“LiveScience” dergisi, bilim dünyasının açıklayamadığı 10 olguyu sıraladı

1 – BEDEN / ZİHİN BAĞLANTISI

Bir efsaneye dönüşen ‘plasebo tesirsi’ zihinle gövde arasındaki görkemli ilişkinin en kolay ispatı. Bu tesir kendini şu şekilde gösteriyor: Sahte, yani gerçekte ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından habersiz denekler, dertlerine derman olacak bir hap ya da şurup içtiklerini düşündüklerinden kendilerini daha iyi hissediyorlar. Üstelik tesir kimi vakit bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde de düzelme görülüyor. Plasebo deneklerine bakınca, insan ister istemez, zihin neye inanırsa gövdesinin de onu yaşadığına hüküm getiriyor. Pek çok uzman, zihnin sayesinde vücudun kendi kendini iyileştirebilme kabiliyetinin, çağdaş tıbbın yaratabileceği bir ‘mucize’den kat be kat büyüleyici olduğuna inanıyor.

2 – HAYALETLER

Hayaletlerin zenginliği ile alakalı ciddi bir ispat olmamakla birlikte, onları gördüğünü, onlarla hususştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla izah eden -içten ya da değil- şahitler, pek çok insan var. Fakat bilim şimdilik cevabı bulamadı.

3 – DEJA VU

Fransızca bir sözcük olan ‘déjà vu’, Türkçede ‘daha evvelce görülmüş’ anlamını taşıyor. Açıklamak istediği hal ise şu: Özel bir anı ya da birtakım koşulları, aynı şekilde daha eskiden de yaşamış olduğunuzu hissetme hali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez yaşadığı bu duygu, şaşırtıcı, anlaşılmaz, esrarengiz ve evet ürkütücüdür. İncelemeciler ‘déjà vu’ ile alakalı birtakım açıklamalar yapmaya çalışsalar da, bu tuhaf hissin nedeni, bir gizem olmayı sürdürüyor.
4 – TAOS UĞULTUSU

ABD’nin New Mexico vilayetinde tespit edilen ufak Taos kentini ziyaret eden birtakım turistler ve vatandaşlar, senelerdır, çöl havasında esrarengiz, güçsüz, düşük frekansa sahip bir uğultu ve titreşim duyduklarını anlatıyorlar. Bu iddiada tespit edilenlar, Taos vatandaşlarının yalnızca yüzde ikisini oluşturuyor. Bazıları bunun çöldeki acayip birtakım akustik sorunlarından kaynaklandığını düşünürken, birtakımları da bir tür kitle histerisi ya da uğursuz bir sır olduğuna inanıyor. Duyulduğu iddia edilen sese ister vızıltı, ister uğultu, ister titreşim deyin; ister psikolojik, ister natural, ister doğaüstü olduğuna inanın… Hakkında tanınan bir tek gerçek var: O da şimdiye kadar hiç kimsenin bu acayip sesin kökenini meydana çıkaramadığı.

5 – DUYU ÖTESİ ALGI

Hem Doğu, hem de Batı toplumlarında, birtakım insanların bir tür psişik güçleri olduğuna inanılıyor. Bugüne dek psişik güçleri olduğunu iddia eden kişiler, incelemeciler doğrulusunda pek çok teste tabi tutuldu. Fakat elde edilen neticeler her seferinde ya olumsuz ya da muğlak ve şüpheliydi. Altıncı hissin gücüne inanan pek çok kişi, psişik güçlerin test edilemeyeceğini, zira bir amaçla kendilerine şüpheyle yaklaşanların ya da bilim adamlarının yanısıra azaldığını vurguluyor.

6 – ÖNSEZİ

Psikologlar bu hali açıklarken insanların bilinçaltlarında, farkında olmadan etrafımızdaki dünya ile alakalı bilgi topladığını vurguluyorlar. Bu şekilde biz gerçekte yalnızca ‘görünüşte bilmediğimiz’ birtakım şeyleri biliyor ya da hissediyoruz. Fakat söz hususu bulgular bilinçaltımızın derinliklerinde yaşadığı amacıyla, bunun nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Bu açıklama kimileri amacıyla tatmin edici olsa da pek çok araştırmacıya göre önsezi, ispatlanması ve üzerinde çalışılması zor bir husus.

7 – ÖLÜMDEN SONRA HAYAT

Hayatlarında bir kez ölüme yakın tecrübe geçirmiş bireylerin birtakımları, karanlık bir tünelde yol alıp, sonucunda beyaz bir ışık huzmesine kavuştuklarına dair hikâyeler anlatır.

Bunlar arasında sevdiklerinize kavuşmak, acayip bir huzur hissetmek gibi daha renkli öyküler de mevcuttur. Bu tecrübeler son derece çarpıcı olmakla beraber, maalesef kimse ‘öbür taraf’tan elinde bir ispatla ya da doğrulanabilir bir bilgiyle geri dönmeyi başaramadı.

‘Öbür dünya’ kuşkuyla yaklaşanlar, söz hususu tecrübelerin travma geçirmiş bir beynin gördüğü halüsinasyonlar olduğunu vurguluyorlar.

Tabii bu amaçla de son derece natural ve açıklanabilir olduklarını… Ölüp de geri dönen olmadığına göre, bu husus gizemini koruyacak.

8 – UFO’LAR…

UFO deyince genellikle insanların aklına uçan daireler, özetle uzay gemileri gelse de UFO’nun açılımı ‘Tanımlanamayan Uçan Nesne’… Ve bu amaçla evet UFO diye bir şey var. Çünkü dünyanın her tarafında, gökyüzünde ne olduğunu tanımlayamadıkları birtakım objeleri gördüğünü ifade eden insanlar var. Fakat bu obje ve ışıklar, gerçekte uçak mıdır, meteor mudur yoksa gerçekte Marslıların son model uzay gemisi midirş Bu bir türlü açıklığa kavuşamıyor.

9 – ASLA BULUNAMAYAN KAYIPLAR

İnsanlar birtakım durumlarda kaybolur. Bazıları hayat sürdürdükleri yaşamdan kaçar, birtakımları büyük çaplı ve cesetlerin tanınamadığı kazalarda yitip gider, birtakımları cinayet kurbanı olur. Kayıplar ölü ya da diri bulunur. Fakat birtakım insanlar bulunmaktadır ki resmen buharlaşırlar. 1872’de Portekiz yakınlarında tespit edilen ‘hayalet gemi’ Marie Celeste’in mürettebatı, Amerikan işçi lideri Jimmy Hoffa bu şekilde kayıplara karışanlardan yalnızca birtakımları.

10 – BÜYÜK AYAK

Bu gizem de Amerika’dan… Yeni Kıta’da seneler boyunca, insana benzeyen, bol tüylü, son derece iri, ‘Büyük Ayak’ isimli bir yaratığı gördüğünü iddia eden sonsuz insan meydana çıktı. Bütün kıta etrafında kaydedilen iddialar şayet doğruysa, gerçekte binlerce Büyük Ayak’ın yaşıyor olması gerekirdi. Fakat bugüne kadar bu korkunç yaratığa ait tek bir ceset bile bulunamadı. Ortada belirsiz fotoğraflar, video kayıtları ve tanıkların açıklamalarından diğer bir şey yoktu. Görünen o ki, Büyük Ayak da, İskoçya’nın zenginliği bir türlü ispatlanamayan ünlü Loch Ness canavarı gibi gizemler dünyasındaki hususmunu koruyacak.

Rüzgar Enerjisi Nedir? Rüzgar Türbinleri Nasıl Çalışır?

Havanın bir akışkan olduğunu hayal etmek lüzumtiğince zor. Çünkü hava görünmez. Sıvılardan değişik olarak hava daha acele hareket eder ve olduğu ortamın her konumunu kaplar. Havanın süratli yerdeştirmesi ile içersindeki parçacıkların hareketi de süratli olur. Havanın bu özelliğini kinetik enerjiye dönüştürme işlemine Rüzgar Enerjisi adı verilir.

Aynı mantıkla su gibi sıvı maddelerin yer değiştirme özelliğini kullanarak enerji elde etmeye de hidro elektrik adı verilmektedir ve imal edilen merkeze Hidro Elektrik Santrali denilir. Rüzgar enerjisinden elektrik yapan merkezlere de Rüzgar Santrali denilmektedir.

Rüzgar Santralleri kurulduktan sonra pervaneler yelın (havanın) hareketiyle bağlı oldukları şaftı döndürür. Uygun bir jeneratör ile de bu hareket enerjisi elektrik enerjisine dönüştürülür.

Rüzgar enerjisi güneşin doğmasıyla başlar. Gece meydana gelen soğuk hava tabakasının yere yakın seksiyonleri, güneşin ışınlarıyla derhal ısınmaya başlar. Fizik derslerinden de hatırlayacağınız üzere ısınan hava genleşir ve yükselir. Bu anda atmosferdeki soğuk hava tabakası yere doğru iner. Sıcak ve soğuk havanın yer değiştirmesiyle de yel meydana gelir.

Rüzgar Türbini
En kolay anlamda bir yel türbini 3 seksiyonden meydana gelir.

1.Pervane Kanatları:

Rüzgar estiği vakit pervanenin kanatlarına çarparak onu döndürmeye başlar. Bu sayede yel enerjisi ile kinetik(hareket) enerjisi elde edilmiş olur. Pervaneler yel estiğinde aynı yönde dönecek şekilde tasarlanmışlardır.

2.Şaft:

Parvenelerin dönmesiyle ona bağlı olan şaft da dönmeye başlar. Şaftın dönmesiyle de motor içersinde hareket meydana gelir ve motorun çıkışında elektrik enerji sağlanmış olur.

3.Jeneratör(Üreteç):

Oldukça kolay bir çalışma tekniği vardır. ElektRomanyetik indüksiyon ile elektrik enerjisi üretilmiş olur. Küçük oyuncak arabalardaki elektrik motoruna benzer bir sistemdir. İçinde mıknatıslar bulunur. Bu mıknatısların ortasında da ince tellerle sarılmış bir seksiyon bulunur. Pervane şaftı döndürğü vakit motor içersindeki bu sarım bölgesi , çevresindeki mıknatısların ortasında dönmeye başlar. Bunun neticesinde da seçenek akım (AC) meydana gelir.

Günümüzde sarfedilen yel türbinleri, tarlalarda kullanınal yel değirmenlerinden daha komplike bir yapıdadır. Ülkemizde yel değirmenleri pek süregelen kullanılmaz. Şimdi çağdaş yel türbinlerini tarif etmeye devam edelim.

Modern Rüzgar Türbin Teknolojisi

Rüzgar Türbinleri bugünümüzde iki değişik dizaynla karşımıza çıkıyor. Bunlardan birincisi aşağıdaki fotoğrafta görüldüğü gibi dikey eksen çevresinde dönebilen dizayn.

dikey_eksenli_turbin
VAWTs yani “Vertical Axis Wind Turbine” (Düşey Eksenli Rüzgar Türbini) olarak adlandırılır.

Düşey ekseni yere dik olacak şekilde tasarlanmıştır. Daima yelın geleceği yöne göre ayarlanır.Yatay ekseninin yela göre ayarlanmasına lüzum yoktur. Genelde ilk hareket olarak elektrik motoruna lüzumsinim duymaktadır. Türbin yardımcı tellerle ekseninden sabitlenmiştir. Deniz standardına yakın yerlerde daha az yel aldığından cihazın verimi düşük olmaktadır. Fakat bütün lüzumlu donanımlar yer orantısında olması bir üstünlük olsa da, tarım arazileri amacıyla olumsuz tesiri çok olmaktadır.

Diğer mühim dizayn ise Düşey Eksenli Rüzgar Türbini (HAWTs) “Horizontal Axis Wind Turbine” olarak adlandırılır. Dönme ekseni yere paralel olarak tasarlanmıştır. Bir elektrik motoru sayesinde yel tarafına göre pervanenin tarafı ayarlanabiliyor. Yapısal olarak bir elektrik motorundan değişik değildir. Verimli olarak çalışabilmesi amacıyla deniz orantısından aşağı yukarı 80 metre yüksekte olması lüzumludir.

yatay_eksenli_turbin
Rotor Blades (Pervane kanatları) : Rüzgar enerjisini dönme hareketine çevirmeye yarar.

Shaft (Şaft) : Dönme hareketini üreteçe iletir.

Gear Box (Dişli Kutusu): Pervaneyle şaftın aralarındaki sürati arttırıp, üretece daha süratli bir hareket iletilmesine yardımcı olur.

Generator (Üreteç) : Dönme hareketinden elektrik enerjisi yapan seksiyon.

Breaks (Frenler) : Aşırı yüklenme ve bir problem olduğunda pervaneyi durdurmaya yarar.

Tower (Kule) : Pervane ve motor seksiyonününü yerden güvenilir bir yükseklikte çalışmasını sağlar.

Electrical Equipment (Elektrik Donanımı) : Üretilen elektrik enerjisini alakalı merkezlere iletilmesini sağlar.

turbin_aero
Üretilen Enerjinin Hesaplanması

Bir yel türbininin ürettiği enerjinin hesaplanması amacıyla yelın süratina ve pervane çapına lüzumsinim vardır. Genellikle büyük yel türbinleri saniyede 15 metre süratle dönmektedir. Teorik olarak imal edilen enerjinin yükselmesi amacıyla pervane çapının yükselmesi lüzummektedir. Bu da yel türbininin yüksekliğinin de yükselmesi manasına gelir. Bu sayede daha çok yel alıp daha süratli bir dönme hareketi sağlanır.

tablo

Özellikle yel türbinleri saatte 33 mil süratle döndüklerinde tam kapasite olarak çalışmaktadırlar. Saatte 45 mil (20 metre / saniye) süratina çıktıklarında ise otomatik olarak sistem durmaktadır. Türbinin çok süratlenması halunda sistemi durduracak çoğu denetim bulumaktadır. En genel sistem fren sisteminidir.Pervane 45 mil/saatte süratina ulaştığında dönme prosedürünü durdurur. Bundan diğer diğer emniyet elemanları da şunlardır

Açı Kontrolü : Pervane yüksek süratlera çıktığında, imal edilen ernerji de çok çok olmakta. Bu gibi hallerde pervanelerin açılarını değiştirip daha yavaş bir dönme hareketi elede etmek amacıyla kullanılır.

Pasif Yavaşlatıcı: Özellikle pervaneler ve motor bloğu sabir bir açıyla ayarlanmışlardır. Fakat yel çok süratli estiği vakitlerde pervanenin tepe taklak olmasını engellemek amacıyla tasarlanmış bir sistemdir. Aerodinamik olarak yelın tersi yönde pervanenin açısını değiştirip süratin azaltılmasına çalışılır.

Aktif Yavaşlatıcı: Açı denetim sistemine benzer bir sistemdir. Üretilen gücün çok olması halunda pervane ve motor bloğunun açısını değiştirmeye yarayan sistemdir.

Genel olarak 50.000 yel türbini , senelik 50 milyar kilovat/saat enerji üretir.
Rüzgar Enerjisi Kaynakları ve Ekonomisi

Tipik büyük bir yel türbini senelik 5.2 milyon KWh elektrik enerjisi üretir. Yaklaşık 600 hanenin elektrik lüzumsinimını karşılayabilir. Günümüzde kömür ve nükleer santraller, yel santrallerinden daha ucuza enerji üretebilmektedirler. O durumda namacıyla yel enerjisini kullanalım? Bunun iki mühim namacıylaivar. Rüzgar enerjisinin “Temiz” ve “Yenilenebilir” özelliklerde olmasıdır. Atmostefe zararlı karbon dikosit ve nitrojen gazları salınımı yoktur ve yelın bitmesi gibi bir hal söz hususu değildir. Rüzgar enerjisi her ülkede üretilebilir. Başka ülkelerden enerji aktarma etmeye lüzum duyulmaz. Hem de yel santralleri uzak bölgelere inşaa edilip, imal edilen enerjinin merkezi yerlere iletilmesi daha kolaydır.

wind-power-5.jpg
Rüzgar santrallerinin bu yararlarının yanısıra olumsuz yönleride de vardır. Diğer enerji santaralleri gibi Hervakit yüksek verimle çalışamazlar. Çünkü yel sürati değişkenlik göstermektedir. Rüzgar türbinleri şehirlere yakın bölgelerde oluşturdukları ses kirliliği sebebiyle insanlara, hayvanlara ve natural hayata rahatsızlık vermektedir.

Rüzgar varolduğundan beri itimat edilir enerji kaynağı değildir. Rüzgar sürati düştüğünde yada kesildiğinde geri dönüşümü olmayan enerji kaynaklarına lüzumsinim duyulmaktadır.

Evrenin Kaderini Gizleyen “Karadelikler”

Bir nötron senedızının, çekirdek(yürek) kütlesi, 2.5Mg(güneş kütlesi)ni aşarsa, senedız, kendi kütlesel çekimine karşı koyamayacaktır. Yıldızın, çok kilolarını atması amacıyla, ne yakıtı, ne de kütlesel çekime karşı koyacak kuvveti olacaktır. Bu Chandraskher sınırına benzer, Landau-Oppenheimer-Volkov sınırı olan, kritik bir kütledir. Bu kritik kütleyi aşan senedız, kendi merkezine doğru, çökmeyi ve ezilmeyi sürdürecektir. Bu çöküşle beraber, etrafa uyguladığı kütlesel çekim kuvveti artarken, uzay -vakit eğriliğinin de, artmasını sağlar. Yıldız büzüldükçe, yüzeyindeki kütlesel çekim kısmı güçlenir. Yıldızdan kaçıp kurtulma sürati da, gittikçe artar. Öyle ki sonucunda, ışığın dahi kaçamayacağı, sınır sürate ulaşır. İşte bu, karadelik diye tanımladığımız uzay-vakit eğriliğinin, edebiyete yaklaşan bir bölgesidir. Karadelikler, maddenin, resmen ezilerek, yok bulunduğu görünmez noktalardır. Karadelikden ışık kaçamazsa, fiziksel hiçbir şey kaçamaz. Karadelikler, senedızların ölümünün bir sonucudur. Tüm bu süreçlerde, ‘genel göreceliğin kütlesel çekim yasası’ ve ‘özel göreceliğin bu fiziksel evrende, hiçbir şeyin ışıktan süratli gidemeyeceği yasası’ hâkimdir. Genel görelik yasasına göre, kütlesi olan her cisim, evreni(uzay-vakitı), eğip-bükmektedir. Karadelikler, çok büyük kütleli senedızlar oldukları amacıyla, uzay-vakitte, resmen dipsiz bir kuyu meydana getirmektadırlar. Karadelikler, büyük kütleli senedızların son halleri ve karanlık maddenin, düşünülebilecek en karanlık biçimleridir. Doğrudan gözlenmeleri, olası değildir.

Kendisinden, ışık dahi kaçamadığı amacıyla gözlenemezler. Adeta, bir kozmik sıkı denetim bulunmaktadır. Karadelik civarında, uzay-vakitte, öyle bir bölge bulunmaktadır ki, bu bölgedeki hadiselardan, ışık bile kaçamaz. Karadelik, bir tuzak yüzeydir. Bu yüzeyden içeriye, bir kez girerseniz, geriye dönüş yoktur. Karadelikler, uzaytozu parçacıklarından, ışık fotonlarından, dev senedızlara kadar, denk geldiği her şeyi yutan; resmen dev kozmik bir süpürge, ya da vakumlardır.
Dev Kütleli Karadelikler

Evren de en çok tespit edilen karadelikler, Güneşten aşağı yukarı 10 kat büyük senedızlardır. Samanyolu merkezinde tespit edilen karadelik, 2.6milyon Güneş kütlesi büyüklüğündedir. Aynı şekilde, Andromede gökadasının, merkezindeki karadeliğin kütlesinin de, 10milyon Güneş kütlesi bulunduğu, ön görü ediliyor. Bu dev kütleli karadelikler, gökada oluşurken, gaz bulutlarının, yoğun merkeze çökmesiyle, meydana çıkar.’Kaymak deneyi’nde bulunduğu gibi, merkezde büyük kütleli senedızlar yer alır. Gaz molekül bulutları, kendi yoğun merkezine çökerken, burkulma ve dönme oluşturur. Bu merkezi topak, merkez çevresinden çaldığı, gaz ve parçacıklarla daha da büyür. Ayrıca, ‘her gökadanın merkezinde, büyük kütleli karadeliklerin var bulunduğu’, düşünülmektedir. Bu hal, gerektiğince anlamlıdır. Hatta Samanyolu galaksisinde, bir milyardan daha çok, karadelik bulunduğu sanılmaktadır.

Vaka Ufku

Schwarzschild yarıçapı, karadeliğin kritik yarıçapını gösterir. Schwarzschild yarıçapındaki üç ebatlı yüzeye, karadeliğin hadise ufku denir. Vaka ufku, kendisinden kaçılması olası olmayan, bir uzay-vakit bölgesidir. Karadeliği çevreleyen bir zar gibidir. Kendini hadise ufkun da bulan rastgele bir cisim, kaçamaz ve dış dünyayla etkileşim kuramaz. Vaka ufku, Karadelik den kaçmaya çabalayan ışığın, uzay-vakitte izlediği yoldur. Aynı süratle hareket eden radyo dalgaları da, hadise ufkundan kaçamazlar. Karadeliğin hadise ufkunun yarıçapı, kütlesiyle doğru orantılıdır. Güneş kütlesi kadar kütleye sahip bir karadelik amacıyla, kritik yarıçap, aşağı yukarı 3km dir. Yaklaşık 10Mg (güneş kütlesi) kadar olan bir senedızın, Schwarzschild yarıçapı ise, 30km civarındadır. Aynı şekilde, Dünya’nın karadeliğe dönüştüğünü varsayacak olursak, hadise ufku, 9mm den daha az olacaktır.

İki karadelik çarpışır ve çekirdek kaynaşmasıyla, tek bir karadelik oluşursa; bu karadeliğin hadise ufkunun kısmı, bu iki karadeliğin, hadise ufuklarının alanları toplamından daha büyüktür. Karadeliğin kütlesindeki değişiklikle, hadise ufkunun kısmı arasında, bir temas mevcuttur. Karadelik tekilliği, hadise ufkunun tam merkezindedir. Adeta hadise ufkunun merkezinde, bir noktadır.

Karadelik Tekilliği

Roger Penrose ve Hawking, gerçekleştirdikleri ortak çalışmalarda, ‘genel görelik kuramı’ na göre; karadeliğin içersinde, edebiyete yakın yoğunlukta, bir ‘tekillik ve uzay vakit eğriliği’ bulunduğu, meydana kondu. Bir karadeliğin merkezi, uzay -vakitte, bir ‘tekil nokta’dır. Bu, sürenin başlangıcındaki; ‘büyük patlamaya’ benzer. Fakat karadeliğe düşen bir madde ve astronot amacıyla, sürenin başlangıcı değil, sürenin sonudur. Bu karadelik tekilliğinde, fizik yasalarını ve bu yasalara dayanarak, geleceği ön görü etmek imkânsızdır. Bu tekillikte, madde gibi, vakitte son bulmaktadır. Vaka ufkunun dışında tespit edilen bir kimseye, buradan ne ışık ne de diğer bir şey ulaşamayacaktır. Hiçbir parçacık, hem de fotonlar, ışık ışımasını meydana getiren parçacıkların kendileri de, bu kütlesel çekime tabii olduklarından, dışarı kaçamazlar. Ne karadeliğin hadise ufkuna giren bir gök cismi ya da parçacık, nede karadeliğe dönüşen senedıza ait parçacık, bundan sonra karadeliği terk edemez. Burada, karadelik sıkı denetimü hâkimdir. Karadelik kara değildir, ama gözükmez.

Genel görelik denklemlerinin, birtakım çözümlerine göre, astronot, tekillikten geçerek, evrenin diğer bir bölgesine ulaşabilir. Uzay gezileri amacıyla karadelikler, potansiyellere sahiptir. Aksi halde, diğer senedızlara ve galaksilere ziyaretin khadise bir anlamı, yoktur. Karadelik tünelleri, evrenin diğer köşelerine, yolculuk gerçeklştirmeyi olası kılabilir. Bir karadeliğin merkezi, uzay-vakitte, bir ‘tekil nokta’dır. Genel görelik teorisine göre, ‘kurt deliği’ adı verdiği bu tür noktaların, uzay-vakita bir köprü-tünel olma olasılığı, söz hususudur. İnsanoğlu, karadelikler ve kurtdelikleri ile erişilmez evrenlere ulaşabileceğini bekliyor. Kuramsal olarak, bu yolların, kestirme yollar bulunduğu öngörülüyor.
Acaba Dünyalılar; ‘insan’ ya da ‘cin’, karadelik tünellerini kullanarak, yolculuk yapabilirler mi? Bir karadeliğin amacıylae atlarsanız, parçacıklara ayrılırsınız. Acaba bu parçacıklar, diğer bir evrene ya da bir köşesine taşınarak, meydana çıkmanız olası mü?

Nitekim Kur’an da ki Hızır meselesi, işlemişe ve geleceğe yolculuk amacıyla enteresan bir örnektir. Aynı şekilde ‘cinler’in, ‘İkinci Sema’nın sınırlarına kadar, yolculuk gerçekleştirdikleri, burada, ‘İkinci Sema’dan ‘dinleme’ gerçekleştirme isterken kovuldukları, açık bir şekilde, ifade edilmektedir. ‘Cinler’in ‘İkinci Sema’nın sınırlarına yaklaşmaları amacıyla, gidiş-geliş toplam süre; milyarlarca sene, yolculuk yapmaları gerekiyor. Bunun ise, karadelikler olmadan başarılması, olası gözükmüyor. ‘Cinler’in ne süratlerı, nede hayat süreleri, Ku’ran ifadeleriyle, muhkem olan bu yolculuğu yapmaya, yetmez. Fakat, yolculuk gerçekleştirdikleri da kesin.

Karadelikler, uzay ve vakitte yolculuk amacıyla, potansiyeller içermektedir. Fakat, genel görelik denklemlerinin çözümleri, gerektiğince kararsız gözükmektedir. Karadelik sıkı denetimüne, hala büyük bir umut bağlanmaktadır. Çıplak tekillik, işlemişe yolculuk amacıyla, potansiyel bir kapı olarak, görülmektedir. Bilim-kurgu yazarlarına, çok cazip gelen bu alan, gerçekte, gerektiğince tehlikelidir. Böyle bir kuvveti elde eden bir Dünyalının, neler yapabileceğini, ön görü etmek, güç değildir. Fakat bu tür bir yol, henüz kapalı gözükmektedir.

Gerçekte, karadeliğe düşen astronot, ayaklarından çekilerek, evvelce iplik gibi uzayacaktır. Astronotun, karadelikten kurtulması amacıyla, ışıktan daha süratli hareket etmesi gerekir. Adeta astronot, ‘iplik’, karadelikte, ‘iğnenin deliği’ olmuştur. Sonuçta, birkaç saniye içerisinde, paramparça olacaktır. Öyleki, astronot, bu tekillikte, moleküllere; molekül, atomlara ve atomlarda, çekirdeklere parçalanacak. Hatta çekirdekleri ve bütün atom altı parçacıkları da, parçalanacak ve ezilecektir. Neredeyse ezilmenin sonu yoktur. Yıldızlar, galaksiler ve evreni bekleyen sonda budur. Sadece madde değil, uzay-sürenin kendiside, bu akıbetten kurtulamayacaktır. Bu tekillikte, bilgi de yok olmaktadır.’Bilginin korunduğu’ fizik prensibi gibi, diğer fizik yasları da, burada işlememektedir.

Bir karadeliğin amacıylae atlarsanız, parçacıklara ayrılırsınız. Acaba bu parçacıklar, diğer bir evrene ya da bir köşesine taşınarak, meydana çıkmanız olası mü? Gerçek vakitte, bir karadeliğe düşen astronotun, atom altı parçacıklarının işlemiş tarihleri, bu tekillikte yok olur. Fakat bu parçacıkların, ‘sanal vakit’daki tarihleri devam eder. Yani, diğer bir evrende, ‘sanal’ olarak meydana çıkabilirler mi? Elbette henüz, karadelikler yoluyla, uzayda yolculuk gerçekleştirme, pekte güvenilir görünmüyor.

Dönen Karadelikler

Karadelikler, kendi eksenleri çevresinde dönerler. Madde, karadeliğin içersinde, sarmal(burgulu) bir yol izler. Dönen karadelikler, çok daha süregelen olmakla beraber, dönmeyen karadeliklerde bulunmaktadır. Aynı şekilde elektrik yükü olan, olmayan karadeliklerden söz edebiliriz. Karadelik oluşurken, senedızın kütlesi dönüyorsa, bu dönme, karadeliğe miras kalır.

1967 de, Werner İsrael, dönmeyen karadeliklerin, çok khadise yapıda bulunduğunu gösterdi. Karadeliğin çapının, kütlesine bağlı, tam bir küre bulunduğu kanıtlandı. Roy Kerr ise, dönen karadelikleri tanımlayan, çözümler elde etti. Büyüklükleri ve biçimleri, yalnızca kütlelerine ve süratlerine bağlı olan Kerr karadelikleri, sabit bir süratle dönmekteydiler. Dönme sürati sıfırsa, karadelik tam bir küre biçiminde olacaktı. Daha sonra, Carter, Hawking ve Robinson, dönen karadelikler amacıyla, Kerr çözümünü sağladılar.

Böylece kütlesel çekimin yönetmekte bulunduğu çöküşün sonucunda, karadelik, bir dönme hareketi kazanır. Bu karadeliğin büyüklüğü ve biçimi, çökerek onu meydana getiren senedızın, kimyasal yapısına değil, yalnızca kütlesine ve dönme süratina bağlı olacaktır. Karadelik, çöken senedızın, diğer bir özelliğini taşımaz. Yani, bunun anlamı, senedızın, yapısal bilhassarinin kaybbulunduğudur. Çöken senedızın, nasıl bir senedız bulunduğu, mühim değildir.

Sonuç olarak karadelik, yalnızca kütle, açısal moment ve elektrik yükü bilhassariyle tanımlanan, kararlı bir hale geçer. Karadeliğin bu son halundan dhadiseı, ‘karadeliğin saçı yoktur’ önermesi, çok sarfedilen bir deyim olmuştur. Bu şu demektir ki, senedızın kütlesel çöküşünde, çok miktarda bilgi kaybından dhadiseı, karadelik ‘kel’ kalmıştır. Bu son hal, senedızın, madde ve anti madde yapılı, küresel ya da düzensiz şekilli bulunduğundan bağımsızdır. Sonuçta karadelikler, çok detaylı senedız yapılarının çöküşünden, meydana çıkmış olabilir.

Karadelik Radyasyonu

1974 de Hawking, ‘karadelik ışıması’nı öngördü. Buna, ‘Hawking radyasyonu’ da denir. Karadelik, dışarıya ışık kaçırmıyordu, ama radyasyon yayıyordu. Penros’un kanaat deneyi ise, karadeliğin, kendi ekseni çevresinde dönme enerjisinin bir bölümünü, dışarıya aktaracağını öngörüyordu.

Karadelik, derli toplu bir süratle parçacık yayar. Karadelik, yüzey kütlesel çekimiyle orantılı ve kütleyle ters orantılı bir sıcaklıkta, bir sıcak nesne gibi, parçacık üretip, yayar. Bu, sonlu bir sıcaklıkta, ısıl denge, demektir. Nasıl oluyor da, hadise ufkunun içersinden, hiçbir şey, dışarıya kaçamayacağı halde, karadelik, parçacık yayınlar gözüküyor? Yahut radyasyon, karadeliğin kütlesel çekim kısmından, nasıl kaçıp kurtuluyor? Bunun cevabı, belirsizlik ilkesinin, parçacıkların, ufak bir mesafe amacıyla, ışıktan daha süratli ilerlemesine, izin vermesidir. Bu hal, parçacıkların ve radyasyonun, hadise ufkundan çıkmalarına ve karadelikten kaçıp kurtulmalarına imkân verir. Fakat karadelikten kaçan şey, amacıylae düşen şeyden değişik olacaktır. Yalnızca enerji aynı olacaktır.

Kuantum mekaniği, sıksık olarak, çiftler halunda maddeleşen, ayrılan ve yine bir araya gelen ve biri birini yok eden ‘sanal’ parçacık ya da anti-parçacıklardan söz eder. Sanal parçacıklar, ‘gerçek’ parçacıklar gibi, bir parçacık detektörüyle algılanamazlar.Fakat, dhadiselı tesiri ölçülebilir. Proton, nötron, elektron, kuvark vs. bütün bu gerçek parçacıkların, anti-parçacıkları(sanal-melekut) mevcuttur. Fotonun, anti-parçacığı ise kendisidir. Gerçek parçacıklar artı enerjiye, sanal parçacıklar eksi enerjiye sahiptir.

Bir çift parçacıktan birisi, karadeliğe düşerken, ötekini hadise ufkunun sınırında, yalnız bırakabilir. Yalnız kalan parçacık ya da anti-parçacık, ötekinin arkasından, karadeliğe de düşebilir ya da kaçıp kurtuladabilirde. Dışardan bakan bir gözlemci, onu, karadeliğin çıkardığı ‘radyasyon’ olarak görür.

Karadeliğe, anti-parçacığın düştüğünü varsayarsak, bu sanal parçacık, vakit içersinde geriye gidecektir. Bu karadelikten çıkan ve vakit içersinde geriye giden, bir parçacık olarak düşünülebilir. Parçacık, anti-parçacık birleşmesiyle, maddeleşme adımına gelince, kütlesel çekim kısmı, ona çarpar ve vakitte ileriye doğru yol alır.

Karadelik küçüldükçe, sanal parçacığın, gerçek parçacık olmadan evvelce, alacağı yol kısalacaktır. Ve bu türlikle, karadeliğin, parçacık yayınlama sürati artacak ve görünen ısı meydana çıkacaktır. Karadeliğin yaydığı parçacıklar, karadeliğin kütlesi azaldıkça, süratle çoğalan bir ısısı gösteren, ısıl spektruma sahip olacaktır. Sonuçta, karadeliğe düşen iki eş parçacıktan, biri içerde kalırken, öteki dışarı kaçacak ve karadelik buharlaşması yaşanacak ve karadeliğin kütlesi, azalacaktır.

Örneğin, elektron, kütlesel çekim namacıylaiyle, karadeliğin amacıylae çekilecek, pozitron(anti-elektron) kaçacaktır. Bu süreçte, karadeliğin sahip bulunduğu elektriksel yükün ufak bir bölümü, yok olacak ve dönme momentinin çok az bir bölümü de, dışarı taşınacaktır. Böylece karadelik, enerji kaybedecektir.

Kısaca ifade edecek olursak, bir karadelik parçacık ve radyasyon yayarken, kütlesi ve büyüklüğü, derli toplu olarak azalacaktır. Bu, daha çok parçacığın, dışarıya tünel açmalarını khadiselaştıracaktır. Böylece süratli bir radyasyon ya da karadelik buharlaşması yaşanacaktır. Fakat, büyük bir karadelikler amacıyla buharlaşma süresi, gerektiğince uzun olacaktır. Güneş kütlesi kadar kütlesi olan bir karadelik, aşağı yukarı 1066 sene yaşayacaktır. En sonucunda, karadeliğin, kütlesel çekim kısmı, o derece azalmış olacaktır ki, karadelik, bundan sonra kendini, bir arada tutamayacaktır. Fakat, bir karadeliğin, buharlaşmasının en son aşaması, o derece süratle ilerler ki, şaşırtıcı bir patlamayla son bulur.

Karadelikler Ve Bebek Evrenler

“O vakit, karadeliğin amacıylae düşen nesnelerin ya da bir uzay gemisinin, akıbeti ne olur?” diye soran Hawking, kendi sorusuna şu şekilde yanıt verir:
“Benim son çalışmalarıma göre; yanıt, düşen nesnelerin, bebek evrene gittikleridir. Evrenimiz, bu türlikle diğer bir evrene dallanır. Bu bebek evren, yine, bizim uzay-vakit bölgemize katılabilir. Bu ise, meydana gelen ve daha sonra buharlaşan bir diğer karadelik ve karadeliklerden uzay gezisine açılmış bir kapı gibi görünür. Yalnızca ideal bir karadeliğe doğru, uzay geminizi yöneltirsiniz. Oldukça büyük olan bir uzay gemisi olsa daha iyi olur. O vakit, nereye gideceğinizi seçemezseniz de, bir diğer delikten yine meydana çıkmayı umarsınız.

Fakat galaksiler arası yolculuk planında, bir eksiklik var. Karadeliğe düşen parçacıkları alan bebek evrenlerde, sanal vakit söz hususudur. Sanal vakit, bilim-kurgu gibi gelebilir, ama bu iyi tanımlanmış, bir matematiksel kavramdır. Gerçek vakitte, karadeliğe düşen bir astronotun, akıbeti kötü olur. Başındaki ve ayağındaki kütlesel çekim arasındaki farkla, çekilerek iplik gibi uzar ve parçalara ayrılır. Vücudunu meydana getiren parçacıklar bile, hayatta kalamaz. Gerçek vakitteki işlemişleri, bir tekillikte sona erer. Fakat astronotun parçacıkları, sunulan parçacıklar olarak, yinedan meydana çıkarlar. Böylece bir anlamda astronot, evrenin diğer bir bölgesine taşınır. Fakat meydana çıkan parçacıklar, pek çok astronota benzemezler. Karadeliğe düşen birisi amacıyla parola;’sanal düşün’ olmalıdır. Bebek evrenler, uzay gezisi amacıyla, çok faydalı olmasa da, ‘birleşik teori’ bulma girişimi açısından, mühim neticeler doğurur. Pek çok kimse, bebek evrenler üstünde çalışmaktadır. Bu alan, çok heyecanlı çalışmalara yol açmıştır.”

Mini Karadelikler

Evrenin çok erken evresindeki düzensizliklerin çökmesiyle, meydana çıkan ufak kütleli karadelikler olabilir. Kütleleri, Güneş’ten daha ufak olan karadelikler, mini karadeliklerdir. Büyük patlamayla yaratılan madde, proton ve elektron gibi herkezin bildiği biçimlere ek olarak, mini karadelikler biçiminde de, meydana çıkmış olabilir.

Kütlesi, ufak bir dağ kadar(1015 gr) olan bir karadelik, 10 milyar seneda, daha ufak kütleli karadelikler ise, çok daha kısa sürede buharlaşırlar. Bu ufak karadelikler, şimdiye kadar buharlaşmış olabilirler. Fakat kütlesi, bundan daha büyük olanların, röntgen ya da gamma ışıması yapmaları beklenir. Şimdilik bu karadeliklerle alakalı incelemeler, netice vermiş değildir. Bunların varlıklarının kanıtı olan tesiri, bugüne kadar gözlemlenememiştir.

Fakat evrenin ilk dönemlerinden miras olarak, her biri bir dağ kütlesinde, ama bir proton boyutlarında olan, çok sayıda mini karadelik kalmış olabilir. Eğer bir mini karadelik keşfedilecek olursa, kesinlikle büyük patlamadan kalmış olacaktır. Çünkü senedızlar, 2.5Mg(güneş kütlesi)den daha ufak kütleli karadelik üretemezler.

Hawking, mini karadeliklerin, çok daha süratli buharlaştığını ve patladığını gösterdi. Bu mini karadeliklerin yarıçapı, 10-13cm, aşağı yukarı bir proton boyutundadır. Ağırlıkları ise, bir protondan, bir milyar ton daha çokdır. Yani, Everest Tepesi’nin ağırlığına eşittir. Bunlar kara değil, on bin megavatlık bir güçle, enerji yayan, resmen beyaz deliklerdi.

Akdelikler

Evrenin başlangıç evresinde, gaz halundayken; gaz kümelerine(bulutlarına) ayrışarak; yoğunlaşıp, gaz topaklanmalarının merkeze çöktüğünü, çökerken bir dönme(burkulma) ivmesi kazandığını ve arkasından da, senedızların ve galaksilerin meydana çıktığını biliyoruz. Uzun bir sürenin sonucunda ise, çok sayıda, büyük kütleli senedızların, kütlesel çekimin tesiriyle küçülerek; beyaz cüceler, nötron senedızları ve karadeliklere dönüştüğü bundan sonra biliniyor.
Galaksilerin merkezlerin de ise, daha büyük senedızlar oluşabileceği amacıyla, en büyük karadelikler, büyük ihtimalle bu merkezlerdedir.

Kümeleşme, bilhassa karadelikler söz hususu bulunduğu vakit, entropideki aşırı artışı gösterir. Entropi, düzensizliğin bir ölçüsü bulunduğuna göre; seyreltik olan gazın, düşük entropiyi, yoğun olan karadeliğin yüksek entropiyi göstermesi, bir çelişki olarak gözüküyor. Kütleçekim tesiri meydana getiren bu tür sistemlerde, ters bir hal söz hususudur.
Karadeliklerin birleşmesinden meydana çıkacak olan karadeliğin, tekillği ve entropisi, kuşkusuz daha büyük olacaktır. Evrendeki bütün karadeliklerin, birleşmesinden meydana çıkacak olan karadeliğin, tekilliği ve entropisi, kuşkusuz edebiyete yaklaşacaktır. Uzay-süreninda, son bulduğu bu tür bir tekillik, evrenin çöküşünde gözlenebilir. Bu aynı vakitte, uzay-vakit tekilliğidir.

Fizik yasaları, vakit simetrisine sahiptirler. Bu yüzden, amacıylae düşenlerin kaçamadığı, karadelikler varsa, o vakit, şeylerin içersinden çıktığı, ama amacıylae düşemediği, diğer nesneler de olmalıdır. Bunlara, ak(beyaz) delikler, denebilir. Bir karadeliğin amacıylae atlayan astronotun, bir diğer yerde, bir akdelikten çıkabileceği düşünülebilir.
Bazı kuramcılara göre, dönen ve elektrik yükü olan karadeliğin, diğer ucunda akdelik bulunmaktadır. Karadeliğe düşen bir şey, diğer taraftan, akdelikten diğer bir uzaya püskürür. Kara ve akdelikleri birleştiren tüneller, ‘kurt delikleri’ olarak adlandırılıyor. Karadelik tekilliğini sahibi olan bu kurt delikleri, vakitte yolculuk tünelleri olarak görülüyor. Işık süratiyla, milyarca seneda gidilebilecek bir galaksiye ya da evrene, çok kısa bir vakitte yolculuk, vaat ediyor. Sıradan, dönmeyen karadeliklerin, kurt delikleri ya olmuyor ya da kararsız oluyor.

Einstein’in kütleçekim denklemlerinin bir özelliği de, vakit içersinde sıksık olmalarıydı. Yani genel görelik teorisinin, karadeliğin amacıylae düşme ve akdelikten çıkmanın çözümleri, mevcuttur. Fakat daha ileri çalışmalarda, bu çözümlerin dengesiz bulunduğu görülmüştür. En ufak etki, karadelikten beyazdeliğe giden, kurt deliğini tahrip edebilir.
Akdelik, hiçbir şeyin amacıylae giremeyeceği, bir tekil noktaydı. Sanal ‘nur noktası’. Karadelik, çekip-yutarken, akdelik, püskürtüp-meydana çıkarıyor. Karadelik yok ederken, akdelik var ediyor.

Sonuç olarak, sürenin yönünü tersine çevirdiğimizde, ‘büyük patlama’yı temsil eden, bir başlangıç uzay-vakit tekilliğinin, kaçınılmaz bulunduğunu görürüz. Bu kez tekillik, bütün maddenin ve uzay-sürenin yok olmasını değil, yaratılmasını temsil eder. Bu bir akdelik tekilliğidir. Bu iki tekillik arasında, tam bir vakit simetrisi bulunmaktadır. Başlangıç türü tekillik (akdelik) ki; bunda, uzay-vakit ve madde yaratılır. Sonuç türü tekillik(karadelik) ki, bunda, uzay vakit ve madde yok olur.

Karadeliklerin Bazı Özellikleri

En khadise karadelik, yalnızca kütlesi doğrulusunda belirlenir. Bu karadelikler amacıyla, kütle, ölçülebilir tek büyüklüktür. Dönen karadelikler ise, kütleye ek olarak, iki özellik doğrulusunda belirlenir: a) açısal momentum ve b) elektrik yükü. Bu büyüklükler, karadeliğin çevresinde dönen parçacıkların, yörüngelerinin araştırılması ile ölçülebilir. Kimyasal yapı ise, belirleyici değildir. Karadeliği meydana getirmek üzere, nasıl bir maddenin çöktüğünün önemi yoktur.
Karadeliklerin, dikkatimizi çeken birtakım bilhassari:

1)Karadeliklerin varlığını, çevrelerindeki gök cisimleri üstündeki tesirinden anlayabiliriz. Kendileri görünmez olan karadelikler, çevrelerinde dönen senedızların süratlerını artırırlar. Karadelik, diğer bir senedızla, bir çift senedız sistemi oluşturuyorsa, tesiri fark edilebilir. Bu halda, kuvvetli x-ışınları ve radyo dalgaları yayarlar. Eğer karadelik, eş senedızına, yeteri kadar yakınsa, evrimleşerek kırmızı dev haluna gelen eş senedızın, atmosferindeki gazların bir bölümü, karadelik doğrulusunda yutulabilir. Bu gazlar, evvelce karadeliğin çevresinde, sarmal hareketlerle, bir disk oluşturarak, karadeliğin yüzeyine düşerler. Gaz düşerken, çok ısınır ve x-ışınları yayar. Adeta, karadelikler, eşlerini soyarlar.

2)Galaksi merkezinde tespit edilen dev karadelikler, etraflarındaki gaz bulutlarına, kuvvetli çekim uygulayarak, büyük bir süratle döndürürler ve kendilerini belli ederler. Bu karadelikler, vakitle çevreden çaldıkları, gaz ve senedız bundan sonralarıyla beslenirler. Buradaki madde, hadise ufkunda kaybolmadan evvelce, çok yüksek sıcaklıklara kadar ısınır.

Galaksi çekirdeklerinde, bir birlerine çok yakın senedızlar, çarpışarak parçkısmırlar. Ve enkazları, karadelik amacıyla, bir besleme kaynağı olur. Merkezdeki canavar, bundan sonra beslenmediğinde, çevresindeki kütle transfer diski, kaybolur ve süper kütleli karadelik, galakside derhal hiçbir iz bırakmaz.

Bu sebeple, süper kütleli karadelikleri, aramak amacıyla, en ideal yerler, yakın galaksilerin çekirdekleridir. Aktif galaksi çekirdeklerinin güç kaynakları, büyük ihtimalle karadeliklerdir. Merkezdeki etkinliğin yakın görüntüsü, radyo yayını fışkırmalarıdır. Fışkırmalarının kaynağı, merkezde, süper kütleli bir karadeliğin varlığıyla açıklanabilir.

Nötron senedızı ve beyaz cüce gibi senedızlar, enerji üretemezler. Nötron senedızlarının, katı bir yüzeyleri var ve bu yüzeyde madde biriktirebiliyorlar. Karadeliklerde bu tür sert bir yüzey yok ve hadise ufkuna giren madde ve ışınım, evreni terk ediyor.

4)Şayet,karadelik meydana getirmek amacıyla çöken madde, net bir elektrik yüküne sahipse, meydana çıkan karadelik de, aynı yükü taşıyacaktır. Benzer şekilde, eğer çöken madde, açısal momente sahipse, meydana çıkan karadelik, dönüyor olacaktır. Hatırlanacağı üzere, bir karadelik, çöken maddenin elektrik yükünü, açısal momentini ve kütlesini hatırında tutarken, bunların dışında her şeyi unutur. Zira bu üçü, uzun erişimli alanlarla bağlantılıdır.

Sonuç: Karadelikler Ne Söylüyor?

1)Sonsuz yoğun ve sayısız ince bir ‘nur’ noktasından, bir ‘nur(akdelik) patlaması’yla yaratılan; yüz milyarlarca galaksi ve her bir galakside, yüz milyarlarca senedızlardan meydana gelen, bu şaşırtıcı evren; çökecektir, ezilerek resmen yok olacaktır. Karadelikler, maddenin ezilerek, ‘sayısız incelmesi’nin açık kanıtlarıdır.

2)Evrenin, başlangıcının(büyük patlama) ve sonunun(büyük çöküş) bulunduğu kanıtlanmıştır. Karadelikler, evrenin ‘büyük çöküşü’nün apaçık delilleri, alametleri ve işaretleridir. Bir bilim adamının söylediği gibi: “Eğer bir senedız, çatırdayarak kendi üzerine çökebiliyorsa, namacıyla bütün evrende çökmesin?”

3)Genişlemekte olan bu şaşırtıcı evren, kütlesel çekimin tesiriyle, geriye dönmeye- büzülmeye başlayacak; resmen bir balonun sönmesi ya da bir kâğıdın avuç içersinde dürülmesi gibi galaksiler, biri birlerine yaklaşmaya başlayacaktır. Bir taraftan, her bir galaksi, kendi merkezlerindeki dev karadelikler doğrulusunda yutulurken, diğer yandan galaksilerin dönüş sürati, gittikçe artacaktır. Sonuçta, milyarlarca galaksi, süper dev karadeliklere dönüşürken; karadelikler, ‘edebiyete yaklaşan süratle’ baş başa istikbal ve hiper dev bir karadeliğe dönüşecektir.

İşte bu, ‘büyük patlama’ya hazır, maddenin, sayısız incelerek, madde olmaktan çıktığı, ‘nur(akdelik) noktası’dır. Sonsuz yoğun, sayısız ince, sıfır ebatlı, sıfır hacimli ve patlamaya hazır ‘nur’ noktası. İşte yaklaşan ‘Saat’ budur. İşte ‘Kıyamet’ den sonra ‘Kıyamet’ budur. İşte bu ‘an’, evrenlerin Rabbi olan Sonsuz Yüce Allah’ın, Gökleri ve Yerleri, yeni baştan yaratacağı ‘an’dır. İşte ‘Kıyamet’in arkasından, beklenilen ikinci ve ‘Son Büyük Patlama’ anı. İşte bu ‘an’da, Cennetler-cehennemler yinedan yaratılacak ve sonsuz kalacaklar.

4)Bilinmelidir ki, karadelikler üstünde oluşturulan incelemeler, yalnızca evrenin başlangıcına ve sonuna değil, fizik yasalarının ve fizik ötesi(sanal-melekût) evrenlerin anlaşılmasına da, ışık tutuyor. Bu incelemeler ilerledikçe, evreni yöneten yasaların, birleşimi ve en khadise durumu olan ‘her şeyin kuramı’; yani kütlesel çekim yasasını, kuantum teorisine bağlayan ‘teori’, acaba meydana çıkacak mıdır? Belkide. Bugün bilim dünyası, ‘altın iyonları’nı çarpıştırarak, ‘yapay büyük patlama’ deneyleri, düzenlemeye çalışıyor. Biz inanıyoruz ki, Allah, ayetlerini, yakın istikbalte, ‘enfüsümüzde ve afakımızda’, apaçık göstermeye, devam edecektir.

Güneş’in Özellikleri ve Enerji Kaynağı Olarak Güneş

Güneş ve etrafında dolanan gezegenlerden meydana gelen güneş sistemi dünya amacıyla, asli bir enerji kaynağıdır. Özellikle, dünyada hayat sürdüren canlılar amacıyla vazgeçilmez bir kaynaktır. Bugün sarfedilen detaylı enerji kaynaklarının büyük alanı, güneşin sebep bulunduğu hadiseler neticesi meydana çıkar. Günlük güneş enerjisi ile dünya aydınlatılabilmekte; yağışlar ile su döngüsü sağlanabilmekte ve en muhimi de, fotosentez ile canlı hayat sürdürülebilmektedir. Hayati önemdeki bu senedızın saniyesel manada enerji üretimi de mümkündür.

Güneş yarıçapı 700.000 km (dünya yarıçapının aşağı yukarı 109 katı),kütlesi 2×1030 kg (dünya kütlesinin aşağı yukarı 330.000 katı)olan bir senedızdır. Güneş kendi ekseni etrafında dönmektedir. Bu dönüş, güneş ekvator bölgesinde 24 günde, kutup yerlerinde de 30 günde olmaktadır.Güneşin merkezinde, asli olarak hidrojen çekirdeklerinin kaynaşmasıyla füzyon reaksiyonu meydana gelir. Güneşin merkezinde ve aşağı yukarı 15-16 milyon derecedir. Güneşin aşağı yukarı % 90’ı hidrojendir.
Güneşin korunda hidrojen çekirdekleri füzyon yaparak helyum çekirdekleri oluşmakta ve bu tepkimeler neticesi büyük bir enerji meydana çıkmaktadır. Güneşin toplam ışıması 3.8×1026 J/saniye bulunduğundan, güneşte bir saniyede aşağı yukarı 600 milyon ton proton, yani hidrojen tüketilmektedir.

Bu sayı ilk bakışta korkutucu gibi gelse de, güneşin kütlesi ve bu kütlenin %90’ına yakın alanının protonlar bulunduğu düşünülürse, güneşteki hidrojen yakıtının tüketilmesi amacıyla daha, aşağı yukarı 5 milyar senelik bir vakit bulunduğu meydana çıkar. Bu yönüyle güneş, insanlık amacıyla tükenmez bir enerji kaynağıdır. Dünyaya ulaşan güneş enerjisi, güneşin daha serin (aşağı yukarı 6000K) ve birkaç yüz kilometrelik dar bir bölgesinden gelmektedir. Bu bölge, düşük yoğunlukta (aşağı yukarı deniz yüzeyindeki hava yoğunluğunun 10-4 katı) iyonlanmış gazlardan meydana gelir ve görünür ışığı pek geçirmeyen bir bölgedir. Bu bölgedeki atomlar, sıcaklıklarıyla orantılı olarak ışıma yaparlar ve böylelikle bu bölgenin ışımasına yol açarlar.

Dünya, güneşten aşağı yukarı 150 milyon km. uzakta bulunmaktadır. Dünya hem kendi etrafında dönmekte, hem de güneş etrafında eliptik bir yörüngede dönmektedir. Bu yönüyle, dünyaya güneşten gelen enerji hem günlük olarak değişmekte, hem de sene vakitsince değişmektedir. İlave olarak, Dünyanın kendi etrafındaki dönüş ekseni, güneş etrafındaki dolanma yörüngesi düzlemiyle 23.5º lik bir açı yaptığından, yeryüzüne düşen güneş şiddeti yörünge vakitsince (sene vakitsince) değişmekte ve mevsimler de böylelikle oluşmaktadır.

Dünyaya, güneşten saniyede, aşağı yukarı 4×1026 J’lük enerji, ışınımlarla gelmektedir. Güneşin saldığı toplam enerji göz önüne alındığında bu çok ufak bir kesirdir; fakat bu tutar Dünyada insanoğlunun bugün amacıyla kullandığı toplam enerjinin 15-16 bin katıdır. Dünyaya gelen güneş enerjisi detaylı dalga boylarındaki ışınımlardan meydana gelir ve güneş-dünya arasını aşağı yukarı 8 dakikada aşarak dünyaya ulaşır.(ışınımlar saniyede 300.000 km’lik bir hızla, yani ışık süratiyle yol alırlar.)

Dünyanın dışına, yani havakürenin (atmosfer) dışına güneş ışınlarına dik bir metrekare alana gelen güneş enerjisi, Güneş Değişmezi (S) olarak adlandırılır ve bunun sayısal değeri S=1373 W/m2 dir. Bu değer, tarif gereği, sene vakitsince değişmez alınabilir. Çünkü her vakit, gelen güneş ışınlarına dik yüzey göz önüne alınmalıdır. Ancak, dünyanın güneş etrafındaki yörüngesi bir çember olmayıp bir elips bulunduğundan, sene vakitsince bu değerde %3.3 ‘lük bir değişim söz konusudur. Yeryüzüne bu enerjinin soğurma ve yansıma hadiselerından ötürü 832 W/m2 lik alanı ulaşır.

Güneş Enerjisinin Üstünlükleri ve Dezavantajları

Güneş enerjisinin avantajları şu şekilde sıralanabilir:
– Güneş enerjisi tükenmeyen bir enerji kaynağıdır.
– Güneş enerjisi, arı bir enerji türüdür. Gaz, duman, toz, karbon ya da kükürt gibi zararlı maddeleri
yoktur.
– Güneş, bütün dünya ülkelerinin yararlanabileceği bir enerji kaynağıdır. Bu sayede ülkelerin enerji
açısından alışkanlıkları ortadan kalkacaktır.
– Güneş enerjisinin bir başka özelliği, hiçbir ulaştırma harcaması olmaksızın her yerde
sağlanabilmesidir.
– Güneşi az ya da çok gören yerlerde biraz verim farkı olmakla beraber, dağların tepelerinde vadiler ya da ovalarda da bu enerjiden yararlanmak mümkündür.
– Güneş enerjisi doğabilecek her türlü bunalımın tesiri dışındadır. Örneğin, ulaşım şebekelerinde
yapacakları bir farklılık bu enerji bütününü etkilemeyecektir.
– Güneş enerjisi hiçbir komplike teknoloji gerektirmemektedir. Hemen derhal bütün ülkeler, yerel
sanayi kuruluşları yardımıyla bu enerjiden rahatlıkla yararlanabilirler.

Bugünkü bu enerjinin denk geldiği problemler ise şöyledir:
– Güneş enerjisinin yoğunluğu azdır ve sıksık değildir. İstenilen anda istenilen yoğunlukta
bulunamayabilir.
– Güneş enerjisinden yararlanmak amacıyla yapılması gereken düzeneklerin yatırım giderleri bugünkü
teknolojik aşamada yüksektir.
– Güneşten gelen enerji miktarı bizim isteğimize bağlı değildir ve denetim edilemez.
– Bir çok kullanım alanının, enerji arzı ile isteği arasındaki vakit farkı ile karşılaşılmaktadır. —- -Güneş enerjisinden elde edilen ışınım isteğinin yoğun bulunduğu vakitlerde kullanılmak üzere
depolanmasını gerektirir. Enerji depolaması ise çoğu problem yaratmaktadır.

Güneş Enerjisinin Kullanım Alanları
Güneş enerjisinin depolanabilmesi ve başka enerji türlerine dönüşebilmesi ısıl ,mekanik, kimyasal ve elektrik yollarla olur.

Isı depolama ya da çevrimde: Özgül ısı kapasitesi yüksek ve basit yer alır ucuz maddeler kullanılır.Su , yağ, çakıl taşı yatakları şunlar arasındadır.

Mekanik depolamada güneşle çalıştırılan bir pompa yada kompresör doğrulusunda basılan yüksek basınçlı akışkan, ideal bir ortamda toplanır.

Kimyasal depolamada hidrat tuzlarından yararlanılır.

Elektrik depolamada ise enerji depolaması bataryalarla (akü) yapılır.

Güneş enerjisi bu çevrimlerle ya da direkt olarak : Kullanım suyu ısıtılması, yüzme havuzu ve limonluk ısıtılması ; kaynatma ve pişirme ; bitkisel ürünlerin kurutulması , su damıtılması , yapıların ısıtılması ve soğutulması (iklimlendirilmesi) ; soğutma, toplam enerji sistemleri ile ısı ve elektriğin beraber üretilmesi ; sulama suyu pompalanması saniyesel prosedür sıcaklığı üretilmesi , elektrik üretilmesi ve fotokimyasal ve fotosentetik çevrimlerin gerçekleştirilmesi hedefiyle kullanılır. Bu çevrimlerden en çok sarfedilenlar sırasıyla;

Güneş Enerjisinden Doğrudan Isı Enerjisi ,
Güneş Enerjisinden Doğrudan Elektrik Enerjisi ,
Güneş Enerjisinden Hidrojen Enerjisi,
elde etmek şeklindedir.

Dünyanın En Derin Noktası: Mariana Çukuru

Mariana çukuru, Büyük okyanusun batısındaki Mariana adalarının en büyüğü olan ve en güneyindeki adası olarak tanınan Guam adasının güney batısında, Japonya ve Endonezya’nın tam ortasında yer alır. Dünya üzerindeki en derin noktadır. Bilim adamları doğrulusunda oluşturulan incelemeler neticesinda en derin noktasının 10.994 metre bulunduğu belirlenmiş ilaveten uzunluğunun 2542 kilometre bulunduğu belirleme edilmiştir. Çukurun genişliği ise 69 kilometredir.

Mariana Çukuru’nun nasıl oluştuğunu tanımlamak gerek görülürse ; Kimi vakitler yerkabuğunu meydana getiren plakalardan bazıları birbirlerine yaklaşarak çarpışırlar. Bu çarpışma neticesinda plakalardan biri diğerinin altına girerek ‘’dalma’’ adı verdiği bir hal gerçekleştirir.

Dalma halunun manası ise yoğunluk bakımından üstün olan plakanın, daha az yoğun olan plakanın altına kayması olayıdır. Sonuç olarak bu bölgelerde kuvvetli depremler görülebilir ve depremlerin oluştuğu derinlikler levhaların büyüklüğüne göre 700 kilometreyi bulabilir. İşte Mariana Çukuru’da Pasifik plakası ile Mariana Plakası’nın birbirine çarpması neticesi oluşmuş bir çukurdur.

Doğal olarak oluşmuş bu çok büyük derinliğe ilk olarak inen şahıslar Amerikalı asker Teğmen Donald Walsh ve İsviçreli bilim adamı Jacques Pİccard’tır. Dalışı yapmak amacıyla Batiskaf (çok yüksek basınçlara dayanabilen sert maddeden yapılmış çelik küre biçimli, dalış amacıyla benzin boşaltarak onun yerine deniz suyu alarak demir safra atan vasıta) isimli su altına dalıp çıkabilen bir vasıta kullanmışlardır. Dalış tam 5 saat sürmüş ve 10916 metre derinliğe inilmiştir. 25 Mart 2012 tarihinde’de Titanik, Terminatör, Aliens ve Avatar gibi ünlü filmlerin yönetmenliğini ve aynı vakitte prodüktörlüğünü yapmış olan James Cameron kendi özel denizaltısıyla 156 dakikada tabana inmeyi başardı ve bu derinlikte yapmış bulunduğu saatler süren tetkik neticesinda 70 dakikalık bir yukarıya çıkış yolculuğu ile serüvenini tamamladı.

Mariana Çukuru’nun derinliklerine doğru oluşturulan bu yolculuklar her ne kadar kazasız ve belasız atlatılmışsa da göğüs gerilen ve göz ardı edilen tehlikeler gerektiğince büyüktür zira dip noktadaki basınç yeryüzü basıncının neredeyse 1000 katı oranındadır. James Cameron’un dalış yaptığı denizaltıda bu nedenden ötürü metrekare başına 7250 tondan daha çok meydana gelebilecek bir basınca karşı sağlam olarak yapılmıştır. Okyanusta basınç her 10 metrede santimetrekareye 1 kilogram artar. Bu numune verildiğinde esasen hiçbir insanın yardımsız ve tasarlanmış vasıta v.b ekipmanlar olmadan bu tarz derinliklere iniş yapamayacağı net bir şekilde anlaşılabilir.

Adolf Hitler günümüzde hala konuşuluyor

2. Dünya Savaşı mimarlarından Hitler bugünümüzde hala hususşuluyor. Genellikle de gündeme gelişinin nedeni, ” Yahudi Soykırımı ”, başka adıyla ” Holokost ” . 2. Dünya Savaşı sırasında 6 milyona yakın Yahudi’ nin öldürüldü. Bunun sorumlusunun da, Almanların Führer olarak isimlendirdikleri Hitler bulunduğu belirtiliyor. Peki bu soykırımı Hitler neden yaptı? Çeşitli söylemlerin dışında, bu husus ile ilgili Hitler’ in kendi yazdığı kitapta da kendi ağzından birtakım söylemleri bulunuyor. Main Kampf ( Kavgam ) isimli eserinde Hitler, Yahudilerin bilhassa Alman ekonomik yapısına vuruş vurduğunu savunuyor. Hatta harpı da Yahudilerin yüzünden kaybettiğini söylüyor. Savaş devresininde silah fabrikalarının fazlası Yahudilerin elindeydi ve işçileri de Yahudi’ ydi. Bu fabrikalar en lüzumlu oldukları vakitte greve gitmeleriyle, Almanların harp alanlarında mühimmat sorunu yismimına sebep oldular. Hitler işte bu ihaneti katiyen affedemediğini kitabında belirtiyor. Bugüne kadar bu husus ile ilgili tetkik yapanların süregelen görüşüne göre ise Hitler, annesinin yaşadığı hastalıktan kurtarılamaması neticesi hekimleri suçlu görüyordu. Bu hekimler da Yahudi’ ydi. Fakat incelemeciler bu hususta sınırlı bulgulare ulaşmadılar. Çok daha geniş alanlarda tetkik yaptılar ve meydana koydukları neticeler akıllara değişik soruların gelmesine sebep oldu. Örneğin akıllara, Hitler’ in ” Yahudi Soykırımı ” nı yapmaksinde saklı güçlerin bulunduğu ya da bizzat Siyonizm temsilcileriyle anlaştığı vb. düşüncelere dair sorular geliyor. Bu suallere yanıt sunabilcek amacıyla o devresi iyi bilmek lüzumir. O devreye ait doğrultusız verileri yazacağım. Yer yer birtakım iddiaların mümkün nedenlerine de doğrultusız bulgular ışığında değineceğim. Kısaca o devreye ait verileri, tetkikları, yaşanmış gerçekleri size sunacağım ve akla gelen soruları yanıtlandırması sizin kişisel düşünceinize kalacak. İşte o devresinin kısa bir panoraması ve o devreye dair tetkik neticelerı:

Hitler’ in Almanya’ nın Başına Geçmesi ve Diktatörlüğe Giden Adımları: Akla gelen suallere ışık tutabilecek olayların başlangıcına inmekte fayda var. Bunun amacıyla de bu dönemde gerçekleşen olayların baş kahramanı Hitler’ in Almanya’ nın başına geçtiği devresi irdelemek lüzumir. Yani 2. Dünya Savaşı’ ndan 15 sene evveline gitmek lüzumir. Bilindiği gibi Almanya, 1. Dünya Savaşı’ nda Osmanlı ile müttefikti. Bu harpta Almanya’ nın bulunduğu doğrultu yenilince, çok ağır neticelere katlanmak mecburiyetinde kaldılar. Hatta Dünya tarihine göz atıldığında, belki de en yüklü harp tazminatı ödeyen ülke Almanya olmuştur. Tam 132 milyarlık altın para tazminatı Versay Barış Antlaşması ile Almanlara dayatılmıştı. Bunun yanı sıra bir de Alman ordusu 100 bin adedina kadar düşürülmek mecburiyetinde kalmıştı. Açığa çıkan onca asker de işsizler ordusuna katıldı. Bu harpta kaybettiği Elsaß-Lothringen ( Alsas-Loren ) Bölgesi ile ekonomisine büyük bir vuruş vurulmuştu. Bu bölge bilindiği gibi demir madenin çok çok bulunduğu bir bölge. Zaten topraklarının da büyük çoklığını kaybetmesiyle işlenebilir tarım arazisi de kısıtlanmış oldu. İmparator 2. Wielhelm de harp yenilgisinin derhal sonrasında ülkeden kaçtı ve siyasi bir boşluk meydana çıktı. Bu esnada da Kasım Devrimi gerçekleşti. Kasım Devrimi’ nin akabinde seçimler oldu ve birlik hükümeti oluşturuldu. Bu hükümette sosyal demokratlar ve başkan Freiderich Ebert etkiliydi fakat ellerinden gelen hiçbir şey yoktu. Çünkü halkın içersinde bulunduğu hal çok ağırdı.

Toplum psikolojik yönden da çökmüştü. Çünkü Fransızlar, yani tarihi düşmanları onları Versay Antlaşması’ yla yerle bir etmişti. Almanlar bu yüzden ağır koşullardan çok hakaret olarak gördükleri bu antlaşmanın psikolojik etkisindeydiler. Dolayısıyla başlarına istikbal önder tesirsiz kalmamalı ve eski Almanya ruhunu canlandırabilmeliydi. Bu devresinin parlayan senedızı milliyetçilik akımı da, aldıkları ağır yenilgiyle kırılan gururlarını eski günlere döndürmek isteyen Almanları derinden etkiledi. Hitler işte bu tür bir ortamda sahneye çıktı. Hitler bu dönemde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ ne önder oldu. Hitler içersinde bulundukları halun önemiyetini kavrayabildiğinden olsa lüzum sıksık milliyetçi söylemlerle kitleleri etkiliyordu. Sürekli Versay Antlaşması’ nı katiyen tanımayacaklarını belirtiyor ve Almanlar amacıyla ” yeni hayat sahası ” kavramını meydana atıyordu. Partinin uygulamasında yer alan maddelerde ise Yahudi aleyhtarlığı fark ediliyordu. İşte o programdaki maddelerden birkaçı şu şekilde:
– Sadece bizim milletimizden olanlar vatandaş olabilir. Sadece Alman soyundan gelenler, inancı ne olursa olsun, bizim milletimizdendir. Bu yüzden hiçbir Yahudi bizim milletimizin parçası olamaz.
-Halkımızın geçimi ve sasenearı çoğalan insanlarımızın yerleşmesi amacıyla toprak (koloni) istiyoruz.

Bu parti uygulaması ve söylemleriyle Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi yalnızca 4 senede ülke siyasetinde çok büyük bir güç haluna geldi. 1924′ te mecliste 32 adet milletvekili vardı. 1924′ ten itibaren Rotchilds ismindeki ünlü Yahudi aile Amerika’ daki üyeleri vasıtasıyla Almanlara destek sağlamaya başlamıştır. Bunun en açık örneği de Almanların borçlarını oluşturulandıran Dawes ve Young Planlarıdır. J.P Morgan vasıtasıyla bu aile planlar üstünde etkili olmuştur. Peki Almanlara fayda gerçekleştiren bu planlar karşılıksız bir şekilde mi meydana çıktı? Bu soruyla bağlantılı devresinin Filistin’ ine göz atalım:

1924 ve Ardından Filistin Toprakları: Almanya’ da bu senelerde gerçekleşen haller bu türydi. Peki ya Filistin’ de? Filistin bu devreye kadar, Yahudi yerleşkesi olarak Dünya Siyonist Örgütü’ nün hayaliydi. Çok paralar akıtılıp bu bölgeden fazlası toprak satın alınmıştı. Osmanlı’ nın son bulmasıyla da bu teşkilat daha faal bir rol üstlenmiş ve emellerine ulaşacak topraklara kısmen ulaşmışlardı. Fakat yalnızca toprak yetmiyordu. Hayalini kurdukları Yahudi Devleti amacıyla Yahudilerin de bu topraklara gelip yerleşmesi lüzumiyordu. Bölgeyi elinde tutan İngilizler de bu teşkilate destek veriyordu. Bütün propagandalara karşın Osmanlı zamanındakilerle ve sonrasında gelen Yahudilerle beraber Yahudi adedi fakat 85 bine ulaştırılabilmişti. Çünkü Yahudilerin hayat kaliteleri Avrupa’ da üst düzeydeydi. Yahudilerin bu isteksiz tavrı teşkilat amacıyla bir handikaptı. Bir şekilde Yahudilerin bu topraklara göçü sağlanmalıydı. Bu dönemde de en çok Yahudi Alman toprakları içersindeydi. Zaten Yahudi Katliamı’ nda 6 milyon gibi bir sayıdan söz edilmesi de bunu kanıtlıyor. Almanya’ da milliyetçilik söylemleriyle süratli bir yükselişe geride bıraktığımız Hitler işte bu noktada değişik bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Milliyetçilik söylemleriyle halkın gururunu okşayan Hitler şimdilik bu dönemde lüzumlu mali kaynağa ulaşabilmiş değildi. Zaten halkın içersinde bulunduğu halde, siyasal söylemlerini bir şekilde ekonomik olarak da desteklemeliydi. Aksi halde O da seçimi kazanamayacağının farkındaydı.

Hitler’ in Ekonomik Destekçileri: Seçim propagandalarında sıksık ön plana çıkan Hitler’ in mali destekçilerini duyduğunuzda şaşıracaksınız. O dönemde Almanya’ da endüstri devleri olan Thysen, Krupp, Kirdoff ve Rotchilds ailesinin Amerika’ da tespit edilen uzantılarına ait olan General Motors, Du Pond, Ford’ un yanı sıra Yahudi petrol şirketi Standard Oil ( Rockefeller Ailesi’ nin şirketi ) Hitler’ e mali yönden çok çok destek olmuşlardır. Bu desteği de gerisinde bulan Hitler 1933 senesinde Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg doğrulusunda iktidara getirildi. Bu hamleyle seçim de bir formaliteye dönüştü. Çünkü hem halkın hem de bu büyük şirketlerin baskısına cumhurbaşkanı dayanamamıştı. Hitler amacıyla her şey yeni başlıyor. Çünkü bundan sonra vaatlerini yapmak ismimına gelmişti. Öncelik ile Alman ırkı amacıyla yeni hayat sahalarını yapmakliydi. Fakat çökmüş Alman ekonomisiyle harpa girmek son derece mantıksızdı. Seçimlerden evvelce etkin olan Yahudilerin mali desteğine tekrardan lüzumsinim vardı. Bu desteklerin organizasyon evresinde ise Dünya Siyonist Örgütü ( WZO ) vardı. Bunun kanıtı da 2. Dünya Savaşı süresince Almanların kullandığı topların üretimini bir Yahudi şirketi olan SKF yapmıştır. Jacob Wallenberg şirketin sahibidir. Standard Oil de Nazilere ait askeri araçların petrol ihtiyacını karşılamıştır. Üstelik toplama kamplarında sarfedilen gazların üretimi bile Yahudi kimya firması olan Farben şirketidir.

Savaş evvel imal edilen 500 ton civarındaki kurşun Almanlara ulaştırılır ve bu kurşunların ödemesini gerçekleştiren Brown Bros Harriman’ dır. O da bir Yahudi’ dir. Bu ödeme, Harriman teminatı olarak gerçekleştirilmiş ve teminat tarihi de 21 Eylül 1938 olarak kayıtlara düşülmüştür. Fakat harpa bir ismim kala Alman borçlarının vadesi geliyordu ve bu hal büyük bir sıkıntıya sebep olacaktı. 1933′ te, Foster Dulles ( CFR üyesi, ileri dönemde ABD Dışişleri Bakanı ) ve Allen Dulles ( CFR üyesi, ileri dönemde CIA şefliği yaptı ) ile Hitler görüşme yaptılar ve bu borçların vadeleri uzatıldı. Hem de Yahudi ailelerinde Samuel ailesi de Hitler’ e 30 milyon pound mali destek sağlıyordu. Royal Dutch Shell isimli petrol firması bu aileye aitti. Bilinen bu gerçekleri Hitler de inkar etmemiştir. Hatta en yakın arkadaşlarından Herman Rauschning’ in yazdığı kitapta bunlara değinilmiştir. Hitler M’a Dit ( Hitler Bana Dedi ki ) adını taşıyan kitapta, Hitler’ in mücadelesinde Yahudilerin çok mühim katkılarının bulunduğunu ve mali olarak çok destek verdiklerini belirtiyor. Bu ifadeyi de Hitler’ in ağzından veriyor.

Akıllara yeni sorular gelmeye devam ediyor. Yahudi çevreleri bu mali desteği neden sağladılar? Üstelik bu desteği, parti uygulamasında açıkça Yahudi aleyhtarlığı yapan bir öndere veriyorlardı. Seneler sonra meydana çıkan Wilhelmstrasse saklı belgeleri ile bu olaya dair düşünceler oluştu. Bu belgelerde Siyonist Örgütler ile Hitler’ in uyuşma gerçekleştirdikleri meydana çıktı. Yahudilere oluşturulan baskıya, Yahudi önderlerin destek verilen ve mali olarak Hitler’ i de bu baskıyı yapması amacıyla destekledikleri bu belgelerde yer alıyor. Genellikle de varlıklı Yahudi ailelere gözdağı vermek amaçlarıydı. Bu yüzden de toplama kamplarına yalnızca sakat, engelli, fakir Yahudiler getiriliyordu. Bunların yanısıra Romanlar ve Çingeneler de vardı. Bu korkutma ve baskıyla varlıklı Yahudiler satın alınan topraklara göçe zorlanmış oluyordu. Üstelik Hitler, devlet politikası olarak Yahudilere göçün önünü açıyordu. Soykırım hedefi olan bir diktatör neden bu tür bir göçe izin versin? Üstelik neden devlet politikasıyla da desteklesin? Göç etmek isteyen Yahudilerin göç organizasyonunu da Siyonistlerle beraber yürütmüş ve yalnızca Filistin’ e göçe izin vermişlerdir. Nazi subaylarından olan Adolf Eichmann bu göç organizasyonunun başında yer almış ve Macaristan, Çekoslovakya ve Avusturya’ da göç ofislerı kurdurmuştur. 1941′ e kadar bu ofisler vasıtasıyla Eichmann yasalar kapsamında Yahudi göçünü yürütmüş ve 250 bini aşkın Yahudi’ nin Filistin’e göçünü gerçekleştirmiştir. Hitler ilk olarak Romanya, Polonya, Avusturya ve Macaristan’ ı işgal etmiştir. Bunun nedeni de Yahudi nüfusunun bu ülkelerde daha çok olması olarak gösterilir.

Bizim de bilhassa 2. Abdulhamid ile görüşmelerinden tanıdığımız gazeteci siyonist Theodor Herlz bu husus ile ilgili şu şekilde diyor: Wilhelmstrasse’ nin saklı arşivleri, Hitler İmparatorluğu ile Yahudi Örgütleri arasında, Alman Yahudilerinin Filistin’ e göçlerini basitleştirmek hedefiyle bir uyuşma imzaladığını meydana koymaktadır.

2. Dünya Savaşı 1945 senesinde bitmiştir. Bundan yalnızca 3 sene sonra da İsrail Devleti 1948′ de kurulmuştur. Çok hususşulan bu husus ile ilgili düşünce yürütüp düşünce sahibi olmak, bu bulgular ışığında size kalıyor.

Işık’tan Daha Hızlı Bir Şey Var Mıdır?

Işık saniyede 300.000 km (üç yüz bin) süratle hareket etmektedir. Dünyamız içersinde düşününce bu sürat ulaşılamaz, şaşırtıcı bir sürat olarak görünüyor. Öyle ki ışık, bir saniye ortamında Dünya’’nın çevresini 7 kez dolaşabilir. Dünya’dan Ay’’a bir saniyede gidebilirdik. Ancak Evrenin şaşırtıcı büyüklüğü göz önüne alınınca ışık sürati yetersizdir. Eğer Işık süratinda hareket etseydik, Güneş’’e 8 dakikada ya da en yakın galaksi olan Andromeda’’ya 2 milyon senede gidebilirdik. Einstein’’ın ‘görelilik kuramyina’ göre ışık süratinden yüksek bir sürat yoktur. Yani ışık sürati limit noktasıdır. Ancak o vakitler bugün tanınan bulguların birçoğu bilinmiyordu. Mesela evrenin sıksık genişlediği.

Evrende yolculuk yüzlerce senedir insanlığın en büyük hayalleri olmuştur. Birçok bilim kompu filmlerine ve belgesellerine husus olmuş olan ışık süratinin ötesi var mı acaba? Günümüzde bilim adamlarına göre ve oluşturulan deneylere göre bu tür bir şey olası. Bilim adamları doğrulusunda oluşturulan, halen devam eden İsviçre’deki CERN deneyinde, atomik boyuttaki parçacıklar çarpıştırıldı. Gerek evrenin oluşumu, lüzum ışık sürati ile ilgili mühim bulgular elde edildi. Bazı parçacıkların az da olsa ışık süratini geçtiği saptandı. Bilim adamları neticeların hatalı olma şansına karşın, bunu 15 bin kez tekrarladılar ve netice tekrar aynı çıktı. Yine de bilim adamları bunun hatalı olma ihtimalini söylüyorlar. Peki hatalı değilse? O vakit görelilik kuramyi tamamiyle kalkmasa bile büyük değişikliklere uğrayacaktır. İnsanlığın yüzyıllardır hayalini kurduğu uzayda yolculuğu beklide olası olabilecek ve insanlık galaksinin sınırlarını zorlayabilecek. Günümüzde bu hususta birtakım kuramlar var.

Takyonlar
Işık süratinden yüksek süratlerın olası bulunduğunu ifade eden kuramlardan biri ‘Takyon’lardır. Teorinin özünde sanal rakamlar vardır. İzafiyet kuramyina göre E = m.c²’’dir. Burada E: enerji, M: kütle, c: ışık süratidır. Yani enerji ve kütle,sürata bağlı olarak değişir. Ama bu formülün yalın durumudir, formülün asıl durumu şudur:

Bu kurama göre şayet, cismin sürati ışık süratinden süratli olursa karekökün içerisi eksili çıkar. Buda kütleyi eksi dşayetlikli yapar. Normalde kütle eksi olamaz diyebiliriz, ancak sanal rakamlar matematikte kabul gördükten sonra çoğu hususta yararlı olmuştur. Bilinen fizik kurallarına göre bu olası değildir, ancak matematik bunu onaylıyor. Işık süratinin altındaki bir süratte hareket eden şeylere madde dersek şayet, ışık süratinden yüksek süratte hareket eden şeylere de anti madde diyebiliriz. Ancak burada sınır ışık süratidır, maddeler nasıl ışık süratinda hareket edemezse, takyonlar da ışık süratinda hareket edemezler.

Sicim Teorisi

Sicim kuramsi,temel fizik modellerinden biridir.Bu kuram evrendeki her şeyin sicim denilen bölünemeyecek kadar ufak olan (on üzeri eksi 35 metre) maddelerin değişik rezonanslarda titreşimi neticesi oluştuğunu söyler. Bilim adamları son 5 senedir bu kurama ‘’Her Şeyin Teorisi’’ diyorlar. Bilim adamlarına göre sicimler gözlemlenebilir ve anlaşılırsa,en ufak alemlerden en büyüğüne kadar her şey rahat bir şekilde açıklanabilecek.

M-Teorisi

M-Teorisine göre macro (büyük) alemlerdeki soruların cevabını micro (ufak) alemlerde bulabiliriz. Küçük bir numuneyle tanımlamak lüzumirse,bir saç teli uzaktan bakılınca tek ebatlı olarak görünür,yani yalnızca uzunluğu bulunduğu görünür. Ama bir karınca ya da bir pire amacıyla telin uzunluğu,hatta genişliği dahi vardır. Atomik boyutta da hal bu türdir. İnceleyemediğimiz sicimler şayet gözlemlenebilirse, evrenin sırları ile ilgili çoğu yeni bilgi edinebilir ve değişik boyutlara kapı açabiliriz.

Kızıl Gezegen Mavi Olur Mu?

Adını, kızıl renginden dolayı, Roma harp tanrısından alan Mars, dünyamız gibi yaşanacak bir yer olabilir mi? Mümkün olmasının yanısıra lüzumlu de. Güneşin ömrünü tamamlaya yakın ıkduğu vakitlerde şişmesiyle Dünya üzerindeki sular buharlaşacak ve yeyüzü yaşanamayacak derecede sıcak olacak.

Mars toprağın lüzumlu olan minareller doğrulusunda zengin. Yüzeyin altında, kutuplarda kuru buz(donmuş karbon dioksit) ile karışmış şekilde su belirlendi. Oksijen ise yüzeyde metal oksitlere bağlanmış olarak ve su kütlelerinde bulunuyor. Yeterli elektirik gücüyle oksijen ve hidrojen gaz olarak elde edilebilir.

Marsın atmosferinin bir alanı uzaya kaçmış(Mars’ın ufak olması nedeniyle) bir alanıysa yüzeye buz durumunda yapışmış durumda. Atmosfer basıncıysa Dünya’nın basıncının %1’inden daha az. Atmosferde %95 oranında karbon dioksit gazı, %3 oranında azot gazı, %1,6 oranında argon gazı bulunmakta. Atmosferin kalanınıysa oksijen gazı, su ve metan gazı oluşturmakta. Atmosferin büyük alanı sera tesiri yaratan karbon dioksit gazından oluştuğu amacıyla gezegen ısınmaya başladığında kutuplardaki donmuş karbon dioksit gaz hale geçtiğinde hem atmosferin kalınlığını hem de ısınmayı arttıracak.

Bir tek buzlaşmış karbon dioksitin gaz durumuna dönüşmesi atmosfer kalınlığını yaşanabilir seviyeye getirmeyecek. Hem de su gereksinimiz nasıl karşılanacak? Hani bizim oksijenimiz? Merak etmeyin hepsinin çözümü var. Öncelik ile su gereksinimiz Satürn ve Jüpiter’in buzla kaplı uydularından temin edilecek. Atmosfer kalınlığını yükseltmek amacıyla ısınmanın tesirini arttıracak öngörülen bir çok çözüm var. Oksijen amacıylase bilindik bir çözüm; algler.

Atmosfer basıncı hala düşük olacağından su hala sıvılaşmadı. Dünya’da Mars’taki gibi sıra dışı koşullarda hayatta kalabilecek alglerin sporları ve birtakım bakterileri bir rokete doldurup Mars’ın kutuplarına bırakmak yeterli olacaktır. Çünkü burada ne isterlerse bulacaklar. Yüksek ısı, çok karbon dioksit, radyasyon, rekabetsiz ortam… Bu ismim yalnızca oksijeni değil atmosferin kalınlınlığını da etkileyecek. Yayılan algler toprağın rengini koyulaştıracaklarından toprak daha çok güneş ışığı çekecek ve atmosfer de bu sayede daha çok ısınacak.
İnsanlar başlangıçta oksijen tüpü kullanmak mecburiyetinde kalacaklardır ancak topraktaki oksitli metalleri işleyecek fabrikalar ve Dğünya’dan getirilecek bitkilerle oksijenleşme ismimı hızlandırılacaktır. Atmosfer kalınlığı yükseltmek amacıyla başka bir düşünce de gezegeni kloroflorokarbon(CFC) bombardımanına tutmak.

Son olarak çözülmesi gereken sorununsa Mars’ın yüzeyindeki yüksek radyasyon. Fakat gezegenbilimciler gezegenin ısınıp atmısferin kalınlaşmasıyla bu oranın da tahammül edilebilecek bir seviyeye ineceği görüşündeler.

Magazin haberlerinden Öne Çıkanlar

Neslihan Atagül-Kadir Doğulu Çifti Balayında!

İlişkileri kadar düğünleri ile de olay olan ve herkesin gıpta ile baktığı Neslihan -Kadir Doğulu çifti, masalsı düğünlerinden sonra balayı tatili olarak hangi ünlü balayı noktasını tercih ettiler? Ünlü çift balayı tatili için nereye gittiler? İşte çiçeği burnunda çiftin balayı tercihi…

Geçtiğimiz günlerde görkemli bir düğün töreni ile evlenen oyuncu çift Kadir Doğulu ve Neslihan Atagül, balayı için ünlü tatil noktası Maldivler’i tercih etti. Çiçeği burnunda çift, Maldivler’deki balayı tatilinden bazı fotoğrafları resmi sosyal medya hesaplarından takipçileri ile de paylaştı.

Çiçeği burnunda çift, balayı tercihini ünlü balayı adresi Maldivler’den yana kullandı. Ünlü çift, Maldivlerde kaldığı otele ise rekor bir ücret ödedi. Kadir Doğulu ve Neslihan Atagül’ün kaldığı lüks otelin gecelik fiyatı yaklaşık 4 bin TL olarak iddia edildi.

Çiçeği burnunda çiftten Kadir Doğulu resmi sosyal medya hesabından paylaştığı fotoğrafın altına yazdığı yorum ile eşine iltifatlar yağdırdı. Ünlü oyuncu; ‘Maldivler’de güneşe ihtiyacım yok. Batmayan güneşim Neslihan Atagül Doğulu’ yazdı.

 

Acun Ilıcalı’dan Darbe Girişimine Tepki!

Türkiye’de 15 Temmuz gecesi yaşanan ve tüm Türkiye’nin sokağa dökülmesini ve millet iradesini göstermesine sebep olan darbe girişimine magazin dünyasının ünlü isimlerinden de tepkiler gecikmedi. Birçok ünlü isim hem sosyal medya hesaplarından hem de katıldıkları programlardan darbe girişimine tepki gösteren söylemlerde bulundu. Darbe girişimine sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımla tepki veren isimlerden birisi de televizyon dünyasının ünlü isimlerinden olan Acun Ilıcalı oldu. Resmi Instagram hesabından paylaştığı bir yazı ile gelişen olaylara tepki sunan Acun Ilıcalı, “Türk olmaktan gurur duyuyorum!’ şeklinde ifadelerini paylaşmıştır.

Acun Ilıcalı milletçe demokrasiye sahip çıkıldığını belirterek, demokrasiye sahip çıkarken şehit olanlara da Allah’tan rahmet dilemiştir.

Ünlü televizyoncunun resmi sosyal medya hesabından yaptığı bu paylaşım, binlerce beğeni ve yorum aldı.

 

Pınar Altuğ Ve Tamer Karadağlı Yeniden Bir Arada!

Bir zamanlar televizyon dizi dünyasına damga vuran ve yayınlandığı dönemde izlenme rekorları kıran ‘Birol Güven’ imzalı Çocuklar Duymasın dizisinde yıllarca birlikte başrol oynayan ve tüm Türkiye’nin Meltem ve Haluk’u olan Tamer Karadağlı ve Pınar Altuğ, yıllar sonra yeniden kamera karşısına geçmeye hazırlanıyor. Sevenleri ile tekrar buluşmaya hazırlanan iki ünlü oyuncu Pınar Altuğ ve Tamer Karadağlı, izleyici karşısına bu kez de bir sinema filmiyle çıkacak.

Tamer Karadağlı ile Pınar Altuğ’un, yayınlandığı dönemde büyük başarı yakalayan dizisi “Çocuklar Duyması”ndan sonra tekrar birlikte kamera karşısına geçecekleri “Pamuk Prens” sinema filminin hazırlıkları tam gaz devam ediyor. Film hakkında elde edilen ilk bilgilere göre filmin ekim ayında vizyona girmesi bekleniyor.

Tamer Karadağlı ile Pınar Altuğ’u yeniden bir araya getirecek olan Pamuk Prenses filmi ile ilgili büyük bir tanıtım kampanyası da düzenlenecek. Filmin tıpkı Çocuklar Duymasın dizisi gibi yine Birol Güven imzalı olacak.

 

İrem Derici Ve Lider Şahin İlişkisi Tam Gaz Devam Ediyor!

Ünlü şarkıcı İrem Derici’nin gündemden düşmeyen ilişkisi Selami Şahin’in oğlu Lider Şahin ile birlikteliği tam gaz devam ediyor! Lider Şahin’in ailesi tarafından onaylanmayan bu ilişkide, ilişkinin tarafları birlikte vakit geçirmeye ve eğlenmeye devam ediyor!

İrem Derici, Lider Şahin ile olan ilişkisi gün yüzüne çıkınca, birlikte görüntülenmemeye özen göstermişti. Geçtiğimiz gece de birlikte bir gece kulübünde eğlenen çiçeği burnunda çift İrem Derici ve Lider Şahin, mekân çıkışında birlikte görüntü vermemek için ayrı bir şekilde çıkmayı tercih etti.

Önceki gece Arnavutköy’ de bulunan ve son zamanlarda ünlü isimlerin de uğrak adresi olan Alexsandra isimli mekânda eğlenen İrem Derici ve Lider Şahin, mekândan ayrı bir şekilde çıktı. Mekândan önce çıkan Lider Şahin, aracında 15 dakika kadar sevgilisi İrem Derici’yi bekledi.

İrem Derici ise fazla kaçırdığı alkolün etkisi ile ayakta durmakta zorlanırken, mekân çıkışı arkadaşından destek aldı.

Tavuklu Mantı

Tavuklu Mantı Tarifi ve Malzemeleri ;

Malzemeler ;

2 adet yumurta
1 su bardağı su
2 çay kaşığı tuz
5 su bardağı kadar su
İç harcı için ;
2 adet tavuk göğsü
200 gram tavuk ciğeri
2 orta boy kuru soğan
1 kahve fincanı pirinç
2 çay kaşığı tuz , karabiber
2 yemek kaşığı sıvı yağ

Yumurtaları derin bir yoğurma kabının içine kırın ve üzerine su ile tuz ilave ederek karıştırın. Unu da yavaş yavaş ilave ederek kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edene kadar yoğurun. Hamurunuzun pürüzsüz olmasına özen gösterin. Hamurun üzerini bir bez ile örterek 20 dakika kadar dinlendirin. Bir tencereye yıkanmış tavuk göğüslerini ve 4 su bardağı su koyarak bir çay kaşığı tuz attıktan sonra haşlayın. 20 – 25 dakika haşlandıktan sonra ocaktan alarak tavuk etlerini küp küp doğrayın ve bir kenarda bekletin.

Tavla zarı formunda doğradığınız tavuk ciğerlerini ayıklayıp yıkadıktan sonra, incecik doğradığınız soğanları,  sıvı yağı  ayrı bir tencerede kavurun. Tuz karabiber ve yıkanmış pirinçleri, kavrulmuş ciğerin üzerine ilave ederek bir miktar karıştırdıktan sonra 1 su bardağı su ilave ederek pişirin.

Pişen ciğerli pirinci kenarda bekleyen tavuk parçalarını da ilave ederek karıştırın. Bekleyen hamuru eşit büyüklükte 4 parçaya ayırın. Bezeleri oklava yardımı ile ince ince açın. Açtığınız bütün yufkaları 5×5 santimlik kare parçalar halinde kesin.

Her kare parçasının ortasına bir miktar tavuklu içten koyup üçgen mantılar şeklinde kapatın. Kapatılan mantılar yağlanmış bir tepsiye yan yana yerleştirin. Mantıları 180 derece önceden ısıtılmış fırına sürün ve kızartın. 30 – 35 dakika üzeri kızarana kadar pişmesi yeterli olacaktır. Fırından çıkan mantıların üzerine haşladığınız tavuk suyundan  iki su bardağı kadar gezdirdikten sonra tekrar fırına verin. Mantılar suyunu çektikten sonra çıkarıp sıcak halde servise sunun.

7 – 8 kişilik olan tavuklu mantı dilerseniz içine ciğer konmadan da pişirilebilir. Toplamda bir saatte hazırlanan mantılar servise sıcak sunulmalıdır.

 

 

Tavşan Yahnisi

Tavşan Yahnisi Tarifi ve Malzemeleri ;

Malzemeler ;

1 kır tavşanı
Yarım kilo soğan
2-3 diş sarımsak
1 bardak zeytin yağı
1 fincan sirke
Tuz , karabiber

Bir adet tavşanın derisi yüzülüp içi güzelce temizlendikten sonra bol su ile ıslatarak bir gece önceden suda bekletilir. Böylece kanı temizlenmiş olur. Ertesi gün güzelce yıkanıp hazırlanır. Küçük küçük yemeklik parçalar halinde doğranarak büyük bir tencereye konulur. Bir kenarda yemeklik doğradığınız 500 gram soğanı, 2 – 3 diş sarımsağı, 1 çay bardağı zeytinyağını, bir fincan sirkeyi ve damak tadınıza göre ayarlayabileceğiniz tuz ile kara biberi, tenceredeki tavşan etlerinin üzerine ekleyerek üzerini biraz geçecek kadar su ilave edilir.

Tencerenin kapağı kapatılarak, altını orta ateşe ayarlayıp pişmeye bırakılır. Tavşan etleri yumuşayıncaya kadar pişmesi gereken tavşan yahnisinin kontrol edilerek pişirilmesi gerekir. Pişme süresi tavşanın etinin yumuşaklığına bağlıdır. Ortalama bir saat kadar sürede pişecektir. Tavşan yahnisi mutlaka pilav ile servis edilmelidir. Yanında kaymaklı yoğurt veya ayran olması lezzetine lezzet katar. Rumeli taraflarında çok sık yapılan tavşan yahnisi çok sağlıklı bir yemektir. Ayrıca Rumeli de tavşanın böreği bile yapılır. Pilav üzerine haşlanan tavşan etlerinin didilerek servis edilmesi de ayrıca çok meşhurdur.

 

İlklerin Zorlu Toplantısı

MGK toplantıları bu güne kadar yaşanmamış bir olaya tanıklık etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde toplanan MGK birçok gündemi masaya yatırdı. Daha önce Dışişleri Bakanı olarak MGK toplantılarında bulunan Ahmet Davutoğlu da toplantıya Başbakan sıfatı ile katıldı. Kuvvet komutanları ve yüksek rütbeli komutanların önlerinde bulunana dolu evraklarda dikkat çekti.

MGK toplantısı birçok ilke ev sahipliği yaptı. Numan Kurtulmuş ve Yalçın Akdoğan yeni Başbakan Yardımcıları olarak Mevlüt Çavuşoğlu yeni Dışişleri Bakanı olarak Orgenaral Abdullah Atay ise Jandarma Genel Komutanı olarak ilk kez MGK toplantısına katıldı.

Toplantının ana gündem maddelerinden biri olan paralel yapı ile mücadelede ileri aşamalara geçilmesi bekleniyor. Ayrıca IŞİD tehlikesinin Suriye ve Irak üzerindeki emelleri ile birlikte Kobani meselesi ele alınacak. Terör örgütü yandaşlarının son zamanlarda yaptıkları saldırılarında konuşulması gündemde son olarak bir astsubaya yapılan saldırı ile üst üste gelişen terör olayları çözüm sürecine zarar verir mi sorusunu beraberinde getiriyor. Suriye’de oluşturulması planlanan uçuşa yasak bölge konusu da evraklarda bulunana diğer bir gündem maddesi.

Zeytinyağlı Kereviz

Zeytinyağlı Kereviz

Kerevizleri kalın dilimleyin.
Kerevizleri kararmaması için limonla ovun veya limonlu suda biraz bekletin.
Kerevizleri yayvan bir tencereye koyun.
Soğanları sıvıyağda kavurun.
Daha sonra üzerine iri doğranmış patates ve havucu ekleyin.
Kerevizlerin üzerine kavurduğunuz harcı paylaştırın.
Üzerine tuz, toz şeker ve zeytinyağını, biraz limon suyu ve biraz su ilave ederek orta hararetli ateşte yarım saat pişirin.
Piştikten sonra oda sıcaklığındaki bezelye ve dereotu ile süsleyin.
Zeytinyağlı Kereviziniz Servise Hazır…

Allık Nasıl Sürülür ?

Kadınların en çok kullandığı ve en sık tazelediği makyaj ürünü rujdur. Ruj kadınların yüzüne renk verir, çekiciliğini artırır. Bu nedenle ruj kadınların çantalarından da eksik etmediği vazgeçilmezidir. Fazla zaman alınmadan kısa sürede sürülerek makyaja son nokta konulur ruj ile.

Her kadının dudak yapısı bir birinden farklıdır. Bu farklılığı göz önünde bulundurarak renk seçimi yapmak oldukça önemlidir. Doğru renk kullanmakta yetmez bazen dolgun göstermekte önemlidir. Dolgun ve çekici dudakları her kadın ister. Bunun için kendi dudak yapımıza göre uygun olan tonları, parlatıcıları kullanmalıyız. Burada göz ardı edilmemesi gereken bir diğer husus ise tarzınız ve yaşınız.

Kalın dudaklar için; önce dudaklarınıza biraz fondöten sürün bu dudaklarınızın daha doğal görünmesi için çizgileri belirginleştirecektir. Dudaklarınızı ince göstermek istiyorsanız dudak kalemi kullanmalısınız. Dudak kalemini dudak çizginizin içine doğru sürmelisiniz. Koyu tonları tercih etmelisiniz. Parlatıcılara veya parlak tonlara ihtiyacınız yoktur. Kalın dudaklara en çok yakışan kırmızıdır. Kırmızı oldukça dolgun gösterir.

İnce dudaklar için; dudağınıza ipeksi bir görünüm için biraz pudra sürün. Dilerseniz dudak kalemi kullanabilirsiniz. Dudak kaleminin dudak çizginizin dışına doğru sürmelisiniz. Açık tonlar, pastel tonlar sizin renginizdir. Dilediğiniz açık tonları kullanıp üzerine parlatıcı sürebilirsiniz. İnce dudaklara en çok yakışan renkler bej, ten rengidir.
Normal dudaklar için; dudağınız ne kalın ne de ince ise dudaklarınıza bir miktar fondöten sürebilirsiniz doğal görünüm verir ve istediğiniz rengi, tonu kullanabilirsiniz.

2016 Bayan Battaniye Panço Modası

Kış günleri geldi çattı bizlerde hem stilimizden ödün vermeden hem de soğuk kış aylarında kendimizi koruyacak kıyafet arayışlarına girdik. Aslına bakarsanız bu arayış biraz gereksiz gibi görünüyor 2017 kış sezonu panço modellerini gördüğümüz zaman. Hem içimizi hem dışımızı ısıtacak cinsten bu modeller. Son y1ıllarda oldukça beğeni gören pançolar bu sezonda yepyeni modelleriyle beğenilere sunuluyor. Eski dönemleri, daha detaylı olmak gerekirse, 60’lı yılların esintisini bol bol görebileceğiz bu sezonda.

Özellikle bu sezonun en dikkat çekici panço modellerinde, başta mavi ve gri olmak üzere krem ve siyah tonları da oldukça ilgi göreceğe benziyor. Battaniye görünümlü bu pançolar, geometrik şekilleri ve etnik desenleri ile kıyafetlerimize ayrı bir hava katacak. Dilerseniz spor dilerseniz de klasik bir görünüm kazanabilirsiniz 2017 panço modelleri ile. Üstelik yalnızca sokak stilinde rastlamıyoruz bu modellere. Dünyaca tanınmış ünlülerinde gözde kıyafetleri arasında panço modelleri.

Yalnızca ünlüler ya da büyükler için değil bu pançolar. Minik çocuklarımızı da unutmuyoruz tabi ki… Öyle güzel desenler, öyle güzel modeller var ki çocuk pançolarında, hem şirinliklerine şirinlik hem de sıcaklıklarına sıcaklık katacak. Aman ha çocuklarımızı üşütmeyelim… Lafı şöyle bir toparlamak gerekirse, küçük büyük, spor klasik, tarz model, hemen hemen herkes için mutlaka bir panço bulunmakta. Hem şıklığınıza şıklık hem de kışınıza yaz getirecek.

2016 Bayan Kot Yelek Modelleri

Bayanlar, her daim tarz görünmek ister. Kişiliklerini kıyafetlerine yansıtarak herkesin beğenisini kazanmak her kadının hayalidir. Bu yılın modası ise, daha çok kot ceketler, kot yelekler, kot pantolon ve kot eteklerdir. Hem şık hem spor bir görünüm yaratan bu kombinler rahatlığı ve spor şıklığı bir arada yaşamanızı sağlayacak ve aynı anda tarz görünmenizi sağlayacaktır. Spor şıklık tercih eden bayanlar, rahatına düşkün olan hanımlar, doğal görünmeyi seven kişiler için oldukça uygun bir tercih olacaktır.

2017 kot yelek modelleri tarzınıza uygun bulabileceğiniz pek çok modelleri ile şık ve modern görünmenizi sağlayacaktır. Kot yeleklerin en modern en yeni modelleri, önden bağlamalı ve önden düğmeli modellerdir. Bu modeller genellikle kısa olarak tasarlanmıştır. İçine beyaz düz bir bluz giyerek kolayca kombinleyebileceğiniz bu modeller sizin çok şık bir görüntüye ulaşmanızı sağlayacaktır. Kot, spor şıklığı yaratmak için muhteşem bir seçimdir. Bu seçimi kendi vücut tipinize uygun olarak yaptığınızda çok hoş bir görünüme ulaşabilirsiniz.
Yumuşak kot yapısı ile rahatlığınızı sağlayacak modelleri tercih etmeniz yaz aylarında daha rahat etmenizi sağlayacaktır. Bunun yanı sıra kot yelekler modern formları ve değişik tarzları sayesinde size farklı bir hava katacak ve modern ve zarif görünmenizi sağlayacaktır. Seçtiğiniz kot modellerinin renkleri de oldukça önemlidir. Yaz aylarında daha açık renk kot modellerini, kış aylarında ise daha koyu renk kot modellerini tercih edebilirsiniz. Ayrıca taşlanmış kot yelek modelleri, eskitilmiş kot yelek modelleri de bu yılın kreasyonunda ön plana çıkan modeller olarak vitrinleri süslemektedir. Bu modellerden vücudunuza en uygun olan yelek tarzını tercih etmelisiniz. Fazla kilolarınız var ise, uzun yapıdaki kot yelekleri tercih ederek fazla kilolarınızı kamufle edebilirsiniz.

2016 Yırtmaçlı Etek Modelleri

Yazın etkisi geçmemiş olmalı modacılarda 🙂 Mavi, pembe yırtmaçlı eteklerin havası kışa doğru esinlenmiş gibi gözüküyor.

Yeni sezon etek modellerinde yırtmaç olmazsa olmaz şeklinde 😉 koleksiyonlarda eteklerdeki hafiften açılan yırtmaçlar ve kombinler şık ve salaş görünüme sahip. Kış kombininde en çok kullanılan parçalardan biri de yırtmaçlı etekler olacak bu yıl. 2017 modası uzun kısa eteklerin yırtmaçıyla dikkati çekiyor. Yırtmaçlı eteğiniz kovboy tarzı çizme ve deri çeket ile kombinleyerek giyildiğinde çok şık duruyor. 2017 yırtmaçlı mini etek modelleri farklı ve desenleriyle, ilgi çekici hale getiriyor. Artık sadece uzun eteklerde yırtmaç detayı yok mini eteklerde ki detay göze çarpıyor. Fiziğine ve bacaklarının görünümüne güvenen bayanların tercihi…

2017 sezonunda her şey renkli bunlardan biri de etekler renkli cıvıl cıvıl görünüme sahip. Genellikle uzun bayanların tercih ettiği uzun eteklerde en çok kullanılan dekolteli yırtmaçlı etekler… İstediğiniz kumaş ve renkte yırtmaçlı etek modellerini kolaylıkla bulabilirsiniz. Günlük ve özel davetlerinize uyumlu çok şık kombinler de yaratabilirsiniz. Spor, klasik modern görünüme sahip olabilirsiniz. Sırt dekoltesinin yerini bu yıl etek yırtmaçları alıyor. Hem modern hem de şık bir stile sahip olmak için canlı renkte yırtmaçlı eteğiniz ile altına topuklu botunuz ve üzerine deri ceketi aldığınızda kombin tamamdır. Sizin dolabınızda 2017 ‘in yırtmaçlı eteklerinden yer aldı mı? Almadıysa hemen vitrinlere bir göz atın…

2016 Yeni Renkli Abiye Trendleri

Bayanların tercihi olan ışıltılı, renkli ve taşlı abiye modelleri. Dekolteli şık bir abiye modelleri. Genellikle bayanlarımızın vazgeçilmezi olan renkler kırmızı, pembe, mavi, fuşya tonları abiyeler sizlere sunuluyor. Herkesin gözünü kamaştıran bu abiye modelleri önü kemerli, yanları yırtmaçlı olarak tercih ediliyor.

Bayanlarımızın ve genç kızlarımızın korkulu rüyası düğünler yaklaşınca acaba ne giyinsem ne alsam sorununu bu siteden giderebilirsiniz. Yeni Renkli Abiye Modelleri için nelalacaz.com’dan bulabilirsiniz.

2016 Bayan Bol Paça Modelleri

Sezonun trendlerini mi merak ediyorusunuz? 2017 ‘in gözdesi olan bol paça pantolonlar…

Bol paça pantolonlar hem rahattır, hem de kalçaları dengeler, paça tasarımı kalçayı dengelediğinden geniş kalçalı bayanların daha çok tercih ettiği bir üründür. Basenleri olan bayanların da ilgi odağı bol paçalı pantolonlar. Tabi bununla birlikte boy oranıda önemli kısa boylu kadınlar için yüksel bel ve bol paça pantolonlardan uzak durmalıdırlar. orta ve uzun boylu bayanlar yüksel bel ve bol paça pantolonlarını topuklu ayakkabılar ile kombinleyip şıklıklarına şıklık katabilirler. Boyunuz daha uzun gözükmesini istiyorsanız düz renk bol paça pantolon modelleri size uyumlu olacaktır. Bol paça pantolonlar bu yılın en şık kırmızı, yeşil, bordo, siyah, beyaz, gri, mor, sarı kış renklerini üzerinizde taşıyarak kombinlerinizi yapabilirsiniz. Modacılar bu modellerin kumaş özelliklerini de göz önünde bulundurarak yün, kaşe, pamuklu kumaşlardan altarnetifleri sunmuşlardır.

Yılın en güçlü tasarımı desenli bol paça pantolonlar 2017 in trendi… Yüksek belli pantolon giydiğinizde içinize bluzunuzu sokarak giyebilirsiniz. Mİni ceketleriniz ile bol paça pantolonlarınız çok yakışacak özellikle biker ceketlerle kombinleyebilirsiniz. Genelde bol paça pantolonlar yüksel bel olduğu için en güzel crop tops üstler ile kombinlendiğnde çok şık duruyor. Bol paça pantolonlar ile ayakkabı seçimleri topuklu, dolgu topuklu ayakkabılar ile göz kamaştıracaksınız. Boyunuz uzun ise düz tabanlı ayakkabılarla da bu görünümü sağlayabilirsiniz.

2016 Kulaklı Bere Modelleri

Kışla birlikte vitrinlerde bereleri aramaya başlayacağımız bir sezona giriyoruz 🙂 Sıcaklığını sevdiğimiz bere modelleri bu yıl da canlı renkleriyle ve birçok çeşitleriyle imdada koşuyor. 2017 kış sezonunda en çok tercih edilecek modellerden biri kulaklı bere modelleri. Kızlara ayrı bir tatlılık ve şirinlik katıyor. Bu sene her parçanın üzerinde sevimli karakterlerin olması buna işaret ediyordu zaten. 2017 de başınız ve boyun kısımınız düşünülmüş sıcacık tutsun diye en çok tercih edilecek ürün haline gelen kulaklı bereler sizi yaşınızdan oldukça küçük ve sevimli gösterecek. Kışın soğuğudan hep korunup hem de şıklığınızdan ödün vermemeniz için yine modacılar iş peşinde…

Kulaklı bereler; şirin, tatlı, trend, farklı ve modern bir tarza bürünmek istiyorsanız her zaman takabiceğiniz şapka modelidir. Rengârenk örgü modellerini kendinizde dilediğiniz modelde yapabilirsiniz ya da satın alabilirsiniz. Şu iki yılda o kadar renkli ve eğlenceli tasarlanmış ki bere modelleri insanı farklı ruh hallerine sokabiliyor. Kafamıza giydiğimizde yüzümüzde gülümseme yaratmasına bile yardımcı oluyor. Benim bu sene en çok takacağım model kulaklı bere modeli… Her rengiyle büyüleyici içimi ısıtıyor. Siz de kendinize hem bir uğraş hemde kendi stilinizi yaratmak istiyorsanız şimdiden başlayın örmeye kendinize ya da sevdiklerinize güzel bir hediye olarak da verebilirsiniz. Kombinlerinizin ayrılmaz parçası olacak siz nasıl buldunuz bu yılın kulaklı berelerini bayanlar?

En Güzel Yeni Sezon Bayan Cüzdan Modelleri

 

Birbirinden şık ve kaliteli bayan cüzdan modelleri. Bayanların kullanabileceği kibar cüzdan modellerimiz. Her bayanın kullanacağı birbirinden güzel ve renkli cüzdanlar sizlerle buluşuyor. Daha çok kahve tonları tercih edilen bayan cüzdan modelleri. Her ebatlara göre tasarlanmış ve çeşitli aksesuarlarla süslenmiş olan bu cüzdanlar dikkat çekmeye devam ediyor.

Her bayanımızın tercihi ve zevkleri için sitemizden takip edebilirsiniz. Birbirinden görkemli bayan cüzdanları aşağıdaki galeriden görebilirsiniz.

 

 

2016 Kış Bayan Bot Modelleri

Bayanların sonbaharla birlikte en çok tercih ettiği ayakkabı türlerinden biri çizmedir. Çizme seçerken mümkün oldukça bacak boyunuza göre seçim yapın. Eğer bacak boyunuz kısa ve kalın ise uzun cizmeden sakının tercihiniz kısa botlar olsun .(diz ile bilek arası )

Uzun ve ince bacaklı bayanlar ise sivri burun çizmelerden uzak durmalıdır. Geçen dönemin bot ve çizme modellerinin etkileri devam etmekte…

Ahşap topuk bot ve çizmeler:

Son yıllarda kadınların favorisi olan ahşap topuklar; deri ve süetlerin altında kullanılıcak olan ahsap modeller tarzınızı

ortaya çıkaracak.

Yarım botlar:

Şıklığı ve rahatlığıyla ofiste bayanların elbise ve eteklerinin altına kombin etmeyi sevdiği seçeneklerden.

Motorcu botlar:

Özgürlüğünüzün sembolü motorcu botlar 2017 de en trendlerden olcak. Büyük tokalı, fermuarlı siyah ve kahverengi en beğenilen renkleri.

Binici çizmesi:

Hiç modası geçmeyen bu yılda tercih edilecek olan model.Binici çizmeleri taytla bütünleşince muhteşem oluyor.

Avcı çizmesi:

Cıvıl cıvıl genç kızların en sevdiği model tüm renkleriyle. Bu yıl metalik etki avcı çizmeleri yer alacak

Pastel renkler Sokakları büyüleyecek pastel renk yılan ve timsah derisi modeller… Pastel renk 2017 i etkisinde bırakacak.  Bu yıl diz üstü çorap ve kışlık mini etek düz taban botlarınızı da giydiğinizde harika çekici bir görünüme sahip olursunuz. Kışlık bot modelleri arasında istediğiniz renk ve istediğiniz ayakkabı modelini mutlaka bulacaksınızdır. Bu sezon botlar bir harika.

Muhallebi (Gül Suyu Aromalı)

Orta boy bir tencere alarak ocağın üzerine koyun ve soğuk 1 kilo kadar  sütü içerisine boşaltın.

Bir çorba kâsesine tencereden bir bardak kadar su alarak içerisinde 3 çorba kaşığı pirinç ununu eritin. Erittiğiniz pirinç unlu süt karışımını tencereye boşaltarak altını yakın.

Sürekli karıştıra karıştıra kaynama noktasına ulaşmasını sağladıktan sonra, 5 dakika kadar kaynamasını bekleyin.

Güzelce piştikten sonra ocağın altını kapatın. Karışımın üzerine yarım çay bardağı kadar gül suyunu ve 2 çorba kaşığı margarini ilave ederek güzelce karıştırın.

Kâselere veya kuplara doldurarak soğumasını bekledikten sonra üzerine azar azar tarçın serpip servise hazır hale getiriyorsunuz.

Servis etmeden önce üzerine birkaç damla daha gül suyu damlatabilirsiniz.  Eğer mevsiminde isek gül yaprakları ile süsleyerek servis yapabilirsiniz. Pembe gül yaprakları harika bir servis seçeneğidir.

Eğer mevsimi değil ise tarçın çubukları ile süslenip de servis edilebilir. Yaklaşık 5 kişilik olan gül suyu aromalı muhallebinin hazırlanması da çok kolaydır.

Sadece 15 – 20 dakikada hazırlanır ve servis edilir. Bu tarifi bebeklerinize mama olarak da hazırlayabilirsiniz.

Muhallebi (Gül Suyu Aromalı) Tarifi ve Malzemeleri ;

Malzemeler ;

1 kilo süt
Yarım çay bardağı gül suyu
1 , 5 su bardağı toz şeker
3 çorba kaşığı pirinç unu
2 çorba kaşığı margarin
Üzerine bir miktar tarçın

Bahar Çorbası

Çorbanın hazırlanışına pirinçlerin beyaz unu akana kadar yıkayıp bir tencereye alarak haşlayarak başlıyoruz. Pirinçler haşlanırken diğer bir tarafta, yeşil biberi, kırmızı biberi  ve domatesi ince ve küçük küçük doğrayın. Çorbayı pişireceğiniz tencereyi ocağın üstüne alarak bir yemek kaşığı tere yağ ve bir yemek kaşığı sıvı yağ ilave ederek altını yakın.

Yağlar eriyip birbirine  karışınca tencerenin içine ince ince kıyılmış bir adet soğan ilave edin. Bir iki çevirdikten sonra doğradığınız yeşil ve kırmızı  biberleri de ilave edin ve karıştırın. Üzerine unu koyup bir kaç dakika daha kavurun. 2 çorba kaşığı salçayı ve bir adet ince doğranmış domatesi tencereye ilave ettikten sonra karıştırarak üzerine 2 bardak da soğuk su ilave edin. Böylelikle çorbanın kıvamı kolay açılır.

Haşlanmış olan pirinçleri de üzerine ilave edip kıvamını ayarlayın ve kaynamaya bırakın. Kaynama başladıktan sonra 3 – 4 dakika altını kısıp kaynatın ve tuzunu ilave edin ve ocaktan alın. Servis kâselerine aldıktan sonra üzerine ince kıyılmış maydanozu ve fesleğeni ekerek süsleyin. Acı sevenler için çorbanın yanına pul biber ve limon suyu da konulabilir. Limon suyu bu çorbaya çok yakışır. Yaklaşık 6 – 7 kişilik ve çok pratik bir çorbadır. 20 dakikada hazır hale gelir.

Bahar Çorbası Tarifi ve Malzemeleri ;

 

Malzemeler ;

1 çay bardağı pirinç
1 adet soğan
1 tane kırmızı biber
3 yeşilbiber
1 domates
2 yemek kaşığı un
2 çorba kaşığı salça
1 çorba kaşığı tere yağı ve sıvı yağ
Üzeri için ;
Fesleğen
Maydanoz
Dileğinize göre pul biber ve limon suyu
Exit mobile version