LimonHost Web Hosting Paketlerinin Avantajlarından Yararlanmak Çok Kolay

E-ticaret son derece popüler ve çok hızlı büyüyen bir pazar olma özelliğini koruyor. Büyük küçük pek çok farklı girişimlerle e-ticaret sektörüne adım atmak mümkün olabiliyor. Online alışverişe gösterilen ilginin artmasıyla birlikte kullanıcılara bu alanda altyapı hizmeti sunan pek çok marka da bulunuyor. Dünya genelinde son derece popüler puan PrestaShop e-ticaret altyapısı ve sağladığı kolaylıklar nedeniyle 250.000’den fazla kullanıcıya hitap ediyor. Açık kaynak kodlu olarak yayınlanan, PHP tabanlı ücretsiz bir e-ticaret yazılımı olan PrestaShop’un en çok tercih edilmesini sağlayan nedenlerin başında  kurulumunun hızlı ve kolay olması aynı zamanda kullanıcıların ihtiyaç duyduğu her şeyi tek bir sistem içerisinde barındırması geliyor. Kullanıcılar herhangi bir yazılım bilgisine ihtiyaç duymadan kısa süre içerisinde kendi profesyonel görünümlü e-ticaret sitelerini yönetebilir hale geliyorlar. PrestaShop ile kullanıcılar elliden fazla dil desteğinden yararlanabiliyorlar. PrestaShop’un sürekli güncellenen eklenti modüllerine erişim son derece kolay olduğu gibi büyük kısmının da ücretsiz olduğu biliniyor. PrestaShop online mağaza ve teşhir ürünlerini sergilemek isteyen kullanıcılara büyük avantaj sağlıyor. PrestaShop katalog yönetiminde detaylı ara yüzü sayesinde ürün tanıtımı, ürün detaylandırma ve geniş ölçekli kampanya yönetimi gibi birçok imkan tanıyan bir CMS türü olarak biliniyor.

 

Prestashop genel itibariyla bir e-ticaret yazılımı olup ücretsiz açık kod kaynaklı olarak biliniyor. Dünya üzerinde çok sayıda kullanıcısı ve geliştiricisi bulunuyor. LimonHost müşterilerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik hizmetleri çerçevesinde e-ticaret dünyasının zirvesine çıkmalarını sağlayacak ürünler de sunuyor. Dünyanın en çok tercih edilen e-ticaret platformlarından biri olan PrestaShop altyapısına sahip olan siteleri barındırmak için PrestaShop hosting hizmetini kullanıcılarına sağlıyor.

 

PrestaShop Hosting İle E-Ticaret Sitenizin Kullanıcı Deneyimini En Yüksek Seviyeye Ulaştırabilirsiniz

 

PrestaShop hosting; ödeme modülleri sayesinde sanal po, EFT, havale gibi sistemler e-ticaret sitelerine kolaylıkla entegre edilebiliyor. Çok sayıda kargo firması eklenebildiği için lojistik yönetimi en hızlı ve kolay şekilde gerçekleştirilebiliyor. Aynı zamanda müşteriler de sipariş takiplerini rahatlıkla yapabiliyorlar. Kullanıcılar LimonHost aracılığı ile yararlandıkları PrestaShop hosting hizmeti sayesinde ihtiyaçları olan barındırma hizmetlerine en uygun fiyatlarla ve eksiksiz olarak erişebiliyorlar. En uygun hosting fiyatları ile en kaliteli hizmetleri sunmaya odaklanan LimonHost kullanıcılarına işlerine kaliteli bir yatırım yapmaları konusunda destek oluyor. PrestaShop hosting hizmetinden yararlanan kullanıcılar; ücretsiz SSL sertifikası, ücretsiz yedekleme, SSD hızında veri aktarımı ve satış sonrası sürekli destek gibi avantajlardan yararlanabiliyorlar. Türkiye’nin en hızlı ve en kaliteli hosting sağlayıcılarından olan LimonHost sayesinde e-ticaret sitelerinin yüksek kullanıcı deneyimi sunması imkanını elde edebiliyorlar. Hızlı açılan ve sorunsuz bir şekilde yüklenen e-ticaret siteleri ziyaretçiler tarafından daha güvenilir ve daha profesyonel olarak değerlendiriliyorlar. Hızlı, kaliteli ve kesintisiz hizmet sağlayan LimonHost kullanıcıları bu sayede rakiplerinden bir adım önde olmayı başarıyorlar.

 

cPanel Reseller Hosting En Avantajlı Paketlerle LimonHost’ta

 

LimonHost’un kullanıcılarına sunduğu farklı içeriklere sahip hizmetler arasında cPanel Reseller hosting hizmeti de bulunuyor. Bu hizmet kapsamında LimonHost kullanıcıları WHM panel  kullanıyorlar. Ve WHM panel aracılığıyla müşterilerinin ihtiyaçlarına göre özelleştirilebilen hosting paketleri oluşturabiliyorlar. Oluşturulan hosting paketlerine WHM panel aracılığıyla istenilen kısıtlamalar getirilebiliyor.

 

LimonHost kullanıcılarının hosting paketleri ücretsiz olarak yedekliyor. Son yedeklemenin ardından yapılan tüm önemli değişikliklerin bu sayede koruma altına alınmış oluyor. Müşterilerinin herhangi bir veri kaybına uğramamasına büyük özen gösteren LimonHost kullanıcılarının tüm önemli verilerini Backup hizmetiyle koruma altına alıyor. LimonHost, yeni kurumsal hosting hizmeti almaya başlayan müşterilerinin web sitelerinin taşınması işlemlerini ücretsiz olarak gerçekleştiriyor. LimonHost’un teknik ekibi web sitesinin taşıma hizmetini en kısa süre içerisinde ve kesintisiz bir şekilde gerçekleştiriyorlar. Bu işlem esnasında kullanıcılar herhangi bir aksama ile karşı karşıya kalmıyorlar. LimonHost kullanıcıları Reseller hosting paketleri kapsamında sınırsız e-mail ve trafik hizmetlerinden yararlanabiliyorlar. Bu sayede kesintisiz ve hızlı hosting hizmetlerinden yararlanan LimonHost kullanıcıları müşterilerinin web ihtiyaçlarını sınırsız bir şekilde yönetebilme avantajını elde ediyorlar.

 

LimonHost kullanıcıları bayi hosting hizmetinden yararlanan, farklı cPanel hesapları açabilecekleri kendilerine ait bir hosting yönetim paneline sahip oluyorlar. Söz konusu panel aracılığıyla yönelik farklı paketler oluşturabiliyor ve müşterilerine ait cPanel hesaplarının tanımlamalarını yapabiliyorlar. LimonHost kullanıcılarının kendi yönetim panelleri üzerinden oluşturdukları cPanel hesapları birbirinden bağımsız şekilde çalışma özelliğine sahip bulunuyor.

 

Limon Host kullanıcılarının bayi hesaplarının tamamlanmasının ardından öncelikle cPanel paketleri oluşturmaları koşulu aranıyor. Oluşturulan paketler ile cPanel hesaplarının disk alanları, alan adı, bandwth ve veri tabanı sayısı gibi limitleri belirleniyor. Ardından kullanıcılar müşterilerine özel cPanel hesaplarını oluşturuyorlar. LimonHost’un Limon Bayi 20 ve Limon Bayi 50 paketlerinden yararlanacak olan kullanıcıların aldıkları hizmet dahilinde web sitelerinde ve disk alanında limitler bulunuyor. LimonHost Limitsiz Bayi paketleri ise kullanıcıya ait bir paylaşımsız sunucu sağlıyor. Sunucudaki tüm yönetim kullanıcıya ait oluyor. Ve kullanıcılar bu sayede hosting paketleri oluşturabiliyor, limitsiz web sitesi barındırabiliyorlar.

 

SEO Çalışmalarınızın Marka Değerinizi Arttırıyor Mu?

Markanızın dijital dünyadaki tanınırlığını, güvenilirliğini ve erişilebilirliğini maksimize etmenizi sağlayacak SEO çalışmalarınız için bir nihai hedefinizin olmaması; nereye gideceğinizi bilmeden rastgele bir uçak bileti alarak yolculuk yapmaya benzer. Mikro ölçekli kişisel optimizasyon uğraşlarınızdan profesyonellerle çalışmayı tercih ettiğiniz büyük ölçekli çalışmalara, tüm SEO çalışmalarında önceden belirlenmiş bir yol haritanız ve varış hedefiniz olmalı. Hedeflerinize ulaşmak için yaptığınız çalışmaların web siteniz üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini nasıl ölçeceğinizden çalışmaların orta ve uzun vadedeli kârlılık seviyeniz üzerindeki etkilerine, pek çok değişkene bakarak belirlediğiniz hedefin ne kadar uzağında olduğunuzu belirleyebilirsiniz. Hedeflerinize ulaşmak için yaptığınız çalışmanın etkisini ölçmeden ve değerlendirme yapmadan, yolun neresinde olduğunuzu ve hedeflerinize ulaşıp ulaşmadığınızı kesin bir şekilde belirlemeniz mümkün olmayacaktır.

SEO Yatırımınız ve Hedefleriniz

Dijital dünyadaki tüm ticari faaliyetler için değişmeyen bir kuralı olarak hedeflerinize ne kadar sürede ulaşacağınız; SEO çalışmalarına ayırdığınız bütçe, zaman ve emekle doğru orantılı. Dolayısıyla ilk aşamada hedeflerinizi rasyonel bir tutumla belirlemeli, şayet profesyonellerden yardım alacaksanız minimum harcamayla rekabetin son derece yoğun yaşandığını popüler anahtar kelime aramalarında birkaç haftada ilk sırada yer almak gibi irrasyonel hayaller içine girmemelisiniz.

Firma için hedef belirlemek yerine kişisel çıkarlar veya sadece “ürün satışı” odaklı düşünmek, profesyonellerden yardım almak için görüşme yapan firma sahiplerinin sıkça içine düştüğü bir hata. En baştan firmanız için 3 aylık, 6 aylık veya senelik yani önceden belirlenmiş zaman aralıklarını ilgilendiren hedefleriniz olmaması durumunda pusulasız yol alıyorsunuz demektir.

Firma siteniz ziyaretçi almasına karşın bu trafik satışa dönüşmüyor mu? Az sayıda ziyaretçiye sahip olmanıza karşın web sitenizi ziyaret edenler ürün sayfalarında uzun süre vakit geçiriyor ve büyük oranda ürün satın alıyor ancak trafik düşük olduğu için istediğiniz sayıda ürün mü satamıyorsunuz? Rakiplerinizle aynı kalitedeki ürünleri çok daha avantajlı fiyatlarla satmanıza karşın hedef müşteri kitleniz marka ve ürünlerinizden habersiz mi?

Hedeflerinize Uygun Yol Haritası

Yukarıdaki birkaçından kısaca bahsettiğimiz ve tamamı firmanızın ticari faaliyetlerini ilgilendiren problemlerin hepsinin niteliği farklı olduğu gibi çözüm için yoğunlaşmanız gereken optimizasyon çalışmalarının içeriği de farklıdır. Firmanızın ihtiyaçlarını ve problemin nerede olduğunu baştan tespit etmeden SEO çalışmalarınız için rasyonel hedefler koyamaz, hedefiniz olmadan planlama yapamayacağınız için optimizasyon çalışmalarından beklentilerinizi karşılayacak düzeyde sonuç alamazsınız. Yol haritanızı firmanızın kârlılık seviyesini arttırmanın, tanınırlığını ve güvenilirliğini arttırmanın önündeki engelleri kaldıracak şekilde hazırlamanız için bu ve benzer nitelikteki problemleri önceden tanımlamanız şart. Ancak bu aşamadan sonra firma hedeflerini belirleyebilir, iletişime geçtiğiniz profesyonellerden de hangi içerikte SEO çalışmaları yapılacağına dair taleplerinizi iletebilirsiniz. SEO çalışmalarınızı, pazarlama stratejileriniz üzerine kurgulamamanız ve hedefsiz bir şekilde yola çıkmanız durumunda harcadığınız para, zaman ve emeğinizle pozitif sonuç elde etmeniz sadece şansa kalır.

Markanızın tanınırlığını ve güvenilirliğini arttırırken bir yandan kâr marjınızın yüksek olduğu ürün ve hizmetlerin satışını arttırmaya, artan ivmeyle katkı sağlayan SEO çalışmaları herkesin hayâli. Sadece birkaç hedef anahtar kelimede üst sıralarda yer almanın ötesinde trafiğinizi arttırırken bunu satışlara da yansıtmaya odaklanmalı, sizi tercih eden müşterilerinizin sonraki süreçte de firma ürünlerinizi satın almayı sağlayacak şekilde çalışmalarınızı pazarlama stratejilerinizle örtüşecek biçimde yürütmeyi hedeflemelisiniz.

Asya Hun Devleti – Mete Han

M.Ö. 1050-247 yılları arasında Çin Devleti’ni, kimi tarihçilerin Türk dediği Chou (Çao) hanedanı yönetiyordu.

Chou Devleti, merkeze şeklen bağlı derebeyliklerden meydana geliyordu, devlet kendi içinde bir bütünlük arz etmiyordu. Derebeyliklerin sayısı da gittikçe artıyordu.

M.Ö. 500 yıllarında Çin’deki derebeylik sayısı 1000’e ulaşmış bulunuyordu.

Mö.3 yy sonlarına doğru otoritenin iyice zayıflamasıyla bu derebeyleri birbirini yok etmeye başladı. Böylece ortaya birbirlerini lokma lokma yiyerek genişleyen daha büyük devletler çıktı.

Kendi dışındaki varlıklarla çok ilgilenmeyen Çinliler, kuzeylerindeki kavimlerle de savaşmak zorunda kaldı.

Çünkü Kuzey Çin’deki iç mücadeleye, Çin’in kuzeyinde bulunan kavimler de karışmışlardı.

Esâsen Çin tarihinde en çetin savaşlar, Kuzey Çin’deki devletlerle kuzey kavimleri arasında cereyan etmiştir.

Çin’in kuzeyinde “Hien-yün veya Hun-yü” adıyla anılan Hun Türklerinin ataları bulunuyordu.

Kökenleri tartışmalı olan Hien-Yünler, Orhun ve Selenga ırmağı arasında yer alıyordu.

Ötüken merkezli olan siyasi birliğin ekonomisi büyük ölçüde hayvancılığa dayanıyordu.

Tarım ve diğer ekonomik faaliyetler az denecek kadardı.

Hayvanlardan elde ettikleri ürünler ise, Hunlara uzun süre geçinmeleri için yetmiyordu.

Daha başka ürünlerle desteklenmesi gerekiyordu.

Öte yandan, Çin ülkesi tarım ürünlerinin bolluğu ve çeşitliliği bakımından son derece geniş imkânlar sunmaktaydı.

Bunu fark eden Hunlar, gözlerini Çin üzerine çevirdiler. Onlar, yaşayabilmek ve geçinebilmek için Çinlilerin birikmiş mallarını ve servetlerini ellerinden almak zorundaydılar.

Böylece Hunlar, ekonomilerinin eksiğini, sık sık düzenledikleri akınlarla Çin’den temin etme yoluna gitmişlerdir.

Üstelik Çinlilerin kolay bir av oluşu, Hun Türklerini bu akınlara özendirmiş ve teşvik etmiştir.

Çin yıllıklarının kesin kayıtlarına göre, Hunlar, ilk defa M.Ö 318 yılında devletlerarası mücadelelere katılmaları dolayısıyla görülür.

Onlar, bu tarihte dört Çin beyliği Han, Chao, Wei ve Ch’u ile bir ittifak kurarak, başka bir Çin beyliği olan Ch’in’e saldırmışlardır.

Bu olay bize, M.Ö. IV. yüzyılın sonlarından itibaren devletlerarası ilişkilerde yerini almış, güçlü bir Hun Devletinin bulunduğunu göstermektedir.

Hun akınlarının önemini ilk kavrayan ve bu hususta köklü tedbirlere başvuran Çin Chao Kralı Wu-ling’dir.

Chao Devleti, Kuzey Çin’de, Tai bölgesinden Kansu bölgesine kadar uzanan Sarınehir havzasına hâkim bir devlet idi. Yani, Hun Türkleri ile sınır komşusu idi. Bu yüzden Chao Devleti’ne ait topraklar Hun akınlarının ilk hedefi durumundaydı. Chao Kralı Wu-ling, Hun akınlarını durdurabilmek ve Hunları sınırlarının ötesine atabilmek için Tai bölgesinden başlayıp Yin-şan sıradağları boyunca devam eden büyük bir sur inşa ettirdi.

 

Wu-ling aynı zamanda Hunlarla savaşabilmek için zorda olsa askerlerini onlara benzetti.

Hunların silahlarıyla, giyim kuşamıyla ordusunu donattı.

Chao Devleti’nin savunma faaliyetlerine Ch’in Devleti büyük bir gayretle devam etti. Çünkü, Chao Devleti’nin yaptığı surlar ve diğer tedbirler Hunları sınırlarda durdurmak için yeterli olmamıştı. Birçok derebeyliği ortadan kaldırmak suretiyle Çin tarihinin en güçlü merkeziyetçi idaresini kuran Ch’in Kralı Shi-huang (M.Ö. 221-210), bütün güç ve enerjisini bu savunma faaliyetleri üzerinde topladı. O, tıpkı Chao Kralı Wu-ling gibi büyük emek ve sermaye harcayarak, yeni surlar yaptırdı. Bu surlar, yapımı 600’lü yıllara dek sürecek Çin Seddi’nin temellerini teşkil ediyordu. Çin Chao ve Ch’in Devletlerinin gerek surlar yaptırmak suretiyle gerekse reform mahiyetinde aldığı muazzam tedbirler etkisini gösterdi.

Hun orduları sınır boylarında durduruldu ve hatta sınırların ötesine atıldı. Hunlar, Kuzey Çin’deki Ordos gibi en iyi otlaklarını kaybettiler.

Bu durum Hun ekonomisini oldukça sarstı. Daha da kötüsü, Hunlar açlık tehlikesi ile karşı karşıya geldiler. Nitekim Çin Yıllıklarında M.Ö. III. yüzyılın sonuna doğru Hunların komşuları arasında zayıf bir duruma düştükleri belirtilmiştir.

 

Bu sırada Hunların doğu komşuları Tung-hular, güneybatı komşuları Yüe-çiler ve güney komşuları da Ch’in Devleti idi. Hunların başında da, “büyüklük ve genişlik” anlamında “Şan- yü” veya Tan-hu unvanını taşıyan Tuman bulunuyordu. Tuman, güçlü komşu devletlerarasında âdeta sıkışmış bir durumdaydı. M.Ö. 210 yılında büyük Çin imparatoru Shi-huang’ın ölümü üzerine Ch’in Devleti’nde karışıklık başladı. Tuman, tarihin önüne çıkardığı fırsattan yaralanmasını bildi; hemen ordularını alarak, Kuzey Çin’e indi; eski otlaklarının bir kısmını tekrar elde etti.15 Çin ülkesinin içine doğru yaptığı akınlarla ekonomik durumunu düzeltti. Fakat her şeyin iyiye gittiği bir sırada, Hun hanedanı ağır bir krizle sarsıldı. Bu kriz, Tuman ile oğlu ve veliahtı Mao-tun arasındaki taht mücadelesiydi. Çinli tarihçilerin Mete’nin gençlik hayatı hakkında toplayabildikleri en önemli bilgi, bir komplo olayının hikâyesinden oluşmaktadır.

 

Hun Hükümdarı Teoman oğlu Mete’ye karşı düzenlediği komplo Çin yıllıklarında şöyle anlatılmaktadır: “Tuman’ın adı Mete (Batur veya Bagatır) olan büyük bir oğlu vardı.

Daha sonra o, kendisine bir oğlan doğuran özellikle sevgili bir hanım aldı. Artık o, Mete’yi ortadan kaldırmak ve yerine küçük oğlunu koymak istiyordu. Bu yüzden o, Mete’yi Yüe-çilere rehin olarak gönderdi. Mete, Yüe-çilerin yanında rehin bulunduğu sırada, Tuman ansızın onlara saldırdı. Bu sebepten Yüe-çiler Mete’yi öldürmek istediler; halbuki o iyi bir at aldı ve memleketine kaçtı. Tuman, oğlunun kabiliyetini taktir etti ve idaresine on bin atlı verdi”. Kısaca özetlemek gerekirse; Teoman büyük oğlu ve veliahtı Mete’yi yeni karısından doğan oğluna tercih etmiş Ve onu Yüe-çilere yollamıştı. Kendisi de iki millet arasındaki düşmanlığı gerekçe gösterip rakibe saldırdı. Asıl amaç düşmana saldırıyorum bahanesiyle Mete’yi ortadan kaldırmaktı. Olaya erken uyanan Mete ise bir yolunu bulup saldırıdan kaçıp babasının yanına sağlam bir şekilde geldi. Durumu belli etmemek için Hükümdar, oğlunu tebrik etti ve emrine bir tümen verdi. Mete, resmen tarih sahnesine böylece çıkmış oldu.

 

Hun hükümdarı Tuman, oğlu Mete’yi bertaraf etmek için kurduğu komplonun oğlu tarafından ustalıkla ve olağanüstü bir başarıyla bozulduğunu görünce, tavır değiştirip, onu ödüllendirmek yoluyla meseleyi unutturmak ve kapatmak istemiştir. Mete ise, babasının aksine bu meseleyi unutmak ve kapatmak niyetinde değildi. Emrine verilen askerlerle bir darbe yapma uğraşına girdi. Mete’nin darbe için yaptığı hazırlık ve devlet darbesi Çin Yıllığında şöyle anlatılmıştır: “Mete, (hedefe giderken) ıslık çıkaran bir ok imal etti. Atlı-okçu birliğinin eğitimi esnasında kendisi bu oku nereye atarsa, erlerinin de hep birlikte o maddeyi vurmaları gerektiğini emretti.

Bunu yapmayanın başını kesecekti. Bizzat Mete, ıslık çıkaran okunu değerli atlarından birinin vücuduna attı ve bu anda maiyetinden okunu atmaya cesaret edemeyenleri idam ettirdi. O, kısa bir süre sonra oku ile kendi sevgili eşini vurdu. Bu defa da maiyetinden bazıları donup kaldılar ve oklarını atmaya cesaret edemediler. Bunlar da Mete tarafından idam edildi.

Bir süre sonra Mete, av sırasında ıslık çıkaran oku ile babasının değerli atını vurduğu zaman, maiyeti istisnasız hep birlikte aynı hedefe ok attı. Bu durum üzerine Mete, maiyetine tamamen güvenebileceğini öğrendi.

 

Sonra o, babası ile ava gitti ve Hun hükümdarı (Şan-yü veya Tan-hu) olan babasına ıslık çıkaran okunu attı. Bütün maiyeti de aynı istikamete nişan aldı ve böylece Hun hükümdarı öldürüldü. Bunun üzerine Mete, üvey annesini ve üvey kardeşini, kendisine itaat etmeyen bütün devlet büyüklerini öldürdü ve kendisini Hun hükümdarı (Şan-yü) ilân etti”.

Böylece Mete Han M.Ö. 209 yılında Hun hükümdarı olmuştu.

 

Mete disipline çok önem veren bir hükümdardı. Ordusunu 10’luk sisteme göre düzenledi ve ardı arkası gelmez talimlerle bir el hareketiyle ölüme yürüyecek bir ordu oluşturdu.

Asya’nın hatta dünyanın en katı ve disiplindi kara ordusunu oluşturmayı daha o yıllardan başarmıştı. Ardından gelecek olan tüm Türk liderleri, kendilerine örnek olarak Mete’yi alacaktı. O kadarki günümüzde Türk silahlı kuvvetlerinin kuruluş tarihi Mete’nin tahtı ele geçirdiği tarih olarak kabul edilmektedir.

Mete’nin Hun tahtına çıktığı sırada Hun Devleti’nin doğusunda proto-Moğol bir kavim olan Tung- hular, güneyinde Han sülalesinin temsil ettiği Çin Devleti, güneybatısında da Hunlar ile akraba oldukları sanılan gayet güçlü Yüe-çiler bulunuyordu. Tacı yeni ele geçiren Mete, güçlü komşusu Tung-hu kavminin beklenmedik ağır siyasî baskısına maruz kalmıştır.

Tung-hular, Hun tahtına genç yaşta birinin çıkmış olmasından yararlanarak, Hun ülkesini

istilâ etmek istiyorlardı. Bu amaçla Mete’ye elçiler yolladılar. Elçiler kabul edilemez isteklerle Mete’yi kışkırtmaya çalıştı. İlk önce Mete’den atını istediler.

Tüm kurultay reddetmesine rağmen Mete, ‘Komşumdan bir atı mı esirgeyeceğim’ diyerek atını verdi. Genç hükümdarı kızdırmak isteyen Tung-hular, bu sefer Mete’den karısını istedi.

Kurultay küplere binmiş teklifi reddederken Mete, ‘Komşumdan bir kadını mı esirgeyeceğim’ diyerek hanımını yolladı. Hemen sonrasında gelen elçiler, bu sefer de iki devlet arasındaki kurak bir araziyi istedi. Mete, işte o anda ‘devletin temeli olan toprağı biz nasıl veririz?’ diyerek teklifi reddetti. Aslında Mete ilk iki teklifi, rakibe güçsüz olduğu izlenimini vermek ve yeni iç savaştan çıkmış ordusunu hazırlamayabilmek için kabul etmiştir. Üçüncü ve kabul edilemez teklif üzerine büyük bir baskın harekâtı için doğuya giden Mete, hazırlıksız olan Moğollara saldırdı. Tung-hular rakiplerini küçümsemekle gösterdikleri ihtiyatsızlığın bedelini

çok ağır şekilde ödemişlerdir. Mete’nin sürpriz baskını karşısında şaşkına dönmüşler, kendilerini savunmaya bile fırsat bulamamışlardır. Atlarının üzerinde yıldırım gibi gelen Hun cengâverlerinin delip geçen oklarına hedef olmuşlardır. Kimse teslim alınmamış, kimseye de merhamet gösterilmemiştir. Ancak Hun atlılarının hedefini şaşmaz oklarından zamanında kaçabilenler canlarını kurtarabilmişlerdir.

 

Diğer taraftan elde edilen ganimet muazzamdı. Mete, Tung-huların bütün mal ve servetine sahip olmuştur. Yenilenler ise uzun yıllar dağlarda, ormanlarda korku içinde yaşadılar. Tung-hulardan sonra sıra Yüe-çilere gelmişti. Yüe-çiler, Hunların güneybatı komşuları idi.

Yin (Yin-shan) ile Tanrı dağları arasındaki sahalarda oturuyorlardı. Geniş ve verimli toprakları vardı. Üstelik Doğu-Batı arasındaki transit ticarete ve kültür akışına aracılık eden İpek Yolu’nun önemli bir kısmı Yüe-çilerin ülkesinden geçiyordu. Bu yol üzerinde çeşitli kavimlerin ticaret kolonileri bulunuyordu. Bu bakımdan Yüe-çiler Asya kıtasının zengin ve kültürlü kavimlerinden biriydi. Biraz yukarıda belirtildiği gibi, Mete de, veliahtlık yıllarında Yüe-çilerin yanında bulunmuş; kendilerini ve ülkelerini yakından tanıma fırsatı bulmuştu.

Özellikle o, Yüe-çilerin oturdukları bölgelerin ekonomik gücünü medenî üstünlüğünü görmüş ve değerini ve önemini çok iyi anlamıştı.

Diğer taraftan, Yüe-çiler arasında çok miktarda Hun boyu yaşıyordu. Yüe-çiler de tıpkı Tung-hular gibi Hunları küçümsemişlerdi. Mete gibi, rakip tanımaz bir liderin bu durumu içine sindirmesi mümkün değildi.

 

Öte yandan Yüe-çiler, Hunların Kansu bölgesi üzerinden Çin’e giriş yollarını kapatıyorlardı.

Mete, büyük Tung-hu baskınından döndükten sonra gerekli hazırlığını yaptı ve Yüe-çilerin üzerine yürüdü. Vurduğu bir darbe ile Yüe-çileri yerinden oynattı; daha doğrusu onları göçe zorladı. Hunların Çin’e giden akın yollarını açtı.

 

Mete’nin gücü karşısında dayanamayacaklarını anlayan Yüe-çiler ise, ülkelerinin doğu bölgelerini terk ederek, batıya kaydılar.

Mete’nin Yüe-çiler üzerine yaptığı sefer, Tung-hular üzerine yaptığı baskın harekâtı gibi bir imha ve fetih hareketi olmamıştır.

 

Görüldüğü gibi o, Yüe-çileri yenmek ve gücünü onlara tanıtmakla yetinmiştir.

Bundan da anlaşılıyor ki, Mete, Yüe-çiler karşısında gücünü fazla yıpratmak ve fazla zaman kaybetmek istememiştir.

 

Çünkü onun önünde Çin gibi daha büyük bir hedef ve daha büyük bir rakip bulunuyordu.

Mete, Çin seferine çıkmadan önce, devletin kuzey ve kuzey batısında bulunan kavimleri de itaat altına alarak, arkasını emniyet altına almak istiyordu.

Hun Devleti’nin kuzey ve kuzeybatısında “Hun- u, K’ut-sa, Ting-ling, Kırgız, Sin-li” gibi Türk soyundan ve Hunlarla akraba olan kavimler bulunuyordu.

Mete, ordusu ile kuzeye doğru yürüdü; bunları birer birer itaat altına alarak, hepsini Hun Devleti’nin çatısı altında topladı.

 

Bu, hiç şüphesiz, Mete’nin Hun idaresi altında büyük Türk birliğini kurma politikası için atılmış büyük bir adımdı. Artık, Altay dağlarının batısındaki ülkelerin ve kavimlerin dışında bütün Orta Asya Mete’nin hâkimiyetine girmiştir. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse Mete, Orta Asya’nın en büyük gücü haline gelmiştir.

 

Çin yıllığının ifadesine göre “Hunların bütün soylu büyük kişileri Mete’nin hâkimiyetini tanımışlar ve onu en büyük Şan-yü olarak yüceltmişlerdir” Mete, Türkçe konuşan tüm boyları tek bir bayrak altında toplamayı başarmıştı. Mete, Tung-huları ve Yüe-çileri birer birer yenip, doğudan ve batıdan kendisini güvenlik altına aldıktan sonra Çin’e yöneldi. Amacı, Hunların daha önce Çin’e kaptırmış olduğu kuzey Çin’deki otlaklarını geri almaktı. Ordusu Kuzey Çin’e giren Mete, Pe-yang kralını yenerek, büyük dirseği içinde bulunan Ordos bölgesine sahip oldu. Bundan sonra Mete, doğuya doğru ileri harekâtına devam etti. Sarı nehrin büyük dirseğinin doğusunda bulunan Yen ve Tai ülkesini ele geçirdi. Buradaki kale ve sınır tahkimatlarını birer birer düşürdü. Buna karşılık, Çin’in mukavemeti çok zayıftı; bazı yerlerde ise hiç yoktu. Hatta Çin Han iktidarının hâkimiyetini kabul etmeyen bazı Çin derebeyleri Mete’nin himayesine girerek, ona bu harekâtında destek bile veriyorlardı. Bu durum da Mete’nin işini bir hayli kolaylaştırıyordu. Böylece, bu askerî harekâtın sonucunda hemen hemen bütün Kuzey Çin Hunların hâkimiyetine geçti. Hun halkının sürüleri de eski otlaklarına tekrar kavuştu. Daha önemlisi Çin Devleti’nin kuzey bölgelerindeki bütün ticaret ve askerî ikmal yolları Mete’nin kontrolü altına girdi. Görüldüğü gibi, Mete’nin Kuzey Çin üzerine düzenlediği sefer geçici bir yağma akını değildi; bu gerçek bir fetih hareketi idi.

Zaten, Mete’nin amacı da, bölgeye tamamen yerleşmekti. Üstelik burası, eskiden beri Hunların otlak yerleri idi.

 

Eski çağlardan beri burada gerçek Çinli bulunmuyordu. Halkı da karışıktı.

Bölgenin batısında Tibet, ortasında Hun, doğusunda da Moğol boyları çoğunlukta bulunuyordu. Kuzey Çin’in elden çıkması ve tamamen kaybedilmesi, Han sülalesinin kurucusu İmparator Kao’yu harekete geçirecekti elbet. Çinliler ve Türkler arasındaki büyük savaş için artık her şey hazırdı.

Napolyon Bonapart -1793 Toulon – Lodi Muharebesi 1796

1789 yılında dünya tarihinin en önemli olaylarından biri gerçekleşti. Fransa monarşisi temelinden sarsılmış, pek çok şeyi değiştirecek olan ihtilal ateşi tüm ülkeyi sarmıştı. İhtilal, her yeni adımı ile monarşiyi zayıflatıyor ve asırlardan bu yana kökleşmiş kurumları yıkıyordu. Bunun yanında ihtilal, yeni bir dünya vizyonu ve bir devlet anlayışı ortaya çıkarıyordu. Pek âlâ, bu yeni fikir akımları Avrupa’nın diğer toplumlarını da etkileyebilir ve Fransızlardan esinlenerek başka toplumlar da, kral ya da imparatorlarına karşı harekete geçebilirlerdi.

İşte bu korku, bir anda tüm Avrupa hükümdarlarını sarıverdi. Avrupa ülkeleri, ihtilal Fransa’sına karşı cephe alınca kıtada hava bir anda bulutlandı. Görünüşe göre şimşekler çakacak, yıldırımlar düşecek ve kıta Avrupa’sında yağmur başlayacaktı…

 

Fransa Kralı 16.Louis’in(Lui) ihtilalcilerden kaçma teşebbüsü ve Haziran 1791’de yakalanması savaşa evirilecek sürecin ilk adımı oldu.

Avrupa liderleri, ilk kez bir Kral’ın, ayaklanan bir milletin önünde aşağılandığını görüyordu.

Bu, onları dehşete düşürdü…

Bir şey yapmalıydı, yoksa hepsinin sonu 16.Louis gibi olabilirdi….

Bu olaya tepkisini ilk koyan Prusya ve Avusturya oldu.

Rus Çariçesi de bu ikiliyi devamlı kışkırtıyordu.

Çariçenin amacı, bu iki devlet Fransa ile uğraşırken, Polonya topraklarından arzuladığı lokmayı yutmaktı.. Sardunya, İspanya ve Napoli kralları da devrimcilere karşı girişimde bulunulmasını istiyorlar, fakat daha küçük çaplı ülkeler olduklarından çekiniyorlardı.

İngiltere ise şimdilik ortamı koklamakla yetiniyordu.

Osmanlılar ise Avusturya ve Rusya ile yaptığı savaştan daha yeni çıkmıştı ve kendi yaraları ile ilgilenmekteydi…

Saksonya’da toplanan Prusya kralı ve Avusturya imparatoru,

bir bildiri yayınlayarak Fransa’ya müdahale edilmesi gerektiğini kararlaştırdı.

Bildiride monarşinin diriltilmesinden söz edilmesi ve hele Kralcılardan bir ordu kurulmak istenmesi, İhtilalcileri kızdırdı.

Fransız Yasama Meclisi’nde savaş taraftarları artmaya başladı…

Mecliste savaş görüşmeleri yapılırken Avusturya ve Prusya resmi olarak müttefik oldular.

İhtilalcilerin ültimatomlarına II. Leopold yerine geçen II.François cevap bile vermeyince Fransa, Nisan 1792’de Avusturya ve Bohemya Kralı II. François’ya savaş ilan etti.

Yeni yapılan anlaşma gereği Prusya’da Avusturya’nın yanında savaşa girdiğini açıkladı.

Ve böylece Fransız Devrim Savaşları başladı. Fransa savaşa perişan bir vaziyette girdi. Elde düzenli bir ordu yoktu.

 

İhtilalden sonra asiller ordudan çıktığı ya da çıkarıldığı için subay ihtiyacı had safhada idi.

İhtilalin ardından kurulan Garde Nationale kıtaları ise disiplinsiz, düzensiz ve tecrübesizdi.

Hükümette ise para ve askerleri donatacak imkan yoktu. İttifak ordusunun başkomutanı Prusyalı General Duc de Brunswick, birlikleri ile Fransa sınırlarını aşıp, karşısına çıkanları yendikten sonra, Paris’in yolunu tuttu. Fakat, ittifak ordularının ilerleyişi bundan sonra yavaşladı. Çünkü amaç Fransa’yı işgal değil, İhtilalcileri caydırmaktı. Ek olarak Avusturya da askeri açıdan hep iyi sinyaller vermiyordu. Avusturya, daha bir yıl önce, Osmanlı ile savaştan çıkmış ve yorgundu. Üstüne bir de Rusya’nın fırsatçılığı vardı.

Almanlara gazı veren Rusya, onlar batıda savaşırken Osmanlı ile savaşı bitirip Polonya üzerine yoğunlaşınca, Avusturya ve Prusya’nın odağı bir anda buraya kayıverdi.

Bu sebeplerden dolayı Duc de Brunswick, ilerlemek yerine bir bildiri ile karşı tarafa gözdağı vermek istedi.

 

28 Temmuz 1792’de yayınlanan bildiride General, Paris ve Fransız halkından krala itaat etmelerini istedi.

Bu hamle ile farkında olmadan ittifak güçleri kendi topuklarına sıkmıştı.

Bildiri, kızgın ihtilalcilerin Fransız milliyetçiliğini ve vatanperverliğini harekete geçirdi.

Danton hükümeti, bütün Fransızları orduya katılmaya davet etti ve büyük bir seferberlik ilan etti.

Benzeri daha önce görülmemiş bir şekilde, genç yaşlı demeksizin her Fransız, orduya koşmaya başladı.

İhtilalin doğurduğu yeniliklerden birisi de aslında buydu.

Yurttaş-asker fikri ortaya çıkmıştı ve Fransa’nın Avrupa’ya karşı en büyük kozu da bu olacaktı…

Yenilenen kanla beraber Fransızlar, 20 Eylül 1792’de Valmy Muharebesi’nde Brunwick’in ilerleyişini durdurdu.

Bu onların savaştaki ilk büyük galibiyeti idi.

Aynı günlerde toplanan Yasama Meclisi de artık monarşiyi tamamen kaldırıp cumhuriyeti ilan etti ve Fransız ordusuna, ihtilal fikrini yayma görevini verdi.

İşte şimdi, işler daha da kızışmıştı…

Valmy’den sonra Fransız orduları, meydanda başarılı olmaya başladı.

Kasım 1792’deki ]emmapes Muharebesi’nde Avusturyalıları yenip, bugünkü Belçika’yı ele geçirdiler.

Başka bir Fransız ordusu da Mainz şehrini işgal ederek, Ren’in sol kıyılarına indi.

Güney doğuda da Fransızlar, Nice ve Savoy kontluğunu aldı.

İşler iyi gidiyor, “Vive la Nation” nidaları savaş alanlarında yankılanıyordu…

İhtilali yayma fikri ile yanıp tutuşan Fransızlar, tüm Avrupa’yı karşılarına alarak ateşe odun atmaya devam etti.

Yeni rejimin ilk meclisi Konvansiyon, kral 16. Louis’in başını 1793 başında giyotine sürdü…

Kral’ın idamı ve yaşananlar İngiltere’de büyük endişe yarattı.

İhtilalciler fazla ileri gitmeye başlamıştı…

İngilizlerin işe karışacağını gören Fransa, vakit kaybetmeden yılın başında Britanya ve Hollanda’ya savaş ilan etti.

Takiben İspanya, Hollanda, Napoli, Toskana, Venedik ve Papa da Fransa’ya karşı savaşa dâhil oldular.

4 Yıl önce bir vergi meselesinden başlayan olaylar, bir anda tüm kıtayı içine alan koca bir savaşa dönüştü…

Birinci Koalisyon’un teşekkülü ile Fransa’nın durumu yeniden kötüleşti, yenilgiler başladı.

Fransa Belçika’dan atıldı, İhtilal kuvvetleri Ren nehrinin sol kıyılarından çekildi.

Koalisyon, Alpler, Pireneler ve Alsas-Loren yönünden Fransa’yı işgale başladılar.

İktidardaki Jirondenler kötü bir savaş idaresi sergiliyordu.

Sınırdaki askerler itaatsiz, generaller ehliyetsiz ve savaş bakanları yetersizdi.

Hatta savaş bakanı Dumouriez, Avusturya’ya kaçtı. İşler, Fransa için yeniden tepe taklak oldu. Dıştaki sıkıntılar içeriye de sirayet etti.

Yıl içerisinde Vendee bölgesi; Bordeaux, Lyon, Marsilya, Nimes, Montpellier,

Caen ve Toulon gibi tek çok yerde kralcılar ve ılımlı cumhuriyetçiler isyan etti.

Ülkede, çok şiddetli iç savaş başlamıştı…

Tam da bu sıralarda, üyeleri arasında Robespierre ve Marat’ın da olduğu radikal cumhuriyetçi Jakobenler iktidara geldi.

Kötüye gidişi durdurmayı amaçlayan Jacobenler bunu kendi yöntemleri ile yapmaya karar verdi. Anayasayı kaldırıp İhtilal mahkemeleri kurdular. Her türlü kişi hak ve özgürlüğünü rafa kaldırdılar. Kendilerine muhalefet eden herkesi acımadan giyotine yolladılar.

Onlar acımasızlaştıkça isyanlar artıyor, isyanlar arttıkça onlar daha da acımasızlaşıyordu.

Vatansever duygularla başlayan devrim, sonunda, birbiriyle vahşi bir şekilde yarışan liderlerin kana susamış mücadelesine dönüşmüştü.

Fransa’yı ne cumhuriyetçiler ne de kralcılar yönetiyordu. Fransa’yı yöneten tek şey terör ve kargaşaydı. Nihayetinde bu isyanlar Paris hükümeti tarafınfan şiddet kullanılarak da olsa kontrol altına alınmaya başlandı.

 

Nantes, Caen, Bordeaux, , Marsilya ve Lyon gibi kentlerdeki isyancılara boyun eğdirildi.

Pek çok şehirde kitleler katledildi; hatta hızını alamayan Konvansiyon, şehirlerin ismini dahi yeryüzünden silmeye kalktı.

Marsilya, Ville-affranchie; Lyon, Ville-sans-nom oluverdi.

Başarıya ve Paris’te Robespierre’in radikal rejim düzenine rağmen Cumhuriyet, bu sefer Toulon’da şiddetli bir isyanla karşılaştı.

Şehirdeki muhalifler, çevre şehirlere yapılanları görünce isyan edip kentteki Jakoben ve cumhuriyetçileri asmış, üstüne İngiltere’den yardım istemişti.

İngiltere’nin Akdeniz filosu, Lord Hood önderliğinde bu önemli liman şehrine doğru harekete geçti. Kısa süre sonra İspanya’dan gemiler ve Napoli ile Sicilya’dan gelen askerler de

Ağustos 1793’te şehir limanına vardı. Koalisyon kuvvetlerinin varışıyla

Toulon, İngiliz çıkarları için çok iyi bir fırsat yaratmış oldu.

Onlar, bu noktayı ellerinde tutmanın zaferi getireceğine inanıyorlardı…

Bir yandan isyanlarla, bir yandan ekonomik krizle, bir yandan da kapıdaki düşmanla uğraşan Jacobenler, Toulon’u cezalandırmak için kolları sıvadı.

Koalisyon güçleriyle ve Toulonlularla ilk mücadeleye girişen Marsilya’daki isyanı bastıran J.F.Carteaux oldu.

 

General, Eylül ayında şehrin etrafını temizleyip kuşatmayı başlattı.

Fakat generalin elinde, gerçek anlamda profesyonel bir subay kadrosu yoktu. Kaldı ki kendisi bile asker değildi… Emri altındaki az sayıda gerçek subaydan biri olan topçu komutanı yaralanınca yerine birisinin tayin olması gerekti.

Merkezden önerilen isim, Korsikalı topçu subayı Napolyon Bonaparte’tı…

Ağustos-Eylül gibi kuşatma başladığında, Koalisyonun yaklaşık 17 bin askeri varken Fransızların 35 civarı askeri vardı.

Fransızlar şehri ve limanı 3 tarafından kuşattılar.

Fakat generallerinin asker olmayışı çok fazla hata yapmalarına neden olmaktaydı.

Kuşatmanın uzaması sonucu komutanlar bir bir değişti ve sonunda General Jacques François Dugommier başa getirildi.

Koalisyon ise şehre ve bölgedeki tepelere hâkim olmasına rağmen asker sayısı bakımından az olduğu için ilerleyemiyordu.

Ama düşman tarafından limandan atılma tehlikesi de yaşamıyordu.

Herkesin şehri düşürmek için planlar kurduğu sırada, tüm fikirleri değiştiren topçu kumandanının sözleri oldu…

Korsikalı İtalyan bir ailenin oğlu olan Napolyon, kuşatma boyunca emirler yağdırıp sürekli koşuşturmuş, her koşulda özveri ile çalışması sayesinde komutanlarının takdirini kazanmıştı.

Jacobenlere yakınlığı ile bilinen bu topçu subayı,

ihtilalin getirdiği rüzgârı arkasına alıp yükselmeye ve hayallerini gerçekleştirmeye çok hevesliydi. Binbaşının planı çok basitti. O, “Hem iç hem de dış limana hâkim La Grasse Burnu’nu alın.

Gemileri defedin, o zaman geride asker kalmayacaktır.” diyordu.

Paris’ten gelen temsilciler onun planına gülerken General Dugommier, planın işe yarayabileceğini düşündü.

General, inisiyatifi genç komutana bırakıp planın tatbikine onay verdi…

17 Aralık 1793 gecesi Napolyon topçularına ateş emri verdi.

Topçular yağmur altında yoğun bir şekilde La Grasse Burnu’ndaki mezileri dövmeye başladı.

Kısa süre sonra Fransızlar, komutanlarının emri ile süngü takıp hücuma kalktılar.

Var güçleri ile saldıran ihtilal askerleri, düşmana ağır bir darbe vurdu.

Hemen arkasından Binbaşı Napolyon’un önderliğinde ikinci dalga hücuma geçti.

Tepelerde geçen şiddetli çatışma sırasında binbaşının atı vurulurken kendisi ise kalçasından yaralandı.

 

Ölümün eşiğinden dönen Napolyon ve askerileri, nihayetinde İspanyol ve İngilizlerin aylardır tuttuğu mevzileri ele geçirmeyi ve onları geriye atmayı başardı.

Napolyon’un planı işe yaramış ve düşman savunması çökmüştü…

Amiral, limanı ve şehri hemen boşaltması gerektiğini, yoksa gemilerin vurularak yok edileceğini anladı.

Evet, Koalisyon filoları bu andan itibaren Napolyon’un topçularının menzilindeydi ve ateşe başlanırsa filolar tamamen kaybedilebilirdi.

18 Aralık’ta çok sayıda Toulonlu mültecinin de yer aldığı İngiliz donanması,cumhuriyetçilerin top ateşi altında şehirden uzaklaştı.

Zafer Fransızlarındı….

Jakobenler şehir halkını en ağır şekilde cezalandırma yoluna giderken

İngilizler ise büyük bir fırsatı kaçırdıklarını anladılar.

Toulon üzerinde ülkedeki tüm isyanlar desteklenebilir, belki de ihtilal bile devrilebilirdi.

Fakat bu başarılamamıştı ve bunu engelleyen kişi, düşük rütbeli topçu subayı Napolyon Bonaparte’tı….

“Toulon Kahramanı” olarak anılmaya başlayan genç Binbaşı, bir anda tuğgeneralliğe yükseltildi.

Ve daha 24 yaşındaydı….

Jakoben lider Robespierre’in kardeşiyle olan arkadaşlığı, sıçrayışının bu denli büyük olmasına sebep olmuştu.

Lakin bu arkadaşlık kısa süre sonra başına belalar açtı.

1794 yılında Jacobenlerin iktidardan indirilmesinin ardından hapse atıldı…

Zafer meydanlarında başına defne yapraklarından taçlar takılan Napolyon,

bir anda bileklerine prangalar takılarak hapis köşelerinde unutulmaya terkedildi….

Bakalım 25 yaşındaki Napolyon, ileriki süreçlerde neler yaşayacak, ne tür maceralara yelken açacaktı…..

Napolyon Savaşları serisinin devam videoları arada gelmeye devam edecek.

Kaçırmamak için kanala abone olup bildirim çanına tıklayabilirsiniz.

 

 

Paris’in Popüler Adamı

 

Hapse giren Napolyon’un hürriyetinden mahrum kaldığı günler çok da uzun sürmedi.

Kısa bir süre sonra lehinde ifade verenlerin ve tanıdıklarının sayesinde özgürlüğüne kavuştu.

Genç general, zincirlerden kurutulmuştu ama bir birliğin başına verilmemişti.

Belli bir süre Paris’te işsiz, gözden düşmüş ve başıbozuk bir şekilde gezip durdu.

Etrafındakiler iyi mevkilere gelip mutlu bir şekilde hayatlarına devam ederken o sahte gülücükler saçarak kaderinin kendisini nereye sürükleyeceğini düşünüyordu.

Toulon kahramanının yıldızı giderek sönmekteydi…

 

Napolyon’u şevklendiren ve işleyen çarklar sistemine tekrardan dahil eden şey, iktidar değişikliği oldu.

 

Savaş devam ettiği ve devrim tam oturmadığı için bu tarz değişikliklere sık rastlanmaktaydı.

Yeni hükümet, İtalya tarafında bir cephe açmak isteyince buraları bilen becerikli bir generale ihtiyaç duyuldu.

 

Oluşturulacak cephedeki ordunun harekât planını yapmak için İhtiyaç duyulan pozisyona Fransız Harbiye’si tarafından Napolyon Bonapart getirildi.

 

Genç general hızlıca planını hazırlayıp üst yönetime sundu.

Bazı generaller ve o günkü Direktuvar üyeleri planı parlak ama başarılması imkânsız olarak gördü.

 

Planı hazırlamasına rağmen Napolyon’un aklında başka bir şey vardı.

O Avusturya ve Rusya’nın arasının çok açıldığının farkındaydı.

 

Bu ikiliyi sıktırmak için Osmanlı’yı kullanmak çok stratejik bir hamle olabilirdi.

Eğer kendisi Osmanlı ordusunda görev alır ve topçu ocağının gelişmesi için gerekli ıslahatları yaparsa adı geçen iki devleti de Fransa’nın çıkarları doğrultusunda zorlayabilirdi.

Osmanlılar zaten uzun süredir askeriyesini Avrupa’daki gelişmeler doğrultusunda modernleştirmek adına Fransa’da subaylar talep etmekteydi.

 

Pek ala Napolyon’a da iyi bir maaş ve iyi bir mevki ile kabul edebilirlerdi.

Bonapart’ın Türkiye’ye gitmek istemesinin diğer bir sebebi de hareket etme özgürlüğüydü.

Eğer Asya’ya İstanbul’a giderse üstlerinin onu denetlemesi ve dizginlemesi arada Osmanlı bürokrasisi de varken çok zor olurdu.

 

Planı kafasında olgunlaştıran general, kardeşi ve kuzenini de yanına alarak Osmanlı topraklarının gitmek için kolları sıvadı.

Fakat Fransız savaş nezareti buna izin vermedi.

Ona burada ihtiyaçları olduğunu söyleyerek gidişine mani oldular.

Hâlbuki rakipleri uzaklarda rahat bir şekilde güçlenebileceği korkusuyla onun yolunu kesmeye çalışmıştı.

 

İki hafta sonra Paris karıştı… 30 bine yakın kral yandaşı ayaklanarak rejimi değiştirme isteğiyle sokaklara döküldü. Paris’te o sırada 5.000 Guard National askeri vardı ve bu isyanı bastırmak için yetersizdi. Direktuvar rejimi darbeyle yıkılacak gibiydi.

Hükümet köşeye sıkışmıştı….

Guard National komutanı beceriksizlik yapınca görevden alındı ve yerine birisinin gelmesi isin hükümet ile meclis üyeleri geceleyin toplantı.

Sabahleyin ayaklanan halk harekete geçtiğinde dananın kuyruğu kopacaktı.

Derhal bir şeyler yapmak icap ediyordu….

O sırada Napolyon tanıdıklarının çok olması sayesinde rejim birliklerinin komiserliği için kendisini teklif ettirdi.

Napolyon, kimsenin kendisine karışmaması şartıyla korkudan titreyen milletvekillerinin önünde görevi kabul etti.

Genç tuğgeneralin şapkadan tavşan çıkarıp hükümeti kurtarması için bir iki saatlik zamanı vardı.

Başarılı olamaması halinde ise büyük ihtimal darbeciler tarafından idam edilecekti….

Yedi senedir Paris halkı ne zaman silahlı çatışmaya kalkışsa, karşısında daima derme çatma hasımlar bulurdu;

ihtilâl de zaten böylelikle zemin kazanmıştı. Hâlbuki Napolyon daha farlı bir adamdı. Derhal top bulunması için emir verdi. Süvari subayı Joachim Murat sayesinde 40 top buldu.

Murat’ın getirdiği toplar Paris sokaklarının kritik noktalara yerleştirildi ve beklemeye geçildi.

Belli ki general halka ateş açacaktı….

Silahlı halk sabahın beşine doğru saldırıya geçtiği sırada bir anda toplar patladı, kaldırımlar kandan kızardı, halk şaşkın bir şekilde sağa sola kaçıştı.

Beklenmeyen top ve tüfek atışlarının altında kalan kral destekçileri çil yavrusu çiği dağıldı.

İki saat sonra ise sokaklar bir anda tenhalaştı…

Napolyon, topları sayesinde isyancıları dağıtmayı başarmış ve 1795 Ekim’inde darbeyi engellemişti…

 

O artık Paris’in en popüler adamıydı… Direktuvar’ın en güçlü direktörlerinden Bargas,

kısa süre sonra Tümgeneralliğe terfi ettirilmiş olan genç generali İtalya Orduları komutanlığına atamaya karar verdi. Sahaya inme vaktinin geldiğine kanaat getiren Bonapart,

1796 başlarında Nice’de bulunan ordu karargâhına doğru doğru yol aldı.

Hayatı boyunca aksiyon peşinde koşan Napolyon’un barut kokusu ve at kişnemeleri eşliğindeki valsi başlıyordu…

 

Görünürdeki tabloda, Fransa’nın asıl amacı merkeze konumlandırdığı iki ordusuyla saldırıya geçip Prusya ve Avusturya ordularını dağıtmak ve galibiyeti kazanmaktı. İtalya ordusu ise ikincil saldırı ve oyalama gücünü teşkil ediyordu. Yani İtalya ordusuna genel plan içerisinde çok da mühim bir rol verilmemişti.

 

General, Nice’e geldiğinde emrine verilen ordunun bir enkaz olduğunu anladı.

Ordu küçük müfrezeler halinde bölgeye dağılmıştı ve birlikler arasındaki iletişim kopuktu.

Düşmanın sayısal üstünlüğü ve çetelerin baskınları askerleri yıldırmış, herkesin moralini düşürmüştü.

Askerler açlıktan kırılıyor, subayların aylardır maaşları ödenmiyor, atlar dahi 1 yıldır gerektiği gibi beslenemiyordu.

Erlerin bir kısmında tüfeği geçin ayakkabı dahi yoktu.

Koca ordunun sevkiyat için sadece 200 katırı ve süvariler için 4000 zayıf atı vardı.

Askerler için yarımşar tayinden 1 aylık erzak ve gereksinimler için 300 bin frank mevcuttu.

General tam anlamıyla bir enkaz devralmıştı…

Tümen komutanları başta çocuk olarak gördükleri Napolyon’la dalga geçme eğilimi gösterseler de sonraki süreçte onun kararlılığını görünce tutum değiştirdiler.

Kararlı ve dinamik olan Napolyon,15 Nisan’a kadar her şeyin hazır olmasını emretti.

9 Nisan’da karargâhlarını Nice’den daha ileriye taşıyan devrim ordusu hedefini belirledi.

Alpleri geçip araları zaten bozuk olan Sardinya ve Avusturya ordusunu birbirinden ayıracaklar, sonra bir taraftan Avusturya ordusunu tutarken asıl kuvvetlerle Sardinyayı hemen aradan çıkartıp Kuzey italya’nın verimli topraklarına ineceklerdi.

Böylece ordunun tüm ikmal problemini çözecekler ve akabinde doğuya gideceklerdi…

Avusturyalıların sahildeki erken saldırısı üzerine şartlar değişince Bonapart, vakit kaybetmeksizin 11 Nisan’da saldırı emrini verdi.

Düşmanın iki ordusunun arasına girmek için kör noktayı önceden tespit eden Fransızlar, tüm birimleri ile verilen görevleri yapmaya başladı.

Tümenlerden birisi Argenteau ve 6 bin adamını geri atmak için saldırdı.

Montenotte adı verilen savaşta Napolyon ve ordusu ilk zaferini alıp Avusturya birliğini bulunduğu yerden geri atarak istenilen boşluğu yarattı.

 

Gelin görün ki Fransız birlikleri 24 saat boyunca rakip direncini kırıp ileri gidemedi..

Ertesi gün işler daha iyi gitti, Dego ve Coseria düştü.

Alp Dağlarındaki geçitler Fransız ordusuna böylece tamamen açılmış oldu.

Napolyon ana orduyla batıya giderken Dego’da bulunan Messena’nın gaflete düşüp baskına uğradığını öğrendi.

Sağında böyle bir tehlike varken ilerlemek istemeyen general, beklemeye geçti ve bölgeye takviye yolladı.

Böylece bir gün daha kaybetmişti.

Sonraki günlerde de ordu disiplinsizlik yüzünden ilerleyemeyince komutan, saldırılara iki gün ara verip tümenlere toparlanmaları için fırsat tanıdı. Ana iletişim hattını da Savona’dan Ormea’ya çekti.

 

Böylece Dego’nun stratejik önemi ortadan kalktı ve buradaki kuvvetleri ana saldırı için batıya çekti. 21 Nisan’da Mondovi’ye çekilen Sardinyalılara saldıran Devrim ordusu, burada en kritik zaferlerinden birisini kazandı.

 

Sardinyalılar yenilgi sonrası geri çekilirken Fransızlar ise ovaya indi.

Artık, yönetim kademesini en çok düşündüren açlık meselesi rafa kalkmıştı.

Askerler Piyemonte’un zengin ovalarında yağmalar yaparak moral ve erzak depolamaya koyuldular.

Mondovi yenilgisinden sonra müttefiklerinden ayrı düşmüş olan Sardinya’nın savunma direnci kırıldı ve 23’ünde barış istedi.

O sırada Fransızlar da ovaya yayılmaya devam edip konumlarını sağlamlaştırdılar.

28’inde Sardinya ile yapılan anlaşma sonucunda artık karşıda tek bir düşman ordusu kalmıştı.

Napolyon ilk etabı başarı ile bitirip ikinci evre için hız kesmeden seferine devam etti…

 

Küçük Onbaşı

 

Napolyon ordusunun yeni bir saldırı için organize ederken Avusturyalılar Po Nehri’nin ardına geçip savunma hattı kurdu.

Vuku bulan vaziyete göre Fransız general yeni planını devreye soktu.

Nehri geçmek için iki ana yol vardı.

Bunlardan Valenca düşmanın odaklandığı asıl nokta olduğundan Napolyon buraya sahte bir saldırı yapacak, hızlı olan birliklerini de süratle Piacenza üzerine yollayarak rakibi solundan saracaktı.

6-7 Mayıs günü derhal harekâtı başlattı. Çok hızlı bir şekilde Piacenza’dan geçiş yapılacağı sırada, düşman hamleyi fark etti. Avusturyalılar geçişi yavaşlatmak için kendi solunu sağlamlaştırırken ana hatlarını da çevrilmemek için hızla geri çekti.

7-9 Mayıs’ta gerçekleşen Fombio Muharebesi bu bölümdeki en mühim çarpışmayı teşkil etti.

Fransızlar zafer kazanarak nehri aşmayı başardıysa da rakip Adda Nehri’ne rahat çekildiği için Napolyon zaferden çok da memnun değildi.

Milan ve etrafı alınmıştı ama havzanın tamamında rahat edilebilmesi için düşman imha edilmeliydi…. Avusturyalıları takip için koşturan Napolyon, birlikleri ile 10 Mayıs’ta Lodi’ye vardı. Buraya gelindiğinde Fransızlar rakibe yetişemeyeceklerini anladılar, çünkü 10.000 Avusturyalı Lodi köprüsünü tutmak için bırakılmıştı.

Bu engeli aşmak hayli zor olacaktı… Sabah saatlerinde Devrim ordusunun öncüleri güneyden Lodi’ye sokuldu. Kasaba içerisindeki direniş kısa sürede kırıldı ve köprünün batısı temizlendi.

Öncüler sayı bakımından az olduğu için saldırmak yerine öğleden sonraya dek diğer birlikleri beklediler. Öğleden sonra, Fransız birliklerdeki topçular gelip nehrin karşısına ateş etmek üzere konumlandırılınca şiddetli bir savaş başladı. Fransız topçuları amansızca ateş ediyordu.

O kadar ki bir ara Banapart bir onbaşı gibi toplardan birinin başına geçip bizzat asker gibi savaştı.

 

Napolyon ve adamları aralıksız ateş ediyordu çünkü kısa süreli bir boşluk dahi rakibin 180 metrelik ahşap köprüyü imha etmesi fırsatını doğurabilirdi…

2000 kişilik süvari kolu, komut üzerine derhal kuzeye hareketlendi.

Bu birlik nehri kuzeyden atlarla geçecek ve Avusturyalıları kanatlardan vuracaktı.

Süvariler nehri geçiş için müsait yer ararken saat akşam 6’ya doğru köprü üzerinden saldırıya geçilmesi için bir piyade kolu teşkil edildi.

Gündüz saatlerinde topların başında koşturup duran general, bu sefer de saldırı için hazırlanan birlikle beraber hareket etmek için en öne geçti.

27 yaşındaki bu genç adeta çıldırmıştı. Bir general olarak ölüme gideceği çok belli olan bir birliğin başında en önde gitmeyi düşünüyor ve bunu askerlerine moral olsun diye değil kendi savaş arzusundan dolayı yapıyordu. Liderlerinin bu akla sığmaz cesareti karşısında diğer önemli subaylar da bizzat saldırı birliğinin içinde yer almak için koşturdu.

Askerler ise tezahüratlar arasında subayların isimlerini haykırıyor coştukça coşuyorlardı…

Avusturyalılar ise ellerindeki 14 topu ikiye bölüp köprüye ve karşı sahile yönlendirmişlerdi.

İki bölüm halinde düzene girmiş piyade hatları ise topların arkasında, biraz daha gerideydi.

Düşman toplarının menziline girmemek adına kendi toplarından uzaklaşmışlardı.

Avusturya top ateşinin seyrekleştiği esnada Fransızlar kasabadan hızlıca çıkıp taarruza geçtiler.

Köprünün tam ortasına vardıkları zaman Avusturyalılar salvo atışlarıyla tozu dumana kattı.

Pek çok kayıp veren köprü üstündeki birlikler, üzerlerine yağan toplardan korkup duraksadılar.

O anda arkadan koşturup gelen destek kuvvetler durumun toparlanmasını sağladı ve Fransızlar köprünün öte ucuna ulaşıp tutunma noktaları oluşturdular.

Irmağın batı sahilinden teknelere binen askerler de benzer zamanlarda karşı sahile çıkıp tüfeklerini kullanmaya başladı.

Geceleyin kuzeye gidip nehri geçme görevi alan Süvari kıtası da aynı zamanlarda Avusturyalıların sağ kanadına yaklaştı.

Geri çekilmeden dolayı bitkin ve aç olan Avusturyalıların top ateşleriyle zaten moralleri bozulmuştu.

Üstüne köprüden saldıran ve sahilden çıkarma yapan düşman, dirençlerini iyice düşürdü.

Tabii bir de sağ kanatlarından gelen süvariler tarafından biçilme korkusu artık savunma yapabilmelerine imkân vermiyordu.

Askerlerinin imha edilmesine göz yummak istemeyen Karl Sebottendorf, geride oyalama birliklerini bırakarak hızlıca çekildi.

Zafer “Bonapart” nidalarıyla meydanı inleten Fransızlarındı…..

Lodi Zaferi ile Napolyon’un özgüveni ve askerlerinin ona olan hayranlığı bir anda arttı.

Genç ve dinamik komutanlarının kendileriyle beraber en önde koşması askerlere ilham veriyordu.

Sadece askerlerin değil subayların da gözünde Napolyon giderek büyümekteydi…

Kazanılan zaferler Paris’i mutlu etmekle beraber rakipleri onun İtalya’da çok serbest olmasını ve kafasına göre hamleler yapmasını hazmedememiş olsa gerek hemen kuyusunu kamaya başladılar.

Genç Komutan sadece savaş alanında değil siyaset alanında da mücadele vermek zorundaydı.

Ama tabi sahada galip geldiği sürece siyaset ruletinde işleri de istediği gibi gitmekteydi…

Fransa ordusu Milan’a gelip tekrar ikmal yaptığı sırada Avusturya Generali Beaulieu, bu sefer Mincho Nehrini kendisini siper etmiş beklemekteydi.

Napolyon ve ordusu da 21 Mayıs’a düşmanıyla tekrar karşılaşmak için yola çıktı.

Yoldayken art bölgelerde isyan çıktığı haberini alınca derhal az sayıda adamla geri dönüp isyan eden tüm yerleşkeleri ağır şekilde cezalandırdı.

Onun savaş esnasında müsamahaya yeri yoktu…

28’inde ordusuna katılan General, taarruz emrini verdi.

Avusturya askerleri tüm geçitleri tutabilmek için küçük müfrezelere ayrılmışlardı ve uyguladıkları savaş taktikleri eskiydi.

Daha ileri teknikler kullanan ve en önemlisi de çok daha hızlı olan Fransızlar için nehri geçmek kolay oldu.

Her ne kadar Napolyon bir ara esir düşme tehlikesi yaşasa da durum istenildiği gibiydi.

Nehri geçen ordular ayrılıp farklı istikametlere doğru rakibi koşturdu.

Augereau Peschiera’ya, Sérurier Castel Nuovo’ya ve oradan Mantua’ya doğru ilerledi, Massena Verona’yı ele geçirdi.

Avusturya generali ise kuzeye doğru kaçmaktan başka bir çare düşünemedi….

Bu başarıyla İtalya Seferinin ikinci aşaması tamamlandı.

Mantua haricinde Lombard Ovası’nın tamamı Fransız kontrolü altındaydı, ancak zafer daha kesinleşememişti.

Çünkü Avusturya ordusu henüz gerçek manada büyük bir savaşa zorlanmamıştı.

Hem Avusturyalıların kaybedilen yerleri almak için bir hamle yapacağı kesindi.

Kuzeydeki Fransız ordularında işler iyi gitmediği için Almanların buraya takviye yollayabilme imkânlarının olduğu konuşuluyordu.

Üstüne Fransızların iletişim hatları uzadığı için problemler yaşanmaktaydı.

Art bölgelerdeki isyanlar desen her geçen gün artıyordu.

Kuşatılmış Mantua’yı da bir şekilde düşürmek lazımdı.

Görüldüğü üzere işler iyice çetrefilli bir hal alıyordu…

Şimdiye kadar başarıyla ilerleyen Bonapart, oturup yeni bir plan yapmalıydı.

Yoksa zorda kalacak, kazandıklarını kısa sürede kaybedecekti…..

General Bonaparte’nin saldırı kapasitesindeki nitelikleri yeterince kanıtlanmıştı;

şimdi, üstün düşman kuvvetlerine karşı stratejik bir savunmayı sürdürme yeteneği ciddi şekilde sınanacaktı….

Vikingler Kimdir? Vikinglerin tarihi

Vikingler kimdir?

Vikingler, Ortaçağ’da Avrupa’nın özellikle deniz kenarındaki yerleşimlerini istila eden ve yağmalanan İskandinav kökenli kuzey topluluklarıdır.

Viking kelimesinin anlamı nedir?

Kelimenin kökeni ve anlamı konusunda pek çok farklı fikir vardır.

“Körfezde saklanan korsan”, ”kamp kuran”, ”korsanlık” ya da “korsanlık yapma” gibi bir anlam taşıdığını iddia edenler dışında bu ismin Norveç’te bir bölgeden geldiğini iddia edenler de vardır.

Bu topluluklar farklı milletlerce “Dan, Norse, Kuzeyli, Nordmanni, Ascomanni, El-Madju, Rhos, Varangoi, Gaill, Lochlannach” şeklinde de ifade edilmiştir.

Vikinglerin ana yurdu neresidir?

Vikinglerin ana vatanları İskandinavya’dır. Norveç, İsveç ve Danimarkalı olan bu topluluklar, genelde kendi içlerinde farklı gruplara ayrılsalar da Avrupalılar hepsine genel olarak “Viking” demektedir.

Vikingler tarih sahnesine ne zaman çıkmıştır?

Yüzyıllardır İskandinavya’da yaşayan Vikinglerin Avrupalıların geri kalanıyla tanışması 789 yılına dayandırılır. Bir Anglosakson Kroniğine göre kuzeyden gelen üç gemi içerisindeki savaşçılar, Kral Beorhtric’in kâhyasını öldürmüştür. Bu onlar hakkında kayda düşen ilk bilgidir.

Viking İstilası nasıl ve ne zaman başlamıştır?

yüzyılda başlayan Kuzeyli istilaların bilinen ilki 793 yılında Britanya’nın Lindisfarne adasındaki manastıra yapılmıştır. Kuzeyli akınlarının sebebi, 7 ve 8. Yüzyıllarda İskandinavya’daki nüfus patlaması, gelişen batı Avrupa deniz ticaretinin korsanlık vasıtasıyla yeni bir ekonomik faaliyete kapı açması ve en önemlisi de Vikinglerin gemi yapımındaki gelişmişlik seviyesidir. Viking istilasının temeli olan bu araçlar, Kuzeylilerin evlerinden çok uzaklara gidip yağma yapmasına ve bu bölgeleri kolonileştirmesine olanak verdi.

Viking Çağı hangi zaman dilimlerini kapsar?

8 ve 11. yüzyıllar arasını kapsar.

Saga nedir?

Viking destanlarına saga denir. Kuzeyliler hakkında pek çok detaya bu eserler kaynaklık etmektedir.

Viking İstilası nereye kadar uzanmıştır?

Haritada görüldüğü üzere Vikingler gemilerinin ulaşabildiği her yere ulaşıp yağmalar yapmış ya da buradaki topluluklarla ticari ilişkiler kurmuşlardır.

Vikingler sadece yağma yapan barbar bir kavim midir?

Vikinglerin çoğu esasen çiftçi, balıkçı, tüccar, zanaatkâr, nalbant veya marangozdu. Öte yandan birçokları uygun vakitlerde denizaşırı akınlara da çıkıp iki şekilde de var olabilecek bir hayat yaşamayı başarmıştır.

Vikingler ne yer ne içer?

Sabah ve akşam olmak üzere iki öğün yemek yerlerdi. Sabahları ekmek, yulaf lapası, yulaf kurabiyesi, süt, söğüş ve meyve yerlerdi. Asıl öğün akşam yemeği sayılırdı. Herkes günlük işlerini bitirip eve toplandığında yenen yemek sabahkine göre daha zengin olurdu. Varlıklı bir çiftçinin akşam yemeğinde sosis, yumakta, balık, süt, et, soğan, mantar, peynir, elma, fındık, çilek, böğürtlen ve bal bulunurdu. Domuz, sığır, koyun, geyik eti ve kümes hayvanlarının eti haşlanarak ya da kızartılarak yenirdi. Yiyecekler; yabani pırasa, sarımsak, yaban turpu ve benzeri otlarla çeşnilendirilirdi. Tuzlarını ise deniz suyunu buharlaştırıp elde ederlerdi. Sütü sığır ya da koyun etinin yanında içerlerdi. Favori içecekleri arpadan ve şerbetçiotundan mayalanan biraydı. Birayı ahşap kupalarda ya da dekoratif içki boynuzlarında servis ederlerdi. Soyluların aynı içeceği gümüş ya da cam kaplardan tükettiği de olurdu.

Vikingler neye inanırdı?

Vikingler eski İskandinav tanrılarına inanan pagan bir topluluktu. Genelde tanrılarına antik bölgelerde; kutsal koru ve adalarda ibadet ederlerdi. Düzenli olarak ürün, hayvan ve hatta insan kurban ederlerdi. Onlar, yaşadıkları dünyaya Midgard diyor ve burada tanrıların koruması altında yaşadıklarına inanıyorlardı. Tanrıların kalesi Asgard’da yaşadığına inanılan bu mitolojik ilah topluluğuna Aesir denilmekteydi ve aralarındaki en önemlisi “Her şeyin Babası” Odin’di.

Vikingler nasıl evlerde yaşar?

Ortalama 50 metreye 5 metre şeklinde tasarlanmış dikdörtgen şeklindeki uzun ahşap evlerde kaşıyorlardı. Bu yapıların boyutları değişmekle beraber çatıları çimle kaplı olurdu. Evlerde özel olarak bölünmüş odalar bulunmazdı. Aynı zamanda ısı kaybı olmaması adına genelde evlerde pencere de yoktu. Barınakların temel ışık ve ısı kaynağı evin ortasına kurulu olan ocaklardı.

Vikinglerde kadının toplumdaki yeri nedir?

Kadın, neredeyse erkekle aynı statüdeydi. Evlenme, boşanma, mal edinme, miras bırakma gibi haklara sahipti. Kocaları deniz akınlarına çıktığında ev yönetimi ve evin korunması kendilerine kalan kadınlar, şiddet kullanmaktan da çekinmezdi. Uğraşları arasında kıyafet yapımı, iplikçilik, içecek mayalama ve yiyecek hazırlama olan kadınların nadir de olsa ticaret akınlarına katıldığı ve savaşarak özgür askerlere önderlik ettiği bilinmektedir.

Vikingler aralarında anlaşamayınca ne yapar?

Kendi aralarındaki sorunları ve yerel meseleleri “Thing” denilen kamusal toplanma yerlerinde çözerlerdi. Yerel açık hava meclisleri olan thingler, yılda en az iki kere toplanırdı. Her özgür çiftçinin bu meclise katılma hakkı vardı. Kadınlar thinge katılabilirlerdi ama oy kullanmazlardı.

Viking toplumunda nasıl bir hiyerarşi vardır?

Hiyerarşik piramidin en tepesinde krallar, onun altında aristokrat sınıfı oluşturan Jarl olarak bilinen geniş toprak sahibi kişiler, onun altında en geniş kitleyi oluşturan Bondiler ve en altta da hayvanla eşdeğer sayılan köleler vardı.

Jarl nedir?

Küçük fakat güçlü bir aristokrasi oluşturan Jarllar, büyük topraklara ve gelire sahip yerel beylerdi. Bu beylerin topraklarında yaşayanlar, onu hem manevi hem de askeri liderleri olarak seçiyorlardı. Jarl’ın görevi topraklarında yaşayan çiftçileri korumaktı. Karşılığında da kendi sorunlarında bu çiftçilerden ekonomik ve askeri destek alıyordu. Viking yelkenlilerinin yapımı için gereken finansmanı da yine bu egemen sınıf sağlıyordu.

Bondi nedir?

Viking toplumunun bel kemiğini oluşturan özgür toprak sahibi halka Bondi denirdi. Bunlar özgürce yaşar, tarım ve ticaretle uğraşır, inandıkları kralları ve Jarlları için savaşır, “thing”e katılabilir, bir lider etrafında toplanıp deniz yağmalarına çıkabilirlerdi. Bondiler özellikle gururlarına çok düşkünlerdi ve bu yüzden en ufak aşılayıcı harekette bile klanlar arasında kan davası başlayabiliyordu.

Viking akınlarının lideri kimlerdir?

Vikingler Avrupa kıyılarında ilk akınları düzenlediklerinde bu akınları Hersir denilen orta rütbeli savaşçılar organize etmekteydi. Bir “Hersir” tipik bir bağımsız toprak sahibi ya da yerel kabile önderiydi.

Vikingler bir yeri istila ettiğinde ilk olarak nereye saldırı ve nereyi yağmalar?

Vikingler gemilerini saldıracakları yerin sahiline demirlediklerinde ilk hedefleri hiç şaşmaz manastırlar olur. Çünkü en değerli malların buralarda olduğunu bilirlerdi.

Viking toplumu saldırgan mıdır?

Merkezi otoritenin bulunmayışı, onları şiddetten men edecek bir dini sistemin olmayışı; bireylerin, kabilelerin ve klanların şiddeti kurumsallaştırmasına yol açmıştır. Şiddet kuzeylilerin günlük yaşantısının bir parçasıydı ve Vikingler istila girişimlerinde dizginlenmemiş şiddete başvururdu. Bu da istilaya uğrayan toplumlar için korkunç sonuçlar doğururdu.

Vikingler savaşırken hangi silahları kullanırdı?

Uzun, düz, çift taraflı kılıçlar; maliyeti düşük olduğu için sıkça tercih edilen mızraklar, İskandinav tarzı süslü baltalar Vikinglerin başlıca silahlarındandır. Bu savaşçılar, örnekleri günümüze pek ulaşmasa da örme zincir zırh kullanırlardı. Kafalarına da çizgi filmlerde ya da eski filmlerdeki gibi boynuzlu miğferler değil, zaman zaman sabit vizörleri olan görünürdeki gibi miğferleri kullanırlardı. Kalkanlarının boyutları tam olarak tespit edilememekle beraber çoğunlukla oval kalkanlar kullanmaktadırlar.

Vikingler nasıl gemiler kullanmıştır?

Viking Çağı denilince akla gelen en önemli simge Viking yelkenli gemisidir. Kuzeylilerin bu büyük başarısındaki önemli pay, bu yüzen ejderlerindir. Denizi vatan olarak gören İskandinavyalıların yüzyıllardır denizle iç içe olması ve aralarındaki rekabet onların gemi yapımında gelişmesine yol açtı. Mühendislik olarak çağındaki Akdeniz gemlerinin çok üstüne çıkan bu sağlam, hafif ve hızlı gemilerin pek çok özelliği, onların her türlü suda yüzdürülmesini sağladı. Bu gemilerin kulanım amaçlarına ve kürek sayılarına göre sınıflandırılmış; Sexareingr, karvi, snekkja, skei, drekar gibi pek çok türleri bulunmaktadır. En fazla 70-80 savaşçı alabilen bu emsalsiz gemilere özel ismler de verilirdi. Kürekli At, Sörf Ejderhası, Haliç Geyiği, Okyanus Aşan, Büyük Yılan bunlara birer örnektir.

Vikingler nasıl savaşır?

Kuzeyliler aralarındaki sık çekişmelerden ve avlanma geleneklerinden dolayı sürekli savaşa hazırdırlar. Deniz savaşlarında deneyimli olan kuzeylilerin ana deniz savaşı taktiği gemilerini rakibin üzerine sürerek bordalama yapmaktı. Önce uzan mesafeden ok yağdırırlar, yaklaşınca bu yağmur mızrak ve taşlarla sürdürülürdü. İyice yakına sorulunca savaşçılar, kalkanları başlarının hizasına getirip bir set oluştururlardı. Gemiyle temas kurulunca da rakibin üstüne atlarlardı. Büyük deniz savaşlarında ise gemileri yan yana ya da kama biçiminde pruvalarından birleştirirler ve su yüzeyinde bir platform oluşturup deniz üzerinde karadaki gibi savaşma imkânı bulurlardı. Kara muharebelerinde Vikinglerin favori dizilimi skjaldborg yani kalkan duvarıydı. Bu diziim, birçok hattın ön safları oluşturan daha iyi donanımlı adamlarla beraber derinlemesine oluşturduğu derinlemesine bir falankstı. Bunun yanında Vikingler, Romalılardan öğrendikleri domuz dizilimini de kullanırlardı.

Berserker nedir?

Odin’e atfedilen olağanüstü güçlere sahip olduğuna, ayı kadar güçlü olduğuna, demirin ve ateşin ona işlemediğine, düşmanını tek hamlede alt ettiğine inanılan Viking savaşçılarına verilen isimdir. Bu savaşçıların kurt postu giyerek çılgına dönmüş bir şekilde savaştığı ve hatta kalkanlarını ısıracak derecede kontrolden çıktıklarına inanılır. Hatta İngilizce’de aşırı derecede öfkelenmek, çılgına dönmek durumunu karşılayan “berserke dönmek” şeklinde bir deyim vardır.

Valhala nedir/neresidir?

İskandinavlar, öldürülen cesur savaşçıların Odin’in onları beklediği “Öldürülenlerin Salonu”nda yani Valhala’da tekrar dirileceklerine inanırlar. Sonrasında buraya girmeyi hak edenler kıyamette yani Ragnarok’ta Odin’le omzu omuz savaşma şerefine ulaşacaklardır. Buna inanan Viking savaşçıları Odin’in ordusuna katılabilmek adına ölümden ve savaştan çekinmezler, meydanlarda korkusuzca savaşırlardı.

Vikingler savaşlarda ne tür sancak ve bayrak kullanırdı?

Rakiplerini korkutmak amaçlı sancaklar taşıyan Vikinglerin kuşkusuz en sık kullandıkları sembol “kuzgun”du. Bir kuzgun kanat çırparsa Vikinglerin zafer kazanacağına inanılırdı.

Vikingler kent ve kasabalarını nasıl savunurdu?

Vikingler şehir ve kasabalarını Trelleborg tarzı denilen ahşap ve yüzük biçimindeki tahkimat sistemleri ile korurlardı.

Amerika’yı ilk keşfeden aslında Vikingler mi?

Evet, Kristof Kolomb’dan yüzyıllar önce Vikingler yeni kıtayı keşfetmişti. 870’li yıllardan itibaren İzlanda’ya yerleşen Kuzeyliler, Kızıl Erik vasıtasıyla 980’li yıllarda tesadüfen Grönland’ı keşfedip burada iki koloni kurmuştur. Ardından Erik’in oğlu Leif Erikson, 1000’li yılların başında bugünkü Kanada sahillerine ulaştı. Koloni kurmaya çalıştığı yere de “Vinland” adını verdi. Ama Vikinglerin bu yarı efsanevi keşfinden bir avuç Vikingli hariç insanlığın geri kalanı haberdar olmadı.

Ayasofya’daki Viking yazısının sırrı nedir?

Ayasofya’nınüst katındaki balkonun mermer parapetinde runik harflerle “Halvdan buradaydı” şeklinde kazınmış bir yazı vardır. Bu yazıyı Viking çağında İstanbul’a paralı asker olarak gelmiş bir savaşçının kazıdığı düşünülmektedir.

History Channel’ın Viking dizisindeki karakterler ne kadar gerçek?

Dizinin ana karakteri Ragnar Viking sagalarında geçen yarı efsanevi yarı gerçek bir karakterdir. Oğulları Bjorn, İvar, Sigurd, Ubbe gibi karakterler de eski Viking yöneticileridir. Kimilerine göre Ragnar’la kan bağları olmasa da kendilerini Ragnar’la bağlantılı göstermişlerdir.

Viking Çağı nasıl kapandı?

11.yüzyılda İskandinavya’daki kralların güçlenip merkezi otoritelerini arttırmaları ve Hristiyanlığın bu bölgede yayılması ile Viking Çağı kapandı.

Akadlar – Kuruluş ve Yıkılış

Birçoklarına göre tarih, yazı ile başlar…. Yazıyı bulanlar ise Mezopotamya’nın kadim uygarlığı olan Sümerlerdir…

Dünya’nın bilinen en eski uygarlıklarından olan Sümerler, Mezopotamya’nın güneyinde tarımla uğraşmakta ve etrafı surlarla çevrili şehirlerde hayatlarını idame ettirmekteydiler.

Merkezi devlet kavramı olmadığı için şehir devletleri düzeyinde yapılanmış olan bu topluluğun belli başlı yerleşim yerleri Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur’dur.

Bölgeye hayat veren Fırat ve Dicle nehirleri arasında giderek gelişen Sümerler,

bölgede yaşayan birçok farklı kavimden daha öne çıkmış ve sonraki medeni oluşumların temelini atmıştır.

Bugünkü Irak’ın güneyinde Sümer uygarlığı varlık gösterirken Sami kökenli olduğu düşünülen Akadlar, artan nüfuslarının ve aralarında yaşadıkların problemlerin etkisiyle ana yaşam alanları olan Arabistan Yarımadasından ayrıldılar.

İlk büyük Sami göçü dediğimiz bu olayla MÖ. 3000-2850 yılları arasında Fırat nehrinin batısındaki çöl bölgesine gelip Sümer toplumu ile komşu oldular.

Sümer şehir devletleri o dönemlerde kendi aralarındaki hâkimiyet mücadeleleri sebebiyle yıpranmışlardı.

Dış müdahalelere açık duruma gelen şehirler birbirleriyle savaşırken güçlerini haddinden fazla harcadılar.

Oluşan bu boşluktan yeni komşuları Akadlar nasiplendi.

Akadlar başlarda Sümerlerin bağ ve bahçelerinde çalıştılar ve krallara asker olarak hizmet ettiler.

Fırat kıyılarından Mezopamya’ya bu şekilde giriş yapmaya başlayan Akadlı göçmenler, yabancı ve nüfus bakımında az oldukları için başta yeni geldikleri bu topraklarda siyasi bir varlık gösteremediler.

Zamanla, Sami kökenli göçmenler sayıca arttılar ve bölgede kayda değer bir nüfuz oluşturdular.

Aynı zamanda artan nüfusla beraber bu iki toplum arasında kültür alışverişi de üst düzeye çıktı ve kaynaşan kültürlerin yansıması; sanat, mimari ve günlük hayat gibi alanlarda kendini gösterdi.

Dışarından gelen bu yabancı insanların sayılarının artmasıyla Güney Mezopotamya’nın kuzey kısımlarında Sami dilini konuşan Akadlar çoğunluk haline geldi.

Akadlar böylece Sümerlerin kuzeyinde yaşayan bir toplum kimliğini kazandılar.

Buraya yerleşmekle beraber göçlerini devam ettiren topluluk, Mezopotamya’nın kuzey kısımlarına da yayıldı…

Karışıklığın ve savaşın hüküm sürdüğü Er Sülaleleri Devri’nin sonuna doğru

Sümer kent kültürünü benimsemiş olan Akadlar artık bulundukları şehirlerin krallıkları dahi olmaya başladı.

Bölge kuzeyinde Akadlar varlıklarını sağlamlaştırırken güneyde ise MÖ. 2358–2334 yılları arasında Umma kralı Lugalzagesi adından söz ettiriyordu.

Umma Kralı, Uruk kralı Urukagina’yı tahtından indirip Mezopotamya’da Uruk dâhil pek çok Sümer kentinin yönetimini ele geçirdi. Uruk’u da kendisine başkent yaptı.

Güçlü yayılması sayesinde ilk kez merkezi krallık kavramını insanlık tarihine sokan Lugalzagesi, tarihin unutulmayacak isimleri arasına böylece girdi.

Sümer toplumunu birleştiren kral, kuzey komşuları üzerinde de yoğun baskı kurdu

ve pek çoğuna boyun eğdirdi. Onun baskısı altında olan Akad şehit devletlerinden birisi de Kiş’ti. Akadların egemenliklerini ilk kurduğu bu kenti Ur-Zababa yönetmekteydi.

Lugalzagesi’nin kendisine er ya da geç saldıracağını bilen kral, bu musibeti def etmek için askerlerinin başına Sargon’u getirdi.

Sargon’un gerçek adı bilinmemekle beraber doğumu hakkında pek çok efsane de mevcuttur.

Yetim olan Sargon; küçük yaşlarda kralın sarayına girip şarabdarlığını yapmış, sonrasında ise komutanlığa kadar yükselmişti.

Büyük Sümer Kralı, Kiş’i almaya geldiğinde Sami ordusunun başında işte bu komutan vardı…

Zeki ve becerikli bir asker olan Sargon yapılan savaşta rakibini çok büyük bir yenilgiye uğrattı.

Bu şok edici zaferden sonra savunmada kalmak yerine ilerlemeyi dercin eden Sargon, ardındaki orduyla tüm Sümer şehir devletlerine tek tek boyun eğdirdi.

Basra körfezine dek ayak basılmadık yer bırakmadı.

Antik tabletlere göre o ve askerleri kılıçlarını Basra’nın suyunda yıkamışlardı.

Güney Sümer ülkesini tamamen ele geçiren Sargon, efendisine olan bağlılığını bozup aldığı topraklarda krallığını ilan etti.

Böylece MÖ. 2334 yılında Akad Krallığı kurulmuş oldu.

Savaş sonrası yıkılan şehirleri tekrardan ayağa kaldıran Sargon, kısa süre sonra Kiş’i ve diğer Sami şehirlerini de ele geçirdi.

Agade(Akkad) şehrini inşa ettirip kendisine başkent olarak seçti.

Böylelikle o, kuzeyin Samileri ile güneyin Sümerlerini tek bir idare altında birleştirdi.

Sümer uygarlığının fikri altyapısından aldığı ilhamla merkeze bağlı kuvvetli bir devlet kurmak isten Sargon, hâkimiyeti altındaki yerleri yerel hanedanlara değil kendisine bağlı valilere verdi.

Ayrıca sürekli yanında olan ve onun asıl gücünü teşkil eden 5.400 kişilik prototip bir düzenli askeri birlik oluşturdu.

Günlük dilde Akadca kullanmanın yanında Sümer dilinin de pek çok alanda varlığını sürdürmesini sağladı.

Kral, mabetler yapıp tanrıları hoşnut etmek için binlerce kurban sunmayı da ihmal etmedi.

O çağlarda devlet lideri aynı zamanda halkın dini lideri de sayıldığı için bu tarz konular çok önemliydi.

Şarru-kenu yani Sargon adını tahta geçtikten sonra aldığını bildiğimiz yeni kral, sadece yüksek kültür alanının siyasal anlamda birleştirmekle yetinmedi. Daha da genişleme arzusundaydı.

Önce ekonomik ilişkilerin sağlam olduğu Elam diyarına yürüdü.

Elam’ın güçlü kentleri Awan ve Warasha’yı yenip onlarla saldırmazlık anlaşması yaptı. Susa’yı ise direk eyaleti yaptı. Buradan elde edilen kıymetli taş ve maden artık Akad diyarına akacaktı.

Aynı zamanda İndus ırmağı civarından gelen kervanların ekonomik karı da artık Akadlarındı.

Doğunun ardından batıya da ilerleyen kral, Fırat ve Dicle’nin önemini bildiğinden

bu nehirlerin yukarı kısımlarındaki şehir ve ticaret noktalarını alarak Kuzey Suriye’ye girdi.

Buradaki kavimlere boyun eğdirip Amanoslara ve Toros Dağları’na kadar vardı.

Toroslardaki gümüş ile Amanoslardaki sedir ağaçları Akad’ın zenginliğini birkaç kat daha arttırdı.

Uzun bir saltanat süren Sargon, Akdeniz’e dayanmanın yanında rivayetlere göre Girit ve Kıbrıs’a dahi gitmişti.

Bu rivayetlerin doğruluğu bilinmese de ufak bir donanması olduğu bilinen Kral,

Basra körfezinin kıyılara yakın olan adalarını deniz seferleri ile aldı.

Ticaretin kilit rolünü kavrayıp Anadolu’ya Akadlı tüccarları yolladı. Sargon, fetihleri ve yaptıklarıyla bir çığır açtı. Kendisinden önce hiç kimse böyle büyük bir işe kalkışmamış,

bu denli geniş topraklara ve farklı milletlere hükmetmemişti. O, tarihin ilk imparatoruydu….

Akkad orduları merkezden çok uzak bölgelere sefer yapabilmişti

ama o çağlarda buraları uzun süre kontrol altında tutabilmek imkânsızdı.

34’dan fazla savaşa katıldığı söylenen “Savaşın Kralı” Sargon’un yaşlanması da eklenince sorunların başlaması kaçınılmaz oldu.

Kendisini eleştirenler artmış, isyan alevi tüm imparatorluğu sarmıştı.

Üzerine kıtlık da eklenince iş çığırından çıktı ve düzen bozuldu.

Tam o sıralarda 56 yıl hüküm sürmüş olan Sargon, bir suikast sonucu öldürüldü.

Arkasında ise büyük ama yönetilmesi çok zor olan bir imparatorluk bıraktı…

MÖ 2284’te tahta Sargon’un büyük oğlu Rimuş geçti.

O sırada devlet çok zor bir durumdaydı.

Her yerde isyan çıkmıştı. Valiler, yerel beyler, halk farklı sebeplerle isyan etmişti.

Kimse Akad yönetimini istemiyor, herkes eski düzelene dönmek istiyordu.

İsyanların artık baş edilemez olması üzerine, kardeşi Maniştuşu’yu doğu ve kuzeydeki isyanları bastırmakla görevlendirdi. Kendisi ise batı ve güneyle ilgilendi.

O, zorlanmasına rağmen babasının mirasını parçalanmaktan kurtardı.

Rimuş krallığının 8.yılında kardeşinin içinde bulunduğu bir suikastla öldürüldü.

Yerineyse onu öldürten küçük kardeşi Maniştuşu geçti.

Eski çağ devletlerinde her taht değişimi beraberinde büyük isyanlar getirirdi.

Bu yazısız kural, Maniştuşu başa geçerken de değişmedi.

Zaten kaynayan kazan iyice fokurdamaya başladı.

Güneyde Sümerler, Doğuda Elamlılar, Kuzeyde Asurlular,

Batı da Kuzey Suriye’nin yerel şehirleri isyan bayrağını ardı ardına çekti.

Kral, 15 yıllık hükümranlığında babasının ve ağabeyinin devletinin parçalanmaması için çırpındı durdu.

Rimuş ve Maniştuşu babaları gibi parlak krallar olamadılar ama dağılmanın önüne geçtiler.

Bu ikisinin devri bitince MÖ 2260 civarında başa Sargon’un torunu Naram-Sin geçti….

Her zaman olduğu gibi iktidar değişince büyük isyanlar tekrar patlak verdi.

Kral Naram-Sin’in ifadesiyle tüm ülke ona karşı başkaldırmıştı.

Sümer şehir kralları Kiş’te toplanıp isyan ettiler.

Benzer şekilde Elamlılar da bağımsızlığa meyletti.

Kuzey Suriye’deki yerel hanedanlar da kaosu fırsatı çevirmek için kolları sıvadı.

Ülkesi elinden kayıp giden Naram-Sin dedesinin projesini tekrar diriltip daha da ötesine geçmek istiyordu.

90 bin kişi olduğu söylenen ordusuyla sayılamayacak kadar sefer yaptı.

İlk iş Sümerlere kudretini tekrar hatırlattı.

Ardından Kuzey Suriye’de elden çıkan yerleri aldı ve üzerine Elba Krallığı’nı yenip kendisine bağladı.

Oradan dönen kral çok çetin savaşlar sonrasında Elamlıları da yenmeyi başardı.

Dört iklimin kralı unvanını kullanmaya başlayan Naram-Sin,

dağ toplumu Lullubilerin üzerine sefer düzenleyip, onları ağır bir yenilgiye uğrattı ve topraklarını kendisine bağladı.

Durmak bilmeyen Kral uzun hükümranlığında Kenan diyarlarını da kendisine bağlamayı bildi…. Şanına şan ününe ün katan Naram, ülkesine zirveleri yaşatmaktaydı…

Antik çağın en kudretli ve popüler liderlerinden Naram-sin’in, dedesi Sargon’dan farklı bir özelliği vardı.

O da kibirdi!…. Zenginliğin ve zaferin tadıyla mest olan ulu kral bir noktadan sonra kendisini tanrı ilan etti.

Ölümsüz olduğunu ve asla yenilemeyeceğini tüm dünyaya duyurdu.

“Ben tanrıyım” diyen Naram-sin kendisini tanrı gibi resmettirmekten de geri durmadı.

Kral, kendisini bir ilah ilan etmekle yetinmeyip

Sümer dininin önemli tanrılarından Enlil’in Nippur’daki mabedini de yıkıp

Sümerlilere hakaretin en büyüğünü yaptı.

Son faaliyeti halkın gözünde Adage’nin Laneti denilen sonun başlangıcına yol açacaktı…

Uzun yıllar hüküm süren ve ülkesini şimdiye dek kimsenin görmediği kadar büyüten ve geliştiren Naram, elleriyle kurduğu imparatorluğun çöküşünü de bizzat gözleri ile gördü.

O dönemlerde yaşanan çok geniş çaplı bir kıtlık, devletin sonunu getirdi

Uzmanlar tarafından neredeyse bir iklim değişikliği sayılan bu doğal afet ortamında binlerce insan susuzluktan ve açlıktan helak olurcasına hayatını kaybetti. Binlercesi de çevre bölgelere akın akın göç etti.

Tüm zenginliğini ve insan gücünü kaybeden Naram-sin, son yıllarında üzerine yamalı elbiseler giyecek kadar fakirleşti.

Krallığın ise kıtlıktan dolayı iç ve dış tehlikelere karşı koyacak gücü kalmamıştı.

Otoritenin azalması ile beraber bağlı halklar da birer birer bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Özellikle güneyde Sümerlerin 3. Ur Hanedanı ile tekrar yükselişi, yıkılışın sebeplerinden oldu.

Son büyük darbe ise Zagros Dağları’ndan aşağılara –Mezopotamya’ya- inen Gutiler oldu.

Kökeni tartışmalı olan Gutiler, Akad ana vatanına ağır baskılar yapınca krallık iyice çözüldü.

Naram-Sin’in sonu bilinmese de ondan sonra yerine MÖ 2223-2217 arasında oğlu Şar-Kali-Şarri geçti.

Devlet Mezopotamya’nın dışındaki topraklarını kaybetmiş olduğu için yeni lider,

sadece “Akad Kralı” unvanını kullanmakla yetindi. Babasından kalan sorunlar içerisinde ayakta durmaya çalışan Şar-Kali-Şarri; uzun yıllar Elamlılar, Sümerler ve Gutilerle savaşmak zorunda kaldı.

Hepsini bir şekilde bertaraf ederek belli bir süre daha krallığın varlığını korumayı başardı.

Onun M.Ö. 2195 civarı ölümü ise devleti iyice kargaşaya sürükledi.

Ülke belli bir dönem başsız kaldı.

Ardından sırasıyla başa gelen Elulu, Dudu ve Şu-Turul;

Orta Babilonya’da ufak bir krallık olarak 45 yıl kadar daha tutundular.

Fakat güneyden gelen Sümer baskısına ve doğudan gelen Guti akınlarına daha fazla dayanamadılar.

Gutiler son Akad kralı Şu-Turul’u Agede’de sıkıştırıp onun hayatına ve krallığına son verdiler. En nihayetinde MÖ 2150 civarında, insanlığın ilk imparatorluğu bu şekilde tarih sahnesindeki görevini tamamladı ve yok olup gitti…

Babür İmparatorluğu

Babürlerin Hindistan’da inşa etmiş oldukları Taç Mahal İslam’ın dünyada en çok bilinen anıtlarından birisidir. Hindistan’ı sonsuza kadar değiştiren Babürlerin ortaya çıkarmış oldukları bu eser aşk uğruna inşa edilmiştir.

Babür İmparatorluğu‘nun hükümdarı Babür Cengiz Han ve Timur’dan etkilenerek Hindistan’a gelir. Babür hindistanı alarak bir hanedanlık kurmuştur. Babür Hindistan’a yerleşmesine rağmen burayı sevmemektedir. Yinede buraya orta Asya’ya benzer yapılar kurarak kalıcı olmayı hedeflemiştir. Babürlerin Hindistan’da yaptıkları en önemli eserlerden birisi Hümayun Türbesi’dir. Bu türbe o dönemde inşa edilmiş en büyük türbedir. Babürler Hindistan’da kalıcı olduklarını simgeleyen daha birçok eser ortaya koymuşturlar.

Hindistan’da Babürlü güçleri bir araya getirerek Babür İmparatorluğu‘nu ortaya çıkaran kişi Ekber  Şah’tır. Büyükbabası gibi Babürlerin sınırlarını genişletmeye devam etmiştir. Ekber Şah bu bölgede yeni bir şehir inşa etmiştir.  Bu şehirde yapılan yapılarda sadece Hint kültürü değil atları olan Moğolların da etkisi görülmektedir.

Bu dönemde Hindistan’daki Babürler suni Müslüman iken nüfusun %90’ı Hinduizm dinine bağlıdır. Babürler burada gerçekleştirdikleri Tasavvuf inancı ile her dinden insanı bir arada yaşamasını sağlamışlardır. Ekber Şah tüm dinlerin bir arada yaşanabileceği bir ortam yaratmaya çalışmıştır. Aynı zamanda dinler arasında evliliğe de teşvik ederek insanlar arasında bir etkileşim oluşturmaya çalışmıştır. Babürler hiyerarşik bir toplumu kontrol etmektedirler. Bunun izlerini Agra kalesi gibi yerlerde görebilmekteyiz.

Babürler imparatorluğu bünyesinden bulunan halkına eşit davranarak imparatorluklarını güçlendirmişlerdir. Ekber Şah’ın torunu Şah Cihan döneminde Babür imparatorluğu sadece altın çağına girmekle kalmadı ve dünyanın da dikkatini çekmeyi sağlamışlardır. Şah Cihan ataları gibi Hindistan’da kendi izlerini bırakmak istiyordu. Agra kalesinde büyükbabasının yapıtına eklemeler yaptı. Onun döneminde Hindistan oldukça zengin ve lüks bir hayat yaşamaktaydı.

Şah Cihan imparatorluğunun başkentini Agra’dan Delhi’ye taşımıştır. Burada da eserlerin yapımına devam edilmiştir. Bunlardan en önemlileri ise Cuma Mescidi ve Kızıl Kale eserleridir. Bu dönemde Delhi şehri dünyanın en büyük ve en ihtişamlı şehri olarak durmaktaydı.

Şah Cihan en önemli ve en çok ses getiren eserini ise Agra nehri kıyısına yaptırmıştır. Tac Mahal’i on dördüncü çocuğunu doğururken ölen eşi Mümtaz Mahal uğruna yaptırmıştır. Şah Cihan’a göre burası hayalindeki cennetin bir tasviriydi ve burada her şey simetrik olarak inşa edilmiştir. Bu yapıt hem Şah Cihan’ın hem de Babürlerin zirvesinin simgesidir. Aynı zamanda Türk İslam mimarisinin en önemli eserlerinden birisidir.

Tatilde Çocuklarla Birlikte Eğlenceli Aktiviteler

Okul zamanında ödevler ve sınavlar ile yorulan çocuğunuza tatil boyunca eğlenceli bir seçim yaratarak onu mutlu etmek için Flyzone adresini ziyaret edebilirsiniz. Tatilde çocuklarınız ile beraber eğlenceli aktivitelere yer vermenin avantajını elde edeceğiniz alanda farklı uygulama içeriklerini de görme şansınız bulunuyor.

Tatil zamanının değerlendirmenin en güzel yolunu sunan Flyzone aynı zamanda etkinlikler ve aktivitelere de yer veriyor. Her yaşa uygun olan alanların bulunduğu eğlence merkezinde keyifli ve eğlenceli bir gün geçirmeniz mümkün.

Flyzone Eğlence Merkezi Aktiviteleri

Flyzone eğlence merkezi birçok farklı aktivitenin yer aldığı geniş bir alana sahiptir. Spor aktivitelerinin en eğlenceli şeklini sizlere sunan Flyzone adresi aynı zamanda yerçekimsiz alan ile havalara uçmanıza yardımcı oluyor. Farklı parkur çalışmalarının bulunduğu alanda her yaş grubu için değişen seçimleri görebilirsiniz. Çocuğunuzun tatil döneminde ona keyif alırken ayrıca eğlenceli bir gün geçirmesini de sağlamak için eğlence merkezini hemen ziyaret edebilirsiniz. Sadece çocuğunuzu değil yetişkinlere özel olan alanlardan da yararlanarak kendiniz içinde özel bir gün yaratma şansına sahip olabilirsiniz. Aktivitelerin yanı sıra etkinliklerinde bulunduğu Flyzone eğlence merkezinde trambolinden parkurlara kadar birçok alanda hoş zaman geçirerek güzel bir gün geçirebilirsiniz.

Flyzone Eğlence Merkezinde Doğum Günü Etkinliği

Flyzone eğlence merkezi parkurları, trambolin ve yerçekimsiz alanları ile dikkat çekerken aynı zamanda tatil dönemine denk gelen doğum günü etkinlikleri içinde fırsat sunuyor. Çocuğunuzun doğum gününü sadece beş dakikanızı ayırarak yapmanıza imkân sunan Flyzone eğlence merkezine belirlediğiniz gün ve saat için randevu oluşturarak sizde bu avantajları elde edebilirsiniz.

Doğum gününü arkadaşları ile eğlenceli bir alanda kutlamasını sağlarken sizde bu eğlenceye dahil olabilirsiniz. Hemen rezervasyon işleminizi gerçekleştirerek çocuğunuzun doğum gününü etkinlik ile kutlamanın ayrıcalığına sahip olabilirsiniz. Sadece doğum günleri değil daha birçok farklı kutlama içinde de flyzone eğlence merkezinin kapısını çalarak bu etkinlik için rezervasyon işleminizi kolaylıkla yapabilirsiniz. Sizde hem eğlence hem de aktiviteleri bir arada yaşamak isteyenlerden iseniz Flyzone tarafından sunulan fırsatı yakalayabilirsiniz.

Flyzone Eğlence Merkezinde Havalara Uçun

Flyzone İstanbul eğlence merkezi birçok farklı aktiviteye ve etkinliğe yer vermenin yanı sıra yer çekimsiz alan uygulaması ile sizi havalara uçuruyor. Eğlenceli ve keyifli zaman geçirmenizi sağlayan alanda güvenlik açısından önlemlerde bulunuyor.

Siz de tatil zamanını çocuklarınız ile beraber geçirirken eğlenceye yer açmak isterseniz hemen Flyzone eğlence merkezini ziyaret edebilirsiniz. Birbirinden güzle ve değişik olan parkurların yer aldığı alanda her yaş grubuna özel uygulamaları görebilirsiniz.

Tatilleri değerlendirmenin en ideal olan yanını sunan Flyzone adresinde çocuklarınız eğlenceli zaman geçirirken sizde kafe alanında sıcak kahvenizi yudumlayarak dinlenebilirsiniz. Flyzone adresinden ya da müşteri temsilcisinden aklınıza takılan tüm soruların yanıtlarını da hemen alabilirsiniz.

 

 

 

Kredi Notu Yükseltme

Bankacılık sektörü bilindiği üzere paradan para kazanma mantığı ile işler. Haliyle bankaların vermiş olduğu kredi ve kredi kartı gibi hizmetlerde bankaların kazanım elde ettikleri ürünlerdir. Bu nedenle kredi ürünlerinin müşteriler tarafından kullanımında bankaların dikkat ettikleri en önemli kriter kredi notudur. Eğer kredi ürününe başvuran kişinin kredi notu düşük seviyede ise bankalar muhtemelen başvuruyu olumsuz olarak sonuçlandırır. Bu nedenle kredi notu yükseltme konusu birçok kişinin aklına takılan bir husustur.

Kredi notunun düşük olduğunu öğrenen birey ilk olarak bunun nedenini araştırmalıdır. Eğer daha önce bankalarla kredi konusunda herhangi bir teması olmadığı için düşük bir nota sahipse bunu kısa sürede yükseltmeye başlayabilir.

Lakin bankalar daha önceden sorun yaşadığı için kredi notu düşükse bu kredi notunu yükseltme süreci biraz uzun sürebilir.

Kredi Notu Nasıl Öğrenilir?

Kredi notunu öğrenmenin birçok yolu bulunuyor. Bunlardan ilki findeks aracılığıyla öğrenmekdir. Bu hizmetin alımı telefonla SMS bilgilendirmesi şeklinde yada internet aracılığıyla olsa da ücretli bir bilgilendirmedir.

İkinci ve ücretsiz olan bir yol ise banka hesabının bulunduğu şubeye giderek müşteri temsilcisi aracılığı ile öğrenmektir. Bankaların kullanmış olduğu ekranda çıkan kredi notu bu sayede ücretsiz olarak öğrenilebilir.

Banka şubesine gitmenin bir diğer avantajı da kredi notunu öğrenmenin yanı sıra kredi süreci ile alakalı da doğrudan bilgi alabilme imkanıdır. Yine kredi notu düşük olan kişiler burada banka müşteri temsilcisinden kredi notunu yükseltme için gerekli tavsiyeleri alabilir.

Kredi Notu Nasıl Yükseltilir?

Banka ile daha önceden sorun yaşayan ya da hiç ilişkiye girmemiş olan müşterilerin genellikle kredi notları düşük olduğu için tekrar bir kredi başvurusunda banka tarafından ret cevabı alıyorlar. Bu durumda da kredi notunu yükseltme konusu büyük önem taşıyor.

Kredi notunu yükseltme için en önemli ayrıntı mutlaka tekrar düzenli ödemeler yapılan bir kredi kartı sahibi olmaktır. Eğer daha önceden bulunan ve halen aktif olan bir kredi kartı varsa sorun yok. Lakin bulunmuyorsa düşük limitli bir kredi kartı çıkarmak gerekiyor. Bunun içinde aktif hesabın olduğu bankanın tercih edilmesi kartın kısa sürede çıkması için önemlidir.

Kredi kartı basıldıktan sonra mümkün olduğunca alışverişlerde kredi kartı kullanılmalı ve hesap kesim tarihi ile son ödeme tarihi baz alınarak düzgün bir şekilde ödemeler yapılmalıdır. Ödemeler düzgün bir şekilde yapılırsa kredi notu yükselmeye başlar.

Kişi eğer kara listedeyse de aynı süreç geçerlidir. Unutulmamalı ki geçmişte bankalarla sorun yaşanmışsa tekrar ilişkilerin düzgün bir şekilde kurulması yani kredi notunun yükselmesi uzun zaman alır. Bu da bankaya yapılan kredi başvurusunun olumsuz olarak sonuçlanmasına neden olabilir.

Kredi Başvuru Süreci Nasıl Yürütülür? – Kredi Notu Yükseltme

Kredi başvuru süreci şubelerden doğrudan yada internet, mobil veya telefon bankacılığı ile yapılabilir. İnternetten Enuygun.com gibi kredi alanında uzman sitelerden kredi hesaplaması yaparak hangi bankanın ne kadar faizi olduğunu ve hangi vadede aylık ne kadar taksit ödeyeceğinizi hesaplayabilirsiniz. Eğer ilk defa bir kredi kullanımı olacaksa bankanın şubesine başvurmak daha sağlıklıdır. Zira burada yapılan görüşmelerde müşterinin aklına takılan tüm sorular karşı karşıya cevaplandırılabilir.

Yine ek olarak bankanın müşterisini doğrudan görmesi de kredi başvuru sürecini olumlu olarak etkileyecek konulardan birisidir.

Her halükarda hangi kredi türüne başvurulacağı belirlenmeli ve ilgili kredi için istenen evraklar mutlaka hazırlanmalıdır. Kesin bir şekilde T.C kimlik kartı ve maaş bordrosu yada gelir belgesi kredi başvurularında olmazsa olmaz evraktır.

Bu iki evrağa ek olarak kredi türüne göre de harici evraklar istenebilir. Bu durumda bankanın istediği evraklarla başvurunun yapılması doğrudan ret yeme ihtimalini ortadan kaldırır ve başvuru sürecinin sağlıklı bir şekilde başlamasını sağlar.

Daha sonra kredi notu, gelir seviyesi ve teminat gibi bankanın isteyeceği bazı şartların yerine getirilmesi durumunda onaylanan bir kredi mesai saatleri içinde kullanılabilir.

Kesinlikle unutulmamalıdır ki hiç kimse taksitlerini ödeyemeyeceği bir kredi borcunun altına girmemelidir. Bu nedenle taksit sayısı ve kredi tutarını belirlerken bu durumları da göz önünde bulundurmak daha yararlı olur.

Kazakça Çeviri ve Tercüme

Kazakça çeviri ve tercüme hizmetimiz, Türkiye ve Kazakistan’ın ortak tarih ve kökenleri, mevcut ilişkileri ve gelişmekte olan ilişkileri bağlamında yoğun talep görmektedir.

Okeanos Tercüme, deneyimli Kazakça tercümanlarıyla müşterilerinin bireysel ve kurumsal Kazakça tercüme taleplerini karşılamaktadır.

Ortak köklere ve değerlere sahip iki ülke:Kazakistan ve Türkiye

Türkiye ve Kazakistan arasında ortak tarih, köken ve kültürel bağlara dayanan gelişmiş bir siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler ağı bulunmaktadır.  Kazakistan-Türkiye temasları kardeşlik, tarihsel bağlar ve kültürel miras, oluşan karşılıklı güven ve saygı çerçevesinde ilerlemektedir. İki ülke arasında ticari, ekonomik ve sosyal alanlarda birçok işbirliği gerçekleştirilmektedir. Söz konusu durum Kazakça tercüme taleplerindeki fazlalığın en büyük açıklamasıdır.

Ekonomik ve Ticari İlişkiler Bağlamında Artan Tercüme Talepleri

Kazakistan, Türk özel sektörünün Orta Asya’da dış ticaretler ve yatırımlar açısından en büyük iş hacmine sahip ülkedir.  Kazakistan ile ithalatımızı petrol, doğal gaz, demir çelik dışında kalan hammaddesi (bakır ve alaşımlar) oluşturmaktadır. İhracat alanında tekstil ve hazır giyim, gıda ürünleri vb. ön planda yer almaktadır. Kazakistan’da telekomünikasyon, otel işletmeciliği, ilaç ve temizlik malzemeleri alanında faaliyet gösteren birçok Türk firması bulunmaktadır. Türkiye’de Kazakistan yatırımlarında bankacılık, finans vb. alanlarda artış gözlemlenmektedir. Söz konusu ekonomik ve ticari ilişkiler bağlamında birçok alanda Kazakça çeviri talebi ortaya çıkmaktadır.

Tüm Terminolojilerde Kazakça Çeviri ve Tercüme Hizmeti

Okeanos Tercüme, alanlarında uzman ve deneyimli Kazakça tercüman kadrosuyla birçok alanda profesyonel Kazakça çeviri hizmetini müşterileriyle buluşturmaktadır.Teknik, hukuk, akademik, tıbbi, ticari, finansal vb. birçok alanda Kazakça tercüme hizmeti sağlanmaktadır.

Hukuk alanında deneyim ve bilgi sahibi Kazakça tercümanlarca sözleşmeler, vekaletnameler, toplantı tutanakları, mahkeme evrakları, evlilik ve boşanma evrakları vb. çevrilmektedir. Okeanos’un prensipleri doğrultusunda tercüme işlemi gerçekleştirilen tüm belgeler kontrole tabi tutulmaktadır.

Ticaret alanında ticari sözleşmeler, yazışmalar, faturalar, dış ticaret evrakları, şirket evrakları vb. için Kazakça ticari tercüme hizmeti sunulmaktadır. Ticari terimlere hakim ve ekonomi ve ticaret alanındaki gelişmeleri yakından takip eden tercümanlarımızca profesyonel hizmet sağlanmaktadır.

Teknik terminolojide kullanım kılavuzları, AT uygunluk beyanı, katalog, broşür, ürün içeriği vb. için Kazakça teknik çeviri işlemi gerçekleştirilmektedir. Çeşitli teknik alanlarda tecrübesi deneyimi bulunan tercümanlarımızca terminolojik olarak doğru ve güvenilir tercüme hizmeti müşterilerle buluşmaktadır.

Akademik alanda tez, ödev, makale vb. belgeler tercüme edilirken, sağlık alanında tıbbi raporlar, tahlil sonuçları vb. tercüme edilir. İlgili terminolojilerde uzman tercümanlarımızla tam, doğru ve güvenilir hizmet sunulmaktadır.

Kazakça Yeminli Tercüme Taleplerinizde Kaliteli ve Güvenilir Hizmet

İki ülke arası ticari ilişkiler, öğrenci değişim programları, vatandaşlık, ikamet ve çalışma izni başvuruları Kazakça yeminli tercüme hizmeti gerektirmektedir. Aynı zamanda evlilik ve boşanma işlemleri, mahkeme işlemleri gibi süreçler için Kazakça yeminli tercüme yapılmalıdır.

Okeanos Tercüme, uzun yılların deneyimine ve bilgi birikimine sahip Kazakça yeminli tercümanlarıyla ilgili işlemleriniz için birçok belgenin Kazakça yeminli tercüme işlemini gerçekleştirmektedir. Doğum belgesi, diploma, nüfus kayıt örneği, sabıka kaydı, diploma, transkript vb. birçok evrak tercüme edilmektedir. Akabinde Kazakça yeminli tercüman tarafından kaşelenmekte ve imzalanmaktadır. İlgili evrak için noter tasdiki şart koşuluyorsa, evrak için ona göre düzenleme yapılmaktadır.

Uygun Kazakça Tercüme Fiyatlarıyla Profesyonel Hizmet Anlayışı

Okeanos Tercüme, Kazakça tercüme fiyatlarını karakter sayısı üzerinden belirlemektedir. Resmi evraklar için belgeye dayalı ve sayfa sayısı hesaba katılarak fiyat değerlendirilmesi yapılmaktadır. Okeanos, müşterileri için her daim uygun ve indirimli fiyatlar üzerinden teklif vermektedir. Uygun fiyatlar eşliğinde ise profesyonel Kazakça tercüme hizmeti sağlar.

Kazakça çeviri ve tercüme hizmetlerimiz hakkında www.okeanostercume.com.tr adresinden bilgi alabilirsiniz. Aynı zamanda info@okeanostercume.com.tr adresine e-posta gönderebilirsiniz. 0553 910 31 32 veya 0212 221 45 21 numaralı hatlardan kurumsal müşteri temsilcilerimizle iletişime geçebilirsiniz.

Google translate Türkçe Kazakça çeviri için tıklayınız: https://translate.google.com/?hl=tr&sl=tr&tl=kk&op=translate

Cevirice.com link: https://www.cevirce.com/kazakca-turkce-ceviri

Dil Ceviri

Dil ceviri amaçlı profesyonel bir ekipten oluşan Okeanos Tercüme Bürosu, çeviri hizmetlerinde kaliteyi hedeflemiş olup, müşterilerine doğru zamanda, uygun fiyatla, kaliteli çeviri hizmeti sunmaktadır. Gizliliği temel prensip olarak kabul eden tercüme bürosu, bu konuda ilkeli hareket ederek müşteri bilgilerini hiçbir koşulda çalışanları dışında 3. kişilerle paylaşmaz.

https://translate.google.com/?hl=tr

https://ceviri.yandex.com.tr/

 

Kurulduğu günden bugüne müşterilerine verdiği tercüme hizmeti kaliteli, hızlı ve güvenilir bulunmasına rağmen daha kaliteli bir tercüme bürosu yaratmak için mücadelesini kendisiyle yarışarak sürdürmektedir.

Kendinize dost bir tercüme bürosu arıyorsanız, Şirketimiz sizin için elinden gelen tüm olanakları ihtiyaçlarınız doğrultusunda kullanacaktır.

Her dilde mükemmel tercüme

Tercüme sürecinin başında yapılan genel araştırma, çeviride kullanılacak dilin belirlenmesinde ve çeviriyi gerçekleştirilecek tercüman seçiminde doğru karar alınmasını sağlayarak işin en başında kontrollü ilerlemesini sağlar. Tercüme bürosu bu yöntemle tamamladığı çeviriyi sıkı bir kontrolden geçirmek suretiyle sektörel terimleri denetler ve teslime hazır hale getirir. Bu uygulama her dide yapılarak tüm dillerde standart bir kalite sağlanır.

Elbette her dilde mükemmel çeviri için son derece deneyimli ve uzman bir tercüman kadrosu oluşturmak tercüme bürosu için büyük bir avantaj sağlar.

Kuruluşumuz, tercüman kadrosunu oluşturmakta da son derece titiz ve prensipli davranmakta, bu doğrultuda her dildeki en iyi tercümanları çalışma koşullarını cazip kılarak ekibine dahil etmektedir.

İhtiyaçlarınıza hızlı çözüm, uygun fiyat

Müşterilerin tercüme bürosu ararken dikkat ettikleri konuların başında, çeviri için ödeyeceği paranın miktarı gelmekte ve şirketimiz bu bilinçle oluşturduğu liste fiyatlarıyla sektörün en iddialı kuruluşları arasında yer almaktadır. Bu alanda tercüme büroları arasında rekabet oluşturarak müşterilerine en uygun bütçeyi sunmaya özen gösteren Gümüş Tercüme Bürosu, disiplinli ve çağdaş yöntemlerle tercüman kadrosundan en yüksek verimi alarak bunu müşterilerine bir avantaj olarak sunmaktadır.

 

Günümüz şartlarında her projenin inanılmaz bir süratle geliştirilmesi tercüme büroları için de bu hızda hareket etmeyi mecbur hale getirdi. Dinamik bir kadro ve sistemli çalışmalarla gerçekleştirilen bu hizmet yarışına en hızlı tercüme bürosu olarak dahil olan bu kuruluşun sizin için sağlayacağı olanakları değerlendirmek için bir telefon açmanız yeterli…

Türkiye’de Bilim ve Üniversiteler

Günümüz Türkiye’sine baktığımızda bilim ve teknoloji gibi konularda sıkıtılar olduğunu görebiliriz. Özellikle beyin göçlerini ve o kadar büyük genç nüfus potansiyeline rağmen hala daha eğitim seviyesinin istenilen yere gelememesi gibi konuları görebiliriz. Baktığımızda memleketin üniversitelerinin bilime ve öğrenmeye aç insanlarla dolu olduğunu görüyoruz. Peki o halde niçin bilimde çok çok gerideyiz?

Öncelikle Üniversitelere bakmak gerekiyor. Bugünün Türkiye’sine baktığımızda kalitesini dünyaya ispat etmiş bir tane bile üniversite bulunmamaktadır. Ayrıca YÖK denilen tüm üniversiteleri kontrol eden bir kuruluş bulunmaktadır. YÖK denen kuruluş her türlü bilimsel çalışmanın önündeki en büyük engellerden bir tanesidir. Üniversitelerin her türlü faaliyeti YÖK tarafından denetim altındadır. Rektörlerin seçimi cumhurbaşkanlarının iki dudağı arasındadır. Yani kendi istemediği rektör isterse oyların tamamını alsın seçilemez. Sonra üniversitelerde hem şehri – akraba zihniyeti yani kayırma düzeni maalesef devam etmektedir. Hem de en yoğun bir biçimde. Eğer senin Ankara’da veya Üniversite içinde bir tanıdığın yoksa senin hiçbir şekilde önün açık değildir. Her engel senin önünde dağ gibidir. Sana o dağı aştırmamak için her şeyi yaptıran “dayıoğulları” mevcuttur.

Ayrıca İntialci hocalar da mevcuttur ki bunlar gerçek mana da başa beladır. Kendileri bilimsel makale yazmayıp sağdan soldan çalan tiplerdir. Genelde yabancı makaleleri Türkçeye çevirip çevirip yayınlarlar. Hal böyle olunca hocaların dahi kalitesi sıfırdır. Bu tarz hocalara gelirsek aslında çok çeşitli versiyonları mevcuttur. Örneğin birçoğu asistanlarını çeşitli işlerini yaptırtarak bilimden, öğrenmeden soğuturlar. Mesela pek çoğu kendi bilimleri yerine çanta taşıtma ve dadılık gibi dallarda uzmanlaştırırlar asistanlarını. Haliyle ya bilimden soğur üniversiteden ayrılırlar ya da yurtdışına kapak atmanın peşinde koşarlar.

Ya öğrencisine sırf gıcık olduğu için onun önüne daima taş koyan öğretim elemanlarına ne demeli? Bunların ortak bir özelliği vardır. İdeolojisine veya sadece evet sadece tipine gıcık oldukları öğrencilere yapmadıklarını bırakmazlar. Bu öğrenciler için sadece sınıfın ortasında öğretmeni bozması ya da yetersizliklerini açığa vurmaları hoca tarafından damgalanmak için yeterlidir. O öğrenciler için artık o hocanın dersinden geçmek bir hayalden ibarettir.

Peki ya üniversiteleri sadece meslek okulu olarak gören hükümetlere ne demeli? Onlara göre üniversiteler sadece meslek okuludur ve pek tercih edilmeyen bölümler ise sadece hazine için bir külfettir. Zaten kendi politikaları bu bölümleri tercih edilmeyen bölümler halinde getirmiştir ve bunlar bunu asla kabul etmezler. Bu memlekette bu tarz politikalar yüzünden temel bilimleri icra etmek artık sadece mesleklerini korumaya çalışan üstatlar gibi bir şey haline gelmiştir. Çünkü Temel bilimler mezunları sadece ayak işlerini yapar hale getirilmişlerdir ve mecburen iş için devlet kapısına yönlendirilmektedirler. Ama devlet kapısı da sadece sınavla almaktadır. Ve ömürlerini bilim için çürütmüş bu insanların kaderi bir tane lise mezununun ağzından çıkacak lafa bakmaktadır. Bu da 2000 tl maaş için bunca sene eğitim görmüş insanların harcaması demektir.

Temel bilimler bölümleri bir lisede öğretmenlik için bir kapı demek değildir. Temel bilimler,bugün dünyaca ünlü birçok bilim insanını yetiştirmiş bir bilimler topluluğudur. Haliyle bunca sene bir lisede fizik veya kimya öğretmek için okumuyorlar. Bir çoğu bir Einstein veya bir Bohr , Bir Curie olma hayaliyle o bölümlere geliyor. Ama sonuç belli. Herkes kaderine küsüyor.

Kısace meseleye gelirsek, Bu memleket üniversitelerine değer vermiyor. Sen nitelikli bilim insanları yetiştirmedikten sonra senin istediğin kadar son model deneyler yapma imkanın olsun hiçbir işe yaramaz . Asıl mesele bilimin gelişmesi için memlekette kendini feda edebilecek idealist hoca ve öğrencilerde. Mesele üniversiteleri meslek okulu olarak değil bilim yuvası olarak görecek idarecilerde. Mesele temel bilimler öğrencilerini 2000 tl maaşla çalıştırack öğretmen olarak değilde birer potansiyel bilim insanı olarak görecek veya tanımlayacak zihniyet üzerine. Unutmamak gerek temel bilimler olmazsa hiçbir meslek olmaz…

3 Boyutlu Yazıcılar

Günümüzde 3D yazıcılar fiyatları oldukça ucuzladı ve kabiliyetleri oldukça artmıştır. Bu
nedenle çoğu eve bile girmiştir. Şimdi 3D yazıcılar nedir ne işe yarar nasıl çalışırlar
gibi sorulara cevap vereceğiz.

3D ÜRETİM NEDİR?

3 Boyutlu üretim, masa imalat ya da İngilizce çevirisiyle katkısal üretim olarak
bilinmektedir. Kolay ve hızlı bir şekilde protatiplendirme yöntemiyle 3 boyutlu
bilgisayar objeleri 3 boyutlu olarak gerçek bir nesneye çevirir ve bunu 3 boyurlu STL
formatına çevirerek 3D yazıcıya gönderir. 3 boyutlu yazıcı ise bu formatı katmanlar
halinde işleyerek gerçek objelere dönüştürür.

3 BOYUTLU YAZICI TEKNOLOJİLERİ

3 Boyutlu yazıcılar işlevlerine göre bir çok teknoloji kullanmaktadırlar ve bunlar
birbirinden farklılık göstermektedir. Bu teknolojinin farklı olmasının temel sebebi
katman oluşturma şekillerinin farklı olmasıdır. En çok kulanınlan teknolojileri SLS,
FDM ve Stereolithograhpy olarak sıralanırlar.

3 BOYUTLU YAZICILARIN ÇALIŞMA MEKANİZMASI

3 Boyutlu yazıcı teknoloji olarak birçok teknolojiyi bir arada da barınmaktadır. Bunlar
arasında bileşimli yığma teknolojisi, lazer sintirleme teknolojisi ve polimer kurleme
gibi teknolojiler sayılabilir. Çok farklı bir tasarıma sahip olan FDM tekniği ile çalışan
yazıcı türü bu sektörde en çok kulanılan modeldir. Bu teknikle 3 boyutlu cisim 2
boyutlu katmanlar halinde yığılarak 3 boyutlu cisimler oluşturulur. Bu ürünü elde
etme yolu günümüzde oldukça kolayır. Sadece 3 eksenli bir cnc makine ve kontrol
kartı sayesinde 3 boyutlu cisimler kolaylıkla yazdırılabilir. FDM yazılım prosesi ile işe
başlamasıyla, STL tekniğindeki modelleri katmanlara ayırır ve katmanları üst üste inşa
eder daha sonra bu katmanları 3 eksenli CNC kotrollü makinaya gönderir.
Termoplastik malzemeler yazım işleminde kullanımı fazladır. Kullanıma uygun olmaları
ve uygun sıcaklıkta eritilebildikleri için kullanıma oldukça uygundurlar. Termoplastik
malzeme uygun şekilde eritirilerek üst üste yığılır ve bu şekilde üretim tamamlanmış
olur. Bu teknik günümüzde en hızlı ve en yaygın olarak kullanılır.

3 BOYUTLU YAZICILAR TARİHİ

Neredeyse bilgisayar kadar eski bir tarihe sahiptirler. 1970’ler sonunda bilim insanları
tarafından araştırmalara başlanmıştır. 1980 ve daha sonrasında CNC makinalarında
gelişmesiyle CNC tezgahında kullanılmaya başlandı ancak olddukça zor ve maliyetli bir
iştir.

3 BOYUTLU YAZICILARIN TEMEL AMACI

3 Boyutlu yazıcılar genellikle bir nesne seri üretim işlemi gerçekleşmeden önce demo
modellerin yazıcıdan çıkarılması sağlanarak ürün seri işleme girmeden hataları
kusurları kapatılmasına yardımcı olmaktadırlar. Bu işlem hem maliyeti ucuz
olduğundan hemde nesnemizle tıpa tıp aynı cismi oluşturduğu için daha önceden
üründeki soruları algılamamıza büyük yardım sağlar bu sayede seri üretimden sonra
oluşacak milyonlarca liralık hatalar önceden saptanabilmektedir. Ayrıca 3D yazıcılar
çok karmaşık cisimleri bile kusursuz üretebilmektedir.

Son yıllarda bu tür yazıcıların fiyatları oldukça düşmüştür. Şuan fiyatları 1500 -2000
Amerikan Doları arasındadır. Ayrıca son günlerde medyada yer alan 3 boyutlu
cihazlarla silah yapıldığına dair haberler gerçekliği kesinlikle yoktur. Evlerde kullanılan
3 boyutlu yazıcılar plastik malzemeler kullandığı için zaten bu olanaksızdır. Ancak
malzeme olarak metali kullanan 3 boyutlu yazıcılar için mümkün olabilmektedir. Bu
yazıcıların fiyatları ise milyon dolarlardır yani evde kulanılan 3 boyutlu yazıcılarla silah
yapımı mümkün değildir. Ayrıca geçtiğimiz günlerde şuan proje aşamasında olan bir
model hazırlandı. Bu modelde Ay’a 3 boyutlu yazıcılarla bir üs yapılması fikriydi şuan
hala proje aşamasında olmasına karşın böyle bir proje gerçekleşebilir. Ayrıca bir
önemli proje yapay organ yapımıda vardır. Bu proje şuan sadece yapay damar
üretimi olarak kullanılıyor ancak ileride belkide bu yöntemle tüm organlar
üretilebilecek kim bilebilir ki …

Türkiye’de E- Ticaret

Genel anlamda teknolojik gelişimlerin baş göstermesi; teknoloji ile iş birliği içerisinde sürdürülen pek çok faaliyet kolunda da ileri düzeyde bir gelişim meydana getirdi. İnternet kavramının yaşantımızda yer edinmesi ile birlikte E-Ticaret sistemi başlı başına bir sektör olarak ilerleme kaydetti. Oldukça geniş kitlelere erişim sağlayan bu sistem;

bazı ülkelerde temel sektörlerden biri haline gelmeyi başardı. Global ekonomide seyreden durgunluğa karşın E-Ticaret sektörü yükseliş grafiğine ivme katarak gelişim göstermeye devam ediyor.

E-Ticaret sektörünün lokal ya da global anlamda gelişim gösterebilmesine etkide bulunan pek çok etmen bulunmakta. Bu etmenlere verilebilecek ilk örnek mevcut nüfus yoğunluğudur. Lojistik anlamında gelinen ilerleme, internet kullanımının niceliği ve kullanılan ödeme sistemlerinin çeşitliliği de E-Ticaret için oldukça önemli noktalardır. Bu anlamda Türkiye E-Ticaret sektörü için oldukça verimli bir lokalizasyondur.

Nüfus yoğunluğunun önemli bir bölümünü genç nüfusun oluşturmakta olduğu ülkemizde; gelişim gösterenteknolojilere adapte olabilme süreçleri oldukça kısa zaman dilimlerinde tamamlanmaktadır. Ülkemiz; 20 milyoninternet abonesi, 53 milyon internet kullanıcısı ile Avrupa’nın 6. İnternet nüfuslu ülkesi. Ayrıca E-Ticaret için temel noktalardan biri olan bankacılık ve lojistik gibi işlemler açısından gelişmiş bir seviyeyi temsil etmekte olan Türkiye; bu anlamda pek çok ülkeden bir adım öne çıkmaktadır. Örneğin Romanya ve Polonya gibi ülkelerde kredi kartı kullanımı güvenli bulunmadığından ötürü yaygınlıkla kullanılmıyor. Bu durum E-Ticaret sistemleri için altyapısal bir sorun meydana getirmekte.
E-Ticaret kavramı ülkemiz açısından olduğu kadar global anlamda da hızla gelişim göstermiş olan bir sektör olsa da henüz yayılım göstermiş olan yeni bir olgudur. Bu kavramın içerisinde yer almakta olan farklı tanımlamalar yer almasından dolayı sektörsel hacmin hesaplanabilmesi açısından bazı zorluklar ile karşılaşılabilinmektedir.

2013 senesinde TÜBİSAD tarafından açıklanan raporda E-Ticaret sektörünün hacmi; 14.0 milyar TL olarak hesaplanmıştır. E-Ticaret sistemi ülkemizde 2009 senesinde aşmış olduğu 10 milyar TL barajı ile ivme kazanmaya başlamıştır. Sektörle alakalı olarak elde edilmekte olan veriler; Türkiye’nin tek resmi E-Ticaret verisi olan BKM ( Bankalararası
Kart Merkezi) tarafından temin edilmektedir.

Hızlı kilo vermek için yapılan diyetler yararlı mı?

İnsanlara hızlı kilo verdireceğini belirten, hatta hızlıca kiloları verdirdiğini vaat eden bir sürü diyet programın bulmak mümkün.  Fakat hızlı kilo vermek hem oldukça zor bir iş ve demir gibi bir irade isteyen olay. Üstüne üstlük hızlı kilo vermenizi sağlayan bazı diyetler de sağlığınızı oldukça olumsuz yönde etkiliyorlar.

Kilo verme hızınızı arttırmaya çalışmak ve çok kısa sürede istediğiniz kiloda olmayı istiyorsanız her şeyden önce beyninizde bu işi bitirmelisiniz. İnanmak başarmanın yarısıdır derler. Onun için zayıflayacağınızı önce kendi zihninize kabul ettirin. Bu fikre alıştıktan sonra zayıflamak için yapamayacağınız şey kalmıyor.
İştahınızı azaltmanız, her gün aldığınız bazı ürünlere artık hayatınızda yer vermemeniz, düzenli bir şekilde egzersiz yapmanız ve tüm bunları da hiçbir şekilde aksatmamanız gerekmekte. Tabi burada beslenme düzeniniz ve alışkanlıklarınızda büyük rol oynamakta. Bunlar size her ne kadar yapılması çok güç şeyler olarak gelse de merak etmeyin, hepsi aslında çok basit.

Vücudunuz organların normal fonksiyonlarını yerine getirmesi için her gün belirli miktarlarda enerjiye ihtiyaç duymaktadır. İhtiyaç duyulan bu enerjiye de metabolizma adı verilmektedir. Her insanın metabolizma hızı farklıdır ve bu metabolizma hızı yaş, cinsiyet ve kilo başta olmak üzere farklı etkenlere bağlı olarak bireyden bireye değişiklik göstermektedir. Metabolizma hızının dinlenir vaziyetteyken yaktığınız kalori miktarını görürsünüz.

Bu duruma örnek vermek gerekirse metabolizma hızınız 1800 diyelim. Mevcut kilonuzu korumak ve sabitlemek için tüm gün olduğunuz yerde otursanız bile bu miktarda kalori almanız gerekmektedir. Basitçe 1800 kalorinin altında bir enerji alımı gerçekleştirirseniz kilo vermeye, bu miktarın üzerinde enerji alımını gerçekleştirirseniz de kilo almaya başlarsınız. Durum aslında oldukça açık ve net.

Hızlı kilo vermek adına yapılan diyetlerin getirdiği birkaç sorun var elbette. Mesela çok az kalori alımı gerçekleştirerek kilo vermeye çalışırsanız yaşayacağınız ilk sorun halsizlik olacaktır. Yani diyete başladığınızın 2-3 gün sonra gündelik işlerinizi yapacak enerjiyi kendinizde bulamazsınız. Eğer vücudunuz halsizlikle başa çıkabilecek kadar kuvvetliyse bu sefer de yetersiz beslenme gibi bir sorunla karşılaşırsınız.

Çok az kalori alımı gerçekleştirdiğiniz ürünlerden gelen vitaminler, mineraller ve diğer besin öğeleri vücudunuzun ihtiyaç duyduğu miktarın altında kalmaktadır. Bu da haliyle yeni sorunlar doğurur. Eğer yetersiz beslenme durumunu uzun süre devam ettirirseniz de halsizlikle beraber dişlerinizde ve kemiklerinizde zayıflamalar görülebilir. Baş dönmeleri yaşayabilir, bağışıklık sisteminizin zayıfladığına şahit olabilirsiniz. Ayrıca cildinizin kuruması, saçlarınızın dökülmesinin artış göstermesi, diş etlerinizde şişmeler ve kanamalar yaşamanız, kaslarınızın zayıflaması gibi bir sürü ciddi sorun da kendini gösterir.

Tüm bunların yanında çok az kalori alımı gerçekleştirilerek yapılan şok diyetler de metabolizma hızınızı yavaşlatır ve bir süre sonra da ne kadar az kalori alırsanız alın kilo vermemeye başlarsınız. Yani bu durum kilo verme hızınızı da yavaşlatır. Çünkü vücudunuz artık daha az enerjiye ihtiyaç duymaya başlamıştır. İşte bir anda kilo verilen diyetlerden sonra verdiğiniz kiloların kat kat geri gelmesinin asıl sebebi budur. Eskiden size kilo aldırmayan beslenme şekilleriniz yaptığınız şok diyetlerle yavaşlayan metabolizma hızınıza bağlı olarak artık kilo almanızı sağlayacaktır.

Elbette bu durum için alabileceğiniz tedbirler bulunmaktadır. Mesela şekeri ve nişastalı ürünleri beslenme listenizden çıkarın. Beslenme düzeninizi tekrardan bir gözden geçirin. Öğünlerinizi atlamamaya çalışın. Daha fazla lif tüketmeye çalışın. Bol bol egzersiz yapın. Bol bol su için. Uykunuzu düzenli bir hale getirin.

Eğer bu ve bu tarz ufak ama etkili detayları hayatınızda uygularsanız siz de gayet sağlıklı bir şekilde kilo verebilirsiniz. Ama tabi ki de her şeyden önce bunu zihninizde kabullenmeniz önemli.

RAHAT DOĞUM İÇİN ÖNERİLER

1- Rahat bir doğum için yapılması gereken hamileliğe hazır olmaktır. Hem psikolojik anlamda hemde fiziksel olarak hamileliğe hazır olmak doğum için oldukça önemlidir. Fizyolojik olarak hamile kalmadan önce kilonuz oldukça büyük önem taşımaktadır. Kilonun çok fazla veya çok az olması durumunda denge sağlamak doğumu kolay hale getirecektir. Psikolojik olarak ise kötü deneyimlerden ve korkulardan kendini arınmalısınız. Aksi takdirde doğum başlayana kadar olan 9 aylık süreçte stres ve gerginlik söz konusu haline gelecektir.
2- Hamilelik başladığı andan itibaren beslenme çok önemlidir. Unutulmamalıdır ki siz ne tüketiyorsanız bebeğiniz de sizinle aynı yemeği paylaşmakta. Doğal ve kaliteli beslenmek gerekmektedir. Bu noktada anne adaylarının yaptığı en büyük hata iki kişilik yemektir. Kesinlikle yanlıştır. Önemli olan sağlıklı beslenmedir. Aksi takdirde aşırı kilo problemi yaşayarak doğumda zorlanmanız kaçınılmazdır.
3- Doğum konusunu asla son dakikaya bırakılmamalıdır.  Doğum planı çok önemlidir. Gerekli hazırlıklar erkenden yapılmalı ve doğum tercihi belirlenmelidir. Bu durum sizde rahat hareket etmeyi ve güven içinde son anları atlatmanızı sağlayacaktır.
4- Bilinçli gebe olun. Gerekli durumlarda gebelik kurslarına katılın. Doğuma hazırlık kursları içinizde var olan doğum korkusunu yenmenizi sağlayacaktır.
5- İstediğiniz kadar bağırın. Bağırmak içinizi boşaltacak ve rahatlamanızı sağlayacaktır. Ayrıca çığlıklarınız bir nebze olsun sancının dinmesine yardımcı niteliktedir.
6- Doğum sırasında yanınızda mutlaka su bulundurun. Gerek bağırmaktan gerekse stresten dolayı ağzınız kuruyacak ve susuz kalacaksınız. Bu duruma engel olmak için doğumdan önce emzikli su şişenizi hazırlayın.
7- Doktorunuzla birlikte ona güvenerek doğum planı oluşturun. Güvendiğiniz bir doktor eşliğinde doğum yapmak , kendinizi sizi tanıyan birinin ellerine bırakmak içinizi rahatlatacaktır.
8- 3. aya girilmesinden itibaren bedeninizi egzersizlerle doğuma hazırlamak çok önemlidir. Doğru nefes alma tekniklerini öğrenin ve tamamen hareketsiz kalmamaya özen gösterin. Kas yapınızın erimesine müsade etmeyin. Kısa mesafeli yürüyüşler yapın. Zihin yorgunluğunuzu gidermek amacıyla yoga bile yapabilirsiniz.
9- Rahat bir doğum geçirmek için rahatlamayı ve gevşemeyi öğrenin. Doğum anında rahim kası aktif olarak çalışır fakat diğer kasların gereksiz enerji tüketmemesi gerekmektedir. Bu sebepten doğumda gevşeme rahat doğum için en önemli faktörlerden biridir
10- Bebeğin ve annenin sağlıklı bir doğum tecrübesi yaşaması adına doğru nefes alıp verme çok önemlidir. Özellikle uzun ve derin nefes alıp verme teknikleri rahat doğumun anahtarı niteliğindedir. Ayrıca bu nefesler bir yandan bebeğinize yeterli oksijenin iletilmesini sağlarken diğer taraftan da rahatlamanızı ve kasılmaları daha rahat karşılamanızı sağlayacaktır.
11- Doğumun (tıbbi herhangi bir engel yoksa) kendiliğinden başlaması en doğrusudur. Çünkü kendiliğinden başlayan doğumlar anne ve bebeğin hazır olduğunun en sağlıklı garantisidir. İstatistiklere göre sorunsuz ve kolay doğum kendiliğinden başlayan doğumlardır.
12- Doğum anında yanınızda olan kişinin sakın ve soğuk kanlı olması da çok önemlidir. Çünkü doğum anında panik ve gerginlik sizide büyük oranda etkileyecek ve gerilmenize neden olacaktır. Sizi rahatlatan ve gevşemenizi sağlayan güvendiğiniz birini seçmeye özen gösterin.
13- Doğuma kesinlikle kalabalık gitmeyin. Çevrenizdeki yakınların sabırsızlığı doğumu ve sağlık personelini negatif yönde etkileyecektir.
14- Mümkünse doğum anında bebek kalp atışlarının izlenmesi için kullanılan makineye( tıbbi bir gerekliği yoksa) sürekli bağlı kalmayın. Çünkü bu sizi kısıtlayacaktır ve bir sorun olduğu hissine kapılırsınız. Bu durum sizi gerginleştirir ve sinirli olmanıza yol açar.
15- Doğum sırasında zamana saygı duyarak aceleci olmayın. Çünkü her doğum birbirinden farklıdır. Bu soruna çözüm olarak kısa sürede ve rahat bir doğum tecrübesi kazanmak için pozitif düşünmeye çalışın.
16- Ikınma esnasında mümkünse ayakta ve dik pozisyonları tercih etmeye özen gösterin. Yer çekiminin kolaylaştırıcı etkisi sayesinde daha rahat bir doğum geçireceksiniz.
17- Doğum normal diğer doğumlara göre daha doğal ve sağlıklıdır. Dolayısıyla tıbbi sorun olmadığı sürece tercihinizi normal doğumdan yana kullanın. Sezeryen son çare olsun.

PANİK ATAK NEDİR , BELİRTİLERİ , TEDAVİSİ

PANİK ATAK NEDİR?

Panik atak psikolojik bir rahatsızlıktır ve ölüm korkusuyla beraber endişeyi içinde barındır.  Panik atak nöbetler şeklinde görülür. Bu nöbetlerin nedeni aniden bastıran ölüm korkusudur. Hasta öleceğini ve sıklıkla  kalbinde bir sorun olduğunu( kalp krizi geçireceğini) düşünür. 10 dakika içerisinde şiddetlenen atakların etkisiyle hastalar hemen doktora başvurur. Ataklar yaklaşık olarak 25-35 dakika içerisinde şiddetini kaybeder. Hemen sonrasında hastalar kendini çok yorgun ve bitkin hissederek herhangi bir şey yapmak istemez. Asla yanlız kalamayan panik atak hastaları yanlarında güvendikleri biri olmadan hiç bir işe kalkışmaz hatta bazı zamanlarda yanlız uyuyamazlar.

PANİK ATAk BELİRTİLERİ NELERDİR?

Panik atak hastalığın bir çok belirtisi bulunmaktadır. Bunlardan en az 4 tanesinin bulunduğu durumlarda panik ataklı olma ihtimali yüksektir.
  • Kalp atışlarında hızlanma ve çarpıntı,
  • Üşüme veya ateş basmasıyla birlikte gelen yoğun terleme
  • Titreme nöbetleri
  • Nefes almada zorluk, boğulma korkusu ve tıkanma,
  • Baş dönmesine bağlı olarak bayılacağı düşüncesi
  • Karın ağrısı, bulantı ve strese dayalı mide problemleri
  • Nefesde kesiklik ve bunun etkisiyle nefessiz kalma korkusu
  • Göğüsde ağrı ve sıkışma
  • Algı bozukluğu ve kendini tanımada güçlük
  • Depresyom
  • Çevrenin gerçek olmadığını düşünmesi
  • Ölüm korkusu
  • Delirip başkasına zarar vereceği endişesi
  • Vücudun bazı bölgelerinde uyuşma ve  karıncalanma.

PANİK ATAK OLUŞUMUNUN NEDENLERİ

Panik atak hastalığının belirlenmiş bir nedeni yoktur. Ancak şuan için beyindeki kimyasal maddelerden veya beynin fonksiyonunu yitirmesi sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Stresli hayat süren insanlarda panik atağın tetiklendiği tespit edilmiştir.Bunun dışında  panik atak hastalığının ortaya çıkma nedenleri :(Kesin değil ancak ihtimali yüksek)
  1. Epilepsi ve akciğer- kalp hastalıkları,
  2. Vitamin yetersizliği ve aşırı kafeinli besinlerin tüketilmesi,
  3. Tiroid bezindeki bazı sorunlar ve aşırı adrenalin salgılanması,
  4. Kan şekeri düşüş, kansızlık ve beyinde meydana gelen tümör,
  5. Uzun süreli kullanılan ilaçların yan etkisi
  6. Depresyon ve sinirsel bozukluklar,
  7. Uyuşturucu madde kullanımı ve bu maddenin aniden kesilmesi sonucu ortaya çıkabilmektedir.

PANİK ATAK HASTALIĞININ TEDAVİSİ 

İlk olarak hastaya muayene ve testler yapılır. Hastayı rahatlatmak adına kalp- damar veya solunum rahatsızlığı olup olmadığı araştırılarak hem sağlık kontrolü hemde psikolojik tedavinin ilk aşaması tamamlanmış olur.
Bunun dışında tedavi için depresyonu engelleyen (antidepresan) ilaçları kullanılmaktadır. Ek olarak yatıştırıcı, gevşetici, sakinleştiriciler de uygun görülebilir. İlaç il kullanılmaya başlandığında bazı sorunlar meydana gelmiş olsada , bunlar zamanla azalır. Dikkat edilmesi gereken nokta ilacı bırakmamaktır. Çünkü hastalık geçmiş olsa bile tekrarlamaması adına bir süre daha ilaca devam edilmelidir.

ATAK SIRASINDA YAPILMASI GEREKENLER

Öncelikle hasta bir yere oturtulmalı veya uzanması sağlanmalıdır. Hastaya sürekli bunun atak olduğu ve korkulacak bir şey olmadığı söylenmelidir(Hasta sizseniz bunu kendi kendinize atak geçene kadar tekrar edin). Ayrıca kafeinli içecekler, sigara ve alkol kullanımı panik atak hastaları için kesinlikle yasaktır.

CİLDİN GÜNLÜK BAKIMI

Derimiz bir organımızdır ve en büyük organımızdır. Cildimiz diğer organlarımız gibi sağlığına dikkat etmemiz gerekir. Cildimiz vücumuzu sararak bir çok görevi üstlenir. Sağlığımızla ilgili görevinin yanında dış görüntümüzde de büyük etkisi vardır. Yüzümüz, ellerimiz, boynumuz bizim yaşımızla ilgili ipucu verir. Yaşımızı saklamak için cildimize iyi bakmamız gerekir.

Cilt bakımı el yıkamak gibi hayatımızın içinde olmalıdır. Ellerimiz, ayaklarımız kirlendiğinde yıkıyorsak yüzümüzü de bazı ürünlerle temizlemeliyiz. Cildimiz hücrelerden oluşur ve gözenekler vardır. Gün boyunca uçuşan tozlar bu gözeneklere dolar. Eğer bu tozlar temizlenmezse bu tozlar siyah noktalar haline gelir. Siyah noktalar gözle görülebilir hale gelir ve görüntü kirliliği oluşturur. Eğer siyah noktalar temizlenmezse bu sefer burada bakteriler oluşmaya başlar.Bu bakteriler iltihap oluşturmaya başladığında akne oluşumuyla karşı karışıyayız demektir. Cildin günlük temizliğinin yapılmaması daha büyük cilt problemleriyle uğraşmamıza neden olur.

Cilt temizlilğinde sabun kullananlarımız vardır. Bu hareket çok doğru bir hareket değildir. Cildimizin bir ph değeri vardır ve sabunlar bu ph değerini bozabilir. Cildin nemini azaltacaktır ve kurumasına neen olacaktır. Bu da alerjik bir cilde zemin hazırlar. Cildimiz kızarabilir, pul pul dökülebilir.

Cildin günlük temizliğinde cildimize uygun kozmetik ürünlerini kullanmalıyız. Cilt temizliğinde temizleme jeli yada sütü, peeeling, tonik ve nemlendirici krem kullanılır. Peeling uygulamasını günlük yapmayabilirsiniz. Haftada bir yada iki kere yapabilirsiniz. İlkönce cildinizi temizleme jeliyle temizleyin. Eğer kuru bir cildiniz varsa temizleme jeli yerine temizleme sütü ve köpüğü kullanmalısınız. Kuru ciltlerin nemini koruması için bu ayrıntıya dikkat etmek gerekir. Cilt bakımınızda mutlaka size ait sünger olsun. Bu süngerleri ılık suya batırıp cildinizi silin. Peeling uygulaması yapacaksanız peeling ürünlerinden satın almalısınız. Mineral bakımından zengin olan ürünleri tercih etmeliyiz. Elimizi ıslatalım ve biraz peeling ürünü alıp cildimizi yavaş yavaş ovmalıyız. Gözeneklerimiz açılacak ve kan dolaşımı sağlanacaktır. Peeling işleminden sonra tonik sürmelisiniz. Bir parça pamuğun üstüne biraz tonik damlatın ve cildinizi temizleyin. Tonik cildinize ferahlık sağlayacaktır. Genişleyen gözenekleri sıkıştıracaktır. Son olarak cilt tipinize uygun nemlendirici sürmelisiniz. Kremlerinizi sürerken çenenizden alnınıza doğru sürün. Bu uygulamayı gece uykudan önce yaparsanız daha doğru olacaktır. Uykudan önce hücre yenilemesi başlar. Bu da cildimizin yenilenmesine yardımcı olacaktır.

Exxen.com Açıldı

Acun Ilıcalı‘nın sahibi olduğu Acun Medya tarafından kurulan Exxen.com yayın hayatına başladı. Reklamlı ve reklamsız üyelik seçenekleri sunulan platformda birçok diziyi güncel olarak izleyebilirsiniz. Exxen.com hakkında merak ettiğiniz tüm soruları cevaplayamaya çalıştık. Detayları aşağıda bulabilirsiniz.

Exxen nedir?

Acun Medya bünyesinde kurulan ve “Türkiye’nin dijital platformu” sloganıyla yola çıkan EXXEN, üyelerin istedikleri zaman, istedikleri yerde, istedikleri cihazla, birbirinden benzersiz içerikleri izlemelerini sağlayan dijital bir platformdur. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/exxen-nedir/

Exxen ücreti nasıl ödenir?

Exxen.com üzerinden üyeliğinizi oluşturduktan sonra kredi kartı veya banka kartınla ödemeni gerçekleştirebilirsin. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/exxen-ucreti-nasil-odenir/

exxen.com
exxen.com üyelik paketleri

Exxen’de yıllık üyelik var mı?

rklmvr üyeliğimizde reklamlı olarak yayınlanan içeriklerimiz yıllık 99.90₺ üzerinden ücretlendirilir.

rklmyk üyeliğimizde reklamsız olarak yayınlanan içeriklerimiz yıllık 199.90₺ üzerinden ücretlendirilir. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/exxende-yillik-uyelik-var-mi/

Exxen’de “Akıllı İşaretler” var mı?

Exxen içerikleri yayınlanmadan önce “Akıllı İşaretler”i görebilir ve içeriklerin hangi kullanıcılara hitap ettiğini öğrenebilirsin. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/exxende/

Exxen neden çalışmıyor?

Exxen çalışmıyorsa internet bağlantınla ilgili bir sorun yaşanıyor olabilir. Cihazın ilgili bir sorun olabilir ya da Exxen uygulaman veya hesabınla ilgili bir sorun olabilir.

Exxen içeriklerini izlemeye devam edebilmek için ekranda herhangi bir hata kodu veya hata mesajı olup olmadığını kontrol edin. Eğer varsa bu hata kodunu ya da mesajını yardım merkezinde aratın. Sorununuz devam ediyorsa bizimle canlı yardımdan iletişime geçebilirsin. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/exxen-neden-calismiyor/

exxen.com

Exxen uygulamasını nereden indirebilirim?

Exxen uygulamasını mobil cihazınızdaki Apple Store’dan Exxen yazıp aratarak indirebilirsin. Google Play Store’da çok yakında! https://yardim-exxen.ortusdesk.com/exxen-uygulamasini-indirme/

Exxen’deki içerikleri telefonuma indirebilir miyim?

Exxen uygulaması üzerinden üyeliğinle giriş yaptığında rklmyk üyeliğin aktifse, Exxen’deki içerikleri telefonuna indirebilirsin. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/dizi-ve-filmleri-bulma-ve-indirme/

Exxen’de hangi tip üyelikler var?

rklmvr üyeliğimizde reklamlı olarak yayınlanan içeriklerimiz aylık 9.90₺ üzerinden ücretlendirilir.

rklmyk üyeliğimizde reklamsız olarak yayınlanan içeriklerimiz aylık 19.90₺ üzerinden ücretlendirilir.

rklmvr üyeliğimiz yıllık 99.90₺ üzerinden ücretlendirilir.

rklmyk üyeliğimiz yıllık 199.90₺ üzerinden ücretlendirilir. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/planlar-ve-ucretler/

exxen.com

E-posta adresim iznim olmadan değiştirilmiş. Ne yapmalıyım?

Exxen’de kullandığın e-posta adresinin iznin olmadan değiştirildiğini düşünüyorsan, bizimle hemen canlı yardımdan iletişime geçebilirsin. Exxen’de güvenliğini çok önemsiyoruz. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/e-posta-adresim-iznim-olmadan-degistirilmis/

E-posta adresimi nasıl güncellerim?

exxen.com üzerinden giriş yaptıktan sonra, hesabım bölümündeki e-posta satırından adresini güncelleyebilirsin. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/e-posta-guncellemek/

Ödeme yöntemimi güncellemek istiyorum. Ne yapmalıyım?

Güncel ödeme yönteminizi değiştirmek için hesabım bölümündeki, ödeme yöntemleri kısmından var olan kart numaranızı güncelleyebilir ve Exxen içeriklerini sorunsuz bir şekilde izlemeye devam edebilirsiniz. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/odeme-yontemini-guncelle/

Exxen’e içerik(dizi, program veya format) isteğinde bulunmak istiyorum. Ne yapmalıyım?

Exxen’deki birbirinden benzersiz içeriklere ek olarak farklı türde içerikler görmek istiyorsan bize info@exxen.com adresi üzerinden ulaşabilirsin. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/dizi-veya-film-isteginde-bulunun/

Exxen oturum açma bilgilerimi veya parolamı unuttum. Ne yapmalıyım?

Üye girişi ekranında bulunan “Şifremi Unuttum” linkine tıkladıktan sonra Exxen aboneliği başlattığın e-mail adresini yazarak, şifre sıfırlama bağlantısının e-mail adresine gönderilmesini sağlayabilirsin. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/exxen-oturum-acma-bilgilerimi-veya-parolami-unuttum/

Exxen uygulamasını uygulama mağazalarında bulamıyorum. Ne yapmalıyım?

Cihazınızın yazılımının son sürümde olduğundan emin olun. Apple Store’da uygulamayı Exxen şeklinde arattığınızdan emin olun. İnternet bağlantınızı kontrol edin. Yine de Exxen uygulamasını bulamadıysan bizimle canlı yardımdan iletişime geçebilirsin. Google Play Store’da çok yakında! https://yardim-exxen.ortusdesk.com/exxen-uygulamasini-uygulama-magazalarinda-bulamiyorum/

“Bu uygulama cihazınız ile uyumlu değil.” hatası aldım. Ne yapmalıyım?

Exxen uygulamasını kullanmak için cihazının en son sürümde olması gerekmekte. Cihazının güncel sürümünü yükledikten sonra tekrar giriş yapın. https://yardim-exxen.ortusdesk.com/exxen-mesaji-bu-uygulama-cihaziniz-ile-uyumlu-degil/

exxen com üye girişi

Okulistik

Öğrencilerin başarısı için Okulistik’te her şey var.

Okulistik, Konuları daha iyi öğrenebilecekleri interaktif konu anlatımları, öğretmen videoları, etkinlikler, soru çözümleri, konu testleri, hazırlık ve online değerlendirme sınavları, elektronik kitaplar ve daha birçok içerik…

Hepsi Okulistik’te –  Okulistik giriş için tıklayınız: https://www.okulistik.com/anasayfa/giris-yap.html

Veliler kolayca takip edebiliyor

Çocuğunuzun başarısına katkıda bulunun.

Okulistik üyesi öğrencilerin anne babaları ücretsiz olarak Okulistik Veli Üyesi olabilirler. Veli üyesi olarak çocuğunuzun derslerdeki katılım ve başarımlarını takip edebilir, başarısına katkıda bulunabilirsiniz.

Okulistik Veli Üyeliği ücretsiz

Öğretmenler için zengin içerik

Okulistik üyesi öğretmenlerin işleri kolaylaşır.

Okulistik en iyi ders işleme, ölçme değerlendirme ve öğrencilerin gelişimlerini takip etme araçlarıyla donatılmıştır. Siz de Okulistik’e üye olun, işinizi kolaylaştırın.

Okulistik Öğretmen Üyeliği ücretsizdir.

Sizden Gelenler

Öğrencilerimizin başarısı için çalışmaya devam ediyoruz. Sizin memnuniyetiniz bizim gururumuz.

Okulistik çağrı merkezi görüşme kayıtlarından derlenmiştir.

Konu Anlatımı

Ders tekrarı mı yapmak istiyorsun?

Okulistik’te temel derslerinle ilgili bütün konu anlatımları var. Bütün konu anlatımları etkileşimli yani interaktif. Hem dersleri izle hem etkinlikleri yap. Sonunda da katılım ve başarımını gör.

Video Konu Anlatımı

Dersi bir de özel öğretmenin anlatsın mı?

Okulistik’teki öğretmenler konuyu en iyi şekilde öğrenmen için en güzel örnekleri sunar, en iyi etkinlikleri yapar.

Etkinlikler

Bir konuyla ilgili etkinlik mi yapmak istiyorsun?

Okulistik’te her konuyla ilgili birçok interaktif etkinlik ve çalışma kâğıdı var. Etkinlikleri ya da çalışma kâğıtlarını aç, çözümleri bul, başarını artır.

Konu Testleri

Bir konuyu ne kadar öğrendiğini bilmek mi istiyorsun?

Okulistik’te her konuyla ilgili konu testleri var. Konu testlerine katıl, başarını ölç. Eksik olduğun konuları gör.

Çözümlü Soru

Sınavlarda karşılaşacağın soruların nasıl çözüldüğünü görmek mi istiyorsun?

Okulistik’te her konuyla ilgili birçok soru çözümü videosu var. Soru çözümlerini izle, hem konuyu daha iyi anla hem de soruların nasıl çözüleceğini öğren.

Ödevler

Okulistik’te şimdi hazır ödevler var. Öğretmenler kolayca çıktısını alabilir ve öğrencilerine dağıtabilir.

E-kitap

Yardımcı kitaplara mı ihtiyacın var?

Okulistik’te her dersle ilgili birçok yardımcı kitap var. İstediğin kitabı seç, istediğin kadar oku.

Ünite Testleri

Okulistik’te sadece konu testleri değil ünite testleri de var. Ünitenin tamamını kapsayan testlere katıl, bütün konularla ilgili genel düzeyini değerlendir.

Sınavlar

Genel değerlendirme sınavlarına katılmak mı istiyorsun?

Okulistik’te her yıl altı hazırlık, altı değerlendirme sınavı var. Sınavlara katıl, hangi derslerin hangi konularında eksiklerin olduğunu gör. Türkiye geneli, il geneli, okul geneli ve şube geneline göre durumunu izle.

AB SÜRECİNDE MİLAT DÖNEMİNE GİRİYORUZ

AB; kendi varlığı ve yarınları için çok önemli bir karar aşamasına geldi. Ya bize “evet” deyip yarınlarının daha güvenli ve istikrarlı olabilmesine; veya “hayır” deyip tüm dünya önünde güvensiz ve kimliksiz bir geleceğine karar verecek. Gelen sinyaller olumlu, ancak aykırı ve çatlak sesler de yok değil. Avusturya’nın Hırvatistan takıntısı, Almanların Hıristiyan Demokratları, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesiminin “kendilerini tanıma ve kabullenme” komplekslerini bir kenara koyacak olursak genel çerçeve; AB’nin Türkiye’yi rahatlıkla kabul edeceği yönünde. Zira AB biliyor ki,Türkiyesiz bir istikrar, güven söz konusu olamaz. 70 milyonluk genç ve dinamik bir nüfusuyla, dünyanın en güçlü ve donanımlı ordusuyla, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya, Türki Cumhuriyetler ve diğer stratejik ve jeopolitik bölgelere olan yakınlığı ve münasebetiyle Türkiye; onlar için vazgeçilmezdir, kaçınılmazdır. İster istemez Türkiye, onlar için her türlü güven ortamının, istikrarın sigortasıdır, garantisidir. Bölgesel barış ve güvenin temini açısından Türkiye, yine ayrıcalıklı durum ve konumunu her zaman muhafaza etmektedir. Bu gerçekleri değil AB, tüm dünya biliyor. İşte o nedenle AB; kesinlikle Türkiye gibi bir ülke ve toplumdan vazgeçemez. Aykırı ve çatlak sesler her zaman ve her yerde olur. Önemli olan genel çerçeve ve kanaatlerdir.

Türkiye, uzun zamandır AB ile ilgili dengeli ve ılımlı tavrını sürdürüyor. Değişen dünya dengeleri içerisinde giderek önemli bir konuma ulaşan Ankara, uluslar arası dengelerin yeniden şekillenip oluşmasında da söz sahibi olma gayretinde. Bir yandan AB ile olan diyalogları, beri taraftan da ABD ve diğer dünya ulusları ile olan ilişkileri, Ankara’ ya ayrıcalıklı bir önem atfediyor. Bu önem artarak devam eden küreselleşme eğilim ve yönelimleriyle birleşince, uluslar arası arenada ve balanslarda Türkiye’ yi bir denge unsuru olmaya itiyor.Bu haliyle Türkiye, dünyanın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Şüphesiz onu bu duruma taşıyan salt jeopolitik ve jeostratejik pozisyonu değil tabii ki. Mensubu olduğu uygarlık değerlerinin de bunda payı azımsanmayacak kadar büyüktür.

Jeopolitik ve jeostratejik duruş ve konumunu bir tarafa koyacak olursak, burada öne çıkan daha önemli bir unsur olan uygarlık değerleri, uluslar arası ilişkilerde belirleyici faktörleri oluşturuyor.

Samuel Huntington’ un ısrarla ağzına doladığı “(crisis of civilations) medeniyetler çatışması”, uygar Batının değerler manzumesinde olanca ağırlığını hissettiriyor.Aidiyetimiz olan uygarlık ile, entegre olacağımız uygarlık arasında var olan ve uzun geçmişe dayanan kopukluk ve ilgisizlik bir çırpıda giderilmeye çalışılıyor.Küçük bir arıza gibi görülen uygarlık sorunu, aslına bakılırsa çıkmazların ve açmazların başını çekip çeviren bir sorun olmaya aday. Medeniyetler çatışmasını savunan kesimlerin ellerindeki ipuçları, daha önce gerçekleşmiş kötümser tarihi realitelere yaslanır.Uygarlıkların bir uzlaşma içerisinde olduğunu öne sürenlerin gerekçeleri de, tarihi olayları iyi niyet temelinde ele alarak, ayrılıkları bir zenginlik olarak görmeye dayanır.İki temel düşünüş arasındaki fark; tarihe bakış açısında yatıyor. Hoşgörü ve diyalog unsurunu içeren uzlaşmacı yaklaşım, çatışmalardan uzak kalmayı yeğlerken, diğer görüş ise farklılıkları derinleştirmektedir.

Tüm dünyada genel geçerliği olan evrensel değer ve referans çerçeveleri, uygarlıkların müşterek buluşma noktaları olarak telakki edilebilir.Bunda tüm taraf ve kesimler hemfikir.Kızıl kıyametlerin koptuğu noktalar, taraflar arasında uçurumlar oluşturan ayrıcalıklı noktalardır.Yerel ve kültürel yapıdan kaynaklanan bu kırmızı çizgiler, ulusların çekingen taraflarını oluşturuyor. Bir yerde onların yumuşak karnı da diyebiliriz, bu noktalara.

AB, bir uygarlık projesi olarak, çok renkliliği ve kültürel zenginliği kabul eder niteliktedir.Tek tip bir medeniyet yaratma amacı gütmez. Toplumların hassasiyetlerine saygı çerçevesinde, onları diğer Batı toplumlarıyla kaynaştırıp, bütünleştirmeyi hedefliyor. Bu entegrasyonu gerçekleştirirken de, gönüllülük esasına riayet eder. Zira demokrasilerde zorlama değil, genel kabuller esastır ve geçerlidir.Kimse kimseye zorla bir şeyler kazandırma kaygısını taşımıyor.

Ulusal kaygıların da devreye girişiyle AB entegrasyonu hepten bir açmaza sürükleniyor.Zaman zaman AB karşıtı kesimlerin yüksek perdeden dillendikleri kaygılar, genelde eski alışkanlıklarımızla yakından ilgilidir.Söz konusu kaygıların giderilmesi de zaman alacağa benzer. Alışık olmadığımız şeylerin rutinleşerek yaşamımıza katmamız isteniyor bizden.İlk etapta zor gibi görünüyor.Yıllanmış alışkanlıklarımızı terk etmemiz arzulanıyor. Oysa zorluk, onu yapmada değil, onu benimseyip özümsemededir. İnsanlar genelde kabullendikleri şeyleri, yapmak üzere harekete geçerler.Kabullenmedikleri şeyler onlar için yabancılık arz eder. Ve bu ayrıksılar dışlanmayla karşı karşıya kalır.Uyumu güçleştirecek asıl açmaz buradadır.

YENİ NESİL: ROBOT İNSANLAR
Esra benim en küçük kardeşim, on yedi yaşında. Geçenlerde balkonda otururken bir soru sordum ona: Sen hiç ağaca çıktın mı? Sorumu anlamsız buldu. Fakat yine de cevapladı. “Hayır abla…” Peki, sen hiç odunla, çamurla oynadın mı? Yağmurda yürüdün mü? Mahalle de koşturdun mu? Arkadaşlarınla kaç kere evcilik oynadın? Seksek oynadın mı hiç? Hangi oyunları bilirsin? İsim-Hayvan-Şehir oynadın mı hiç? Adile Naşit diye birini biliyor musun? Ben sordukça soruyordum. O her soruma aynı cevabı veriyordu. “Hayır abla…”
Ve sonra öğrencilerim geldi aklıma. Onlarda bu söylediklerimin hiçbirini yapmıyorlar. Okul-dershane-etüt merkezi-özel ders…. Bunlar arasında sıkışıp kalıyorlar. Veli seminerlerinde velilerime kıyas yapmayı yasaklarken şimdi ben bir kıyas yapacağım. Hangi nesil daha şanslı?
Ne bileyim Kemal Sunanımız vardı mesela…. Zeki Mürenimiz, sanat güneşimiz. Ya Yeşilçam değerlerine ne demeli… Hangi birinin adını yazayım… O filmler bir başka güzeldi. Selvi Boylum Al Yazmalım filminden daha güzel bir film yapıldı mı? Tek bir kanal vardı. Gündüzleri bütün çocuklar Susam Sokağını izlerdik. Kurabiye canavarı, Edi-Büdü… “Dağdan bir kız gelir döne döne…” Susam sokağını eleştiriyorlar. Daha güzeli varmış gibi… Daha iyisini yapmış gibi… Bizim çizgi filmlerimiz daha bir güzeldi sanki… Şirinler, Tazmanya canavarı… Ya Atlı Karıncayı hatırlayan var mı ?
Televizyonumuz siyah-beyaz gösteriyordu. Başka dünyalar siyah-beyaz… Renkli televizyonun ilk alındığı günü hatırlıyorum. Nasıl da heyecanlanmıştık. Ya ilk otomatik çamaşır makinesine ne demeli? Çamaşır yıkadığında bitene kadar karşısında izlemiştik. İlk elektrikli süpürge alındığında onu oyuncak olarak kullanıyorduk. Annem yokken açıp birbirimize tutuyorduk. Eteklerimizi içine çekmesi karşısında kahkahalara boğuluyorduk… Evet, ne güzel tatlardı bunlar. Çeşit çeşit oyuncaklarımız yoktu… Genelde kendi oyuncağımızı kendimiz yapıyorduk. Kendi oyunumuzu kendimiz kuruyorduk. Ben çocukken her mahallede ip oynayan kızlar vardı. Her sokakta seksek oyunu için tebeşir ile çizilirdi. Bütün erkekler maç yapardı, kavga yapardı. Şimdi hiçbir sokakta ne oyunlar var ne de çocuk sesi. Şimdi ki çocuklar bilgisayar, televizyon ve adını bile bilmediğim bir takım oyunlar peşinde…
Oyuncak bebeklerimize elbiseler dikerdik. Annem eski kullanılmayan kumaşları bana verirdi. Çeşit çeşit elbise dikerdim. Evet, 8-9 yaşlarında. Şimdi çocuklara iğne vermiyorlar. Eline batarmış. Zaten şimdi ki çocukların oyuncak bebeklerinin kıyafetlerini de satıyorlar. Mesela çok fazla kıyafetimiz olmazdı. Çok fazla alışveriş yapmazdık biz. Fakat her bayramda mutlaka bir şey alınırdı. Biz genelde arife günü çıkardık alışverişe. Aldığımız eteği yatağımızda başucumuza koyar. Sabaha kadar heyecandan uyuyamazdık. Biz baklavayı, tulumbayı genelde sadece bayramda yerdik. Ya o şeker toplamak yok mu? Arkadaşlarla yarış yapardık “En çok şekeri ben toplayacağım yarışı” Dilediğimiz kadar yiyorduk. Mahallede koşuyor, ağaçlara çıkıyorduk. Kilo problemimiz yoktu bizim. Şimdi öğrencilerim diyet programında… Okul kantininin en lüks yiyeceği simit ayrandı. Hamburger girmemişti daha içimize. O simit ayranın tadı nerede şimdi? Ya şimdi ki çocuklar; simit ve ayranın tadını bilirler mi acaba? Okul bahçesinde yerdik. Alamayan arkadaşlara yarısını verirdik… Ya şimdi ?
Bizim psikolojimiz hiç bozulmazdı. Bozulsa bile birini döver ya da birinden dayak yer bir şekilde o psikolojimizi düzeltirdik. Annelerimiz her gün ev işini bitirir. Evlerin bahçesinde otururdu. El birliğiyle güzel sofralar kurulurdu. Gözlemeler, pastalar. Kimin evinde ne varsa ve ne yapabiliyorsa. Mahallede bir düğün olduğunda herkes el birliğiyle yardım ederdi. Biri öldüğünde camide sela verildiğinde herkes koşarak o eve gider elinden geleni yapardı. Ya şimdi? Ölen o komşuyu tanımıyoruz bile?
Gazozun içine leblebi koydunuz mu hiç? Kitabımı okuyan öğrencilerim bunu denemişler… Acaba benim bulduğum o tadı bulabilmişler mi? Sokak dondurmaları, belki çok hijyenik değildi fakat şimdi satılan bütün dondurmalardan daha güzeldi. Elif teyzenin bahçesinde yetiştirip sattığı kayısı daha güzeldi… Şimdi ki çocuklar Elif teyzenin kayısını yiyemeyecek… Bahçeyi sulardık. Kuyudan su çekerdik. Şimdi ki çocuklardan kaç tanesi kuyudan su çekti. Bahçe sulamak gideceğin çok psikologdan daha yararlıydı. Kocaman bir ceviz ağacımız vardı. Çatının üstüne çıkar ceviz toplardım. Ellerim leke olurdu. Ceviz lekesini bilmez yeni nesil… çatıya çıkmayı bilmez… Şimdi ki çocuklar merdiven boşluğunda büyüyor. Apartmanların ortasında sıkışıyor umutları. Koşamıyorlar, kavga edemiyorlar, bağıramıyorlar…. Şimdi ki çocukların tek eğlencesi internet, cep telefonu… Babaları akşam gelince televizyon izliyor, anneleri çalışıyorsa şayet ya ev işi yapıyor ya da… Çocuk her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor. Ve yalnızlaştıkça sağlıksızlaşıyor. Geçen yıllarda bir öğrencimin bir cümlesi geldi aklıma.14 yaşındaydı, anne ve babası çalışıyordu. Ekonomik durumları son derece iyiydi. “Annem bir kez olsun benim için yemek yapsın. Hep hazır yemekten bıktım diyordu.” Onun böyle bir soruna takılacağını hiç düşünmemiştim.
Bu konuları kimle paylaşsam “zaman” diyorlar. Biz yapı olarak böyleyiz işte. Hep başka bir nesle de başka birinde ararız suçu. Çocukluktan veriliyor bu bize. Mesela çocukken düştün ve ağlamaya başladın. Baban gelir…”Oğlum burası mı acıttı seni gel dövelim” der ve yeri tekmelemeye başlar. Böyle bir durumda çocuk susar. Nasıl bir duygudur. Geçenlerde yeğenim tepsiye takılıp düştü. Babası geldi aynı şeyi yaptı… Şimdi suçu zamana, yeni nesle atmak çok doğru gelmiyor bana. En azından birkaç saatliğine evde ki televizyon, bilgisayar her şeyi kapatıp, çocuklarını başına toplayıp onlarla sohbet edebilirsin. Oyun oynayabilirsin. Mesela bu akşam yapsana “İsim-Hayvan-Şehir” oynayın hep beraber. Çok zevkli olacak inan. Sonra her sabah kalktığında evdekilere “Günaydın” diyebilirsin. Komşularına, iş arkadaşlarına selam verebilirsin. Hatırlarını sorabilirsin. Büyüklerini ziyarete gidebilirsin. Halanı, teyzeni, amcanı… En son ne zaman gördün? Bir de en korkuncu var. İş güç geçim derdine düşüp kendi ana-babasını, kardeşlerini unutanlar. Hangi nesil daha şanslı? Bunun kararını siz vereceksiniz. Ve fakat şunu unutmayalım.
Ne kadar çağdaşlaşırsak çağdaşlaşalım bazı değerlerin unutulmaması gerekir.İç dünyamızın sağlığı haftalık alınan terapi seansları ile düzelmez. Gerçek ihtiyacımız olan şey, elimizde mümkün bulunan şeydir. Yani ona sahip olmak için bir koşula ihtiyacımız yok unutmayın. Çocuklarımıza sevgimizi onlara en marka cep telefonu alarak göstermeyelim. Çocuğumuzun robotlaşmasına izin vermeyelim. Onlarda bizim gibi çocukluk yaşasınlar… Koşsunlar, Düşsünler, Kavga etsinler, Üstlerini kirletsinler, Ağaca çıksınlar…. Aksi takdirde gelecek nesilden çok şey beklemeye hakkımız yok !
Sevgilerle….

Eğitimhane Giriş – Ders Eğitimhane

Eğitim-öğretim hayatının her dönemi, hem öğrenciler hem de veliler için bir yardım kılavuzu gerektiriyor. Bilmediği konular hakkında bilgi almak, merak ettiklerini öğrenmek içinse öğrencilerin başvurduğu ilk adreslerden birisi, egitimhane.com oluyor. Peki, egitimhane.com’da neler bulabilirsiniz? Egitimhane.com‘a nasıl kayıt olunur?

Egitimhane’ye nasıl kayıt olunur?

Eğitim alanıyla ilgili son gelişmeleri takip etmek, çeşitli sınıfların ders ve ödevleriyle ilgili bilgi almak için kullanabileceğiniz eğitimhane.coma’a üye olmak oldukça basit. Öncelikle kullandığınız tarayıcıdan www.egitimhane.com adresini tıklayın. Açılan ekranın sağ üst köşesinde yer alan Üye Ol butonuna tıklayın. Karşınıza çıkan Üyelik Sözleşmesini okuyup onaylayın. Bu noktadan sonra sitenin ve sistemin sizden istediği bigileri girmek durumundasınız. Kullanıcı adı, şifre ve e-posta bilgilerinin yanı sıra cinsiyet ve doğum tarihi gibi soruları cevaplamanız gerekiyor. Son aşamada ise güvenlik doğrulamasını yapmalısınız. Tebrikler, artık eğitimhane.com kullanıcılarından birisiniz!

Eğitimhane.com’a Üye Olmak İçin Tıklayın

 

Eğitimhane’de neler var?

Öğretmen, öğrenci ve velilerin başvurduğu önemli kaynaklardan biri olan eğitimhane.com, 3 ana başlığa ayrılıyor.

Bunlardan ilki Dosyalar başlığı…

  • burada 1’den 12. sınıfa kadar ilgili tüm derslerin başlık ve içeriklerini
  • okul öncesi ve özel eğitim dosyalarını
  • idareciler için toplanan verileri
  • çeşitli eğitim kaynaklarına
  • belirli gün-haftalarla ilgili pek çok detaya ulaşabilirsiniz
  • ayrıca öğrenci kulüpleri
  • seminer bilgileri
  • rehberlik
  • genel program
  • KPSS eğitimi ile ilgili de dökümanlara Dosyalar başlığından ulaşabilir, cihazınıza indirebilirsiniz.

Eğitimhane Forumu

Eğitimhane.com’un bahsedeceğimiz ikinci ana başlığı ise Forum‘dur.

Burada tıklanan son 100 konu öncelikli olarak çıkacak. Çeşitli konularda açılan başlıklara tıklayarak, yazılan yorumları görebilir hatta siz de konu ile ilgili görüş bildirebilirsiniz. Okuyacağınız zengin içeriklerin size büyük fayda sağlayacağı yadsınamaz bir gerçek…

Sitede karşılaşacağınız üçüncü ana başlık ise Haberler’den oluşuyor.

Öğretmenleri, okulları, öğrenci ve velileri ilgilendiren her konu burada paylaşılıyor. Sistem kullanıcıları ise haberlerin altındaki bölümde arzu ederse yorum yazabilir. Böylelikle haberle ilişkili olarak bireyler değerlendirmelerini aynı ortamda bildirebiliyor.

Egitimhane.Com’da bulunan içeriğin tüm hakları Egitimhane.Com’a aittir. Bu içerik, sadece kişisel kullanım içindir, izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanamaz. Başka yerde kaynak gösterilmeden ve ilgili yere link verilmeden yayınlanamaz.

Daha detaylı bilgi almak için sonhaber.org.tr‘yi ziyaret edebilirsiniz.

Yükselen Burç Hesaplama

Yükselen burç hesaplama Rezzan Kiraz

Yükselen burç hesaplama, bireyin doğduğu saat ve doğum tarihi kullanılarak yapılan bir hesaplamadır. Doğduğumuz tarih burcumuzu gösterirken doğduğumuz saat ile beraber tarihimiz yükselen burcumuzu gösterir. Rezzan Kiraz, ünlü yükselen burç hesaplaması ile doğru yükselen burcunuzu hesaplayarak burcunuza göre yükselen burcunuzun nasıl şekillendiğini, aşk, ihtiras kıskançlık ve diğer tüm konularda karakterinizin yükselen burcunuza göre nasıl şekillendiği ile ilgili bize bilgiler verir. Yükselen burç hesaplama Rezzan Kiraz ünlü bir hesaplama biçimi olarak bilinir. Yükselen burç hesaplama konusunda Rezzan Kiraz çok başarılı olduğu gibi, aynı zamanda çeşitli internet sitelerinden de yükselen burç hesaplamanızı otomatik olarak yapabilirsiniz. Örneğin bir internet sitesinde doğum tarihinizin ve saatinizin sorulması ile bir tık ile hangi yükselen burcuna sahip olduğunuzu bulabileceğiniz bir program bulunmaktadır. Bu tarz programlar hem birçok internet sitesinde bulunmaktadır hem de sizin de yükselen burç tablosu aracılığı ile programsız olarak öğrenebileceğiniz bilgiler olarak bilinmektedir. Bunun dışında ünlü astrologlardan, falcılardan veya Rezzan Kiraz gibi medyatik isimlerden de randevu alarak yükselen burcunuzun ne olduğunu öğrenebilirsiniz. Örneğin gündüz 6.00 ile 6.15 arasında doğan kişilerin yükselen burcu Oğlak olmaktadır.

 

Yükselen Burç Özellikleri Nelerdir?

Burçlarımız genel olarak karakterimizin nasıl şekillenmiş olduğunu ve genel olarak hayata bakış açımızı anlatırken yükselen burçlar ise gündelik hayatta spontane durumlarda nasıl tavır alıp nasıl davrandığımızı, aşk, başarı ve mutluluk hallerine nasıl tepki verdiğinizi anlatmaktadır. Yani yükselen burcunuz gündelik hayat özelliklerinizi yönetir. Yükselen burç özellikleri nelerdir diye soranlar dikkat, yükselen burç özelliklerinin genel burç özellikleri ile çatıştığı zamanlarda genel olarak genel burcun özellikleri baskın olmak durumundadır. Yani hem yükselen burç hem de ana burç, genel olarak etkilidir. Eğer yükselen burcunuzun sizi nasıl etkilediğini öğrenmek istiyorsanız yapmanız gereken şey internette kendi burcunuzu ve yükselen burcunuzu belirterek bir çift halinde aramak ve araştırma yapmaktır.

Yükselen Burç Tablosu

Yükselen burç tablosu bir sütunda genel burç bir sütunda ise doğum saati olmak üzere oluşacak yükselen burç aralıklarını gösteren tablodur. Bu burç aralıklarında satırda doğum saatleri aralıkları sütunda olduğunu düşünürsek satır ve sütunun çakıştığı yeri bularak oradaki yeri yükselen burcunuz olarak kabul edebilirsiniz. Yükselen burcunuz ana burcunuz ile çakışarak sizin genel karakterinizi ve gündelik hayatınızda nasıl davrandığınızı belirlemektedir. Örneğin başak burcunda olan bir kişi eğer sabah dokuzu on gece doğmuş ise yükselen burcu terazi’dir. Ve bir başak burcundaki kişinin yükseleninin terazi olması ile bir aslan burcundaki bireyin yükseleninin terazi olması birbiri ile birebir aynı iki şey değildir. Çünkü ana burcumuz da yükselen burcumuzun hayatımızı ve gündelik tavırlarımızı nasıl değiştireceğini etkilemektedir. Yani ortada çift taraflı bir etki söz konusudur.Oğlak burcu erkekleri nasıl kadınlardan hoşlanır

Oğlak burcu erkeği farklı bir karaktere sahiptir. Oğlak burcu erkeğini belirli bir kalıba sokmak ya da klasik erkeklere benzetmek oldukça zordur. Kendine özgü davranışları vardır. Bundan dolayı oğlak burcu erkeğinin hoşlandığı kadın profili her zaman merak konusu olmuştur. Yazımızı daha fazla uzatmadan oğlak burcunun hoşlandığı kadın tipinden bahsedelim.

Düzenli olun

Oğlak erkeğinin burç yorumunda düzen vardır. Oğlak burcu erkekleri evi dağıtan erkeklere benzemez. Oğlak erkekleri düzeni sever. Bu yüzden oğlak erkeği düzeni seven kadınlardan hoşlanır. Çünkü oğlak erkeği sevdiği insanında düzenli ve tertipli olmasını ister.

Açık konuşun

Oğlak burcu erkeği kendisiyle her konuyu açık ve net bir şekilde konuşan kadınlardan hoşlanır. Çünkü onların doğasında sır, gizlilik pek yoktur. Olan biten her şeyi laf kalabalığı yapmadan bir çırpıda anlatan kadınları severler. O yüzden oğlak erkeğini tavlamak istiyorsanız lafı dolandırmadan açık konuşmak gerekir.

Zeki kadınlar olun

Oğlak erkeği zeki kadınlardan hoşlanır. Zeka oğlak burcu erkeği için kadının üzerinde duran önemli süslerden biridir. Çünkü oğlak burcu erkekleri astroloji biliminin en çalışkan ve zeki olanıdır. Bu yüzden yanlarında onun kadar zeki olan bir kadın ile evlenmek isterler. Ama hatırlatmalıyım ki oğlak burcu erkekleri kendinden zeki olan insanlara karşı nefret etme eylemindedirler. Bu yüzden zeki olsanız bile oğlak burcu erkeği ile yarışa girmemeye dikkat edilmemelidir.

 

Güven verin

Oğlak burcu erkekleri dışarıdan bakıldığında özgüven sahibi kişilerdir. Ancak iç dünyasında genelde yalnızlık hissi vardır. Bu yüzden yalnızlığını paylaşacak birine ihtiyacı vardır. Tam bu noktada oğlak burcu erkeğine güven veren bir kadının varlığına ihtiyaç duyar. Güven veren bir kadına rastladıklarında onu severler ve onlara içini açarlar.

 

Onu Tanıyın

Oğlak burcu erkeklerinin muzdarip olduğu konulardan birisi ise on kimsenin anlamaması ve tanımamasıdır. Bu durumdan dolayı oğlak burcunu derinden etkilemek isteyen kadınlar onu anlamalı ve tanımak gayret göstermelidir. Zaten oğlak burcu erkeği gayret gösterildiğini görünce sizden hoşlanacaktır.

Oğlak burcu erkeğinin hoşlandığı kadınlardan bahsettik. Oğlak erkeğinin hoşlandığı kadınlardan olmak istiyorsanız bahsettiğimiz konulara dikkat edip onları uygularsanız emin olun oğlak burcu erkeği sizden hoşlanacaktır.

Akrep için mutluluk yolda

 

 

Sosyal ilişkilerinde gelişme yaşayan Akrep ise ikili ilişkilerde mutlu olacak. Aktif dönemdeki Oğlak, bugünlerden eskisinden fazla başarıyı düşünüyor. Çevresine saldırgan davranan İkizler, sinirlerine hakim olmayı öğreniyor.

Sağlık yönünden iyi bir gündesiniz büyük veya küçük ama bir mal edinmek için gayret gösterebilirsiniz. Bugün sosyal hırslarınız ön plana çıkacak. Başarıyla ekip çalışmalarına katılabilirsiniz. Mektubunuz var.İşvereniniz veya resmi daireler ya da eğitmenlerinizle olan ilişkilerinizde olumlu gelişmeler olacaktır, akşama doğru genel bir mutluluk havasında olacaksınız. Yaratıcılığınıza sınır tanımadığınız bir dönemdesiniz.Asi ve saldırgan davranabilirsiniz öğlen saatlerinde sinirlilik ve iç huzursuzluğu görülebilir, eğer isterseniz ruhsal gerginlikleri atlatma isteğiniz size yardımcı olacak. Sinirlerinize hakim olmanın yollarını arayın.Bir çok işin üstesinden gelebilecek gücünüz var ve kendi başına iş yapma isteğiniz yoğun. Kararlılık ve amacınızın bilincinde olmanız size başarı getirecektir, bu günlerde mesleğinizde ilerleme gözüküyor.Çevreniz ve tanıdıklarınız tarafından sevileceksiniz. Kadınlarla bugün iyi ilişkiler içinde olacaksınız ve aynı zamanda da arkadaşlık duygularınız güçlenecek ama gizemli bir aşk ilişkisine girebilirsiniz.Düşünceleriniz her zamankinden daha sağlıklı, bu gün plan yapma ve yapabilme gücüne sahipsiniz, organizasyon kabiliyetiniz iyi. Gerçekçi yaklaşımlarınız sile bugün her şeyi satabilirsiniz.Bugün düşünsel ve davranışsal değişimler gözlenecek, dağınıklık, yüzeysellik güvenilmezlik ve saygısız davranışlar oluşabilir. Hatta size bugün yalancı ve inkarcı diyebilirler. Borsada düşük kazanç olacak.Bugün düşünsel ve davranışsal değişimler gözlenecek, dağınıklık, yüzeysellik güvenilmezlik ve saygısız davranışlar oluşabilir. Hatta size bugün yalancı ve inkarcı diyebilirler. Borsada düşük kazanç olacak.Bugün aşık ve mutlusunuz, cana yakın olacak ve çekici özellikleriniz ön planda çıkacaktır. Kendinizi çevrenize veya insanlara sevdirebilirsiniz ve de gerekli kişilerle uyumlu ilişkiler kurabilirsiniz.Faal olma arzunuz eskisinden daha çoğalacağından başarı hırsına kapılabilirsiniz. Okulla veya resmi yerlerle ve işverenle olan ilişkilerinizde başarı ya da en azından ılımlılık gözüküyor. Şahitlik yapabilirsiniz.Nedense rahat yaşama isteği bu dönemde iyice ortaya çıkacak ve size bazı sorunlar yaratacaktır. Bir konuda başarısızlık ve ihtilaflar sizi yıldırmasın öte yandan bir haber mutluluk hislerinizi yoğunlaştıracak.İlişkilerinizi ve sosyal konumunuzu gözden geçirmeniz için iyi bir gün. Kural ve kanunlara karşı gelme fikri aniden doğabilir veya bir olay sizi kızdırabilir. Evlilikte ihtilaf ve uyumsuzluk gözükebilir, para harcamayın.

Burç Tarihleri için linke tıklayarak geçiş yapabilirsiniz.

GÜL SUYUNUN FAYDALARI

Gül suyu antiseptik ve antibakteriyel özelliği olan doğal cir güzellik kaynağıdır. Yaygın olarak kozmetik sanayide kullanılır. Bununla beraber bir çok iç hastalığının tedavisinde de kullanıma uygundur. Uzun yıllar boyunca özellikle cilt bakımı için kullanılan gül suyu enfeksiyonel cilt hastalıkların tedavisinde de çözüm niteliğindedir. Bu bağlamda gül suyunun cilde faydaları :
  • Gül suyu cilt kızarıklıklarını gidererek cildin renk tonunu sabitler.
  • Antibakteriyel ve antiseptik olmasından dolayı iltehap giderici etkisi bulunmaktadır.
  • Ciltte birikmiş ölü deriyi temizleyerek gözeneklerin açılmasını sağlar.
  • Gül suyu mat ve sönük olan cildi yağlandırmadan doğal parlaklık kazandırır.
  • Ciltte rahatlamayı sağlayarak stres faktörünü en aza indirger. Dolayısıyla rahat bir uyku uyunmasını sağlar.Çünkü gül suyu bir çok esansiyel yağ içermektedir.
  • Doğal ve hoş kokusundan dolayı dikkat dağınıklığını giderir ve enerji verir.
  • Günün sonunda pamukla uygulanan gül suyu cildin gün içinde maruz kaldığı kirden ve yağdan arındırır.
  • Pamuk yardımıyla gözde bekletildiğinde göz yorgunluğunu alır ve göz nezlesine karşı koruma sağlar.
  • Cilt kuruluğunu gidererek nemlenme sağlar.
  • Akne oluşumunu engeller ve var olan aknelerin giderilmesi sağlar.
  • Göz altında oluşum gösteren morlukların ve şişkinliklerin en aza indirgenmesini sağlar.
  • Yaşlanmanın etkisiyle meydana gelen sarkma ve kırıkların oluşumunu geciktirerek cildin elastik yapısını korumada etkilidir.Çünkü içerisinde bol miktarda A ve E yağı mevcuttur.
  • Cildin PH dengesini korur.
  • Alerjik reaksiyonlara karşı cili korur.
  • Güneş yanıklarına uygulandığında yanma hissini azaltır ve yanıkları tedavi eder.
  • Masaj yaparak cilde uygulandığı takdirde selülit oluşumunu engeller ve var olan selülitlerin tedavisinde etkili sonuç verir.
  • Kan dolaşımı açısından hızlandırıcı etkisi vardır.
  • Özellikle hassas cilt yapısına hücreleri kuvvetlendirerek destek olur.
Gül suyu sadece cilt için kullanılan bir ürün değildir. Gül yapraklarının kaynatılarak içilmesi de bir çok rahatsızlığa iyi gelecektir. Gül suyunun diğer faydaları :
  • Boğaz ağrıların dindirir. Öksürüğü keser.
  • Ağızda gargara yapıldığında ağız kokusunu keser ve diş yapısını kuvvetlendirir.
  • Mide problemlerine karşı (ülser gibi) tedavi edicidir.
  • Sindirim sisteminin çalışmasında ve bağırsak hareketlerinin düzenlenmesinde etkilidir.
  • İdrar söktürücü etkisi vardır.
  • Adet düzensizliği olan kadınlarda kanamanın düzene girmesini sağlar.
Kozmetik amaçlı üretilen gül suyu kesinlikle tüketilmemelidir. Eğer gül suyu tüketmeyi düşünüyorsanız gül suyu yapraklarını evde kendiniz kaynatarak çay halinde tüketmelisiniz. Bunun dışında kozmetik amaçlı üretilen gül suyunu pamuk yardımıyla cilde uygulamalı ve işlem bittikten sonra durulama işlemi uygulamamalısınız.

Türkçenin İngilizcesi

Bu yazımızda Türçenin inglizcesi aramasını yapan kullanıcılar için, Türkçe’yi ingilizceye çevirme amaçları için detaylı bilgiler vereceğiz.

 

İngilizce Sözlük www.ingilizcesi.com

 

İlk olarak Türkçe’nin ingilizcesi, Turkish dir.

Aşağıdaki tabloda 200 farklı Türkçe kelimenin ingilizcesi Google Translate kullanılarak verilmiştir.

200  Adet Türkçe Kelimenin İngilizce Çevirisi

nasılsın ingilizcesi how are you doing
ayların ingilizcesi of the months
iş ingilizcesi business
ilker kaleli ingilizcesi İlker Kaleli
rica ederim ingilizcesi You’re welcome
renklerin ingilizcesi your colors
hukuk ingilizcesi law
burçların ingilizcesi your zodiac signs
saatin ingilizcesi your watch
ingilizcesi english
amerikan ingilizcesi American
yok ingilizcesi no
günlerin ingilizcesi your days
silginin ingilizcesi your eraser
yüksek lisans ingilizcesi graduate
makasın ingilizcesi your scissors
hayvanların ingilizcesi your animals
annenin ingilizcesi your mother’s
morun ingilizcesi purple
derslerin ingilizcesi your lessons
işletme bölümü ingilizcesi business department
avustralya ingilizcesi Australia
kalemtraş ingilizcesi sharpener
ülkelerin ingilizcesi of countries
kaplumbağa ingilizcesi tortoise
balon ingilizcesi balloon
masanın ingilizcesi your table
bisikletin ingilizcesi your bike
elmanın ingilizcesi of apple
filin ingilizcesi your elephant
yeşil pasaport ingilizcesi green passport
ingiliz ingilizcesi British
afiyet olsun ingilizcesi enjoy your meal
ingilizcesi türkçesi english turkish
el ingilizcesi hand
turizm ingilizcesi tourism
ip atlamak ingilizcesi jump rope
karpuzun ingilizcesi your watermelon
kasım ingilizcesi November
aylar ingilizcesi months
patlıcan ingilizcesi eggplant
silgi ingilizcesi eraser
matematik ingilizcesi maths
günaydın ingilizcesi Good Morning
sonbahar ingilizcesi autumn
kuşun ingilizcesi your bird
cetvel ingilizcesi ruler
at ingilizcesi horse
almanya nın ingilizcesi of germany
baykuş ingilizcesi owl
haziran ingilizcesi June
kuş ingilizcesi bird
satranç ingilizcesi chess
türkçe ingilizcesi Turkish
konuşma ingilizcesi talk
iyi akşamlar ingilizcesi Good evening
havacılık ingilizcesi aviation
ekim ingilizcesi October
2 ingilizcesi 2nd
uğur böceği ingilizcesi ladybug
iyi geceler ingilizcesi Goodnight
kaplan ingilizcesi Tiger
doktor öğretim üyesi ingilizcesi doctor lecturer
kalemin ingilizcesi of the pen
kahverengi ingilizcesi Brown
dolabın ingilizcesi your closet
sandalyenin ingilizcesi of the chair
zürafanın ingilizcesi your giraffe
ev ingilizcesi home
sincap ingilizcesi squirrel
yunanistan ın ingilizcesi of greece
televizyon ingilizcesi television
mülakat ingilizcesi interview
merhaba nın ingilizcesi hello you
dolap ingilizcesi cabinet
türkçe nin ingilizcesi of Turkish
sayıların ingilizcesi your numbers
doktora ingilizcesi doctorate
bin ingilizcesi thousand
mevsimlerin ingilizcesi your seasons
körebe ingilizcesi blind
pasta ingilizcesi cake
tecavüz ingilizcesi rape
ingiltere nin ingilizcesi of england
meyvelerin ingilizcesi your fruits
hayat devam ediyor ingilizcesi life goes on
peynirin ingilizcesi the cheese
dilin ingilizcesi your language
ingiltere ingilizcesi England
ayının ingilizcesi of the bear
armutun ingilizcesi your pear
12 ingilizcesi 12
evin ingilizcesi your house
kitap ingilizcesi book
saat ingilizcesi hour
papağan ingilizcesi parrot
babanın ingilizcesi your father
öğretmen ingilizcesi teacher
aslanın ingilizcesi your lion
muhasebe ingilizcesi accounting
sonbaharın ingilizcesi your autumn
gökkuşağı ingilizcesi rainbow
grinin ingilizcesi of gray
tureng ingilizcesi tureng
kitabın ingilizcesi your book
beyazın ingilizcesi of white
aralık ingilizcesi December
bilgisayar ingilizcesi computer
zürafa ingilizcesi giraffe
ailenin ingilizcesi your family
seyahat ingilizcesi travel
denizcilik ingilizcesi marine
armut ingilizcesi pear
günaydının ingilizcesi good morning
koltuk ingilizcesi armchair
bayrakların ingilizcesi your flags
kraliçe ingilizcesi queen
5 ingilizcesi 5
gorilin ingilizcesi gorilla
mutlunun ingilizcesi your happy
hesap makinesi ingilizcesi calculator
süpersin ingilizcesi you are super
tavşanın ingilizcesi nedir what is your rabbit
sana aşığım ingilizcesi I am in love with you
senin ingilizcesi your
kelimesinin ingilizcesi of the word
is ingilizcesi business
kahverenginin ingilizcesi of brown
at ın ingilizcesi horse’s
prensesin ingilizcesi your princess
huzur ingilizcesi serenity
benim sevgilim ingilizcesi my darling
arkadaş ingilizcesi friend
kitap okumak ingilizcesi reading books
hoşbulduk ingilizcesi We’re [I’m] glad to be here
sen nerelisin ingilizcesi where are you from
kabin memuru ingilizcesi flight attendant
ay ingilizcesi ne demek what does the moon mean
ukrayna nın ingilizcesi ukrainian
haber ingilizcesi news
lütfen ingilizcesi Please
mısır ingilizcesi Egypt
üç ingilizcesi three
doç dr ingilizcesi Associate Professor
yaşlı ingilizcesi old
savaş ingilizcesi war
türkiye nin ingilizcesi Turkey’s
anlamadım ingilizcesi I did not understand
halkla ilişkiler ingilizcesi public relations
kalem ingilizcesi pen
huzurum ingilizcesi my peace
temmuz ingilizcesi July
pilot ingilizcesi pilot
dedenin ingilizcesi your grandfather
saatin ingilizcesi nedir what is your watch
amerikan ingilizcesi çeviri american translation
iş ingilizcesi pdf business pdf
zebra ingilizcesi zebra
uçurtma ingilizcesi Kite
uygulama ingilizcesi application
sıcak ingilizcesi hot
yılanın ingilizcesi your snake
geminin ingilizcesi of the ship
eldivenin ingilizcesi your glove
kahvenin ingilizcesi your coffee
dilin ingilizcesi nedir what is your language
mahallenin ingilizcesi your neighborhood
koşmanın ingilizcesi of running
kapının ingilizcesi door
görüşmek üzere ingilizcesi See you
aşk ingilizcesi love
can ingilizcesi Bell
kaplumbağanın ingilizcesi nedir what is your turtle
çayın ingilizcesi tea
iyi günler ingilizcesi have a nice day
amerikan ingilizcesi öğrenin learn american
avm ingilizcesi mall
saklambacın ingilizcesi hide agent
pandanın ingilizcesi panda
bilgisayarın ingilizcesi of your computer
beden eğitimi ingilizcesi physical education
şeftalinin ingilizcesi of peach
caminin ingilizcesi of the mosque
olmak yada olmamak ingilizcesi to be or not to be
13 ingilizcesi thirteen
bokun ingilizcesi your shit
insanın ingilizcesi of man
cennet annelerin ayakları altındadır ingilizcesi Paradise is under the feet of mothers
parmağın ingilizcesi your finger
beyaz ın ingilizcesi white in
umrumda değil ingilizcesi I do not care
aslan ingilizcesi Lion
bebeğim ingilizcesi my baby
önemli değil ingilizcesi it does not matter
muhteşem ingilizcesi spectacular
okulun ingilizcesi nedir what is your school
çantanın ingilizcesi nedir what is your bag
bitanem ingilizcesi sweetheart
dikdörtgen ingilizcesi rectangle
burunun ingilizcesi your nose

Yeminli tercümanlarımız sizin için hayati öneme sahip belgeleri, tezleri, ihale evrakını, sözleşmeleri, ticari yazışmaları, vize başvuru belgelerini tercüme eder ve gerekirse bu evrakları Noter kanalıyla tasdik ettirerek belgelerinizin tüm dünyada geçerli ve yasal belgeler olmasını sağlar. İstenmesi halinde, apostil ve Dışişleri Bakanlığı tasdiki de büromuzca yapılır.

DİL İNSAN, YAZI MEDENİYET, TERCÜME HOŞGÖRÜDÜR

tercümanHer gün milyonlarca insan bir yerden bir yere gitmek, bir ürün satın almak, bir ihtiyacını gidermek, bir kuruma başvurmak, eğitim almak, aldığını ve gördüğünü anlamak, yeni insanlar ve yerler tanımak, kısaca hayatta kalmak için belge ve bilgiye ihtiyaç duyar…

Belgenin bilginin olmadığı yerde medeniyetten ve hoşgörüden söz edilemez.

NOTER ONAYLI YEMİNLİ TERCÜME

Dünyanın herhangi bir yerinde Türkçe tercüman aradığınızda, Rehberlik veya Danışmanlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunda, Okeanostercume.com.tr’nin güçlü altyapısı ve sinerjisi ile müşterilerine her dilde tercüme, çeviri, rehberlik, danışmanlık ve lokalizasyon hizmetleri sundu ve sunmaya devam ediyor.

200 ÜLKEDE YEMİNLİ TERCÜMAN

Dünya giderek küçülüyor ve ekonomi her geçen gün daha global hale geliyor. Ancak her “köy”de farklı milletler, ayrı lisanlar gizlenmiş.

 

Çeviri Sanattır

 

Dünya her geçen gün kendi alanlarında uzman insanların başka alanlarda uzman insanlarla işbirliği halinde yeni atılımlar yaptığına tanık oluyor. Böyle bir ortamda, kendi mesleklerinde uzman kişiler bir birbirinden farklı uzmanlık alanlarına sahip kişi ve işletmelere hizmet vermek için bir araya gelmektedirler.

Bizim sitemiz de böyle bir ihtiyaçtan doğmuş, tercüme işine yıllarını vermiş, teknik donanıma sahip yeminli tercüman arkadaşları bir çatı altında toplamayı hedeflemektedir.

Başta İngilizce, Almanca ve Fransızca olmak üzere her dilde noter yeminli tercüme, ardıl ve eşanlı çeviri, web sitesi ve yazılım lokalizasyonu, yurtdışı refakat ve yazışma taleplerinizi profesyonel yeminli tercümanlar eliyle ve en güncel yazılımlar kullanılarak yapılması konusunda çözüm ortağınız oluyoruz.

 

YAZILI TERCÜMELER

İşletme İle İlgili  ve Hukuki Metinler: Mahkeme kararları, sözleşmeler, resmi belgeler, mevzuat, patentler, faturalar, irsaliyeler, yatırım teşvik belgeleri, faaliyet raporları, tapu belgeleri.

Teknik Metinler: Araçlar, dayanıklı tüketim malları, bilgisayarlar ve diğer teknolojik cihazlar için bakım kılavuzları, eğitim dokümanları, kataloglar, ihale şartnameleri.
Yazılımlar: Bilgisayar programları, yazılımlar, CD ve elektronik yayınlar.
Web Sayfaları: İnternet sayfaları, dokümanlar, e-postalar.
Makaleler: Teknik ve bilimsel konulu makaleler.

    SÖZLÜ TERCÜMELER

Ardıl Tercüme: Toplantılar, iş görüşmeleri, montajlar, TV ve radyo programları, turizm rehberliği, resmi açılışlar, mahkeme duruşmaları, nikah çevirileri, noterde sözlü çeviriler (vekalet, kefalet, muvafakatname vb.), iş sözleşmeleri.

Eşzamanlı/Eşanlı (Simultane) Tercüme: Bilimsel toplantılar, eğitim programları, televizyon ve radyo programları v.b.

    ÇEVİRİ KONTROLLERİ
Elinizdeki metinlerin tercüme redaksiyonları.

  ÖZEL DİL EĞİTİM DERSLERİ
Eğitimci tercümanlarımız tarafından kurumlara toplu eğitim ve özel eğitim programları.

Finansal Tercüme çalışmalarımızdan bazıları:

  • Banka Raporları
  • Makro ekonomik anket çevirisi
  • Öz sermaye araştırma çevirisi
  • Hisse bilgileri
  • Kar ve zarar raporlar
  • Sigorta Poliçeleri
  • Ticari Sözleşmeler
  • Resmi ve Sicil Gazeteleri
  • Fatura çevirisi
  • Strateji belgeleri
  • Yıllık raporlar
  • Prospektüsler
  • Faaliyet Raporları
  • Bilançolar
  • Teklifler
  • Bankacılık & Finans Evrakları
  • İhale Evrakları
  • Uluslararası Taahhütler
  • Raporlar
  • Toplantı Tutanakları
  • İmza Sirkülerleri
  • Vekaletnameler
  • Faturalar
  • Şirket Tanıtım Evrakları

Finansal tercüme çalışmalarımız hakkında detaylı bilgi almak ve avantajlı fiyat fırsatlarından yararlanmak için bizi arayabilirsiniz.

 

Sözlü tercüme dil grubu

Konferans Çevirmeninin Dil Grubu

Çoğu durumda konferans çevirmenleri, pasif dillerinden aktif dillerine çeviri işlemini gerçekleştirmektedir. Ana dilleri çevirmenlerin aktif dilleri olarak tanımlanmakta ve kimi zaman da A-dili olarak da adlandırılmaktadır.

Bazı çevirmenler ise kendi ana dillerini dışında bir dilde üstün yeteneklere sahip olup diğer konuştuğu dillerden bu dile çeviri işlemini gerçekleştirebilmektedir. Bu da onların ikinci bir aktif dile sahip oldukları anlamına gelmektedir. Kendi ana dilinden ikinci bir aktif dile çeviri yapabilen bir çevirmen aslında “retour” denilen işlemi gerçekleştirmiş olur. Retour diline sahip olan kimi çevirmenler bu dil için simültane yönteminden ziyade yalnızca ardıl çeviri işlemini gerçekleştirmektedirler.

Az sayıdaki çevirmen ise sahip olduğu tüm dillerden ikinci aktif diline çeviri işini gerçekleştirebilmektedir. Bu çevirmenlere “second full booth” ikinci kabin yakıştırması da yapılmaktadır. Çok az sayıdaki kimi çevirmen ise 2 den fazla aktif dile sahiptir.

Pasif diller, çevirmenin kusursuz olarak anladığı ve çoğu zaman da belirli ölçülerde konuştuğu ancak bu dilde çalışmak için yeterli seviyede olmadığı dillere verilen addır.

AIIC, Uluslar arası Konferans Çevirmenleri Birliği bu diller için aşağıda verilen şu tanımları kullanmaktadır:

Aktif diller:

A: Çevirmenin sahip olduğu tüm dillerden bu dile ve bu dilden tüm sahip olduğu diğer dillere, simültane, ardıl ve kabin yöntemleri kullanılarak çeviri işlemini gerçekleştirdikleri ve çevirmenin ana dili (ya da ana dile eş değer diğer bir dil) olarak konuştuğu dillerdir. Bütün üyelerin en az bir “A” dili olmalı ancak bu sayı birden fazla da olabilmektedir.

B: Çevirmenin ana dili dışında konuştuğu dildir. Çevirmen bu dilde kusursuz hakimiyete sahiptir ve sahip olduğu diğer dillerden bu dile ve bu dilden diğer dillere çeviri işlemini gerçekleştirebilmektedir. Kimi çevirmenler “B” diline aşağıdaki çeviri türlerinden yalnızca birini kullanarak çeviri işlemini gerçekleştirmektedirler.

Pasif Diller:

C: Çevirmenin tam kapasite anlayabildiği ve bu dilden diğer dillere çeviri yapabildiği dillere denir.

Türkçenin ingilizcesi

Exit mobile version