaşantısını sürdürmek zorunda kalır.
Çoğu zaman bu durum bel fıtığı ile karıştırılabilmektedir. Bu yüzden mutlaka hekime başvurarak tam olarak hangi sorunun olduğunu öğrenmeye çalışın. Romatizmalar genel olarak ilaç ile tedavi edilebilir. Sorunları durduran ve romatizmaya iyi gelen ilaçlar da vardır. Bu sebeple hastaların mümkün olduğunca dermatolog ile yakın temas içerisinde olmasında fayda var.
Püstüler Psoriasis: Bu tür sedef hastalığının türüne yakalanan kişiler de daha çok sarımsı renklerde sivilceye benzer kabartılar meydana gelmektedir. Daha çok el ve ayak tabanlarında ortaya çıkmaktadır. Ayrıca çok ama çok nadir olarak vücudun bazı bölgelerinde de ortaya çıkması söz konusu olabilmektedir. Sivilceye benzeyen minik sarı uçları bulunur. Böyle bir durumda hastalar hastaneye yatırılarak mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.
Eritrodermik Psiorasis: Oldukça nadir görülmektedir. Vücutta daha çok soyulma ve kızarıklık meydana gelmektedir. Hastalık son derece ağır geçer. Mutlaka hastanın hastaneye yatırılması ve sistemik ilaçlar ile tedavi edilmesi gerekmektedir.
Sedef Hastalığında Tırnak Değişimleri: insanların pek çoğunda ortaya çıkan sedef hastalığı tırnak ve ellerde bir takım değişiklerin oluşmasına neden olabilmektedir. En sık görülen vakalardan birisi de tırnakların kalınlaşmasıdır. Sedefe bağlı eklem sorunları bu tarz hastalık içerisinde daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple tırnak değişimi ile ilgili mutlaka bir dermatoloji uzmanına görünmeniz de sağlığınız açısından da önemli bir fayda sağlayacaktır.
Sedef hastalığını insanlarda nasıl seyreder ?
Sedef hastalığına yakalanan her insanı bu hastalıktan kurtulması zaman almaktadır. Çünkü hemen geçen bir hastalık türü değildir. Bazı insanlarda hayatlarını o şekilde ömür boyu idam ettirdiklerinde görünmekledir. Tabi bunun nedeni yanlış tedavi uygulamasından ya da ihmalcilikten meydana gelmektedir. Sedef hastalığı belirli bulgularının olmasına rağmen her bir bireyde farklı şekilde görülebilmektedir. Fakat hastaların çoğunda seyrek olarak bölgesel yayılım göstermektedir. Tedavi edilmediği sürece bu hastalık kendini geliştirerek vücudunuzda arttırmaktadır. Bunun için bir uzmandan yardım almalısınız yayılması bu şekilde durmanız mümkündür. İlerleyen dönemlerde sedef hastalığına yakalanan kişilerde ağır vakaların alevlenme tehlikesine yakalanmaktadır. Hastaların bu gibi durumlarda özellikle boğaz yollarının enfeksiyon kapmamasına dikkat etmesi ve fazla stres yapmaması gerekmektedir. Bununla birlikte yoğun güneş ışınları altında uzun süre durmamanız sizin açınızdan önemli olacaktır.
Sedef hastalığı herkese bulaşır mı?
Halk arasında en çok korkulan konulardan biride sedef hastalığının bulaşıcı olup olmadığıdır. Sedef hasatlığı ciltte görünen bir hastalık olduğu için görenleri ürpertmektedir. Bu da haliyle insanların sedef hastalığı olan kişilere dokunmaya korkmasını sağlamaktadır. Çoğunun kendisine bulaşmasın diye geri durduğu bu hastalık türü sanılanın aksine bulaşıcı değildir. Sadece sedef hastalığına yakalanan kişilerde tedavi alına alınmasa ilerlemem kaydederek tüm vücudunu yayılım gösterebilir. Sedef hastalığı olan kişiler ile rahatlıkla tokalaşabil ve sarılabilirsiniz. Kesinlikle size bulaşmayacaktır. Çünkü bireylerde kediliğinden vücudunda oluşum göstermektedir. Bu nedenle korkmanıza hiç gerek yoktur. Sevdikleriniz çekinmeden vücut temasında bulunmanızda hiçbir sakınca olmaması hem sizin hem de sedef hastalığının bulunduğu kişi açısından motivasyonu arttıracaktır.
Sedef hastalığının deri kanserine dönüşme riski var mı ?
Bu sorunun cevabı tabi ki yoktur. Sedef hastalığının deri kanseri ile bir ilgisi bulunmamaktadır. İkisi birbirinden ayrı bir hastalık türüdür. Deri kanserini arttırmasında rol de oynamaz fakat sedef hastalığının tedavi sürecinde bilinçsiz ilaç kullanılması deri kanserine davetiye çıkarmaktadır. Böylesine ciddi bir konuda kesinlikle kendi kendinizi tedavi etmek için uğraşmaya çalışmayın çünkü bilinçsiz yapılan her bir uygulama sizin daha da kötüye gitmenize yol açabilmektedir. Sedef hastalığını belirtilerini taşıyorsanız bu hastalık ile ilgilenen bir uzmandan derhal yardım almalısınız. Tedaviniz boyunca size doğru uygulama yöntemlerini uygulayacaktır. Ayrıca yaş ilerlemesi ile lenfoma riskinin etkisinde bazı hastalarda görünmektedir. Bunun için doğru uygulama şart. Doğru uygulama ile hastalığın durdurulması daha kolay bir hale gelebileceği gibi hastalığın yok edilmesinde mümkün olmaktadır.
Sedef hastalığı anneden çocuğuna bulaşır mı?
Sedef hasatlığı dokunarak bulaşıcı bir hastalık türü olmamasına rağmen kalıtsal olarak yüzde 30 civarında bir oranla çocuklarınıza bulaşma riski vardır. Özellikle ailede ya da annede otuz yaşının altında iken geçirmiş olduğu ağır sedef hastalığı nöbetleri nedeni ile çocuklarınızın da bu hastalığa yakalanması muhtemeldir. Fakat bazı sedef hastalığına yakalanmış bayanlar bu nedenle hamile kalmaktan korkmaktadır. Bebeğinizin sedef hastalığına kalıtsal olarak yakalanması veya yakalanmaması tamamen şans işidir. Yani size yüzde otuz civarında bir oran verdik. Bu demek oluyor ki yüzde yetmiş oranında bir ihtimal var bu şekilde bunun için hamile kalmak istememeniz gereksiz olacaktır. Çoğu sedef hastalığı geçirmiş bayanların ve bir kısmında halen sedef hastalığı ile mücadele ettiği bilinen kişilerin çocuklarının bu hastalığa yakalanmadığını görmekteyiz.
Sedef hastalığı için beslenme programı var mı?
Sedef hastalığı deride oluşum gösteren bir hastalık türüdür. Bu hastalık bazı hastalıklar gibi içteki hastalığın dışa yansımış şekli değildir. Bu nedenle beslenme ile bir ilgisi bulunmamasına rağmen sizlere yağlı yiyeceklerden durmanız ve fazla kırmızı et tüketiminden uzak durmanızı öneririz. Az da olsa bu besinlerin sedef hastalığını tetiklediği düşünülmektedir. Tedbir almak açısından bu öneriyi dikkate almaz sizin açınızdan iyi olacaktır. Bu bilgilere dayanarak hastalığınız süresi boyunca dilediğiniz yiyeceği rahatlıkla korkmadan yiyebilirsiniz. Beslenme konusunda sedef hastalığı için kanıtlanmış bir tanı yoktur. Sedef hastalığını sadece ilaçla tedavi etmek mümkün olduğundan dolayı beslenmenin çok fazla faydası olmamaktadır. Fakat siz sadece sağlığınız açsından da beslenmenize özen gösterebilirsiniz.
Sedef hastalığı diğer tür hastalıkları tetikler mi?
Yakın zamanda yapılan araştırmalara göre sedef hastalığının bazı hastalık türlerinin oluşumunda payı olduğu görünmüştür. Bu araştırmalar göre sedef hastalığı olan kişilerin Kalp ve damar yollarını tetikleyerek ve kan yağı yüksekliğini artırarak hastalık oluşumuna sebep vermektedir. Sedef hastalığı bulunan kişilerin bu nedenle beslenmelerine özen göstermesi gerekmektedir. Bunun nedeni fazla kilo alınmaması gerektiğinden ileri sürülmektedir. Çünkü Fazla kilo alınması demek sedef hastalığının diğer hastalıklara davetiye çıkarması demektedir. Bunun yanı sıra sedef hastalarının sigara ve alkol kullanımından uzak durulması gerekmektedir. Dengeli beslenmeye ve spor yapmaya önem verilmelidir. Sedef hastalarını en çok etkileyen bir diğer unsurda strestir. Stresten mümkün olduğunca kaçınılması gerekmektedir.
Stres sedef hastalığını etkiler mi ?
Uzmanların yaptıkları birçok testler ile kanıtlanan psikolojik sorunların sedef hastalığına etkili olacağı yönündedir. stres sedef hasatlığını hem arttırmakta hem de sedef hastalığına yakalanmada önemli bir rol oynamaktadır. Bununla birlikte sedef hastalıda bireylerde stersin oluşmasına neden olmaktadır. Sedef hastalığı gözle görünebilen bir hastalık türü olduğu için bu hastalığa yakalananların psikolojilerini bozabilmektedir. Özellikle hastalığın ileri evrelerine yakalanmış kişilerin sosyal yaşamdan kendilerini soyutlamaktadır. Her ne kadar bulaşıcı bir hastalık türü olmasa da insanların kaygısı ve şaşkın bakışları rahatsız etmektedir. Bu nedenle de sedef hastalığı olan kişilerin stres yapması muhtemeldir. Fakat bu gibi durumlarda daha ılımlı olunması gerekmektedir. Sedef hastalığının tedavi sürecinde pozitif olunması birey açısından aktif rol oynayacaktır.
Sedef hastalığının tedavi süreci
Sedef hastalığının tedavi sürecinde ki amaç sedef hastalığını ortadan kaldırmak ve bu hastalığın ilerlemesini önlemektedir. Ayrıca sedef hastalığına yakalanan kişilerin psikolojilerinin bozulmasını engellemektedir. Tedavi süreci boyunca hastaların daha fazla pozitif olmaları açısından desek takviye edilmemektedir. Özellikle son yıllarda sedef hastalığı tedavisinde sadece birden fazla çözüm yolları bulunuştur. Her ne kadar tamamen yok olmasa da belirtilerin tedavi süresince en aza indirildiği görünmektedir. Sedef hastalığının tedavisi kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu hastalığı hafif olarak atlatanlara uzmanların kontrollerinde ilaç verilmektedir. Fakat hastalık daha ağır olarak atlatılıyor ve geçmiyorsa ultraviyole tedavi yöntemi hastalara uygulanmaktadır. Eğer ki hasta bu tedavi yönteminde cevap vermiyorsa o halde ağız yolundan serum veya iğne verilerek hasta tedavi edilmektedir.
Cilde sürülerek uygulanan tedavi yöntemi nasıldır?
Sedef hastalarının tedavisinde yerel ilaçların etkisi büyüktür. Saçlı deride meydana gelen sedef hastalığı için özel üretilmiş losyonların faydası vardır. Ayrıca cilde sürülen merhem, krem vs. ilaçların sedef hastalığını durdurmaya ve başlangıç evresinde yok etmeye yetmektedir. Bu ilaçlar kortizon içermektedir ve bu nedenle bilinçsiz kullanılması önerilememektedir. Sedef hasatlığının belirtileri bulunan her hasta kendi başına bu ilaçlardan alıp kullanması sakıncalıdır. Muhakkak bir doktor gözetiminde kullanım önerilerine uyarak cildine uygulamalıdır. Az ve fazla kullanımda kaçınmalı düzenli olarak yeterli miktarda sürmelidir. Yanlış kullanım ile cildinizi haddinden fazla incelmesine yol açabilmekte, tüylenme ve cildinizde sivilcelenmeleri tetiklemektedir. Bazı istisnai hastalarda ise kortizon içeren iğne ve hap gibi ilaçların kullanımı hatalıdır.
D vitamini içeren ilaçların faydası
Kortizonlu ilaçlar gibi deriyi inceltme riski bulunmamaktadır.  D vitamini içeren ilaçlar bağışıklık sisteminin düzene girmesinde önemli bir rolü vardır. Bu sedef hasatları tarafından cilde uygulanarak sürülmektedir. Uzun süreli kullanım için oldukça güvenli olan bu ilaçların tedavi sürecinde faydası görünmektedir. Çoğu sedef hastaları doktorları tarafından bu ilcalara yöneltilerek tedavilerini böyle devam ettirmektedir ve tedavileri olumlu yönde ilerleme kat etmiştir. Kesinlikle bir riski olmamaktadır ve diğer ilaçlara oranla bazı sedef hastalarına daha uygun görünmektedir. Bireylerin tedavi ederek motivasyonunu arttıran bu ilaçlar düzenli olarak kullanılması gerekmektedir. Her ilacın bir kullanım talimatı vardır ve doktor sizin hastalık seviyenize göre doğru bir uygulama önerecektir. BU sayede d vitamini içeren ilaçların hastalığınız üzerindeki etkisini zamanla görebilmeniz mümkündür.
Ditranol:
Sedef hastalarının cildinde oluşan dokularda hücre artışı gözlemlenmektedir. Kortizonlu ilaçların cildi incelmesinin aksine bu ilacın cildinizi inceltmez. Fakat başka bir yan etkisi olabilmektedir. Bu da kullananlarda bazı istisnai durumlarda deri boyamaktadır. Bu da Antralin (Ditranol) yan etkilerinden biridir. Sedef hastalarında tercih edilen bu tedavi yönteminin yan etkisi olarak cildinizin kahverengi olmasına yol açabilmektedir. Ama bir süre sonra cildinizin aldığı renk kendiliğinden kaybolacaktır. Bazı hastalarında tedavi aşamasında cildini tahriş etmesi mümkündür. Böylece bu ilacı kullanırken çok dikkat edilmelidir. Özellikle hassas olan bölgelerinize uygulamaktan kaçınılmalısınız. Düzenli ve doğru uygulamanız halinde tedavinizin olumlu yönde ilerlediğini göreceksiniz. Aksi taktirde doktorunuza başvurunuz.
Sedef hastalığında nemlendirici kullanımı:
Sedef hastalığı bulunan kişilerin normal kişilere oranlara derileri daha kalın ve daha kurudur. Bu nedenle hastalık evresinde nemlendiriciler önerilmektedir. Nemlendiriciler tedavi aşamasında hastalara faydası büyüktür. Çoğu hastanın cildindeki kaşıntıyı ve pullanmayı azaltarak rahatlatmaktadır. Güçlü bir iyileştirme özelliği vardır. Tedavi aşamasında diğer kullanılan ilaçlarında etkisini arttırarak tedavin olumlu sonuçlanmasına fayda sağlamaktadır. Nemlendiricilerin diğer kullanılan ilaçlara göre daha masum ve zararı olmadığını söylemek mümkündür. Uzun süreli kullanımlarda da bir sakınca yoktur ve hastalar tarafından rahatlıkla kullanıma uygundur. Sedef hastaları tarafından en sevilene tedavi türüdür. Doktorlarda hastalarının uygulanmasını gönül rahatlığı ile hastalarına önemektedir. Bu sayede oldukça iyi gelecek sedef hastalarını bekleyecektir.
 

Kreatin Düşüklüğü Neden Olur ve Tedavisi

Vücudun kas metabolizması tarafından üretilen kreatin bir vücut atığıdır. Böbrekler ile vücuttan idrar yolu ile dışarı atılır. Kreatinin düşük olmasının birçok sebebi vardır. Vücut iri ve ufaklı olmak şartıyla gruplar halinde iskelet kaslarından meydana gelmiştir. Vücudumuzda bulunan bu kas grubu fiziksel, hormonsal ve biyokimyasal değişiklikler geçirerek her zaman yenilenen bir sistemdir. Yenileme sırasında kas yıkımının olması sonucu olarak kreatin maddesi kanda tutulur. Kanda bulunan kreatinin %2 si böbreklerden dışarı atılır.

Kreatinin Düşük Olması Nedenleri

Vücuttaki kreatin değerleri böbreklerin sağlıklı işleyişini gösterir. Bu değerlerde herhangi bir düşüklük hastalık veya olumsuzluk olarak algılanmamalıdır. Yalnız vücudumuzda bulunan doku ve sistemler bir uyum içinde çalıştığından kreatin değerinin uzun bir dönemde iniş ve çıkışlarını gözlemlemek gerekir. Serum kreatin değerlerinin düşük olması ileriki yaşlarda kendini gösterir. Bunun en önemli nedeni ise yaş ilerledikçe vücutta ki kas kütlesinin azalması ve düşük bazal metabolizmadır. Vücudun kas kütlesinde her 10 senede bir yaklaşık olarak ½ kilo bir azalma olmaktadır. Bu ise serum kreatin seviyesinin azalmasına neden olur. Hamileliğin 3. ve 6. ayları arasında kanda bir incelme olur. Bu incelme serum kreatinin azalmasına neden olur. Kanın seyrelmesi sonucunda böbrekler daha fazla kan filtre etmek zorunda kalacağından vücuttan daha fazla kreatin atılacaktır. Kas metabolizmasını etkileyen ve bunun sonucu olarak kas kütlesinde azalmaya neden kas bozukluğu hastalıkları da kreatin düşüklüğü ile yakından ilgilidir. Serum kreatin değerleri vücuttaki toplam kas kütlesi ile yakından ilgilidir. Serum kreatin değerlerinde oluşan herhangi bir düşüş kas metabolizmasında oluşan sistematik ya da bölgesel bir sorunun olduğunun göstergesidir. Kreatin yüksekliği böbreklerde veya boşaltım sisteminde bir bozukluğun olduğunu gösterir. Bunun tersi olan serum kreatin düşüklüğü ise serum kreatin salgılanmasında bir problemin olduğunun göstergesidir. Vücudun toksinlerinin temizlendiği yer karaciğerlerdir. Vücuda alınan proteinin eksik olması düşük kreatin değerlerinin oluşmasına neden olur.

Kreatin Düşüklüğünün Tedavisi

Kreatinde olan düşüklük çoğunluk olarak ciddi bir sağlık sorunu olarak görülmez. Yalnız bu düşüklük bazı durumlarda ciddi bir rahatsızlığın belirtisi olabilir. Kreatin düşüklüğünün uzun bir zaman devam etmesi sürecinde takip edilmesi gereken bazı yollar vardır. Genetik testi yapılarak kişide bağışıklık sisteminin zayıflığından kaynaklanan hastalıklar veya kas kaybına neden olan kas sistemi hastalıklarının olup olmadığı belirlenir. Eğer kas sisteminden kaynaklanan bir aksaklık var ise tedaviye bir an önce başlanılmalıdır. Kas distrofisi hastalıklarında kas lifi kaybı olduğundan erken tedaviye başlanılmadığı takdirde fizik tedavi gereklidir. Bunun yanında zaman içinde olması muhtemel kas tutulması, kas spazmı ve zayıflığını azaltmada önemli bir rol oynayabilir. Yalnız kas lifinin kaybında fazla seçenek yoktur. Bu tür hastalıkların ortaya çıkması oldukça nadirdir. Kreatin düşüklüğünün eğer karaciğer kaynaklı olduğu düşünülüyorsa alkollü içeceklerden ve karaciğere zarar veren toksinlerden uzak durulmalıdır. Karaciğerin üzerinde olumsuz etkiler yapan ilaçlar alınıyorsa bunların yerine başka alternatifler tercih edilmelidir.

Kortizol Yüksekliği ve Düşüklüğü Nedir?

Kortizol Yüksekliği ve Düşüklüğü Nedir?
Modern çağımızın en büyük sorunlarından bir tanesi kortizol yüksekliğinin olmasıdır. Sağlığımızı olumsuz bir şekilde etkileyen stres ile vücudumuz mücadele etmek için kortizol salgılar. Yalnız kortizol hormonunun devamlı olarak yüksek seviyelerde seyretmesi kişinin başta kilo almasına neden olarak birçok sorunları da beraberinde getirir. Kişinin herhangi bir stres durumunda böbreküstü bezlerinden kortizol hormonu sağlanır. Bu hormon kan şekerinin yükselme sebebi olan glukokortikoid hormonları grubuna girmektedir. Vücut, stresli veya hayati tehlikenin olduğu bir durumla karşılaştığı zaman kortizol salgılamaya başlar. Böylece vücudu oluşan tehlikeye karşı savaşmaya ya da ondan kaçmaya hazırlar. Stresli durumlar farklı şekillerdedir ve hepsi de kan şekerinin yükselmesine sebep olmaz. Kortizol hormonunun salınmasına fiziksel, duygusal, yoğun yapılan egzersizler ya da aşırı derecede düşük kalorili diyet strese neden olacağından bu durumlar etkili olabilmektedir.
Modern çağın getirdiği sorumluluk ve aşırı yükten dolayı birçok kişinin kortizol seviyesi oldukça yüksektir. Kortizol hormonunun uzun bir süre yüksek kalması kişide yüksek kan şekeri, bağışıklığın zayıflaması, kan şekerinde dengesizlik ve karın bölgesinde yağlanma gibi olumsuz durumlara yol açar. Kortizol hormonunun kilo ile ilgisini şöyle açıklayabiliriz. Kortizol hormonu salgılandığı zaman vücudu daha fazla yağ yakması için uyarır. Bundan dolayı da tehlikeye karşı gelmek veya ondan kaçmak için vücut fazladan bir enerji kullanmak zorunda kalır. Yalnız çoğu insan strese ve onun ardından salgılanan kortizol hormonuna yiyerek tepkisini gösterir. İşte bu davranış kilo almaya neden olur, kortizolun kilo alımıyla kendisinin bir ilgisi yoktur.
Kortizol Yüksekliğinin Belirtileri
Kortizol hormonunun devamlı olarak yüksek olması beraberinde birtakım sorunları da getirmektedir. Kortizolun yüksek olduğunu verdiği belirtilerden anlayabilirsiniz. Gece iyi bir uyku çekmeniz için kortizol seviyenizin gece vakti düşük olması gerekiyor. Eğer kortizol hormonunuz yüksek ise uykuya dalamayacaksınız ve vücudunuz dinlenemeyecek. Bu ise sizi ertesi günü yorgun, sinirli ve daha stresli yapacaktır. Kortizolun yüksek olması sonucu böbrek üstü bezleri yeteri kadar kortizol hormonu salgılayamayacaktır. Bu da kişide kronik bir yorgunluğun oluşmasına neden olacaktır. Yeterli ve dengeli beslendiğinize inanıyor hatta spor yapmanıza rağmen karın yağlarınız bulunuyorsa bunun sebebi stres yani diğer bir deyişle kortizol hormonudur. Kortizol hormonunun yüksekliği vücudun kendini onarma mekanizmasını devre dışı bıraktığı için bağışıklık sistemi hastalıklara karşı savunmasız duruma düşer. Hastalıklara daha çabuk yakalanırsınız.
Kan şekerinin yükselmesine neden olan kortizol şeker hastalığı riskini artırır. Yüksek kan şekerinin olması insülin miktarının artmasına neden olur. Bu durum bir anda kan şekerinin düşmesi demektir. Uzun zaman yüksek seviyede olan kortizol zamanla böbrek üstü bezlerinin tükenmesine neden olur. Bu prolaktin seviyesinin artması demektir. Vücut acıya karşı daha duyarlı duruma gelir. Baş ve kas ağrıları ortaya çıkar. Bu hormonun yüksek olması kişinin cinsel hayatını da olumsuz etkiler. Cinsel isteksizlik ortaya çıkar.

Kirpik Perması Nasıl Yapılmalı?

Kirpik Perması Nasıl Yapılmalı?
Kirpiklerin daha dolgun ve daha uzun görünmesi için daha çok uygulanan yöntem rimel kullanmaktır. Yalnız rimel kalıcı olmadığından bunu kalıcı kılmak için başka yöntemler kullanılır. Bu yöntemlerden bir tanesi de kirpik perması yaptırmaktır. Kirpik perması yaptırmak istiyorsanız bunu güzellik salonlarında uzman kişilere yaptırılmasınız. Eğer evde kendiniz yapmak isterseniz bu durumda yaparken dikkat ve özen göstermelisiniz. Kirpik permasının yapım aşamasında özel bigudiler kullanılır. Kirpik perması yapmak için özel perma makaraları, maşası ve perma makası kullanmak gerekir. Kirpik perması yapma işlemi yaklaşık olarak 40 – 50 dakika arasında sürmektedir. Kirpikler vücudun en zor şekil alan tüylerindendir. Bundan dolayı perma yapılmadan istenilen bir kavise gelmesi oldukça zor olmaktadır.
Kirpik perması sırasında kirpiklere ısı verilmesinin yanında onların kalıcı olmasını sağlayan kimyasal maddeler kullanılır. Kirpik perması işlemi sırasında özel bigudiler kullanılır. Kirpiklere yüksek bir ısı kullanılır ve sağlığa zararı olmadığı kabul edilen kimyasal maddeler yardımıyla kirpiklerin kıvrımlı ve dalgalı bir şekil alması sağlanır. Kirpik permasının etkisi en az 2 – 3 ay sürmektedir. Bunun nedeni ise kirpiklerin 90 günlük bir dönemde dökülerek yeniden çıkmasıdır. Bu nedenden dolayı kirpik permasının 2 – 3 ayda bir tekrar yapılması gerekmektedir. Kirpik malzemeleri saç malzemeleri ile benzerlik gösterir. Kalıcı kirpik perması işlemi sırasında kullanılan özel silindirik bigudilere kirpik sarıldıktan sonra 40 dakika beklenilmelidir. Normalde saç permasıyla aynı yapılış mantığını taşıyan kirpik perması, uzman kişiler tarafından uygulanmalıdır. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi de kirpiklerin göz kapağı mukozası gibi vücudun bir hayli duyarlı olan bir bölgesine yakın olmasıdır.
Kirpik perması, uzman kişiler tarafından yapıldığı zaman son derece güvenilirdir. Bundan dolayı kişilerin evde kendilerinin yapması önerilmemektedir. Çünkü kirpik perması işlemi sırasında kimyasal maddeler kullanılmaktadır. Bu maddelerin kesinlikle göze kaçırılmaması gerekmektedir. Göze kaçan kimyasallar körlüğe neden olabilir. Kirpik perması işlemi bittikten sonra kontakt lensinizi güvenli bir şekilde kullanabilirsiniz. Hatta gözünüzü ve yüzünüzü dahi yıkayabilirsiniz. Perma işlemi yapıldıktan sonra kirpiklerin renginde birkaç gün sonra açılma olacaktır. Bu renk farkını makyaj ile kapatabilirsiniz. Bazı hanımlar kirpiklerine Hint keneviri yağı kullanıyor. Bu uygulamayı öğleden sonra 2 gibi yaparsanız kirpikleriniz permayla şekillenmiş gibi etrafın daha fazla dikkatini çekecektir. Kozmetikte kullanılan kimyasallara alerjisi olan kişilerin kirpik perması yaptırmasını uzmanlar önermemektedir. Bunun yanında hamile bayanlarda bu kimyasal maddeleri soludukları için istenilmeyen bazı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Bundan dolayı hamile bayanlar veya hamile olduğundan şüphelenen bayanların kirpik perması yaptırması sakıncalıdır.

İmpetigo Belirtileri ve Tedavisi

İmpetigo Belirtileri ve Tedavisi
Oldukça sık görülen bir deri enfeksiyonu olan impetigo doğru bir tedavi uygulandığı zaman hızlı bir şekilde iyileşebilen bir hastalıktır. Bu hastalığa sebep olan bakteri ise stafilokoküs aureus adlı bir bakteri türüdür. Oldukça bulaşıcı bir hastalık olan impetigo kaşıntılı veya ağrılı bir durum arz edebilir. Cildinizde küçük bir sıyrık veya böcek ısırığından dolayı ciltte oluşan bir açıklık bulunuyorsa iltihap kapma olasılığı oldukça fazladır. Bu enfeksiyonun en çok görüldüğü yer yüz bölümüdür. Genellikle de ağız ve burun çevresinde çok yaygındır. İmpetigo hastalığı daha çok çocuklar arasında yaygın olan bir hastalık türüdür. Ayrıca kişinin egzama gibi bir cilt hastalığı bulunuyorsa impetigo geçirme olasılığı oldukça yüksektir.
İmpetigo hastalığının birkaç türü bulunmaktadır. Çocuklarda en sık görüleni ve bulaşıcı olan impetigo türü nonbüllöz impetigodur. Bu tür impetigo genelde ağızda ve burunda kırmızı yaralar ile kendini gösterir. Bu yaraların patlaması ile birlikte yerlerinde kabuklu, ıslak ve kırmızı bir döküntü oluşur. Döküntü kaşıntı yapabilir ama ağrı yoktur. Büllöz impetigo türü ise en çok iki yaş altı çocuklarda görülmektedir. Kabarcıklar ilk olarak gövde, kol ve bacaklarda görülür. Zaman geçtikçe bu kabarcıklar saydamlaşır ve son olarak bulanık bir görüntü alırlar. Oluşan kabarcıklar uzun sürer. Kabarcıkların etrafında kırmızılık ve kaşıntı meydana gelebilir. En ciddi impetigo türü ise ektimadır. Çünkü bu tür sadece üst tabaka yerine cildin ikinci tabakasında meydana gelir. Oluşan kabarcıklar ağrılıdır. Ülserlere ya da açık yaralara dönüşme ihtimalleri vardır. Şişmiş lenf düğümleri ile yara izleri olabilir.
Risk Grupları
Bazı kişilerde bu hastalığın oluşması daha sık rastlanılmaktadır. Bu risk grubu içinde şu kişileri sayabiliriz. 2 ile 6 yaşında bulunma, düzenli bir şekilde okul ya da kreşe gidilmesi, cildin başka şekilde tahriş olması, kötü temizlik koşulları, havanın sıcak olması, bakterilerin kolay bir şekilde yayılmasını sağlayan kalabalık bir ortam, dermatit adlı bir cilt rahatsızlığının olması, ciltten cilde temas olan aktivitelere katılım, şeker hastalığı ve bağışıklık sisteminde bozukluk meydana gelmesi.
İmpetigo Sebepleri
Hastalığın oluşmasında bazı bakteri türleri rol oynamaktadır. Bu bakteriler cilde enfekte oldukları zaman hastalık meydana gelir. Bu durumlara sebep olaylar ise; bu hastalığı olan bir kişi ile cilt temasında bulunmak, impetigo hastalığı olan bir kimsenin kişisel eşyaları ile temas etmek, ciltte oluşan hasarlar, böcek ısırmaları ve hayvan ısırıklarını sayabiliriz.
İmpetigo Belirtileri
Hastalığın belirtileri kişiye oldukça rahatsızlık verir. Belirtilerin oluşması impetigonun türüne göre farklılık gösterse de belirtiler birbirine benzer. Bu belirtiler arasında; çabuk bir şekilde patlayan ve arkasında sarı kabuklanmalar bırakan kırmızı yaralar ve içi sıvı dolu kabarcıklar, kaşıntılı döküntüler, ciltte lezyonlar ve lenf bezlerinin şişmesini sayabiliriz.
İmpetigo Tanısı ve Tedavisi
İmpetigo hastalığının teşhisinde çoğunluk olarak fiziksel muayene yeterli olabilir. Yalnız doktor impetigo hastalığına neden olan bakteri çeşitlerini bulmak için sizden kültür isteyebilir. Yapılan kültür testinden sonra doktor antibiyotik gerekip gerekmediğine ve ne tür bir antibiyotik uygulanacağına karar verecektir.
İmpetigo Tedavisi
Tedavi, hastalığın şiddetine ve bu hastalığa neden olan bakterilere göre farklılıklar gösterecektir. İmpetigonun hafif olduğu durumlarda doktor, cildin iyileşmesine yardımcı olmak ve hastalığın yayılmasına yönelik basit hijyen önlemleri almanızı önerebilir. Hastalığın etkilediği bölgeye sıvı ya da anti bakteriyel bir solüsyon sürülerek günde birkaç defa cilt temizlenmelidir. Yıkama yaparken hasta olan bölgeyi sakın yıkamayın çünkü bu hareket cildi daha çok tahriş edecektir. Hasta bölgeyi dokunarak kurutun ve oraya anti bakteriyel ya da reçetesiz bir krem sürün. Hastalıktan etkilenen bölgelere dokunmayın ve kabukları kaldırmayın. Hastalığın yayılmasına engellemek için yapışmayan bir pansuman yapılabilir. Hastalıklı bölgeyi elledikten sonra elleri güzel bir şekilde yıkayınız. Doktorunuz tıbbı tedavi için size antibiyotik önerebilir. Bu antibiyotikler çocuklar için sıvı, yetişkinler için hap olarak önerilir.

Güneş Yanığına Neler İyi Gelir?

Güneş Yanığına Neler İyi Gelir?
Uzun süre güneşe maruz kalan cilt hassaslaşır ve kullanılan normal vücut şampuanları ve sabun cildi daha da kurutur. Cildinizde güneş yanığı oluştuysa yanığa aloe vera jeli, yulaf ezmesi, yoğurt ve zeytinyağı kullanarak aşırı derecede kuruyan cildinizin yumuşamasına ve nemlenmesine yardımcı olarak tedavi sürecine katkıda bulunabilirsiniz.
Güneşten yanmış olan cildinizi yumuşatmak için yanığa yulaf ezmesi kullanabilirsiniz. 1 bardak kaynamış suya ½ bardak yulaf ezmesi koyun ve soğumaya bırakın. Karışım tam olarak soğuduktan sonra güneşten yanmış olan yere dairesel hareketler ile sürünüz. 3 – 4 dakika sonra cildinizi bol suyla yıkayınız. Yanık tedavisinde en etkili yöntemlerden bir tanesi de aloe vera kremi kullanmaktır. Bu krem sayesinde cildiniz yumuşayarak temizlenir. Yanık olan bölgelere avuç içi ile beraber jeli iyice yedirin ve cildin emdiğine emin olur. Daha sonra soğuk suyla durulayın.
Güneş, cildi kuruttuğu için ciltte gerilmeye neden olur ve bu durum ağrıyı oluşturur. Buna engel olmak için zeytinyağı sürün. Zeytinyağı sayesinde cilt yumuşayacaktır. Zeytinyağı sürdüğünüz yere sıcak suyla ıslattığınız bir havlu koyun ve havlu tamamen soğuduktan sonra cildinizi hafif bir şekilde siliniz. Güneş yanığına karşı kullanılan en etkin yöntemlerden bir tanesi de yoğurt sürmektir. Yoğurt sayesinde cilt yatışır ve rahatlama sağlar. En etkin sonucu almak için yağsız yoğurt kullanılması önerilir. Yoğurdu kullanmadan bir süre önce dolapta bekletin. Cildinize sürdüğünüz yoğurdu 3 – 4 dakika beklettikten sonra cildinizi ılık suyla durulayınız.
Güneş yanığına Karşı Yapılabilecekler
Sık aralıklar ile serin duş alın. Duş sırasında suyun sert bir şekilde teninize değmemesine özen gösterin. Duş sırasında sabun, yağlar ve diğer temizleyici maddeler kullanmayın. Çünkü bu tür temizleyiciler cildinizi daha kötüleştirebilir. Cildinizde su toplamış kabarcıklar var ise o zaman duş yerine küvette banyo yapın. Çünkü duş sırasında cildinize gelen tazyikli su bu kabarcıkların patlamasına neden olacaktır. Güneş yanığının olduğu yerlere serin bir bezle kompres yapın ve tekrarlama yapmanız gerekiyorsa bezleri tekrardan ıslatın.
Giysileriniz bol, rahat ve pamuktan olursa sizin için daha uygun olacaktır. Güneş yanığının olduğu bölgelere aloe vera losyonu uygulayabilirsiniz. Yalnız 2 yaşından küçük çocuklar için doktor onayı almanız gerekir. Yapılan uygulamalar cildinizde bir rahatlama sağlasa da ağrılar 4 – 5 gün sürebilir. Bu süreden sonra cildinizde soyulma meydana gelir. Güneş ışınlarından ve onun verdiği zararlardan korunmak için güneşe çıkmadan önce sizi güneşten koruyan yüksek faktörlü kremler kullanmanız gerekir. Denize girip çıktıktan sonra güneş kreminizi tazelemeyi sakın unutmayın.
Hangi Durumlar Doktor Gerektirir?
Bayılacak gibi bir durumdaysanız veya baş dönmeniz bulunuyorsa, baş ağrınız ve yanıklarınızda herhangi bir geçme olmadıysa, nefes alıp vermeleriniz çok hızlı ve nabız atışlarınız yüksekse, idrar yapamıyor ve aşır derecede susuyorsanız, vücudun su kaybetmesi artmasına rağmen kişi yeterince sıvı tüketemiyorsa, bulantı, isilik ve ateş durumları ortaya çıktıysa, gözlerde acıma ve ışığa karşı herhangi bir hassasiyet meydana gelmiş ise, ciltte bir solgunluk veya cilt soğuksa, kusuyor veya ishal olmuşsanız ve belirtiler fazlalaşıp daha sık bir duruma geldiyse hemen bir doktora görünmeniz gerekmektedir.
 
 
 
                                                                                                                                                    
 

Geçici İskemik Atak Nedir ve Tedavisi

Geçici İskemik Atak Nedir ve Tedavisi
Geçici İskemik atak ( GIA ) sırasında beyne giden kan miktarında geçici olarak oluşan düşüşten dolayı beyin gerekli olan oksijeni alamaz. Bu durumda kişi felce benzer durumlar göstermeye başlar. Yalnız bu durum felç kadar uzun sürmez. Bu atak birkaç dakika sürer ve bir gün içinde de geçer. Geçici iskemik atağa genel olarak küçük inme denilmektedir. Bu atak bir uyarı niteliğinde olabilir. Geçici iskemik atak hızlı bir şekilde geçtiğinden hastaların birçoğu doktora gitme ihtiyacı duymazlar.
Geçici İskemik Atak Belirtileri
Her hastalıkta olduğu gibi geçici iskemik atakta’da bazı belirtiler oluşur. Bu atağın belirtilerini de şöyle belirtebiliriz. Yüzdeki bazı kaslar felç geçirdiği için yüzün bir tarafı aşağı doğru sarkar. Hastanın gözünde veya ağzında bir sarkma meydana gelebilir. Kişi düzgün bir şekilde gülemez. Kişi kollarını havaya kaldıramaz ve havada tutmada zorlanır. Çünkü felçten dolayı kollarda güçsüzlük ve uyuşukluk meydana gelmiştir. Bu belirtilerin yanında kişi de baş dönmesi, konuşmada meydana gelen güçlük, konuşulanları anlamada meydana gelen güçlük, aşırı derecede baş ağrısı, vücudun bir tarafında güçsüzlük, uyuşma ve genel felç durumu ve daha ciddi durumlarda bilinçte kayıp meydana gelir. Bir ya da iki gözde de meydana gelen ani bir körlük veya çift görme durumu ortaya çıkar. Geçici iskemik atak bulguları genelde geçicidir ve 24 saat içinde ortadan kaybolur. Geçici iskemik atak geçiren hastalarda beynin hangi bölümünün etkilendiğine göre belirtilerde çeşitlilik gösterir.
Geçici İskemik Atak Sebepleri
Beyne giden kanı iki kan damarı sağlamaktadır. Bu damarlar birçok küçük kan damarlarına ayrılır. Bu damar sayesinde bütün beyne kan, glukoz ve oksijen gibi temel besinler gider. Böyle bir durumun meydana gelmesi için bu küçük kan damarlarından bir tanesinin tıkanıp oksijenli kanı gerekli yere iletememesi gerekir. Damar sertleşmesi, atardamarda daralma meydana gelmesidir. Kan hücrelerinin iç taraflarında yağ birikintileri oluşur ve kan hücrelerinin kalınlaşmasına neden olur. Bu durumda kan yeterince hızlı akamaz ve akması sekteye uğrar. Kan pıhtısı oluştuğu zaman oksijen bakımından zengin olan kan beyne gidemez. Kan pıhtısı genelde kalbin durumu, kan durumu, enfeksiyonlar veya emboli sebep olabilmektedir. Çok az rastlansa da beyinde meydana gelen kanamalar geçici İskemik atak sebebi olarak gösterilebilir.
Risk Faktörleri
Değiştirilebilir ve değiştirilemez diye iki gruba ayrılan risk faktörleri vardır. Değiştirilemeyen risk faktörleri arasında; aile geçmişi, yaşın ileri olması, cinsiyet ve etnik kökendir. Ailesinde GIA veya felç geçirmiş kişiler bulunuyorsa bu kişilerde risk oldukça yüksektir. 55 yaşın üzerinde bulunan insanlarda GIA’nın görülme olasılığı oldukça yüksektir. Yaşın ilerlemesi ile riskin artması doğru orantılıdır. Bu atakların erkeklerde görülme olasılığı kadınlara oranla daha fazladır. GIA ataklarının siyah ırklı insanlarda görülme olasılığı daha fazladır. Değiştirilebilen risk faktörleri arasında ise; hipertansiyon, kalp hastalıkları, şah damarı tıkanıklığının olması, sigara kullanımı, hareketsiz bir yaşam tarzının olması, şeker hastalığı, kötü beslenme, kolesterol seviyesi, aşırı şişmanlık ve alkol alımıdır.
 
 
Geçici İskemik Atak Tedavisi
Birbiri takip eden felç riski en aza indirilmeye çalışılır. GIA’nın oluşma sebebine göre ilaç verilebilir. Verilecek olan ilacın türü GİA’nın ne kadar ciddi olduğuna ve beynin hangi kısmını etkilediğine göre değişir. Kan damarlarında doku bozukluğu oluştuğu zaman pıhtı hücreleri birleşir ve pıhtı oluştururlar. Bunu engellemek için pıhtı önleyici ilaç verilir. Aspirin ve benzeri ilaçlar kan pıhtısı oluşma riskini azaltırlar. Çökelme önleyici ilaçlar, yüksek tansiyon ve kolesterol ilaçları da kontrollü bir şekilde kullanılmalıdır. Şahdamarı beyne kan götüren ana damardır. İçinde kalıntılar biriktiği zaman bu damarlar sertleşir ve daralma oluşur. Böyle bir durumda kanın ilerlemesi zorlaşır. Ameliyatla şah damarının hasar görmüş kısmı ve damar tıkanıklığına neden olan madde çıkartılır.

Evde Antika Eşya Kullanımı

Evde Antika Eşya Kullanımı
Antika olan eşyalar evde doğru bir şekilde kullanıldıkları zaman evde harika konseptler oluştururlar. Bunun için bizde size antika eşyaları nasıl doğru şekilde kullanacağınız hakkında size birkaç püf noktası söylemeye karar verdik.
Evinizde veya işyerinizde kullanmaya karar verdiğiniz antika eşyaları ilk olarak güzel bir bakımdan geçirmeniz gerekmektedir. Bakımsız antika eşyalarını aksesuar olarak kullanmak evinizde hoş bir görüntü yaratmayacaktır. Antika eşyalarınızın bakımını siz yapacaksanız onlara kesinlikle kimyasal madde kullanmayınız. Onları temizlerken çok sert bir bez veya sünger tercih etmeyiniz. Bu malzemeler antika eşyanın değerini azaltır. Antika eşyanın yüzeyinde gereksiz bir matlaşmaya ve renk atmaya sebep olur. Bundan dolayı antika eşyaların bakımında oldukça hassas davranılmalıdır. Bunların temizliğinde mümkün olduğunca doğal su hatta bulabilirseniz saf su kullanmalısınız. Antika eşyalarınızı hangi mekanda kullanacaksanız o havaya uygun bir konsept oluşturmanız gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse; antika bir gramofonu köşeye koyduğunuz zaman duvarlar canlı ve modern resimler ile dolu olursa bu sefer konsept sırıtacaktır. Antika eşyalar arasında en çok kullanılan eşyalar gramofon, vazo, çerçeve ve berjerler gelir. Mekanı dizayn ederken bu eşyaların rengine göre hareket ederseniz ortaya çok hoş bir görüntü çıkacaktır. Böyle yerlerde ahşap kullanılması oldukça fazla göze çarpacaktır. Ahşap ağırlıklı mobilyaların bulunduğu mekânlarda antika eşyaların kullanılması mekâna ayrı bir hava katacaktır. Özellikle de desenli mobilyalar ile antika eşyaların kullanımı oldukça hoş bir görüntü verecektir.
Antika berjerleri tek başlarına kullanmak bir şey ifade etmeyeceğinden bunları çift olarak kullanmanız mekânı daha güzel gösterecektir. Kullandığınız berjerlerin arasında eskitme ahşaptan yapılan alçak boyda bir fiskos masası koyarak uyumu yakalayabilirsiniz. Bu güzel fiskos masasının üzerine tülden yapılmış ve kenarlarında dantel olan bir masa örtüsü sererek yine üzerine aynı renk tonları taşıyan antika bir gramofon veya çerçeve koyarak mekânda güzel bir köşe oluşturabilirsiniz. Yerde antika bir halı kullanmaya karar verdiğiniz zaman halının zarar görmemesi için üzerine herhangi bir masa, dolap veya ağır bir eşya koymamanız doğru olacaktır. Bu tür eşyalar halının çabuk yıpranmasına ve halının dokusunun bozulmasına neden olur. Antik eşyalar ile çini desenini kullanmak oldukça hoş olacaktır. Antika eşyaları kullandığınız bir mekânda çok abartılı olmamak şartıyla küçük çinili detaylar kullanmanız mekânın bir anda havasının değişmesine neden olacaktır.

Enerji İçeceklerinin Zararları

Enerji İçeceklerinin Zararları
Üniversite öğrencileri, aktif olarak spor yapanlar ve yüksek tempoda enerji harcayan kişiler enerji içeceklerini daha fazla tüketmektedirler. Enerji içeceklerinin birçoğunda yüksek miktarda kafein maddesi bulunmaktadır ve bu kafein maddesi kişiye geçici bir enerji sağlamaktadır. Bazı enerji içecekleri ise şeker içermektedir. Aşırı şeker içeren enerji içecekleri kişide kilo yapar. Kafeini fazla olan içecekler ise kişide tedirginlik, sinirlilik, kalp çarpıntısı ve artan kan basıncı gibi sorunlara neden olur. Enerji içeceklerinin alkol ile alınması oldukça sakıncalıdır. Bu içecekler sarhoşluk hissinin ertelenmesine neden oldukları için alkol zehirlenmesi riski meydana gelir. Enerji içeceklerinin içinde bulunan Guarana adlı bitkisel ürün kafeinin etkisinin artmasını sağlar. Uyarıcı bir etkisi vardır.
İçilen enerji içecekleri ilk seferde kişinin fiziksel ve zihinsel performansında bir artışa sebep olabilir. Yalnız bu durumun neden kaynaklandığı henüz açığa kavuşturulmamıştır. Düzenli ve sıklık gözetmeden kişinin kafein alması vücutta bağımlılık meydana getirmez. Yalnız 4 – 6 hafta gibi bir zaman aralığında düzenli olarak alınan kafein kişide bağımlılık yapabilir. Bu zaman sonunda kişi kafein almadığı zaman vücudunda bazı fizyolojik değişiklik hisseder. Bunlar sinirlilik, gergin olma durumu, el ve ayaklarda titremeler, huzursuzluk ve zihin hareketlerinde birtakım yavaşlamaların olmasıdır. Kişi kendisine bağımlılık yaratan maddeyi almaya başlayınca bu durumlar ortadan kalkar. Enerji içecekleri yüksek miktarda kafein içerdikleri için hamile ve emziren bayanlara, ergenlik dönemine geçenlere, çocuklara, yaşlı kişilere, şeker hastalığı olanlara, metabolik bir hastalığı bulunan kişilere, böbrek yetmezliği, kalp ve tansiyon hastalığı ve yüksek kan basıncı olan kişilere içmeleri önerilmez.
Enerji içeceğini tükettikten sonra vücutta enerjik bir tablo ortaya çıkar. Bu durum zaten vücudumuzda var olan adrenalin maddesinin büyük bir hızla boşalmasına neden olur. Bu durumun ardından kişide bir yorgunluk oluşur. Kişi, susuzluğunu enerji içeceği ile gidermek istemesine rağmen susuzluğu ortadan kalkmaz. Buna bağlı olarak kişinin su tüketimi azalır. Su tüketiminizin azalması da ağızda tükürük salgısının azalmasına dişlerin daha fazla aşınmasına neden olur. Enerji içecekleri sporcu içeceği olarak görülmemelidir. Bunun içinde yoğun fiziksel aktiviteler yapan kişilerin bu tür içecekleri tüketmeleri doğru değildir.
 

Dudak Dolgunlaştırma Nasıl Yapılır?

Dudak Dolgunlaştırma Nasıl Yapılır?
Dudakların daha dolgun ve biçimli görünmesi için bayanlar dudaklarını dolgunlaştırma yöntemini seçerler. Kadınlar dudaklarının dolgun görünmesini iki şekilde sağlayabilirler. Bunlardan bir tanesi makyajda rujun kullanımı ve ikincisi de doğal yöntemler kullanarak dudağı dolgunlaştırmaktır.
Dudaklarınızı makyaj ve ruj yardımıyla dolgun göstermek istiyorsanız ilk olarak süreceğiniz rujun rengine dikkat etmelisiniz. Kullanacağınız açık renk rujlar dudaklarınızı daha dolgun gösterecektir. Koyu renk rujlar dudakların ince görünmesini sağlayacağından bu renk rujları tercih etmeyiniz. Ten renginize uygun bir ruju seçtikten sonra ruju dudaklarınıza sürünüz. Rujunuzu dudaklarınıza sürdükten sonra dudaklarınızın üzerine pudra sürünüz. Yalnız pudrayı tabaka şeklinde sürmeyiniz. İnce bir şekilde sürmeniz doğru olacaktır. Ruj sürme işlemi bittikten sonra ruj rengine yakın bir kalem ile dudakları daha belirgin bir duruma getirin. Ayrıca dudak kalemi ile dudaklarınızı boyamak dudakları daha kalın ve dolgun gösterecektir. Ruj sürme işleminden sonra dudaklarınıza parlatıcı sürmek dudaklarınızın dolgun gözükmesini sağlayacaktır. Parlatıcının rengi açık ve şeffaf olmalıdır. Dudak çevresinin aydınlık olması dudağın daha belirgin olmasını sağlayacaktır. Dudak makyajının sırrı etrafının diğer yerlere göre bir ton açık olmasında yatmaktadır.
Dudakların dolgun görünmesi için doğal kürlerde kullanabilirsiniz. Örnek vermek gerekirse; 2 veya 3 damla zeytinyağı ile 1 tatlı kaşığı balı güzel bir şekilde karıştırın. Daha sonra diş fırçası yardımıyla dudaklarınızı 5 dakika fırçalayın. Bu yöntemi 1 hafta boyunca uygulayın. Bu yöntem sayesinde dudaklarınızda ki kan dolaşımı hızlanacağından dudaklarınız daha dolgun gözükecektir. Diğer bir yöntem ise dudağa doğal botoks yapmaktır. Bunun için 1 çorba kaşığı bal, 1 tane domates, 1 çorba kaşığı yoğurt ve soyulmuş salatalık gereklidir. Sıkarak suyunu çıkarttığınız domatesin içine yoğurt ve balı dökün. Ortaya çıkan karışımı dudaklarınıza ve dudak çevresine sürerek 10 – 20 dakika kadar beklettikten sonra dudaklarınızı ılık su ile yıkayınız. Bakımlı ve dolgun dudaklar için uygulayabileceğiniz bir diğer maske için gerekli olan malzemeler;  ½  salatalık, 1 yemek kaşığı bal ve 1 yemek kaşığı yoğurttur. Soyulmuş olan salatalığın suyunu çıkardıktan sonra üzerine bal ve yoğurt ekleyin. Daha sonra bu karışımı dudak üzerine ve dudak etrafına sürünüz. 10 – 15 dakika sonra dudaklarınızı yıkayınız. Bu maske sayesinde dudaklarınız nemlenecek ve kırışıklıklar azalacaktır.
Doğal yapılan kürlerden bir tanesini de şöyle açıklayabiliriz. 5 çorba kaşığı zeytinyağı, 6 damla tarçın yağı ve 1 tane E vitamini kapsülünü hep birlikte karıştırınız. Bu karışımı akşam yatmadan önce dudaklarınıza sürünüz. Dudak dolgunluğunu sağlamak için uygulanacak bir diğer yöntem ise ½ çay kaşığı balmumu ile 1 çay kaşığı vazelini karıştırınız. Daha sonra bunun içine biraz zencefil, kırmızıbiber ve 2 damla nane ekstresi ekleyiniz. Bu karışımı dudaklarınıza haftada bir uygulamanız yeterli olacaktır. Dudak dolgunlaşmasına yardım edecek son bir yöntem olarak da yulaf ve yumurta sarısını verebiliriz. 5 gram yulaf ile bir yumurtanın sarısını kâsede çırpın ve daha sonra karışımı dudaklarınıza sürünüz. Bu karışım ile dudaklarınızdaki kırışıklıklar gidecek ve dudaklarınız dolgun gözükecektir.

Derin Ven Trombozu Belirtileri ve Tedavisi

Derin Ven Trombozu Belirtileri ve Tedavisi
Vücudumuzda derin bir vende meydana gelen bir kan pıhtısıdır. Kanın koyulaşması veya bir araya toplanmasından dolayı kan pıhtıları meydana gelir. Derin ven pıhtılarının en çok görüldüğü yerler alt bacak veya uyluk kesimidir. Vücudun başka kesimlerinde de rastlanılabilir. Derin bir toplardamarda bulunan bir kan pıhtısı parçalanıp kan dolaşımı ile ilerleyebilir. Bu gevşek pıhtı emboli olarak bilinir. Pıhtının akciğerlere gidip oradaki kan akışını engellenmesi olayına ise pulmoner embolizm denir. Pulmoner embolizm oldukça ciddi bir durumdur. Akciğer ve vücudun diğer organlarında ciddi zararlar meydana getirebilir ve kişinin ölümüne dahi sebep olabilir. Uylukta oluşan kan pıhtıları alt bacak veya vücudun başka bölgelerinde oluşan pıhtılardan daha fazla parçalanır ve pulmoner embolizme sebep olur.
Deri yüzeyine yakın toplardamarlarda da kan pıhtıları oluşabilir. Yalnız bu pıhtılar parçalanarak pulmoner embolizme sebebiyet vermezler. Çok nadir bir şekilde görülen pıhtının kalbe ulaşması ve kalbin sağ ve sol tarafında bir deliğin bulunmasından dolayı embolizm aort yoluyla bütün vücuda dağılabilir. Beyne giderse felce neden olur. Ven içinde oluşan pıhtı kan akımına engel olur. Pıhtının zaman içinde büzülmesi kapaklarda işlev kaybına neden olur. Bu durum kapak yetmezliğine dolayısıyla da venöz yetmezliğinin ortaya çıkmasına neden olabilir.
Derin Ven Trombozu Sebepleri
Bu hastalığa genel olarak toplardamar iç duvarında oluşan hasarlar sebep olmaktadır. Hasarın oluşması fiziksel, kimyasal ve biyolojik etkenlere göre değişir. Sebepler arasında en yaygın olanlar; cerrahi girişimler, ciddi bir travma geçirme, iltihaplanma ve bağışıklık sisteminden kaynaklanmaktadır. Kan akımı giderek yavaşlar ve bir yerde durma noktasına gelir. Bu durumun en çok görüldüğü zamanlar cerrahi bir operasyondan çıktıktan sonra yatak istirahatı yapan hastalardır. Bazen kan koyulaşabilir veya normal halinden daha kolay pıhtılaşabilir. Bazı kalıtsal durumlarda kanın pıhtılaşma eğilimini çoğaltırlar. Bu durumun söz konusu olduğu olaylar hormon tedavisi veya doğum kontrol haplarının kullanıldığı durumlardır.
Risk Faktörleri
Kişide derin ven tromboz öyküsünün bulunması, kanın koyulaşmasını veya normal durumundan daha kolay pıhtılaşmasına neden olan bozukluklar, bazı kalıtsal olan kan hastalıkları, cerrahi girişim, kırık bir kemik ya da darbeler ile derin bir venin yara alması, hareketsiz kalındığı için derin bir vende kan akımının yavaşlaması, hamilelik ve doğumdan sonraki ilk 6 hafta, bir kanser tedavisi görmek, ilerlemiş yaş, kilolu olmak derin ven tromboz riskini arttırmaktadır.
Derin Ven Tromboz Belirtileri
Derin ven tromboz belirtileri ya derin ven trombozun kendisinden veya pulmoner embolizmden kaynaklanıyor olabilir. Derin ven trombozdan kaynaklanan belirtiler derin ven pıhtısından etkilenen bacakta meydana gelir. Bu belirtiler arasında; bacakta veya bacakta bulunan toplardamar boyunca şişlik olması, bacakta veya yürürken ağrı ya da hassasiyet hissedilmesi, bacağın şişen veya ağrıyan kısmında sıcaklık artışı olması, bacakta kızarıklık veya renk değişiminin olmasını sayabiliriz. Pulmoner embolizmden kaynaklanan durumlarda ortaya çıkan belirtiler arsında ise; tarif edilemez bir öksürük, derin bir şekilde solunum yapıldığı zaman ağrı ve kanlı bir öksürük görülür.
Derin Ven Tromboz Teşhisi
Böyle bir teşhisin konulmasında hastanın tıbbi öyküsü, fiziksel muayene ve yapılan testler etkili olmaktadır. Kişinin tıbbi öyküsünde kullandığı ilaçlar, yakın bir geçmişte ameliyat olup olmadığı, travma geçirip geçirmediği ve kanser tedavisi alıp almadığı incelenecektir. Derin toplardamarlardaki pıhtının saptanmasında en sık başvurulan en yöntem ultrasonografidir. Bu testte ses dalgalarından faydalanılır. Venografi, ultrasonografiden bir sonuç alınamadığı zaman yapılan bir testtir. Bu test sırasında hastanın toplardamarına bir boya enjekte edilerek toplardamarın içinde kan akımının olup olmadığına bakılır. Diğer bir test ise d-dimer testidir. Pıhtılaşma esnasında kan içine verilen madde ölçülmektedir. Bu testlerin yanında MRG ve bilgisayarlı tomografi testlerini de sayılabilir.
Derin Ven Tromboz Tedavisi
Derin ven trombozu tedavi ederken ilk olarak kan pıhtısının büyümesine engel olmak, kan pıhtısının parçalanarak akciğerlere gitmesini engellemek ve tekrar pıhtılaşma riskini azaltmak düşülmektedir. Bu hastalığın tedavisinde en çok kullanılan ilaçlar arasında kan sulandırıcı veya kanı seyrelten ilaçlar vardır. Bu ilaçlar ile kanın pıhtı oluşturma özelliği en aza indirilmiş olur. Kan sulandırıcı ilaçlar hap olarak, deri altına enjeksiyon veya toplardamar içine yerleştiren bir iğne veya tüp ile uygulanır. Kan sulandırıcı ilaçlar ile yapılan tedavisi genelde 3 – 6 ay kadar sürebilmektedir. Kan sulandırıcıların en sık rastlanılan yan etkisi kanama yapmasıdır. Bu durumun ortaya çıkmasında ilacın kanı aşırı derecede sulandırması etkili olmaktadır. Oluşan bu yan etki kişinin yaşamını tehdit edebilir.
 

Büyük Yatak Odası Nasıl Dekore Edilmelidir?

Büyük Yatak Odası Nasıl Dekore Edilmelidir?
Dekorasyon ve döşeme bakımından büyük yatak odaları oldukça fazla avantajlar sunmaktadır. Renk, model ve stil açısından dekorasyonda herhangi bir kısıtlamaya gerek yoktur. Küçük yatak odalarını yeniden dekore ederken birçok ayrıntıya dikkat etmek gerekirken büyük yatak odalarının dekorasyonunda daha özgürce hareket edebilirsiniz. Yalnız yanlış bir şekilde dekore edilmiş olan odalar göze dağınık bir görüntü verebilir. Bunun için büyük bir yatak odasının nasıl dekore edileceği konusunda biraz yardım almanız sizin zaman kaybetmenize engel olacaktır.
Yatak odasında kullanılacak olan renk seçimi zevk ve isteğe uygun bir şekilde seçilebilir. Küçük yatak odalarında ferah ve aydınlık bir görünüm vermesi için kullandığımız açık renk tonlardaki renk mecburiyeti büyük yatak odalarında geçerliliğini kaybetmektedir. Bu tür dekorasyonlarda açık rengin yanında koyu renkleri de rahatlıkla tercih edebilirsiniz. Büyük yatak odaları alan bakımından da geniş bir yer kapladığı için seçilecek olan yatak odası mobilyalarının da büyük olması gerekmektedir. Büyük geniş yataklar, büyük boydan aynalı olan dolaplar, alternatif olarak geniş makyaj masaları, komedinler ve çeşitli aksesuarlar kolaylıkla kullanılabilir. Günümüzde oldukça yaygın olarak kullanılan ve harika bir tasarım olan yuvarlak geniş yataklar çok hoş duracaktır. Bu güzel görünümlü yatağın tamamlayıcıları olarak da oval köşeli dolap, makyaj masası ve komedinler kullanabilirsiniz. Komedinlerin üzerine küçük avizeler kullanabilirsiniz. Onun yanında mekân büyük olduğundan ayaklı lambalarda kullanmanız mekâna romantik bir hava katacaktır.
Büyük odaların olmazsa olmaz aksesuarları arasında bulunan tablolar ayrı bir yer tutmaktadır. Yatağın hemen üstünde ki duvara mobilyalar ile uyumlu bir renge sahip tablo harika bir görüntü verecektir. Büyük yatak odalarında televizyon üniteleri kullanmak oldukça uygundur. Yalnız televizyon duvara gömmeli ve şık bir dolabın içinde olursa daha güzel bir seçim olacaktır. Böyle bir durumda televizyonu kullanmadığınız zaman dolap şık bir kullanım mobilyası olarak görülecektir. Yatak odasında, siyah – beyaz, bordo – beyaz ve lacivert – beyaz gibi renk alternatiflerini kullanarak modern ve şık bir görünüm yakalayabilirsiniz. Yatak odası büyük olduğu zaman buraya büyük avizelerin kullanımı da uygun olacaktır. Avizenin yanında onu tamamlayan ışıklık, tablolar, şamdanlar ve buna benzer aksesuarlar kullanılabilir.

Bacak Şişmesinin Belirtileri ve Tedavisi

Bacak Şişmesinin Belirtileri ve Tedavisi
Bacakta şişme oluşmasının nedeni vücutta sıvı birikiminin olmasıdır. Bu sıvı birikmesinin bir diğer ismi ödemdir. Ödem, vücuttaki hücreler arasında bulunan boşluklarda sıvı toplanmasından meydana gelmektedir. Ödem, en çok bacaklarda görülür ama bazı durumlarda bütün vücutta da görüldüğü olmaktadır. Şişkinliğin olduğu bölge daha önceden bir hasar almış olabilir. Bunun yanında bazı tür ilaçlar ve birtakım sağlık problemleri de vücutta şişkinliğe sebep olabilmektedir. Bacak şişmesinin tedavisi de buna sebep olan nedene göre değişiklik gösterecektir. Uyluk, diz, baldır, ayak bilekleri ve ayak dâhil olmak üzere bacağın her tarafında şişlik görülebilir. Bunun yanında bacakta görülen şişkinlik ciddi enfeksiyonlar, travma, dolaşımda meydana gelen bozukluk, kalp hastalıkları sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Uzun bir süre ayakta kalındığı zaman ya da uzun bir yolculuktan sonra da bacakta şişkinlik meydana gelebilir.
Bacak Şişmesi Belirtileri
Bacak şişmesinin en yaygın belirtileri arasında şunları sıralayabiliriz. Konjestif kalp yetmezliğinden dolayı nefes darlığının olması, bir enfeksiyondan dolayı kızarıklık ve şişlik oluşması, yorgunluk ve halsizlik durumları, ateş, titreme, baş ağrısı, eklemlerde sertlik, ıslak öksürük olması, kaslarda kramplar, isilik ve varislerin oluşmasıdır. Bazı durumlarda da bacakta oluşan şişlikler hayatı tehdit edebilmektedir. Bu durumda ortaya çıkan belirtiler arasında ise; karında şişkinlik, göğüs kısmında keskin ve delici bir ağrı, baş dönmesi ve sersemlik, aşırı yüksek ateş, artan veya azalan idrar, hazımsızlık veya karında ağrı, mide bulantısı ya da kusma, boyunda, çene, omuz ve kolda oluşan ağrı, nefes almada ve vermede zorluk ya da hırıltılı bir şekilde nefes alma ve bilinmeyen sebeplerden dolayı kişinin kilo almasını sayabiliriz.
Bacak Şişmesi Sebepleri
Bacaklarda oluşan şişmenin çok farklı sebepleri olabilir. Ayakta oluşan şişmeler bazen uzun bir süre ayakta kalmaktan da oluşabilmektedir. Bunun yanında; kemikte bir kırık olması ya da bacak yaralanması, kaslarda bir yırtığın oluşması, bağ kopması, kıkırdakta hasar oluşması ve devamlı tekrarlayan yaralanmalar. Amiloidoz hastalığı, husye iltihabının olması, iltihap durumu, romatizma hastalıkları, güneş yanığı ve bağışıklık sistemi hastalıkları da bacakta şişmelere neden olabilir. Kalp rahatsızlıklarından dolayı meydana gelen bacak şişmelerinin belirtileri arasında ise; zayıflatılmış ya da normal olmayan kalp kası fonksiyonu, damar sertleşmesi, damarlarda kanın akmasında bir yavaşlama olması, derin ven trombozu, kalp içi zarında enfeksiyon olması, kalp yetmezliği, kalp kapağında hastalık olması, Kawasaki hastalığı, kalbi saran zarda iltihap olması, kalp damarlarında daralma yada tıkanma ve varisleri sayabiliriz.
Kişinin bacaklarında görülen şişmelerin altında başka hastalıklarda olabilir. Şişmanlık, akciğer hastalığı, hamilelik durumları, sodyum düzeyinde aşırı düşme olması, böbrek yetmezliği, tiroit bezinin fazla çalışması, karaciğer yetmezliği, böbrek bozukluğunun olması ve pulmoner hipertansiyon varlığı. Bazen bacak şişmesine kişinin kullandığı ilaçlarda neden olmaktadır. Bu ilaçlar arasında anti depresan ilaçları, hormon tedavisi için alınanlar, şeker hastalığı ilaçları, yüksek tansiyon ilaçları ve steroidler bulunmaktadır.
Bacakta oluşan şişlik ile ilgili olarak bazı komplikasyonlar yaşanabilir. Bu durum altta yatan sebebe göre değişir. Şişlik kalıcı hasarlara veya ciddi birtakım hastalıklara neden olabilir. Bu hastalıklar arasında; kronik sakatlık durumları, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği enfeksiyonun yayılması, pulmoner emboli, kalp krizi veya derin ven tromboza bağlı olarak gelişen felcin olmasıdır.
Bacak Şişmesi Tedavisi
Bacak şişmesinin tedavisini yapmak için ilk olarak altta yatan nedeni bilmek gerekir. Bacağınız şiştiği zaman onun üzerinde yürümekten kaçının. Oturduğunuz zaman bacağınızın kalp seviyesinden yüksekte kalmasına özen gösterin. Bacaklarınızı sıkı bir şekilde saran varis çorapları kullanmanız bacaklarınızın daha fazla şişmesini engelleyecektir. Şişen bacaklara yapılacak olan bir masaj bacakların rahatlamasına neden olacaktır. Vücutta magnezyum eksikliğinin olması bacaklarda şişmeye neden olur. Bunu engellemek için dışarıdan magnezyum desteği alınız.
 

Liposuction – Yağ Alma Nedir ve Nasıl Uygulanır?

Liposuction – Yağ Alma Nedir ve Nasıl Uygulanır?
Vücudumuzun cilt altında bulunan yağ dokusu her bölgede eşit yoğunlukta bulunmamaktadır. Hormonsal ve genetik sebeplerden dolayı bu yağ yoğunluğu farklılıklar gösterebilmektedir. Kilosu normal veya normalin üzerinde olan ve bölgesel yağlanmadan şikâyetçi olan kişilerde Liposuction oldukça iyi sonuç veren bir yöntemdir. Bu yöntem özellikle kadınlar; karın yağları, basen, bacaklar ve kalça bölgelerinde, erkeklerde ise göbek ve bel bölgesindeki yağların alınmasında tercih edilmektedir. Liposuction işlemi, hastanın kalıcı bölgesel yağlarından kurtulma işlemidir. Vücudun her bölgesine uygulanabilen son derece güvenli bir yöntemdir. Yalnız şunu belirtmekte fayda vardır. Liposuction zayıflatma ameliyatı değildir. Bu yöntem vücudu şekillendirme operasyonudur. İstenmeyen bölgelerdeki yağların emilerek alınması işlemidir. Liposuction işlemi sırasında vakumlu bir pompaya bağlı olan özel olarak tasarlanmış kanüller yardımıyla vücudun çeşitli yerlerinden fazla yağların alınması yapılmaktadır. İstenmeyen yerlerden alınan bu yağlar hacmini kaybeden bölgelere verilir.
Minimal bir cerrahi yöntem olan Liposuction lokal anestezi altında yapılır. Genel anestezi sadece büyük alanlar ve tüm vücut için uygulanır. Vücutta şekil düzeltilmesinin yanında vücutta bir sıkılaşma meydana gelir. Kişide daha az ödem, şişlik ve morluk oluşur. Güvenli bir yöntemdir ve kanama çok az olur. Uzun zaman bandaj uygulanması için herhangi bir sebep yoktur. Bu yöntem vücut ağırlığı normal olan ama belli bölgelerde fazla yağı olanlar, derinin esnekliğini kaybetmiş olan 18 yaş üstü ve ciddi bir sağlık problemi olmayan erkekler ile bayanlara uygulanabilir. Özelliklede boyun ve yüz bölümünde gevşeklik, çene altında, kol ve bacak içlerinde, karın bölgesinde yağlanma ve sarkma olan kişilerde bölgesel olarak incelme ve sıkılaştırma yapılır. İşlem sonrası cildin kendini toparlayabilmesi için cildin kalitesi ve esnekliği oldukça önem taşımaktadır. Operasyon sonrası kullanılan korseler derinin esnekliğine katkı sağlayarak vücudun yeni şeklini almasında yardımcı olacaktır.
Liposuction uygulamasında iki türlü yol vardır. Bunlardan ilki olan ıslak yöntemde yağ alımına başlanmadan önce bölgeye özel olarak hazırlanmış olan bir sıvı, enjeksiyon yardımıyla verilir. Bu teknik kanamayı azaltmada etkendir. Bir diğer teknik olan kuru yöntemde ise doğrudan yağ alımına başlanılır. Yağ birikiminin olduğu yere birkaç milim olan kesikler yapılır ve buradan kanüller yağ dokusuna ulaştırılır. Vakum cihazı yardımıyla yağ alınır. İşlemin süresi bölgeye göre değişiklik gösterir. Yüz ve çene altı bölgesinde bu süre 15 – 20 dakika sürerken, kollarda 30 dakika, bacaklarda ise 30 – 40 dakikaya kadar çıkabilmektedir. Daha geniş bölgeler ve vücudun tüm bölgesindeki uygulamalarda işlem genel anestezi altında yapılır. Operasyon bittikten sonra 4 – 5 gün kişiye sıkı bir bandaj uygulanır. Tedavi sonrasında kişinin duş almasında herhangi bir sakınca bulunmaz. Normal yaşantısına geri dönen kişi 2 – 4 hafta arasında ağır aktiviteler yapmaktan kaçınmalıdır. Ayrıca ultrason yardımıyla da Liposuction işlemi yapılabilmektedir. Bu tür Liposuction ile normal Liposuction’a göre daha ince yağ dokuları alınır.

Stüdyo Daireler Nasıl Dekore Edilir?

Stüdyo Daireler Nasıl Dekore Edilir?
Genel olarak tek başına yaşam süren kişiler tarafından tercih edilen stüdyo evler doğru bir şekilde döşendiği zaman büyük ve geniş bir evin verdiği rahatlığı verebilmektedir. Günümüzde oldukça fazla olan stüdyo tipi daireler mobilya üreticilerini bu alanda mobilya üretmeye itmiştir. Size vereceğimiz birkaç öneri ile stüdyo dairenizi oldukça kullanışlı bir daireye dönüştürebilirsiniz.
Stüdyo daireler genelde küçük dairelerdir ve bundan dolayı dairenizi geniş ve ferah göstermek için boya rengi olarak beyazı tercih etmelisiniz. Bunun yanında duvarlarınıza kendi stilinizi yansıtan tablolar asarak değişik bir hava yaratabilirsiniz. Stüdyo dairelerde duvar kâğıdı uygulamasının evin her tarafına yapılması ortaya iyi bir sonuç çıkarmayacaktır. Bunun için evin sadece bir duvarına kâğıt uygulamanız daha uygun bir davranış olacaktır. Bazen stüdyo dairelerde çift banyo ve çift balkon bulunabiliyor. Siz ikisini de kullanmayacağınıza göre bir banyo ve bir balkonu kapatarak giyinme odası yapabilirsiniz. Bu giyinme odalarında alanınız oldukça fazla dar olacağından, raflar koymanız istediğiniz eşyalarınızı çabuk bulmanızı sağlayacaktır. Mutfak alanınız küçük olsa da çok iyi sonuçlar elde edebilirsiniz. Mutfak genellikle salonun ortasında olduğundan mutfağınıza şık detaylar katabilirsiniz. Örnek vermek gerekirse; bir avize asmanız mutfağınıza değişik bir hava katacaktır. Stüdyo dairelerde ferah bir ortam sağlamak için diğer bir yöntem ise aynaları efektif olarak kullanmaktır. Aynaları doğru büyüklükte ve doğru yere asarak daireyi büyük gösterebilirsiniz. Stüdyo dairenizde gereksiz olan eşyalarınızdan kurtulun. Bunun yanında depolama alanlarınızı çoğaltarak ayakaltında olan eşyalarınızı buralara koyabilirsiniz. Ayrıca yatak odanızda bulunan bazaların altına kullanmadığınız yorgan ve battaniyelerinizi koyabilirsiniz. Tek bir renk sevebilirsiniz ve dairenizi bu tek renk ile boyamak kişiyi bunaltabileceğinden o renklerde objeler ve eşyalar almanız daha doğru bir seçim olacaktır. Dairenizde feminen renkler kullanmak istiyorsanız banyonuzu pembe rengi boyayarak şık ve güzel bir görüntü elde edebilirsiniz. Bunun yanında dekoratif eşyalarınızı sevdiğiniz renklerden tercih ederek dairenizde bir bütünlük yakalamış olursunuz. Stüdyo dairelerde zemin kaplaması seçerken dikkatli davranmanızda önem vardır. Salonu, yatak odasını ve mutfağı farklı renklerde kaplamaya karar verirseniz bu dairenin daha küçük görünmesine neden olacaktır. Bundan dolayı evin tamamını tek bir zemin rengiyle kaplamak en doğru karar olacaktır. Ayrıca banyo ve mutfaklarda duvarlara kullanılan seramikleri küçük olarak seçmek evinizi daha geniş gösterecektir.
Stüdyo dairenize halı seçimi yaparken genel olarak renkli modellerin yerine tek renk halıları tercih ediniz. Stüdyo dairenizde tercih edeceğiniz abartılı, simli, taşlı, parlak eşya ve objeler evinizi dağınık ve olduğundan fazla rüküş gösterecektir. Bundan dolayı fazla abartıya kaçmadan bu tür objeleri yerinde ve doğru bir şekilde kullanmanız evinizin havasını değiştirecektir. Evinizde enerjiyi daha fazla hissetmek isterseniz kesinlikle canlı bitkiler koyun. Evinizde oldukça güzel duracaktır. Stüdyo dairenizi aydınlatmak için yüksekten asılmış lambaları tercih etmeniz iyi olacaktır. Bunun en önemli nedeni ise bu tür dairelerin genel olarak güneş almamaları ve küçük camlarının olmasıdır. Bunun için alçaktan astığınız bir aydınlatma size istediğiniz sonucu vermeyecektir. Ayrıca abajurlar ve lambaderleri kullanarak ışık oyunlarından faydalanabilirsiniz.

Süt Alerjisi Neden Olur ve Tedavisi

Süt Alerjisi Neden Olur ve Tedavisi
Sütte bulunan proteinlere karşı vücudun verdiği anormal tepkilerdir. Bu besin maddesi çocuklarda alerjiye yol açan gıdaların başında gelmektedir. Bağışıklık sistemi süt proteinlerine karşı alerji antikorları üretir. İltihap hücrelerini harekete geçirir ya da bunların bir bileşimi ile tepkisini gösterir. Süt alerjisi özellikle erken bebeklik ve çocukluk çağında inek sütü ile beslenen çocuklarda gözlenir. Sadece anne sütü emen çocuklarda bu durum oldukça az görülür. Annenin inek sütü içmesi ya da inek sütünden yapılan yiyecekler yemesi anne sütüne geçerek etkisini gösterir. Süt alerjisi çocuk büyüdükçe ve çocuğun bağışıklık sistemi geliştikçe herhangi bir tedaviye gerek kalmadan kendiliğinden geçer. Süte karşı alerjisi bulunan çocuklarda ileri zamanlarda astım hastalığının görülme olasılığı fazladır.
Süte karşı alerji gösteren çocukların başka memelilerin ve başka besinlere karşı da alerjisi olabilir. Küçük çocuklarda alerji genelde hayvansal kaynaklı olurken, 6 yaşından büyük çocuklarda görülen alerjiler bitki kaynaklı olabilmektedir. Bu tür çocukların ailelerinde astım, saman nezlesi ve besin alerjisi gibi alerjik hastalıklar çok sık rastlanılır.
Süt Alerjisi Sebebi
Sütün içinde 25’ten fazla protein bulunmaktadır. Bazı kişiler bu proteinlerden sadece birine karşı tepki gösterirken bazıları birçok proteine karşı tepki gösterir. Süt proteinleri genelde iki grupta değerlendirilir. Bunlar kazein ve whey maddeleridir. Kazein, sütteki proteinlerin %80 kısmını oluşturur ve süte süt görünümünü verir. Sütün whey bölümünde ise sütte bulunan proteinlerin sadece %20 si bulunur.
Süt Alerjisi Belirtileri
Süt alerjisinin belirtileri sütün içilmesinin hemen arkasından ortaya çıkar ve oldukça değişkenlik gösterir. Bu durumda hedef organ sadece deri, sindirim ve solunum sistemi olabildiği gibi çoğu zamanlarda birden fazla organ zarar görebilir. Süt alerjisi sırasında mide ve bağırsak sistemi belirtileri arasında; mide bulantısı, kusma, kramp şeklinde olan karın ağrıları, ishal, karında bölgesinde şişkinlik ve gaz görülür. Deride ortaya çıkan alerji belirtileri arasında; halk arasında da yaygın bilinen kurdeşen adı verilen döküntüler ve egzama hastalığıdır. Bazen yüzde ve göz kapaklarında ödem de görülebilmektedir. Alerjiye bağlı olarak solunum sisteminin verdiği belirtiler oldukça nadirdir sadece astım krizi ve alerjik nezle olarak kendini belli eder. Bebeklerin çok azında anaflaksi gibi kötü bir durum ortaya çıkabilir. Bu durumun ortaya çıkması sütün içilmesinden hemen sonra olur. Bebekte, yüz, dudak ve dil bölümünde şişmeler, hırıltı, nefes almada zorlanma, döküntülerin kaşıntılı olması, yaygın kabarcıklar ve şiddetli bir şekilde kusma görülür. Bu durumda acil müdahale gerekmektedir.
Süt Alerjisi Teşhisi
Teşhis sırasında doktor hastanın sağlık geçmişi değerlendirir. Alerji antikorları ile ilgili olarak kişiden kan tahlilleri istenir ve bunun yanında cilde iğne testi uygulanır. Kan tahlillerinde süte karşı meydana gelen alerjiye neden olan  özel lgE antikorlarına bakılır. Bu uygulamaların yanında süt alerjisinin olup olmadığını tam olarak öğrenmek için süt belli bir süre içilmemelidir. Bu süre bitiminde süt tekrar içilmelidir.
 
 
Süt Alerjisi Tedavisi
Süt alerjisinin kesin bir tedavisi bulunmamakla beraber bu durum ömür boyu da devam etmez. Çocukların büyük bir çoğunluğunda bu durum 3 yaşından sonra kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Eğer belirtiler çocuğu fazlaca rahatsız ediyorsa bu durumda antihistaminik ve kortizon türü ilaçlar kullanmak doğru bir seçim olacaktır. Tedavinin altında yatan ana amaç inek sütünün ve ondan üretilen tüm ürünlerin kullanılmamasıdır. Özel bir ilaç uygulanmaz. İnek sütü anne sütü ile beslenen çocuklarda görülürse anne sütünün kesilmesine gerek yoktur sadece anne, inek sütü ve bundan üretilen besinleri yemeyi kesmelidir.
İnek sütüne karşı alerjisi olan bebeklerde ek besinlere geç başlanması doğru olacaktır. Eğer çocuğun inek sütüne alerjisi var ise manda, keçi ve koyun sütüne de çocuğun alerjisi olabilir. Mama ile beslenen bebeklere inek sütünden yapılan besinler verilmemelidir. diğer bir seçenek olarak da proteinlerin yapı taşlarını oluşturan amino asitlerden hazırlanmış mamalardır fakat bu mamalar fazla tercih edilmemektedir.
 

Trigliserit Nedir ve Ne İşe Yarar?

Trigliserit Nedir ve Ne İşe Yarar?
Doğal yağlardan olan trigliseritlerin yapısında 3 yağ asidi ve 1 adet gliserol bulunur. Bu yağlar hayvansal veya bitkisel olabilmektedir. Oda sıcaklığında katı halde olan trigliseritler hayvansal olanlarıdır. Yapılarında doymuş yağ asitleri vardır. Bu doymuş yağ asitleri hidrojen bakımından zengindir. Oda sıcaklığında sıvı durumda olan trigliseritler ise bitkisel olanlardır. Bu yağların yapısında ise hidrojen bakımından fakir yağ asitleri vardır. Trigliserit olarak bilinen bu maddeler vücutta besin ve enerji deposu olarak bulunur. Bu maddeler vücuda alınan besinlerin fazlalıklarından meydana gelmektedir. Bulundukları yerler organ yüzeyleri, etrafları ve deri altıdır. Kısa ve net bir şekilde ifade etmek gerekirse bu madde bağırsaktan emilen sindirilmiş besin maddelerinin yağa dönmüş halidir.
Trigliseritler ve Görevleri
Bilinmesi gereken en önemli nokta trigliseritlerin enerji depoları olduklarıdır. 1 gram trigliseritte 9 gram enerji bulunmaktadır. Canlılarda deri altında birikerek onların vücut ısılarının korunmasını sağlarlar. Bunun yanında yine canlılardaki organların etrafında birikirler. Bu birikme sayesinde organlara gelebilecek bir darbeden daha az etkilenmelerini sağlarlar. Bu madde sayesinde organlar ve buna benzer yapılar bulundukları ortama daha iyi bir şekilde tutunurlar. Yapılarında biriken yağda eriyen vitaminlerin depo görevini görürler. Bu vitaminler A,D,E ve K vitaminleridir. Böylelikle vitamin eksikliğinden meydana gelen hastalıkların önlenmesinde görev alırlar.
Kanın yoğunluğunu ayarlayan bir madde olan trigliserit bu özelliğinden dolayı tansiyon hastalıklarında önemli bir role sahiptir. Vücudun inorganik madde dengesinin kurulmasında yardımcı olurlar. Bunu da yapılarına katılan inorganik maddeler sayesinde yaparlar. Proteinler ile birleşerek proteinin etkinliğinin artmasına ve protein koruyucu olarak görev alırlar. Bu maddenin en önemli görevlerinden biri hücre zarının yapısına katılmaktır. Hücre zarının yapısına katılarak bu yapının esnekliğini arttırırlar ve yağda eriyen vitaminlerin hücre içine kolayca alınmasını sağlarlar.
Beslenmede yağların oldukça büyük önemi vardır. Besinlerimizin lezzet kaynağı olan bu yağlar vücudumuzda sentezlenebilmektedir. Bunun yanında omega 3 ve omega 6 gibi hayvansal olan yağ asitleri vücutta üretilemez. Bunun için de dışarıdan alınması gerekmektedir. Böyle olan yağ asitlerine esansiyel yağ asitleri denilmektedir. Kanda yağ olması ve kolesterol rahatsızlığı doğrudan bu yağlar ile ilgilidir. Trigliserit yağlar ancak vücuda dengeli bir şekilde alındıkları zaman faydalı olurlar.
Trigliserit’e Neden Olan Hastalıklar
Bu hastalıkların arasında; böbrek hastalıkları, pankreasın iltihaplanması, hamilelik önleyici ilaçların kullanılması, şeker hastalığının varlığı, kanda idrar içeriğinde artış olması, glikojen depo hastalığının olması, ağır bir kalp krizinin geçirilmesi ve kandaki yağ oranlarının yüksekliği trigliserit’in kandaki miktarını arttırır.
Yüksek Trigliserit Zararları
Vücut organlarının görevlerini yerine getirebilmeleri için denge oldukça büyük önem taşır. Bu maddenin azı da çoğu da vücutta bazı hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Vücutta trigliserit yüksek olduğu zaman görülebilecek hastalıklar arasında; damar sertliği, kalp ve damar hastalıkları, kısmi veya tam felç durumu, depresyon ve stres halleri ve tansiyonun dengesiz olması gibi birçok önemli ve ciddi hastalıklar ortaya çıkabilir.
Trigliserit Belirtileri
Böyle bir durumda hiçbir belirti görülmeyebilir. Bu durum ise oldukça tehlikelidir. Yalnız çok sık aralıklar ile baş ağrıların olması, vücutta tekrarlayan ağrıların varlığı, tansiyonda oluşan dengesizlikler ve ense kökünde oluşan alışılmadık durumlar trigliserit ile ilgili durumu düşündürmelidir. Kesin bir tanı için kişiye kan testleri yapılır.
Trigliserit Tedavisi
Tedavi, ilaçlı ve ilaçsız olmak üzere iki şekilde yapılır ama bu rahatsızlığın asıl tedavisi egzersiz ve iyi bir beslenme programı yapmaktır. Hareketsiz kalmaktan kesinlikle kaçınınız. Bu hareket yapmak ev işlerinden tutun da yapılabilecek en basit egzersizleri kapsar. Beslenmenizde Akdeniz tipi beslenmeye ağırlık verin. Zararlı alışkanlıklarınızı bırakın. Özellikle de alkol kullanımı bırakılmalıdır. Omega 3 ve omega 6 esansiyel yağlarının alımını vücuda dengeli bir şekilde almaya özen göstermelisiniz.
 

Yazın Cilt Bakımı Nasıl Olmalı?

Yazın Cilt Bakımı Nasıl Olmalı?
Yaz aylarında cilt daha çok kurur. Bunun yanında ciltte kahverengi lekelerde meydana gelebilir. Ciltteki lekelerin yok edilmesi için devamlı olarak bakım yapılmalıdır. Sıcak hava, kuru esen rüzgârlar, terleme, klimalar, sıvı kaybı ve birçok sebep cilt üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Yaz aylarında cilt sorunları daha fazla ortaya çıkmaktadır. Bu tür olumsuz durumlardan kaçınabilmek için doğal bir cilt bakımı uygulanması doğru olacaktır.
Yaz aylarında cildin yapısında biraz değişiklikler meydana gelir. Ciltte kuruma ve soyulmalar olur. Cildin kuru olması kişiye sıkıntı verir. Cildi nemlendirmek için cilde nemlendiricili krem sürülmelidir. Güneş ışınlarına çıkıldığı zaman cilde mutlaka güneş kremleri sürülmelidir. Yüzü makyaj ile kapatmak oldukça yanlış bir davranıştır. Yüze sürülen fondötenler yüzün değişik tepkiler vermesine neden olur. Sivilce oluşmasına neden olan fondötenler gözeneklerin daha fazla artmasına sebebiyet verir. Bundan dolayı yaz aylarında kapatıcı sürmek sağlıklı değildir. Nefes almayan cilt sağlıklı olmaz. Yazın bazı meyvelerin suyunu bakım için cildinize uygulayabilirsiniz. Özellikle de dut meyvesinin suyunu cildinize uygulayabilirsiniz. Cilde doğal rengini tekrar kavuşturur ve cildi onarır. Domates ile de cildiniz üzerinde harikalar yaratabilirsiniz. Domates maskesi yaparak cildinizdeki lekelerden kurtulabilirsiniz.
Güneş kremi kullanmayı sakın ihmal etmeyin. Güneş ışınları cildinizin erken yaşlanmasına ve kırışmasına neden olacaktır. Bundan dolayı yaz aylarında güneşin altında durmayın. Sadece güneşe çıkarken değil kapalı alanlarda bulunduğunuz sürece kreminizi sürmeyi ertelemeyiniz. Güneş kreminizin yanında şapka ve gözlük bulundurmayı da ihmal etmeyiniz. Güneş sadece cilde değil gözlere de zarar verir. Şapkanız büyük olsun ki tüm yüzünüzü gölgede bırakabilsin. Yaz aylarında açık renkler giymeye özen gösterin. Çünkü açık renkler güneş ışığının etkisini geri çevireceğinden sıcak direkt cildinize temas etmeyecektir. Yaz aylarında yüzünüzü bronzlaştırmaktan kaçınmalısınız. Çünkü cildinizde cilt lekeleri oluşur.

Kimayasal Peeling Nedir? Nasıl Etki Eder?

 Kimayasal Peeling Nedir? Nasıl Etki Eder?


Kimyasal peeling cilt yapısını yenilemek ve canlandırmak için uygulanan kimyasal maddelerle cildin hasarlı olan üst derisinin soyulmasıdır. Soyulma sonrasında daha parlak, daha temiz ve genç bir cilt kazanılır. Derin ve orta yüzeyel peeling yapılabilir. Glikolik asit, Laktik asit ve meyve asitlerini içeren “alfa hidroksi asitleri AHA” tercih ediliyor. AHA meyvelerden ve çeşitli besinlerden elde edilebilen doğal asitlerdir ve yüzeyel peeling uygulamalarında kullanılır.

TCA asit (trikloroasetik asit) orta derinlikte, fenol (karbolik asit) ile daha derin peeling yapılır, bu tedavi uygulamaları daha farklıdır.

  Kimyasal Peeling Cilde Nasıl Etki Eder?


Zamanla cildin kol ojen ve elastin yapısında bozulmalar olur, bu nedenle zamanla ince çizgiler ve kırışıklıklar oluşur. Kimyasal peeling ile yeni dokuların oluşması sağlanır. Cilt üzerindeki hasarlı bölgenin soyulması ile daha sağlıklı ve güzel bir cilt oluşur.

Kimyasal Peeling İle Hangi Sorunlar Tedavi Edilebilir?


Bazı faktörlerin ciltte oluşturduğu kırışıklar, yaşa ve güneşe bağlı bazı lekeler, çiller ve karaciğer lekeleri, melazma lekeleri peeling yöntemi ile düzeltilebilir. Aktif aknelerde iyileşme, akne ve sivilce izlerinin düzelmesinde yardımcıdır. Cildi soyarak yeni ve taze bir cilt yapısı oluşturur.

Hangi Sorunlar Tedavi Edilemez?


Deride oluşmuş gevşeme, sarkmalar düzeltilemez. Göz kapağında düşüklüğü düzeltmede etkili değildir. Derin çukurlarda bir yere kadar yardımcı olabilmektedir. Küçük çukurlar ve izlerde ise oldukça etkilidir.

   Kimyasal Peeling Nasıl Uygulanır?


Yüz, göğüs, boyun, kollara ve ellere doktorun tavsiyesine ve hastanın cildinin durumuna göre asit solüsyonu seçilir ve hastane koşullarında uygulanabilir. Deri yağlardan arındırıldıktan sonra tedavi bölgesine işlem uygulaması yapılır. İşlem sırasında 5-10 dakika hafif yanma ve batma hissi görülebilir. İşlem sonrasında günlük yaşamı etkilemez, hemen dönülebilir. Beklenilen sonuçları elde edebilmek için birkaç seans gerekebilir.

Kimyasal Peeling Sonrasında Beklenen Durumlar Nelerdir?


Kimyasal peeling derinliğine göre cilt yüzeyinde hafif veya güneş yanığı şeklinde reaksiyon oluşur. Yüzeysel peeling de 1-5 gün sürebilen kızarıklıklar ve hafif hafif soyulmalar olur. Derin peelingde ödem ve deride gerilmenin yanı sıra kahverengi bir tabaka oluşur bu durum normaldir. Cilt yüzeyi 7-10 günde soyulur.

  Kimyasal Peeling Sonrasında Nelere Dikkat Edilmeli?


Ciltte oluşan kabuklar el ile kesinlikle soyulmamalıdır. Sadece doktor tarafından önerilen nemlendiriciler kullanılmalıdır. Güneşten korunmaya özellikle dikkat edilmelidir.

    Kimyasal Peeling Ne Gibi Durumlarda Uygulanmaz?

Kimyasal peeling yapılacak bölgede uçuk varsa, derin güneş yanığı, açık yaralar ve enfeksiyon varsa, yakın zamanda o kısımda soyma işlemi uygulanmışsa bu yöntem kullanılmaz. Ayrıca Roaccutane tedavisi görenler veya yakın zamanda tedavi görmüş kişilerde kimyasal peeling uygulanmaz.

 

Kimyasal Peeling Yaptırdım diyorsanız lütfen yorumunuzu yazın.

 

Belgrad

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vizesiz ziyaret edebildiği ülkelerden birisi olan Sırbistan’ın başkenti Belgrad; güzel yemekleri, misafirperver halkı, gece hayatı ve ucuzluğu ile son zamanlarda gözde bir destinasyon haline geldi.
Belgrad, sahip olduğu ılıman kara iklimiyle dört mevsim gidebileceğiniz bir yer. Kuru havasından olsa gerek Ocak ayında hava sıcaklığı eksilere kadar düşerken, Temmmuz ve Ağustos aylarında güneşin altında yakıcı bir sıcağa sahip olabiliyor. En fazla yağışı Mayıs ve Haziran aylarında alıyor. Belgrad’ın tarihi şehir merkezi olan Stari Grad bölgesinde kalmalısınız. Çok sayıda hostel bulunan bu bölgede görmek isteyeceğiniz hemen her yer yürüme mesefasinde olacaktır. Yatakhaneli otel fiyatları gecelik 10 Euro’dan başlarken, özel bir odayı 20 Euro’ya bulabilirsiniz. Belgrad’da çok sayıda ucuz otel de bulunuyor.
Kalemegdan’da gün batımı
Belgrad kenti, Tuna ve Sava nehirlerine komşu bir yarım adaya kurulmuş bir kenttir. Belgrad Kalesi ise Romalılar tarafından bu stratejik önemi yüksek olan noktayı korumak için yapılmış. Daha sonraları Slav kavimleri, Bizans, Osmanlı ve Avusturya – Macaristan İmparatorlukları olmak üzere birçok değişik devletlere ev sahipliği yapmış ve hepsinin etkisinde kalmıştır. Belgradlılar konumundan ötürü çok güzel bir manzaraya sahip olan kalelerinin İstanbul Boğazı’ndan sonra dünyanın en güzel manzarasına sahip olduğunu iddia ediyorlar. Kalenin bulunduğu Kalemegdan Parkı koca gününüzü geçirebileceğiniz içinde bir hayvanat bahçeside barındıran oldukça büyük bir alan. Ancak buraya gelmek için en güzel zaman kesinlikle gün batımını tercih etmelisiniz. Çimlere yatıp kitap okuyanları, satranç oynayan yaşlıları; surların üzerinde bira içerek Tuna’nın üzerinde süzülen güneşi seyreden gençleri, kaleyi gezen insanları, spor yapanları ve damat Ali Paşa’nın Türbesi’nde dua okuyan Müslümanları biraraya getiren bir park burası. Kalemegdan’da İstanbul kapija, Zindan kapija, Sahat kula ve Sokollu Mehmet Çeşmesi gibi osmanlı döneminden kalma çok şey ile karşılaşabilirsiniz.
Knez Mihailova Caddesi
Knez Mihailova Caddesini, “BelgradIn İstiklal Caddesi” olarak tanımlarsak doğru olur. Avusturya hakimiyeti döneminde inşa edilen binaların, mağazaların, restorantların ve sokak müzisyenlerinin bulunduğu bu trafiğe kapalı olan cadde, Kalemegdan ile Terazije Meydanı arasında bir yerde bulunur. Caddeye girişlerden birinin bulunduğu Trg Republika (Cumhuriyet Meydanı) ve ortasındaki ata binen Prens Mihailo Heykeli kentin ana buluşma noktasıdır.
Zemun
Zamanında Belgrad’ın batısında ayrı bir kent olmasına rağmen günümüzde Belgrad kendine bağlı bir belediye olan Zemun, bir süre Osmanlı yönetiminde kalmış fakat çoğunlukla Habsburg kontrolünde kalmıştır. Zamanında Sava Nehri’nin doğusunda kalan Belgrad Osmanlı yönetiminde iken, nehrin batısındaki Zemun Avusturyalılar’ın elindeymiş. Türkler Kalegdan’dan Zemun’u gözetlerken, Avusturyalılar da Zemun’daki Hünyadi Yanoş Kulesi’nden Belgrad’ı izlermiş. Avusturya hakimiyeti Zemun’a daha Avrupai bir mimari bırakmış. Eski şehirden Zemun’a gitmek için 704,701,84,17,15 nolu otobüslere Zeleni Venac meydanından binmeniz gerekir. Zemun’un tarihi merkezinde yürüyüş yapıp , deniz kenarındaki balık restorantlarına uğramanız gerek.
Skadarska Sokağı
Paris’teki “bohem” Montmarte Mahallesi’ni andıran Skadalija mahallesi ve de içindeki Skadarska Sokağı pek çok kafe ve restoranta sahip. Arnavut kaldırımı taşlarıyla kaplı olan Skadarska Sokağı geleneksel bir havaya sahip. Tri Şeşira, Dva Jelena, Şeşir Moj, gibi ilginç isimleri olan Belgrad’ın en ünlü restorantları bu sokakta bulunur. Canlı Sırp folk müziği eşliğinde güzel bir yemek için tavsiyemiz Tri Şeşira olacaktır. İçki ve mezeler dahil kişi başı 15 Euro karşılığında geneksel Balkan mutfağını tadabilirsiniz. Yemeklerden söz açılmışken köfte yemekleri cevapi ve pljeskavica üstü kaymak yemelisiniz. Adını ulusal kahraman Karageorge’dan alan Karacorceva, ev yapımı sosis ve kızarmış mısır ekmeği olan proja da diğer denenmesi gereken yemekler arasında yer alır. Stari Grand’da ziyaret edebileceğiniz diğer yerler Sveti Sava Katedrali, Taşmegdan Parkı, Nikola Tesla Müzesi, Mareşal Tito Anıt Mezarı olacaktır.
Ada Cigalija
Kentin eski ve yeni bölümlerini birbirinden ayıran Sava Nehri’nin üzerinde bulunan ada, hafta sonları spor ve pinkik yapmaya gelenleri ağırlıyor. 7 km uzunluğundaki plajı ise; sıcak yaz günlerinde serinlemek isteyenlerle dolup taşıyor.
Gece Hayatı
Sırp usülü meyhanalerde meyve likörü rakija’nın değişik türlerini deneyebilirsiniz. Tavsiye edeceğimiz bir diğer Sırp içkisi de bitki likörü olan pelinkovac olacaktır. Eğer yazın giderseniz Sava nehri kıyısındaki gece klüplerine uğramalısınız. Cuma ve Cumartesi geceleri için rezervasyon yapmak iyi bir seçim olacaktır. Gece hayatı rehberi olarak akıllı telefonunuza Belgrade Going Out isimli uygulamayı indirebilirsiniz. Bu uygulama ile rezervasyon da yapabilrsiniz.

Exit mobile version