Sevgililere Hediyeler

Sevmek, aşık olmak dünyanın en güzel hissi. Hele de sevdiğiniz tarafından aynı aşkla seviliyorsanız. İlk buluşma, ilk konuşma, midenizde uçuşan kelebekler ve hayatınızda yeni bir dönemin başladığını anladığınız o mutluluk. Görünüşünü, karakterini, tavırlarını, sesini sonuna kadar özümseyip, her şeyi ile aşık olduğunuz kişi. Sevgili, sadece ‘’sevgi’’ kelimesini içeriyor gibi görünse de pek çok duyguyu içinde barındıran bir kelime. Saygı, anlayış, hoşgörü, sadakat, bağlılık gibi duyguları. Aşk’a kapılmak sizin bile kendinizde daha önce görmediğiniz yanlarınızı ortaya çıkarır. Bunlar çok güzel hisler elbette ancak bir de ikinizin de sorumluluğunda olan bir ilişki vardır ve ilişkinizi olabildiğince canlı tutmak ve bağlarınızı güçlendirmek adına yapmanız gerekenler vardır. Bunlara gerekenler diyoruz ancak, gerektiği için değil zaten içinizden geldiği için yapıyorsunuzdur. Güzel sözler söylemek, anlayışlı davranmak, onu düşündüğünüzü gösteren küçük jestler yapmak, ilgili davranmak ve bir de sevgililere hediyeler vermek. Küçük ya da büyük fark etmeden, anlamlı hediyelerle kalbini fethetmek. Bodo burada sizin yardımcınız olacak. Hediyede büyük bir devrim yaratan bodo, capcanlı hediye tarzı ile sizlerle!

Sevgililere hediye önerileri

Gözlerinizi kapattığınızda kendinizi orda bulmak istediğiniz bir yer hayal edin. Dağlar mı, deniz mi, bir tatil mi, orman mı, gökyüzü mü ya da adrenalin dolu bir pist mi? Siz söyleyin! Çünkü Bodo.com’ size her birini çok özel deneyimler ile birlikte sunuyor. ‘’Adrenalin’’, ‘’Romantik’’, ‘’Tatil’’, ‘’Aktivite’’, ‘’Su Aktiviteleri’’, ‘’Tekno’’, ‘’Yeni Deneyim’’, ‘’Uçuşlar’’, ‘’Sürüş Deneyimi’’, ‘’Atış Deneyimi’’, ‘’SPA ve Masajlar’’, ‘’Oyunlar ve Partiler’’ hepsi bu platformda! Sevgiliniz için, doğum gününde, tanışma yıldönümünüzde, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde, Yılbaşı ve kutlamayı istediğiniz her özel günde, ya da özel olmasını istediğiniz günlerde bodo eşsiz sürprizler sunuyor. Sevgilinizle çılgın ve heyecan dolu bir dünyanın kapılarını aralayın! Yılbaşı hediyesi olarak, baş başa ve huzurlu bir tatil yapmak isterseniz,’’İki Kişi için Hafta Sonu SPA Tatili’’. Deneyiminizi gerçekleştireceğiniz harika fırsatlarla dolu otelde, her şeyden uzak baş başa dinlenirken birbirinizi daha iyi anlayıp tanıyabileceğiniz rahat bir iletişim kurma fırsatı da bulacaksınız. https://bodo.com/tr/ 

Sevgililere hediye fikirleri

Bodo.com kategorilerini açın inceleyin ve daha sonra kendinizi nerede bulmak istediğinizi hayal edin. Kendinizin ve sevdiklerinizin zamanını boş yere akıp giden heba olan bir su gibi akıtmak yerine size fayda sağlayacak ve keyif verecek aktivitelerle süsleyin. Sizler de adrenalin tutkunu bir çiftseniz, sevgilinizle geçirebileceğiniz en heyecanlı yıldönümü deneyim hediyesi ile tanışın, ‘’Yamaç Paraşütü Tandem Uçuşu ve Video Çekimi’’. Yine en çok tercih edilenlerden, harika bir yıldönümü hediye önerisi, ‘’Airbus A320 Uçuş Simülatörü Deneyimi’’. Sevgilinizin doğum gününde yanında olamıyorsanız, ona tek başına da harika vakit geçirebileceği bir hediye verin, ‘’Kahve Masajı’’. Birlikte eğlenceli bir Sevgililer Günü geçirmek isteyenlere, ‘’İki Kişi için ATV Turu’’. Heyecanı kaçan sıradan hediyelikleri unutun, benzersiz deneyim hediyeleri ile kendinizi yeniden keşfedin.

Simultane Tercüme Nedir? Avantajları Nelerdir?

Ülkemizde uluslararası görüşmelerde ya da etkinliklerde simultane tercüme gereksinimi doğabilmektedir. Uluslararası görüşmelerde yapılan çalışmalar arttıkça da simultane çeviriye gereksinim daha da fazla artacaktır. Tercüme dünyasında sıklıkla sarfedilen ve uluslararası görüşme etkinliklerinde çok başvurulan ve anlık iletişimin sağlanması için çok önemli olan simultane tercüme ile ilgili ayrıntılı bilgiler paylaşacağız.

Simultane Tercüme Nedir?

Simultane’ sözcüğünün türkçe karşılığı aynı anda tercüme veya çeviri olarak geçmektedir. İngilizcede kullanılan bir sözcük olan ‘simultaneous’ kelimesinden, dilimize simultane olarak aktarılmıştır. Simultaneous sözcüğünün manası, eş zamanlı demektir. Buradan da anlayacağınız gibi simultane tercüme, eş zamanlı uygulanan tercüme demektir. Simultane çeviride uygulanan tercümanlık işleri anında yapılmaktadır. Simultane tercüme yapmış şahıs, tek konuşma ya da diyalog esnasında, herhangi bir vakit atlaması olmadan doğrudan olarak kaşı tarafa tercüme yapar.

Simultane Tercüme Nasıl Yapılır?

Simultane tercüme ’de tercüman, ses geçirmeyen kalifiye tek oda da oturur ve tek kulaklık sayesinde çevireceği dildeki konuşmayı dinler ardından, dinlediği konuşmayı aynı anda ve noksansız olarak çevirmeye başlar. Tercümanın çevirdiği konuşmalar ise karşı dildeki şahsa yeniden tek kulaklık sayesinde ulaşır ve dinleyiciler tercüman vasıtasıyla konuşmacı bireyin sözlerini anlayabilirler. Simultane normal çevirden zor ve kalifiye tek yöntemdir. Etkileşim esnasında aksaklıklar olmaması için epey titiz davranılması gerekli bir konudur. Bunun yanında, simultane tercüme yapılırken dillerin yapısal farklılıkları hasebiyle kimi meseleler meydana çıkabilir. Mesela, fiili ilk olarak bulunan tek dil için tercümanın tümcede ne dendiğini anlayabilmesi itibariyle konuşmacının tümcesinin bitmesini beklemesi gerekmektedir. Bu tür hallerde tercüman tümceyi tamamiyle dinleyip ardından hızlıca çevirisini yapmalıdır. Simultane tercüme yapma işi tercüman yönünden epey beyin yoran tek iş bulunduğu için tek tercümanın belirlenmiş bir müddet tercüme yapıp, belirlenmiş bir müddet dinlenmesi gerekmektedir. Bu sebepten kabinlerde, konuşmanın uzunluğuna da bağlı olarak, iki ya da üç tercümanın bulunması gerekebilir.

Simultane Tercüme, uluslar arası görüşme konferanslarında, çoğu ülkenin katılımı ile yapılan kongrelerde, değişik ülkelerin yer aldığı eğitim seminerlerinde önemi çokça anlaşılmaktdır. Uygulanan konferans, kurultay yada eğitimlerde değişik diller konuşan kişilerin, uygulanan konuşmayı eş zamanlı dinlemesi ve anlaması, simultane çevirinin ehemmiyetini ve kullanışlılığını meydana çıkartmaktadır. Aynı anda, kalifiye şirketlerde ya da uluslararası iş görüşmelerinde de simultane tercüme kullanılabilmektedir. İş müzakeresi yapmış taraflar arasında, aynı anda olarak tercüme yapmış tercümanlar vasıtası ile görüşmelerdeki etkileşim kurulur. Ayrı olarak, bazı zamanlar televizyon programlarında da ecnebi tek konuşmacının konuşmaları, aynı anda olarak çevrilmektedir.

Simultane Tercüme Için lazım olan Özellikler

Simultane tercüme için tercümanlar kalifiye olarak eğitilir ve tercümanın her iki dilede hakim olması sağlanır. Ayrı olarak, özel teknik konularda yapılacak olan çevirilerde de tercümanın her iki dil hakimiyetinin çok çok iyi olması ve sözcük bilgisinin yeterince geniş olması gerekmektedir. Teknik hususta yapılacak olan bir tercümede, tercümanın bu kelimeleri bilememesi konuşmayı aksatır ve arada etkileşim kopuklukları olur. Mesela, hukuk bölümünde tertip eden bir kurultayda konuşma yapmış bireyin çevirisini gerçekleştirecek olan tercümanın, o dildeki hukuksal terimleri bilememesi ve çevirememesi kurultayda hiç istenmeyen sıkıntılara sebep olurdu. Bu sebeple, tercümanlar için yöntem donanım ihtiyacı doğmaktadır. Simultane tercüme yapmış bireyin diksiyonunun düzgün olması ve tercüme yapar iken her iki dilde de anlaşılır bir şeklinde konuşması çok önemlidir. Ek olarak, simultane tercüme yapmış bireyin konuşmaya odaklanabilmesi de epey önemlidir.

Simultane Çevirinin Avantajları

Simultane tercüme, zor mümkün oldukça sağladığı basitlikler ve etkileşim çözümleri ile de çoğu avantaja sahiptir;
Farklı dilleri konuşan topluluklarda başvurulabilecek en iyi etkileşim yöntemidir.
Kalabalık olan bir konferansta ya da kurultayda ayrı ayrı tercüme ile uğraşılmadan eş zamanlı çoğu şahsa tercüme yapılabilmesini sağlar.

Özellikle ülkeler arasında yapılan etkinliklerde şahıslara konuşmaların eş zamanlı aktarılabilmesinin vasıtası ile vakit kayıbı yaşanmaz.

Her dil ayrıca çevrilebildiği için dil ayrımı yapılmaz ve böylece her ulustan şahıslar etkinliklere katılabilir.
Gün geçtikte simultane tercüme gereksinimi daha fazla artacaktır. Zira her sabah global seviyede gerçekleşen kongrelerin, eğitim seminerlerinin ya da konferansların adedi artmaktadır. Buralarda iletişimin kaliteli şekilde sağlanabilmesi ve dinleyicilerin rahatlıkla anlamaları için simultane tercüme yapmış tercümanlara olan gereksinim da gittikçe çoğalacaktır.

İngilizce Bilim Dili midir? Bilimde Evrensel Dil Nedir

İngilizce, bugün dünyada kullanılan ve kabul gören ortak dildir. Bu duruma “lingua franca” denir. Geçmişte lingua franca olarak adlandırılan dünya dilleri Latince veya Fransızca olarak kullanılıyordu. Bugün İngilizcenin lehine olan bu durum başka bir soruyu gündeme getiriyor; İngilizce bilimin evrensel dili midir? Bu soruya cevabımız elbette “evet” olacaktır.

Bu durum belirlenirken belirli kriterler dikkate alınır.

Bugün İngilizcenin evrensel bir dil olduğu gerçeğinden bahsettik. Bilim aynı zamanda dünyada her zaman evrensel bir dile ihtiyaç duyar ve kullanır.

Çünkü evrensel bir dilde, araştırmacılar bilgiyi nasıl bulacaklarını bilirler. Bunun dışında çalışmalarını hangi dilde yayınlayacaklarını ve çalışmalarını destekleyen diğer insanlardan makaleleri nasıl arayacaklarını biliyorlar. Yayımlanmış araştırmanın ötesinde, evrensel bir dil, herkesin sunumlarda, literatür araştırmalarında ve standartlarda bilgilere erişmesine yardımcı olur.

Ancak İngilizcenin evrensel dilini bilim dili olarak kullanmak, milyonlarca araştırmacı için de bir zorluk oluşturmaktadır; Bu bilim adamları anadili İngilizce değilse, bilimsel çalışmalarına ek olarak zamanlarını yeni bir dil öğrenerek geçirmelidirler.

Ancak tüm bu bilgilerin yanında bazı araştırmacılara göre; İngilizce konuşan ülkeler artık bilime hakim değil. Çünkü Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin ürettikleri araştırma yayınları sayısı bakımından en hızlı büyüyen ülkelerdir.

Bilim Dili Ne Anlama Geliyor?

Bilim dili, bilim adamlarının araştırmalarını, çalışmalarını ve keşiflerini dünya ile paylaştıkları, herkesin kabul ettiği ortak bir dildir. Bilim dilinin tarihine baktığımızda, bilim dilinin zaman zaman nasıl değiştiğini görebiliriz.

İngilizce her zaman bilimin ana dili olmamıştır. Örneğin Mısırlı filozoflar ve hayalperestler bilimlerini hiyerogliflerle açıkladılar. Aristoteles ve Platon, daha sonra Arapça’ya çevrilecek olan Yunanca kitaplar yazdı.

Yunanlıları, Latince’yi bilim dili olarak kullanan Romalılar izliyor.

Elbette diller yüzyıllar içinde değişti ve gelişti. İnsanlar dünyanın her yerinde Latince konuşup yazdılar, ancak İtalyanca ve Fransızca gibi yerel olarak kendi dillerini de kullandılar. Örneğin, 16. ve 17. yüzyıllarda Galileo, bilimsel araştırmasını İtalyanca olarak yayınladı ve daha sonra çalışmalarını daha geniş bir kitleye ulaştırmak için bunu Latince’ye çevirdi.

Princeton Üniversitesi’nde Modern ve Çağdaş Tarih Profesörü Dr. Michael Gordin’e göre, İngilizcenin bilime hâkim olacağı asla tahmin edilemezdi. Gordin bir radyo röportajında ​​şöyle diyor:

“1900’de dünyaya baktığınızda, birisi size” 2000’lerde evrensel bilimin dili ne olacak; muhtemelen Fransızca, Almanca ve İngilizce’nin bir karışımını söyleyeceksiniz “diyecek.

Gordin, 2015 yılında dil ve bilim tarihini araştırdığı Scientific Babel adlı kitabında, Almancanın 1900’de baskın dil olduğunu söylüyor.

Gordin, “Demek ki 20. yüzyılın hikayesi İngilizcenin yükselişi değil, bilimsel iletişimin gelecek vaat eden dili olarak Almanca’nın çöküşü” diyor.

Dolayısıyla 20. yüzyıla kadar – özellikle 1. Dünya Savaşı’ndan sonra – İngilizce gerçekten egemen olmaya başladı; Gordin’e göre Dr. Güçlü ABD etkisi de bu yükselişte önemli bir rol oynadı.

Evrensel bir dilin faydaları

İngilizce geçerli ve baskın hale gelmeden önce, bilimsel yayınlar genellikle Fransızca, Almanca ve İngilizce arasında eşit olarak bölünüyordu. Bu literatürde bir sorundu. Bilim adamları birden fazla dil konuşmasaydı, başkalarının araştırma ve keşiflerini gözden kaçırma tehlikesi vardı.

 

Evrensel bir dil sayesinde, araştırmacılar araştırmayı, icatları ve bilgiyi nasıl bulacaklarını bilirler. Sonuç olarak, çalışmalarını hangi dilde yayınlayacaklarını ve işleri için gerekli olan diğer insanların makalelerini nasıl arayacaklarını da bilirler.

Yayımlanmış araştırmanın ötesinde, evrensel bir dil herkesin sunumlarda veya konferanslarda yer alan bilgilere erişmesine yardımcı olur.

Ancak evrensel bilim dilinin gerçekliği, milyonlarca araştırmacı için de bir meydan okumadır: Araştırmacının ana dili İngilizce değilse, araştırma ve çalışmalarına ayrılan zamana ve çabaya ek olarak yeni bir dil öğrenilmelidir.

Elsevier, World of Research adlı kitabında uluslararası bilim dili açısından bir başka dikkate değer gerçeği ortaya koymaktadır. Elsevier’e göre, İngilizceyi anadil olarak konuşan ülkeler artık bilime hakim değil. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin ürettikleri araştırma yayınları sayısı bakımından en hızlı büyüyen ülkelerdir.

Bu ülkelerdeki binlerce araştırmacı için İngilizce yazmak zordur. Sıkı kabul kriterleri ile dergi editörleri ve hakemler makaleleri çok eleştirel bir gözle inceler ve bu nedenle araştırmacının iyi bir İngilizce’ye sahip olması gerekir. Bazıları için bu, onların önünde bir engel haline geliyor. Ancak bugün, profesyonel çeviri ve editör desteği ile dünyanın her yerinden araştırmacılar, araştırmalarını İngilizce yayınlama konusunda eşit şansa sahip olabilirler.

Peki bilimin dili bundan 100 yıl sonra aynı mı olacak? Bunu henüz bilmiyoruz. Yayınlanmış çalışmaların sayısına baktığımızda Çin dünyayı geride bırakıyor ve tıpkı ABD biliminin bir asır önce yaptığı gibi, bu, bilimsel araştırmaları birbirimizle nasıl ve hangi dilde paylaştığımız üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilir.

Türkçe Bilim Yapılabilir mi?

Yazımızda uluslararası bilim dilinin İngilizce olduğundan bahsetmiştik. Ama bu, Türkçe bilim yapılamayacağı anlamına mı geliyor?

Aslında bu soruya iki taraflı bir cevap bulmak mümkün. Ülkelerde yazılan ve hazırlanan bilimsel araştırmalara baktığımızda, bu araştırmaların hem kendi ana dilinde hem de alana bağlı olmakla birlikte uluslararası alanda kabul gören bilim dili olan İngilizce ile yazıldığını görüyoruz.

Türkiye, geçtiğimiz yıl özel yargılamanın gözden geçirilmesini yaptığımızda da durum benzer. Geçtiğimiz yıllarda bilim için kullanılan tek dil Türkçe iken, gelişen teknoloji ve bilgiye daha kolay erişim ile araştırmacılar bilimsel araştırmalarını ve makalelerini önce Türkçe sonra İngilizce olarak yazmaya başlamışlardır.

Böylece ulaştıkları kişi sayısı ve araştırmalarını duyurma şansı arttı.

Ancak zaman geçtikçe ve günümüze yaklaştıkça, birçok araştırmacının bilimsel çalışmalarını yalnızca İngilizce yazıp yayınladığını görüyoruz. İngilizce kabul edilen uluslararası bilim dili olduğu için doğrudan İngilizce öğrenmeyi tercih ediyorlar.

Bu durum, bizim gibi kendi zamanına fayda sağlamış olsa da araştırmacıların ana dilde araştırma yayınlamasını sağlayacağı için doğrudan Türkiye halkının ilgisini çekecektir. Aynı çalışmayı dünyada kabul gören bilim dili İngilizce olarak da yayınlamaları kaçınılmazdır.

Hangi Dilde Kaç Bilimsel Makale Vardır?

Bilimsel araştırma ve makale sayısına baktığımızda dünyada hâkim dillerin olduğunu görüyoruz. Ancak bu, dünya çapında o dilin hakimiyetinden ziyade, o dilin ana dil olarak konuşulduğu ülkede daha fazla bilimsel araştırmanın yapıldığı anlamına geliyor. 1996-2011 dönemini kapsayan bir tablo aşağıda verilmiştir.

Yukarıdaki tablo, 1996’dan 2011’e kadar dil başına dört ana kategoride yayınlanan makalelerin yüzdesini, o dildeki toplam yayın sayısının yüzdesi olarak vermektedir.

Sonuçlara baktığımızda İngilizce, Çince veya Rusça yayın yapan araştırmacıların Fizik, Mühendislik ve Malzeme Bilimi gibi pozitif bilimler alanlarında yayın yapma eğiliminde olduklarını görüyoruz. Öte yandan, Hollandaca, Fransızca, İtalyanca, Portekizce veya İspanyolca yayınlamayı tercih eden araştırmacılar çalışmalarını daha çok sosyal bilimler ve Sağlık Bilimleri, Sosyal Bilimler, Psikoloji, Sanat ve Beşeri Bilimler gibi sanatla ilgili alanlarda yayınlama eğilimindedir. Durum, Hollanda ve İtalya için neredeyse yüzde 80’den Almanya ve Portekiz için yaklaşık yüzde 60’a kadar değişiyor.

Bu aralıklar ülkeler arasında benzer olmakla birlikte, bu ana kategoriler içindeki gerçek alanlarda yüksek farklılıklar vardır. Örneğin, tüm Hollanda yayınlarının yarısından fazlası Tıp, Diş Hekimliği, Hemşirelik ve Veterinerlik Bilimi dahil Sağlık Bilimleri ile ilgili iken, İtalyanca’daki tüm yayınların yaklaşık yüzde 41’i Sosyal Bilimler, Sanat ve Beşeri Bilimler ile ilgilidir.

Genel olarak, bu sonuçlar, İngilizce dışındaki dillerde yayın yapan araştırmacıların, yayınlarını pozitif bilimlerden daha fazla sosyal disiplinde yayınlama eğiliminde olduklarını doğruluyor gibi görünüyor.

İngilizce bilimsel iletişimin tercih edilen dili olmaya devam etse de, araştırmacıların kendi ana dillerinde yayınlamaya devam ettiği birçok disiplin vardır.

Uluslararası araştırmacıların İngilizce yayınlaması gerektiğinin farkındayız, ikinci bir araştırma verisini paylaşacağız.

Aşağıdaki grafik, 2002 ile 2016 arasında her yıl indekslenen dergilerin yüzdesini göstermektedir. Veriler yalnızca İngilizce olarak yayınlanan dergiler, hem İngilizce hem de başka bir dilde yayınlanan dergiler ve yalnızca başka bir dilde yayınlanan dergiler şeklindedir.

Grafik incelendiğinde 2010 yılına kadar İngilizce’ye alternatif bir dil sunan açık erişimli dergi sayısının yalnızca İngilizce yayın yapan dergi sayısını geçtiği görülmüştür. Görünüşe göre son 7 yılda alternatif dil dergilerinin indekslenmesinde sadece İngilizce dergiler başı çekiyor.

İngilizce Bilmek Kariyer İçin Bir Avantaj mı?

Günümüzün küresel toplumunda, ticaret giderek daha fazla uluslararası hale geliyor ve İngilizce genellikle uluslararası bir iletişim dili olarak kullanılıyor. İşyerinde İngilizce kullanma becerisinin, şirketinizin başarılı olmasına yardımcı olmak, meslektaşlarınız ve müşterilerinizle güven oluşturmak, uluslararası ilişkiler kurmak ve geliştirmek, becerilerinizi geliştirmek ve daha yüksek maaş kazanmak ve kültürel yollarla uluslararası ilişkileri geliştirmek gibi birçok faydası vardır.

İngilizce iletişim yeteneği, İngilizceyi resmi dil olarak kullanmayanlar da dahil olmak üzere birçok şirket ve kuruluş için çok değerlidir. Uluslararası işletmeler, İngilizceyi düzenli olarak birinci veya ikinci dil olarak konuşan insanlarla ilişki kurma eğilimindedir, bu da işyerinde İngilizceyi paha biçilmez bir beceri haline getirir.

İyi bir İngilizce bilgisi, uluslararası müşterilerle etkili bir şekilde iletişim kurmanıza ve size ve kuruluşunuza güvenmelerine yardımcı olarak güçlü ve kalıcı iş ilişkileri kurmanıza olanak tanır. Günlük işlerinde İngilizce kullanan kişiler, toplantılar ve müzakereler, yönetim, raporlama, sunum yapma ve sosyal durumlar dahil çeşitli amaçlar için İngilizceyi kullanabilmelidir. İngilizce konuşan müşterilerle başarılı bir şekilde iletişim kurabilmek ve pazarlık yapabilmek, becerilerinizi uluslararası iş yapan şirketler için daha çekici hale getirir, bu da İngilizce konuşan çalışanların genellikle daha yüksek maaşlar kazandığı anlamına gelir.

İnternetteki sayfaların% 50’den fazlasının İngilizce yazıldığı tahmin edilmektedir, bu da İngilizce okuyabilen insanlar için çevrimiçi olarak daha fazla bilgi olduğu anlamına gelir. İngilizce konuşan meslektaşlarınız veya müşterilerinizle çalışmıyor olsanız bile, çok daha fazla bilgiye erişiminiz profesyonel yaşamınızda gerçek bir fark yaratabilir. Bu bilgileri İngilizce yazılmış bir web sitesinde bulabilirsiniz, bir projeyi daha iyi anlamanıza veya bir rapor için bazı yararlı bilgiler almanıza yardımcı olabilir.

Ön araştırmayla bile İngilizce meslek isimleri incelenebilir ve kendi mesleğinizi bulduktan sonra uygun iş fırsatlarını İngilizce olarak bulabilirsiniz.

Kendinize güvenerek İngilizce konuşabiliyorsanız, İngiliz kültürünü bir dereceye kadar çalışmış veya deneyimlemiş olma ihtimaliniz yüksektir. Bu kültürel anlayış, İngilizce konuşulan ülkelerle çalışmak veya onlara satış yapmak isteyen işverenler için değerli olabilir.

İngilizce Öğrenme Yöntemleri Nelerdir?

Gelişen ve değişen dünya koşullarında farklı bir yabancı dil bilmek eskisinden daha önemli hale geldi. İnternet ve seyahat imkanları ile farklı ülkelerden insanlar arasındaki sınır kaldırıldı. Bu herkesin ortak bir dilde buluşmasına yol açtı, evet elbette İngilizce! Dünya ülkelerinin bir araya gelerek bir anlaşma ile mühürlendiği bir karar olmasa da, dünya insanlarının ortak dilinin İngilizce olduğu kabul edilmiş bir gerçek var.

Sahip olduğumuz olanaklar, telefonumuza indirebileceğimiz ve bir oyun gibi yavaş yavaş ilerleyebileceğimiz bir mobil uygulama ile bize İngilizce öğrenme şansı sunuyor. Örneğin Duolingo bunlardan biri, sizi adım adım yönlendiren ve öğrendiklerinizi yaptığı testlerle pekiştirmenizi sağlayan güzel bir uygulama. Bir diğer güzel uygulamalardan biri olan Voscreen, size bir video bölümü sunuyor ve İngilizce veya Türkçe karşılığını tahmin etmenizi istiyor. Görsel hafızanızdaki kelimeyi eğlenceli bir şekilde işleyen iyi bir yöntemdir.

Öyleyse İngilizce öğrenmeye nereden başlayabilirsiniz! İngilizce öğrenmenin en kolay yolu nedir? Tüm aşamalarda en kolay İngilizce öğrenme yöntemlerini inceleyelim.

Nereden İngilizce Öğrenmeye Başlayabilirsiniz?

Konu İngilizce öğrenmek olduğunda akla gelen ilk kurallardan biri merak ve arzu olmalıdır. İngilizce dil seçeneğini doğrudan kurup Matrix benzeri bir şekilde konuşabilmeyi diliyoruz, ancak maalesef şimdilik böyle bir imkanımız yok. Bu yüzden sadece öğrenmeyi öğrenmeye çalışmamalıyız, aynı zamanda İngilizce öğrenmeye de istekli olmalıyız. Yapmamız gereken bir sonraki şey kelime dağarcığımızı genişletmek. Bu geçerli bir adımdır ister ana dilimiz ister farklı bir dil, konuşamayan ve sonradan sorunlarını anlatamayan birini eleştirmek için “Bu iki kelimeyi bir araya getiremez!” diyoruz. Bu sebeple cebimizde çok fazla kelime bulunması vazgeçilmezdir.

 

Öyleyse, İngilizce kelime dağarcığınızı kolay ve akılda kalıcı bir şekilde nasıl genişletebiliriz? Örneğin İngilizce altyazılı dizi ve filmleri izleyebiliriz. Eskiden olduğu gibi bir dizi ya da filmi uzun süre beklemiyoruz ya da beklediğimiz bir dizi ya da film varsa çembere alternatif bulup ona yöneliyoruz. Başka bir deyişle, açıklamaya çalıştığımız, birçok kelimeyi öğrenebileceğimiz ve daha da iyisi, eğlenirken İngilizce kelimeleri öğrenebileceğimiz kaynağa sahibiz. İzlemek sıkıcı geliyor mu, teknolojiyi bol bulduk, sonra saçılalım!

Çevrimdışı bile dinleyebileceğimiz birçok müzik platformu var. Neden şarkıda ne olduğunu İngilizce-Türkçe bir sözlük alıp sevdiğimiz yabancı şarkıları açarak öğrenmiyoruz? Etkileşimli bir şeye ne dersiniz? Ve kişisel olarak anadili İngilizce olan kişilerle? Tabii ki ülkemizde “Kelime” olarak bilinen kelime bulma oyunu ile eğlenmek ve kelime öğrenmek güzel olurdu.

En İyi İngilizce Eğitimine Başlama Yaşı Nedir?

Yabancı dil öğrenmek için en uygun yaşın ne olması gerektiği sorusuna genel kamuoyu inancı “Ne kadar erken olursa o kadar iyi” dir. Peki bu popüler inanç ne kadar doğrudur? Gerçekten de, bir insan yaşı ne kadar küçükse, iki dilli öğrenmeye o kadar iyi hazır olur mu? Yoksa dil öğrenmeye yeni başlayan ve dünyayı keşfetmeye yeni başlayan sevimli dostlarımızın minicik bedenlerine yükler mi yüklüyoruz? Konuyla ilgili inançları ve kabul edilmiş fikirleri bir kenara bırakalım, İngilizce öğrenmek için bilimsel olarak ideal yaş nedir? Araştırmalar göstermiştir ki, henüz dil edinimlerini tamamlamamış bebekler için ikinci bir dil öğretimine başlamanın bebeği sinirlendirdiğini ve dil ediniminde gerilediğini!

British Columbia Üniversitesi’nden araştırmacılar, “Yaş ve İkinci Bir Dil Öğrenmeye İlişkin Üç Yanılgı” başlıklı makalelerinde, ikinci dil öğreniminin belirli bir yaştan sonra zorlaştığı görüşüne karşı çıkıyorlar. İkinci dil öğrenimiyle ilgili aktardıkları üç yanlış anlamadan ilki, küçük çocukların ve bebeklerin ikinci bir dili daha hızlı ve verimli bir şekilde edinme yetenekleriyle ilgilidir. Ancak yapılan araştırmalarda deneyimsiz, sonuç çıkarma ve karşılaştırma yapma becerilerini henüz tam olarak geliştirmemiş olan bu sevimli miniklerin, genel inanışın aksine ikinci bir dil öğrenmek için yeterli düzeyde olmadıkları araştırmalarda görülmektedir. British Columbia Üniversitesi’nden araştırmacıların gördüğü bir diğer yaygın ve yanıltıcı sorun, yaş ilerledikçe ikinci bir dil öğrenmede zorlukların olacağıdır.

Gelişimsel dilbilim profesörü, Edinburgh Üniversitesi İki Dillilik Merkezi direktörü Antonella Sorace, “işler yaşla birlikte daha da kötüye gitmez” diyor. İngilizce öğrenen binlerce Katalan-İspanyol öğrenci üzerinde yapılan araştırmalar, daha büyük öğrencilerin ikinci bir dili öğrenme olasılıklarının daha genç olanlara göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. Diğer bir deyişle, ikinci bir dil öğrenmenin daha kolay olduğu konusunda halk ne kadar erken görüş alırsa, sonuçlar ve veriler araştırmayı doğrulamamaktadır.

Üçüncü hataya gelelim, üçüncüsü ikincinin devamıdır. Bu sıradan insanlar, gençlerin kolay öğrendiği, ikinci bir dil öğrenmenin yaşla birlikte zorlaştığı inancını üçüncü hata olarak yorumladılar. Bu hata, dil öğrenmede yaşlarını yeterli bulmayan insanları caydırır ve caydırır, odaklanmalarını engeller ve başarısızlığa neden olur.

Özetle, hiçbir şeyin sizi ikinci dil edinme konusunda caydırmasına izin vermeyin, dil öğrenmek istediğiniz sürece arzu ile gerçekleşir.

Evde İngilizce Nasıl Öğrenilir?

Özellikle Koronavirüs salgını yaşadığımız ve kendimizi izole ettiğimiz bu günlerde evde yapılacak aktiviteler aramaya başladık. Bunu evde İngilizce öğrenmek için bir fırsat olarak kullanabilirsiniz. Sohbet ederek dili öğrenmene yardımcı olan web sitelerinde İngilizceni geliştirebilirsin. Hellotalk uygulaması ile yabancılarla sohbet ederek interaktif olarak öğrenebilirsiniz. Dilerseniz evde bir İngilizce blog veya günlük tutabilirsiniz.

Türkçe bir makale bulabilir ve bir sözlük yardımıyla İngilizceye çevirmeyi deneyebilirsiniz. Bu da çok verimli olacak. Eğer bir oyuncuysanız, İngilizce konuşulan bir çevrimiçi oyunda günlük konuşmalarına aşina olarak hem yeni oyuncular yapabilir hem de telaffuzunuzu geliştirebilirsiniz. Kulağa eğlenceli ve sosyal bir fikir gibi gelmiyor mu? Klasikleri orijinal dilinde yabancı dilde okumak bu şekilde size çok şey katacaktır. Örneğin Charlie ve Çikolata Fabrikası – Charlie ve Çikolata Fabrikası veya Hayvan Çiftliği – Hayvan Çiftliği’ni okuyabilirsiniz.

İngilizce Öğrenme Aşamaları Nedir?

İngilizce öğrenirken seviye seviye ilerlemek gerekir. Elbette öğrenmeye başladığınızda kullanacağınız seviye, öğrenmeniz ilerledikçe kullanacağınız seviye ile aynı olmayacaktır. Bu seviyeleri ve her seviyenin gerektirdiği becerileri aşağıya dahil ettik.

Bu aşamaların günümüzde CEF (Ortak Avrupa Çerçevesi) olarak adlandırılan ve tüm Avrupa’da kabul edilen İngilizce öğrenme aşamalarına benzer şekilde verildiğini belirtmek gerekir.

Seviye Seviye Sınıfı Tanım CEFR Seviyesi*
9 Çok İleri İngilizceyi ana dil seviyesinde konuşabiliyor ve anlayabiliyorum. C2
8 İleri Çok iyi konuşabiliyor ve anlayabiliyorum fakat bazen bana tanıdık gelmeyen durumlar ve kelimeler söz konusu olunca sorun yaşayabiliyorum. C2
7 İleri-Öncesi İyi derecede konuşabiliyor ve anlayabiliyorum fakat yine de hatalar yapabiliyorum ve insanlar bazen beni net bir şekilde anlayamıyor. C1
6 Üst-Orta Çok zorluk çekmeden iletişim kurabiliyorum fakat yine de birçok hata yapıyorum ve bazen yanlış anlaşılıyorum. B2
5 Orta Oldukça iyi konuşabiliyor ve anlayabiliyorum ve temel zamanları kullanabiliyorum. Fakat daha karmaşık gramer yapıları ve kelimeler söz konusu olunca sorun yaşıyorum. B1
4 Alt-Orta Basit cümleler kurabiliyorum ve konuşmanın ana fikrini anlayabiliyorum. Fakat daha çok kelime bilmeye ihtiyaç duyuyorum. B1
3 Orta Öncesi Basitçe iletişim kurabiliyor ve sadece bana kolay ve tanıdık gelen durumları anlayabiliyorum. A2
2 Temel Birkaç İngilizce cümle anlayabiliyor ve söyleyebiliyorum. A1/2
1 Başlangıç Hiç İngilizce konuşmuyorum  

Başlangıç Seviyesi

Başlangıç seviyesi olarak bildiğimiz seviye, tüm İngilizce kurslarında İngilizce bilmediğinizi varsayarak başladığınız seviyedir. Yukarıdaki tabloda görebileceğiniz gibi, bu seviyede İngilizce ile ilgili herhangi bir iletişim becerisini kullanamayabilir veya anlayamayabilirsiniz.

Hiç bilmediğiniz bir dile başladığınızda, her zaman o dilin “Başlangıç” konuşmacısı olacaksınız.

Herhangi bir İngilizce becerisine sahip olmayan bu seviye, doğal olarak bir seviye etiketine tabi değildir.

Temel Seviye

Bir sonraki aşama veya seviyeye “temel seviye”, yani temel seviye denir.

Bu seviyede, dilin nasıl kullanılacağına dair belirli yetkinlikler vardır.

CEFR tarafından belirlenen seviye niteliklerine göre bu seviyedeki bir dil kullanıcısının beklenen özellikleri aşağıdaki gibidir:

“Somut ihtiyaçları karşılamak için tanıdık, günlük ifadeleri ve çok temel deyimleri anlayabilir ve kullanabilir. Kendini veya başkalarını tanıtabilir, bu bağlamda nerede yaşadığı, kimi bildiği, neye sahip olduğu gibi temel sorularla iletişim kurabilir. Konuştuğu insanlar yavaş ve net konuşursa ve yardım etmeye hazırsa basit düzeyde iletişim kurabilir. ”

Detaylı becerileri incelersek;

– Kendini tanıtabilir ve basit selamlar kullanabilir.

– Kendisinin ve diğerlerinin nereli olduğunu söyleyebilir ve şehri hakkında temel bir tanım verebilir.

– Ailesi ve meslektaşları hakkında basitçe konuşabilir, görünüşlerini ve kişiliklerini tanımlayabilir.

– Giysiler hakkında temel düzeyde konuşabilir ve satış elemanlarına basit sorular sorabilir.

– En sevdiği yiyecekler hakkında konuşabilir ve paket yemek siparişleri verebilir.

– Günlük aktiviteler hakkında konuşabilir ve arkadaşları ve meslektaşları ile toplantılar düzenleyebilir.

– Mevcut hava koşullarını tanımlayabilir ve hava tahminine göre etkinlikler önerebilir.

– Genel anlamda sağlığı hakkında konuşabilir ve genel tıbbi semptomları bir doktora anlatabilir.

– Evinin yerini açıklayın ve basit talimatlar verin.

– Hobileri ve ilgi alanları hakkında konuşun ve arkadaşları veya meslektaşları ile eğlenceli aktiviteler için planlar yapın.

– Bir otelde check-in ve check-out dahil olmak üzere temel prosedürleri tamamlayabilir.

Orta Seviye

Orta seviye denilen seviye, kişinin becerilerini temel seviyenin üzerinde ancak ileri seviyenin altında kullanabilmesidir. Ortak Avrupa Çerçevesi örneğini tekrar incelersek; Kullanılan beceriler aşağıdaki gibidir:

Kişisel, aile, alışveriş, iş ve yakın çevre ile ilgili konularda sıkça kullanılan temel kalıpları ve cümleleri anlayabilir. Tanıdık ve tanıdık konularda doğrudan bilgi alışverişinde bulunarak basit düzeyde iletişim kurabilir. Basit bir dil kullanarak, kendi geçmişleri ve yakın çevreleri hakkında bilgi sağlayabilir ve acil ihtiyaçları karşılayabilirler.

Ayrıntılı beceriler aşağıda listelenmiştir:

– İşyerindeki meslektaşların performansını değerlendirin.

– Olayları geçmişiyle ilişkilendirebilir.

– Geçmiş yaşamını anlatın, önemli kilometre taşları hakkında ayrıntılar verin.

– Birini evinde ağırlayın veya evinde bir arkadaşınızı veya meslektaşınızı ziyaret edin.

– Tatil planları hakkında konuşabilir ve ardından arkadaşlarına ve meslektaşlarına tatilini anlatabilir.

– Doğadan bahsedebilir ve ülkesindeki hayvanları ve doğal alanları görmek için seyahat edebilir.

– Sevdiği filmler hakkında konuşabilir ve arkadaşları ile izlemek için bir film seçebilir.

– Giysileri ve ne tür giysiler giymeyi sevdiklerini tartışın.

– Tanıdık konulardaki toplantılara katılmak da dahil olmak üzere işyerinde temel iletişim kurun.

– Bir kazayı veya yaralanmayı tarif edin, bir doktordan tıbbi yardım alın ve ilaç reçetesi yazın.

– Basit sosyalleşmeye, barındırmaya ve sosyal bir ortam yaratmaya katılın.

– Uzmanlık alanındaki basit iş tekliflerini anlayabilir ve iş teklifi yapabilir.

– Oyunu oynarken oyun kuralları hakkında konuşabilir ve bu kuralları açıklayabilir.

Orta İleri Seviye

Orta seviyenin bir üstü olan ve İngilizce “Upper-Intermediate” olarak adlandırılan seviyedir. Bu seviyede dil kullanıcısı artık yavaş yavaş kendine yeni beceriler eklemeye başlamakta ve İngilizceyi orta seviyeye göre daha verimli kullanabilmektedir.

“Günlük yaşamda, işte ya da okulda, sık karşılaştığı ve tanıdık olduğu konulara dayalı yazılı ve sözlü ifadeleri ana hatlarıyla anlayabilir. Seyahatlerde, dilin konuşulduğu yerlerde karşılaşılabilecek çoğu durumların üstesinden gelebilir. Kişisel ilgi alanları doğrultusunda ya da bildiği konularda, basit, ancak fikirler arası bağlantıların oluşturulmuş olduğu metinler yoluyla kendini ifade edebilir. Yaşadığı olayları ve deneyimlerini aktarabilir; düşlerinden, umutlarından ve isteklerinden söz edebilir, görüşlerini ve planlarını kısaca nedenleriyle ortaya koyabilir.”

Detaylı beceriler aşağıda listelenmiştir:

– Kişisel ve profesyonel umutları ve gelecek hayalleri hakkında konuşabilir.

– Uzmanlık alanındaki bir iş için bir iş görüşmesi ve mülakat ayarlayabilir.

– Televizyon izleme alışkanlıkları ve favori programları hakkında konuşabilir.

– Eğitimini ve gelecekteki eğitim planlarını anlatabilir.

– En sevdiği müzikten ve müzik trendlerinden bahsedebilir ve canlı müzik dinlemek için dışarıda bir gece planlayabilir.

– Sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürme hakkında konuşabilir ve sağlıklı alışkanlıklar hakkında tavsiye vererek alabilir.

– Sosyal medya aracılığıyla insanlarla tanışmak dâhil ilişkiler ve flört hakkında konuşabilir.

– Bir restorana gidebilir, yemek sipariş edebilir, bir akşam yemeği sohbetine katılabilir ve yemeğinin parasını ödeyebilir.

– İşyeri güvenliği sorunlarını tartışabilir, bir yaralanmayı bildirebilir, kuralları ve düzenlemeleri açıklayabilir.

– Kibar ve kaba davranışlar arasındaki farkları bilebilir ve uygun ortamlarda uygun konseptte konuşabilir.

İleri Düzey

Seviyelerin ilerlemesinden de görebileceğiniz gibi, her seviye aslında bir sonraki adım için bir hazırlıktır. İleri düzey aynı zamanda birçok işverenin talep ettiği düzeydir. Elbette dünya dili olan İngilizceyi en az ileri düzeyde kullanabilmeniz bekleniyor.

Bu seviyenin getirdiği beceriler aşağıdaki gibidir:

“Soyut ve somut konulara dayalı karmaşık metinlerin ana fikrini anlayabilir, uzmanlık alanı olan konularda teknik tartışmalar yapabilir, anadili ile çok az doğal ve akıcı bir dil kullanarak iletişim kurabilir. zorluk. Farklı konularda detaylı ve anlaşılır bir şekilde kendini ifade edebilir ve bir konunun olumlu ve olumsuz yönlerini ortaya çıkararak bakış açısını yansıtabilir.

Farklı yapıdaki uzun ve karmaşık metinleri anlayabilir ve bu metinlerdeki dolaylı anlatım ve imaları fark edebilir. İhtiyaç duyduğu ifadeleri zorlanmadan bularak doğal ve akıcı bir şekilde kendini ifade edebilir. Dili akademik ve mesleki amaçlarla ve günlük hayatta esnek ve etkili bir şekilde kullanabilir. Bağlantıların ve ilişkilerin açıkça ortaya konduğu iyi yapılandırılmış, ayrıntılı metinler aracılığıyla karmaşık konularda kendini akıcı bir şekilde ifade edebilir.

Ayrıntılı beceriler aşağıda listelenmiştir:

– Motivasyonu artırmak, başarılı bir ekip oluşturmak da dahil olmak üzere başarı ile ilgili konuları ayrıntılı olarak tartışın

– Sevdiği tablolar veya sevdiği binaların mimarisi hakkında biraz detaylı konuşabilir.

– Sosyal sorunları, sorunlar için olası çözümleri ve şirketlerin bu çözümlerde hangi rolü oynayabileceğini tartışın.

– Tasarruf, sürdürülebilirlik ve doğa koruma ile ilgili tartışmalara katılın.

– Haberlerdeki olaylar ve konular ve bunların insanları ve şirketleri nasıl etkilediği hakkında konuşabilir.

– İş değiştirmek ve tehlikeli sporlar yapmak dahil hayattaki riskler hakkında konuşabilir.

– Çeşitli eğitim tarzlarını ve okulları ayrı ayrı karşılaştırabilir.

– Alay veya ironi gibi güzel sözlü sanatlar dahil olmak üzere çeşitli mizah türlerini kullanabilir ve yorumlayabilir.

– Doğrudan, dolaylı, resmi ve gayri resmi gibi çeşitli iletişim tarzlarını anlayabilir.

– İş-yaşam dengesi ve ev ortamı dahil yaşam kalitesi ile ilgili konuları tartışın.

– Sivil itaatsizlik gibi etik konuları anlayın ve tartışın.

Uzman Düzeyi

İngilizce öğrenirken ulaşılabilecek en yüksek seviye, ana dile yakın konuşma uzmanlarının seviyesidir. Bu seviyede, bir dil kullanıcısı, her ihtiyacını ana dilinde olduğu gibi karşılayabilir ve kolayca iletişim kurabilir.

Bu seviyede olup olmadığınızı merak ediyorsanız aşağıda verilen CEF tanımını inceleyip karar verebilirsiniz.

Duyduğu ve okuduğu her şeyi kolayca anlayabiliyor. Farklı yazılı veya sözlü kaynaklardan elde edilen bilgileri özetleyin, bu kaynaklara dayalı bir tartışma yapılandırın, akıcı ve doğal bir ifade ile sunun. Akıcı bir dil kullanarak kendini tam olarak ifade edebilir. Karmaşık durumlarda bile kendini ifade ederken anlamdaki ince farklılıklardan faydalanabilir. ”

Ayrıntılı beceriler aşağıda listelenmiştir:

– Robotlar ve yeni icatlar da dahil olmak üzere bilim ve teknolojiyle ilgili konuları tartışın.

– Ünlüler hakkında ve ünlü aktivizmi hakkında söylentiler hakkında konuşabilir.

– Konuşma ve yazmada yaratıcılığı desteklemek için çeşitli teknikler kullanabilir.

– Finansal planlamayı tartışabilir. Kişisel finans konusunda tavsiye verebilir ve verilen tavsiyeleri kolayca anlayabilir.

– Hayatındaki stresten ve arkadaşlarının veya meslektaşlarının hayatlarından bahsedebilir.

– Çok çeşitli konularda araştırma tekniklerini kullanabilir ve bu teknikleri tartışabilir.

Tüm bu becerilerde; Unutulmamalıdır ki her seviye bir önceki seviyenin becerilerini de taşır ve eklenerek ilerler.

Yabancı Dil Öğreniminde Yardımcı Kaynaklar

Bir yabancı dil öğrenirken elbette bunu güvenilir kaynaklarla yapmamız gerekecek.

Sizler için bu kaynaklardan bir derleme yaptık.

İngilizce Seviyenizi Test Etmek

Elbette seviyenizi bilerek başlamanız gerekecek. Öz değerlendirme her zaman kolay olmadığından, İngilizce seviyenizi belirlemede size rehberlik edecek bir rehbere ihtiyacınız olabilir. British Council size bu konuda yardımcı olacaktır.

EdX İngilizce Dersleri

EdX, dünyanın en iyi üniversitelerinden tonlarca ücretsiz çevrimiçi kurs sunmaktadır. Sundukları İngilizce kursları arasında “Gazeteciler için İngilizce”, “İngilizce E-posta Yazma Kuralları” ve “İngilizce Dilbilgisi ve Stili” bulunmaktadır. Site üzerinden takip edebileceğiniz bazı uygun fiyatlı profesyonel sertifika programları vardır.

ingiliz Konseyi

Birleşik Krallık’ta kültürü ve eğitimi destekleyen bir devlet kurumu olan British Council tarafından oluşturulan bu web sitesi mükemmel bir kaynaktır. Dersler okuma ve dinleme-anlama, konuşma ve yazma alıştırmalarının yanı sıra iş İngilizcesi için özel ipuçlarını birleştirir.

Ayrıca en çok kullanılan İngilizce Kelimeler öğrenmek için mutlaka incelemeniz gereken bir konudur. Bu kelimeler İngilizcede “frekans listesi” olarak adlandırılır ve günlük konuşmada en çok kullanılan kelimeleri ifade eder.

TED Talks

TED, “yayılmaya değer fikirler” üzerine konferanslara ev sahipliği yapıyor. Web sitelerinde İngilizce kısa, çok ilginç videolar var. Dahası, çoğu videonun birkaç başka dilde altyazıları vardır. İngilizce öğrenirken kullanılabilecek verimli kaynaklardan biri olduğunu söyleyebiliriz.

Gitar Akorları – Popüler Akorlar

Gitar akorları, gitar çalarken belki de en fazla ihtiyaç duyduğumuz bilgiler arasında yer almaktadır. Zira gitar icra ederken akor basmak çok çok önemlidir ve olmazsa olmaz uygulamalar arasındadır. Ayrıca birbiri ardına basıldığında çok güzel tınılar ortaya koyan gitar akorları olursa çok iyi sonuç çıkar.

Birçok müzik enstrümanında gördüğümüz gibi akustik gitarda da bir akor yapmanız gerekir. Birinci yapılacak iş akorun ne olduğunu öğrenmemiz gereklidir. Akorun tanımına bakacak olursak; en az üç ayrı perdenin birlikte tınladığı ses topluluğudur. Hangi perdelerin üst üste konulacağı, yapılan müziğin stiline veya müzikte o anda yaratılmak istenen etkiye göre belirlenmektedir.

Klasik tonal armonide akorlar, bir temel notanın üzerine üçlü aralıkların üst üste konulması ilkesiyle kurulurlar. Bu üçlülerin büyük (majör) veya küçük (minör) olmalarından doğan kombinasyonlarla da akorların cinsi belirlenir. Üç notadan oluşan akorlarda, birbirinden farklı dört çeşit akor tipi kurulabilir. Eğer gerçekten gitar çalmak ve arkadaşlarınıza bir iki şarkı söylemek istiyorsanız gitar akorlarını bilmeniz önemli bir husustur. Eğer yapabiliyorsanız her akoru en az 2 farklı şekilde basabilmek ve bastığımız akorların içinde geçen sesleri de ezbere bilmek daha kolay gitar çalabilmenizi ve kaliteli bir ses çıkarmanızı sağlayacaktır. Bu arada eklemek gerekirse en güzel tınlayan akorlar klasik gitar ve elektro gitar modellerinde olmaktadır.

Gitar Akorları Nasıl Öğrenilir 

Gitara yeni başlayanlar için çalışmalara gitar akorları ile başlamaları ve daha sonra solo tekniklerine geçmesi ilk aşamalarda çok önemlidir. Kuşkusuz ki gitar fiyatları da kalitesine göre değişmektedir ve iyi bir öğrenim iyi bir gitar ile olur. Akorlar müziğin basamaklarını oluştururlar ve akorları sadece tellere basarak ve şekilsel olarak ezberlemek değil, akorların oluşumlarını, diğer akorlarla olan bağlantısını da bilmek gerekir. Herhangi bir gitar kursuna da gittiğinizde bir gitar için önemli olan birçok faktör olduğu söylenecektir. Bu faktörlerde gitarın genel özelliklerini oluşturan ağaç türü, kullanıldığı tel ve motiflerin yanında akor ayarlarının ve bilgisinin de çok önemli olduğu vurgulanacaktır.

Gitar Fiyatlarında örnek site adresleri:
https://www.hepsiburada.com/gitarlar-c-19018196
https://www.do-re.com.tr/gitarlar
https://www.n11.com/muzik/muzik-aletleri/gitarlar

Gitar Akorlarına Çalışırken Nelere Dikkat Edilmeli

Akorları çalışırken her sesin temiz ve net duyulduğuna dikkat edin.
• Gitar akorlarını çalışırken sağ elinize bakmayın.
• Zor akorları başlangıç aşamasında denemeyin
• Akor geçişlerini çok yavaş çalışın.
• Hangi akoru çaldığınızı çok iyi bilin. O akorun içindeki seslerin neler olduğunu ve neden o seslerin olduğunu öğrenin.

Gitarda akorların bozuk sesle çıkıyor olmasının başlıca sebepleri vardır. Bunlara örnek verecek olursak perdelere yeterince güçlü basmamış olabilirsiniz. Gitar çalarken, parmaklarımızı tellere kendimizi yormayacak şekilde fakat güçlüce basmamız gerekmektedir. Eğer tellere yeterince güçlü basmazsanız sesler bir hayli sorunlu olacaktır. Tellere güçlü basarken başparmağı da çok yormamaya özen göstermeniz gerekir, başparmak gitarı tutarken sadece destek olmalı, fazladan güç uygulamak doğru olmaz. Bozuk bir sese sahip olmanızın bir farklı sebebi ise akort edilmemiş bir gitarla çalıyor olmanız olacaktır. Açıklamak gerekecekse eğer çaldığınız gitarın akortu yerine değilse çaldığınız sesler de yanlış duyulacaktır. Gitarın akortu, gitarın burguları farkında olmadan bir yere değdiği için bozulmuş olabilir. Gitar çalmaya başlamadan önce kesinlikle gitarınızın akordunu kontrol etmelisiniz. Belki de akoru yapılmış bir gitarla çalıyorsunuzdur ancak, doğru akora basmıyorsunuzdur. Akorları çalışırken içindeki sesleri de ezberlemek önemlidir. Akoru sadece pozisyon olarak nasıl basıldığını ezberlerseniz akoru yanlış basabilirsiniz, ama akorun içindeki sesleri bilirseniz akoru doğru basıp basmadığımızı kontrol edebilirsiniz. Bu ve benzeri  sorunlara da bakarak akorlardan gelen bozuk sesin kaynağını bulabilirsiniz.

Gitar Akoru Nasıl Yapılır

Profesyonel bir müzisyen, pek çok kaynaktan doğru sesleri alarak gitarını akort edebilirken, bu işe yeni başlamış olanlar için bu oldukça zor bir iş olacaktır. Ama panik yapmaya gerek yoktur birçok gitar akort cihazları icat edilmiştir ve bu enstrümanlar ile kolayca gitar akort etmek mümkündür. Elbette ki her akort aleti size hangi telin hangi nota olması gerektiğini göstermez. Bu nedenle tellerin nota değerlerini öğrenmeniz gerekiyor.. Eğer tellerin nota değerlerini biliyorsanız, akort aleti veya bir başka enstrüman aracılığı ile en az bir sesi alarak gitarımızı akort edebiliriz. Yani; gitar akorunu ayarlamak için ilk madde, gitar tellerinin notalarını öğrenmek olacaktır.

Gitar Akoru Ayarlarken Tel Kopması

Genel olarak eskimiş ve paslanmış telleri akort ederken ilk defa akort ayarlayan birisi tel kopacak gerginliğini yaşayabilmektedir. Bu sadece acemi insanlarda değil birçok müzisyende de oluşan gerginliktir. Özellikle uzun süre kullanılmamış gitarın akorunu ayarlarken genellikle telin kopmasıyla sonuçlanabilir. Bir gitar uzmanı veya bir gitar eğitmenine akor ayarlatılırsa tel kopması veya buna benzer bir problem yaşanılması minimum seviyeye inecektir.
Akoru Yapılmamış Bir Gitarı Çalmak Mümkün Müdür
Solo olarak çalmak mümkündür ancak daha ötesine gitmek pek fazla mümkün değildir.

Gitar Akor İsimleri

   
EM Akoru
Gitar çalarken oldukça sık kullanılan ve genelde ana akorlardan biri olarak bilinen, si ve mi notalarının birlikte tınlamasından oluşan akor çeşitidir. Birçok şarkıda em akorunun kullanıldığını fark etmemiz oldukça normaldir. Mi karar bir şarkı em akoru ile başlayıp bitmektedir.

  
AM Akoru
AM akoru da EM akoru gibi oldukça fazla kullanılan bir akor çeşitidir.  Mi ve La notalarının birlikte tınlanmasından oluşan akor çeşitidir. AM akoru gibi birçok şarkıda kullanılabilir ve fark etmemiz gayet normaldir.


Dm Akoru


D Akoru

 D akoru La, Re ve Fa notalarının birlikte hareket ettirilmesi ile oluşan bir akor türüdür.

 
G Akoru
Sol, Si ve Re notaları ile birlikte oluşturulan G akoru  diğer akorlara göre basması daha zor olmasıyla bilinir. Güçlü baskın ve neşeli bir ton ortaya koymasıyla da fark edilir.

 

 
F Akoru
Gitara yeni başlayanlar için özellikle çok zor olarak görünen akordur. Bare basmak gerektiğinden F akoru gitar öğrenimini bir üst seviyeye taşımak adına önemli bir basamaktır. Fa, La ve Do notalarına basarak çalınabilen bir akordur. 
 
C Akoru

Gitara yeni başlayanlar için son derece kolay bir akordur. C akoru; Do, Mi ve Sol notalarının aynı anda çalınması ile oluşur. İsterseniz www.lastvoice.com.tr sitesini ziyaret edip diğer modelleri de inceleyebilirsiniz. 

Kaynak: https://www.yonkamuzikmarket.com/blog/icerik/gitar-akorlari

Gitar akorları konusunda farklı akor çeşitlerini öğrenmek her zaman sizin yararınıza olacaktır.Temel gitar akorları öğrenerek belirli bir seviyeye gelmiş olsanız da bazen çaldığınız şarkılarda bir eksiklik olduğunu farketmediniz mi?

Bu şarkının içerisinde sanki daha farklı bir akor olması gerekiyor dediğiniz olmadı mı? İşte tam da bu noktada kolay gitar akorları ile şarkı çalmayı bırakıp farklı akorlar ile seslerinizi güçlendirmeniz gerekmektedir.

Aşağıda vereceğimiz akorların daha kolay ve farklı diyagramları mevcut fakat burada gösterdiğimiz kalıplar size farklı bakış açıları sağlayacaktır.

Bu yazımızda derlediğimiz tam 25 adet muhteşem gitar akorları ile siz de çaldığınız şarkılara farklı sesler katabilirsiniz.Akor dağarcığınızı genişleterek hem kulağınızı geliştirebilir hem de gitar çalma konusunda ufkunuzu açabilirsiniz.

Klasik ,akustik ya da elektro gitar çalmanız farketmez bu akorları teli olan her gitarda çalabilirsiniz.Oolimo sitesinden aldığımız destek ile hazırladığımız 25 muhteşem gitar akorunu sizlerle paylaşıyoruz.

İşte başlıyoruz.

F (Temel Bare Akoru)

F Akoru

Yazımızın başında farklı gitar akorları olacağını söylemiştik ancak F akoru bareli bir akor olduğundan bu konudan kaçan yeni gitaristler olduğunu biliyoruz.F akoru konusunda daha detaylı bilgiye ulaşmak için makalemizi okuyabilirsiniz.
C5 Akoru Nasıl Basılır? (Power Akor)

C Akoru (Alternatif)

C akoru hepimizin bildiği temel akorlardan birisidir.Fakat C akoruna ufak bir dokunuş ile farklı bir ses yakalamak mümkün. C akoru Do majör-Mi Majör ve Sol Majör seslerinden oluşmaktadır. Bu seslere ince mi telinin 3.perdesinde bulunan G(sol majör) sesini de eklediğinizde daha farklı bir C akoru elde etmiş olacaksınız.

C / G Akoru

C/G akoru sizinde aklınıza hemen geleceği üzere C ve G akoru arasında sıkışıp kalmış bir akor diyebilirsiniz.Yukarıda belirttiğimiz C akorundan tek farkı yüzük parmağınızı mi teli üzerinde sol sesine getirmeniz olacak.Bu sayede C akoru içerisinde bulunan Sol sesini bas şeklinde vererek yapacağınız ritimlere havalı bir ses katmak olacak.

F5 (Power Akor)

Power akorlar genellikle elektro gitarlarda güçlü distortion sesleri üretmek için kulanılırlar.Fakat bu klasik ya da akustik gitarlarda kullanılmasına bir engel değildir. F5 power gitar akorunu çalarken alttaki 3 teli susturduğunuzdan emin olun.

Csus2 (Drop D)

Csus2 akoru normalde bareli basılabilen bir akor fakat D Drop akort yaptığınızda kullanacağınız diyagram yukarıda ki gibidir.Farklı ve biraz sert tonlar alabileceğiniz mükemmel bir gitar akorudur.

D5 Akoru(Genişletilmiş)

İşleri biraz zorlaştıralım mı? Akorlar sadece birbirine yakın birkaç ses ya da bare kalıpları ile olmuyor bunu artık kabul edin.

Eğer farklı ve güzel sesler elde etmek istiyorsanız basit akorlardan artık vazgeçme zamanınız geldi.D5 akoru power akor olmasına rağmen extented yani genişletilmiş versiyonu ile ufkunuzu genişletebilirsiniz.

Genişletilmiş akorlar 2 oktavı da içermektedir.

E5 / B Akoru

Bu akoru basmaya çalışırken ilk başta “aman tanrım didim” diyebilirsiniz.Aslında bu akor bir power akor fakat 5’li akorlara göre daha güçlü bir sesi var.

A5 / E Akoru

A5/E akoru yine A5 akorunun genişletilmiş versiyonudur.Keyifli bir gitar akoru olduğu için üzerine düşmeniz de fayda var.

Bm7 Akoru

Bu akor hepimizin sevdiği bir gitar akoru. Orta parmağınız ile bare basmak zor olabilir fakat standart bare akorlar kadar kolay olduğunu göreceksiniz. Caz veya hafif blues müziklerde kullandığınızda güzel işler ortaya çıkacaktır.
F Akoru Nasıl Basılır? (Fa Majör) 2 Kolay Yöntem

Bm6 Akoru

Si minör 6’lı yani Bm6 akoru sizlere bas sesi ile birlikte farklı ritimler ile güzel ve hoş sesler üretecek bir gitar akorlarından birisidir.

B13 Akoru

Caz-blues, gypsy jazz ve hatta funk için ideal olan B13 akoru, biraz parmaklarınızı zorlayacaktır ama çok yönlü bir akor olduğu kesin.

A / C# Akoru

Bob Marley’in P-90 manyetikler ile reggae tarzı muhteşem çalım şekli, genellikle üç telde çalınan bazı çok basit akor şekillerine indirgenir. Bu şekil, ‘E-shape’ bir bare akorunun ilk üç dizisidir. 5. pozisyonda da A akorudur ve C# en düşük notadır. Gerçek Bob Marley hissi için staccato tekniği ile bu akoru çalabilirsiniz.

G Akoru

G akoru yani sol majör akoru hepimizin bildiği bir gitar akoru.G akoru ile ilgili makalemizi okuyabilirsiniz.Burada göstereceğimiz G akoru ise temel akordan biraz farklı.Sebebi ise Paul McCartney tarafından ünlü olan bir akor.Kütüphanenize eklemenizde fayda var.

Em Akoru

Em (mi minor) akorunu bilmeyen yoktur. Hepimiz o basit akor diyagramını öğrendik.Peki bu akoru farklı pozisyon ve oktavlar da çalarsak nasıl bir ses elde ederiz ve nerelerde kullanabiliriz?

The Beatles grubunun Blackbird isimli parçasında bu akor kullanılmış.Modern pop rock sanatçısı James BayHold Back The River isimli parçasında da kullandığını biliyoruz.

Siz hangi şarkınız da kullanacaksınız?

F # 7add11

Gitar akorları içerisinde 5. 9. ve 11. akorlar kafanızı karıştırabilir.Bu akoru bastığınız da bareli akorlar içerisinde bildiğiniz bir akor kalıbına çok benzeteceğinizden eminim.

Çalın. Bakalım bu akorun sesi ne kadar hoş.

Bsus4 Akoru

Güçlü bir sus akoru denemek istiyorsanız bu Bsus4 akoru tam size göre.Gitar akorları arasında sus akorların yeri gerçekten farklıdır.Denemenizi tavsiye ederim. Diyagramda “T” işareti gördüğünüz teli baş parmağınız ile susturun.
Kaçırmayın !!!  Cm7 Akoru Nasıl Basılır?

B majör akoru B (1), D # (3) ve F # (5) tonlarına sahiptir ,B sus4 akoru ise B (1), E (4) ve F # (5) tonlarına sahiptir. B sus4 yerine B sus (sus = sus4) yazabilirsiniz.

Cadd9 Akoru

Add9 akorları çok parlak, pozitif bir sese sahiptir. Müziğinizin tarzı bu olumlu karaktere izin veriyorsa, herhangi bir düz majör akoru yerine add9 akoru ile değiştirerek daha güzel sesler elde edebilirsiniz.

Parlak, neşeli veya akustik rock sesleri arıyorsanız, o zaman bu akor tam da sizin için.

E7sus4 Akoru

E7sus4 akoru (E7sus ya da Esus7) E (1), A (4), B (5) ve D (7) tonlarından oluşur. Kararlı ve kendinden emin bir ses tonuna sahip olan bu bareli gitar akoru ile güzel ritimler atabilirsiniz.

A6 Akoru

A6 akoru country ve rockabilly stillerinde çalınan harika bir gitar akorudur. A6 akoru A (1), C # (3), E (5) ve F # (6) tonlarına sahiptir. 6’lı akorlar karanlık, melankolik karaktere sahiptir.

D6 / 9 Akoru

D6/9 akoru D (1), F # (3), A (5), B (6) ve E (9) seslerinden oluşmaktadır.Fakat teknik sebeplerden ötürü A sesi bu diyagram üzerinde basılmamaktadır.

Daug Akoru

Rock ‘n’ roll’un öncüsü Chuck Berry hayranları tarafından oldukça tanınan bir gitar akoru olan Daug akoru “No Particular Place To Go” parçasında ilk çalınan akordur. Ayrıca blues parçalarında standart bir D7 akoru yerine kullanmayı deneyebilirsiniz.

EmMaj9 Akoru

Basit bir basılış şekli olmasına rağmen hoş ve güzel ara sesler oluşturabileceğiniz güzel bir akor.

E7 # 9 Akoru

Jimi Hendrix akoru olarak bilinen 7 # 9 akoru, ustanın birçok parçasında duyulmakta.Ayrıca caz müzikte ve 20. yüzyılın başlarında klasik müzikte uzun zamandır kullanılmaktadır.

D7 # 9 Akoru

Tipik Jimi tarzında, blues-rock ve funk soundları çalmak istediğinizde elinizin altında bulunması gereken bir akor.

Kaynak: https://muzikveyasam.com/gitar-akorlari-en-havali-25-gitar-akoru.html

Video içerikler hazırlayanlar için püf noktalar

Günümüzde insanlara çekilen videolar ile ulaşma oranı belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar daha yüksek seviyelerde yer alıyor. İnternet ve video içerik dendiğindeyse akıllarak ilk gelen platform Youtube. Tabii ki video içerikler sadece Youtube’da paylaşılmıyor. Instagram, Facebook, Twitter ve hatta Pinterest gibi platformlar dahi video içeriklere büyük önem veriyorlar. Hal böyle olunca video içerik üretimine ve bunu internette kullanmaya ticaret dünyası da çok ciddi önem vermek zorunda. Çünkü insanlara ulaşabilmenin yolu insanların her istediklerinde istedikleri şeyi izleyebilecekleri platformlara kaymaya başladı. Hatta dijital içerik platformlarının da bu eğilimi görmeleri üzerine ne kadar popüler olduklarını her birimizi görüyoruzdur.

Ancak bugün insanlara video ile ulaşmak isteyen kişilerin bu işi ellerine bir telefon alarak kendilerini veya neyi göstermek istiyorlarsa onu videoya çekmek şeklinde yapmaları hiç faydalı bir yöntem olmayacaktır. Bu yüzden video içerikler ile insanlara erişmek isteyenler, muhakkak bunu yaparken belli başlı noktalara dikkat etmek durumundalar. Biz de kısaca bunlardan bahsetmek istedik.

Doğru bir video kurgu aracı seçin. 

Bir video içerik üretirken dümdüz sadece görüntüden oluşan bir video ile insanlara ulaşmanın mümkün olmadığını muhakkak anlamışsınızdır. Bu şekilde yapılmış videolar, ne kadar iyi yapılmış olursa olsun izlenmezler. İnsanların ilgisini çekmek için videoda belli başlı düzenlemeler yapılmak zorundadır.

Bunlar arasında farklı açılardan görüntüler almak, farklı görüntüleri farklı yerlerde kullanmak ya da videonun fonunda dikkati arttırmak için duruma uygun müzikler kullanmak gerekir – ki videolar izlensin. Elbette bunu yapmak için de bir video düzenleme aracına ihtiyaç duyacaksınız.

Piyasada birbirinden farklı video düzenleme araçları mevcut. Ancak seçeceğiniz araç, sizin yapacağınız düzenleme işlerini pratik bir şekilde yapmanıza imkan tanıyacak bir araç olmalı. Zira bu işler size bu pratikliği sunmayan bir araç ile yapılması halinde saatler alabilen ve sabır isteyen işlerdir.

Bu tarz pratik video düzenleme araçlarının hangileri olduğuna dair daha detaylı bilgi almak için buraya tıklayın.

Bir içerik stratejisi oluşturmak.

Youtube’un veya video içerik pazarının ne denli büyük bir pazar olduğu konusunda hepimiz muhakkak hemfikirizdir. Bu yüzden buraya içerik oluşturmak istiyorsak bir şekilde bir stratejiyle bunu gerçekleştirmemiz şart.

Youtube’a göre video içeriklerin 3 farklı türü var: Hero, Hub ve Hygiene içerikler. Bu içeriklerin neyi ifade ettiğine bakalım.

  • Hero: Bu içerik türü bir anda tabiri caizse patlayan ve milyonlara erişen çoğu zaman viral içerikleri ifade eder.
  • Hub: Videoyu hazırlayan kanalın kullanıcı kitlesini tanıyarak yaptığı düzenli içeriklerdir.
  • Hygiene: Bu tarz içeriklerse daha profesyonel ve belli bir soruya cevap arayan kişilerin arayarak ulaştıkları içeriklerdir.

Öncelikle hazırlanacak içerik ya da oluşturulacak kanalın içerik stratejisinin ne olacağı konusunda iyi çalışılmalıdır. Bu çalışmalar neticesinde kanalın sorunlara cevap veren bir kanal mı yoksa salt eğlence üzerine bir kanal mı olacağı belirlenmeli ve buna göre içerik türlerinden hangilerinin daha yoğun bir şekilde hazırlanarak yayınlanacağına yönelik bir yöntem belirlenmelidir.

Video uzunluğunu iyi belirlemek

Bilindiği üzere çağımız tüketim çağı. Video izlemek isteyen kullanıcıların sizin videonuz dışında milyonlarca ve hatta belki de milyarlarca alternatifi bulunuyor. Rekabet düzeyi bu kadar yüksek bir piyasada ilgi çekici olmak gerekiyor. Dolayısıyla yapılan araştırmalar da dikkate alınarak özellikle bir kullanıcının videoyu izleyip izlemeyeceğine ilk 15 saniyede karar verdiği de göze alındığında videonuzun girişini mümkün olduğunca ilgi çekici tutun. Markayla ya da tanıtım görüntüleriyle başlayan bir video iyi bir girişe sahip değildir.

Bununla birlikte bir video içeriğin optimum uzunluğunun da iyi belirlenmesi gerekir. Bilgilendirici videolar için uzun videolar çok kötü bir tercih olmasa da yine de video ne videosu olursa olsun mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır. Özellikle salt eğlence videolarının maksimum 10 dakikaya sığdırılmasında fayda bulunmaktadır.

İlgi çekici başlıklar

Bilindiği üzere insanlar bazı zamanlar ne izleyeceklerini bilmeden Youtube’a girebilirler. Böylesi durumlarda sizin videonuza insanları yönlendirebilmek için Youtube’un arama motorunda daha iyi görünebilecek şekilde videonuzu düzenlemeye dikkat etmeniz gerekir. Buna Youtube SEO’su denir.

Youtube veya diğer benzer sosyal medya platformlarında video içerik üreteceklerin muhakkak bu konuya dikkat etmeleri gerekir. Nitekim özellikle Youtube’da yayıncılık yapmak isteyenlerin kesinlikle bu konuda bilgi edinmelerinde fayda var. Zira, Youtube’un sizin videolarınızı doğru bir şekilde önerebilmesi için her şeyden önce videonuzun açıklama ve etiketleme kısımlarının dikkatli bir şekilde hazırlanması gerekmektedir.

Buna en bilindik bir yöntemi belirterek yazımızı da sonlandıralım. Youtube’un arama kısmında insanların sizin videonuza ulaşabilmesi için videonuzun ilgili olduğu kategoride insanların en çok kullandıkları kelime kalıplarına video açıklamanızda ve başlığında muhakkak yer vermelisiniz. Bu kelime veya kelimelerin neler olduğuna bazı ücretli araçları kullanarak bakabileceğiniz gibi Youtube’da alanınızda aklınıza gelen kelime veya kelime gruplarını arama çubuğuna yazarak da Youtube’un size önerdiği kelimeler üzerinden fikir edinebilirsiniz.

Tesla 1.5 Milyar Dolar Bitcoin Satın Aldı ve Yakında Kripto Para Ödeme Yöntemini Destekleyecek

Bitcoin haberleri rekor seviyelere ulaştı ve son haftalarda Elon Musk’ın attığı kripto paralara yönelik tweetlerin ardından daha da büyüdü.

Tesla, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’na yaptığı başvuruda 1,5 milyar dolar Bitcoin satın aldığını açıkladı.

 

Duyurunun etkisi, en hafif tabirle son derece yükseliş gösteren bir gelişmedir. Yatırımcılar haberi hazmederken Bitcoin rekor seviyelere çıktı ve yazı yazarken 45.644.68 $ ‘a ulaştı.

 

Tesla başvuruda, yatırım politikasını güncellediğini “bize nakit getirilerimizi daha da çeşitlendirmek ve maksimize etmek için daha fazla esneklik sağlamak için” olduğunu açıkladı.

 

Bu, elektrikli araç üreticisinin “dijital varlıklar, külçe altın, altın takası yatırım fonları ve gelecekte belirtilen diğer varlıklar dahil olmak üzere belirli alternatif rezerv varlıklarına” yatırım yapma hakkını saklı tuttuğu anlamına gelir.

 

Tesla’nın şu anda Bitcoin’de 1,5 milyar dolar sahibi olduğunu doğrulayan dosyalama, şunları ekledi:

 

“Yakın gelecekte, yürürlükteki yasalara tabi olarak ve başlangıçta sınırlı bir temelde, aldıktan sonra tasfiye edebileceğimiz veya edemeyeceğimiz şekilde, ürünlerimiz için bir ödeme şekli olarak bitcoin kabul etmeye başlamayı bekliyoruz.”

 

Dosyalama, dijital varlıkların fiyatının oldukça değişken olduğu ve fiyatların düşmesi durumunda Tesla’nın finansal durumunun “zarar görebileceği” konusunda uyarıda bulundu.

 

Geçtiğimiz haftalarda Tesla’nın CEO’su Elon Musk, Bitcoin’in destekçisi olduğunu açıkladı ancak “partiye geç kaldığını” itiraf etti.

 

Aralık ayında Musk, şirketi Bitcoin’e yoğun bir şekilde yatırım yapan MicroStrategy CEO’su Michael Saylor ile bir Twitter görüşmesi yaptı.

 

Saylor Musk’a tweet atarak “Hissedarlarınıza 100 milyar dolarlık bir iyilik yapmak istiyorsanız, TSLA $ bilançosunu USD’den #BTC’ye dönüştürün. S&P 500’deki diğer firmalar liderliğinizi takip edecek ve zamanla 1 trilyon dolarlık bir iyilik haline gelecektir. ”

 

Musk cevapladı: “Bu kadar büyük işlemler mümkün mü?”

 

Bu ileti dizisi Tesla’nın kararını etkilemiş olabilir  ve son haftalarda Musk’ın Twitter yayınına Bitcoin ve Dogecoin’deki kripto yanlısı paylaşımlar hakim oldu.

Çin Seferi – Cengiz Han – Moğollar Kimdir

Nayman Krallığını ortadan kaldıran, Tatarları, Merkitleri, Taicutları, Kerayitleri  ve Kırgızları da kendine tabi kılan Cengiz Han, Moğolistan’ın tamamına hakim olmuş ve büyük bir Moğol İmparatorluğu kurmuştu.

1206 yılında kendine bağlanmış olan bütün kabileleri bir araya getirerek büyük bir kurultay topladı. Cengiz Han Kurultayda “Cengiz Yasası” adı verilen yasasını da açıklayarak; Zina yapanın kim olduğuna bakılmadan idam edileceğini, Livata yani erkek erkeğe ilişkiye girenin idam edileceğini, Kur’an-ı Kerim okuyan Müslümanlardan, hukuk adamlarından, hekimlerden, alimlerden ve kendilerini ibadet ve riyazete verenlerden vergi alınmayacağını, Bütün dinlere saygı duyulacağını, hiç bir din arasında ayrım yapılmayacağını, kötü ve ahlak dışı sözler kullanmanın yasaklandığını, her yılın başında bekar kızların Cengiz Han’a takdim edilmesini, adam öldürenin aynı şekilde idam edilmesini, yasaların uygulanması için oğlu Çağatay’ı görevlendirdiğini herkese duyurdu. Bu yasalarla Cengiz Han 3 şey hedeflemişti. Cengiz Han’a mutlak itaat, göçebe kabilelerin birleşmesi ve suç işleyenlerin merhametsiz bir surette cezalandırılması…

 

Moğol toplumu

 

Moğol toplumu, Cengiz Han’dan önce teşkilatsızdı. 1206 kurultayında devletin ordu ve içtimai teşkilatı da düzenlendi. Cengiz Han görevlere atayacağı kişileri kabile hiyerarşisine göre değil liyakate göre belirlemişti. Anahtar kelime ise sadakatti…

Cengizhan 1206 yılında mevcudu 10 bine ulaşan keşik adındaki muhafız birliğini kurdu. Genişleyen İmparatorluğa komutan ve idareci yetiştiren ve Cengiz Han’a sadakati ön planda tutan keşiğe katılabilmek büyük bir onurdu. Şamanların da katkısıyla kabilelere duyulan sadakati kendisine yönlendirmeyi mükemmel surette başarmıştı.

Moğol İmparatorluğu bir devlet olarak gerçek oluşumunu ancak Uygurlar’ın tam iştirakiyle sağlamıştı. Yerleşik hayata geçmiş olan, edebiyat, sanat ve ticaret açısından parlak bir uygarlığa sahip olan Uygurların da kendi istekleriyle Moğollar’a katılmasıyla Moğollar kültürel anlamda hızla bir yükseliş gösterdiler. Moğollar okuma yazma bilmeyen göçebe bir kavim oldukları için Uygurların alfabesi Moğolca için uyarlandı ve Uygur aristokratları devletin önemli yerlerinde görev almaya başladı…

Cengiz Han zamanında bugünkü Çin sahasında üç devlet vardı. Kansu civarında Tangut Krallığı olarak da bilinen Xia Hanedanı, kuzeyde Jin Hanedanı ve güneyde Song Hanedanı…

Cengiz Han, Moğollar’ın ezeli düşmanı olan Jin Hanedanı üzerine büyük bir sefer yapmak istiyordu. Lakin Jin Hanedanı oldukça güçlü ve köklü bir devletti. Cengiz Han ise o zamana kadar yalnızca göçebe kabileler ile harpler yapmıştı. Ne bir şehir kuşatmış ne de kale savunması vermişti. Dolayısıyla önce Jin Hanedanına saldırmak yerine Tangutlara, yani Çin topraklarını paylaşan üç devletten en zayıfına hücum ederek ordusunun değerini denemek istiyordu. Ayrıca Tangutlara hakim olursa Türkistan’a giden yolu kontrol altına alacağını ve Moğolların ezeli düşmanı olan  Jin Hanedanını da batıdan kuşatmış olacağını planlıyordu.Kansu bölgesinde yaşayan, Tibet ırkından ve Budist dininden olan Tangut Krallığı ile yapılacak olan mücadele Cengiz Han’ın yerleşik ve medeni bir millete karşı yaptığı ilk sefer olacaktı…

Cengiz Han ordusunu hazırlayarak 1207 yılında Tangut Krallığı üzerine harekete geçti…Tangutlar ise Cengiz Han’ın karşısına ordu çıkarmak yerine güçlü surların arkasına saklanmayı tercih etmişlerdi…

Bunun üzerine Cengiz Han Tangutların önemli şehirlerinden olan Vulahay şehrini kuşattı. Ordusunun büyük çoğunluğu şehri kuşatırken diğer askerleri ise kırsal bölgeleri talan ediyordu. Fakat açık arazide düşman kuvvetlerini imha etmek için mükemmel bir şekilde teşkilatlanmış olan Moğolların müstahkem mevkileri almakta oldukça acemi ve deneyimsiz oldukları ortadaydı.Cengiz Han kaleyi nasıl ele geçirebileceğini düşünüp duruyor komutanlarıyla istişareler ediyordu. Uzun süren kuşatma sonunda Cengiz Han kaledekilere elçi göndererek şehirdeki haberci kuşlarını teslim ettikleri takdirde kuşatmanın kaldırılacağını bildirdi. Bu denli önemsiz bir şart karşısında şaşıran Tangutlar, bu şartı derhal yerine getirerek şehirde ne kadar kuş varsa Cengiz Han’a teslim ettiler. Bunun üzerine Cengiz Han kuşların ayaklarına kıtık parçaları bağlatarak ateşe vermeye başladı. Korkan ve alevler içinde kalan kuşlar yuvalarına dönmeye başladılar. Kısa süre sonra yanarak şehre dönen kuşların şehirde yangın çıkarması ile şehir birden alevler içinde yanmaya başladı. Şehirde büyük yangınların çıkmasını fırsat bilen Moğol ordusu merdivenler eşliğinde kalelere tırmanarak şehri kolayca ele geçirebilmeyi başarmıştı.

Vulahay şehrini bu suretle ele geçiren Cengiz Han ardından Tangutların başkenti olan Çong-Hing’i kuşattı. Bu şehir Vulahay şehrine göre daha sağlam ve büyüktü. Tangutlardan elde ettiği esirleri kullanarak  şehrin su ihtiyacını karşılayan Huang-ho nehrinin yönünü değiştirmek suretiyle şehri susuz bırakarak teslim olmalarını sağlamaya çalıştı lakin nehri durdurabilecek bir bent yapmayı başaramadılar.

Sonbahar yağmurlarıyla nehir taşınca Moğol ordugahını su bastı. Cengizhan kuşatmayı kaldırmayı düşünüyordu. Ancak Moğol askerleri kırsal bölgeleri talan etmeye devam ediyordu. Nihayetinde Tangut kralı Cengiz Han’a elçi göndererek barış teklifinde bulundu. Kızı Çaka’yı Cengiz Han’a vererek onun sağ kolu olmak istediğini bildirdi. Moğollar istediği takdirde Tangutlar ordu gönderecek, bunun yanı sıra develer, av şahinleri, yün ve ipekli kumaşlardan oluşan düzenli bir haraç verilecekti. Bu şartlar altında bir tabiyet anlaşması yapıldı ve Tangutların kralı Li An-şi Cengiz Han’a bağlılığını bildirdi. Cengiz Han ise şimdilik planladığı büyük Jin Seferinden önce Tangutları kendine tabi kılmış, şehirleri ele geçirmek konusunda deneyim sahibi olmuş, Türkistan’a giden yolu kısmen kontrolü altına almış ve ezeli düşmanı olan Jin Hanedanını batı tarafından kıskaca almıştı…

Jin İmparatorluğu

Moğol yurtlarında hiç kimse Pekin sarayında Cengiz Han’ın büyük dedesi Ambakay Han’ın uğradığı işkence ve aşağılamayı unutmamıştı. Ambakay Han Çin zindanlarında işkence gördüğü sırada hayatını kaybetmişti. Bu yüzden Cengiz Han için Jin İmparatorluğunu ele geçirmek bir intikam meselesiydi…

 

1208 yılında Jin İmparatoru Ma-ta-ku ölmüştü. Yerine İmparator Çong-hei tahta geçti. Cengiz Han gençliğinde Ong Han ile birlikte Tatarlar ile harp ederken Jinlerle birleştiğinden beri onlar tarafından kendine tabii bir hükümdar olarak görülüyor ve Jin Hanedanına haraç ödüyordu. Şimdi ise hem Ong Han’ın ölmüş olması hem de Jin İmparatoru Ma-ta-ku’nun ölmesi ile Cengiz Han kendini Jin Hanedanına bağlılıktan azad edilmiş kabul etti.

Yeni İmparator Çong-hei, Cengiz Han’a bir elçi göndererek hem bağlılığını tazelemesini hem de ödemesi gereken haracı istemişti. Usûl gereği Cengiz Han’ın elçi önünde diz çökmesi ve sadakatini bildirmesi gerekiyordu. Ancak Cengiz Han diz çökmeyi reddederek:

 

‘Çong-hei gibi bir budala tahta layık mıdır ve onun önünde ben diz mi çökeceğim!’ diyerek elçiye tükürmüştü. Yeni İmparator Çong-hei bu haberi duyunca o kadar çok sinirlenmişti ki Moğol elçilerini oracıkta idam ettirdi. Bu olay üzerine Cengiz Han kurultayı topladı. İstişare neticesinde Moğol İmparatorluğu Jin İmparatorluğuna harp ilan etti…

Mart 1211’de Moğollar, Jin İmparatorluğuna karşı bir sefer için 90 bin asker toplamışlardı. Moğolistan’daki üslerini korumak için ise geride yalnızca 2 bin asker bırakmışlardı. Bu, Moğol güçlerinin yüzde doksanından fazlasının sefer için harekete geçirildiği anlamına geliyordu. Jin İmparatorluğu ise muazzam bir nüfusa ve kalabalık bir orduya sahipti. İmparator emrindeki ordu 800 bin piyade ve 150 bin süvariden oluşuyordu. Moğollar Çin Seddi’ne kadar hiç bir kuvvetle karşılaşmadan ilerlediler. O dönem Çin Seddi, Jin İmparatorluğu adına Öngüt Türkleri tarafından korunmaktaydı. Öngüt başbuğu Alakuş-teginCengiz Han’a elçi göndererek bağlılığını bildirdi. Cengiz Han da kızı Beki’yi Alakuş’un oğlu ile evlendirdi .Bu suretle Çin Seddi’nin kapıları Moğollar için açılmış oldu.Hızlıca Çin Seddinden geçen Moğol ordusu ikiye ayrıldı. 30 bin kişilik öncü birlik Cebe ve Subutay emrine verilirken ana ordunun başında Cengiz Han bulunuyordu.Öncü birlik Datong’taki garnizon’un üzerine ilerlerken Cengiz Han emrindeki ana ordu Yao Ling geçidine ilerledi.

 

Jin ordusundan 450 bin asker geçitte Moğolları beklemekteydi. Datong’daki garnizon Subutay tarafından imha edilmişti. Kaçan Jin askerleri Woi Shai kalesine çekildi.Bunun üzerine Cengiz Han, oğlu Cebe ve Subutay’ı Woi Shai kalesine saldırması için görevlendirdi.

 

Yao Ling geçidinde bekleyen Jin ordusu aylarca bulunduğu pozisyonu korudu.

 

Subutay ve Cebe, Woi Shai’deki garnizonu da bertaraf ederek komutanları idam ettiler.

 

Ardından Yao Ling geçidinde bekleyen Cengiz Han’ın ordusuna katıldılar.

 

Cengiz Han’ın 90 bin kişilik ordusu Jin İmparatorluğunun 800 bin kişilik ordusuna karşı müthiş bir hücuma geçti…

 

Moğollar’ın kurduğu güçlü baskının ardından Jin İmparatorluğu askerleri geri çekilmeye başladı.

 

Cengiz Han Subutay ve Cebe’yi tepelerin ardından Jin askerlerinin üzerine sevk etti.

 

Jin askerleri o tepelerden atlı birliklerin gelmesinin mümkün olmadığını düşünüyordu.

 

Bu yüzden o tarafta bir güvenlik önlemi almamışlardı.

 

Ancak Moğol askerinin hücumunu görünce hepsi birden şoka uğradı. Moğollar iki taraftan saldırmaya başladı.

 

En iyi Moğol generallerinden biri olan Cebe bu esnada sahte bir ricat yaparak çekildi.

 

Jin askerleri bu tuzağa düşerek Moğol atlılarını takip etmeye başladılar.

 

Ancak Moğollar küçük bir grubu yem olarak bırakıp ormanlara saklanmıştı.

 

Köşeye sıkışan Moğol askerlerinin üzerine giden Jin askerleri,ormanlardan çıkan Moğol askerleri tarafından sarılarak tamamı kılıçtan geçirildi.

 

Ardından tekrar ana orduya desteğe giden Cebe’nin askerleri Jin ordusunun dağılıp kaçmakta olduğunu gördüler.

 

İmparator Çong-hei de bu muharebeden canını zor kurtarmıştı.

 

Jin ordusu Pekin ve etrafındaki kalelere sığınarak meydan savaşından kaçıp kalelerde savunma yapmayı tercih ettiler.

 

Bu o kadar korkunç bir savaştı ki toprağın üzeri cesetlerle dolmuştu.

 

Buradan 9 yıl sonra geçen Taoist rahip Şang Sun sonsuzluğa uzanan beyazlaşmış insan kemiklerini seyrettiğini aktarmıştı…

 

Bu savaşta Jin ordusu 450 bin asker kaybetmişti.

 

Bu Moğollar’ın Çin ordusu karşısında ilk ve en büyük zaferi olmuştu…

 

Ardından Moğol orduları bölünerek kırsalları ve Çin köylerini yağmalamaya başladı.

 

Karşısına savunma yapmak için bir Jin ordusu da çıkmamıştı.

 

Onlar kalelerinde Moğol ordusuna karşı savunma yapmayı beklemekteydiler.

 

Bunun üzerine Moğollar bir çok kaleyi ve şehri kuşatmaya başladılar.

 

Teslim olan şehirdekiler ya köle olarak alınıyor ya da tamamı vahşice kılıçtan geçiriliyordu.

 

Ancak mühendisler, tüccarlar, doktorlar, öğretmenler, din adamları ve idareciler bağışlanıp Moğol ordusuna katılmaları isteniyordu.

 

Bu katliam haberleri gün ve gün Pekin’e ulaşıyor ve Çinlilere korku saçıyordu.

 

Bu sırada Pekin’de bir saray dramı Jin Hanedanını sarsmıştı.

 

Jin İmparatoru Çong-hei, Hu-şa-hu adındaki bir subayı tarafından suikaste uğramış ve yerine yeğeni Wu-tu-pu tahta geçirilmişti. Bu yeni İmparator da ne yazık ki selefi kadar iktidarsız bir hükümdardı.

 

Buna rağmen Cengiz Han muntazam bir kuşatmayı sürdürecek şekilde gelişmemişti. Daima ihtiyatla hareket edip, generallerinin sabırsızlığına rağmen Wu-tu-pu’nun barış teklifini kabul etmişti.

 

Jin İmparatorluğu altın, ipek, üç bin at, binlerce genç erkek ve kız köle,

 

Cengiz Han’ın kendisi için Cürcet Prensesi de dahil olmak üzere muazzam bir harp tazminatı ödemişti.

 

Cengiz ve ordusu bu büyük harp tazminatı ve ele geçirdikleri harp ganimetleri ile birlikte Karakurum’a çekilmekteydi.

 

Moğollar gider gitmez Pekin’i tehlikelere karşı çok açık gören Jin İmparatoru Wu-tu-pu, başkenti terk ederek K’ai-fong-fu’ya yerleşmeye gitmişti. Bu bir kaçma demekti. Cengiz Han bu gidişi harbin yakında yeniden başlayacağı şeklinde yorumlamış ve bundan istifade ederek bizzat kendisi mütarekeyi bozmuştu. Ordusunu çabucak geri çevirerek Pekin’i kuşatmak için tekrar ilerledi…

 

Daha önce bu müstahkem şehri kuşattığında kenti atlı birliklerden kurulu göçebe ordusuyla ele geçiremeyeceğini anlamıştı.

 

Bu nedenle Çinli istihkamcıları ve mühendisleri ordusuna dahil etmişti.

 

Cengiz Han, Çinlilerden ele geçirdiği mühendisleri kullanarak Pekin şehrinin haritasını çıkarmış ve şehre nasıl ve ne yönden saldırılacağını belirlemek için komutanlarıyla istişarelere girişmişti.

 

Şehrin nasıl ele geçirileceği üzerine çok uzun kafa yorulmuş ve mancınıklar inşa edilmiş şehre akan nehirlerin önüne bentler çekilmişti.

 

Şehre tüm giriş ve çıkışlar kapatıldı.

 

Moğol ordusu şehirde açlık ve susuzluğun baş göstermesini bekleyerek 6 ay boyunca Mancınıklarla şehri bombardıman etti… Pekin halkı Moğolların diğer Çin şehirlerinde yaptıkları yağmaları iyi bildiğindenhepsi korku içindeydi.

 

Sonunda şehirde açlık ve susuzluk baş göstermiş, Çinliler ölülerini yiyerek hayatta kalmaya çalışmıştı.

 

Cengiz Han daha önce yağmaladığı Çin şehirlerinde o kadar çok insan öldürmüş ve o kadar çok köle elde etmişti ki sadece köleleri doyurmak bile oldukça müşkül bir durum haline gelmişti.

 

Cengiz Han bu durumu lehine çevirmek için bu köleleri etten kalkan olarak kullanmaya karar verdi.

 

Savaş kulelerini itmeleri, en ön safta savaşmaları ve koç başı ile kapıya dayanmaları için Çinli esirleri zorladı.

 

Böylece Moğol ordusu uzun bir bekleyiş ve çabanın ardından şehre hücum etmeye başladı.

 

Çin okçuları kalelerinden Moğollar üzerine müthiş bir ok yağmuru başlatmıştı.

 

Moğolların kullandığı mancınıklardan atılan büyük taşlar Pekin şehrinin duvarlarını parçalıyordu.

 

Çinliler de bu mancınıklara karşı boş durmuyor ve ileri teknikleri kullanarak ürettikleri yanıcı maddelerden oluşan yangın toplarını Moğolların üzerine atıyorlardı.

 

Çin okçuları çok geçmeden ok atışlarıyla öldürdükleri kişilerin kendi akrabaları olduğunu fark edince

 

büyük bir motivasyon kaybettiler. Atacakları her okla kendi evladını veya kardeşini vurabilirlerdi…

 

Bu duruma daha fazla dayanamayan Çinli okçular ok atışlarını durdurdular.

 

Bu sırada surlara çıkan ve yıkılan duvarlardan içeri giren Moğol askerleri Çinlileri kılıçtan geçirmeye başladı.Nihayet şehir düşmüştü…

 

Bu zaferin ardından Cengiz Han, şehrin tümüyle acımasızca yağmalanmasını emretti.

 

Moğol askerleri girilmedik ev, kaçırılmadık kız, çalınmadık değerli eşya, öldürülmedik insan bırakmamışlardı…

 

Moğol ordusu tarafından Pekin’de yapılan vahşet, toprak üstünde çürüyen ceset parçaları, insan kemikleriyle kaplı tarlalar, bu ceset yığınlarından çıkan salgın hastalıklar, bizzat olaylara tanıklık eden Harezmşah elçisi Bahaeddin Razi tarafından gözlenmiş ve yazılmıştı…

 

Moğollar bütün şehri içindekilerle beraber ateşe vermişlerdi. Bu acımasız tahrip bir ay kadar sürmüştü…

 

Altın, gümüş, ipek ve değerli eşyaları Moğolistan’a taşımak hayli zor olmuştu…

 

Jin Hanedanı ise yeni başkenti K’ai-fong-fu ve Şen-si’de bir şehire sıkışıp kalmıştı…

 

Cengiz Han Çin’in tamamının ele geçirilmesinin uzun süreceğini anlayıp, buranın ele geçirilmesi ve idare işlerini generallerinden Mukuli’ye devrederek yönünü Türkistan’a çevirdi.

 

Kuzey Çin’in Moğollar tarafından ele geçirilmesi üzerine Moğol İmparatorluğu, Çin’in tüm zenginliklerinden yararlanarak o devrin en zengin devleti haline geldi…

 

Artık bütün dünyanın başkentleri Çin’de olanlarla yakından ilgilenmeye başlamışlardı.

 

Harezmşah Hükümdarı Sultan Alaeddin Muhammed Harezmşah, kendi fethetmek istediği Çin’in, Moğolların eline geçmesine inanamamıştı.

 

Haberin doğruluğunu tetkik ettirmek için Seyyid Bahaeddin Razi’nin idaresinde bir heyeti Çin’e gönderdi.

 

Harezmşah elçileri Çin hududuna vardıkları zaman bu muazzam vahşete bizzat tanıklık ettiler…

Eba Canlı Ders Uygulaması İndir

Eba yenilendi. Kolay kullanım sağlayan tasarımı. Yeni özellikleri ve zenginleşen içerikleri ile seni tanıyan sana özel Eba ile kendi derslerine ve kitaplarına hızlıca ulaş. Performansına göre sana önerilen içerikler ile eksiklerinizi giderin. Sana özel  takvimle yazılı tarihlerini ve etkinliklerini takip edin. Kütüphaneye uğra eğlenceli zaman geçir. Ve kişisel gelişini destekleyin. Projelerini, sosyal etkinliklerini ve başarılarınızı sergileyin.

 

 

Seni Tanıyan, Sana Özel Öğrenme Ortamı

Nike GO FlyEase Ayakkabı Modeli İle Eller Serbest

Nike GO FlyEase yeni ayakkabı modeli Sezgiseldir. Giymesi kolaydır. Çıkarması da bir o kadar  kolaydır. Tasarım, yenilikçilik ve mühendisliğin son noktalarından birisidir.

Gelebileceğinin kanıtı: ellere serbestlik veren bir ayakkabı modelinin ortaya çıkmasıdır.

Ayakkabının yumuşak hareketinin arkasında, ayakkabının tamamen açık ve tam kapalı durumda sabitlenmesini sağlayan iki dengeli bir menteşe vardır.

Bu ikilik, başka bir imza ayrıntısına izin verir: Nike GO FlyEase gergi. Gerginin benzersiz esnekliği, birçoğunun verilmiş olabileceği bir eylemi güçlendirir (bir ayakkabıyı tekmelemek) ve bu hareketi, erişilebilir ve güçlendirici tasarımın temeli olarak tamamen yeniden tasavvur eder.

Nike GO FlyEase’deki gibi gelişmiş, erişilebilir çözümler, Nike FlyEase teknolojisini harekete geçiren “daha iyisi geçici” zihniyetinin simgesidir. Piyasaya sunulduğundan bu yana teknolojiler basketbol, ​​koşu ve spor giyimde çok sayıda ayakkabı stilinde kullanılmıştır. Birbirini izleyen her tasarım, FlyEase kriterlerinin titizliğini  sarsılmaz performans standartlarını dengeler .

Nike GO FlyEase’de bu, mümkün olan en geniş aktif yaşam tarzları yelpazesine hizmet etmek anlamına gelmektedir. Kullanıcı şampiyon, eskrimci, Bebe Vio, sınıfa yarışan bir öğrenci veya elleri dolu bir ebeveyn olabilir.

Vio, “Genellikle ayakkabılarımın içine girmek için çok zaman harcıyorum” diyor. “Nike GO FlyEase ile, sadece ayaklarımı içeri sokup üzerine atlamam gerekiyor. Ayakkabılar, sadece uyarlanabilir sporcular için değil, herkesin gerçek hayatı için de yeni bir teknoloji türüdür. “

Nike GO FlyEase, başlangıçta belirli Nike Üyelerine davet yoluyla sunuluyor ve bu yılın ilerleyen aylarında daha geniş tüketici kullanıma sunulması planlanmaktadır.

PlayStation 5 disk sürücüsüz modeli Türkiye’ye geliyor

Sony, disk sürücülü modelinin ardından bu sefer sürücüsüz PS5 PS5 modellerini Türkiye’ye getiriyor. İşte yeni oyun konsolunun çıkış tarihi ve fiyatı …

Sony, PS5 serisinin ikinci bir modelini Türkiye ile tanıştırıyor. Digital Edition PlayStation 5, Şubat ayında Türkiye’de satışa çıkacak. PlayStation 5 Dijital Sürümü önerilen 5999 TL perakende fiyatı ile oyuncularla buluşacak.

PlayStation 5 Dijital sürümü, PS5 konsolunun Ultra HD Blu-ray disk okuyucusuz tamamen dijital sürümüdür. Her iki konsol, PS5 ve PS5 Digital Edition, oyunculara tamamen aynı özellikleri ve performansı sunuyor.

Her iki PS5 modeli, ultra yüksek hızlı SSD sayesinde yıldırım hızında yüklere sahiptir; derin kapsayıcılık, dokunsal geribildirim desteği ile uyarlanabilir tetikleyiciler; 3D ses teknolojisi; ve tamamen yeni nesil için tasarlanmış harika PlayStation oyunlarına sahiptir.

 

PlayStation 5’in teknik özelliklerini hatırlayalım.

 

İşlemci: Zen 2 mimarisine sahip 8 çekirdekli işlemci – 3,5 GHz

GPU: 10,28 TFLOPS, 36 CU 2,23 GHz

GPU mimarisi: Özel RDNA 2

– Bellek: 16 GB GDDR6 / 256 bit

– Bellek bant genişliği: 448 GB / sn

– Dahili depolama: 825 GB SSD

– G / Ç: 5.55 GB / sn (Ham) 8-9 GB / sn (sıkıştırılmış)

Genişletilebilir bellek: NVMe SSD Yuvası

– Harici depolama: USB HDD desteği

Optik sürücü: 4K UHD Blu-ray sürücüsü

GTA 5 Tam Ekran Yapma

GTA 5 tam ekran ayarları artık çok daha basit. Geçmişte GTA 5’i tam ekran yapmak için bir çok ayar bilgisine sahip olmak gerekiyordu ancak günümüzde küçük bir hamle ile oyunu tam ekran hale getirebiliyorsunuz.

GTA 5 nasıl tam ekran yapılır?

Oyunu oynarken daha yüksek verim elde etmek ve GTA 5 FPS’yi artırmak için veya farkında olmadan küçük bir ekran yapmış olabilirsiniz. Oyunu küçük ekrana çekmek FPS’nizi artırabilir ancak ekran küçüldükçe oyunda göreceğiniz alan da küçülecek, vizyonunuza ve oyuna konsantre olmanızı engelleyecektir. Yani GTA 5’i tam ekran yapmak için aşağıdaki adımları takip edebilirsiniz:

GTA 5’i birkaç adımda tam ekran yapabilirsiniz!
GTA 5’i birkaç adımda tam ekran yapabilirsiniz!
İlk önce GTA 5’i açın.
Oyunu açtığınızda Ayarlar’a gidin.
Ayarlar bölümünden Grafikler bölümüne girin.
Bu bölümden Ekran Türü ayarını Tam Ekran olarak değiştirin.
Bu ayarı yaptıktan sonra, oyununuzu tam ekran yapmak için Alt + Enter kombinasyonunu kullanabilirsiniz.
GTA 5 Tam Ekran Problemi Yapıyor
GTA 5’i tam ekran yapma sorunuyla karşılaşan birçok oyuncu var. Oyunu daha önce küçük ekranda oynayıp büyük ekrana geçtiğinizde sorun olmadı ama daha sonra böyle bir durumla karşılaşabilirsiniz. Bu sorunu çözmenin birçok yolu vardır. Aşağıdaki çözümleri deneyerek bize hangi yolun sizin için uygun olduğunu söyleyebilirsiniz.

Çözüm: Normalde “Pencereli Mod” da oynattığınız ekran çözünürlüğünü ve ardından Alt + Tab’ı seçin. Bu şekilde tam ekran yapma sorununu çözebilirsiniz.
Çözüm: Vsync açık kalmış olabilir, “Yarım” yerine “Hayır” olarak düzeltin.

Çözüm Yolu: Ekran Hz ayarlarını 60’a ayarlayın.
Tam ekran oyuncu yapma sorununun yanı sıra Social Club hatasıyla da karşılaşabilirler. GTA 5 Social Club hatasının çözümü için hazırladığımız rehbere mutlaka göz atmanızı tavsiye ederiz.

GTA 5’te FPS sorunları yaşıyorsanız küçük ekranda oynayabilirsiniz!

GTA 5 Ekran Küçültme

GTA 5 ekran küçültme için hemen hemen aynı ayarları uygulamanız gerekecek ancak bu küçük ekranda aynı görüntü kalitesiyle oynayamayacağınız için iyi bir görüntü elde etmek için çözünürlük ayarlarını düşürmeniz gerekecek. GTA 5’te ekran küçültme genellikle FPS sorunları olan oyuncular tarafından kullanılır. Siz de bir FPS sorununuz varsa veya herhangi bir nedenle GTA 5’te ekranı küçültmek istiyorsanız aşağıdaki adımları izleyerek ekranı küçültebilirsiniz:

GTA 5’e giriş yapın ve Ayarlar’ı tıklayın.
Grafik Ayarlarını buradan kontrol edin.
Çözünürlüğü buradan düşürün.
Çözünürlüğü mevcut durumundan ne kadar düşürürseniz o kadar iyidir.
Son Alt + Enter kombinasyonunu yaptıktan sonra ekranınız aniden küçülecektir.
GTA 5’te, yukarıda verilen adımları takip ederek oyun içindeki ekranı büyütebilir ve küçültebilirsiniz. Bunun gibi GTA 5 içeriğine Mobidictum üzerinden erişebilirsiniz. En son oyun ve uygulama içeriklerinden hızlı bir şekilde haberdar olmak için sitenin sağ alt kısmından bildirimleri açabilirsiniz.

Unutulmaz Dakikalar

İnsanlar özel günler de hatırlanmak ve sevdiklerini mutlu etmek isterler. Bunun pek çok yolu vardır. Sürpriz bir parti, bir telefon kutlaması, güzel bir mesaj veya alacakları bir hediye ile sevdiklerini mutlu ederler.

Doğum günleri, iş tebrikleri, evlilik yıl dönümleri gibi günler de çeşitli organizasyonlar son günlerde sık tercih edilen kutlamalardır.

 Doğum Günü Etkinlikleri

Doğum günlerinde sevdiğiniz kişileri en çok mutlu eden sevdiği insanlarla bir arada olmaktır. Bunun içinde düzenlenecek olan doğum günü etkinlikleri en iyi kutlama şekli olacaktır. Doğum günü etkinlikleri düzenlemek için çeşitli detaylara ihtiyaç duyulur.

 

 Flyzone İle Doğum Günü Etkinlikleri

Öncelikle etkinlik için seçilecek mekan kutlama için uygun olmalıdır. Sonra pasta seçimi doğum günü olan kişiye ve gelecek olan kişi sayısına göre yaptırılmalıdır. Mekan süslemeleri de bunlara eklenir. Bütün bu ayrıntılarla uğraşmamak ve zahmete girmemek için flyzone sizlere bu hizmetleri sunmaktadır. İnternet üzerinden yapacağınız rezervasyon ile kısa süre de organizasyon için talep oluşturabilirsiniz.

Doğum günleri etkinlikleri kahvaltı organizasyonu şeklinde düşünülebilir. Seçilecek olan mekanın konseptine göre bir açık büfe kahvaltı oldukça iyi bir seçenek olabilir. Böylelikle herkes istediği ve dilediği şeyleri yemek içme şansına sahip olur.

Akşam saatlerinde yapılması planlanan doğum günü etkinlikleri için de yemek seçimi ve konsepte karar vermek gerekir. Bunun yanı sıra sade bir etkinlik talep edenlere yönelik olarak seçenekler vardır. Bütün bu seçenekleri flyzone tek bir çatı altında ele alır. Mekan arayışına girmeden, yemek derdine düşmeden ve süslemelerle uğraşmanıza gerek kalmadan tek bir telefon veya iletişim ile organizasyonu düzenletmeniz mümkündür. https://www.flyzoneturkey.com adresinden daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Flyzone olarak etkinlikler konusunda iddialı içeriklere sahibiz. Yaş sınırlaması olmadan herkes için farklı doğum günü etkinlikleri içeriklerimiz mevcuttur. Bize ne istediğinizi söyleyin sizin için en iyi organizasyonu tasarlayalım. Etkinlik saatlerimiz sabah 10.00 da başlayıp hafta içi 22.00 ve hafta sonu 23.00 saatlerine kadar devam eder. Hizmetimiz içerisinde eğlenceli şovlar ve eğlenceli parkurlar yer almaktadır. Heyecanlı dakikalar yaşayacağınızın garantisini vermekteyiz. Organizasyon içerisinde aynı zaman da sürpriz pek çok gösteri karşınıza çıkacaktır.

 

İhtiyacınız Olan Tüm Verilere Tek Bir Tıkla Ulaşabilmek : Laptop

  1. yüzyılın en uygun tabiri ile odak noktasını oluşturan dijital deneyimler, teknolojinin de birebir katkısıyla birçok alternatif yol sunuyor. Bu yollardan kimisi iş görme kapasitesi, kimisi pratikleriyle öne çıkıyor. Değişen kullanıcı beklentileri, olanaklar ve görülmesi gereken iş yükü nispetinde her birine ayrı ayrı ihtiyaç doğuyor. Fakat dijital deneyimlere erişebilmenizi sağlayan yolların tam orasında duran laptoplarla ilgili daha fazla şey söylenebilir. Çözünürlüğünden RAM kapasitesine kadar özenle hazırlanan dizüstü bilgisayar modellerinden dilediğinizi seçerek kullanabilirsiniz.

Laptop Modelleri

Masaüstü bilgisayarlarla gerçekleştirebileceğiniz işlemlerin neredeyse tamamında beceri gösteren ve portatif özelliğiyle ayrıcalık kazanan laptoplar, birçok farklı model barındırıyor. Kolay saklanabilir ve taşınabilir özellikle üretilen minimal boyutlar ve dev ekranıyla büyüleyen büyük boyutlu seçeneklerin tamamı, beraberinde zengin bir renk skalası sunuyor. İşletim sistemi, performans ve güç değeri, çözünürlük oranı, bellek kapasitesi, ekran boyutu gibi teknik değerlerle birbirinden ayrılan modeller arasında ilave özellikler barındıran ultra fonksiyonel seçenekler de yer alıyor.

Seçimlerinizde Yol Gösteren Detaylar

Klavye ve ekran ikilisinden oluşan tüm laptoplar, birbirinin aynısı gibi görünse de benzerliğin altında farklı detaylara sahip. İdeal bilgisayar modelinize erişebilmek için bu detaylara da dikkat etmeniz gerekiyor. Laptoplar farklı tuş tasarımları ile tasarlanıyor. Üstelik bir de F ve Q klavye çeşitliliği var. Haliyle hangi tasarımda konfor bulacağınızı düşünmeniz yarar sağlıyor. Beraberinde tercih edeceğiniz laptop modelinin şarj dayanım süresi, USB giriş adedi, depolama seçenekleri gibi detaylarda da beklentilerinize hitap edebilmesi gerekiyor. Dahası kalite değerlerinizi laptop fiyatları ekseninde düşünmek ve ucuz olan kötüdür demek yerine ürün özelliklerini incelemek, nitelikli sonuçlar elde etmenizi sağlıyor.

Laptop Fiyatlarını Etkileyen Unsurlar

Çok zengin bir çeşitlilik barındıran ve dileyen herkesin laptop sahibi olmasını sağlayan dizüstü bilgisayar fiyatları, temel olarak üç unsurdan etkileniyor. Birinci unsuru model özellikleri oluşturur. Yani tercih ettiğiniz model teknik, donanım ve tasarım özellikleri ile ne sunuyorsa; o kadar da fiyatı değişiyor. İkinci unsuru markalar tarafından belirlenen fiyat politikaları oluşturuyor. Bu durum birbiri ile benzer özelliklere sahip olan fakat farklı markalara ait laptop modellerine farklı fiyatlarla sahip olabilmeniz sonucunu doğuruyor. Son unsuru ise satış noktaları arasında değişen fiyat değerleri oluşturuyor. Bu unsurun sağladığı etki ise beğendiğiniz laptop modelinin farklı satış noktalarında, farklı fiyatlarla karşınıza çıkması oluyor.

Tv ünitesi nedir ne işe yarar?

Televizyon sehpasının yerini alan yeni ürünün adı TV ünitesidir. Tv ünitesi sadece LCD televizyon koymaya yarayan sade bir mobilya olarak görülmemelidir. Nedeni ise artık modern hayata olabildiğince ayak uydurmuş evli çiftler daha rahat ve daha konforlu, göze daha hoş gözüken mobilyaları tercih etmektedirler.

Tv ünitesi çok elzem midir?

Aslında bu durum kişiden kişiye aileden aileye değişen bir durumdur. Bir aile için çok elzem olmayan bazı mobilyalar diğer aile için en önemli mobilya olu vermektedir. Burada da sorulması gereken soru şu olmalı “TV ünitesi nedir? Ne işe yarar?” bu soruya çiftlerin vereceği cevaplar onların bu ürüne ihtiyaçlarının olup olmadığını ortaya çıkarır.
Tv ünitesi genellikle LCD televizyonlar için alınan LCD televizyonların tamamlayıcısı olarak görülen bir noktadan geldi. Şuan geldiği nokta itibariyle televizyonu olmayanlar bile TV ünitesi almaktadır. Evlenecek çiftler mobilya alışverişinin içerisine salon takımları ile uyumlu ya da salon takımının bir parçası olan TV ünitelerini katmaktadırlar. TV üniteleri öncelerinin vitrini yerine geçmiştir.

Tv üniteleri hangi amaçla kullanılmaktadır?

Şu kesin bir gerçektir ki Türk milleti televizyon seyretme yüzdesi çok yüksek bir toplumdur. Bundan da şu sonuç çıkıyor. Biz toplum olarak tv seyrederek zamanımızı özellikle akşamlarımızı geçirmekteyiz. Tv üniteleri daha çok LCD televizyonların taşıma ve konumlandırılması için kullanılmaktadır. Bu oran çok yüksektir. Başka amaçlar için kullananlar hiç mi yoktur derseniz elbette vardır. Onlarda daha çok seçtikleri TV ünitesinin modeline göre kitaplık olarak, vitrin olarak kullanmaktadır.

TV ünitelerini evin hangi odasına koymak gerek?

Tv ünitesini koyacağımız odanın, salonun kullanım amacının iyi belirlenmesi gerekmektedir. Eğer oturma odasına koyulacaksa odanın büyüklüğüne göre TV ünitesi seçmemiz gerekir. Yoksa odada hareket alanımızı kısıtlayıcı bir etki yapacaktır. O odada kullanılan mobilyalara uyumlu olmalıdır. TV ünitesi oraya koyulunca “ben buranın mobilyası değilim, ben buraya geçici geldim ” dememelidir. Bazen geniş bir ortamın dizaynı neticesinde kullanım alanının daraldığı görülür. Odada bulunan mobilyaların uygun yerleşimi ile mekândaki kullanım alanı genişletilebilinmektedir.

Tv üniteleri oturma olsun salon olsun artık evlerimizin vazgeçilmez mobilyalarından olmuştur. Evimizin odamızın en güzel yerlerine yerleştirdiğimiz bu mobilyanın seçimi nasıl olmalıdır.

TV üniteleri gün geçtikçe vazgeçilmez mobilyalar olmaktadır neden?

Evlenen yeni çiftler olsun veya mobilyasını değiştirenler olsun günün şartlarına göre moda olan ürünleri seçme eğiliminde oluyorlar. Çok fazla geçmişi olmasa bile TV ünitelerine rağbet gün be gün artmaktadır. LCD televizyonlar artık her evde vardır. LCD televizyonların satışlarının hızla artmasından etkilenen TV ünite satışları katlanarak artmaktadır.

İyi bir tv ünitesi nasıl olmalıdır?

Her üründe olduğu gibi bu üründe de iyilik ve kötülük görecelidir. Yani kişilere göre değişen bir durumdur. Birisine göre raflı, cam kapaklı model iyi olurken diğerine göre rafları daha açık olan model iyi olmaktadır. Onu tercih etmektedirler.

TV ünitesi seçerken nelere dikkat etmek gerek

Önce yapılması gereken nerede kullanılacağının belirlenmesi gerek. Ondan sonra kullanılacak alanda hangi duvara konulacak ve ne kadar yer kaplaması gerek onun belirlenmesi gerek. Mobilya üreticileri TV ünitelerinin genişliklerinde pek bir değişiklik yapmamaktadırlar piyasada bulunan TV üniteleri genellikle 240 cm ile 250 cm arasındadır. Standart olarak piyasada bu ölçüler ile ürünler vardır. Daha büyük ya da daha küçük olanları elbette vardır. Onlarda da seçenek az olduğu için seçim şansı az olmaktadır.  Yükseklik olarak standart yüksekliğe göre yapmaktadırlar. Yükseklikte sorun çıkmayacaktır.
TV ünitesi kullanacağımız odadaki diğer mobilyalar ile uyumlu olmalıdır. . Mobilyalar ile birlikte alınırsa daha güzel olacaktır. Alabiliyor isek aynı takımın TV ünitesini almak en doğrusu olacaktır. Eğer sonradan alınıyor ise de orada kullanılan mobilya uyumuna dikkat etmek gerekir.

Kullanılacak mekâna göre TV ünitesi modeli değişir mi?

Aslında TV ünitesini insanlarımız genellikle salonlarında kullanmaktadırlar. Çok olmamakla birlikte oturma odasında kullananlarda olabilmektedir. Bunun için kullanılacak mekâna göre TV ünitesinin tipine karar vermek mantıklı olacaktır. Cam kapaklı süs eşyası konulmak için tasarlanmış bölmeleri olan TV ünitesini oturma odasında kullanmak uygun olmayacaktır. Oraya rafları açık kitap, dergi vb eşyaların konulabileceği TV ünitesinden koymak daha uygun olacaktır.

Apple iOS 14 ve Gizlilik (ATT) – Tüm iPhone Kullanıcıları İçin Bir Oyun Değiştirici

Apple, tüm iPhone kullanıcıları için oyunun kurallarını değiştirecek bir iOS 14 güncellemesiyle gelen çarpıcı ve yeni bir gizlilik hareketini onayladı.

Uzun zaman oldu. Apple ilk olarak, tüm uygulamaların 2020 yazında izlemesi için açık izin istemesini gerektiren çarpıcı yeni bir gizlilik özelliğini duyurdu. Uygulama İzleme Şeffaflığı  (ATT) olarak adlandırılan özelliğin,  iOS 14’ün geçen yıl Eylül ayında piyasaya sürülmesi bekleniyordu, ancak bu  Facebook da dahil olmak üzere firmaların geri göndermesinin ardından ertelendi .

Nihayet, Apple   izleme önleme özelliğinin geleceği veya en azından bir tarihi doğruladı . İPhone üreticisi, ATT’nin 2021 “ilkbaharının başlarında” bir iOS 14 güncellemesine geleceğini duyurmak için Veri Gizliliği Günü’nü (28 Ocak) seçti.

Bu özellik  , Apple’ın iOS 14.4 sürümünde bekleniyordu, çünkü beta sürümlerinde yer almıştı. Ancak, iOS 14.4 bu hafta geldiğinde, bunun yerine  zaten kötüye kullanılan üç güvenlik açığı için büyük bir güvenlik düzeltmesi içeriyordu  . Bu sürümün onu ileriye taşımış olabilecek acil doğası, belki de ATT özelliğinin neden eksik olduğunu açıklıyor. 

Yeni gizlilik özelliği tam olarak nedir?

Telefonunuzda uygulamaları kullandığınızda, sizi reklamlarla hedeflemek için diğer uygulamalarda ve web sitelerinde sizi izleyebilirler. Bu, şu anda kişisel bilgilerinizi ifşa etmeden izleyen, reklamcılar için tanımlayıcı ( IDFA ) adı verilen bir şey aracılığıyla yapılmaktadır .

Apple, yeni iPhone özelliğinin amacının bu sürece şeffaflık katmak olduğunu söylüyor. Artık neler olduğunu biliyorsunuz, uygulamaların sizi izleyip izleyemeyeceğini seçmek size kalmış.

Apple duyurusunda şunları söylüyor: “Uygulama İzleme Şeffaflığı, uygulamaların diğer şirketlerin sahip olduğu uygulamalar veya web siteleri genelinde verilerini izlemeden önce kullanıcının iznini almasını gerektirecek. 

“Ayarlar altında, kullanıcılar hangi uygulamaların izleme izni istediğini görebilecek ve uygun gördükleri şekilde değişiklikler yapabilecek.”

Gerçekte bu, iPhone ve iPad’inizde izlemeye aktif bir şekilde dahil olmak anlamına gelir. Açılır bir bildirim alacaksınız: “x, diğer şirketlerin sahip olduğu uygulamalar ve web siteleri arasında sizi izlemek için izin istiyor. Verileriniz, size kişiselleştirilmiş reklamlar sunmak için kullanılacak. “

Daha sonra “İzlemeye İzin Ver” veya “Uygulamayı Takip Etmemesini İste” arasından seçim yapabilirsiniz.

Veri toplamayı tercih etmekten vazgeçmek yerine, AB’nin GDPR’si gibi veri gizliliği düzenlemesinin merkezinde yer  alır . Yani Apple’ın yeni iPhone gizlilik özelliği, kullanıcıları tarafından gerçekten yapılması gereken en doğru şey. 

Bu özellik, insanların bir uygulamanın hangi verileri topladığını ve bunun sizinle nasıl bağlantılı olduğunu görmelerine olanak tanıyan Apple’ın gizlilik etiketlerini temel alır. 

Apple’ın ATT özelliğine karşı tepki 

Facebook ve diğerleri, çoğu iPhone kullanıcısının izlemeyi devre dışı bırakacağından endişe ediyor. Google da endişeli. Bu hafta  , insanların iPhone’larında ortaya çıkmayı önlemek için, yaklaşan Apple gizlilik değişikliğinden önce IDFA’yı kullanmayı bırakacağını duyurdu  .

Kişisel olarak, Apple’ın gizliliğe yaklaşımının övgüye değer olduğunu düşünüyorum, ancak reklamcılık için toplanan bilgilerin azalması, uygulamaların ve hizmetlerin işlerini başka şekillerde finanse etmek zorunda kalacağı anlamına geliyor. Bazen hepimizin hatırlatması gerekir ki, eğer ürün için ödeme yapmazsak, ürün biziz.

İPhone kullanıcıları bunun yerine uygulamalar için ödeme yapmaktan mutlu mu? Bunu yapmaktan mutlu olurdum, ama belki başkaları yapmayacaktır.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 27 Ocak Basın Açıklaması

Salgının dünyadaki birinci yılını tamamladığı günlerde salgına karşı umutla beklediğimiz mücadele gücü olan aşı uygulanabilir hale geldi. 30 Aralık’ta ülkemize gelen ilk parti olan 3 milyon doz aşının gerekli kontrollerinin tamamlanması ile 13 Ocak günü “Acil Kullanım Onayı” verilerek yaygın aşılama dönemini başlatmış olduk. Sayın Cumhurbaşkanımız aşı kampanyasını başlatmak için bizzat Ankara Şehir Hastanemize gelerek ilk doz aşısını yaptırdı. Kendilerine hem tüm vatandaşlarımızın aşılanması adına yaptığımız çalışmalara verdiği destek hem de bu konuda da gösterdiği önderlik için minnettarız.

Bilim Kurulumuzun önerileri ile hazırlanan aşı programına göre öncelikle sağlık çalışanlarının aşılanması tamamlandı. Sağlık çalışanlarımızın aşılanması savaşa hazırlanan askerlerimizin silahlanması ile eşdeğerdir. Mücadelenin en ön safında bulunan neferlerimiz daha güvenli bir alana yaklaşmışlardır. Sağlık çalışanlarımızı takiben engelli, yaşlı bakım evleri ile huzurevlerinde yaşayan vatandaşlarımızın yerlerinde aşılamaları tamamlandı.

Koruma sorumluluğu üzerimizde en çok bulunan bu grup öncelikle aşılanmış oldu. Kademeli olarak 90 yaş ve 85 yaş üzeri vatandaşlarımız evlerinde aşı oldular. İleri yaşları nedeniyle evlerinde aşı uygulamasına gittiğimiz vatandaşlar ile aynı hanede yaşayan 65 yaş üstü vatandaşlarımız varsa onların da aşı uygulamaları evlerinde gerçekleştirildi. Pazartesi günü 80 yaş üzerindeki vatandaşlarımızın sağlık kuruluşlarında aşılanmasına başlanmıştı. Yarın sabahtan itibaren yeni bir adıma geçerek 75 yaş üzerindeki vatandaşlarımızı sağlık kuruluşlarında aşılamaya başlayacağız. Yarından itibaren 75 yaş Üzeri vatandaşlarımız sağlık kuruluşlarından randevu alarak aşı olmaya gidebilecekler.

Ülkemizde aşı programında kullanılan inaktif aşının 10 milyon dozluk ikinci sevkiyatının ilk bölümü olan 6,5 milyon dozluk bölümü hafta başında ülkemize getirildi. Gerekli testlerin tamamlanmasından sonra aşılar kullanıma sunulacaktır. Virüsün dünyadaki seyri gerek merkez ve taşra teşkilatımız tarafından gerekse Bilim Kurulumuzca düzenli olarak takip edilmektedir. Bildirilen mutasyonlar üzerine İngiltere, Danimarka ve Güney Afrika’yla olan uçuşlar durdurulmuştu. Brezilya ile olan uçuşlar da buna eklendi. Özellikle Güney Afrika’da bildirilen mutasyonlu virüsün daha ölümcül olduğu iddia edilmektedir. Mutant virüsün görüldüğü yerler karantina altına alınmaktadır. Ülkeler yeniden sınırlarını kapatmaya başlamıştır. Bu durum tedbirleri elden bırakmamamız konusunda bize önemli birhatırlatıcı olmuştur.

Alınan tedbirlerle vaka sayısında »80’e varan hızlıbir düşüş sağlandı. Ancak bütün çabalarımıza rağmen bu düşüş yavaşladı. 5.000-7.000 arasında dalgalanan günlük vaka sayıları görülmeye devam etmektedir. Dünyada da artan risk durumu göz önüne alındığında tedbirlere sıkı sıkıya uymaya devam etmemiz gerektiği ortadadır. Mücadelenin bu döneminde kalabalık ve kapalı ortamlarda bir araya gelmek yaklaştığımız mutlu günleri görme hedefinden bizi uzaklaştırabilir. Bu konuda vatandaşlarımızı azami derecede kısıtlama ve tedbirlere uymaya davet ediyorum. Tedbirlerdeki kontrolsüz gevşemeler bir sonrakini daha zor atlatabileceğimiz dalgalanmalara yol açabilir. Tedbir ve temkini elden bırakmamamız gerekiyor. Salgının tüm dünyaya bir kişiden yayıldığını aklımızdan çıkarmamalıyız. Salgın süresince zorlu bir mücadele verdik ve tüm milletimiz çok yoruldu. Bu emeklerin karşılığını almaya çok yaklaştığımız ortadadır.

Saygılarımla,

Dr. Fahrettin Koca

T.C. SAĞLIK BAKANI

Diş Ağrısı İçin Ağrı Kesiciler Neden Kullanılır?

Diş ağrısı için ağrı kesici genellikle birçok kişinin kullandığı bir yöntemdir. Malum herkesin evinde mutlaka bir kutu ağrı kesici bulunur. Ağrı kesicilerin arasında bile aslında farklı dozlarda ilaçlar oluyor. En çok kullanılan ağrı kesicileri arasında örneğin Parol bulunur.

Parol ezcanelerden hiçbir reçete gerekmeksizin alabileceğiniz, gerek toz gerekse tablet olarak satılan ağrı kecisi türlerinden bir tanesidir. Ağrı kesiciler alındığı zaman, dişlerdeki sinirleri uyuşturur ve dolayısıyla bu şekilde ağrı tamamen kesilmiş olur, fakat ilacın etkisi geçmeye başladığı zamanda ise elbette yine dişleriniz ağrımaya başlayacaktır. Eğer Parol çok hafif gelirse, bazıları Apranax adı verilen bir ağrı kesici kullanabiliyor.

Apranax biraz daha ağır bir ağrı kesici türüdür ve etkisi daha uzun sürüyor. Diş Ağrısı İçin Tablet Yerine İğne Diş ağrısı için normal tablet olarak ağrı kesicileri kullananlar çok bulunur, fakat bazen bazı hastalar için tablet ağrı kesicileri bile az gelebiliyor. Bu tür kişiler hastanelere giderek iğne vurulabiliyorlar. İğne biliyorsunuz ki direkt olarak damar içerisine vurulduğundan, etkisi hem daha uzun sürüyor, hemde daha etkileyici oluyor.

Ağrı kesici çoğu zaman diş ağrısından baş ağrısına geçerse veya diş ağrısından gece uyuyamayanların kullandığı bir yöntemdir. Zaten çok fazla dişlerin ağrıdığında, direkt olarak hastaneye giderler. Bazen tablet yutamayanlar için diş ağrısı için ağrı kesici olarak gargara kullananlar bile oluyor. Gargaralardaki en büyük avantaj aslında minerallerin direkt olarak dişlere temas ettiğinden, ağrıyan bölgeye daha hızlı ulaşabiliyor, fakat gargara ne kadar etkili olur diye soracak olursanız, tablet veya iğne kadar etkili olmuyor. Genel olarak diş etleri ağrısı için kullanalar oluyor.

Diş Ağrısı İçin Ağrı Kesici Kullanmak Ne Kadar Doğru?

Birçoğumuzun canı o kadar tatlıdır ki, dişimiz ağrımaya başladığı zaman anında ağrı kesici alma ihtiyacı duyarız. Ağrı ne derecede olursa olsun, anında ağrı kesicilere başvururuz. Diş ağrısı gerçekten bazen dayanılmaz bir dereceye kadar gelebiliyor ve bu sebeple birçok kişi sadece evinde değil, çantasında bile ağrı kesici taşıyabiliyor, fakat ağrı kesici her zaman bir çözüm değildir. Bunun yerine eğer gerçekten dişlerinizdeki ağrı dinmiyorsa, dişçiye veya hastanelerin acil bölümlerine gitmeniz tavsiye edilir. Hastaneye gidip doktor kontrolünden çıktıktan sonra, diş ağrısı için ağrı kesici alabilirsiniz.

 

Yeni Tatil Trendi Villa Kiralamak

Dünya ülkelerinde uzun yıllardır popüler tatil seçeneği olan villa tatili Türkiye’de son yıllarda oldukça fazla ilgi görmeye başladı. Villa tatili dendiğinde akla müstakil bahçe içinde özel yüzme havuzu olan villalar gelse de aslında çok daha fazlası vardır. İstenen büyüklükte ve beklentileri karşılayacak tüm özelliklere sahip villalar son yıllarda ciddi oranda artmış durumdadır. Herkes kendi yaşam tarzına göre, tatil villaları kiralayarak gözlerden uzak sevdikleri ve ailesi ile birlikte baş başa tatil yapabilir. Kapalı ısıtmalı havuzları ile yalnız yaz aylarının değil dört mevsim tatil keyfine imkan sağlayan villalar, klasik tatil anlayışından çok daha fazlasını sunar. Apart, tatil köyü ya da otel gibi ortak kullanım alanına sahip bir tatilden kaçmak isteyenler istediği saatte istediği aktiviteleri planlayarak tatil yapmayı hayal edenler villa tatilini tercih ediyor. Kiralık villalar kişilerin tüm beklentileri karşılamasına olarak sunarken aynı zamanda bölgenin tarihi dokusunu ve doğal güzelliklerini de keşfetmelerini sağlıyor.

Tatil Trendlerini Tuizturizm.com İle Keşfet

Her zevke ve her bütçeye uygun tercih edilen tüm tatil bölgelerini https://www.tuizturizm.com/ ile keşfetmeye hemen başlayabilir unutulmaz bir tatilin keyfini yaşayabilirsiniz. Konuklarına en iyi hizmeti en uygun fiyata sunma amacıyla yola çıkan Tuiz Turizm 2003 yılından bu yana sektörde güvenin adı olmuş durumdadır. İster villalar, ister tatil evleri isterse bungalov evler hangi konseptte olursa olsun en uygun şartlarda rezervasyon imkanı sunuluyor.

Villalar, Tatil Evleri, Bungalov Evler ve Daha Fazlası

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de popülerliğini her geçen gün arttıran villa turizmi konusunda yapılan yatırımlar talebin her geçen yıl daha da yükseldiğini ortaya koyuyor. Alışılmışın dışında çok daha farklı özellikleri ve hassasiyetlere sahip bir tatil anlayışını uygulamaya sunan villalar hizmet kalitesini ve yeterliliğini üst seviyeye taşıyor. Sevdikleriyle birlikte yalnız kendilerine ait bir dünyanın kapısını güven ve kaliteye açan tatilciler ayrıcalıklı bir tatil imkanı ile buluşuyor. Aileniz ve sevdiklerinizle muhteşem ve ayrıcalıklı bir tatil için her bölge ve özellikle Bodrum kiralık villa seçenekleri sizleri bekliyor.

 

Hackerlar

1960 – 1970

Bilgisayar korsanlığının günümüzdeki anlamıyla ilk kez 1960’lı yıllarda başladığını söyleyebiliriz. O yıllarda, bilgisayarlar ısı kontrollü cam kabinlerde saklanan şeylerdi ve çok pahalılardı; sadece birkaç kişinin onlara bilgisayarlara fiziksel olarak erişmesine izin veriliyordu. Bu bilgisayarlar ile çalışmak çok zordu ve basit bir işi yaptırmak için bile saatler boyunca uğraşmak gerekebiliyordu. Bazı MIT öğrencileri, bu zaman alan işleri kısaltmak için programlama kısa yolları yaratabileceklerini keşfettiler ve bunlara “hack” adını verdiler. Bazen bu hack’ler programın kendisinden daha iyi çalışıyordu. Örneğin 1969 yılında Bell Laboratuvarlarında çalışan Dennis Ritchie ve Ken Thompson tarafından geliştirilen hack, daha sonra UNIX adını aldı.

Bir zarara neden olan ilk hack ise 1971 yılında ortaya çıktı. John Draper adında bir Vietnam gazisi, ücretsiz telefon görüşmeleri yapmanın bir yolunu buldu. Kullandığı yönteme günümüzde “phreaking” adı veriliyor. 1978 yılında Randy Seuss ve Ward Christiansen adındaki iki kişi, dünyanın dört bir yanındaki bilgisayar korsanlarının birbiriyle haberleşip “keşfettikleri” yeni şeyleri paylaşabilmeleri için ilk çevrimiçi haber bültenini yarattı. Bu bülten, günümüzde halen kullanılıyor. Kevin Mitnick 1979 yılında ARK adındaki ilk büyük çaplı bilgisayar sistemini kırdığında, bu bültende yayımlanan “ipuçlarından” faydalanmıştı.

1980 – 1990

1980’li yıllarda bilgisayarların ve onları kırmak için uğraşan korsanların sayısı oldukça artmıştı. 1983 yılında 10 milyon bilgisayar vardı. 1986 yılında ise bu rakam 30 milyona yükselmişti. Bu yükselişin ana nedeni, IBM’in piyasaya girmesi ve kişisel (personal) bilgisayarları tanıtmasıydı. Günümüzdeki PC (Personal Computer) terimi, buradan kaynaklanıyor. 1983 yılında yayınlanan War Games (Savaş Oyunları) adındaki film, bilgisayar korsanlığını heyecan verici bir şey olarak tanıtmıştı ve pek çok genç aynı şeyleri yapabilmek için heves ediyordu. 414, LOD, MOD, Masters of Deception gibi isimlere sahip bilgisayar korsanlığı grupları, Amerika’nın dört bir yanındaki ağlara saldırıyor ve birbirleriyle de savaşıyordu.

İşler o kadar ciddileşti ki, 1986 yılında bilgisayar korsanlığının federal bir suç sayılmasına karar veren bir yasa çıkarıldı ve FBI duruma el koymak zorunda kaldı. Bu grupların hemen hepsini tutuklanıp cezaevine gönderildi. Ancak Amerika, bilgisayar korsanlarından etkilenen tek ülke değildi; 1994 yılında, Rus bilgisayar korsanları Citibank’tan 10 milyon USD çalmayı başardı. 1996 yılında, CIA ve Amerikan Hava Kuvvetlerine ait web siteleri hacklendi. 1999 yılında, korsanların kart bilgilerini kolayca çalıp kopyalaması nedeniyle günümüzde de kullandığımız çipli banka kartları ortaya çıktı.

2000 – 2010

Mayıs 2000’de, halen pek çok kişinin hatırladığı ILOVEYOU solucanı ortaya çıktı ve birkaç saat içinde dünya çapında milyonlarca bilgisayara bulaştı. 2001 yılında, Microsoft’un web sitesini ziyaret etmek isteyen kullanıcılar, bilgisayar korsanlarının yarattığı sahte bir siteye giriş yaparak kişisel bilgilerini çaldırdılar. Bu, dünyadaki ilk alan adı sunucusu (DNS – domain name server) saldırısıydı ve kullanıcıları sahte siteye yönlendirmek için zehirlenmiş DNS rotaları kullanılmıştı. (Bu saldırı türü günümüzde halen aktif ve hatta baskıcı hükümetler tarafından dahi kullanılıyor.) 2003 yılında, ilk global bilgisayar korsanlığı gruplarından biri olan Anonymous kuruldu. 2006 yılında, bir Türk hacker bir dünya rekoruna imza attı: iSKORPiTX adındaki korsan, tek seferde ve aynı anda 21.549 adet web sitesini kırmayı başardı. 2008 yılında, bir grup Çinli korsan Pentagon’un sitesini ele geçirdi.

2010 – Günümüz

2010 yılı Stuxnet isimli solucanın oluşturduğu risk ile başladı. Nisan 2011’de, Türk bir hacker olan JeOPaRDY, Bank of America web sitesini kırdı ve 85.000 adet kredi kartı bilgisini çaldı. Aynı ay PlayStation Network kırıldı ve 77.000 kullanıcısının kişisel bilgisi çalındı. 2018 ve 2019 yılları, fidye yazılımlarının yarattığı tehdit ile geçti. Georgia eyaleti, bu yazılımlar nedeniyle korsanlara 400.000 USD fidye ödemek zorunda kaldı. 2020 yılının ise DDoS saldırıları ile geçtiğini söyleyebiliriz. Bilgisayar korsanları giderek daha karmaşık yöntemler kullanıyor ve çevrimiçi olduğumuz her an çeşitli güvenlik riskleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu riskleri azaltmak bizim elimizde: Anti-virüs programları ve firewall’lar kullanabilir, VPN ile ek bir güvenlik elde edebilir (VPN indir sayfamıza göz atın), kolay tahmin edilemeyen şifreler kullanarak maruz kaldığımız riskleri mümkün olduğunca azaltabiliriz.

İnterneti Verimli Kullan; Her Şey İçin Pathyou

İnternet kullanıcılarının ilgi alanına giren ya da merak ettiği konuları yayınlayan sosyal içerik platformu Pathyou, doğru kaynak kullanımı ile bilgileri doğru olarak sunar. Paylaşılan içerikler de herhangi bir konu hakkında uzman küratörler tarafından derlenen gerçek bilgiler yer alır. Kullanıcılara farklı kategorilerde merak edilen konular hakkında bilgi akışı sağlanır. Kullanıcılarını bilgisayardan kaliteli vakit geçirmeyi sağlayan sosyal içerik platformu birçok farklı kategoride gerçek bilgi deneyimi sunar.  Her gün yayınlanan güncel ve ilgi çeken konular her yaştaki insan tarafından beğeni ile takip ediliyor. Bilim, sağlık, doğa, gündem, ilişkiler, moda gibi konulara yer verilen platformda merak edilen tüm konuları bulmak ve eğlenmek söz konusudur.

Teknoloji Meraklılarının İlgi Odağı

Faaliyetine başladığından bu yana geniş bir kitleye sahip olan platform özellikle teknoloji meraklılarının ilgi odağı haline geldi. Dünyayı ve Türkiye gündemini yakından takip eden Pathyou ekibi ile birlikte kendinizi uzun bir öğrenme yolculuğu içerisinde bulabilirsiniz. Türkiye ve dünya gündeminde yer alan konuları, ilgi çeken içerikleri tercih eden kullanıcılar bir sosyal içerik platformundan aradıkları her şeyi rahatlıkla ulaşabiliyor. Her zaman kullanıcıyı kendine çekmeyi başaran sosyal içerik platformu yeni keşifler için de fırsat sağlıyor. Benzersiz içerikleri ile kısa süre içerisinde en fazla takip edilen sosyal içerik platformları arasına girmeyi başaran Pathyou öğrenim felsefesi yolu ile ilerliyor.

Başarılı Bir İçerik Sitesi

Güncel hayata ait birçok farklı konuyu barındıran site kullanıcıların en yüksek süreyi geçirdiği eğlence platformu olarak da dikkat çekiyor. Küratörler tarafından üretilen içerikler sayesinde kullanıcı hem eğlenceli vakit geçiriyor hem de kaliteli ve düzeyde gerçek bilgilere ulaşma imkanı buluyor. Her gün komedi, mizah, sanat, magazin, sosyal medya, teknoloji, inceleme ve ilginç detayların yazılmasıyla veya listelenmesiyle oluşan güncel içerik yayınlanıyor. Gerek editör kadrosu gerekse kategori alanları ile her alana ait içerikler üreten başarılı bir içerik sitesi olan

Pathyou, kullanıcılarına küratörlük imkanı sağlayarak yeni içerikler oluşturulmasına olanak sunuyor. Her yaştan farklı düşünce yapısına sahip insanların bir arada olduğu platformda, kullanıcılar sıkılmadan, eğlenceli yöntemler ile bilgi akışını elde ediyor.

 

Osmanlı’nın İlk Deniz Savaşı – 1416 Osmanlı – Venedik

Osmanlılar tüm Türk devletleri gibi bir kara gücü, kara devletiydi. Onlar, geldikleri ve yaşadıkları bölgeden kaynaklı deniz ya da denizle ilgili faaliyetlere uzaklardı. Osman Bey’in kurduğu beylik, daha çok erken tarihlerden itibaren Marmara ve Ege denizine dayandı. Bu suretle denizle ve denizden kaynaklı tehditlerle karşılaşmaya başlayan Osmanlıların ilk deniz güçlerini, 1350’li yıllarda topraklılarını aldığı Karesi Beyliği’nin gemileri oluşturdu.

Osmanlılarda deniz faaliyetleri, Batı Anadolu beylikleri; Aydın, Saruhan ve Menteşe oğullarındaki kadar hızlı gelişmedi. Birbirine çok benzer sosyal dinamikleri ve temelleri olan beylikler arasında, bu tarz bir fark olmasının tek sebebi vardı: Osmanlılar 1353 yılı gibi erken bir tarihte Rumeli’ye çıkıp buraya tutunmayı başarınca, önünde kara gücünü kullanabileceği uçsuz bucaksız Balkan Yarımadası beliriverdi.

Diğer beylikler için ise Ege Denizi ya da diğer bir tabirle Adalar Denizi doğal bir engeldi.

Doğuya doğru da genişleyemediklerinden denizcilikle uğraşmaları kaçınılmaz oldu…

Osmanlıların denizle ve denizcilikle uğraşmak zorunda kalışı elbet benzer bir zaruretle olacaktı. O ilk zaruret ise Çanakkale Boğazı’nın güvenliği oldu. Güney Marmara’ya tamamen yayılan ve böylece denize sınır olan Osmanlılar, deniz ticaretinin zirvesine oturma konusunda birbiriyle yarışan Venedik ve Ceneviz ile bunun yanında ana hedefi olan Doğu Roma ile ilişkiye girmeye başladı. Özellikle iki İtalyan devleti ile kurulan ilişki ticaret merkezliydi…

 

1.Murat devriyle beraber Balkanlarda bir çığ gibi büyüyen Osmanlıların boğaz trafiği çok fazla arttı. Fakat Türklerin bu askeri trafiğin ve göç dalgasının deniz ayağını organize edebilmesi hayli güçtü. Ellerindeki gemilerin yanında Venedik ve Cenevizlilere para vererek kendilerini karşıya çıkartıyorlardı. Adı geçen devletlerle araları bozulunca ise karşıya geçiş bir cehenneme dönüşüyordu…

Boğazın iki tarafı da Türlere ait olmasına rağmen Venedik, Ceneviz ve Bizans; boğazı istediği gibi kontrol edebiliyor; karasularını istediği gibi kullanıyordu. Buna bir dur demek gerektiğini anlayan Sultan Murat, Kocaeli’nde ufak bir tersane oluşturarak karşıya geçiş ve boğaz güvenliği için yeteri kadar sal yapılması emirini verdi. Boğaz boyundaki kalelere de “Bahriye Azaplarını” yerleştirdi. Fakat bunlar bugünkü deniz piyadeleriydi, asıl önemli olan denizciydi ve o da Osmanlı’da daha yoktu…

Osmanlı’nın kurumsallaşmasında ve genişlemesinde büyük payı olan 1.Bayezid’ın döneminde, atılım giderek büyüdü. Sultan, çıktığı bir Anadolu seferinde pek çok Batı Anadolu beyliğini kendisine bağlamayı başardı ve sonraki süreçte Anadolu’daki Türk birliğini büyük oranda sağlamayı başaracaktı…

Alınan Batı Beyliklerinin filoları birleşip Osmanlı Donamamasının temelini oluşturamadı.

Beylikler o dönemde deniz faaliyetlerini Türk korsanlar aracılığıyla yapıyordu ve bu korsanlar beyleri bertaraf edilince Osmanlı tarafına yanaşmadı… Osmanlı hizmetine girmeyi kabul eden Türk korsanların gemileri ve Kocaeli’de yapılan gemilerden oluşan 60 gemi Sarıca Bey önderliğinde bazı Ege adalarını yağmaladı. Fakat bu ufak grup, Çanakkale Boğazın’daki Venedik ve Ceneviz serbestliğini engelleyemedi Osmanlıların deniz gücü hala çok zayıftı…

Yine yakın yıllarda Padişah, Gelibolu’ya bir tersane kurdurdu ve karşısına da Lapseki hisarını yaptırdı. Osmanlılar boğazı kontrolün önemini anladıkları için buranın savunmasını hem denizden hem de karadan organize etme gayesindeydiler. Alınan bu önlemlerden sonra yabancı gemiler “Mafgarya” denilen izin kâğıtlarıyla boğazdan geçmek zorunda kaldı. Bu büyük bir başarıydı fakat kurallar, süratli ve iyi donanımlı Venedik gemilerini alakadar etmedi. Çünkü Osmanlılar hisarlardan sadece ok atabildikleri için ve ellerindeki gemiler rakiple boy ölçüşecek seviyede olmadığı için gemilerin geçişi sırasında rakibi tehdit edemiyordu.

Osmanlılar, 1396 yılında oluşturulan haçlı ordusuna karşı koyabilmek adına sefere çıktığı sırada, haçlıların deniz gücü olan 44 parçalık haçlı filosu, Balkanlara varmak için yola çıktı.

Sarıca Bey ve komutasındaki Osmanlı gemileri, güçlü haçlı filosuyla boy ölçüşemeyeceğini anlayınca Gelibolu limanına çekildi. Kolayca her iki boğazı da geçen filo, Karadeniz’e çıkıp Tuna nehri aracılığıyla Niğbolu Muharebesi’ne katıldı. Bu filonun Akdeniz’den kalkıp Niğbolu’ya kadar gelmesi, Osmanlının deniz gücünün ne kadar zayıf olduğunu bir kez daha gösterdi. Diğer bir kötü sınav ise İstanbul’un 3.kuşatması sırasında verildi.

İstanbul’un denizden abluka altına alınması işini yapan 60 gemi, Doğu Roma’ya destek taşıyan Venedik gemilerini tutamadı ve gemiler, İstanbul’a rahatça ulaşıp abluka altındaki Bizanslıları rahatlattı…

Niğbolu ve İstanbul Kuşatmasındaki bu olaylar Yıldırım Bayezid’i yeni bir tedbir almaya itti.

Çanakkale Boğazını tutmak için yaptırdığı kalenin bir benzerini İstanbul Boğazını tutmak için de yaptırdı. 1397 yılında tamamlanan Güzelcehisar, Karadeniz ve Marmara arasındaki geçişlerde, yabancı gemilere zorluklar çıkaracaktı…

Ege’deki adalara çıkarmalar yapabilecek güce ulaşan Osmanlı donanmasının bir sonraki sınavı 1399’da oldu. Bizans imparatorunun yardım talebi üzerine Fransa kralı 6.Charles, asker ve erzak dolu ufak bir filoyu İstanbul’a yolladı. Bu filoya Venedik, Ceneviz ve Rodos gemileri de eklenecekti. Fakat Bozcaada’da bekleyen Fransız filosu, müttefiklerini beklemeksizin 6 gemisiyle boğazı zorlamaya kalktı. Sarıca Bey ise 17 gemiyle rakibin boğaza girişini engelledi. Bu, Osmanlının ilk deniz zaferi değildi ama ilk deniz başarısıydı…

Bozcaada’ya çekilen Fransız gemileri ise müttefikleri gelince tekrar boğazı zorladı.

Osmanlılar bu sefer rakibin çok daha güçlü gelmesi üzerine direkt Kocaeli limanına sığındı ve yardım gemileri ise İstanbul’un imdadına yetişmeyi başardı…

1402 Ankara Muharebesi’yle Osmanlı büyük bir bunalıma girdi ve iç savaş başladı.

Fetret Dönemi dediğimiz bu süreçte Osmanlı donanması nadir kullanıldı ve donanmanın gelişimi çok yavaşladı. Yeniden çıkış ise 1413 yılında tahta oturup Osmanlı mülkünde bütünlüğü tekrar sağlayan Çelebi Mehmet zamanında oldu. Tahta oturan Tavil Mehmet, derhal bir donanama oluşturtulması için emir verdi. Uzun süredir dostane ilişkiler kurulan Venedik’i kendisine hedef olarak gören sultan, 17’si kadırga geri kalanı da ufak teknelerden oluşacak şekilde 112 gemilik bir donanma oluşturdu. Donanmanın başına da Çalı Bey’i geçirdi. Venedik ile rakip olan Ceneviz’le de fiili bir ortaklık kurdu. Boğazdan geçmeye çalışan Venedik gemilerini esir alan Osmanlı donanmasının 42 parçalık bir kısmı,

Çalı Bey idaresinde 1415’te Ege’ye açıldı.

Türk denizcileri Naksos ve yine buraya bağlı Paros, Melos ve Andros adalarına çıkarmalar düzenleyip tahrip ve yağma yaptı. Korkan Naksos Dükü kendi gemilerini limandan çıkaramadı ve Osmanlılara vergi vermeyi kabul etti. Türklerin Ege’deki bu taarruzu ve Çanakkale boğazını kontrol eder duruma gelmeleri elbette Venedik’te yüzleri düşürdü.

Venedik’in bir şey yapıp olayları lehine çevirmesi lazımdı…

Pietro Loredano komutasında 15 büyük kadırgadan oluşan filo, Nisan 1416’da Ege sularına geldi. Venedik’in niyeti savaştan ziyade Boğazın ticaret gemilerine açık tutulması idi. Hatta bunun için yanlarında 2 tane de diplomat getirmişlerdi. Osmanlı ise bu bölgeleri doğaldır ki kendi hâkimiyet alanı olarak görüyor ve kendine sorulmadan iş yapılmasını istemiyordu.

Bakalım işler nereye varacaktı?…

Amiral Pietro 28 Mayıs’ta Gelibolu açıklarına geldi. Tomasso adında bir yaverini Çalı Bey’e göndererek amacını söyledi. Ortada resmen ilan edilmiş bir savaş olmadığı için ortam sakindi.

Fakat bir sonraki gün, geçiş izni almış bir Ceneviz ticaret gemisi boğaza girmeye çalışınca olan oldu. Venedikliler rakiplerine ait gemiyi vurup batırınca Osmanlı yetkilileri küplere bindi. Venedikliler nasıl olurdu da Osmanlı karasularında böyle kafalarına göre hareket ederdi. Üstelik batırılan gemi geçiş izni almıştı ve Türklerin müttefikine aitti. Çalı Bey buna sinirlenip derhal gemicilerine emir verdi. Osmanlılar koşarak gemilere yöneldi ve denize açıldı. Venedik donanmasının üzerine gidiyorlardı…

Amiral Pietro bunu resmi savaş ilanı olarak kabul edip çarpışma karar verince, Osmanlı tarihinin ilk resmi deniz savaşı 29 Mayıs 1416’da başladı. Venedik’in 15 büyük gemisi vardı.

Osmanlıların ise o sırada 13 çektirisi ve 21 tane de daha küçük tip gemisi mevcuttu. Filolar arasındaki teknik üstünlük ise karşılaştırılamayacak şekilde Venediklilerdeydi. Kürekli Gemiler Çağı’nın en iyi gemileri onlardaydı. İtalyanların gemileri muntazam ve büyük olduğu kadar toplarla da donatılmıştı. Osmanlı gemilerinde ise rakibin ateş gücüne karşılık verebilecek sadece ok vardı. Normal şartlarda dönemin klasik deniz savaşı tarzı “mahmuzlama” ve “rampaj”a dayanıyor olsa da Venedik gemilerindeki toplar, Osmanlılara yaklaşmaksızın savaş yapılmasına zemin hazırlıyordu. Ek olarak İtalyan gemileri, yüzyıllardır bu işi yapmanın getirdiği avantaja sahip usta denizciler tarafından yönetiliyordu…

Her şeye rağmen rakibin üzerine saldıran Çalı Bey ve gemileri, Venedik ateşi altında kalıverdi. Zaten çok sağlam olmayan Türk gemileri aldıkları isabetler sonucunda ağır yaralanıyor, istenilen oranda rakibe yaklaşamıyordu. Sonucu belli bir savaşa giren Osmanlı deniz beyi, son bir çare yanan gemilerinin ve ölen personelinin arasından süzülerek rakibin kaptan gemisine doğru sokuldu. Amirale yeterince yaklaşan birkaç gemiden rakibe ok yağdırıldı. Bu yoğun ok atışı sırasında Amiral sol bacağından ve yanağından yaralandı ama bu, savaşın neticeye etki etmedi…

Venedikliler ateş gücünün verdiği avantaj, denizcilik bilgisi ve kaliteyle Osmanlı gemilerini ele geçirmeyi başardı. Çalı Bey ve pek çok levent savaş sırasında şehit oldu, geri kalan personel de esir düştü. Esir edilen 12 geminin personeli, savaşı Gelibolu sahillerinde yaşlı gözlerle izleyen kadınların ve çocukların şahitliğinde kılıçtan geçirilip denize atıldı. Sonrasında Amiral Pietro, Lâpseki’ye saldırıp burayı almak istediyse de emrinde büyükçe bir kuvvet olan Halil Bey’in yakınlarda olduğunu öğrenince bundan vaz geçti. Sonuçta İtalyanlar denizde üstün olabilirlerdi ama muharebe karaya taşınırsa Osmanlı’nın asıl gücüyle karşılaşma talihsizliğini yaşamak istemezlerdi. Derken aldığı galibiyetin ardından Venedikliler, Bozcaada’ya doğru yöneldi. 5 çektiriyi ganimet olarak alıp geri kalanları işe yaramaz gerekçesiyle yaktılar…

Yenilgiden sonra Çelebi Mehmet, Venedik’in denizdeki üstünlüğü kabul etmek zorunda kaldı.

Naksos’tan alınan vergi kaldırıldı ve Venedik ticaret gemilerinin boğazlardan serbestçe geçebilmesi gibi bazı tavizler verildi. O dönemde Çanakkale Boğazını korumakta dahi zorlanan Osmanlılar, bundan 100-150 yıl kadar sonra Akdeniz’in en güçlü donanmalarından birine sahip olacak; gemilerini Adriyatik’ten Hint Okyanusu’na, Azak Denizi’nden Cebelitarık açıklarına kadar yüzdürecekti. Fakat, Osmanlıların o seviyeye gelebilmesi için daha çok yol kat etmesi lazımdı….

https://www.youtube.com/watch?v=9Mfh2k0KNuc

Alman İmparatorluğu Nasıl Kuruldu? Avusturya Prusya Savaşı

Roma Germen İmparatorları, Orta Avrupa’da Almanca konuşan tüm toplulukların kralı unvanını taşımaktaydı. Fakat Almanlar İmparatorluğun içinde, Ortaçağdan kalan derebeylik geleneğinden kaynaklı olarak 500 den fazla siyasi yapıya bölünmüşlerdi. Bu yapıların hepsinin kendine göre ayrı kanunları, işleyiş yapıları ve yönetim biçimleri vardı.

Napolyon’un seferleriyle 19.yy’ın başında Roma Germen imparatorluğu yıkıldı ve Alman devletleri Bonapart’ın yeni düzenlemesiyle “Ren Konfederasyonu” adı altında Fransa güdümüne girdi.

1789 Fransız ihtilalinin yaydığı fikir akımlarıyla ve Fransa hegemonyası altında ezilmenin verdiği etkiyle Almanlar arasında milliyetçilik duygusu yükselmeye başladı Napolyon’a karşı yapılan mücadelelerde kazanılan ortak tecrübeler ve işgalcileri kovarak tekrar kendi topraklarının kontrolünü ele geçirme fikri Almanların arasında birleşip tek bir ülke olma arzusununum fitilini ateşledi.

Napolyon’un düşüşünün ardından, Avrupa’nın yeniden düzenlendiği 1815 Viyana kongresiyle büyük monarşiler, kıtayı belli bir dengeye oturtmaya çalıştılar. Bu dengede tutma politikası uyarınca Roma Germen imparatorlunun yerini tutması için Alman devletçikleri Avusturya İmparatorluğu’nun etki alanı altında birleşti. Fakat burada, yükselmekte olan Prusya’nın gücü göz ardı edildi…

Sanayi devrimiyle üretimin ve ticaretin artması, Alman devletleri arasında belli bir gümrük birliğine gidilmesine sebep oldu. Yapılan karayolları ve özellikle demir yolları aynı milletten olan bu toplulukların birbirlerini daha fazla tanımasına yol açtı. Birbirlerini yakından tanıyan ve konuştukları dil dışında da ortak kültürel noktaları ve çıkarları olduğunu anlayan Almanlar arasındaki tek bir çatı altında birleşme fikri, daha da kuvvet kazandı.

Görüldüğü üzere demir yolları, Alman milli bilincinin ve beraberliğinin oluşmasında temel etkenlerden biri oldu. Çok uluslu bir yapıya sahip olan Avusturya İmparatorluğu, etki alanında yükselmekte olan Alman milliyetçiliğini her ne kadar dizginlemeye çalışsa da 1848’le beraber bu politika tamamen işlevsiz hale geldi. Artık hemen hemen her Alman birleşmeyi istiyordu….

Gelin görün ki “birleşme nasıl ve hangi yöntemle olacak?”, “hangi noktalar üzerinde ne oranda birleşilecek? ”,

“Yaşananlar asil zümreleri ne denli etkileyecek?” gibi sorular kafaları karıştırıyor; özellikle bu birleşmeyi Avusturya’nın mı yoksa Prusya’nın mı üstenmesi gerektiği ikiliği zihinleri allak bullak ediyordu.

Birleşmenin olacağı, gökteki bir güneş kadar apaçık görülmesine rağmen bir türlü beklenen olmuyor, Almanya’nın birleşmesi sürekli gecikiyordu….

1862’de Prusya tahtına 1.Wilhem’in geçmesi, Avrupa’da dengeleri bir anda değiştirdiği gibi sorularında tek tek yanıt bulmasına da vesile oldu. Helmuth von Moltke, Prusya Genelkurmay Başkanı pozisyonuna getirildi. Albrecht von Roon da Prusya Savaş Bakanı oldu.

Wilhelm, Otto von Bismarck’ı da Prusya başbakanı olarak atadı. Roon’la Montke’nin askeri ve operasyonel dehası; Bismarck’ın “Realpolitik” adı verilen siyaseti, Prusya’yı hızlıca Avrupa’nın demir yumruğu haline getirecekti…

 

Kan ve Demir

 

BismarCk’ın, Prusya başbakanı olmasıyla Avrupa’nın çehresi değişmeye başladı.

O, Almanların hayatta kalabilmesini, halkın Prusya etrafında birleşmesinde görmekteydi.

Planı, daha göreve ilk geldiği günden beri belliydi.

“Büyük sorunlar; konuşmalar ve çoğunluk kararıyla değil, kan ve demirle çözülecek.!!!” diyordu.

Bismark, Almanya’yı birleştirmek için kan ve demiri kullanacak yani savaşacaktı….

Bismark’ın en üstün özelliklerinden birisi, ortamı çok iyi analiz edebilmesiydi.

Hangi ülkenin neye ne derecede tepki vereceğini çok iyi biliyor; ülkelerin güçlü ve zayıf yanlarını isabetli bir şekilde analiz edebiliyor, kıtanın hâlihazırdaki durumunu ideolojik eğilimleri kenara bırakıp tamamen kendi ülkesinin çıkarları için en verimli şekilde kullanabiliyordu.

 

Diplomatik ve bürokratik bir deha örneği olarak gösterilen Otto, hamleleri sayesinde ülkesinin elini her adımda biraz daha kuvvetlendirmeyi böylece başardı. Prusya’nın Alman birliğini kurmak için atmak istediği ilk adım; Danimarka’ya bağlı olan Schleswig, Holstein ve Lauenburg dukalıklarını ele geçirmekti. Buraları doğrudan Prusya’ya bağlamak isteyen Bismarck’ın önünde pek çok problem vardı ve bunlar varken istediklerini yapması imkân dâhilinde değildi. İsveç ve özellikle İngiltere, Prusya’nın Kuzey denizine çıkmasına katiyetle karşıydı. Tek sorun İngiltere değildi elbette. Kendisini Almanların lideri gören Avusturya, Bismarck’ın girişimine ilk dur diyecek ülkeler arasındaydı. Öte tarafta da Kırım Savaşı’ndan sonra hızla yakınlaşan Fransa-Rusya ikilisi vardı.

 

Prusyalıların en son istediği şey; Fransa ve Rusya ile iki cephede aynı anda savaşmaktı.

Bismarck’ın altın kurallardan birisi de buydu: hem doğuda hem batıda aynı anda savaşmamak…

 

Bu bağlamda Bismarck, Rusya’yı yanına çekerse diğer ülkelerin muhalefetinin pek de önemi kalmayacağını düşündü. Tabii bu ortamın oluşabilmesi için, bir yerlerde bir şeylerin fitilinin ateşlenmesi lazımdı…

 

1863 Yılında Polonyalılar Rusya’ya karşı ayaklandı. Oluşan durum karşısında büyük devletler hemen pozisyonlarını aldılar. İngiltere milli duygularla kurulmuş bir Polonya devletinin Fransa’nın uydusu olacağını bildiği için isyanı destekleme taraftarı değildi. Fakat Bu isyan sayesinde Fransa ile Rusya’nın arasını açmayı düşündü. Avusturya ise Polonya’nın Rusya ile kendi arasında tampon olacağını biliyordu. Lehleri desteklemek konusunda aslında çekinceleri vardı çünkü buradaki miilyetçilik akımı kendi bayrağı altındaki milletleri de etkileyebilirdi.

 

Bununla beraber Avusturya, Fransa-Rusya yakınlaşmasından çekinmekteydi.

İşte bu noktada Avusturya ve İngiltere’nin çıkarları örtüştü ve bu ikili Fransa’yı topun ağzına doğru itmeye başladı. 3.Napolyon, kendisine tuzak kurulduğunun farkında olmasına rağmen halkı çoktan tarafını seçmişti. Sokaklar “Yaşa Polonya!” sesleriyle inliyor. On binler gönüllü olarak Polonya topraklarına akıyordu. İç siyasetteki dengeleri gözetmek zorunda olan Napolyon, Leh milliyetçileri destekleme kararı aldı.

 

Böylece üç devlet İngiltere, Avusturya ve Fransa Rusya’nın karşısında yer almak için kolları sıvadı. Bismarck’ın ise aradığı fırsat ayağına gelmişti.

Adı geçen üçlünün Rusya’ya tavır alacağını önceden hesaplayan başbakan, Rusya’yı destekleme kararı aldı.

İngiltere ve Avusturya, Polonya meselesinde aldıkları sert tutumu bir anda yumuşatınca, Fransa kabak gibi Rusya’nın karşısında tek başına kaldı. 3.Napolyon yaptığı üst üste hatalar sonucunda, Rusya ile arasını iyiden iyiye açtı.. Ortam tam Prusya’nın istediği gibi olmuştu.

Schleswig-Holstein Anlaşmazlığını daha da kaşıyan Bismarck bir bahane bulup Danimarka’ya saldırmak için hazırlandı.

 

Ortamı Prusya’ya bırakmak istemeyen Avusturya da işe karışınca Germen Konfederasyonu, Şubat 1864 yılında Danimarka’ya savaş ilan etti. Danimarka ordusu bölgeye sevke dilen Alman birliklerinin yarısı kadar ya var ya yoktu. Askeri teçhizat bakımından tüfekleri arasında temel bir prensip farkı vardı. Danimarkalılar Springfield Model 1842, Enfield Pattern 1853, Enfield Pattern 1861 Musketoon ve Lorenz 1854 gibi çoğu İngiliz orjinli tüfekleri kullanmaktaydı. Bu silahlar dönemin modern yapısına uygun ve ağızdan doldurmalı silahlardı. En büyük dezavantajları askerlerin tekrar atış yapabilmesi için tüfekleri ağız kısmından ve ayaktayken doldurma zorunluluğuydu. Doldurması vakit alan bu tüfekler, dakika ortalama 2-3 atış yapılabiliyordu. Prusyalıların elindeyse Dreyse Needle Gun vardı.

Pek çok sorunu olan iğneli ve kurmalı bu tüfeklerin rakiplerinden en büyük avantajı hızıydı…

19.yy sonrasına doğru savaş alanlarında silahlarda aranan şey, menzil ve isabet oranından ziyade hızdı.

 

Dreyse’ler arka kısımlarından hızlıca doldurulabiliyordu ve askerler dolum işlemini yerde mevzilenmişken de yapabiliyorlardı. Dakikada ortalama 5-6 kadar atış yapabilen ve türünün ilk örneklerinden sayılan bu tüfeklerin varlığı bir sır değildi. Prusya, 1840ların sonundan beri tüm ordusunu Dreyse’lerle donatmıştı. Fakat hiç kimse, bu silahların savaş meydanında neler yapabileceğini bilmiyordu. Yakında herkes, Dreyse’lerin kuvvetini görecekti…

 

Alman orduları Şubat ayında girdikleri Danimarka topraklarında hızlıca ilerledi.

Her ne kadar İngilizler işi zorlaştırmak için konferans topladıysa da, işgal orduları durmaksızın ilerleyip Danimarka ordusunu Temmuz ayında teslim olmaya zorladı.

Almanlar net bir şekilde galip olan taraftı.

 

Alman birliğine giden ilk adım, bu şekilde atılmış oldu…

Peki Bismarck’ın tek hedefi adı geçen dukalıkları ele geçirmek miydi? Elbette hayır!!

Bismarck ve kral Wilhelm, ilk iş olarak Kiel’de donanma tesisleri kurmaya başladı.

Amaç; Kiel’de bir kanal açıp donanmayı açık denizlere taşıyabilmekti. Kimse daha farkından değildi ama Bismarck, Alman imparatorluğunu büyük bir deniz gücü haline getirecek temelleri atıyordu…

 

Savaşta yenilmiş olan Danimarka’ya ufak bir göz atacak olursak onlar için mağlubiyet adeta bir felaket olmuştu. Danimarkalılar, topraklarının 3’te 1’ini ve 2,5 milyonluk nüfus rezervinin yaklaşık 1 milyonunu Almanlara kaptırmışlardı…

 

Tam bu kısma değinmişken İkinci Schleswig-Holstein Savaşı’nı anlatan 2014 yapımı

8 bölümlük 1864 dizisini bu savaşın atmosferini yaşamak isteyenler için tavsiye ediyoruz. …

 

Kardeşlerin Savaşı

 

Danimarka’dan alınan topraklar 1865 Gastein Anlaşması ile iki Alman devleti olan Avusturya ve Prusya arasında paylaşıldı. Paylaşım yapılmıştı yapılmasına ama bu süreçte yaşanan fikir ayrılıkları zaten aralarında uzun süredir ikilik olan kardeş devletlerin arasını iyice açtı.

İşlerin çatışma raddesine kadar varması Prusya’nın istediği bir şeydi.

Gücünü Danimarka’da test eden Prusya, artık Konfederasyonun asıl gücü olduğunu Avusturya’ya gösterebilirdi. Avusturyasız bir Almanya düşünen Bismarck, savaşa girişmeden önce siyasi ortamı ülkesinin çıkarına uygun şekilde düzenlemeye başladı…

 

İngilizlerin olası savaş karşısında tarafsızlığını sağlamak kolaydı. Çünkü Avrupa’nın ortasında iki Alman devletinin birbirini yemesi onların işine gelirdi. Rusya ise zaten tarafını seçmişti. Çıkacak savaşta, Prusya lehine sessizliğini koruyacaktı. Burada asıl problem Fransa’ydı. Fransa’nın Avusturya ile müttefik olması durumu Bismarck’ı korkutmaktaydı.

Aynı zamanda Alman başbakan Avusturya’ya karşı İtalya’yı da kesinlikle yanında istiyordu çünkü rakibi çift taraflı sıkıştırmanın tek yolu buydu. İtalya’nın kalbine giden yolda ise yine Fransa’dan geçmekteydi.

 

Bismarck, yıl içerisinde 3.Napolyon ile gizli bir toplantı yapıp onu tarafsız kalmaya ikna etti.

Bismark, Napolyon’a kabataslak şunları söylemişti: Bir, bu savaş bir Alman milli meselesidir Fransa karışmasın. İki, olası Prusya Zaferinde Fransa’ya da toprak düşebilir. Üç, Fransa kurulacak İtalya-Prusya ittifakına müdahale etmezse zafer sonrası Venedik İtalya’ya bırakılacak Avrupa’nın tek kurnazı Bismarck değildi elbet.

 

3.Napolyon’un Prusya lehine tarafsızlığı kabul etmesinin altında başka çıkarlar yatıyordu.

İmparator basitçe şu şekilde düşünmüştü: Bir, Almanların birlik olmasındansa birbirlerini yemesi daha evladır.

İki, Prusya Avusturya kadar güçlü bir devlet olmadığı için düşmanını yemesi aylar hatta yıllar sürer. Bu durumda iki taraf da yıprandığında Fransa’nın Ren kıyılarını alması için ortam doğar. Üç, oldur da güçsüz olan taraf Prusya zafer kazanırsa Venedik Napolyon aracılığımla İtalya’ya kalır ve Fransa da uydusu olarak gördüğü İtalya üzerindeki etkinliğini arttırır.

Bismarck Napolyon’u oyun dışında bırakmayı başardıktan sonra İtalya ile masaya oturup 1866 Nisanında ittifak anlaşmasını imzaladı.

 

Sular çok hızlı ısınınca da Prusya ortadaki sebepleri bahane gösterip 14 Haziran 1866’da Avusturya’ya savaş ilan etti. Anlaşma uyarınca İtalya da güneyden saldırıya geçti.

Alman krallıklarının çoğu ise herkesin savaşı kazanır gözüyle baktığı Avusturya’nın yanında yerlerini aldılar. Prusya Genelkurmay başkanı ve savaş planının mimarı General Montke tüm gücü 4 orduya böldü. Hızlı ve disiplinli olan Alman ordularının 1 tanesi konfederasyon kuvvetleri ile savaşmak için ayrıldı.

 

Bu ordunun karşısında Hannover, Saksonya, Bavyera, Württemberg, Baden, Hesse-Darmstadt ve Nassau kuvvetleri vardı. Hedefi bu ufak grupların birleşmesini engelleyerek rakiplerini lokma lokma sindirmek olan Main Ordusu canını dişine takıp savaşırken asıl muharebe doğuda yapılmaktaydı…

 

Savaşın başında Avusturya sınırına 3 ordu yığan General Montke tertibatı şu şekilde yapmıştı.

Sağ kanatta von Bittenfeld komutasında Elbe Ordusu, ortada Prens Frederick Charles komutasında 1.Ordu ve en solda Veliaht Prens Frederick William’ın yönettiği 2. Ordu yerini aldı. Karşıda ise sol tarafta 1.Avusturya kolordusu ve Prens Albert’ın yönettiği Saksonya ordusu bulunmaktaydı.

 

Bohemya’da ise General Benedek’in yönettiği Avusturya Merkez ordusu vardı.

Kuzeyden bağımsız olarak bir de İtalya ile savaşması için ayrılmış Güney ordusu mevcuttu.

Alman sağ kanadı hızlı bir iletileme ile Saksonya’yı 5 günde ele geçirip buradaki orduları geri püskürttü.

Sonrasında Moltke, 22 Haziran’da Bohemya’nın işgal emrini verdi. 3 Prusya ordusu ilerlerken en büyük korku Avusturyalıların tecrit edilmiş olan 2.Ordu’ya saldırıp bunları yok etmesi ve savaşı kazanmasıydı. General Benedek’in planı da bu yöndeydi

ama komuta kademesinde çıkan tartışma yüzünden ana odak batıdaki orduları durdurmaya çevrilince fark edilmeden büyük bir fırsat kaçırıldı. Prusya ordularına karşı ayın hem doğuda hem de batıda 26’sıyla 29’u arası üst üste yenilgiler alan Avusturya orduları birleşip Königgrätz’e doğru çekildi.

 

Amaçları bu bölgede tutunup düşmana mukavemet göstermekti. Prusya orduları gelip Avusturyalıları sarınca 3 Temmuz’da savaşın asıl kazananını belirecek Königgrätz Muharebesi başladı…

 

Düşmanıyla ilk teması kuran 1.Prusya Ordusu ve Elbe ordusu, Avusturyalıları tutundukları tepeden atabilmek için hamle yapmayı düşünse de güçlü Avusturya topçusu ilerleyişe bir türlü izin vermedi. Düşmanı tutunduğu yerden atması gerektiğini bilen Avusturyalılar, piyade alaylarını ileri sürse de büyük bir hüsrana uğradılar. Çünkü kendi ellerindeki Lorenz marka önden doldurmalı tüfeğe karşı Prusyalılarda daha hızlı doldurulabilen ve tüm savaş boyunca farkını göstermiş “zündnadelgewehr” yani Dreyse Needle Gun vardı. Savaşın kazananının belki olmadığı, iki tarafın da kritik anlar yaşadığı vakitlerde Avusturyalılar süvarilerini kullanmakta çekinince muharebe çıkmazı uzadıkça uzadı. Bu çekince Prusyalıların kazancı oldu ve geçen süre içerisinde yardıma yetişen Prusya 2. Ordusu, Avusturyalıların sağından çok sağlam bir saldırı gerçekleşti. Kanattan gelen saldırı ile çok fazla kayıp veren Avusturyalılar ağır bir yenilgi alıp apar topar Viyana’ya doğru çekilmeye başladı.

Tüm savaşın kazananı görünüşe göre Prusya olacaktı….

 

Güney cephesine bakacak olursak İtalyanlar maalesef hem denizde hem de karada Avusturyalılar karşısında tutunamayıp yenildi. İtalyanların bu savaşta yaptıkları tek şey, düşman birliklerinin bir kısmını aldığı yenilgilerle güney cephesinde oyalamak oldu.

Ama tabii İtalyan yenilgilerine rağmen Prusyalılar savaşı kazanmaktaydı. İmparator Franz Joseph, Königgrätz’de alınana mağlubiyet sonrası Viyana’ya yürüyen Prusya’yı durdurmak için barış çağrısında bulundu. Prusya kralı ve askeri kanadı barışı reddedip düşmanlarını tamamen sindirmek isterken Bismarck buna karşı çıktı. Prusya, Avusturya’yı yenerek istediğini almış, Alman devletlerinin asıl lideri olduğunu kanıtlamış ve imparatorluğun gururunu yeterince kırmıştı. Daha fazla ilerlemeye gerek yoktu.

 

Bismarck’ın uyguladığı satranç teorisine göre tüm ülkelerle her şartta masaya oturabilecek diplomasi yolları açık tutulmalıydı. Eğer daha ileri gider ve Avusturya’nın nefretini kazanırlarsa bir daha bu ülkeyle masaya oturamazlar ve intikam duygusuyla yanıp tutuşan ebedi bir düşman kazanırlardı. Uzun tartışmalar sonrasında Bismarck önerisinin kabul edilmemesi halinde intihar edeceğini söyleyince herkes başbakanın bu konuda ne kadar kararlı olduğunu anladı ve Avusturya ile barış yapılması kararlaştırıldı. Böylece Prusya, istediğini alarak yıllarca bitmez denilen savaşı 1 ayda bitirerek mükemmele yakın bir zafer kazanmış oldu. Bu savaşın asıl büyük kaybedeni, oynadığı kart elinde patlayan Fransa oldu.

Şaşkınlık içinde olan 3.Napolyon’un hiçbir öngörüsü tutmamış, Prusya 1 ayda her şeyi paket edip bitirmişti. Görüldüğü gibi ipteki iki cambazdan biri olan Napolyon düşmüş, diğeri Bismarck ise hala ipin üstünde şovuna devam etmedeydi…

 

Zafer sonrası Kuzey Alman Federasyonunu kuran Bismarck’ın Kan ve Demir politikasının sıradaki hedefi başını taşlara vurmakla meşgul olan Fransa olacaktı… 2.Bölüm beğenilerinize bağlı olarak kısa sürede yayında olacaktır.

Padlet Nedir? Giriş

PADLET PROGRAMI NEDİR?

Padlet öğretmenlerin öğrencilerine online olarak ulaşması için tasarlanmıştır. Dijital olarak internet üzerinden mantar pano oluşturulmasını sağlamaktadır. Panoya çeşitli materyaller eklenmektedir.

Bunlar; görsel sunum, yazı, video ve takvimdir. Oluşturulan panolar programdaki diğer kullanıcılarla herkes butonunu seçtiğinizde paylaşılmaktadır. Fakat yalnızca öğrencilerle paylaşacaksanız bunu da ayarlayabilmeniz mümkün. Kişiler ve gizlilik kısmından bu ayarları yapabilirsiniz. Dilediğiniz kadar katılımcı ekleyerek panoları birlikte de oluşturabilirsiniz. Oluşturulan Padletler öğrencilerin derse katılımını arttıracak ve keyifli vakit geçirmelerini sağlayacaktır. Keyifli vakit geçirerek, eğlenerek geçen bir dersin akılda kalıcılığı da fazla olacaktır. Bu sayede öğrencilerin motivasyonları da yükselmiş olacaktır. Programa üye olmak ücretsizdir ve yalnızca e-posta hesabıyla üye olunabilmektedir. Twitter, Facebook gibi sosyal medya hesaplarından da giriş yapılmaktadır. Oluşturulan panolar dijital olacağı için öğrencilere bir karekod verebilirsiniz. Bu karekodla akıllı cihazlara indirilen uygulamadan rahatlıkla panolara ulaşılabilmektedir. Program bilgisayar ve akıllı cihazlara indirilebilmektedir ya da internet adresinden ulaşılabilir. Programın kullanımı oldukça basittir. Dil seçenekleri arasında Türkçenin olması da ayrıca kolaylık sağlamaktadır.

Neden Padlet

Okul için

İş için

İşler

Yardım

PADLET PROGRAMI NASIL KULLANILIR?

Programa giriş yapıldıktan sonra ana sayfa karşınıza çıkmaktadır. Ana sayfada bazı kısımlar vardır. Özellikler kısmında programın genel olarak özelliklerinden bahsedilmektedir. Buradan programla ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Okul İçin kısmında programın eğitim alanında nasıl kullanılacağına dair uygulamalı ve detaylı anlatım mevcuttur. İş İçin kısmında ise, şirketler için kullanım özellikleri bulunur. Yardım kısmından ise herhangi bir sorun olduğunda destek alınabilmektedir. Programda ücretli içerikler de bulunmaktadır.

Giriş yaptıktan sonra dilerseniz bu ücretli içeriklerden faydalanabilirsiniz. Fakat programın ücretsiz özellikleriyle de pano oluşturulabilmektedir. Atla kısmına tıklayarak tekrar ana sayfaya yönlendirilirsiniz. Özet kısmında en yaptığınız pano çalışmaları bulunmaktadır. Padletler kısmından ise diğer kullanıcılarla ortak çalışmalar hazırlamak için davet gönderebilirsiniz. Ortak Çalıştıklarınız kısmından ortak çalışmalarınızı görebilirsiniz. Ekler kısmından programa ekleyebileceğiniz bağlantıları ve dosyaları görebilirsiniz. Ayrıca hesap ayarlarınızı yapmanız için bir de ayarlar kısmı bulunmaktadır.

İlk Padletinizi oluşturmak için Padlet Oluştur kısmına tıklayarak başlayabilirsiniz. Program size bir şablon seçeneği sunacaktır. Bu şablonlardan birini seçerek panonuzu oluşturmaya başlayabilirsiniz. Bir beğen kısmı da bulunmaktadır. Burada beğendiğiniz padletleri işaretleyebilirsiniz. Padlet oluşturmak oldukça kolaydır. Ad, açıklama, kopyalama seçenekleri ve paylaşım seçeneklerini ayarlayarak gönder butonuna tıklayabilirsiniz. Oluşturduğunuz Padletin çıktısını alma imkanınız da bulunmaktadır. Tema, düzen simge ve bilgisayarınızdan ekleyeceğiniz resim için ekleme seçenekleri bulunmaktadır. Bir kutucuk ekleyerek bu kutucuğun içerisine dilerseniz not, ses, video, dosya ve resim ekleyebilirsiniz. Panonuza bir başlık ekleyebilirsiniz. Ekleyeceğiniz notun, yazı tipini ve şeklini dilediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz. Ayrıca maddeler halinde anlatılacak bir konu olduğunda madde oluşturma seçeneği de bulunmaktadır. Not kısmına bir internet bağlantısı da eklenebilmektedir. Herhangi bir internet sitesinin linkini bu şekilde notunuza ekleyebilirsiniz ve bu kısım renkli gösterilmektedir. Yeni sütunlar eklemek için Sütun Ekle butonuna tıklayabilirsiniz. Böylece yeni başlıklar açarak panonuza istediğiniz konuları dahil edebilirsiniz. Pano oluşturulduktan sonra İndir kısmından indirebilirsiniz. Panonun bulunduğu duvar kağıdı da kişisel zevkinize göre değiştirilebilmektedir. Alt kısımdaki seçenekler bölümünde oluşturulan panoya yayınlanma durumu eklenebilmektedir. Bu sayede internette üst sıralarda görülmesi sağlanabilmektedir.

Exit mobile version