Compiz Fusion

iç Hollywood filmlerindeki bilgisayar sahnelerini izleyip güldüğünüz oldu mu? Oradan buradan kayan pencereleri, yanıp sönen tuşları, dönen, hoplayan zıplayan arayüzleri ile bir şenlik havasındadır bu filmlerin bilgisayar ekranları! 🙂 Yok böyle bişey, yok böyle bir işletim sistemi, arayüz der durur, kendinizi yersiniz. Ama artık durum biraz farklı…

Her ne kadar bu filmlerdekiler uydurma, bir grafikerin elinden çıkmış animasyonlar olsalar da, gerçek hayatta onları hiç aratmayacak ve hatta bazı noktalarda nal toplatacak bir yazılım var; Compiz Fusion! (Burada Rocky Balboa’dan Eye of the Tiger şarkısının girdiğini hayal edin lütfen!),

Eğer Compiz Fusion’u hiç görmediyseniz, şaşırmaya ve ufak çaplı bir şoka hazır olun lütfen! 🙂 İşte Compiz Fusion!

Ön Ayarlar

Ekran Kartı Ayarları

Compiz Fusion’u kurabilmek için Pardus 2008 ile birlikte çok daha kolay. Daha önce gerek komut satırında gerekse ayar dosyaları ile yapılan ayarlamaların yerine birkaç kolay ayarla Compiz’i kurabilmeniz mümkün. Compiz’i çalıştırmanız için gereki olan Compozit desteği Pardus 2008 sürümünden itibaren ön tanımlı olarak açık gelmekte. Bu sayede ayar dosyaları ile uğraşmadan Compiz’i kurup kullanmanız mümkün.

Tek yapmanız gereken Pardus 2008 ile beraber gelen “Görüntü Yöneticisi” aracılığı ile ekran kartınızın sürücülerini kurmak. Bunu yapmak ise hiç zor değil.

Pardus menüsünden Tasma’yı çalıştırın ve Tasma penceresinden Sistem Seçenekleri sekmesine gidin. Burada bulunan Görüntü Yöneticisi’ni çalıştırın. Görüntü yöneticisi ilk çalıştığında bilgisayarınızdaki ekran kartını algılar ve eğer ekran kartınız için daha performanslı bir sürücü varsa sizden bunu kullanmanızı ister. Bu sürücüler eğer bilgisayarınızda kurulu değilse kurmak için PiSi’nin arayüzü olan paket yöneticisini kullanabilirsiniz.

Sürücüleri bilgisayarınıza kurduktan sonra yapmanız gereken son derece basit. Görüntü yöneticisini çalıştırın ve yöneticiden Aygıtlar sekmesine geçin.

Sisteminiz ilk kurulduğunda ekran kartınız Ati ya Nvidia ise donanım üreticinizin hazırladığı performanslı sürücüleri değil Pardus ile gelen ekran kartı sürücülerini kullanacaktır. Görüntü yöneticisinin size önerdiği sürücüleri kullanmak isterseniz Yapılandır seçeneğini seçerek açılan pencereden ekran kartı sürücünüzü seçin.

Bu seçimi yaptıktan sonra ayarları uygulayın ve bilgisayarınızı yeniden başlatın. Bilgisayarınız yeniden başladığında ekran kartı sürücünüz güncellenecek ve sisteminize üç boyut desteği gelecektir. Bu desteği kontrol etmek isterseniz masaüstüne bulunan Sistem kısa yolunu kullanarak sistem özelliklerinize girin ve Ekran sekmesinden üç boyut desteğine sahip olup olmadığınızı kontrol edin. Üç boyut desteğine sahipseniz yazımızı okumaya devam edin. Eğer üç boyut desteğiniz yoksa forumdan yardım alabilirsiniz.

Kurulum

Compiz Fusion Kurulumu

Compiz Fusion’ı ister komut satırından ister Paket Yöneticisinden kurabilirsiniz. Fakat öncelik Katkı (Contrib) deposunun sistemde ekli olması gerekir. Bunu yapmak için şu yazıya bakabilirsiniz; Katkı (contrib) deposu ekleme.

Konsoldan kurmak için

Konsoldan kurmak için aşağıdaki komutu vermeniz yeterli;

sudo pisi install -c desktop.opencompositing.compiz

Bu komut gerekli tüm paketleri kuracak.

Paket Yöneticisinden kurmak için

Paket yöneticisinden kurmak için, katkı deposunu ekledikten sonra, Bileşen’ler kısmından Bileşik Pencere Yöneticisi bileşeni altındaki tüm paketleri kurun.

İlk Çalıştırma

Compiz Fusion’ı ilk defa çalıştırmak için;

  • Programlar > Sistem > Compiz Fusion Pencere Yöneticisi > Compiz Fusion Icon (Compiz Fusion’u Yönet)

adımlarını takip edin.

Bundan sonra Compiz Fusion’ın simgesi sistem çekmecesine yerleşecek. Bu esnada pencere dekorasyonlarınız kaybolursa, sistem çekmecesindeki Compiz simgesine sağ tıklayıp “Select Window Decorator” başlığından “Emerald” seçeneğini işaretleyin.

Kullanım

Kurulumdan sonra bazı ön tanımlı kısa yol tuşları şunlar;
  • CTRL + ALT + fare tıklaması: Masaüstü küpünü fareyle serbest çevirir.
  • CTRL + ALT + YÖN TUŞLARI: Masaüstü küpünü çevirir.
  • CTRL + ALT + SHIFT + SAĞ veya SOL yön tuşu: Etkin pencereyi yandaki masaüstüne taşır.
  • ALT + Pencerenin yerhangi bir yerine tıklama: Pencereyi tutup sürükler.
  • ALT + Fare tekerleği: Pencerenin saydamlığını arttırır veya azaltır.
  • Fareyi sağ üst köşeye götürme: Aktif masaüstündeki pencereleri yatay sıralı olarak ekranda gösterir. (Aynı hareketi tekrarlamak aktif pencereye dönmenizi sağlar.)
  • CTRL + ALT + D: Bütün pencereleri küçültür, masaüstünü gösterir veya tersini yapar.
  • ALT + TAB: Pencereler arasında geçiş yapar.
  • F9: Sadece o anki masaüstünde bulunan pencereler döşenir.
  • F8: Tüm masaüstlerindeki tüm pencereler önünüze serilir.
  • Pencere TUŞU + TAB: Alt + TAB benzeri pencereler arasında geçiş yapmayı sağlar.
  • ALT + Fare tekerleği tıklamak: Pencereyi yeniden boyutlandırır.
  • Pencere TUŞU + fare tekerleği yukarı: Görüntüyü büyütme.
  • Pencere TUŞU + fare tekerleği aşağı: Görüntüyü eski hâline getirme.
  • SHIFT + F10: Efektlerin yavaş hareket etmesini sağlar (tekrar basmak eski hâline getirir).
  • CTRL + ALT + Aşağı Ok: Sonra Ctrl+Alt’a basılı tutun ve masa üstlerini değiştirmek için sol/sağ yön tuşlarına basın. Ayrıca sol fare düğmesine basılı tutarak “filmi” hareket ettirebilirsiniz.

Ayarlar

Compiz Fusion’ın ayarlarına girmek için sistem çekmecesindeki simgeye sağ tıklayıp “Settings Manager” başlığını seçmelisiniz. Aşağıdaki gibi bir pencere ile karşılaşacaksınız. Bu pencereden Pencere Dekorasyonları haricindeki tüm ayarları yapabilirsiniz.

Hangi eklentilerin aktif olacağını bu pencereden seçiyoruz. Eklentinin yanındaki kutucuğa çentik atmanız yeterli. Eğer çalıştırmak için bir tuş kombinasyonu var ise bunu öğrenmek için üzerine tıklayıp “Bindings” sekmesine bakın.

Pencere dekorasyonlarını ayarlamak için de aynı yerde “Emerald Theme Manager”ı seçin. Buradan da şöyle bir pencere açılacak;

Westernquake3

Western Quake 3, Quake 3 motoru üzerine inşa edilmiş bir vahşi batı simülasyonudur. Oyunda kullanılan efektler ve haritalar sayesinde kendinizi bir vestern film seti içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Oyunda Quake motoru kullanılmasına rağmen diğer Quake türevlerine (Openarena, Tremulous…) hiç benzemiyor. Eski silahların çıkardığı sesler ve duman, özenle hazırlanmış onlarca harita, bambaşka bir oyun oluşturuyor. Hatta bu nedenle oyunun ismi geçtiğimiz günlerde Smokin’ Guns (dumanlı tabancalar) olarak değiştirildi.

 

Oynama Biçimleri

Oyunda kanun adamları(lawmen) ve haydutlar(outlaws) olmak üzere iki takım bulunuyor. Her iki takımda da dört adet insan modeli seçeneği sunuluyor. Takımların modeller dışında birbirinden hemen hemen hiçbir farkı yok diyebiliriz. Hatta banka soygunu oynarken, hangi takımda olursanız olun, kaybeden takımın bankayı soyması gerekiyor. Herhangi bir takımlı oyuna başladığınızda ilk iş olarak bir takıma katılmalısınız. Bunun için ESC tuşuna basarak menüyü açın ve join’e tıklayarak bir takım seçin. Beş adet değişik oynama biçimi (mod) bulunuyor, bunlar:

  • Round Teamplay (Turlu takım oyunu)
  • Bank Robbery (Banka soygunu)
  • Duel Mode (Düello)
  • Deathmatch (Sürekli canlanmalı)
  • Team-Deathmatch (Takımlı ve sürekli canlanmalı)

Turlu takım oyunu

Bu oynama biçiminde bütün üyeleri ölen takım kaybediyor. Üyeler canlı kaldığı sürece tur bitmiyor. Hareket halinde olan bir trenden oluşan harita tam da bunun için yapılmış.

Bu haritada trenden düşmemek için dikkat edin

Banka soygunu

En sevdiğim oynama biçimi olan banka soygununu haliyle bankası olan haritalarda oynayabiliyorsunuz(“br_” ile başlayan haritalar). Takımlardan biri bankayı soymaya çalışırken diğeri de savunma yapmak ve bütün soyguncuları öldürmek zorunda. Soyguncular kazandığı zaman bankayı koruma görevi onlara geçiyor. Bankayı soymak için dinamit kullanacaksınız. Bazı bankalarda kasa bulunurken bazılarında arka duvarı dinamitlemek gerekebilir. Parayı aldıktan sonra nereye kaçmanız gerektiği size gösterilecektir.İşte kasa, işte dinamit! Bakma öyle, torbayı al ve kaç

Düello

Bu oynama biçiminde oyuncular ikişerli gruplar halinde farklı haritalara yerleştiriliyorlar ve çalan müzik kesildikten 3 saniye sonra birbirine ateş edebiliyorlar. Satın alma menüsü sadece müzik çalarken aktiftir ve sadece tabancalar satın alınabilir. Ateş etme sırasında 3 saniyeliğine nereye nişan aldığınızı göremiyorsunuz, çünkü gösterge yok oluyor. Kısacası bu modda tam anlamıyla bir düello yapıyorsunuz. Silahını önce çekip doğru nişan alan taraf kazanıyor. Kaybeden taraf ise sineklere yem oluyor. Bu modu yalnızca “du_” ile başlayan haritalarda oynayabilirsiniz.

Seni düelloya davet ediyorum.

Gölgemden değil ama senden hızlıyım.

Diğer oynama biçimleri

Son iki oynama biçimlerinde Quake’ten alışık olduğunuz deathmatch’i yapabilirsiniz. Bu modda öldüğünüz zaman bütün takımın ölmesini beklemeden tekrar başlayabiliyorsunuz. Oyunda zıplama ve koşma kısıtlı olduğu için bu oynama biçimini yalnızca nişan alma ve çabuk silah değiştirme alıştırması yapmak için kullanmanızı öneririm.

Oynanış

Oyundaki sağlık ve hasar sistemi Quake’dekinden farklı düşünülmüş. Öyle ki kurşunun nereye isabet ettiği önemli oluyor ve hiçbir haritada sağlık çantası benzeri bir şey bulamıyorsunuz. Silahlar dışında çeşitli araçlarımız da var. Zırh olarak bir soba demiri, daha fazla kurşun taşıyabilmek için bir kemer ve uzaktaki hedefleri vurabilmek için eski ve tozlu bir dürbün satın alabilirsiniz. Silahlarımız eski olduğu için alabildikleri mermi miktarı da düşük oluyor, bunun için arada bir doldurmayı unutmamalısınız. Bir şey satın almak için oyuna başladığınız bölgedeyken B tuşuna basmalısınız. İlk bir dakika geçtikten sonra satın alma işlemine izin verilmeyecektir. Aman kurşunları saymayı unutmayın, yoksa böyle kalırsınız!

Silahlar

Oyunda şu an için 13 adet silah bulunuyor. Bunlar satın alma menüsünde tabancalar, pompalılar, tüfekler, makineli tüfek ve diğer olarak gruplanmış. Elinizde bir tabanca varken farenin sağ tuşunu tıklayarak daha hızlı ateş edilebilirsiniz. Aynı anda iki tane tabanca da satın alabilirsiniz. Bu durumda iki tabancayı birden elinize aldığınızda farenin her tuşu ayrı tabancayı yönetecektir. Böylece iki tuşa birden basarak aynı anda iki tabancayı ateşleyebilirsiniz. Yakındaki birini anında yere sermeyi sevenler pompalı tüfekleri deneyebilirler. Uzaktan çatışmayı sevenler için de uzun namlulu tüfekler bulunuyor. Dinamit ve molotof kokteylleri de doğru kullanıldığında çok işe yarayabilir. Bir dinamiti uzaktan ateş ederek veya atmadan önce yakarak patlatabilirsiniz. Aralarında Remington ve Winchester gibi klasiklerin bulunduğu silahlar hakkında ayrıntılı bilgileri almak için bu adrese bakabilirsiniz:

http://www.westernquake3.net/main/manual/equipment.html#32

Oyundaki dürbünü sadece sonuncu tüfekte (Sharps Rifle) kullanabiliyorsunuz. Eğer bu tüfeği ve dürbünü satın aldıysanız Enter tuşuna basarak dürbünü takabilirsiniz.Oyunda dürbünlü tüfeğimiz de var

Grafikler

Oyunun grafikleri (özellikle insan modelleri) günümüz oyunlarından daha düşük bir kalitede. Ekran kartınız benimkinden iyiyse (intel i915GM) tabi ki gerekli ayarlamaları yaparak buradaki ekran görüntülerinden daha iyi sonuçlar almanız mümkün. Bu arada özgür bir yazılımdan bahsettiğimiz için sürekli gelişim içinde olduğunu da hesaba katalım. Örneğin ölürken isabet alan yeri tutarak düşme, silahlardan çıkan dumanlar, etrafta uçuşan sinekler gibi alışık olmadığımız efektler geliştirilip oyuna eklenmiş. Özenle hazırlanmış onlarca haritayı da unutmamak lazım, bu haritalar birçok oyuna taş çıkartacak seviyede.

Sonuç

İçinizdeki kovboyu açığa çıkarmak için bundan güzel bir fırsat olamaz. Vakit kaybetmeden paket yöneticisini açıp bu güzel oyunu kurun derim. Adios amigos.

Lincity NG

“Kendi şehrinizi kendiniz kurun.”

SimCity’i bilmeyen yoktur. Şehri baştan inşa ediyorsunuz, elektrik, su kanalları, kamu binaları, evler vesaire hepsini tek tek kurup ekonomi, sosyal yaşam gibi alanlarda şehrinizi geliştiriyorsunuz. Bu tür şehir simülasyon oyunlarının Linux dünyasındaki temsilcilerinden biri de Lincity.

Önce oyunun amacını söyleyelim, sonra da nasıl oynanacağını gösterelim. Oyun kurallarını anlayabilmeniz için biraz İngilizce bilmeniz ya da zargan, seslisozluk gibi sitelerde takılmanız yeterli.

Oyunda Amaç

Oyundaki ilk amacınız önce bir yerleşim alanı oluşturmak. Sonraysa şehir ekonomisini ve yaşam kalitesini güçlendirmek. Oyun penceresinin sağ alt köşesinde bütçenizi göreceksiniz. Paranızı artırmak için uzun vadeli düşünmelisiniz. Yani önce borca girip sonra yatırımların getirisini beklemek. 🙂

Oyun Modları

Oyunu çalıştırıp ana sayfada “new game ” (yeni oyun) seçeneğini tıkladığınızda birkaç oyun modu göreceksiniz. İlk seçeneği seçtiğinizde sıfırdan bir şehir kuracaksınız. Altındaki iki seçenek de iyi ve kötü durumlardaki yarı kurulmuş şehirlerde oynamak içindir.

Seçeneklerden birini seçip oyunu başlattığınızda, bir arazi açılacak ve sol üst tarafta alt alta sıralı olan seçenekleri kullanarak birimleri kurup şehrinizi oluşturmaya başlayacaksınız.

 

İlk Ne Kurulmalı?

Sol üstte alt alta sıralı menüleri incelediğimizde Commune (komün) diye bir seçenekle karşılaşacaksınız. Komünün ne olduğunu hepimiz az çok biliyoruz; ama tanımı nedeniyle mantıken ilk kurmanız gereken birimin komünler olduğunu düşünüyorsanız YANILDINIZ! Önce çiftlikler kuruyorsunuz (farm ). Sonra da etrafı yollarla döşüyorsunuz. Çiftlikleri düzenli ve yan yana kurun ama size bir tavsiye: Arada ufak tefek boşluklar bırakın. İleride park alanları oluşturmak ya da küçük yer kaplayan birimleri kurmak için buna ihtiyacınız olabilir. Örneğin, kare şeklinde büyük bir alana düzenli bir şekilde çiftlikler, evler kurdunuz ve sıra geldi itfaiye ya da market kurmaya. Bu gibi küçük ama önemli birimleri bu kare yerleşim alanının dışında kurmak pek de iyi olmaz.

İkinci bir tavsiye daha: Komün sayısı kesinlikle çiftlik sayısını geçmesin. Yoksa ekonominiz kötüye gittikçe ya da uzun vadede yeteri kadar gelir elde edemediğinizde birden komün alanları küçük küçük parklara dönüşüyor. Her yer park, “meclisi yıkalım lunapark kuralım” hesabı 🙂

Şuna da dikkat edin: Sağ alt tarafta çeşitli göstergeleriniz var. Bu göstergeleri takip ederek nelere ihtiyacınız olduğunu anlayabilirsiniz. Ev sayısını yeterli tutmaya özen gösterin. Sürekli yatırım yapıp riske de girmeyin. Biraz sabırlı olun. Sabredemiyorsanız. Sol alt tarafta zamanı hızlandırma tuşları göreceksiniz, onu kullanın. Halkınızın parasızlıktan, açlıktan dışarıda çadır kurmalarına izin vermeyin 🙂 Bunun tek yolu, istikrarlı bir ekonomi 😉

E Okul İnşa Edemiyorum?

Çiftlikleriniz, marketleriniz, evleriniz ve mezarlarınız (residential) yokken okul ne işe yarayacak? Belli bir süre çiftlikler, komünler, kamu kuruluşlarıyla uğraştıktan sonra artık oyun size okul, basketbol sahası, kamu kuruluşlarını kurmanız için teker teker izin verecek.

Daha önce söylediğim gibi, önce çiftliklerden başlayın. Sonra marketler, çömlekçiler.. Sonra yerleşim alanları oluşturun, yani residential (ilk seçenek mezarlık oluyor bu arada, diğerleri ev) seçeneğini kullanın. Sonra komünler, çöplük alanları, altın rezervleri vb.

 

Kömür Rezervleri Nerelere Kurulmalı?

Sağ alt tarafta kömür resmi olan seçeneğe tıklayın, para miktarınızın hemen üstünde yer alıyor. Fareyle üzerine geldiğinizde “Show Coal Depots” (Kömür Bölgelerini Göster) uyarısı veriyor. Tıkladığınız zaman oyun sizden büyük bir miktarda para karşılığı yer altındaki kömür bölgelerini göstereceğini söylüyor. Ekonominiz iyiye gidip ciddi para kazanmaya başladığınız bir ara bu seçeneği kullanarak Coalmine (Kömür ocağı) kurmaya başlayabilirsiniz.

Başka Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Unutmayın, her ne kadar kolay bir oyun gibi gözüküyor olsa da, inşa edilen birimlerin birbirleriyle az çok ilişkisi var. Örneğin, sadece çiflikleri kurup onların tam kapasitede çalışmalarını beklemeyin. Yakın bölgelerde marketler çömlekçi dükkanları (pottery) da kurun. Sol üst menüden mavi fare simgesine tıkladıktan sonra kurduğunuz birimlerin üstüne tıklayarak sağ alt tarafta market, çiftlik ya da her ne birimse, onun hakkında bilgi edinebilirsiniz.
İkinci önemli nokta, bazı işletmelerin mal alım satımlarına müdahale edebiliyorsunuz. Eğer ülkede fazla mal birikmişse, daha fazla mal alımını kısıtlayabiliyorsunuz. Bunu marketlerin üzerine çift tıklayarak görebilirsiniz.

Son Söz

Eğer şehir simülasyonlarından hoşlanıyorsanız bu oyun sizi tatmin edebilir. Ama çok da bir şey beklememek lazım. Müzik, görüntü ve benzeri konulardaki kalitesi pek iyi sayılmaz. Daha çok SimCity’nin ilk versiyonlarını andırıyor. Buna karşın, oyunda yeteri kadar seçenek olduğunu söyleyebilirim. Eğer bilmediğiniz seçeneklerle karşılaşırsanız, ona sağ tıklamayı veya fareyi üzerinde bekletmeyi deneyin. F1 tuşunu da yardım almak için kullanabilirsiniz.

İyi eğlenceler 😉

Clanbomber

Clanbomber, Windows işletim sistemlerini kullanıp da Pardus’a geçenlerin daha yakından tanıyacağı bir oyun. Aslında “bomberman” tarzında lakin ondan daha yaratıcı özelliklere ve daha iyi oynanabilirliğe sahip. Benim yegane stres atma metodumdur. 🙂

Oyunu ilk açtığınızda karşınıza üstteki ekran geliyor. Gördüğünüz gibi buradan yerel bir oyun başlatabilir (Local Game), oyun ayarlarını yapılandırabilir (Options), oyundaki haritaları düzenleyebilir ya da dilerseniz yeni harita yaratabilirsiniz (Map Editor).

Yeni bir oyuna, Local Game->Start diyerek başlayabiliriz. Fakat hemen bir oyuna başlamadan önce Local Game->Player Setup menüsünden; kaç kişilik bir oyun oynayacağınızı, oyuncuları temsil eden karakterleri, takım oyunu oynamak isterseniz yine aynı şekilde oyuncuları belirli takımlara ayırmayı ve oynayacak oyuncuların klavye seçeneklerini ayarlayabilirsiniz. Ayrıca her oyuncu için; penguen, örümcek, top gibi karakter görüntüleri ayarlayabilirsiniz.

Üstteki resimde de görülen “Local Game” ekranında “Map Selection” kısmında hangi haritada oynayacağınızı veya varolan haritaların tümünü seçip hemen altındaki “Random Map Order” kısmından seçtiğiniz haritaların rastgele mi yoksa sırayla mı seçilmesini ayarlayabilirsiniz. Bununla birlikte “Points to Win” bölümünden kaç galibiyet sonucunda oyunun biteceğini düzenleyebilirsiniz. “Round Time” kısmında ise, oyun süresini belirleyebiliyorsunuz. Bu süre dolduğunda oyuna ucube bir yaratık geliyor ve her yere kara delik açmaya başlıyor.

Oyunu oynarken, bombaları patlattığınızda ortaya çıkan ve sizin hızınızı arttıracak, aynı anda birden fazla bomba bırakabilmenizi sağlayacak, bombalarınızın etki alanını arttıracak, bombalarınızı itmenizi sağlayarak köşeye sıkışmanızı engelleyecek ya da bombayı uzağa fırlatmanızı sağlayacak çeşitli ögelerin yanı sıra, kontrolü zorlaştıran ve geçtiğiniz her yere bomba bırakmanızı sağlayan yani size eksi özellikler katan ögeler de mevcut. Bunlar ile ilgili ayarları da “Options” kısmından yapabilirsiniz.

Oyunun oynanması gayet basit, varsayılan olarak yön tuşları ile sağa, sola, yukarı ve aşağı hareketleri gerçekleştirebilirsiniz. Bomba bırakmak için boşluk tuşunu kullanabilirsiniz. İkinci oyuncu için A, S, D, W tuşlarını da ayarlayabilirsiniz. Bu durumda bomba bırakma tuşu tab tuşu olacaktır.

Gördüğünüz gibi Clanbomber çok hoş bir görselliğe sahip. Bunun yanı sıra oynanabilirlik açısından da üst düzey imkânlar sunuyor, ilerleyen zamanda daha da zevkli bir hale geliyor. Kendinizi fazla kaptırmayın, ama zevkini çıkarmayı da ihmal etmeyin. 🙂

Open Arena Oyunu

“Kısıtlı vaktimizi değerlendirmek için oynuyorduk; ama şimdi oturduğumuz yerden kalkamıyoruz.” 

Ne günlerdi, lise zamanlarında hafta sonları arkadaşlarla beraber buluşup internet kafede Quake3 Arena oynardık. Half life çıkardı, ikincisi çıkardı, Unreal Tournament adından söz ettirirdi, Counter Strike fırtınası başlardı biz yine klasiğimizi devam ettirirdik. İlle de Quake 3 Arena! Zaman geçtikçe diğer FPS oyunlarına göre oyun motorunun zayıf kaldığını hissede hissede Quake 3 Arena oynamaktan apayrı bir haz alırdık. Gerçek olmayan, insandışı karakterler, hayali arenalar, garip garip silahlar varken neden daha gerçekçi bir oyun motoruna ihtiyaç duyalım? Belki tasarımlar, karakterler pek çizgifilmsi görünüyor olabilirdi; ama -olmayan- manzarayı, düşmanlarımızın yüzlerini izleyecek değildik ya! Öncelikli amacımız daha fazla düşman öldürmekti.

Gün geldi, Quake yapımcıları oyunun kaynak kodunu açmaya karar verdiler. Bu, açık kaynak kod taraftarları için mükemmel bir gelişme olmuştu ve bu gelişme sayesinde birçok açık kaynak kodlu oyun yapıldı. Tremulous her ne kadar buna en güzel örnek olarak bahsedilse de, Quake 3 Arena tutkunları seçimini Open Arena’dan yana yapacaklar, eminim.”

…Ve oyunumuz güncellendi! Pardus 2007.2 Caracal Caracal ‘ın oyunseverlere olan belki de en büyük sürprizi de budur. Amacımız kısıtlı vaktimizi değerlendirmekti; fakat şimdi yerimizden kalkamıyoruz! Önce sürüm notlarını inceleyelim.

OYUNDAKİ YENİLİKLER

  • 0.6.0 sürümüyle gelen sanal oyuncu desteği (bot), 0.7.0 sürümünde daha geliştirildi. Artık daha da akıllandılar.
  • Eğilmek, zıplamak gibi hareketler ve sesler artık daha gerçekçi, kaliteli.
  • Grafiklerde de ciddi gelişmeler fark ediliyor. Eksik olan menü tuşları tamamlanmış.
  • Harita sayısı 26’ya, oyuncu karakter sayısı da 14’e yükseldi (En büyük gelişme de bu).

Yukarıda saydıklarım gelişmeler dışında birkaç ufak tefek gelişme de var.

OYUN AYARLARI

Önce oyuncumuzun ismini belirleyelim. Kişiselleştirmeler ile ilgili tüm ayarları SETUP menüsünden yapacaksınız. SETUP menüsünden PLAYER ‘i seçip ilk olarak oyuncunuzun ismini belirleyin (NAME ). HANDICAP sizin oyuna ilk başlarken ki sağlık seviyenizi gösteriyor. EFECTS oyundaki efektlerin renklerini belirlemek için, burayı es geçebilirsiniz, göze batan bir değişiklik olmuyor.

Evet, PLAYER bölümündeki ayarlardan en önemlisi karakter seçimi. Yukarıdaki resimde görüldüğü gibi, sağ alt taraftaki “Model” butonuna tıklayın. Açılan menüde diğer karakter ve karakter renklerini görmek için menünün altındaki ok tuşlarını kullanın.

PLAYER SETTINGS ayarlarınız bitti. Şimdi SETUP ‘tan CONTROLS ‘a gelin. Burada bence önemli iki ayar var. Birincisi “Mouse Speed” (Fare hızınızı mutlaka kendinize göre ayarlayın. Fare hızının ne demek olduğunu bilmeyenler, hani oyunun konsolunda “sensitivity” komutuyla bir ayar yapardık ya). Fare hızını ayarladıktan sonra “Zoom View” ‘i de kendinize göre ayarlamanızı tavsiye ederim. ben “CTRL” kullanıyorum. Uzaktaki düşmanlarınızı öldürebilmeniz için ciddi kolaylık sağlıyor.

Ve şimdi de SETUP SYSTEM ayarlarımızı yapılandıralım. Open Arena yüksek sistem gereksinimi olmayan bir oyun olduğu için, ayarlarınızı olabildiğince yüksek tutabilirsiniz, yeter ki oyun takılmasın :-). Unutmayın, bu ayarlar oyunun daha kaliteli görünmesi için değil, düşmanınızı daha iyi görebilmeniz ve seçebilmeniz için! ilk olarak grafik ayarlarından ekran çözünürlüğünü ve derinliğini (depth ) artırmak bence iyi fikir. Daha sonra DISPLAY bölümünden ekran parlaklığını biraz artırmanızı tavsiye ederim, arenalar biraz karanlık kalıyor. Eğer oyun seslerinin sizin adrenalin salgılamanıza yardımcı olacağını düşünüyorsanız SOUND sekmesinden sesleri arttırabilirsiniz. Ama benim tercihim sadece efekt seslerini açmak ve oyuna girmeden önce Amarok’tan Dream Theater’in Systematic Chaos albümünü dinlemek 😀 Hraah!

SETUP SYSTEM ayarlarımızdan en sonuncusu NETWORK . İnternet bağlantınızı da doğru tanımladıktan sonra, son olarak SETUP > GAME OPTIONS ‘a bakacağız. Merak etmeyin, son bir ayar kaldı: Crosshair . Hedef göstergenizin resmini buradan seçiyorsunuz. Bunu da ayarladıktan sonra, oyun ana menüsünden SINGLE PLAYER (tek kişilik) veya MULTIPLAYER (internet üzerinden) seçerek artık oyuna sağlam temellerle giriş yapabilirsiniz.

ÇATIŞMA TÜRLERİ

Oyunumuzun güncellenmesiyle artan harita sayısı, artık bilgisayar başında daha fazla vakit geçirmemize neden olacak. Bazı haritaların kilitli olduğunu göreceksiniz. Bu haritalarda oynamak için kilitli olmayan haritalarda başarı elde etmek gerekiyor öncelikle. Herhangi bir arenada, 20 kişiyi (bu rakam değişebilir) ilk öldüren birinci olur ve böylece diğer haritaların kilidini açarsınız. Her şey de bedavaya olmasın canım!

Bu oyun sadece düşmanları öldürmekten mi ibaret. Elbette değil! Çatışma türlerine göz atmanızı tavsiye ederim. Çatışma türlerini SINGLE PLAYER ‘dan SKIRMISH ‘e tıklayarak seçebilirsiniz. Son olarak çatışma türlerini anlattıktan sonra incelememi bitiriyorum:

  • Free for all: Bildiğiniz çatışma türü 🙂 Öldür, öldür, öldür. Sadece öldür!
  • Team deathmatch: İki takımın birbirine girdiği çatışma türü. Takım arkadaşlarınızı, üstlerindeki açık yeşil dönen işaretten anlayabilirsiniz.
  • Tournament: Bir arenada bir düşmanla düelloya giriyorsunuz.
  • Capture the flag: Bayrak kapmaca! Benim en sevdiğim çatışma türü. Düşmanınızın bayrağını kaptıktan sonra kendi bayrağınızın üzerine geliyorsunuz. Fakat bayrağınız yerinde değilse, önce kendi bayrağınızı sahiplenmeniz gerekli.

Benim oynamaktan vazgeçemediğim çatışma türü, bayrak kapmaca. Hele düşman sayısını sonuna kadar artırıp, takım arkadaşlarınızın sayısını azalttığınız zaman daha bir heyecanlı oluyor! Unutmayın, çatışma türünü seçtikten sonraki ekranda oyuncu sayısını ve karakterleri kendiniz belirleyebiliyorsunuz. Karakter olarak kızı (Major) ayarlayın! Onları eğilirken vurmak biraz yetenek istiyor 😉 Hepinize iyi eğlenceler.

Frozen Bubble Oyunu

Tek kişilik oyunda 4 farklı seçeneğimiz var. Seviye seviye bölümleri oynayabiliyoruz, istediğimiz seviyenin bölümünü oynayabiliyoruz, seviye bölümlerinden farklı olarak rasgele bölümler oynayabiliyoruz ve çok oyunculu moddaymış gibi alıştırma yapabiliyoruz. Ana menüdeki “Level Editor”kısmından kendinize özel bölüm oluşturabilirsiniz.

Eğer oyunu yalnız başınıza oynamak istemiyorsanız ve bir arkadaşınız da yanınızdaysa 2 kişilik oyundan klavyeyi paylaşarak oynayabilirsiniz. Eğer yanınızda bir arkadaşınız yoksa yabancı sunucularda yeni arkadaşlar edinip onlarla çevrim içi olarak oynayabilirsiniz. Tabi paylaşılan bir ağınız varsa gene bu ağ üzerinden oynayabilirsiniz. Eğer sunucularda bana rastlarsanız çok acımasız bir frozen bubble oyuncusu olduğumu tecrübe edebilirsiniz.

Eğer 3 veya daha fazla sayıda topu düşürürsek bu fazladan düşürdüğümüz toplar rakibimizin topları arasına eklenir. Kaç tane yeni top ekleneceğini yan sütundaki “malus queu”lardan öğrenebiliriz. Kırmızı malus queu 7 tane, sarı malus queu ise 1 tane top anlamına gelir. Yani kendi sütunumuzda 1 kırmızı, 2 sarı malus queu görüyorsak bu 9 tane yeni topun ekleneceği anlamına gelir.

Bu oyunu bence zevkli kılan etmen tabi ki zincirleme etkisidir. Önce ne işe yarıyor hemen kısaca bahsedelim. Eğer aynı renkteki yok ettiğiniz toplara bağlı toplar da varsa bu toplar da diğer toplar gibi yok oluyor fakat diğer toplar arasında bu yok olan top ile aynı renkte ve yan yana 2 veya daha fazla top varsa bunları da düşürüyor ve yine bu düşen toplara bağlı top(lar) varsa bunları da düşürüyor ve bu işlem tekrarlanabildiği sürece tekrarlanıyor. Eğer yok olan topların sayısı 3’ten fazla ise ve oyun çok oyunculu modda oynanıyorsa bu toplar diğer rakiplerin toplarının arasına ekleniyor. Bu sayede siz tam “yenildim” derken zincirleme etki karşınıza çıkıyor ve oyunu kazanmanızı sağlıyor. Her ne kadar zincirleme etkiyi kullanan kişi için bu çok zevkli olsa da rakibi için çok can sıkıcı bir durum. Çok oyunculu mod gerçekten zevkli oluyor ve zincirleme etkisi eğer etkin ise bu zevk ikiye katlanıyor. Fakat bu modda topların hepsini düşürmek çok zor. Bazen rakibinizle aynı anda yanıp yenilirseniz ve kimseye puan eklenmezse şaşırmayın 🙂

ateş ve su oynamak için tıklayın

ateş ve su-2 oynamak için tıklayın

ateş ve su-3 oynamak için tıklayın

ateş ve su-4 oynamak için tıklayın

ateş ve su-5 oynamak için tıklayın

Warsow Oyunu

Warsow’un ilk versiyonu, 8 Haziran 2005’te çıktı. Tamamen gönüllü bir grup tarafından geliştirilmekte olan Warsow, Qfusion üzerinden, ID Software’in 2001’de yayınladığı Quake II motoruyla yapılmış ve tamamen açık kaynak bir oyun.

Hala “beta” aşamasında olmasına rağmen, Electronic Sports League gibi turnuvalarda yer almayı başarmış. Bunun yanında, Avrupa ve Japonya’da Warsow kupaları bile düzenlenmekte.

Oyuna ilk girdiğimizde son derece sade bir menüyle karşılaşıyoruz, seçimler gayet açık ve net. İnternet’ten bir oyuna girecek veya kendiniz bir oyun yaratacaksınız. Botlarla oynamak haricinde herhangi bir Tek Oyuncu sistemi yok.

Nihayet oyuna girdiğimizde(nihayet, çünkü zaman zaman yüklemelerle insanı çileden çıkartabiliyor Warsow), göreceklerimiz herhangi bir Quake klonundan çok da farklı değil. Genel olarak silahlar ve işlevler birebir kopya olmasına rağmen, grafikleri ve tasarımlarındaki özgünlükle ucu ucuna “iyi olmuş” diyebiliyoruz. 7 silah içinde, bitmek bilmeyen bir tabancamsı (o nasıl oluyor demeyin, biriktirerek atma ve direkt atma yöntemleriyle bir tabancadan daha fazlası var) mevcut, bu silah mermisi bittiğinde yakın dövüşte kullanabileceğimiz bir tür kesere dönüşebiliyor. Bunun dışında, 7 atışta bile öldürememe rekoru bulunan bir pompalı tüfeğimiz, bir bombaatarımız, her yerde bulunduğundan oyunun standart silahı sayılabilecek bir roketatarımız, lazer tabancamız, ışın silahımız ve railgun’dan esinlenilmiş bir keskin nişancı tüfeğimiz var. Keskin nişancı tüfeği olmasına rağmen genellikle tek atışta iş bitiremiyor.

Silahların alt ve üstündeki sayılara gelirsek, her silahın 2 ayrı mermi türü var. İlk parti olan mermiler, daha çok hasar veren, daha çok alanı kapsayan vs. özelliklerde olurken, bu ilk parti mermi bitince devreye giren yedek mermilerse, ek özelliklerden yoksun bir biçimde karşımıza çıkıyor.

Herhangi bir harita başladığında, ilk 5 dakika süresince, geri sayım içerisinde, öldürülen kişiler skora dahil edilmiyor, bir nevi ısınma turu diyebiliriz. Bu 5 dakika içerisinde her oyuncu tüm silahlara sahip oluyor, belirlenen sürenin sonunda gerçek oyun başlıyor.

Oyuna ilk başlarda ısınmak pek kolay değil, oyun her ne kadar bir Quake klonu olsa ve hareket sistemi de tamamen benzese de, karakteristik özellikler sebebiyle Quake’den çıkıp Warsow’a girdiğinizde, mermilerden kaçamayıp arka arkaya sonunculuklar alabiliyorsunuz. Alıştıktan sonra ise başarıdan başarıya koşup saatlerinizi yemeniz mümkün, oyuncular boşuna bu oyunla bu kadar uğraşmıyor. Oyunu genel hatlarıyla 1 saat içerisinde öğrenebilseniz de, başarı elde etmek o kadar kolay değil.

Oyunun zevkini farklı şekillerde çıkartabilirsiniz

6 Farklı moddan bahsetmiştim, bunları sırasıyla incelersek ; dm, duel, tdm, ctf, race ve ca.

DM, hepimizin bildiği gördüğün her canlıyı öldür şeklinde Deathmatch oluyor. Duel modunda sırasıyla oyuncular 1v1 yapıyorlar, TDM de, yine oyunlardan bildiğimiz Team DeathMatch’a tekabül ediyor, Alpha ve Beta adlı iki takımdan birine katılıp karşı takımı çürütmeye çalışıyoruz. CTF modu yine biz oyuncular için çok ilginç bir mod değil, takımlara ayrılıp, diğer takımın bayrağını çalmaya çalışıyoruz, bunlar bir süre sonra elimizden alındığından, acele etmemiz gerekiyor. Race modu, oyunun pek “yenilik” sayılmasa da, ilginç denilebilecek tek modu, bu modu botlarla oynayamıyoruz. Kısaca tanımlarsak, sağa sola atlayıp hopladığımız, aksiyon değil platform odaklı bir mod, saatler süren bir çatışmanın ardından sinirlerinizi gevşetmenin iyi bir yolu. CA modunda, yine 2 takıma ayrılıyor, bunun yanında taktiğimize uygun 3 sınıftan(Grunt,Camper,Spammer) birini seçerek, onun avantajlarını kullanmak suretiyle oynuyoruz, mantık gayet açık, açıktan roketlerle baskın yapacak biri için “Camper” uygun değil, aynı şekilde ortaya karışık oynayacaksanız “Grunt” uygun bir sınıf.

 

Eklenti desteği sayesinde oyun, girdiğiniz sunucuya göre farklı işlevler sunabiliyor, her ne kadar ülkemizin bağlantı hızından yola çıkarak, bunun zaman zaman saç baş yoldurabileceğini kabul etsek de, Telekom’da çalışan bir aile ferdine sahip şanslı azınlıktansanız, sizin için daha iyi bir oyun deneyimi anlamına geliyor.

Bağlantı anlamında bakarsak, Warsow hemen hemen ortalama bir “ping” de seyrediyor, 256k ile 250 pingi görebiliyoruz. Zaman zaman bağlantıda uzun süren donmalar(gerçekten çok uzun) olabiliyor, bu durumda pinginiz 999’a fırlayıveriyor, ki hemen sonrasında Avrupalı dostlarımız oylama açıp sizi oyundan attırıyorlar.

Bir kez FPS oynamış olmanız yeterli

Genel oynanışa şöyle bir göz atarsak, oynanış adına anlatacak bir şey yok. Hayatınızda bir kez olsun FPS gördüyseniz bu bile kafi denilebilir. Öyle ki, oyunda zaten amacımız bayrak çalmak, oyuncu öldürmek, oyuncu öldürmek ve yine oyuncu öldürmek. Geçişler oldukça hızlı, menü tasarımları da sade ve oyuna yeterli olmuş.

Gelelim Grafiklere. Oyundan Shader Model 3.0 veya yüksek Textureler bekliyorsanız, sanırım yanlış yerdesiniz. Elbette bu oyunların kötü grafikli olduğu anlamına da gelmiyor.(OpenGL 2.1 ile birlikte Linux cephesinde durum çok değişebilir, benden söylemesi)
Grafikler genel Linux oyunları ortalamasının üzerinde. Tabii bundan çok daha iyi grafikli oyunlarda görmüştük, ama yine de oyun bu konuda başarılı. Modellerin biraz ruhsuz olduğu bir gerçek olsa da, onu da görmezden geliyoruz.

Warsow’da ses efektleri de oldukça yerinde. Menü dışında herhangi bir müzik duymuyor olsak da, silahların ve karakterlerin ses efektleri ortalamayı yakalamış. Biraz da az beklenti içindeyseniz, beğenebilirsiniz. Açıkçası OpenArena karakterlerinin çıkarttığı seslerden sonra, Warsow karakter sesleri harikaymış gibi geliyor.

Warsow, inanılmaz zeki taktiklerinizi uygulayabileceğiniz süper gerçekçi bir savaş ortamı sunmuyor size, zaten bunu vaat etmiyor da. Warsow, sadece el-göz koordinasyonuna güvenen gelsin diyor. Tasarımı, grafikleri ve içeriğiyle de oyuncularını mutlu etmeyi başarıyor. Belki harika değil, ama eğlendirdiği bir gerçek.

ateş ve su oynamak için tıklayın

ateş ve su-2 oynamak için tıklayın

ateş ve su-3 oynamak için tıklayın

ateş ve su-4 oynamak için tıklayın

ateş ve su-5 oynamak için tıklayın

BasKet

BasKet’i görmeden önce not tutmayla pek ilgim yoktu. Ne de olsa aradığım her bilgiye arama motorları ve çevremdeki insanlar sayesinde ulaşabiliyordum. En kötü ihtimalle boş bir metin dosyası oluşturup içine notları yazıp kaydediyordum. Sonra bir iki sitede BasKet kullandığını ve çok beğendiğini yazan insanlar gördüm ve bir tadına bakayım dedim. İyi ki de demişim, artık BasKet keyfini doyasıya yaşıyorum.

Kaydetmeye son

BasKet’in ana penceresine baktığınızda hiç kaydetme düğmesi göremezsiniz, çünkü yazdığınız not anında kaydedilir. Bir notu kopyalayıp yapıştırmanız da genelde gereksizdir. Basket penceresinin üzerine farenizle sürükleyip bıraktığınız hemen hemen her şey (yazılar, resimler, site adresleri, program kısayolları…) anında kayıt edilecektir.

Her zaman elinizin altında

Basket’in kapatma düğmesine bastığınızda kapanmak yerine sistem çekmecesine (ekranda saatin bulunduğu alan) yerleşecektir. İstediğiniz zaman buraya bir kez tıklayarak basket penceresini geri getirebilir ve gizleyebilirsiniz. Pardus’u kapatırken BasKet’i açık bıraktıysanız bir sonraki açılışta yine buradan erişebilirsiniz.

Notlarınızı etiketlendirin

Notlar, ileride ihtiyaç duyacağımız bilgileri tutmaktan başka amaçlarla da kullanılabilir. Örneğin eklediğiniz not yapılacak bir işi belirtiyor diyelim. Bu durumda ilgili not seçili durumdayken “etiketler” menüsünden “yapılacak iş”i seçmeniz halinde notun yanına işin durumunu gösteren boş bir kutucuk eklenecektir. İlgili işiniz bittikten sonra bu kutucuğu tıklayarak işi bitmiş olarak işaretleyebilirsiniz. Bunun dışında etiketler menüsünde görebileceğiniz gibi işin önemini, ne kadarının bittiğini vb. bilgileri göstermek için de etiketler kullanabilirsiniz.

BasKet ile notlarınız güvende

Notlarınızın güvenliğini de kolayca sağlayabilirsiniz. Önemli bilgiler taşıyan notlarınızın bulunduğu sepeti sağ tıklayıp “parola…”ya basın ve başkalarının parolayı bilmeden bu nota erişmesini engelleyin. Ayrıca aynı pencere üzerinden özel/açık anahtarınızı kullanarak not sepetinizi şifrelemeniz de mümkün.

Paylaşmak güzeldir

Notlarınızı kolayca paylaşabilirsiniz. Dosya menüsünden “dışa aktar”ı kullanarak bir sepeti .basket türünde dosya olarak aktarıp arkadaşınıza verebilirsiniz. Arkadaşınızda BasKet yoksa HTML sayfası olarak da aktarabilirsiniz. Belki de en seveceğiniz paylaşım yöntemi de notu fareyle sürükleyip istediğiniz yere bırakmak olacaktır. Bir notu masaüstünüze sürükleyip burada dosya olarak kaydedebilir, Kopete’de görüştüğünüz arkadaşınızın üzerine sürükleyip ona mesaj olarak gönderebilirsiniz.

Sepet dolusu not tutanlar için

BasKet’i ilk açtığınızda sol tarafta duran ve ayarlardan yerini değiştirebildiğiniz “sepetler” bölümü, notlarınızın derli toplu bir biçimde kalmasını sağlıyor. Yeni bir sepet oluşturmak için araç çubuğundaki ilk düğmeyi kullanın. Farklı konulardaki notlarınızı farklı sepetlerde tutmak, aradığınız notu bulmanızı kolaylaştıracaktır. Sepetleri birbirinden kolayca ayırt edebilmek için her sepete farklı bir simge atayabilir, sepetlerin arka plan renklerini veya duvar kağıtlarını birbirinden farklı yapabilirsiniz.

Tuttuğunuz notlar çoğaldıkça bunların içinde arama yapmak isteyeceksiniz. Süzgeci kullanarak o an seçili olan sepetin içinde veya süzgecin en sağındaki büyüteç simgeli düğmeye tıklayarak tüm sepetlerin içinde arama yapabilirsiniz.

Diğer uygulamalarla uyum

BasKet, diğer uygulamalarınızla da uyum içinde çalışır. Herhangi bir not tutucusunda tuttuğunuz notları “Sepet” menüsünden “Ekle” bölümünü kullanarak BasKet içine aktarabilirsiniz. KDE’nin kişisel bilgi yöneticisi olan Kontact içinden de notlarınıza erişebilirsiniz. Bunun için BasKet kapalıyken Kontact’ı açın ve “Ayarlar” menüsünden “Kontact’ı Yapılandır”a basın. Burada “Bileşenleri Seçin”e basarak BasKet’i işaretleyin. Tuttuğunuz notları masaüstüne de taşıyabilirsiniz. Bunun için Programlar>Yardımcı Programlar>Masaüstü>SuperKaramba’yı açın ve buradaki “Yeni Tema” düğmesine basarak “DesktopBasket”i seçin ve kurun. Bunu masaüstüne eklediğinizde sizden bir etiket seçmenizi isteyecek ve o etikete sahip notlarınızı masaüstünde gösterecektir.

 

Kötü bir haber

BasKet’in kendi sitesinden de görebileceğiniz gibi burada anlatılanların üzerine eklenmesi planlanan daha bir çok özellik bulunuyor. BasKet’in geliştiricisi Sébastien Laoût, Haziran ayının başında işlerinden dolayı artık BasKet ile uğraşamayacağını ve yeni geliştiriciler aradığını duyurdu. Duyuruda eğer yeni geliştiriciler ilgilenmezse projenin duracağını ve KDE4’e giremeyeceğini de belirtti. Eğer C++ dilini biliyorsanız bu proje kendinizi göstermek için bu güzel bir fırsattır, kaçırmayın derim.

Ve sonuç…

Sonuç olarak BasKet, sık sık unuttuğunuz bilgileri bir düzen içinde saklayarak ihtiyacınız olduğunda bunlara kolayca erişmenizi sağlayan, eşi benzeri zor bulunan bir özgür yazılımdır. Güle güle kullanın…

X-Moto Oyunu

Sıcak bir akşam üstü… Okulda finallerin stresi ile boğuşmaktan sıkılmış bir halde eve geliyorum. Amaçsızca bilgisayarın başında otururken xMoto gözüme çarpıyor. Pardus ile kurulu halde gelen bu oyunu denemeye karar veriyorum…

(…)

Ertesi sabah… Parmak ağrıları içinde kanlı gözlerle hala bilgisayarın başındayım. Biri bana yardım etsin…

Yaşasın E.T. oldum

Küçüklükten beri hep bisikletle uçma hayali kurmuştum. Bunun en büyük nedeni de herhalde zihinlerde yer eden film E.T. olmuştur. Gerçi benim hiç E.T. ile tanışıklığım olmadı ama bu arzumu artık tatmin ettiğim bir oyun var: xMoto.

xMoto zamana karşı oynadığınız bir platform oyunu. Amacınız motorunuzla atlayıp zıplayarak çeşitli yerlere bırakılmış tüm kırmızı elmaları toplamak. Düşmanlarınız ise sizi motorunuzdan düşürmek amacı ile sinsice bekleyen engebeler, uçurumlar, tepeler.

Oyundaki karakterimiz -ki kendisinin bir adı yok- kross motorunun üstünde engebeleri aşarken çok cesaretli görünse bile yardımınıza ihtiyaç duyuyor. Bu yardımı sağlamanız aslında bazen saçlarınızı yolduracak kadar zor bazen güle oynaya yapacağınız kadar kolay. Fakat öncelikle oyunun menülerini inceleyelim.

Sade güzeldir

xMoto’yu çalıştırdığınız an karşınıza son derece temiz düzenli ve oyuncunun yapmak istediği işlemi rahatça yapabileceği bir menü karşılıyor bizleri. Arkaplanı, sevgili dostunuz motorunuzun lastiği oluştururken, aksiyon sadece bir fare tıklaması kadar uzakta. Ayrıca menüden oyun ayarlarına, daha önce başarılı olduğunuz bölümlerin tekrarına, yardım dosyasına ve profil bilginize ulaşmak mümkün.

Aksiyonu sona bırakıp öncelikle profil bölümünü inceleyelim. Player kısmından, oyuncu bilgilerinizi girerek kendinize özel bir profil oluşmasını sağlayabilirsiniz. Hemen ekranın sağında yer alan stats butonuna basarak da, bu güne kadar toplam oynama sürenizi, kaç kez başarılı olduğunuzu, kaç bölüm geçtiğinizi görebilirsiniz.

Ayarlar bölümüne bakacak olursak, bizi bu oyundan beklenmeyecek kadar detaylı ayarlar bekliyor. Genel ayarlarda, ölüm animasyonun istenirse kapatılabilmesi, oyunu oynayacak küçük oyuncuların etkilenmemesi için iyi düşünülmüş. Grafik ve sesler, çözünürlük, detay, kalite gibi belirli kıstaslar detaylı bir şekilde ayarlanabilir. Bu da oyuncuya sistemine göre kalite/performans oranı kurmasını sağlıyor.

Oyunun bir diğer güzel özelliği ise tekrar fonksiyonuna sahip olması. Geçtiğiniz bölümlerde ki derece ve oynamanız hafızada tutuluyor. Aynı bölümü tekrar oynadığınızda hayaletinizle yarışma ve böylece kendinizi geliştirip geliştirmediğiniz konusunda fikir sahibi olma şansına sahip oluyorsunuz.

Eller gaz kelebeğinde…

Sıra geldi oyunun oynanışına. Öncelikle oyunu tamamen bitirmeniz uzun zamanınızı alacak. Çünkü, hem kullanışlı bir bölüm yaratıcısına sahip olması hem de hali hazırda yüzlerce bölüm olması oyunu sıkılmadan oynamanızı sağlıyor.

Bölüm seçim ekranından istediğiniz bölümü seçerek oynayabilmeniz, bir bölümde takılıp kalmanız durumunda oyundan kopmanızı engellediği için gayet güzel bir özellik olarak karşımıza çıkıyor. Özel bölümler de programlanabiliyor oyunda, buna bağlı olarak inanılmaz akrobatik hareketler yapmanız mümkün.

Yeni bölümlerin varlığı ekranın sağ üst köşesinde kaçırmanızın imkansız olduğu bir uyarı ile sizi bildiriliyor. Siz de, eğer elinizde olan bölümlerden sıkıldıysanız bu bölümleri indirip oynayabiliyorsunuz. Yeni bölümlerin de kotalı internet kullanıcılarını sevindirecek kadar küçük boyutlarda olduğunu söyleyelim. Tüm ayarları yaptık, bölümü seçtik ve işte şimdi sıra işin zevkli kısmına geldi.

3… 2… 1…

Öncelikle oyunun grafik özelliklerinden bahsedelim. Paket boyutunun küçük olması zaten baştan bize grafiksel açıdan büyük umutlar beslemememizi anlatıyordu. Grafikler arka planda kahve -yer altında oynadığınız bölümlerde- ya da mavi rengin tonlamasından oluşuyor. Zemin ise genelde aynı dokunun tekrarlanarak üretilmesinden oluşmuş toprak tepelerden ve onun hemen üstünde yer alan ince bir yeşil dokudan meydana gelmiş. Bu tekdüze dünyaya, aralara konulan ağaçlarla renk katılmış. Fakat özellikle motorun ve kahramanımızın detaylarına dikkat edilmiş ve göze hoş gelen bir karakter oluşturulmuş.

Sesler ise birkaç saatlik oyundan sonra baymaya başlayacak olan bir müzikten ve pır pır pır tonunda çalışan motor sesinden oluşuyor. Söylemekte fayda var, oyunun asıl vurucu yani grafikleri ve seslerinden öte atmosferi.

Oyun klavyede yer alan ok tuşları ve boşluk tuşu ile oynanıyor. Ok tuşları ile hızınızı ve motorunuzun öne arkaya eğimini ayarlarken boşluk tuşu ile gittiğiniz yönü değiştirebiliyorsunuz. Kontroller basit olsa bile oyunun uygun yazılmış fizik motoru sayesinde kontrollerden bir an bile elinizi çekemiyorsunuz.

Oyunda amacın elma toplamak olduğunu söylemiştik. Bunu yapmak için engebeleri aşıp, dik patikaları çıkmalı ve uçurumlardan atlamalısınız. Motorunuz böyle anlarda, sizi üstünden atmak için herşeyi yaptığından dengenizi korumak ve özellikle arka ya da ön tekerleğiniz yerden kesildiği an hemen durumu toparlamak zorundasınız.

Oyunun fizik motoru, gerçekte mümkün olandan biraz fazla zıplamanıza ve motorunuzun biraz fazla oynamasına izin versede, işin içine asıl zevk katan bu. Taklalar atarken, uçurumlardan aşağı düşerken, heyecanı bir an bile kaybetmiyorsunuz.

Oyunda ilerledikçe daha da zorlaşan ve sizi uğraştıran bölümler sizi bekliyor. Aslında oyun atmosferine kendizi kaptırınca aynı bölümü 22 defa oynamak sizi pek sıkmıyor. Özellikle yorucu bir günün sonunda okuldan eve gelince, hiçbir şeyi düşünmeden sadece parmaklarımı kullanarak oynamam beni dinlendiriyor.

Ve damalı bayrak…

Grafikleri iddialı değil, sesleri çok kaliteli değil, bir hikayesi yok fakat bu oyun kendini oynatmayı çok iyi beceriyor.

ateş ve su oynamak için tıklayın

ateş ve su-2 oynamak için tıklayın

ateş ve su-3 oynamak için tıklayın

ateş ve su-4 oynamak için tıklayın

ateş ve su-5 oynamak için tıklayın

Warzone2100 Oyunu

Warzone2100 Pumpkin Studios (Pivotal Games) tarafından yapılmış gerçek zamanlı bir strateji oyunu. Oyun 2150 yılında dünyada geçiyor. Oyundaki amaç; kendi bölgelerinizi korumak, düşman bölgeleri ele geçirmek ve dünyayı ele geçirmeye çalışan güçleri engelleyip dünyayı kurtarmak.

İlk bakışta senaryosu ile fazla göz doldurmuyor gibi görünse de warzone2100 oldukça sürükleyici bir oyun. Bu tarzda klişeleşmiş Alliance ve Command & Conquer oyunlarına bir alternatif olabilir. Oyunun ücretsiz ve açık kaynak kodlu olması ise diğer benzer oyunların bir adım önüne geçmesini sağlıyor.

 

Oyunun modellemeleri göz dolduruyor. Özellikle kamera açılarını değiştirebilmek oynanabilirliği arttırmakta. Oyunun sesleri oldukça gerçekçi. Çatışma anında, eğer oyunu kulaklık ile oynuyorsanız kendinizi savaş alanında zannedebilirsiniz. Patlama efektlerinde sesi fazla açmayın. Zira işitme bozukluğu ihtimali var. Oyuna çok fazla konsantre olmayın. Belli bir süre sonra warzone2100’ün bağımlılık yapabiliyor.

Warzone2100 dünya genelinde çok fazla kişinin tercih ettiği bir oyun. Benzerleri gibi bir çok fanatiğe sahip. Fakat Warzone2100 fanatikleri önemli bir farka sahip, oyunun geliştirilmesinde de yer alıyorlar. Yani kendi yaptıkları bölümleri, harekat araçlarını ve diğer özellikleri oyuna ekliyorlar. Fanatikler tarafından eklenen özellikler yeni çıkan sürümlerde tüm kullanıcılara sunuluyor.

 

Warzone2100 çok sık güncellenen bir oyun. Sitesini takip ederseniz hemen hemen 2-3 haftada bir yeni bir sürümün çıktığını görürsünüz. Her yeni sürüm oyuna yeni özellikler ekliyor. Benzeri hiç bir oyun böyle sık güncellenmiyor. Bu özelliği de warzone2100’ü diğerlerinin bir adım ötesine taşıyor.

Warzone2100 çok oyuncu (multiplayer) desteği ile geliyor. İster internet üzerinden isterseniz yerel ağdan oynayabiliyorsunuz. Oyun geliştiricileri tam randımanlı bir oyun sunucusu (game server) özelliğini oyunun içine eklemiş. Bu sayede kendi makineniz üzerinde sunucunuzu oluşturup, arkadaşlarınız ile internet üzerinden oynayabiliyorsunuz.

 

Oyunu geliştiren ekip yeni oyuncuları da düşünerek oyuna Eğitim (Tutorial) özelliği de koymuş. Eğitim altında iki seçenek mevcut. Tutorial seçeneği ile herhangi bir düşman ile karşılaşmadan kendinizi deneyebiliyorsunuz. Fast Playseçeneğini seçerseniz size bir görev veriliyor. Bu görev düşmanlara ait olan bölgeyi ele geçirmek. Yeni oyuncuların bu bölümde kendilerini denemelerini tavsiye ediyorum.

Warzone2100’ü açtığınız da önünüze aşağıdaki gibi bir menü geliyor. “Single Player Campaign” (Tek kişilik harekat) menüsü altında bulunan “New Campaign” (Yeni harekat) seçeneği ile oyuna başlayabilirsiniz. İnternet ya da yerel ağ üzerinden oynamak istediğinizde “Multi Player Game” menüsünü kullanabilirsiniz. “Load Campaign” seçeneği ile de daha önce kaydettiğiniz bir bölümden oyuna devam edebilirsiniz.

 

İlk görevinizde çok zorlanmayacaksınız. Görevleri bitirdikçe haritalar genişleyecek ve size verilen görev sayısı artacak. Oyuna Factory (Fabrika) inşa ederek başlamalısınız. Factory ile size gereken araçları üretebiliyorsunuz. Hemen arkasından Command Center (Komuta merkezi) inşa edin ki, haritanız açılsın ve çevrede neler olup bittiğini görün. (Haritanız olmadan gözleri bağlı araç kullanan bir sürücü ile eş değerde oluyorsunuz) Bu sayede temel gereksinimleri karşılamış olursunuz.

Oil Derrick (Petrol kuyusu) inşa etmeniz ise diğer önemli bir gereksinim. Harekat sırasında gerekli olan araçları bu kuyulardan çıkaracağınız petrol ile üretiyorsunuz. Daha doğrusu petrolü satıp para kazanıyorsunuz. Research Facility (Araştırma binası) ile kullanımınıza sunulmayan araçları bulup üretebilirsiniz. Yine Power Generator (Güç jeneratörü) oyunun olmazsa olmazlarından.

 

Factory sayesinde Machinegun Viper Wheels isimli harekat araçlarını üretebilirsiniz. Oyun ilerledikçe bu araçların silah güçleri artacaktır. Yeni bölgeleri ele geçirdikçe oyunun hemen altında sol köşede olan Design (Dizayn) menüsü sayesinde yeni harekat araçları oluşturma hakkını elde ediyorsunuz. Truck ismi verilen inşa araçlarını seçerek tüm binaları inşa edebiliyorsunuz. İnşa edebileceğiniz binaları Build (İnşa) menüsü altından seçebilirsiniz.

Manufacture menüsü ile o an üretimde olan araçları, Research menüsü ile üretilmesi planlanan ve araştırma sürecinde olan araçları görebilirsiniz. Menünün ortasında bulunan Close seçeneği ile ana ekrana dönebilirsiniz.

Ekranın alt kısmının ortasında bulunan sarı çubuk mevcut paranızı grafiksel olarak, yanında bulunan rakamlar ise paranızı sayısal olarak belirtmekte. Haritada kırmızı renkli yanıp sönen noktalar düşmanlarınızın bölgelerini ya da düşmanlarınızın size o anda saldıra da bulunduğu bölgeleri gösteriyor.

Farenizin sağ tuşuna basılı tutarak ya da boşluk tuşu ile kamera açısını değiştirebiliyorsunuz. Benzer oyunlarda olmayan görüş açısı yüksekliği ise warzone2100 de mevcut.

 

Tek kişilik oyunda seçebileceğiniz 5 takım bulunuyor; yeşil takım, kırmızı takım, lacivert takım, pembe takım ve mavi takım. Takımların birbirlerine oranlara herhangi bir güç farkı bulunmuyor.

Saldırı yapmak için ya da araçlarınızı bir yere yollamak için, istediğiniz araçları fareniz ile seçin ve göndermek istediğiniz yere farenizin sol tuşu ile tıklayın. Oyunun tüm tuş kombinasyonları için Options menüsü altında bulunan Key Mappings menüsüne bakabilirsiniz. Bu alandan oyunda kullanacağınız tuş kombinasyonlarını değiştirebilirsiniz.

 

Harekat esnasında, özellikle ileride karşınıza çıkacak bölümlerde, ilk önce kendi alanınızı korumaya çok fazla önem gösterin. Oyun ilerledikçe zorlaşıyor. Kendi alanınızı tam manası ile korumaya almadan harekata giriştiğinizde, beklemediğiniz sonuçlar ile karşılaşabilirsiniz. Yeni oyuncular genelde buna dikkat etmiyor. Siz bir saldırı yaparken, size daha güçlü bir saldırı gelebileceğini asla aklınızdan çıkarmayın.

Sonuç olarak warzone2100 alanında çok iyi bir strateji oyunu. Oyunun açık kaynak kodlu olması sayesinde eğer oyun yapımından anlıyorsanız sizde oyuna katkı yapabiliyorsunuz. Oyunun sitesinden yeni özellikler ekleyebilirsiniz. Herhangi bir ücret ödemeden sahip olabileceğiniz en iyi oyunlardan bir tanesi belki de en iyisi warzone2100. Warzone2100’ü seçmek ile pişman olmayacaksınız. RTS türü oyun sevenlerin mutlaka denemesini tavsiye ediyorum.

ateş ve su oynamak için tıklayın

ateş ve su-2 oynamak için tıklayın

ateş ve su-3 oynamak için tıklayın

ateş ve su-4 oynamak için tıklayın

ateş ve su-5 oynamak için tıklayın

Filelight Oyunu

İlk bilgisayar ile karşılaşmamı hatırlıyorum. Çok sevmiştim. Prince of Persia ve Prehistoric oyunlarını 33 Mhz işlemcili bir 286’da oynuyorduk. Sabit disk’i bile yoktu. Bundan birkaç yıl sonra ilk bilgisayarımı aldım: ikinci el bir 486! Üstelik 425 MB’lık bir sabitdiski bile vardı. Beni bilgisayarla tanıştıran dayım, bu disk dolmaz demişti!

Son günlerde cep telefonuma taktığım 512 MB hafızalı, tırnağım büyüklüğünde bir RS-MMC kart ile tanıştığımda o eski günler ve ilk bilgisayarım aklıma geldi.Şimdi bilgisayarımda toplam 250 GB’ın üzerinde sabit disk alanım olsa bile sürekli yer sıkıntım var. Bir süre önce Pardus için ayırdığım 35 GB büyüklüğündeki bölümün dolmak üzere olduğunu fark ettim. 2 GB yer kalmıştı. Neredeyse tüm depoyu kurmuş olmalıyım. Fakat PiSi (Paket Yöneticisi) dışından, koddan derleyerek kuruğum program yada oyunları PiSi’de göremediğim için ne kadar yer kapladıklarını da öğrenmek zordu. Oysa böyle durumlar için yazılmış mükemmel bir program var; Filelight.

1 ve 0’ları görselleştirmek…

Filelight isimli program, sabit diskinizi tarayıp tüm klasör ve dosyaların büyüklüklerine göre bir grafik çiziyor. İç içe geçmiş silindir kesitlerini andıran bu şekiller, hem dosya büyüklüğünü hem de klasör-dosya ilişkilerini gösteriyor.

 

Filelight açıldığında, bağlanmış bölümlerin hepsini gösteriyor. Buradan tüm bölümlerin toplam büyüklüğünü, dolu kısmını ve boş kısmını görebilirsiniz. Bunların birine tıklandıktan sonra program o bölümün tamamını tarayıp dosya büyüklüklerini okuyor. Bu kısımda dikkat edin, eğer bölümünüz çok büyük ve içinde de çok dosya var ise tarama oldukça uzun sürebilir.

İsterseniz ayarlar kısmında taranmasını istemediğiniz klasörler tanımlayarak bunun önüne geçebilirsiniz. Tarama bitince diskinizin içindeki klasör hiyerarşisini, silindir kesitleri şeklinde çizdiği grafikler olarak gösteriyor. Kök dizinden başlayarak tüm dizinlerin büyüklüklerini, hem çember yayının açısı olarak hem de fare ile üzerine gelince sayı olarak gösteriyor. Bölümün genel bir haritasını gördükten sonra, fazla yer kapladığını düşündüğünüz klasörlere tıklayarak yolculuğumuza devam ediyoruz. Klasöre tıklandıktan sonra, aynı çember grafiğini sadece o klasör için çiziyor ve bu klasör içinde alt klasörler kalmayana kadar bu şekilde devam ediyor. Alt klasörler ile birlikte dosyalarda çiziliyor tabi ki. Dosyalar çizimlerde gri renk ile gösteriliyor. Dosyalara tıklayarak bunları çalıştırmak da mümkün.

Filelight, ‘neyle doldurdum ben bu bilgisayarı yine’ sorularına yanıt buluyor. Diskiniz üzerinde hızla göz gezdirmek, bir haritasını görmek için mükemmel bir araç. Sabit diskinizi görsel olarak önünüze seriyor. Herkesin en azından bir göz atmasında fayda var. İşinize yarayacağına eminim.

ateş ve su oynamak için tıklayın

ateş ve su-2 oynamak için tıklayın

ateş ve su-3 oynamak için tıklayın

ateş ve su-4 oynamak için tıklayın

ateş ve su-5 oynamak için tıklayın

qGo Oyunu

4.5×10397 ve 9.3×10567 sayıları size ne ifade ediyor bilmiyorum, ancak birkaç karşılaştırma yapmak gerekirse; fizikçilerin hesapları görünür evrendeki proton sayısının 1090 olduğuna işaret ediyor, bir googol (google değil) 10100olarak tanımlanıyor ve satranç oyununda oluşabilecek pozisyonların sayısının 1043 ve 1050 arasında olduğu tahmin ediliyor. İlk bahsettiğimiz iki sayı da karşılaştırılan sayılardan çok daha büyük. Bahsettiğimiz sayıların ilki bir Go oyununda esir etme olmaması durumunda, ikincisi ise esir etmenin dahil olduğu durumdaki olası oyun sayısını veriyor.

Go, 4000 yıllık bir oyun. Kuralları son derece kolay öğrenilir olmasına karşın –yarım saat yeterli–, ustalaşmak bir yaşam boyu sürüyor. Muhtelif kaynaklar gonun Çinli İmparator Yao (M.Ö. 2337 – 2258)’nun zeka özürlü oğlunun eğitiminde kullanmak üzere icat ettiğini yazıyor. Bir başka iddia da; Çinli generallerin harita üzerinde savaş stratejilerini taşlar vasıtasıyla kurdukları.

Go, yüzyıllardır Uzakdoğu’da oynanmasına karşın, oyunun batıda tanınması sadece 100 – 150 yıla dayanıyor.

Go ile ilgili bu girişten sonra QGO programını tanıtmaya başlayabiliriz. Go oyununu öğrenmek isteyenler için internette hem Türkçe, hem de İngilizce bir dolu kaynak olduğunu belirteyim.

QGO

Pardus depolarında Pisi vasıtasıyla kolaylıkla kurabileceğiniz QGO programıyla:

  • Bir sunucuya bağlanmak koşuluyla dünyanın dört bir tarafından aynı sunucuya bağlı kişilerle oyun oynayabilir;

  • Oyunlarınızı inceleyebilir, kaydedebilir, yorumlayabilir ya da yorumlanmasını isteyebilir.

  • Bilgisayara karşı go oynayabilirsiniz. (Her ne kadar insana karşı oynandığı zamanki zevki vermese de 😉

QGO gibi bir programın temel işlevi herhangi bir sunucuya bağlanmak için istemci görevini sürdürmektir. Bunun içinse programdan bağımsız olarak bağlanmak istediğiniz sunucuya kayıt olmalısınız. QGO’nun ön tanımlı olarak desteklediği sunucular şunlardır:

  • Aurora

  • CTN

  • CWS

  • EGF

  • IGS

  • LGS

  • NNGS

  • WING

Bunlar arasında en yaygın ve en bilineni IGS’tir.

Kaydolma işlemi ile şifreniz e-posta kutunuza ulaştıktan sonra bağlantı ayarlarınızı yapmalısınız. Bunun için (program’ın çevirisi henüz yapılmamış, sanırım Türkçe’ye çevirme işini de üstleneceğim) Settings –> Preferences seçeneği altında Go Server sekmesine geçmektir.

Bu pencerede isim ve şifre bilgilerinizi girip kaydettiğinizde artık sunucuya bağlanmaya hazır hale gelmişsiniz demektir. (Yukarıdaki pencereye dikkatle bakan okuyucuların gözünden Pardus kullanıcı isminin alındığı kaçmamıştır 😉BAŞLARKEN

Sunucuya kaydımız tamamlandıktan sonra, bağlantımızı gerçekleştirebiliriz. Bunun için Connections –> Connect seçeneğini seçebilir ya da

kutusunu kullanabilirsiniz.

Sunucuya bağlantı yapıldıktan sonra QGO’nun 4 ana penceresi karşımıza çıkar. Bunlar sırasıyla:

  • Ana Pencere

  • Oyunlar Penceresi

  • Oyuncular Penceresi

  • Kullanıcı Penceresi’dir.

SUNUCUDAKİ BİR BAŞKASI İLE OYUNA BAŞLAMAK

Sunucuda bir gerçek kişi ile oyuna başlamak için 2 yöntem bulunur. Bunlar:

  • Bir kişiye oyun teklif etmek: Oyuncular Penceresi’nde oynamak istediğiniz kişinin adının üstüne gelip çift tıkladığınızda karşınıza oyun ayarları penceresi çıkacaktır. istediğiniz zaman ve puanlama kuralları ayarlarını düzenledikten sonra Offer tuşuna tıklayıp karşınızdaki kişiye bir teklif gönderirsiniz. Karşınızdaki kişi kabul ederse oyun başlar. Sizin herhangi birine oyun teklif etmeniz oyunun başlayacağı anlamına gelmez. Karşınızdaki kişinin de bu teklifi kabul etmesi gerekir. Teklif yaptığınız kişi size kendi şartlarını gönderip, bu şartlarla oynamayı kabul ediyorum da diyebilir.

Elbette, bunun yanısıra sizinle de oyun oynamak için teklifler olabilir. Eğer oynamak istemiyor ve bu tarz tekliflerle rahatsız edilmek istemiyorsanız

bu seçeneği işaretlemiş olmalısınız. Eğer goke’niz açıksa bu oyun oynamak istediğiniz anlamına gelir. (Goke, go taşlarının konduğu kutuya verilen addır.)

  • “Ben şu şartlarda bir oyun arıyorum” anlamına gelen “Oyun Ara” seçeneğini işaretlemek: Bunun için öncelikle nasıl bir maç istediğinizi belirlemeniz gerekir. Sizden daha güçlü biri ,daha zayıf biri, herhangi biri vb.

Sonrasında ise aşağıda görülen ikona tıklayıp zaman ayarları yapılır. Eğer sizin belirttiğiniz şartlarda ve zaman ayarlarında oyun arayan biri varsa eşleşme otomatik olarak gerçekleşir ve oyun başlar.

BİLGİSAYARA KARŞI OYNAMAK İÇİN

Bilgisayara karşı oynamak için öncelikle, go oynayabilen bir program bulmalısınız. Şanslıyız ki, GnuGo adında böyle bir program mevcut 😉 (Go oynayabilen bilgisayar programlarının seviyeleri satranca göre oldukça düşük.

Gnugo’yu bilgisayarımıza kurduktan sonra

ikonuna tıklamamız ve istediğimiz ayarları yaptıktan sonra

Ok tuşuna basmamız yeterli olacaktır.

Son olarak 62. Honinbo Turnuvası’nın (Honinbo = Japonya’da yapılan en önemli unvan turnuvalarından biri) 3. maçının ekran görüntüsü ile oyun sırasında nasıl bir ekran görüntüsü ile karşılaşacağımızı görelim.

ateş ve su oynamak için tıklayın

ateş ve su-2 oynamak için tıklayın

ateş ve su-3 oynamak için tıklayın

ateş ve su-4 oynamak için tıklayın

ateş ve su-5 oynamak için tıklayın

Tremulous Oyunu

Bu sıralar çok yoğunum. Yıllardır yapageldiğim şeylere çoğunlukla vakit ayıramıyor, kimi zaman ise eskisine nazaran çok daha az vakit ayırabiliyorum. Fakat bu yoğunluk arasında bir şey aradan sıyrılmayı başarıyor, günde en az bir kereliğine 20 dakikama mâl olan bir oyun: Tremulous.

Tremulous gerçekten çok başarılı bir oyun. Açık kaynak kodlu yazılım anlayışının gücünü gösteren bir yaratıcılığın ve birlikte çalışmanın ürünü olduğu için de ayrıca seviyorum. Bu noktada Quake II ve III’ün oyun motorunun kaynak kodunu açan ve Nexuiz, Tremulous, Warsow gibi oyunların ortaya çıkmasını sağlayan ID Software’in ileri görüşlülüğünü ve cesaretini tebrik etmek gerekiyor. ID Software’in böyle bir şeyi sadece ortada kendi oyun motorlarını kullanan bir sürü oyun olsun, insanlar coşup eğlensin diye yapmadığını biliyordum fakat fazla oyun oynayan birisi olmadığım için ID Software’in bu işten ne kazandığını anlayabilmek için biraz araştırmam gerekti. Yazılan-çizilenlerden gördüm ki özetle ‘Return to Castle Wolfenstein’ın, oynayanlar tarafından çok daha beğenilen ‘Wolfenstein: Enemy Territory’ye, Quake II’nin kendisinden onlarca kat daha iyi olan Quake III’e dönüşmesi ve ID Software’in şirket olarak değerini ikiye katlaması gibi bir geri dönüşü olmuş bu kararın. Her neyse. Benim asıl bahsetmek istediğim şey, her gün en az 20 dakikamı sömüren Tremulous.

Öncelikle nasıl bir Quake oyuncusu olduğumu bilen bilir 😉 II. Linux Şenliği’nde şampiyon olmuş, yetmemiş III. Linux Şenliği’nde de şampiyon olmuştum. Quake’i pek severdim gençken, fakat Quake III, Tremulous’un eline su dökemez. Aynen Warsow ve Nexuiz’in dökemeyeceği gibi.

Pardus-oyun isimli müthiş sitede Tremulous’u anlatan yazının biraz yetersiz kaldığını ve Nexuiz’den övgü ile bahsedildiğini görünce yazmaya karar verdim bu yazıyı. Böylece belki Pardus oyunları arasında FPS severlerin uzun vadede en çok tercih ettikleri oyun olacağına inandığım bu oyun ile ilgili görüşlerini belki bir daha gözden geçirirler ya da birileri Türkiye’de bir Tremulous sunucusu açmaya karar verir diye düşündüm 😉

Tremulous çok zekice bir tasarıma sahip ve ilk oynayışınızda neler olup bittiğini kavramayı beklememelisiniz. Oyunda ya İnsan ya da Uzaylı (börtü-böcek-canavar kitlesi) olabiliyorsunuz. Bunlar geleneksel FPS oyunlarındaki gibi kabiliyet ve performans açısından simetrik olan takımlar değiller; tasarımdaki zekâ eşit olmayan bu iki takımı “denk kılmak” noktasında kendisini gösteriyor zaten. Bu Tremulous ilk başarısı. Oynanan oyunların sürekli bir galibi yok, İnsan ve Uzaylıların kazanma oranları neredeyse her harita için %50-%50 dolaylarında.

Örneğin insanlar silahlar ile uzaktan savaşı tercih ederlerken Uzaylı arkadaşlar yakından dövüşmek zorundalar. İnsanların silahlarındaki mermiler sınırlı olduğu ve zaman içerisinde enerjilerini yenileme şansları olmadığından üslerine bağımlı ve genelde defansif bir kipte savaşırlarken, enerjileri zamanla yenilenen ve yakından dövüşen Uzaylılar saldırgan bir tutum sergiliyor ve üslerinden bağımsız yaşayabiliyorlar. Aynı zamanda insanlar uzaylı öldürerek kazandıkları kredilerle daha iyi silahlara sahip olabilirlerken, uzaylılar öldürdükleri insan sayısı ile orantılı olarak kazandıkları puanlar ile evrimleşip daha da korkunç ve azılı katiller haline geliyorlar. Silahlara ve uzaylı kitlenin şekil şemallerine göz atmak için şu adrese bir göz atabilirsiniz: http://tremulous.net/manual/

Tremulous’un ikinci başarısı üs (base) kavramında gizli. Bu kavram onu, basit bir FPS oyunu olmaktan çıkartıp gerçek zamanlı stratejiyi de içeren melez bir oyun haline getiriyor. Hem bireysel teknik başarı, hem taktik anlayış hem de takım ruhu neredeyse eşit derecede önemli hale geliyor. Eğer üs çok başarılı bir saldırıya maruz kalır ve Reactor (insanlara ait üssün en önemli bileşeni) ya da Overmind (uzaylılara ait üssün en önemli bileşeni) yok edilirse kısa bir süre sonra oyun bitiyor. Dolayısıyla oyuncular takım halinde hem saldırıyı hem de savunmayı planlamak zorundalar.

Ben vahşi ve amaçsız bir şekilde öldürmeyi insanlar ile bağdaştıramadığım için sürekli uzaylı olarak oynuyor ve böyle bir terbiyesizliği kendisine yakıştıran insanları öldürerek bir nevi insanlık vazifemi yerine getiriyorum. Fena da sayılmam hani:

Pardus’ta oyunu kurmak için arzu edenler Paket Yöneticisi’nin oyunlar kısmından Tremulous’u seçebilirler. Ben oynamak için genellikle “|SST| Tremulous” sunucusunu tercih ediyorum. Denk gelirsek ne kadar toleranssız ve soğuk kanlı bir kişi olduğumu da tecrübe edebilirsiniz.

Özetle FPS oyunları seviyorsanız, oyun oynamayı abartıp işinizi gücünüzü aksatmayacaksanız, bu oyunu denemenizi tavsiye ederim. Bu arada gidip şu adresteki Tremulous klibini izlemek isteyebilirsiniz: http://mods.moddb.com/3449/tremulous/

ateş ve su oynamak için tıklayın

ateş ve su-2 oynamak için tıklayın

ateş ve su-3 oynamak için tıklayın

ateş ve su-4 oynamak için tıklayın

ateş ve su-5 oynamak için tıklayın

Wolfenstein: Enemy Territory Oyunu

Gözlerimi açar açmaz koluma adrenalini basıp koşmaya başladım. İğnenin etkisi geçmeden planladığım yere ulaşmalıydım, gelir gelmez hemen mayınları döşemeye koyuldum. İlk mayın bitti, ikinci, üçüncü derken başımın üstünden geçen kurşun sesleri ile düşmanın geldiğini anladım. Bir kurşun omzumu sıyırıp geçti. Savunma hattının arkasına doğru yöneldim ve ikinci adrenalin iğnemi bastım. Arkamdan gelen patlama sesleri mayınlarımın amacına ulaştığını haber veriyordu. Kapıdan içeri girer girmez kapıya yönlendirilmiş MG42 çalışmaya başladı ve o andan sonra kapıdan geçecek dost, düşman herkese acıdığımı hissettim. Fakat bu savaş, durup düşünmek için zamanımın olduğu bir savaş değildi. Düşman birinci savunma hattını kırmadan, ikinci hattın yolunu mayınlar ile doldurmak zorundaydım. Kalan tüm mayınlarımı yol ağzına yerleştirdikten sonra MP40’ımı çıkartıp savunmaya yardıma koştum. Durum iç karartıcıydı. MG42 düşmüş ve düşman, bahçenin içindeki tankı tamir etmek için çabalıyordu.

Gelen destek ile birlikte hattı geri almak için saldırdık ve en önde giden ben, ilk düşen asker oldum. Yerde yaralı yatarken düşünebildiğim tek şey tankın çevresine neden mayın döşemediğimizdi. Bir müddet sonra destek biriminden bir askerin elinde bir şırınga ile üzerime geldiğini gördüm. Morfin iğnesini basıp, bana birkaç tane sağlık paketi fırlattıktan sonra teşekkür bile edemeden hızla diğer askerlere doğru koştu. Biraz zahmetle ayağa kalktım ve ikinci savunma hattına doğru yöneldim. Artık ilk hat düşmüş ve düşman tankı ele geçirmişti. Savunma birimlerinin tank barikatlarına ihtiyacı vardı ve bunu yapabilecek mühendislerden başka kimse yoktu.

Barikat malzemelerinin yanına geldiğimde bir başka mühendisi çalışırken gördüm. Ona yardım etmem ile barikat hemen kuruldu. Kısa bir sessizlikten sonra barikattaki askerler bir patlama sesi ile etrafa saçıldılar. Ben yaralı yerde ve bir sağlık askerinin gelmesi için dua ederken ikinci havan topu mermisinin gökyüzünden üzerime doğru geldiğini gördüm. Bomba tam üzerime düştü ve parçalarımı etrafa saçtı… Şimdi oyuna girmek için 30 saniye beklemem gerekiyordu ve bunu yaparken savaş meydanını da izleyebilmem beni deli ediyordu. Sanki süre hiç bitmeyecekti…

Splash Damage tarafından geliştirilen Enemy Territory, insanı İkinci Dünya Savaşı’nın hızlı ve heyecanlı atmosferine sokmayı çok iyi başarıyor. Tüm dünyayı yakıp yıkmış bir savaştan bu şekilde bahsetmek ne kadar ironik de olsa sanal savaştan zevk aldığımız ve çok eğlendiğimiz bir gerçek. Enemy Territory’nin bu konuda başarılı olması, grafikleri veya arkasındaki sağlam teknik altyapı değil, takım çalışması kavramını savaş alanına çok iyi yansıtmış olması.

Hayal kırıklığından doğan oyun

Activision ve Splash Damage, Enemy Territory (ET) isimli oyunu duyurduklarında, bunun Return to Castle Wolfenstein (RtCW) için bir ek paket olması planlanmıştı. Uzun bir bekleyişten sonra, ortaya çıkan bir takım sorunlar dolayısıyla, proje iptal edildi. Wolfenstein topluluğu büyük hayal kırıklığına uğramıştı ki, Activision radikal bir karar alarak Enemy Territory’nin çok oyunculu kısmını tek başına çalışabilen, ücretsiz bir oyun olarak indirmeye açacağını duyurdu. Oyun çıktıktan sonra o kadar ilgi gördü ki, oyun sunucusu listelerinde, ek paketi olması planlanan RtCW’yi bile geçti.

Enemy Territory kendi türü içinde başarılı bir oyun. Bunu da sadece grafikleri veya sesleri ile başarmıyor. Türe getirdiği çok güzel yenilikler var. FPS (First Person Shooter – Birinci Şahıs Ateş etme) türü oyunlara RPG (Role Playing Game – Rol Yapma Oyunu) özellikleri katmayı başarmış bir oyun. RPG türü oyunlardaki gibi Enemy Territory’de de tecrübe puanları kazanıyorsunuz ve bu sizin silah kullanma gibi becerileriniz geliştiriyor. RtCW’e göre ek silahlar ve meslekler var. Mühendisler (Engineer) daha fazla silah kullanması için geliştirilmişler. Cover Ops (Kamuflajlı Asker) gibi yeni bir birim var. Bunlara geçmeden önce oyunun standart birliklerini tanıyarak başlayalım.

Asker (Soldier), savaşın ağır işini yapan kişilerdir. AteşAtar (Flame Thrower), RoketAtar, Havan topu (Mortar) ve MG42 makineli tüfek gibi ağır silahlar kullanabiliyor. Savaş alanın en ateşli kısımlarında bulunmak bu birimin görevi. Oyunu yeni öğrenen birinin en kolay oynayabileceği birim budur. İşiniz, çok düşünmeden, düşman askerlerini durdurmak ve geri püskürtmektir.

Sağlık (Medic), adı üzerinde görevi savaş alanında yaralı askerler ile ilgilenmektir. Bunu yapmak için, yaralı olarak yerde yatan askerlere morfin iğnesi ile ayağa kaldırır ve sınırsız (!) sağlık çantalarını, sağlığı azalmış askerlere ulaştırır. Sınırsız sağlık çantası durumunu çoğu kişi mantıksız bulabilir. Fakat burada farklı bir durum var. Enemy Territory’de sağlık ve kondisyon çubuklarının yanında bir de enerji çubuğu var. Bu çubuk bir adet sağlık çantası attığınızda bir miktar azalıyor. Böylece peş peşe sağlık çantası atmaya devam edince birkaç çanta sonra enerjiniz kalmıyor ve çanta atamıyorsunuz. Bir süre enerjinizin dolmasını beklemek zorundasınız.

Mühendisin (Engineer), savaş alanında inşa etmek, patlayıcı yerleştirmek ve mayın döşemek gibi ana görevleri var. Bunlar dışında standart makineli tüfek ve bir de uzun namlulu, el bombası da atabilen bir tüfek daha seçme şansı var. Tüm bunlar Mühendis birimini savaş alanı için hayati önemi olan bir asker haline getiriyor. Öyle ki bazı haritalar ve görevler takımda biri mühendis olmadan başarılamıyor.

Alan Komutanı (Field Ops), çatışma alanında destek birimi olarak görev yapar. Ana görevi askerlere mühimmat ulaştırmaktır. Bunun dışında iyi kullanılırsa çok etkili olan hava saldırısı çağırma yetkisi vardır. Silah olarak standart makineli tüfek haricinde pompalı tüfek kullanabilir.

Keskin Nişancılar (Covert Ops), savaş alanının az ayak basan, sessiz yerlerine mevzi alarak keskin nişancılık yapan birimlerdir. Uzun menzilli keskin nişancı tüfeği, seri atış yapabilen fakat daha kısa menzilli bir tüfek veya yandan şarjörlü bir makineli tüfek arasında seçim yapılabilir. Bunlarında bu askerlerin çantasında sis bombası da bulunur. Bunun sayesinde kilit noktalarda, dar geçitlerde ve tünellerde bu sis bombası kullanılarak düşmana kolay hedef olmaktan kaçınılabilir.

II. Dünya Savaşı’nda savaşmak kolay değil 

Gelelim oynanışa. Öncelikle hemen belirteyim, öğrenmek çok kolay değil. Arena oyunlarındaki gibi, deathmatch tarzı, herkesin herkesi vurduğu oyunlar arıyorsanız Enemy Territory’ye hiç bulaşmayın. Başlar başlamaz farklı yönlere koşmaya başlayan, görevden bihaber yirmi asker ile bir haritayı kazanmanın imkanı yok. Bu oyun tam bir takım oyunu.

Oyuna tüm Dünya Savaşı oyunlarında olduğu gibi taraf seçerek başlıyoruz: Mihver (Axis) ve Müttefikler (Allies). Ben nedense, eğer o takımda yer var ise, hep Mihver devletler ile oynuyorum. Gizli kalmış faşist bir tarafım var herhalde. Neyse… Hangi tarafı oynarsanız oynayın oyundan aynı zevki alacaksınız. Oyun bir tarafın savunmada bir tarafın ise saldırıda olduğu haritalardan oluşuyor. Birçoğunda Mihver tarafı savunmada oluyor.

Her ne kadar İnternet’te onlarca Enemy Territory modu ve ek haritaları olsa da, benim tavsiyem oyuna orijinal haritaları oynayarak başlamanız. Oyunun 6 adet kendi haritası var. Çok iyi düşünülmüş çok kaliteli haritalar. Bunlarda oynamak çok eğlenceli olur. Hemen en sevdiğim, aynı zamanda ilk haritadan başlayalım tanımaya; Siwa Oasis.

Siwa Oasis, Kuzey Afrika görevlerinin ilki. Mihver tarafından kale gibi korunan bir çöl şehrindeki iki adet tanksavar (anti-tank) silahı imha etmeniz gerekiyor. Bunu yapmanın iki yolu var; birincisi güç kullanarak, patlayıcı ile bir duvarı havaya uçurup sonra silah gücü ile tanksavarlara kadar ilerlemek. Bundan sonra mühendisler silahlara dinamit koyup, patlayana kadar 30 saniye boyunca silahları savunmaları gerek. Diğer yol ise bir yer altı su kaynağının açtığı tüneli kullanmak. Bunun için öncelikle, su pompasını tamir ederek, bu suyu boşaltmanız gerek. Su boşaldıktan sonra tünelden ilerleyip şehrin arka kısmından silahların olduğu binaya yandan sızmak mümkün. Mihver’ler için ise en önemli noktalardan biri oyunun başında Old City canlanma noktasını kaybetmemektir. Bu nokta çoğu zaman oyunun başında savunmasız bırakılır ve Müttefiklerden gizlenerek buraya kadar gelen bir asker, canlanma sayacı sıfıra birkaç saniye kala bayrağı ele geçirir ve canlanan tüm takım arkadaşlarını oraya getirmiş olur. Oysa bu noktanın savunması oldukça kolaydır.

Canlanma odasının bitişik odasında birer adet mühimmat ve sağlık çantası dolabı mevcut. Eğer bu nokta kaybedilir ise bir sonraki savunma hattı Mihver takımını ikiye bölünmek zorunda bırakabilir. Duvarı patlatarak gelen birinci Müttefik dalgasının yanında su tünelindeki suyu boşaltan başka bir takımda tünel çıkışından gelecektir. Mihver kuvvetlerinin bu haritayı kazanmaları için, süre bitene kadar, iki tanksavardan en az bir tanesini korumaları gerek. Müttefikler ise her iki tanksavarı da süre bitene kadar imha etmek zorundalar.

 

İkinci haritamız Seawall Battery, Mihver askeri üssüne Müttefikler tarafından çıkartma yapılıyor. Bu haritada Mihver takımı iyi oynarsa Müttefiklerin işi oldukça zor. Fakat harita o kadar güzel düşünülmüş ki her an her şey değişebilir. Müttefik dik yokuşlu bir sahile çıkartma yapıyor ve sahilde ilerleyip bir tümseği aşmak zorunda. Bu tümseğe gelince Müttefik mühendisleri, askerlerin çıkmalarını sağlamak için bir rampa inşa etmek zorundalar. Bu kısım Mihver askerlerinin el bombası yağmuru altında oldukça zor olacak. Bu yüzden rampa kurulur kurulmaz tüm askerlerin tepeye koşmaları önemli. Bu aşamadan sonra Mihver askeri üssüne girip silah kontrollerine (Gun Controls) kadar ilerleyip burayı patlatmanız gerekiyor. Bu haritada her iki taraf için de havan topu (Mortar) önemli bir silah. Müttefik havan topu sayesinde rampayı baskı altına alan Mihver askerlerini uzaklaştırabilir. Gelelim Mihver tarafına, bu haritada Mihver takımın yapabileceği en büyük hata rampayı kurdurmak ve düşman askerlerinin tepenin üstüne çıkmalarına izin vermektir.

Bunu engellemek için rampanın inşa edileceği yeri bir an boş kalmayacak el bombası yağmuruna tutmak zorundalar. Fakat bu haritada Mihver üssünün farklı bir girişi daha var. Sahilde başladıktan sonra sol tarafa, sahil boyunca ilerleyip bir tepenin ayırdığı farklı bir kumsal göreceksiniz. Buradan yokuşu tırmanarak üssün diğer kapısından girebilirsiniz. Mihver takımı bu girişi boş bırakmamalı. En iyi savunma noktası girişteki kanalı iyi gören sığınağın penceresidir. Buradaki dar kanal mayın döşemek için çok uygun. Ayrıca sığınağın arka tarafında bir jeneratör bulunuyor. Jeneratör patlatılırsa üs içinde birçok kapının açılması sağlanabilir. Bu Müttefik takımının üs içinde ilerleyişini kolaylaştıracaktır.

Afrika görevlerinde son haritamız Gold Rush; oyunun en kaliteli haritalarından biri. Müttefik askerlerinin görevi küçük bir Kuzey Afrika kasabasındaki bankadan altınları çalıp, kasabadan kaçırmak. Bunun için önce bir tank çalıp bu tankı bankaya kadar sürmeleri gerekiyor. Aslında gerçek anlamda tankı sürmüyorsunuz, tamir edildikten sonra, eğer yanında bir Müttefik askeri var ise tank belirli olan rotadan kendi gidiyor. Ayrıca tankın üstüne çıkıp üzerindeki MG42 makineli tüfeği kullanmak da mümkün. Tankın yolu üzerinde birkaç noktada tank barikatları olacak. Tabi eğer Mihver’ler bunları inşa ettiler ise. Tankın yoluna devam etmesi için öncelikle bu barikatları imha etmeniz gerekiyor. Tank bankanın bulunduğu meydana ulaşınca bankanın duvarında bir delik açacak ve altınlara ulaşmayı kolaylaştıracak.

Altınları aldıktan sonra hızla bankanın önünde duran kamyonete yükleyip, kamyoneti de tamir edip oradan uzaklaşmanız gerekiyor. Fakat kamyonetin önünde de barikatlar olacak. Tüm bunların yanında görevi biraz daha zorlaştıracak olan şey hem tankın hem de kamyonetin el bombası ve patlayıcılar ile hasar alıyor olmaları. Mihver askerleri görevin her anında tankı ve kamyoneti patlatarak durdurmaya çalışacaklar. Bu durumda Müttefik mühendislerinin hızlı davranıp bir an önce bu araçları tamir etmeleri gerekiyor. Müttefik altınları almak ve kaçırmak için tankı götürmek zorunda değilsiniz.

[[TODO:Würzburg Radar]]

Harika bir harita daha; Rail Gun. Karlı bir tren yolunda geçen harita, Mihver takımının savunmada olmadığı tek bölüm. Hareketin ve çatışmanın bir an dahi durmadığı bu bölümde, Gold Rush’da ki tank gibi, üzerine bir asker çıktığında hareket eden bir tren var. Mihver takımının amacı bu treni, “U” şeklindeki bir tren yolu üzerinden mühimmat deposuna götürüp cephane ile yüklemek, ardından aynı yoldan geri gelerek bu cephaneyi devasa bir topa yüklemek ve bunu ateşlemek.

Tren, Gold Rush’daki tankın aksine üzerindeki askerin hangi takımdan olduğuna göre hareket yönünü değiştiriyor. Bu durum, haritayı devasa bir futbol maçına benzetiyor. Takımlar ne yaptıklarını biliyorlarsa ve güçleri eşit ise tren bir oraya bir oraya taşınıp duruyor.

“U” şeklindeki tren yolunun ortasında bir yer altı sığına var. Bu sığınağın içinde sağlık ve mühimmat dolapları bulunuyor. Her iki takım da bu kısmı ele geçirmek için savaşacaktır. Ayrıca bitişik oda da Mihver takımının Komuta Merkezi (Command Center) inşa edilmeyi bekliyor. Komuta Merkezi inşa edildikten sonra tüm takım elemanlarının koşma hızını arttırıyor. Haritanın kilit noktası tren yolunun ortasında yer alan bariyer. Tren bu bariyere kadar gelip duracak ve bariyerin kaldırılmasını bekleyecek. Bariyer aynı zamanda Müttefik takımın mevzilendiği yerin ve sabit bir MG42 makineli tüfeğin önünde. Bu halde iken bu bölgeyi kim elinde tutar ise o bu bölümü kazanır diyebiliriz. Müttefiklerin tarafındaki MG42’nin avantajını bertaraf etmek için Mihver takımı sığınaktan gelebilir ve sığınağın bariyeri gören bir odasının canımdaki MG42’yi ele geçirebilir.

Müttefikler eğer trenin bariyerden geçmesini engelleyemezler ise tüm vuruş gücü ile depoya ilerlemeli ve depodaki canlanma noktasını ele geçirmeliler. Bu durumda tüm takımı oraya taşımış olacaklar ve trenin depodan çıkmasına engel olabileceklerdir. Mihver takımının buraya yapacağı saldırıyı zayıflatmak için depoya gelen iki patikaya mayın döşenebilir. Eğer takım depoyu da kaybeder ve trenin cephane ile birlikte silaha kadar gitmesine engel olamaz ise haritayı kazanmak için hala her şey bitmiş değil. Silahın (Rail Gun) yanına gidip silah kontrollerini imha ederek Mihver takımının silahı ateşlemesini engelleyebilirsiniz.

Mihver takımı, saldırıda olduğu tek harita olan bu bölümde hızlı olmalı ve takımını dağıtmamalı. Bölüm başlar başlamaz hemen tren ile yola çıkmalı ve takımın çoğunluğu trene eşlik etmeli. Birkaç kişi de sığınağa dalarak penceredeki MG42’yi ele geçirmeli. Bariyeri geçtikten sonra cephane yüklenip aynı işlemler geriye doğru tekrarlanmalı. Mihver takımın unutmaması gereken en önemli nokta beraber hareket etmektir.

[[TODO:Fuel Dump]]

Wolfenstein: Enemy Territory öğrenmesi zaman alan fakat oynaması inanılmaz zevkli bir oyun. Guild Wars gibi zamanımızın grafik ve oynanabilirlik açısından en kaliteli oyunlarından birini de oynama rağmen, zaman zaman Enemy Territory krizim tutar ve saatlerce savaş alanlarında koşturup dururum. En çok oynadığım meslekler ve silahlar sırasıyla, el bombası takılmış K43 ile mühendis, yine K43 ile fakat bu sefer dürbün ve susturucu ile keskin nişancı ve özellikle birkaç haritada havan topu ile asker. Bu meslek ve silahlar en çok eğlendiğim kombinasyonlar. Fakat tüm askeri mesleklerde uzun süre oynadım. İyi oynandığında hepsi çok eğlenceli ve hepsi çok etkili olabiliyor. Burada bir noktaya değinmekte fayda görüyorum; oyunun başında seçtiğiniz mesleği oyun sırasında her an değiştirebilirsiniz, fakat bu değişiklik ölüp tekrar canlandığınızda geçerli olacak. Savaş sırasında hangi anda hangi mesleğe daha çok ihtiyaç olduğunuzu düşünüyorsanız o mesleğe geçip takımınıza daha faydalı olabilirsiniz.

Zamanımızda ET’den çok daha kaliteli grafiklere sahip oyunlar olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Buna rağmen iyioyun bulmak çok kolay değil. İşte Enemy Territory bu iyi oyunlardan biri ve teknik açıdan zamanının gerisinde olsa bile hala zevkle oynanabiliyor. FPS türüne kattığı RPG özellikleri, savaş alanında birbirine ihtiyaç duyan farklı meslekler ile yardımlaşmayı ön plana çıkardığı ve havan topu ve ateş atar gibi alışılmışın dışındaki silahları ile değerini korumaya devam ediyor.

ateş ve su oynamak için tıklayın

ateş ve su-2 oynamak için tıklayın

ateş ve su-3 oynamak için tıklayın

ateş ve su-4 oynamak için tıklayın

ateş ve su-5 oynamak için tıklayın

Crack Attack Oyunu

Crack Attack, Pardus oyunları arasında belki de en fazla bağımlılık yapanı. Nedeni ise çok basit. Hangimiz elimize Tetrisi aldığımızda hemen bırakabildik ki! İşte Crack Attack de aslında Tetris tadında hatta ondan daha fazlasına sahip, bazen eğlendirici, bazen sinir bozucu (daha fazla eğlendirici 🙂 ama kesinlikle bağımlılık yaratan muhteşem bir oyun.

Gelelim oyunu nasıl oynayacağımıza. Crack Attack, Pardus ile birlikte bilgisayarımıza kurulu olarak geldiği için, oyunu çalıştırmak için sadece “Oyunlar” bölümünden “Oyun makinası” nı seçip Crack Attack’e tıklamanız yeterli.

İlk açılışta karşımıza küçük bir pencere çıkıyor. Oyun ile ilgili tüm ayarları bu pencere üzerinden yapıyoruz. Yeni başlayacaklar için küçük bir hatırlatma: Oyunun basit görüntüsüne ve Tetris benzetmesine kanmayın; mutlaka “easy”den başlayın.

Ayarları tamamladıktan sonra “Start Game”e tıklıyoruz ve geri sayım başlıyor: 3…2…1…

İşte karşımızda ilk bakışta pek bir şey ifade etmeyen ancak jelibon görünümüyle “aman ne de şeker” dedirten ve oyuna ısınmamızı hızlandıran renkli küplerimiz. Siz yine de o kadar sevimli olduklarına bakmayın oyun ilerledikçe sinir bozucu birer canavar gibi gözükmeye başlayacaklar. Peki ne yapacağız. Amacımız çok basit: Aynı renkteki en az 3 küpü yatay veya dikey olarak yan yana getirerek onları yok etmek. Bu sırada sürekli yukarı doğru ilerleyen platform işimizi iyice zora sokuyor. Bu yüzden, ne kadar hızlı ve mantıklı kombinasyonlar oluşturursak o kadar çok puan kazanıyoruz ve oyunu oynama süremiz artıyor. Aynı anda hem dikey hem yatay kombinasyon yaptığımız zaman da kazandığımız puan iki ile çarpılıyor. Peki bu kombinasyonları nasıl oluşturacağız?

Oyunun kontrolleri oldukça kolay. Küplerin yerlerini değiştirmek için “Space”, yönlerini değiştirmek içinse yön tuşlarını kullanıyoruz. Blok yığınlarını da “Enter” ile bir sıra üste taşıyabiliyoruz. Unutmayın; bir kerede en fazla iki küpün yerini birbirleriyle ve sadece yatay olarak değiştirebiliyoruz Peki dikey olarak küpleri nasıl bir araya getireceğiz? Aralarda oluşan boşluklardan faydalanıp küpleri aşağıya düşürerek dikey kombinasyonlar oluşturabiliyoruz, ki aslında mantıklı olanı da bu çünkü unutmayalım ki asıl amacımız küplerin veya blokların en tepeye ulaşmasını önlemek.

Bloklar demişken… Oyun ilerledikçe yukarıdan kırmızı renkli bloklar düşmeye başlıyor. Hemen telaşlanmayın ama ne yapıp ne edip o blokları kırmamız gerekiyor. Aksi takdirde bloklar tepeye ulaşıyor ve oyunu kaybetmiş oluyoruz. İşte bu noktada biraz hızlı olmamızda fayda var. Bloğu yok etmek için, bloğa temas eden yani bloğun hemen altında yer alan küplerden en az 3’lü bir kombinasyon yapmamız gerekiyor. Ancak bu şekilde blok çözülüyor ve yerini yeni küplere bırakıyor. Şansımız varsa bloğun kırılmasıyla ortaya çıkan küpler, 4’lü veya 5’li kombinasyon yapmamızı sağlayacak renklerde olabiliyor.

Ne kadar hızlı, mantıklı ve şanslı olsak da Crack Attack sonunda bitiyor ve biz de elde ettiğimiz puan ve hırs ile hiç vakit kaybetmeden yeniden “Start Game” diyoruz.

ateş ve su oynamak için tıklayın

ateş ve su-2 oynamak için tıklayın

ateş ve su-3 oynamak için tıklayın

ateş ve su-4 oynamak için tıklayın

ateş ve su-5 oynamak için tıklayın

Exit mobile version