türü işletim sistemlerinde kullanılmak üzere oluşturulmuş hafif denilebilecek bir masaüstü ortamıdır. Hızlı olmaya ve sistem gereksinimleri fazla kullanmamaya odaklanan bu ortamda aynı zamanda görsel açıdan çekici ve kullanıcı dostu bir yapıya sahip olmak da hedeflenmiştir.
Xfce klasik UNIX filozofisi ile kullanılabilirlik ve modüler olmayı bir araya getiren bir yapıdır. Kullanıcıların modern bir masaüstü ortamından beklentilerini karşılayacak tüm gereksinimleri karşılayabilmek için birkaç bileşene sahiptir. Bu özellikler ayrı ayrı paketlere ayrılmış halde tutulurlar ve mevcut paketler arasından seçiminizi yaparak kendinize en uygun kişisel masaüstü yapınızı oluşturabilirsiniz.
Özellikleri
Xfce bir masaüstü ortamından bekleneceğiniz tüm işlemleri gerçekleştirmek üzere birkaç ana bileşene sahiptir. Bunlar;
Pencere Yöneticisi
Ekrandaki pencerelerin konumlarını ayarlar, pencerelerin veya sanal masaüstlerinin tasarımlarını ayarlamaya ve yönetmeye imkan tanır.
Masaüstü Yöneticisi
Ekrandaki pencerelerin arkaplan görüntülerini belirler ve ana pencere menüsü, masaüstü ikonları gibi elemanları sağlar.
Panel
Açık pencereler arasında geçişi sağlar, uygulamaları çalıştırır, çalışma alanları arasında ve menü eklentileri arasında klasör ve uygulamalar görüntülemek amacıyla geçişler sağlar.
Oturum Yöneticisi
Masaüstündeki giriş ve güç yönetimlerini kontrol eder ve kullanıcılara birden fazla giriş oturum açmaları için izin verir.
Uygulama Kaşifi
Bilgisayarınıza yüklü olan uygulamaları kategoriler halinde gösterir, bu sayede onları hızlı bir şekilde bulabilir ve çalıştırabilirsiniz.
Dosya Yöneticisi
Temel dosya yönetim özelliklerini ve grup şeklinde isimlendirme özelliklerini sağlar.
Temel modüllerin yanı sıra Xfce ek uygulamalar da sağlamaktadır. Bu uygulamalar sayesinde masaüstünüze istediğiniz şekilde çeşitli özellikler kazandırabilirsiniz. Bunlara örnek olarak tekst düzenleyici, ses mikseri, terminal emülatörü vb. gösterilebilir.
Xfce Kurulumu
Xfce’yi kurmak için terminali veya uygulama merkezini kullanabilirsiniz. Uygulama merkezinde doğrudan arama kutusuna Xfce yazmanız yeterlidir. Daha sonra karşınıza onunla ilgili çıkan paketleri indirmeniz gerekir. Bu paketi ayrıca terminal aracılığıyla da kurmanız mümkündür. Örneğin Ubuntu terminalinde
Compiz fusion aynı bilgisayar üzerinde birden fazla pencere kullanabilmenizi sağlayan bir uygulamadır. Bu uygulama sayesinde birden fazla pencere üzerinde farklı işlemleri yürütmeniz mümkün hale geliyor. Compiz pencereler arasında oldukça artistik görünümlü geçişler yapmanıza da olanak verir ve tümüyle apayrı bir deneyim sunar. Compiz birden fazla pencere deneyimini sağlamak için OpenGL kütüphanesini kullanmaktadır.
Neden Compiz Fusion?
Windows ve Compiz Fusion olmayan standart Linux dağıtımlarında bilgisayarınızı tek bir pencere üzerinden kullanabilirsiniz. Bu alan genelde yeterli genişliğe sahip bir alan değildir. Fakat imkanlarınız dahilinde sahip olduğunuz pencereyi kullanmaya çalışırsınız. Compiz Fusion ise size birden fazla pencere kullanma imkanı sağlar. Belirli program veya programları bir pencerede kullanırken, örneğin tarayıcınızı başka bir ekranda kullanabilirsiniz. Compiz basitçe size birden fazla ekran kullanma seçeneği sağlar diyebiliriz. Bu sayede çok daha efektif şekilde sahip olduğunuz alanı genişleterek işletim sisteminizden faydalanabilirsiniz.
Compiz görsel açıdan da büyük bir deneyim sunar. Pencereleriz arasında geçiş yaparken oluşan görsellik oldukça kullanışlı olmasının yanı sıra aynı zamanda havalıdır da diyebiliriz.
Copmiz Fusion’un Özellikleri
Bu pencere yönetimi sistemiyle pencereler arası geçişin haricinde, ekrana zoom özelliği kazandırmak mümkündür. Compiz ayarlarına girildikten sonra zoom özelliği devreye sokulur ve daha sonra ekranın herhangi bir bölümüne büyüteçle bakılıyormuş gibi bir görüntü oluşur.
Küp döndürme özelliği ile ise tüm ekranlarınızı bir küpün yüzleri şeklinde görebilirsiniz. Bu bir hayli kullanışlı bir özelliktir. Çok pratik bir şekilde hangi ekranda hangi alt pencereleri kullandığınız bu özellikle takip edebilirsiniz. Tercih edilmesi halinde ayarlardan sergi görünümü ile de pencereleri görmek mümkün. Bu seçenekte tüm masaüstleriniz yan yana dizileceklerdir. Compiz Fusion ayrıca masaüstünüze yazı yazmanıza da olanak tanır. Eğer mutlaka hatırlamanız gereken notlarınız varsa bu özelliği kullanabilir. Bu özelliğe kısayol tuşları da atayabilirsiniz.
ek çok kişi için bir işletim sisteminin kurulumu oldukça zor bir işmiş gibi görünebilir. İster inanın ister inanmayın ama Linux mümkün olan en kolay işletim sistemi yükleme süreçlerinden birisini sunuyor diyebiliriz. Hatta Linux dağıtımlarından pek çoğu canlı dağıtım adı verilen imkanı da kullanıcılarına sağlıyor – canlı dağıtımlar sistemi bir CD/DVD veya bir USB bellek aracılığıyla kullanabilmek anlamına geliyor. Bu sayede bilgisayarınızın harddiski üzerinde herhangi bir değişiklik yapmanıza da gerek kalmıyor. Tüm işlevleri Linux kurulumunu yapmadan dahi uygulayabiliyorsunuz. Linux’u canlı versiyonu ile deneyerek onu kullanmaya devam etmek isteyip istemediğinize pek tabi karar verebilirsiniz. Daha sonra yükleme ikonuna tıklayarak basit yükleme şablonu ile işlemi bitirmeniz de söz konusu.
Kurulum Süreci
Linux’ta kurulum sihirbazı oldukça basit şekilde kurulum sürecini adım adım geçmenize olanak sağlıyor.
Hazırlık: Öncelikle bilgisayarınızın gerekli sistem gereksinimlerine sahip olduğundan emin olun. Eğer bilgisayarınızı son birkaç yıl içerisinde aldıysanız herhangi bir sistem sorunu yaşamayacaksınızdır. Bu aşamada size üçüncü parti yazılımların da (MP3 oynatıcı, video kodekler vb.) kurulup kurulmayacağı sorulur.
Kablosuz ayarları: Eğer kurulumu bir laptopa yapıyorsanız bu durumda ağa bağlanmanız ve yazılım güncellemelerini bu şekilde elde etmeniz gerekebilir. Disk bölümlendirme: Bu adımda işletim sisteminizin nereye yükleneceğine karar vermeniz gerekiyor. Linux’u başka bir işletim sistemi ile birlikte mi kuracaksınız, tüm diski mi kullanacaksınız veya geçmişte kurduğunuz bir Linux yüklemesini mi güncelleyeceksiniz?
Son olarak yükleme türünü seçerek şimdi yükle seçeneği ile Linux kurulumunu tamamlayabilirsiniz. Bu süreçte seçimini yapmanız gereken diğer şeyler arasında:
Konum: Konumunuzu haritadan seçebilirsiniz. Bu sayede bulunduğunuz saat dilimi ayarlanacaktır.
Klavye düzeni: Sistemin klavye düzenini seçersiniz.
Kullanıcı ayarları: Bu aşamada ise kullanıcı adı ve parola seçimi yapmanız gerekmekte.
Linux’un her türden kullanıcıların ilgisini çekebilecek ve onlar için kullanışlı olacak farklı versiyonları mevcuttur. Yeni kullanıcılardan deneyimli kullanıcılara kadar, Linux’un kasasında ihtiyaçlarınızla örtüşecek bir tat bulabiliyorsunuz. Linux’un bu versiyonlarına “dağıtım” adı verilmekte. Linux’un neredeyse tüm dağıtımlarını ücretsiz şekilde indirmek mümkündür. Bu dağıtımları bir USB veya DVD diske koyarak bilgisayarınıza yüklemeniz mümkündür (veya diğer türde cihazlara).
En popüler Linux dağıtımlarından bazıları Ubuntu, Linux Mint, Arch Linux, Deepin, Fedora, Debian, openSUSE’dir.
Her bir dağıtımın birbirine göre farklı bir avantajı vardır. Bazıları oldukça modern ara yüzleri nedeniyle tercih edilirken (Ubuntu Unity gibi), diğerleri daha geleneksel masaüstü ortamlarına da sahip olabilmektedir (openSUSE KDE gibi). Tercih edebileceğiniz dağıtımı seçmek için en iyi 100 dağıtım listelerine göz gezdirebilirsiniz.
Ayrıca server açısından da sıkça tercih edilen dağıtımlar bulunmakta. Bunlara örnek olarak Red Hat Enterprise, Ubuntu Server, CentOS, SUSE Enterprise örnek gösterilebilir.
Yukarıda bahsettiğimiz server dağıtımlarından bazıları ücretsiz olarak temin edilebilirken bazıları ise belirli bir ücret karşılığında alınabilmektedir. Ücretli olanlar beraberinde destek alma imkanını da getiriyorlar diyebiliriz.
Hangi Dağıtımı Seçmeliyim?
Hangi Linux dağıtımını seçeceğiniz aşağıdaki basit üç soruda yatmakta. Bu sorulara vereceğiniz cevaba göre seçeceğiniz dağıtımın hangisi olması gerektiği de netleşecektir:
Ne seviyede bir bilgisayar kullanıcısısınız?
Modern bir masaüstü görünümümü yoksa standart bir görünüm mü tercih edersiniz?
Server mı yoksa masaüstü mü?
Eğer bilgisayar kullanma becerileriniz göreli olarak basitse, yeni kullanan kişilerin tercih ettiği türden bir dağıtım seçmenizde fayda vardır. Bunlara örnek olarak Linux Mint, Ubuntu veya Deepin gösterilebilir. Eğer yeteneklerinizin bunun daha ötesindeyse bu durumda Debian veya Fedora tercihi daha doğru bir seçim olabilir.
Bu sorunun pek çok kişi tarafından oldukça yaygın şekilde sorulan bir soru olduğunu söyleyebiliriz. Neden ihtiyacı karşılayan bir işletim sistemini tercih etmektense tümüyle farklı bir sistemi öğrenme zahmetine girmeleri gerektiğini insanların öğrenmek istediklerini söyleyebiliriz. Bu soruya başka bir soruyla cevap vermek mümkün. Mevcut kullandığınız işletim sisteminiz ihtiyacınızı karşılamaya tümüyle yetiyor mu? yoksa düzenli olarak virüslerle, zararlı yazılımlarla, yavaşlama sorunlarıyla, çakılmalarla, masraflı tamirlerle ve lisans ücretleriyle mi uğraşmanız gerekiyor?
Eğer yukarıda bahsettiğimiz sorunlarla uğraşıyorsanız ve düzenli olarak sahip olduğunuz verileri kaybetmekten korkuyor veya bilgisayarınızı düzenli olarak bakımlara götürmek durumunda kalıyorsanız, Linux aradığınız ve ihtiyaç duyduğunuz platform olabilir. Linux dünyadaki en güvenilir bilgisayar ekosistemini oluşturacak şekilde gelişim gösterdi. Bu güvenilirliği sıfır başlangıç masrafıyla birleştirdiğinizde mükemmel masaüstü platformu çözümüne de ulaşmış oluyorsunuz.
Burada sıfır başlangıç masrafından kastımız ise Linux’un ücretsiz şekilde indirilip kurulabileceği anlamına geliyor. Buna ek olarak Linux üzerinde çalışan çok sayıda yazılımı da ücretsiz şekilde indirip kullanabiliyorsunuz. Linux’u istediğiniz kadar fazla bilgisayara kurabiliyor yazılım lisansına bir lira dahi ödemeden faydalanabiliyorsunuz.
Bir Linux serverla Windows Server 2012 arasındaki fiyat farkına bakalım. Windows Server 2012’nin sadece yazılım ücreti tek başına 1,200 dolara kadar çıkabiliyor. Bu lisans içerisinde Müşteri Erişim Lisansını da barındırmıyor. Ayrıca veri tabanları, bir web server ve mail server gibi yazılımlar için de ayrı olarak ücret ödemeniz gerekmekte. Linux serverda ise bunların tümü ücretsiz ve kurulumu kolay.
Eğer bir sistem yöneticisi iseniz, bu durumda Linux ile çalışmak hayallerinizin gerçeğe dönüşmesini sağlayacak. Serverlara günlük olarak bakıcılık yapmanıza gerek kalmayacak. Hatta Linux’u bir kere kurduktan sonra uzun bir süre bakım yapmaya dahi ihtiyaç duymayacaksınız. Ayrıca servislerden birisinin tekrar başlatılması gerektiğinde diğer servisler bundan etkilenmeyecekler ve çalışmaya devam edecekler.
Akıllı telefonlardan arabalara, süper bilgisayarlardan ev sistemlerine, Linux işletim sistemi her yerde kullanılıyor.
90’lı yılların ortalarından bu yana etrafta olan Linux, pek çok endüstriden ve pek çok kıtadan kendisine bir kullanıcı kitlesi oluşturdu. Konu hakkında bilgisi olanlar Linux’un hemen hemen her yerde kullanıldığını biliyorlar. Telefonlarınızda, arabalarınızda, buzdolabınızda ve daha pek çok yerde kullanılmakta. İnternetin büyük kısmını Linux çalıştırırken, bu işletim sistemini kullanan süper-bilgisayarlar büyük buluşlara imza atmaya yardımcı oluyorlar. Fakat Linux masa üstülerinde, serverlarda ve dünya çapındaki tüm gömülü sistemlerde kullanılmadan önce de en güvenilir, güvenli ve endişe gerektirmeyen türden bir işletim sistemiydi. Linux’un diğer işletim sistemlerinden bir diğer farkı ise açık kaynak kodlu olması – yani ücretsiz bir şekilde ulaşılarak üzerinde farklı kişilerin geliştirmeler yapabilmesi ve dağıtım adı verilen işletim sistemlerini piyasaya sürebilmesidir. Dağıtımların bazıları ücretliyken bazıları ise ücretsiz şekilde erişilebilirdir. Bunlara örnek olarak Ubuntu, Fedora, openSUSE, Linux Mint gibi dağıtımları gösterebiliriz.
Nedir?
Aynı Windows Xp, Mac OS X, Windows 8 – 10 gibi Linux da bir işletim sistemidir. Bir işletim sistemi ise masaüstü bilgisayarınızda veya laptopunuzdaki donanımla bağlantıyı sağlayan ve yöneten sisteme verilen addır. Bir işletim sistemi olmadan bilgisayarınıza çeşitli yazılımları kurmanız ve kullanmanız mümkün olmazdı. Linux işletim sistemi aşağıdaki parçalardan oluşmaktadır:
Bootloader: Linux’ın bu bileşeni bilgisayarınızın başlatılması sürecinden sorumludur. Pek çok kullanıcı için bu süreç işletim sisteminin açılışına kadar geçen ekranlar olarak görülmektedir.
Kernel: Bu tam olarak Linux adı verilen bölümdür diyebiliriz. Kernel sistemin temelidir ve işlemci, hafıza ve diğer cihazların yönetilmesini sağlar. Kernel işletim sisteminin en alt seviyesidir.
Daemons: Bu servisler arka plan servislerdir (yazdırma, ses, düzenleme vb.).
Shell: Daha önce Linux komut satırından bahsedildiğini duymuşsunuzdur. Burası Shell adı verilen bölümdür ve bilgisayarı komutlarla yönetebileceğiniz bölgedir. Linux’un bu özelliği en az bir kere kullanıcıları korkutarak ondan uzaklaşmaya yol açan bölümü olarak da bilinir. Bununla birlikte artık bu durum söz konusu olmadığını söyleyebiliriz. Modern Linux masaüstlerinde, komut satırını kullanma zorunluluğu artık kalmamıştır.
Grafik server: Monitörünüzdeki grafiklerin gösterilmesini sağlayan alt sistemdir.
Masaüstü: Bu bölüm kullanıcıların etkileşime geçme imkanı buldukları bölümdür. Pek çok farklı masaüstü yapısının varlığından bahsetmek mümkündür. Bunlara örnek olarak GNOME, KDE, XFCE verilebilir.
Diğer uygulamalar: Masaüstü kullanmak isteyebileceğiniz tüm uygulamaları bünyesinde barındırmaz. Aynı Windows ve Mac’de olduğu gibi Linux için de indirebileceğiniz ve yükleyebileceğiniz pek çok yazılımı mevcuttur.
Hearthstone pek çok strateji severin oynadığı başarılı bir kart oyunu oyun tamamen çevrimiçi olunca rakipleri yenmek onlara üstün gelmek hepimizin hedefi oluyor.Burada amacımız ise sizlere oyunda çok yüksek sayıda deste açma zorunluluğunda kalmadan (ki bu oyuna para vermeden çok zor ) sizleri en azından rank 15 yada 10 lara getirebilecek desteleri vermek ve oynanışlarını açıklamak.
Clasic Priest
Oyunda priest ile deste yapmaya çalıştığınızda size öneri olarak 3 hazır deste öneriri.Burada basit priest destesi sizi legend bile yapabilecek başarılı bir destedir.İnternette bunu kanıtlayan pek çok oyuncuda oldu.Destemizin temeli shadow word death kartıyla büyük tehlike içeren kartları yok edip olabildiğince kart çekip masada kontrolü sağlamak.Destede isterseniz küçük oynamalar yapabilirsiniz ama core dediğimiz destenin ana yapısını bozmadan oynayıp öğrendikçe legend olmasa bile herkesin rank 15’e kadar gidebileceğini düşünüyorum.
Zoolock
Warlock’ destelerinin hayvanat bahçesine dönmüş haline Zoolock diyoruz neden böyle diyorsanız çok basit çünkü 1-2 ve nadiren 3 mana kartları içeren destemizde işe yarar kart nerdeyse yok gibi bu desteyi oluştururken olabildiğince ucuz ve yararlı kartları alın mesela 1-1 divineshield içeren yada dire alpha wolf gibi diğer minyonları güçlendiren soulfire gibi 4 vurup elimizden kart alan kartlar tamamen bu deste için.Özellikle soulfire ve power overwhelming sizin vazgeçilmezleriniz çünkü soulfire elinizden bir kartı atıyor kötü yanı var evet ama attığı kart büyük ihtimal zaten işinize yaramayacak çöp kartlar olacak yada power overwhelming’i düşünelim gelecek tur güçlendirdiğimiz minyon yok oluyor ama destenizde ucuz summon 1-1 boar yada summon 1-1 murloc gibi özelliği olan kartlar olduğunda bu 1-1 leri güçlendirip yok etmek kimseyi üzmez.Bir diğer gerekli kartınızda doomguard doomguard charge ‘a sahip anında saldırabilir ama elinizden 2 kart götürür.Bunu oynamak için 2 yönteminiz var ya elinizdeki bütün ucuz kartları bir önceki el oynayın yada elinizde bekletip rakibin canı çok azken son vuruş için kullanın .
Argent Squire × 2
Bilefin Tidehunter × 2
Dire Wolf Alpha × 1
Knife Juggler × 2
Earthen Ring Farseer × 2
Defender of Argus × 2
Frostwolf Warlord × 2
Bu 2 deste diğer çoğu desteğe göre ucuz ve başarılı diyebiliriz.Peki neden diğer sınıflarda böyle deste yok diyorsanız diğer sınıflarda başarılı olmanız daha çok legendary ve epic kartlara bağlı.Örneğin shield slam warriorların zırhına göre hasar vuran bir epic kartı çok güçlü bir kart ama çoğu ücretsiz oyuncunun ulaşması zor bir kart.Yada ragnaros firelord oyunda en iyi kartlardan birisi çoğu destenizde yer bulabilecek bu kart legendary olduğu için senelerce hiç elinize geçmeyebilir.Eğer hızlı rank yükselmek istiyorsanız bu 2 destede ustalaşmanız sizin için en iyisi olacaktır.Bir dahaki yazımızda görüşmek üzere
Pardus bir Linux dağıtımıdır. Diğer Linux dağıtımlarına Ubuntu, Fedora, openSUSE örnek gösterilebilir. Pardus da bu dağıtımlar gibi bir Linux işletim sistemi dağıtımıdır. Pardus’un bizler için en önemli özelliği Türkiye’de TÜBİTAK tarafından geliştirilmiş olması ve günümüzde Pardus Topluluk Sürümü olarak ücretsiz şekilde kullanılabilir olmasıdır. Türkçe olması sayesinde pek çok kişi bu ücretsiz işletim sisteminden faydalanabilir. Bu dağıtımın ilk sürümü 2005 yılında yayınlanırken geliştirme sürecine de 2003 yılında başlanmıştır.
Pardus ismi Anadolu Parsının bilimsel isminden gelmektedir. 2011.2 sürümüne kadar bu dağıtım başka herhangi bir Linux dağıtımını temel almadan geliştirilirken, daha sonra Debian dağıtımı temel alınmaya karar verilmiş ve bu yönde değişiklik yapılmıştır. Debian tabanına geçiş değişikliğine karar verilmesinin ardından geliştirilmekte olan PİSİ, ÇOMAR, YALI, Müdür ve Kaptan gibi dağıtımın işlevlerini görmeye yönelik projeler de terk edilmiştir. Bu büyüklü küçüklü projelerin sırasıyla şu işlevleri görmeleri hedeflenmekteydi; Paket yönetim sistemi, yapılandırma yöneticisi, kurulum aracı, açılış sistemi ve ilk ayar sihirbazı. Pardus günümüzde her ne kadar TÜBİTAK eliyle geliştirilmiyor olsa da, açık kaynak kod geliştirme toplulukları tarafından kişisel kullanıma yönelik sürümü geliştirilmeye devam etmektedir.
Pardus Sistem Gereksinimleri ve Neden Pardus?
Pardus sistem gereksinimleri oldukça temeldir. En az 800 Mhz bir işlemci, 4 GB sabit disk alanı, 256 MB RAM ile bu işletim sistemini kurup kullanabilirsiniz. Bu değerlerden bir miktar üstte değerlere sahip olmanız ise önerilmektedir.
Pardus kullanımında en önemli artı sistemin Türkçe olmasıdır. Bunun haricinde diğer Linux dağıtımlarının sahip olduğu tüm ekstra özelliklere sahiptir diyebiliriz. Pardus sistemine sahip olduğunuzda virüs, bilgisayarın takılması, çakılma benzeri sorunlarla karşılaşmazsınız. Üstelik kişisel kullanımı ücretsiz olduğu için yıllık lisans ücretleriyle uğraşmanıza da gerek kalmaz.
İlk olarak windows 10 tarih oluyor haberimizle başlayalım.
Önceki Windows sürümlerine benzer şekilde, Windows 10’un da tarihin çöplüğüne atılması bekleniyordu. Ancak bu gelişmenin ne zaman uygulamaya geçeceği bugüne kadar bir sır niteliğindeydi. Geçtiğimiz günlerde Microsoft yetkilileri tarafından yapılan açıklama ile birlikte bu sır da açığa çıkmış oldu. Üstelik açıklamada bir tarih bile verildi.
Microsoft, yaptığı açıklamada Windows 10 sürümünün, yani diğer adıyla sürüm 1607’nin, resmi güncelleme olanağına 9 Mayıs 2017 tarihinden itibaren destek vermeyeceğini ilan etti. Uzmanlar bu tarihin, yüksek ihtimalle Windows 10’un güncellemeleri toplu şekilde alabileceği son tarih olacağı görüşünde birleşti. Bu tarihten sonra ise Windows 10 sistemine herhangi bir güncelleme, güvenlik güncellemeleri de dahil olmak üzere, sunulmayacak.
Microsoft, daha önce uyguladığı şekilde, Windows 10 sürümü kullanıcılarını, sistemlerini güncel hale getirmeleri konusunda teşvik ediyor. Kullanıcının yeni Windows sürümünü yüklemeleri için ise, Microsoft’un internet sitesinden download sayfasına ulaşmak ve “Hemen Güncelleştirin” butonuna tıklamak yeterli. Microsoft son dönemde Windows 10 sürümü için oyun desteği vermeye başlamış ve bu durum yeni sürümün henüz gündemde olmadığı yorumlarına yol açmıştı.
Pardus nedir?
Pardus linux işletim sistemi , TÜBİTAK ULAKBİM tarafından büyütme ve geliştirme çalışmaları devam ettirilen bir GNU/Linux dağıtımı ve açık kaynak yazılım ( özgür yazılım ) yaygınlaştırma projesidir.
Linux nedir?
Linux, bilindiği üzere İnternet üzerinde ilgili ve meraklı birçok gönüllü kişi tarafından ortak olarak geliştirilmekte olan ve başta IBM-PC uyumlu kişisel bilgisayarlar olmak üzere birçok platformda çalışabilen ve herhangi bir maliyeti olmayan bir işletim sistemidir. Daha fazla bilgi için wiki sayfası.
Açık kaynak nedir?
Açık kaynak bir bilgisayar yazılımının makina diline dönüştürülüp kullanımından önceki, programcılar tarafından okunur, anlaşılır, yeni amaçlara uygun değiştirilebilir halinin gizli tutulmayıp, açık halinde kamuyla paylaşılıyor olmasına verilen isimdir. Daha fazla bilgi için wikipedia sayfası.
Özgür yazılım nedir?
Özgür yazılım (İngilizcesi free software), kullanıcısına çalıştırma, kopyalama, dağıtma, inceleme, değiştirme ve geliştirme özgürlükleri tanıyan yazılım türüdür. Özgür yazılım ile kastedilen özgürlük, yazılımın kullanım hakları ile ilgilidir, ekonomik boyutu ile değil. Özgür yazılımlar çoğunlukla ücretsiz olsalar da ücretsiz olmak zorunda değildirler. İngilizce sözlükler “free” kelimesi için yirmiye yakın anlam sıralar. Bunlardan sadece bir tanesi “bedava” iken geri kalanları özgürlük ve sınırlamaların olmaması (freedom) kavramlarına atıfta bulunur. Dana fazla bilgi için wikipedia sayfasındaki ilgili makale ve linkeleri okunabilir.
Her açık kaynak yazılım özgür yazılım mıdır?
Bir yazılımın açık kaynaklı yazılım olması, özgür yazılım olması veya özgür lisanslanmış olması anlamına gelmez. FSF (tr. Özgür Yazılım Vakfı) tanımına göre özgür yazılım, aşağıdaki dört özgürlüğü sağlayan yazılımdır:
Herhangi bir amaç için yazılımı çalıştırma özgürlüğü (0 numaralı özgürlük).
Her ne istiyorsanız onu yaptırmak için programın nasıl çalıştığını ögrenmek ve onu değiştirme özgürlüğü (1 numaralı özgürlük). Yazılımın kaynak koduna ulaşmak, bu iş için önkoşuldur.
Kopyaları dağıtma özgürlüğü. Böylece komşunuza yardım edebilirsiniz (2 numaralı özgürlük).
Tüm toplumun yarar sağlayabileceği şekilde programı geliştirme ve geliştirdiklerinizi (ve genel olarak değiştirilmiş sürümlerini) yayınlama özgürlüğü (3 numaralı özgürlük). Kaynak koduna erişmek, bunun için bir önkoşuldur.
Bir Linux dağıtımı (kısaca dağıtım); Linux çekirdeği, GNU araçları ve bir masaüstü ortamının bir araya gelmesiyle, bu birlikteliği sürdürülebilir şekilde yönetecek bir yapılandırma araçları seti, yazılım güncelleme araçları vb. ile oluşturularak tam teşekküllü bir işletim sistemi haline gelen uygulamalar bütününü ifade eder. Daha fazla bilgi için wiki sayfası.
Pardus Debian tabanlı mıdır?
Evet, Pardus birçok GNU/Linux dağıtımı gibi Debian tabanlıdır. Örneğin Ubuntu, Mint, Deepin gibi çok kullanılan Linux dağıtımları Debian tabanlıdır. Debian tabanlı tüm dağıtımların listelerine https://www.debian.org/misc/children-distros adresinden veya https://distrowatch.com/search.php?basedon=Debian adresinden erişilebilir. Tüm bu sistemler Debian paket altyapısını kullanmaktadırlar. Ayrıca debian tabanlı olsun veya olmasın tüm dağıtımlar ortak olarak Linux çekirdeği içermektedir.
Pardus neden Debian tabanlı olarak geliştirilmeye devam etmektedir?
Pardus’un Debian tabanlı olarak geliştirilmesinin nedenleri şu şekilde sıralanabilir:
Müşteri isteği: Pardus Projesi TÜBİTAK ULAKBİM bünyesine taşındığında Debian tabanlı bir dağıtım olarak devam etmesi yönünde bazı kamu kurumlarından istekler gelmiştir. Bu istekler ve isterler doğrultusunda Pardus Debian tabanına geçiş yapmıştır.
Güncel teknolojiler ile eşzamanlı ve eşgüdümlü olabilme yeteneği: Pisi paket sistemini kullanan Pardus, ilk geliştirildiğinde GNU/Linux dünyasına bir çok yenilik getirmiş ve bir çok şeyin daha iyi yapılabileceğini dünyaya göstermiştir ancak; açık kaynak yazılımın doğası gereği bu geliştirmeler diğer projeler tarafından incelenmiş ve muadilleri de eşlenik sistemlere (örn: apt, sysV ve ağ yönetimi) de yansıtılmış ve Pisi temelli Pardus bu alanda görevini fazlası ile yerine getirmiştir. Dünyadaki gelişmeler ve Pardus’un Debian tabanlı olmasının sağladığı avantajları nedir? sorusunda da belirtilen maddeler de göz önünde alındığında, dünya açık kaynak geliştirme camiası ile daha entegre ve eşgüdüm içerisinde bir Pardus hem ülkemizin yazılım geliştirme hem de teknoloji üretme konusunda yeteneklerini arttırmaktadır.
Pardus’un diğer dağıtımlardan farkı nedir?
Pardus, TÜBİTAK ULAKBİM tarafından, öncelikle kamu kurumlarının ihtiyaç ve öncelikleri göz önüne alınarak, geliştirilen bir GNU/Linux dağıtımıdır. Pardus GNU/Linux dağıtımı, yine aynı isimdeki Pardus ekosisteminin işletim sistemi bileşenidir. Diğer bileşenler genel olarak Pardus alt projeleri olarak anılabilir ve projelersayfasından detaylı olarak incelenebilirler. Teknik açıdan incelendiğinde, Pardus’un diğer dağıtımlardan paket seçimi ve özelleştirmeler dışında bir farkı yoktur ancak; nihai ürün ve kullanışlılık açısından bakıldığında Türkçe konusunda diğer dağıtımlardan daha ileride, Pardus alt projeleri ve kullanıcıların ihtiyaç duyabileceği diğer paketleri de içeren, Türkiye içerisinde ve özellikle kamu kurumlarında daha rahat kullanılabilecek şekilde özelleştirilmiş ve Türkiye’deki kullanıcı alışkanlıkları ve ihtiyaçlarına daha uygun bir dağıtımdır.
Pardus’un Debian tabanlı olmasının sağladığı avantajlar nelerdir?
Pardus’un Debian tabanlı olmasının sağladığı avantajlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Geniş paket seçimi: Debian paket deposunda 80.000 den fazla paket bulunmaktadır. Bu paketler Pardus tarafından da kullanılmakta ve kullanıcılara rahatça kurup kullanabilecekleri son derece geniş bir yazılım kataloğu sunmaktadır.
Güvenilirlik ve güvenlik: Debian yıllar içerisinde güvenlik ve güvenilirlik konusunda kendisini kanıtlamıştır. Yeterince güvenilir olmadan sürüm çıkartmama ve güvenlik sorunlarını 24 saat içerisinde çözen bir ekibe sahip olması gibi diğer GNU/Linux dağıtımlarından ayıran belirgin bazı özelliklere sahiptir. Özellikle sunucu dünyasında Debian “kur, ayarla ve unut” şeklinde kullanılabilmesi ile ünlenmiştir.
Uluslararası teknolojiler ile eşzaman ve eşgüdüm olanağı: Açık ve özgür yazılım topluluklar tarafından geliştirilmekte, fikir ve teknolojiler paylaşılıp beraber geliştirildikçe daha sağlıklı ve yetenekli olmaktadır. Dünyanın en yaygın ve en büyük dağıtımlarından biri ile beraber çalışmak ve geliştirme yapmak, Pardus’u hem teknoloji hem de yetenekler açısından dünya ile eşdeğer bir konumda tutmakta, hem de Pardus’un geliştirdikleri ile Linux dünyasına geri katkı yapabilmesinin önünü açmaktadır.
Yetenekli geliştirme araçları ve paket yönetim sistemi: Debian tarafından geliştirilmiş olan .deb paket yapısı şu anda dünya üzerindeki en gelişmiş yazılım paketleme ve dağıtım sistemlerinden bir tanesidir ve sistem üzerinde çalışacak yazılımların geliştirilmesini ve dağıtılmasını oldukça kolaylaştırmaktadır. Bu yazılım ve paket ekosisteminin etrafında bulunan diğer geliştirme araçları da Debian ve GNU/Linux üzerinde yazılım geliştirme ve paketleme süreçlerini oldukça kısaltmaktadır. Bir önceki madde ile birleştirildiğinde bu herkes için daha kaliteli bir dağıtımın daha kolay üretilebileceği anlamına gelmektedir.
Pardus öğrenmek için ne yapmalıyım?
Eğitim ve konferans duyurularımızı takip edebilir, kurum yetkilisi iseniz kurumunuz için eğitim başvurusu yapabilir, eğitim belgelerimizi inceleyebilir ve forumumuza katılabilirsiniz.
Pardus Sertifikasyon nedir?
Pardus/Linux alanında yetkilendirilmeyi isteyen isteklinin bilgi, beceri ve deneyimini ölçen ve TSE tarafından kişinin belirlenen düzeyde akreditesini sağlayan standartları belirlemektedir. Pardus Kullanıcı Düzey 1 (PK1), Pardus Kullanıcı Düzey 2 (PK1), Pardus Eğitmen (PKE), Pardus Sistem Yöneticisi 1 (PSY1), Pardus Sistem Yöneticisi 2(PSY2) olmak üzere beş farklı seviyede yetkilendirmeyi kapsamaktadır. PK1, PK2 ve PSY1 yetkilendirmesi için teorik sınav; PK2 ve PSY2 için ise teorik sınav ve pratik uygulama yaptırılmaktadır. Sınavlar TSE’nin belirleyeceği tarihlerde gerçekleştirilmekte olup, ayrıntılı bilgiye TSE’den ulaşılabilmektedir.
Pardus öğrenmek için eğitim almak istiyorum, nereden alabilirim?
Eğitim sayfamızdan gerekli bilgileri alabilir ve kurumunuz adına başvuru yapabilirsiniz.
Mevcut işletim sistemimi silmeden Pardus’u deneyebilir miyim?
Pardus ‘u ikinci bir işletim sistemi olarak, mevcut işletim sisteminizin yanına kurabilirsiniz. Bu şekilde kurulum yapıldığında bilgisayar açılışında size hangi işletim sistemi ile devam etmek istediğiniz sorulacaktır. Kurulumla ilgili destek almak için forumlarımızı kullanabilirsiniz.
Pardus ücretli midir?
Pardus ‘u ücretsiz olarak Sürümler sayfamızdan edinebilirsiniz.
Pardus geliştirilmeye devam edecek mi?
Pardus, TÜBİTAK tarafından geliştirilmeye devam etmektedir.
Kurum olarak Pardus’a geçmek istiyoruz, nereden başlamalıyız?
Pardus dönüşümü ile ilgili daha fazla bilgi almak ve başvuru yapmak için Dönüşüm sayfamızı inceleyebilirsiniz
Pardus kurumsal çözüm ortağı olmak istiyoruz, ne yapmalıyız?
Pardus çözüm ortaklığı için iletişim formumuzu kullanarak bize ulaşabilirsiniz.
Pardus konusunda teknik destek almak istiyoruz, nereye başvurmalıyız?
Pardus konusunda teknik destek almak için 444 5 773 numaralı telefondan çağrı merkezimize ulaşabilir, forumlarımızda diğer kullanıcılarımıza da danışabilirsiniz.
Açık kaynak yazılımlar nasıl lisanslanır?
Açık kaynak yazılımların lisanslamaları çeşitlilik göstermekte olup, en popüler kullanılan lisanslar GPL (GNU Genel Kamu Lisansı) ve LGPL (GNU Kısıtlı Genel Kamu Lisansı) olmaktadır. GPL lisansı ile özet olarak kullanıcılara tanımlanan “dört özgürlük” şu şekildedir:
Özgürlük 0: Programı sınırsız kullanma özgürlüğü.
Özgürlük 1: Programın nasıl çalıştığını inceleme ve amaçlara uygun değiştirme özgürlüğü.
Apple‘ın son tanıtılan iPhone’u kırmızı renkte çıktı, ancak Çin’de kırmızı değil. IPhone 7 ve 7 Plus’ın özel sürümü 40’dan fazla ülkede satışa sunuluyor ancak Çin biraz farklı yaklaşıyor bu konuya. Neden olduğuna yazımızda değineceğim. Kırmızı’nın Anlamı Ne?
Aslında Red (kırmızı), Aids’le savaşmak isteyen bir yardım kuruluşu ve başlangıçta U2 müzisyeni Bono ve aktivist Bobby Shriver tarafından kuruldu. Bu kurum, HIV / Aids Küresel Fonu’na aktarılması için belirli miktarlarda hibe desteği vermektedir. Ve bu kuruluş HIV’in bulaşmasını önlemek amacıyla hastalara test ve tedavilerinde yardım etmektedir. Bu bilgiye ek şundan da bahsetmek gerekir ki Apple, Küresel Fon’un dünyadaki en büyük kurumsal bağışçısıdır. Özel üretim cihazlar ile Apple Red ile uzun süredir devam eden ortaklığını kutlamakta ve satışların bir kısmını Afrika’daki kurtarma faaliyetlerine aktarmaktadır. Ancak Apple’ın Çince sitelerinde bu üründen veya neden bu üründen neden bahsedilmediğiyle ilgili bilgi verilmemiştir. Bu durum, çoğu kişiyi şaşkın bırakmıştır.
İnternet kullanıcıları, Apple’ın Çin’deki açılış sayfasında ürünlerini farklı ifadelerle tanıttığını fark etmişlerdir. Mandarin’den tercüme edildiğinde, Apple, Red ürünlerini “şimdi kırmızı” olarak tanıtırken Tayvan’daki sitelerinde sadece “ürün” olarak bahsetmiştir. Bazı analistler bu durumu, dünyanın en kalabalık ulusunda iş yapmak isteyen Batılı markalara müdahale eden bir başka Çin siyaseti örneği olarak düşünüyorlar. Bu konuda Apple suskunluğunu korumaktadır.
Peki, neden farklı isim?
Bir olasılık olarak şunu diyebiliriz, Apple’ın verdiği mesajında dikkatli davranmasıyla ilgili çünkü Çin’de HIV/Aids homoseksüellikle alakalı bir tabu niteliğindedir. Çin’de ilk HIV vakası 1989’da kaydedildi. 2000’e gelindiğinde hastalık Çin’in çoğunda bulundu ve yayılmaya devam edince hükümet sorunu yalanlamaya devam etti. Ve hala günümüzde Aids hastalarına karşı sergilenen ayrımcılık yaygın bir durumdur. Başka tartışmalı konular var mı?
Evet, farklı konularda da tartışmalar sürmektedir. Şu sıralar en konuşulan konu ise Dalai Lama. Bu yılın başlarında Red’in Instagram sayfası, Çin’in tehlikeli bir ayrılıkçı olarak tasvir ettiği Tibet’in manevi lideri Dalai Lama’nın bir resmini yayınladı. Bu durum, çoğu insanların gönderilerin nasıl trollendiği ile ilgili bir şeyler işaret etmesine yol açmıştır.
Çin’de “Red” nasıl olacak?
Apple, Çin’de son zamanlarda çok güçlükle karşılaşmıştır ki bu da, RediPhone‘ları bir ürün yerine bir renk seçeneği olarak sunmasının nedenlerinden biri olabilir. Geçen yıl Apple’ın çevrimiçi film ve kitap hizmetleri Çin’de kapatıldı. Çin yetkililerinden gelen başka istekler doğrultusunda da New York Times uygulamasını Çince App Store’dan çekmiştir. Ancak kırmızı iPhone’un satışları tatmin edici seviyelerde çünkü kırmızı renk Çin kültüründe en hayırlı, en şanslı renk olarak kabul edilir ve bir itibar göstergesi olarak kabul edilir.
Bilgisayar dünyasında saati 7 Dolarlık DDoS saldırısı pek çok firmaya milyon dolar kaybettiriyor. Karaborsa üzerinde DDoS saldırılarının düzenlenmesiyle ilgili olarak sunulan hizmet seviyesi yasal işlerde karşılaşacağınız durum pek de farklı gözükmüyor. Tek fark, sağlayıcı ile müşteri arasında doğrudan bağlantı bulunmaması. Hizmet sağlayıcılar, kayıt işleminden sonra müşterilerin ihtiyaç duymuş oldukları hizmeti seçip ödeme yapabilecekleri ve daha sonra gerçekleştirilen saldırıyla ilgili olarak rapor alabilecekleri, kullanışı oldukça kolay bir adres sunuyor. Bazı koşullarda, her bir saldırı için bonus puanlar veya ödüller alınan müşteri sadakat programları bile yer alıyor.
Müşterilerin maliyetlerini etkileyebilecek çeşitli faktörler bulunuyor. Bunlardan bir tanesi saldırıların kaynağı ve tipi olarak görünüyor. Örnek vermek gerekirse, popüler nesnelerin interneti (IoT) cihazından yapılacak bir botnetle saldırı gerçekleştirmek, sunuculardan yapılan bir botnet saldırısı yapmakta çok daha uygun fiyatlı gözüküyor. Bu anlamda, saldırı hizmetleri sunabilen tüm sağlayıcılar bu tür detayları veremiyor. Bir diğer öne çıkan faktörlerden bir tanesi saldırının (saniyeler, saatler ve günler baz alınarak ölçülen) süresi ve konumudur. Genel olarak İngilizce dilini kullanan internet adreslerine düzenlenen DDoS saldırıları, Rusça dilini kullanabilen benzer adreslere düzenlenenlere göre daha pahalı oluyor.
Maliyeti etkileyen büyük konular arasında ise kurbanın tipi de bulunuyor. Devlete ait olan internet adreslerine saldırmak yüksek risk barındırmasından dolayı ve DDos çözümleriyle korunan kaynaklara saldırmak daha zor olmasından dolayı, bu tür hedeflere düzenlenmiş olan saldırıların maliyeti daha yüksek oluyor. Örnek vermek gerekirse, DDoS korumasına sahip bulunmayan bir siteye saldırının maliyeti ise 50 ile 100 dolar arasında değişim gösteriyorken, korumaya sahip olan internet adreslerine saldırının maliyeti ise 400 dolar ve daha fazlasına mal ediliyor.
Bunun anlamı bir DDoS saldırısının maliyeti 300 saniyelik bir saldırı yapıldığında yaklaşık olarak 5 dolardan, 24 saatlik bir saldırı yapıldığında ise 400 dolara varacak kadar değişkenlik gösteriyor. Ortalama 1 saatlik saldırı işinin maliyeti 25 dolar civarında bulunuyor. Uzmanlar, 1000 bilgisayarlık bulut tabanlı yapılacak bir botnet saldırısının tahmini olarak saatte 7 dolara mal olduğunu hesapladı. Bu da siber saldırı yapan suçluların DDoS saldırılarıyla saat içinde 18 dolar kar elde ettikleri anlamına geliyor.
Fakat siber suçluların bu saldırıda daha fazla kar elde edebilecekleri farklı bir senaryo daha yer alıyor. DDoS saldırısı yapacakları hedeften, saldırının oluşmaması ya da başlamış olan bir saldırının durdurulması için fidye istenebiliyor. Fidye, binlerce dolar değeri bulunan bir bitcoin olabilir. Yani tek bir saldırının karlılık oranı yüzde 95’i aşabiliyor. Genel olarak şantajı yapanların bir saldırı başlatabilecek herhangi bir kaynağa dahi ihtiyacı bulunmuyor. Bazı durumlarda tehdit bile yeterli oluyor.
“Siber suçlular botnetleri daha iyi bir şekilde organize edebilmek için yeni ve ucuz yollar arıyor. Aynı zamanda güvenlik çözümlerinin kolay bir şekilde tespit edip durduramayacağı, daha zekice hazırlanan saldırı senaryoları peşindeler” açıklamasını yapan uzmanlar internete bağlı korunmasız yer alan sunucular, bilgisayarlar ve nesnelerin interneti cihazları bulunuyor. Pek çok şirket DDoS saldırılarını engellemek adına yatırım yapmamayı düşündükçe, DDoS saldırı uygulamasının karlılığının, karmaşıklığının ve sıklıklarının devamlı olarak artacağını düşünüyor.
Bazı zamanlarda siber suçlular DDoS saldırıları ile beraber bu saldırılara karşı koruma satmaktan da çekinmiyor. Pek çok bilişim uzmanı, suçluların sunduğu hizmetleri kullanmayı bilgisayar kullanıcılarına tavsiye etmiyor.
Günümüzde ingilizce öğrenmek artık bir lüks olmaktan öte, bir zorunluluk, bir ihtiyaç haline dönüştü. İnternet çağında yaşadığımız bu dönemde de bu ihtiyaçları karşılamaya yönelik internet siteleri ve mobil uygulamalar kurslara binlerce lira vermek istemeyenlere alternatif oldu. İşte 7’den 70’e ingilizce öğrenmek isteyen herkesi ihya edecek 5 internet sitesi.
İngilizce öğrenenler arasında yaygın bir inanış vardır; grammar önemli değil, kelime bilsen konuşursun. Ama o iş öyle olmuyor işte. Grammar yoksa, ingilizce de yok. Grammarly ile ingilizce öğrenmeniz de kolaylaşacak. Google Chrome eklentisini kurarak yazdığınız cümlelerdeki grammar hatalarını otomatik olarak düzelterek yanlışlarınızı görme imkanı sağlıyor. Aynı zamanda masa üstüne de indirebildiğiniz siteye yazdığınız makaleleri yükleyerek, yazılarını kontrol etme şansınız var. Grammarly ile daha doğru makaleler yazacaksınız.
Duolingo kullanabileceğiniz en kapsamlı, eğlenceli ve faydalı sitelerden biridir. Ücretsiz olmasına şaşırmakla birlikte, ücretsiz olmaya devam etmesi için totemler yaptıracak kalitede. Temel seviyeden başlayarak hem kelime hem de grammar öğreten Duolingo’nun ileri seviye kullanıcılar için test ile basit konuları geçme imkanı vermesi de artısı. En büyük avantajlarından biri de mobil uygulamasının son derece kullanışlı olması. Günde 5 ile 20 dakikanızı ayırarak son derece etkili bir çalışma imkanı yakalayabilirsiniz.
Duolingo kadar kaliteli olmasına rağmen Busuu’nun Duolingo’ya göre eksisi belli bir seviyeden sonra ücretli olması. Grammar ve kelime bilgisini öğrenebileceğiniz, fazlasıyla alıştırmalar yapabileceğiniz Busuu’nun en güzel yönlerinden biri diğer insanlarla etkileşim halinde olmanız. Yani siz bir ingilizce cümle yazıp, ingilizcesi sizden daha iyi olan birilerinden bu cümleyi düzeltmesini isteyebiliyorsunuz, aynı şeyi siz de Türkçe öğrenmek isteyen biri için yapabilirsiniz. Sosyal açıdan çok daha verimli olan Busuu da son derece etkili ve verimli bir site, Duolingo gibi Busuu’nun da mobil uygulaması mevcut.
Grammar kadar değerli bir başka konu da şüphesizki kelime bilgisi. Bütün zamanları bilmenize rağmen kelime bilmeden derdinizi anlatmanız mümkün değil. İyi ingilizce konuşsanız bile yazma alıştırmaları yapmadığınız zaman kelimelerin nasıl yazıldığını unutmanız mümkündür. 750 Words özellikle yazarak öğrenenler için muazzam bir site. Son derece basit bir mantık üzerine kurulu olan sitede her gün 750 kelime yazmanız gerekiyor. Ertesi gün sıfırdan başlayıp 750 kelime daha. Böylece kelimelerin hafızanızda kalması çok daha kolay olacaktır.
Grammar dedik, vocabulary dedik, sırada listening var elbette. İngilizcenin bir diğer önemli hususu da dinleme. Kulak alışkanlığı edinmek, ingilizce kelimeleri tanımak ve anlamak adına çok önemli bir alışkanlık. Voscreen de sizi bu konuda uzmanlaştırmak için yapılmış bir site. Ünlü dizi ve filmlerin çok kısa bölümlerini dinleterek size seçenekler sunuyor, siz de dinlediğiniz sahnede ne söylendiğini bulmaya çalışıyorsunuz. Voscreen de etkili ve mobil uygulaması olan kullanmanılması gereken sitelerden biri.
Yeni bir yıl demek, yeni SEO spekülasyonları ve yeni trendleri de demek. Her ne kadar arama motoru optimizasyonu tekniklerinin geçmişten gelen ve devam eden bileşenleri geçerliliklerini sürdürse de, yeni bir yılda her zaman yeni trendlerin varlığından bahsetmek de mümkün.
İnsanların SEO forumları ve sosyal medya gruplarında en yaygın şekilde sorduğu sorular arasında “SEO’da bu yıl yeni neler var?” sorusu geliyor. Sürekli olarak değişim gösteren bu alan şimdiye kadar hiçbir zaman yerinde saymadı diyebiliriz. Aşağıda 2017’de üzerinde durulması gereken sekiz trendi görüyoruz.
HTTPS artık bir seçenek değil
HTTPS(Hypertext Transfer Protocol Secure) kullanıcıların bilgisayarları ile web siteniz arasındaki bilgi akışının güvenli hale gelmesini sağlıyor. Günümüz kullanıcıları artık eskisine oranla internette güvenliklerine çok daha fazla önem veriyor. Artık onlar için bir web sitesine girdiklerinde güvenlikten daha önemli olan başka bir şey yok diyebiliriz. HTTPS’e geçiş oldukça düşük maliyetli bir işlem olduğu gibi, Google bu parametrenin bir sıralama sinyali olduğunu da doğruladı.
Uzun-tipte içerikler arama motorlarında daha başarılı olarak değerlendirilmeye devam edecek.
Uzun-tipte olarak belirttiğimiz içerikler yani 2,000 kelime üzerindeki içeriklerin arama sonuçlarında daha iyi performans gösterdiği pek çok defa gözlendi. Pek çok pazarlamacının birkaç yıl önce uygulamaya başladığı bu yaklaşım organik olarak sıralamalara girmek ve ziyaretçilerini, satışa ve kazanca dönüştürmek isteyen firmalar için halen daha “gözde-seçim” olma özelliğini sürdürüyor.
Sosyal medya referans trafik açısından daha büyük bir altın madeni olmaya başlayacak.
Sosyal medyada günlük olarak ne kadar aktivite ve etkileşim olduğunu bir düşünün. Ürünler ve servisler sosyal medyada keşfediliyor, kullanıcılar bir ürün hakkında desteğe ihtiyaçları olduğunda sosyal medyaya yöneliyorlar ve markalar bu platformlarda düzenli olarak aktif konumlarını koruyorlar – sosyal medya şüphesiz referans trafik için kaliteli bir kaynak.
Sesli aramalar daha da yaygınlaşacak
Google Home ve Echo by Amazon kullanıcılarına hemen hemen tüm aramaları parmaklarını dahi kıpırdatmadan yapmaları için olanak sağlıyor. Kafanızdaki tüm sorulara bu cihazları evlerinizde kullanarak cevap bulabileceğiniz gibi, yurtdışında şimdilerde bu araçlarla pizza siparişi dahi vermek mümkün hale geldi. Her ne kadar bu yıl ülkemizde bu teknolojiler yaygınlaşmayacak olsa da, dünyada bu konuda da önemli gelişmeler bekleniyor diyebiliriz.
Google Hızlandırılmış Mobil Sayfalara (ing, AMP), daha büyük önem verecek
Google’ın AMP’ye ne kadar düşkün olduğu bir sır değil. AMP sayesinde web sayfaları anında yükleniyor ve daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlanıyor. İşte konu hakkında doğrudan AMP’den gelen bir açıklama: “AMP statik içeriğe sahip web sayfalarının hızlı okunması için kullanılabilecek bir yoldur. İçerisinde üç bölüm bulunur: AMP HTML, güvenilir performans için birkaç sınırlamaya sahip olduğu gibi, temel HTML’in ötesinde içerikler üretmek için bazı eklere de sahiptir. AMP JS kütüphanesi AMP HTML sayfalarının hızlı şekilde render edilmesini sağladığı gibi, Google AMP Cahce de ön belleğe alınmış AMP HTML sayfaları için kullanılır.”
Kullanıcı deneyimi – UX (user experience), adım adım fayda sağlamaya devam edecek
Kullanıcı deneyimini arttırmanın SEO stratejisine yönelik doğrudan etkileri olduğunu söyleyebiliriz. Ziyaretçileriniz sitenizde daha uzun süre kalırlar ve daha fazla içerikle etkileşime girerler. Bu sayede de hemen çıkma oranlarınız düşer. Bu durum ayrıca sitenize yönelik dönüşüm oranlarını da arttırmaya katkı sağlar. Sosyal alanlarda beğeniler ve paylaşımlar da getirir.
Mobil-öncelikli stratejiler bir ihtiyaç halini aldı
Mobil cihazlardan giderek artan trafik nedeniyle, web sitesi sahipleri sayfalarının tasarımını gerek tasarım gerekse de kullanıcılara yöneltilen teklifler açısından mobil öncelikli olacak şekilde düzenlemeye başladılar. Bu noktada iyi olan şeyin mobil trafik oranlarının yükselişte olması olduğunu söyleyebiliriz. Tabi ki, bazı sektörlerde mobil trafik yüzdesi hiçbir zaman masaüstü trafiğinin yerini alabilir konuma gelemeyecek. Yine de böylesi firmalar için mobil dostu uygulamaları da bulundurmak da bir hayli önemli.
Linkler harika içeriklerin yan ürünleri olmaya devam edecekler
Linkler halen daha geçerliliklerini koruyorlar – halen daha önemli sıralama sinyalleri olarak görüldüklerini söyleyebiliriz. Onları nasıl sürekli hale getirebileceğinizi düşünmektense, ürettiğiniz kaliteli içeriklerle insanların paylaşımını ve daha siz sormadan dahi link vermesini sağlayabilirsiniz. Infografikler ve detaylı durum çalışmaları ve raporları, standart blog postlarından daha iyi performans gösterme eğilimindedirler. Bu tür içerikler düzenli olarak link akışı sağlamanız için anahtar içeriklerdir ve pek çok web sitesinin bu sayede sıralamalarda kat ettikleri gelişimleri görmek de mümkün.
Bulunduğunuz konum bilgisini içine alan arama türlerinde sıralamalardaki rekabetin her geçen gün artış gösterdiğini fark etmişsinizdir. Ayrıca sıralamalarda önemli bir yer edinmek her geçen gün daha yüksek getiri anlamına geldiği gibi, giderek zorlaşıyor da.
Sonuç olarak, yerel SEO hemen hemen her alandan firmalar için önemli bir olgu halini aldı diyebiliriz.
Kullanıcıların yüzde 80’e yakını lokal bilgiler bulmak üzere arama motorlarına yöneliyorlar. Olumlu müşteri yorumlarını geliştirerek ve bölgeye göre anahtar kelime bakımından zengin, alakalı ve kullanıcıları hedefleyen içerikler üreterek, firmalar görünürlük rakamlarını kasalarını boşaltmadan arttırabilirler.
Firmalar yerel SEO’dan faydalanırken bir yandan da firma değerlerine önemli katkı da sağlayabilirler. Aşağıda yerel SEO’dan faydalanarak pazarlama süreçlerine büyük katkı sağlayabilecek dört farklı sektörden bahsetmeye çalıştık.
Su tesisatçılar ve elektrikçiler
Bu alanlarda hizmet veren firmalar için yerel SEO büyük bir öneme sahip, çünkü gerek su tesisatçıları gerekse de elektrikçiler genelde kendi yerel bölgelerinden çok uzaklara hizmet veren firmalar değiller.
Ayrıca bu tip hizmetlere ihtiyaç duyan kişiler de hizmetlere mümkün olan en kısa sürede erişmek istiyor: eğer evinize geldiğinizde borularınızdan birisinden sızdırma olduğunu gördüyseniz, bir tesisatçının mümkün olan en kısa sürede sorunu çözmesini istersiniz.
Daha önce böyle bir durumla karşılaştınız mı? – umarız başınıza böyle bir problem gelmemiştir – günümüzde böylesi bir durumla karşılaşan kişilerin eskiden olduğu gibi sarı sayfaları açarak tesisatçı bulmaya çalışması pek olası değil. Bunun yerine artık Google kullanılıyor diyebiliriz. Google’a bir tesisatçı bulmak için giren kişilerse, arama terimleri olarak “tesisat İstanbul Pendik” veya “en yakındaki elektrikçi” türü terimler girebilirler.
Etkili bir yerel SEO çalışmasının en büyük getirisi kullanıcılara hiçbir maliyeti olmadan onları siteye yönlendiriyor olmasıdır. Bu sayede bu kullanıcılara karşı sitenizi çeşitli yönleriyle hazır hale getirebilirsiniz. Onlardan geri dönüşler ve verdiğiniz hizmetlere dair yorumlar talep edebilirsiniz; bunlar sağladığınız hizmetleri belirli bir alan içerisinde pazarlamanın en iyi yolları arasında gelir.
Bu etkiyi yerel bir SEO stratejisi kurarak arttırabilirsiniz. Bu noktada bu alanın halen daha kullanılmayı bekleyen bir kaynak olarak durduğunu ve firmaların bu alandan faydalanmaları gerektiğini söyleyebiliriz.
Unutmayın ki, Google kullanıcılara değer katan içeriklere büyük önem veriyor. Söz konusu sektörlerde çalışan kişilerin online kimlikleri içerisinde temel bilgilerini ve tecrübelerini müşterilerine aktarmaları ve ürünlerini sadece satmaya yönelik çaba göstermemeleri gerekmektedir.
Başarılı pek çok tesisatçı web sitesinin içerisinde faydalı bilgiler ve kullanışlı öneriler yer aldığını ve verilen bilgiler sayesinde kullanıcıların hizmeti satın alırken de tercih haline geldiğini söyleyebiliriz. Bu tür web sitelerinin Google’da üst sıralarda yer aldığını görmek sizi şaşırtmayacaktır.
Yasal Hizmetler
Avukatları ve benzeri yasal hizmetleri veren uzmanları içine alan sektörün yerel SEO’da her geçen gün daha geniş yer buluyor olması bir hayli doğal diyebiliriz. İlk olarak bu tür kişilerin ofisleri genelde belirli bir yerle sınırlıdır. İkinci olaraksa, verdikleri hizmetlerin büyük bir öneme sahip olduğunu söyleyebiliriz. O bölgede yaşayan kişiler için bölgesinde iyi bir diş hekimi veya iyi bir avukat bulmanın önemini söylememize gerek yok.
Daha da önemlisi avukatların hizmetlerinin çok büyük talep görüyor olması. Bu nedenle de orijinal ve belirli hedefleri olan içeriklerin üretiminin yerel SEO sıralamaları noktasında katkısı tartışmasız oldukça yüksek.
Bölgeye yönelik olarak avukatlık firmasının ne tür hizmetler sağladığına yönelik bilgiler veren siteler her geçen gün aramalarda daha da yüksek sıralamalara yükseldikleri gibi, yeni müşteriler kazanma noktasında da bir o kadar ilerleme kaydediliyor diyebiliriz.
Web sitelerine yerel olarak aranan kelimelere yönelik düzenlemeler ve eklemeler yapan bu tipte sitelerin kısa sürede gelişme gösterdiğini söyleyebiliriz.
Tamirciler
Tesisatçı firmaları gibi, tamirci hizmetlerinin de acil durumlarda en yaygın şekilde aranan hizmetler olduklarını söyleyebiliriz. İşte tam da bu yüzden yerel aramalar yerel hizmetler için büyük öneme sahip.
Arama tamircilerinden, bilgisayar tamircilerine her türlü tamir ve bakım atölyesinin yerel SEO çalışmasıyla elde edeceği büyük getiriler var.
Tamir atölyelerinin bu noktada önlerindeki en büyük engelin restoranlar gibi işletmelerde olduğu gibi çok sayıda müşteri almaması olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda elde edilen geri dönüşler de aynı oranda azalmakta. Fakat tamir üzerine hizmet veren firmaların müşterilerinden online geri dönüşler rica etmeleri de tabi ki mümkün.
Restoran ve kafeler
Restoran ve kafeler verdikleri hizmetlerin kalitesi oranında müşterilerinden olumlu online geri dönüşler alabilen firmalar. Sosyal medyada bu firmalar hakkında pek çok yorum yapılmakta ve özellikle yerel işletmeler açısından bu yorumların önemi de büyük olmakta. Bu açıdan yerel SEO çalışmalarının restoran ve kafelere arzu ettikleri online farkındalığı temin edeceğini söyleyebiliriz.
Ek olarak bu tip yerler bulundukları bölgelere de bağlı olarak yerel anlamda hizmet veren firmalardır da diyebiliriz. Bu noktada olumlu geri dönüşler elde etmek tekrar tercih edilme açısından olduğu kadar, ilk kez gelecek kişilerin ilgisini çekme açısından da bir hayli önemli.
Sonuç
Yukarıda bahsettiğimiz sektörlerin haricinde pek çok sektörün yerel SEO çalışmalarından faydalanabileceğini söyleyebiliriz. Fakat yukarıda belirttiğimiz sektörlerin bu noktada en büyük faydayı sağlayacağını da söylemek gerekiyor.
Günümüzde herkes Google’ın arama algoritmalarında yüksek tıklanma oranları ve üst sıralarda listelenmeler elde etmek istiyor. Her ne kadar genel olarak Google’ın kullandığı 200’e yakın web sitesi sıralama faktörü bulunsa da – bunlardan bazıları kanıtlanmış, bazıları tartışmalı ve bazıları tamamen uzmanların deneyimlerine bağlılar – konu arama motoru optimizasyonuna geldiğinde bunlardan hangilerine odaklanmak gerektiği önemli bir soru olma özelliğini koruyor.
Peki Google için en önemli kriter hangisi?
Bu soruya Google Arama Kalitesi Uzman Stratejisti Andrey Lipattsev “içerik” olarak cevap veriyor. “Ve bu içerikten sitenize yönlenen link “ diye de ekliyor.
Son zamanlarda çok sayıda kişinin linklerin bir öneme sahip olmadığına ilişkin yanlış yorumlarda bulunduklarını görebilirsiniz. Artık SEO yapmanın linkler olmadan yeni bir yolu olduğunu düşünüyorlar. Bu yanlış olduğu kadar, tehlikeli de bir öneri diyebiliriz. Bu noktada Andrey Lipattsev’in söylediğini aklınızdan çıkarmamınızı öneriyoruz.
Hemen hemen her seferinde söz konusu 200 sıralama parametresi içerisinde linklerin öneminin ne kadar yüksek olduğunu görüyoruz diyebiliriz. Şöyle ki:
Sahip olduğunuz dış linklerin fazlalığı. Ne kadar fazla o kadar iyi.
Dış linklerin bağlantı kelimeleri. SEO-amaçlı linkler içeren bağlantı kelimeleri hedef sayfa ile alakalı olmalı.
Dış link kaynaklarının kalitesi. Adı sanı bilinmeyen bir Blogdansa akademik bir dergiden veya saygı değer bir haber kaynağından gelen linkler daha iyi seçimlerdir.
Linkler SEO stratejisinin her zaman değerli bir bölümü olmuştur ve pek çok SEO ajansı müşterilerini Google’da ilk sayfa sonuçlarında çıkarabilmek için söz konusu sektörle alakalı linklere yoğunlaşırlar. Bunun nedeni başarılı bir SEO çalışmasının başarısıyla, bir siteye yönelik linklerin hacmi ve kalitesi arasında bir korelasyonun bulunmasıdır.
Unutmayın ki, her ne kadar linkler büyük öneme sahip olsalar da, içerik, Moz Authority ve Page Authority değerleri de öneme sahiptirler ve herhangi bir SEO stratejisinin başarılı olabilmesi için değerlendirilmelidirler.
İçerik Pazarlama ve SEO
SEO ve içerik pazarlama alanları birbirlerinden birkaç kritik alanda ayrılıyor. Fakat bu iki alanı birbirlerinden tümüyle ayırmak da söz konusu değil. SEO genelde daha dar ve daha teknik bir alan. Bununla birlikte içerik pazarlama daha geniş ve daha bütüne ait – bunu bir karenin bir dikdörtgen olmasına fakat bir dikdörtgenin bir kare olmamasına benzetebiliriz. Aşağıda bu iki alanın nasıl kesiştiklerini görebilirsiniz:
SEO’yu onun spesifik ve teknik uygulamalarını içerik pazarlamaya yönelterek daha geniş anlamda uygulamanız söz konusudur.
İçerik pazarlama başarısı elde etmenin tek yolu ise SEO teknikleri uygulamaktır.
Konuya farklı bir açıdan bakmanın yolu ise şöyle: SEO talep yaratır. İçerik pazarlama ise bu talepleri yerine getirir. SEO gereklilikleri belirtir. İçerik pazarlama ise bu gereklilikleri tamamlar.
2017 algoritma güncellemeleri
Ocakta, Google mobilde bir sayfaya girdiğinizde doğrudan karşınıza çıkan reklamlara ve pop-up’lara yönelik sert cezalar getirdi. Arama motoru ayrıca bu cezaya ilişkin nadir şekilde yaptığı üzere beş ay öncesinden site sahiplerine uyarılarda bulundu.
Hiç şüphe yok ki, 2017’de yeni algoritma güncellemeleri gelmeye devam edecek, fakat yine bu yılda da SEO çalışmalarınız, SEO stratejilerinizin ne oranda linklere ve içeriklere yoğunlaştığına bağlı olarak gelişmeler gösterecek.
Hepimizin bildiği gibi uykunun insan hayatında önemli bir yeri vardır. Uykunun insan
vücudunu dinlendirmesinin yanında pek çok faydası vardır. Bu yüzden bir uyku düzeniniz
olmalıdır. Çünkü uyku düzenimiz cildimiz için de önemli rol oynar.Daha sağlıklı ve genç bir
cilde sahip olmak istiyorsanız uykunuza çok dikkat etmelisiniz. Uyumadan önce yüzünüzde
makyaj var ise o makyajı mutlaka çıkarmalısınız. Makyaj olmasa bile yüzünüzü yıkamalı,
peeling yapmalı, toniklemeli ve nemlendirmelisiniz. Yani cildinizi en iyi şekilde temizleyip,
bakımını yapmalısınız. Çünkü gece olunca cildiniz kendini yenilemeye çalışır. Bu nedenle
yüzünüzdeki yağı, bakteriyi temizlemeniz gerekir. Sırtüstü yatmak en iyi uyuma şeklidir.
Yüzünüz yastığa değmez ve bu sayede kırışıklar oluşmaz. Yastık seçiminde de hassas
olmalısınız. İpek yastık kullanmayı tercih etmelisiniz. Bu sayede saçlarınız kırılmaz ve
yüzünüzde kırışıklıklar oluşmaz. Cilt mevsimlerden çok çabuk etkilenir. Bu yüzden
mevsimlere göre cildinizi nemlendirmelisiniz. Sıcak havalarda hafif nemlendiriciler
kullanmanız büyük yarar sağlar. Kışın ise cildinizi nemlendirmek oldukça önemlidir. Gece
kreminize damlattığınız birkaç damla yağ işe yarar. Böylece kış boyunca cildiniz extra
nemlenmiş olur. Ayrıca cildinizi ısıtıcıların yarattığı kuruluktan da koruyacaktır. Bir hava
nemlendiricisi de kullanabilirsiniz. Cildinizin nem kaybetmesini önleyecektir. Daha öncede
söylediğimiz gibi uykuya dikkat etmeniz, uykusuz kalmamanız gerekir. Uykusuzluk cildinizin
yorgun, solgun görünmesine neden olur. Bu yüzden iyi bir gece uykusu oldukça önemlidir.
Alternatif tıp doğal bitkilerle yapılan ilaçları kapsar. Bunun en iyi açıklaması Lokman Hekim tarafından yapılmıştır.
Kainat eczanesi diye adlandırılan tıp bilimindeki adı alternatif olan bir bölümdür. Bundan asırlar önceye dayanan
bitkilerin dili insandaki yeri,Kozmolojimizi tanıyabileceğimiz alternatif tıp dalında insanları tedavi etmenin
yöntemleri aranır, bilinir.
Lokman hekim ölüme de çare arar. Belki de bulur.Ancak Lokman\’da ölümlüdür. Tıp aslında bunlarla uğraşmaz
daha çok kişilerin yatkınlıkları doğrultusunda düzenleme yaparlar.
İNSAN VÜCUDU NEYE YATKIN İSE BU ONUN TEDAVİ YOLUDUR. ALTERNATİF TIP İLE İLGİLİ EN DOĞRU BİLGİ İNSANIN DİLİ İLE SÖYLEDİĞİ ANLATTIĞI ŞEYLERDİR.
Bunlar
dilden dile uygulanarak günümüze kadar ulaşan bilgilerdir. Alternatif tıp bugün en iyi bağışıklık sistemimizde
kullanılan bir tıptır. İnsanların alternatif tıpı doğru algılaması gerekir. Her şeyi uygulamamalı yada doğru düzgün
bir şekilde uygulamalıdır.Bitkilerin çok fazla etkileri olabilir. Çünkü iksirler bile bitkilerden elde edilir.Mide
rahatsızlığı olan kişilere kekik çayı hafif gıdalar önerilir. Ancak bilinçli tüketici bunları usulüyle kullanır.
Peygamberimizin sağlık ile ilgili düşünceleri şöyledir:
1. Sulu bal: Balı sulandırarak aşırı etkisini bünyeye göre ayarlar.
2. Trit kebabı: Evde atılacak ekmekleri değerlendirmek için hayvanın boyun etinden kebap yer.Boyun en fazla
sinirin olduğu yerdir. Bu insan beyninin dalgalarını düzenleyen bir besin yeme yoludur.
3. O iki defa ısıtılan yemeği yemez. Çünkü 2. kez ısıtılan yemekte besin değerleri ölür.Bu da mide ye zararlıdır.
4. Birde sofradan tam doymadan kalmak bu da bir duyumdur. Kişiler bunu kendilerine bir düşünce edinirken ilke
olarak kullanır. Bundan yıllar önce hastalıkların tedavi yöntemleri alternatif tıp ile bilinirdi. Ancak günümüzde daha alternatif yollar vardır.
Bilim sonu olmayan bir büyü gibidir. Kendi içerisinde tutarlı her zaman soru sorup çözümünü de barındıran kurallar bütünüdür.
Bilim teoride insanlığa faydalıdır ve durmadan kendini yeniler ancak pratikte de böyle midir tartışılır. Rönesans ve reform öncesi din ne kadar etkili ise bilim de şu anda kitleleri etkileyecek boyuttadır. Çünkü tıp, elektronik, haberleşme, fizik, mühendislik gibi birçok alanda ilerleme son hızla devam etmektedir. Bilim bilindiği kadarıyla Mezopotamya bölgesinde hatta Mısırlılar tarafından ilk olarak ele alınmıştır. Sonrasında ise birçok millet tarafından ele alınıp işlenip bu günlere kadar gelinmiştir. Evreni, insanları dünyayı anlama çabasıyla doğan sonra da gelişip bu günlere kadar gelebilen bir alandır.
Gelişen mimari, yaşanılan başkalaşmalar, fikir ayrılıkları ve daha bir sürüsü insan ilişkilerinde
eski tadı vermez oldu artık. Hakim olan düşünce hep ‘Kimse bana dokunmasın, hayatıma
karışmasın, ben de kimseye karışmayayım.’ Oldu ve yoldan geçen her insan sinirli her insan
düşünceli ve birbirine merhaba demekten aciz oldu. Bugün çekinmeden bir komşunuza gidip
1 bardak süt isteyebilir misiniz? Acaba benim hakkımda ne düşünür, beni yargılar mı, beni
tersler mi diye düşünmez misiniz? Dahası siz gideceğiniz komşunun aslında o size gelince
düşüneceklerinizi düşünmesinden korkmaz mısınız?
Tüm bu soruların yanıtları kendi kişisel ilişkilerinizde gizlidir. Ah o eskiler diyip klişe bir cümle
tamamlamak elbette ki istemem ancak yeri gelince 1 ekmeğin yarısını paylaşan insanlara ne
oldu? Kim ve neyi düşünerek bu kadar çıkar düşkünü bir hale gelindi? Yargılama kavramı aynı
bina içindeki insanlara da mı bulaştı? Hep görünmez duvarlar örülmeye başlandı. Kim kimi ne
amaçla kolluyor, kim kime ne amaçla 1 bardak su veriyor hep bunun altında bir şey
aranmaya başlandı. Dostluklar hep uzaklarda aranmaya ve küreselleşmek istenirken aslında
daha da yobaz bir hale gelindi. Kapı komşumuza günaydın demek halini hatırını sormak bu
kadar zor olmamalıydı. Teknoloji alanında gelişirken sosyal alanında bu kadar yozlaşmak
acizlikten öte değildir. İki arkadaş bir araya geldiğinde ilk önce nasılsın demeyi unuttu ve
bunun yerine hadi bir selfie çekelim de instagrama atalım demeye başladı. O fotoğrafla
gerçek dostlara sahip olduğunuza kalpten inanıyor musunuz?
Kendinizi sorgulamaya başlarken bugün ne giysem ya da twitter’a ne yazsam diye
düşünmeyin. Ben nerede hata yapıyorum da bu kadar yalnızlığa itildim diyin. Kimseyi yalnız
olmadığınıza inandırmak zorunda değilsiniz ancak kendinizi yalnız olmadığınıza
inandırmalısınız. Buna inandırırken de kendinizi asla kandırmamalısınız. Bugün kendinize bir
iyilik yaparak şu an evdeyseniz bir kalıp kek yapın ve komşunuza ikram edin. Göreceksiniz ki
sizin kadar onun da buna ihtiyacı olacaktır. Başınız sıkıştığında çalacak bir kapınız olduğunu
bilin. Hayatta her şeyin de karşılıklı olmadığını da. Beklentilerinizi alçak tutmadıkça bir şeyler
elde edemezsiniz. Yalnızlığınızı paylaşmayı öğrenin.
Yaşlı insanlar hep anlatır durur önceden şöyle yapardık böyle yapardık diye, anlatırken bile
içleri heyecan dolar. Onları dinlerken bizler hayal edemediğimiz için sıkılır ve anlam
veremeyiz. Anlattıkları olaylarda hep bir dostları bir komşuları dahil olur işin içine. Eskiden var
olan ‘komşuluk’ kavramını bilmeyen biz hor görürüz bu hikayeleri. Abartı bile gelir hatta.
Anneannemiz başlar anlatmaya… Bir gün çok işim vardı yetişemiyordum da komşum yardıma
yetişti diye. Nasıl olurda bir komşu başka bir komşunun işini halleder ki diye geçer içimizden.
Sosyal ağlarda tanımadığımız insanları benimseyip onları takip ettiğimizi unutur ‘olur mu
anneanne sende abartıyorsun biraz’ diye cevabı yapıştırırız. Bilmiyoruzdur çünkü o
samimiyetin ne olduğunu. Soğuk dört duvarlardan başka komşuluk eden yoktur bize.
Sizce de insanlık körelmedi mi? Duygu düşünce hassaslığı hep mantıkla yer değiştirmedi mi?
Mantığa uygun hareket etmek elbette önemli. Peki ya kalp? Hisler ne olacak hiç düşündünüz
mü? Sorular sorular sorular… Hep cevabını bildiğimiz ama asla sesli olarak dillendirmediğimiz
sorular. Gelin bu gidişata bir son verelim ve herkes kalbinin içini süpürsün ve insanlık
tertemiz olsun. Eskinin yeri elbette dolmaz ama yeniden bir düzen kuralım. Olmayacak bi şeyi
değil dostluğu tutalım.
İnsanoğlunun en derin açığı,anlaşılmak,sevilme ihtiyacı ve saygı duyulan biri olabilmektir. Empati temelde insanın kendisini karşısındakinin yerine koyabilmesi anlamına gelen bir
kavramdır.Kişi kendisini, karşısındakini anlamaya yöneltmişse,onun duygu ve düşüncelerini de
anlamaya ve onun gözünden bakabilmenin nasıl olduğunu anlamaya başlamış demektir.
İnsanların birbiriyle empati kurabilmasi için öncelikle birbirlerini dinlemeleri gerekmektedir.Oysa
günümüzün hızlı tempolu yaşamında,söylenilenleri dinlemek,karşımızdakinin konuşmasını
bitirdikten sonra ona cevap vermek olarak değerlendirilmektedir.İnsanlar karşıdaki kişi
konuşurken onu dinlemek yerine,onun konuşması bittikten sonra vereceği cevabı hazırlamakla
meşgul olmaktadır.Bu durum dinlemek değil sadece duymak anlamına gelmektedir.
Herkes konuşmak,dinlenmek,sevilmek,şefkat görmek istemektedir.Ancak buna sahip olmanın
yolu öncelikle karşıdakinin görüşünü anlamak,o kişinin söyleyeceklerine önem vermek,o kişiye
herşeyden önce insan olarak özen gösterdiğinizi hissettirmekten geçmektedir.Dünyaya o kişinin
bakış açısından bakmaya çalışmak,yani empati kurmak o kişiyle bağlarınızı derinleştirerek güvene
dayalı bir ilişki oluşturmanızı sağlayacaktır.Karşılıklı olarak birbirini dinlemeyi başaran çiftlerin
güvene,saygıya ve samimiyete dayalı sağlam temelli ilişkiler kuracakları açıktır. Empati,aşk,iş,
arkadaş veya aile bağlarında sağlıklı ve sağlam temeller oluşturan bir davranış ve anlayış
biçimidir.Belki sık sık rastalanılan bir cümle de olsa \’\’Beni eleştirme,beni anlamaya çalış,
benim ayakkabılarımı giyerek,benim yürüdüğüm yollardan yürü\’\’ demek empatiyi bir doğru
iletişim becerisi olarak tanımlamak yerinde olur.
Durum aşk ilişkilerinde de aynıdır.Kişiler birbirlerine aşık olup,sevseler de eğer birbirlerini
dinleme ve anlama yeteneği geliştiremiyorlarsa,ilişkiler sona doğru daha çabuk gitmeye
mahkum olmaktadırlar.Elbetteki kadın ve erkeklerin,düşünme şekli,çözüm yolları farklı olacaktır.
İşte empati kurmanın devreye girdiği yer de tam burası olmaktadır.Kişiler karşısındakinin
güçlü olan duygularını dikkatle değerlendirmelidir.Sevgi,neşe,nefret,hayal kırıklıkları,acı çekme
gibi.Kişinin yaşadığı durumla baş edebilme gücüne saygı gösterdiğinizi belirtmek,onunla bağ
kurmanızı sağlar.Sonra bu konuyu birlikte çözümleyebileceğinizi,hatta neler yapabilceğiniz
konusunda detekleyici konuşmak,kişinin üzerinde güven ve rahatlama oluşturacaktır.Tabi ki tüm
bu söylenenleri yapabilmenin yolu iyi dinlemekten geçmektir.En derin sevgiler,en yoğun duygular,
güzel ilişkiler ve bitmez denilen evlilikler,dinleme ve empati eksikliğinden kaybedilmeye
mahkumdurlar.
Empati kurmanın yapı taşları,dinlemeyi bilmek,saygı göstermeyi bilmek,hoşgörü sahibi olmayı
başarabilmek,dinlerken düşünmeyi başarabilmektir.Empati sevgiyi doğuran ve geliştiren en güzel
iletişim yoludur.
Çoğumuz zaman zaman çözüm üretmekte tıkandığımız anlar yaşarız.Hayatımızı kolaylaştıracak,
zamandan tasarruf etmemizi sağlayacak bilgiler ararız.Bu bilgilerden bazılarının sizlere yardımcı
olmasını dileriz.
Zamanla evdeki kapı,pencere yada çekmeceler açılıp kapanırken zorlanır.Bu durumda zorlanan
bölgelere vazelin sürmeyi deneyin.Kayganlaşıp,kolayca kapanacaktır.
Bir miktar suyun içine atacağınız yumurtalar,dibe çökerse tazedir.
Un paketi yada torbanızın içine defne yaprağı koyarak böceklenmesini önleyebilirsiniz.
Gözlük vidanız sık sık çıkıyorsa,vidalayacağınız deliğe renksiz oje damlattıktan sonra vidalayın.
Evde mobilyaların yeri değiştikten sonra halı üzerinde iz kalır.Bu izleri yok etmek için,üzerlerine
buz sürün.Eridikten sonra süpürün.
Evde sık sık birşeyler kırılır.Cam kırıkları çok küçük oldukları için tam olarak
temizlenemeyebilir.
Islak pamuk yardımıyla tüm ufak parçaları toplayabilirsiniz.
Fermuarlı giyeceklerinizi yıkarken,fermuarlarını kapatmayı ihmal etmeyin ve öyle yıkayın.
Fermuarların bozulmasını önlersiniz.
Bez ayakkabıların temizlenmesi zordur.Bir yastık kılıfının içine koyacağınız ayakkabılarınızı
çamaşır makinesinde rahatlıkla yıkayıp,tertemiz yapabilirsiniz.
Kot pantolonunuzun ömrünü uzatmak istiyorsanız;bol tuzlu suda oniki saat kadar
bekletin.Tersini
çevirdikten sonra 30 C de yıkayın.Hassas program da olabilir.Yüzünü çevirerek belinden asın.
Asla güneş ışığında kurutmayın.Gölgede kurutmak en uygun şekildir.
Gömlek ütüleyeceğiniz zaman,mutlaka düğmeleri ilikli olarak ütüleyin.Ancak düğmelerin üzerine
ütü sürmeyin.Daha rahat ütüleyeceksiniz.
Kışın radyatörlerinizin arka kısımlarına aluminyum folyo ile kaplayın.Sıcaklığı oda içine
yansıtırsınız.
Pamuklu giyeceklerin çekmemesi için,ilk aldığınız gece soğuk suda beklettikten sonra yıkayın.
Dirsekleriniz ve topuklarınızın sertleşmesini önlemek için limon dilimiyle ovuşturun.
Yeni tavanızın içinde bir miktar sirke kaynatırsanız daha sonra yapacağınız kızartmalarda
yapışma olmadığını göreceksiniz.
Fırında patates yapmadan önce 10 dk kadar haşlayın ve çatal yardımıyla delin.Çok rahat
piştiğini
göreceksiniz.
Ahşap eşya temizliği yaparken,birkaç damla sirke ve zeytinyağı ile ovarsanız,hem temiz hem
parlak olacaklardır.
Sertleşmiş etler için,sıvıyağsirke karışımı içinde bekletin.
Elbisenize sakız yapıştığında,bir naylon torbaya koyun ve buzlukta 1 saat bekletin.Rahatça
çıktığını göreceksiniz.
Yaptığınız böreğin daha lezzetli olmasını istiyorsanız,hazırladıktan sonra buzdolabında en az 1
saat
bekletin ve öyle pişirin.
Naftalin kullanmak istemeyenler,onun yerine limon kabuğu yada karanfil kullanabilirler.
Kızartma yağının içine birkaç dal maydanoz koyarsanız evinize kötü kızartma kokusu
sinmeyecektir.
EVİNİZDE BULUNMASI GEREKEN 6 ROMANTİK KOMEDİ FİLMİ
1-FORREST GUMP
Evinizde bulunması gereken filmler arasında Forrest Gump ilk sırayı almalı. Oldukça etkili bir senaryoya sahip olan film bir çok dalda oskar ödülü almış bir film. İzlerken hiç sıkılmayacağınız ve eğlenerek izleyeceğiniz akıcı bir film. Tom Hanks in baş rolünü oynadığı film sinemada izleyiciler ve eleştirmen tarafından oldukça beğenildi.
Filmin kısa tanıtımı
Film 1950-1970 yılları arasında geçen bir hikayeyi anlatmaktadır.Forrest Gump düşük IQ seviyesine sahip biridir. Oldukça şanslı olan Forrest aralarında Elvis Presley, Kennedy, Nixon’ın da bulunduğu tarihsel kişilerle tamamen tesadüf eseri tanışır. Bunun dışında Forrest Vietnam savaşına ve Amerikan yakın tarihinin önemli olaylarına bizzat şahitlik eder. Farkında olmadan yaptığı bir çok şey önemli sonuçlar doğurur. Ayrıca Jenny isimli bir kıza aşık olan Forrest yıllarca aşkını dilinden düşürmez ve zaman zaman Jenny ile karşılaşarak onu görmenin mutluluğunu yaşar.
2-50 İLK ÖPÜCÜK
Başarılı komedi oyuncusu Adam Sandler ve Drew Barrymora baş rollerini paylaştığı film aşkın pes etmeyen yönünü vurguluyor. Farklı bir senaryoya sahip olan film diğer romantik komedi filmleri arasından ustaca sıyrılmayı başardı. İzlerken filmin büyüsüne kapılmamak elde değil. Başarılı performans sergileyen ünlü oyuncular en iyi ikili ödülüne sahip olarak izleyicilerin büyük beğenisini kazandılar.
Filmin kısa tanıtımı
Henry ve Lucy ilk karşılaştıkları andan itibaren birbirlerinden hoşlanmaya başlar. Fakat Lucy geçirdiği bir kaza sonucu bir sonraki günü hatırlayamayıp her güne kaza sabahı gibi uyanmaktadır. İşte tam bu noktada film başlar. Hennryin aşka dair gösterdiği çaba izlemeye değer bir hal almakta.
3-BENJAMİN BUTTON IN TUHAF HİKAYESİ
Brad Pitt in başrolünü oynadığı ,akıllara zarar verecek kadar etkili ve farklı bir senaryoya sahip olan bu film bir çok dalda oskara layık görüldü. Filmde herhangi bir kusur bulmak mümkün değil. İzleyenlerin asla pişmanlık duymayacağı bu film 86 yıllık bir dönemi içeriyor.
Filmin kısa tanıtımı
86 yaşındaki birinin özelliklerine sahip olan Benjamin doğarken annesini kaybetmiş babasıda bu çirkin ve hasta bebeği bir huzur evinin kapısına bırakmıştır. Huzur evinde bebeği olmayan Qeenie ona sahip çıkmış ve öz oğlu gibi sevmiştir. Filmin enteresan olduğu nokta benjamin günden güne gençleşmektedir. Oldukça etkileyici ve farklı bir yaşamı olan Benjaminin hikayesi minik bir bebek olarak son bulur.
4-AŞKIN 500 GÜNÜ
Zooey Deschanel ve Joseph Gordon ın başrollerini paylaştığı 2009 yapımı bir romantik komedi filmidir. Bir çok eleştirmen tarafından övgüyle bahsedilen film büyük kazançlar elde ederek hit filmler arasında yerini aldı. Film arşivinizde kesinllikle bulunması gereken bu film sizi asla sıkmayacak.
Filmin kısa tanıtımı
Summer aşkın gerçek olduğuna inanmayan bir kadındır.Tom ise Summer a aşık olmuştur. Summer Tom un hayatından tamamen çıkınca Tom eski günleri hatırlar. Çünkü Summer Tom için oldukça farklıdır ve hayatının geri kalanını Summer la beraber geçirmek istiyordur.
5-AŞK DOKTORU
Will Smit her filminde olduğu gibi bu filmdede oldukça etkileyici bir oyunculuk sergilemiş. Filmin konusu romantik komedi filmlerinden biraz farklı. Akıcı ve sıkılmadan izleyeceğiniz bu film 2005 yılında vizyona girdi.
Filmin kısa tanıtımı
Aşk doktoru Alex kendini her yerde göstermeyen ve kadınlar hakkında uzman biridir. Bu konuda erkeklerin kadınlarla flört etmesine yardımcı olacak taktikler verir. Ancak son müşterisi Albert biraz farklıdır. Hem Albert in aşkı hemde Alex in aşkının birlikte yaşadığı bu film evinizde bulunması gereken filmler arasında. İyi seyirler.
6-TEKLİF
Sandra Bullock ve Ryan Reynols un başrolleri paylaştığı bu film alışılmış senaryolarla benzer özellikler gösteriyor. Ancak bu filmin ayrı bir tadı var. Sizi hem güldürecek hemde duygusallaştırcak olan teklif 2009 yılı yapımı.
Filmin kısa tanıtımı
Margaret bir kitap editörüdür ve sınır dışı edilmemesi için asistanı Andrew evlenmek zorundadır. Evliliğe mecbur olan Andrew işiyle tehdit edilmektedir. Andrew ve Margaret aileye evliliklerini bildir ve büyük annenin doğum gününü kutlamak amacıyla Alaskaya seyahat ederler. Ancak evlilik kararına sınır müfettişi inanmamıştır ve peşlerindedir.
Bilgisayarla ve internetle arası biraz iyi olan herkes DeepWeb kavramını şuradan ya da buradan bir
şekilde duymuştur. Kelime anlamı “Derin İnternet” olan DeepWeb hakkında araştırma yapmak
isterseniz sizi pek çok korkunç görsel, “DeepWeb’in hayatını nasıl mahvettiğini” anlatan yazılar ve
“orasının” ne kadar korkunç bir yer olduğunu anlatan, bol gerilim müziği ile bezenmiş videolar
karşılayacaktır.
Peki, aslında nedir bu DeepWeb?
DeepWeb, Google, Yahoo, Mozilla, Yandex, Explorer vb. gibi günlük hayatta kullandığımız arama
motorları tarafından indexlenmeyen, yalnızca Tor Browser gibi tarayıcılar ile ulaşılabilecek olan ve
“asdfghjklujmnhytgb.onion” gibi akılda tutulması imkansız olan ve genelde .onion olan uzantılara
sahip olan içerikleri barındıran internet bölümüne denir. Öyle ki bizim yalnızca internetin yüzde 4’ünü
kullandığımız ve DeepWeb’in asıl internetin yüzde 96’sını oluşturduğunu iddia eden efsanevi bir
anlatım vardır. Doğruluğunu teyit etmek ise imkansıza yakındır.
Sanıldığı gibi DeepWeb’e girmek başlı başına suç değildir ki Tor Browser kullanmak da yasaldır. Yani
internette sık sık söylendiği gibi DeepWeb’e girdiğiniz gibi kapınıza polis dayanmaz. Ama…
Buraya kocaman bir ama yazmak zorundayız. Şöyle ki: Söylediğimiz gibi, her ne kadar DeepWeb’e
girmek başlı başına bir suç olmasa da “DarkWeb” olarak adlandırılan ve DeepWeb’in karanlık yüzü
olan “Karanlık İnternet”, DeepWeb’de ciddi bir yer kapladığı için, isteyerek ya da istemeyerek başınızı
derde sokma ihtimaliniz yüksektir.
DarkWeb neler mi içerir?
En basitinden parayla sizin için hırsızlık yapacağını söyleyen kişilerin ilanları, hırsızlık videoları, web
siteleri üzerinden uyuşturucu satışları, silah satışları, çalınan malların satışları, kiralık katil ilanları vb.
gibi içerikler barındırır. Psikolojinizi bozacak derecede çirkinleştiği yerlerde ise çocuk pornoları, ceset
pornoları, işkence ve tecavüz pornoları (önce tecavüze uğrayan daha sonra işkence ile öldürülen genç
kızların ve çocukların videoları), işkence görüntüleri ve cinayet görüntüleri içerir. Ayrıca evsiz ve
kimsesiz insanlar üzerinde (bazen küçücük bebeklerin üzerinde) sipariş üzerine yapılan deneylerin
görüntüleri de mevcuttur. Görüntüler, insanları insan olduğu için kendisine lanet ettirebilecek kadar
vahimdir.
Tüm bunların yanı sıra, devlet sırları, Hitler’e ait olduğu söylenen görüntüler, uzaylı görüntüleri
olduğu iddia edilen videolar ve onların üzerinde yapılan deneyler yer almaktadır.
Somut bir örnek vermek gerekirse: Bu günlerde yaptığı her açıklama ile gündemi sarsan ve
devletlerce kırmızı bültenle aranan Jullian Assenge’in, yayınladığı WikiLeaks belgelerini DeepWeb’ten
aldığı söylenir.
DeepWeb’te alışverişler ise Bitcoin ile yapılır. Bitcoin sanal bir paradır ve her ne kadar “takibi
imkansız” şeklinde lanse edilse de tamamen anonim değildir. Yine de kullanıcının tespit edilmesi daha
zordur. Bir Bitcoin’in piyasa değeri ise günümüzde 867 lira ile ifade edilmektedir.
“Peki, madem her türlü pislik, görüntüleri ile burada, polisler ne yapıyor?” diyebilirsiniz. DeepWeb ile
ilgili bir diğer çok bilinen özellik de için de çok fazla polis ve istihbaratçının olduğudur. Zaten
DeepWeb’de ilgilenmemeniz gereken şeylerle ilgilenmeye başladığınızda polisin kapınıza dayanma
ihtimalinin yüksek olmasının sebebi de budur.
DarkWeb’de illegal olan içerikler ile ilgilendiğiniz takdirde çekinmeniz gerekenler yalnızca polisler de
değildir. Unutmayın DeepWeb’de herhangi bir suç görüntüsü yayınlayanlar ya da açıkça uyuşturucu
satanlar, kendilerini “uzman polislerden” dahi uzun süreler koruyabilecek kadar bu işte
profesyonelleşmiş olan kişilerdir. Zaten bilişim dünyasında işlenen suçların zanlılarının nadiren
yakalanabiliyor olmasının temel nedeni budur: İşlerinde son derece uzman olmaları. Eğer uzman
olmazlarsa zaten bu işi yapamazlar.
Daha net anlatmak adına örnek vermek gerekirse DeepWeb de suç içeren içerikleri yayınlayan birisini
yakalamak, öfke cinayeti işlemiş olan herhangi bir katili değil, ne yaptığını kesinlikle bilen özel eğitimli
bir seri katili yakalamaya çalışmak gibidir.
Eh, bu işi bu kadar iyi bilen insanların arasında internetten bulacağınız birkaç ip ve kimlik saklama
numarasının sizi gerektiği gibi korumasını beklemek, bir hayal olacaktır.
Demek istediğim şeye örnek vermek gerekirse, siz hiçbir illegal siteye girmediğinizi düşünerek içiniz
rahat bir şekilde DeepWeb’den çıkarken birileri çoktan sizin tüm bilgilerinize ulaşmış ve kimliğinizi
satılan kimlik bilgileri arasına eklemiş olabilir.
Biliyoruz, bu yazı da dahil pek çok anlatım sizin DeepWeb’e göz atma merakınızı tetikliyor. Ancak bir
kez olsun merakınızı unutmanızı ve yeterince şey öğrendiğinize karar verip günlük internet trafiğinize
devam etmenizi öneririz. Kendi iyiliğiniz, en azından akıl rahatlığınız için…
Google, Yahoo, Explorer, Firefox gibi tarayıcıların bu içerikleri indexlemekten kaçınmasının bir sebebi
var, öyle değil mi?
Arkadaş denilince akla, yarenlik, yoldaşlık, sır ortağı, sırtını dayayabileceğin kocaman bir dağ gelir. Bundan iyisi var mıdır? Birincil ebeveynlerinin bilmediği sırlarını arkadaşlar bilir mesela. Ya da sevgilinin görmesini istemediğin en kaba hallerini bilen yine arkadaşlardır. Arkadaşlara ne kadar kardeş gözüyle baksak ta aslında kardeşten daha yakındırlar. Bizden birileridir onlar, elimizde tuttuğumuz aynadırlar. İlkokulda beraber ceza alır, lisede bazen aynı kişiye sevdalanır, sırf dostluğumuz bozulmasın, üzülmesinler diye hoşlandığımız kişilere içimiz yansa da yaklaşma taktikleri verir, sınavlarda kopya heyecanı yaşar, üniversite hazırlık testlerini çözmek için toplanır bilgisayar oyunu oynar, bunaltan hayata meydan okur beraber ilk içki deneyimini yaşar, kötü günlerinde teselli eder, en önemli sınavımıza arkadaşımız hasta diye girmez hep yanında kalırız. Çocukluk arkadaşlarımızdan bazıları hala yanımızdadır. Kimileri sadece anılarda… Bazılarını kızarak anar, bazılarına övgüler bağışlarız. İlkleri paylaştığımız kişileri yıllar sonra resim albümlerimizde gördüğümüzde kimi zaman gelir hatırlamayız bile. Bir zamanlar sonsuza kadar kardeşlik sözü verdiğimiz kişiler kendi yansımamızın içine hapsolup kalmıştırlar.
Adalet terazimizde, hayatımızdan çıkıp giden arkadaşlar daima hatalı olan taraftırlar. Bize yapılmış mutlaka bir kabahat, iftira bulunmaktadır. Hem onlar bir hata yapmamış olsalar yanımızda olurlardı öyle değil mi? Zira onları kendimizden uzaklaştıran asla bizler değiliz.
Adalet terazinizin hiç sizi kayırdığını düşündünüz mü? Ne de olsa size çalışan bir terazi. Daima sizin çıkarlarınızı düşünecektir. Ya karşı tarafın terazisi de onu haklı buluyorsa? Ki muhtemelen bu böyledir. Ne yapacaksınız? Kendi terazinizin doğruluğunu nasıl kanıtlayacaksınız? Eminim kanıtlama çabaları da anlamsız kalacaktır çünkü karşı tarafta mutlaka haklı nedenler bulacaktır. Arkadaşlarımızla ilişkilerimiz gerçeklik düzeyinde başlasa da, ütopik düzeyde devam etmektedir. Zaman geçtikçe ve kendimizi daha yakın hissettikçe gerçeklik düzeyinden çıkar ütopik evrene geçeriz. Onların her anımızda yanımızda olması bize büyük bir güvence ve kötü geçen günlerin ardından sinirimizi boşaltma garantisi verir. Açıkçası sadece bize katlanmalarını bekleriz. Bazı anlar gelir sanki arkadaşlık sözleşmemizde değişmez hükmündeki maddeymiş gibi bize katlanmaları gereksiniminin doğal olduğunu düşünürüz. Çoğu kez bu ve benzeri düşündüğümüz için resim albümlerimizdeki ismini hatırlayamadığımız kişi listemiz fazladır. Çünkü tek taraflı düşünüyoruz. Oysaki onlar, bizim hedef tahtamız oldukları için değil, yansımamız oldukları için yanımızdalar. Böyle durumları yaşamamak için öncelikle empati kurmalı, başta kendimizi olmak üzere dostlarımızı dönüştürmeli, hayali sözleşmemizdeki olmaması gereken dominant maddeleri değiştirmeliyiz. Bunu yaparak hem arkadaşlarımızı hem de kendimizi birbirimize yeniden kazandırmış olur, yapay arkadaşlığımızı kalıcılaştırmış oluruz.
Empati kurduğumuzda yanlış anlaşılmalar ortadan kalkacak, cümlelerimize eskiden olsak diye başlayacağız. Örneğin; eskiden olsak, mutlu bir anımızı paylaşmak için aradığımız arkadaşımız telefonlarımıza yanıt vermeyince muhtemelen bizi önemsemediğini veya ilgi odağı olmaktan çıktığımızı düşünürdük. Şimdi ise, önemli bir işi olabileceğini, kendi hayatıyla ile ilgili çeşitli sebeplerden dolayı yanıtlayamama olasılığının olduğunu veya sadece sonra aramamız gerektiğini düşünür üzerinde durmayız. Bana göre, gerçek arkadaş ilişkileri tüm bu küçük problemlerin çok daha üstündedir. Her lüzumsuz günümüzde yanımızda olandan çok bizi eleştiren, dönüştüren, topluma ve benliğimize kazandıran kişiler gerçek arkadaşlardır. Ve bu kurduğumuz ilişkiler gerçek arkadaş ilişkileridir.
İnsanlığın geçmişi milyarlarca yıl öncesine dayanır. Sözcük kavramını bilmeyen insanlardan çok çeşitli
dil kavramlarının çıkması tam anlamıyla değişimin somut göstergesidir. Var olmuş ve var olacak olan
her şey gibi insanlarda değişir ve gelişir. İnsanlar gelişir gelişmesine fakat şu da bir gerçektir ki,
insanlar gelişirken duyguları da bir o kadar zayıflamaktadır. Bunun temel nedeni de kendini
unutmasıdır.
Eskiden iletişim kurabilmede en önemli unsur olan duygular, şimdiler de birçok insanın bilmediği
veya görmediği bir olgu haline gelmiştir. Kelimeler, duygularımızı katılaştırmış olabilir mi? Duyguların
yok olduğuna inanan biri değilim. İnsanlığın var oluşundan bu yana içgüdüsel dürtülerimiz her zaman
benliğimizin içindeydi. Ben hamurumuzda olan bir maddenin yok olacağına inanmayanlardanım.
Kelimeler vasıtasıyla duygularımızın dönüştüğü ve değiştiği fikrine yatkınım. Bu durumu örneklerle
daha anlaşılır hale getirmek istiyorum. Uzun metrajlı belgesellerde izlediğimiz üzere, ilk insanlar
konuşma yetisini kazanmadan önce bile sevmeyi ve sevişmeyi biliyorlardı. Çocuklarına bakmayı ve
korumayı da biliyorlardı. Bu hareketler av avcı ilişkisi içerisinde ki içgüdüden ziyade tamamen
duygusal bağlarımızdı. Aynı zamanda birçok gizli öğretiye tanıklık etmiş kişilerin düşünce yoluyla
konuşabildiklerini de bilmekteyiz. Günümüzde bu durumlar filmlere konu olsa da, gerçekliğini hepimiz
biliyor, kendimiz kullanamadığımız için reddediyoruz. Geçmişte bütün iletişim şekilleri duygusal
bağlarla gerçekleşirken günümüzde bu tam tersi bir hal almıştır. Hayatımıza para girdiğinden beri
duygularımızın pek bir önemi kalmamıştır. Bu durumu kadın ve erkek üzerinden gideceğim
örneklerimle açıklayacağım.
Klasik Kadının Duygusal Çizelgesi;
Günümüzdeki klasik kadın, aile baskısı nedeniyle ilkokul sıralarından, son anlarına kadar çoğunlukla
hemcinslerinin dışında biriyle iletişim kurmaz, okulunu bitirdiği andan itibaren çeyiz hazırlıklarına
başlar, ailesinin uygun gördüğü bir erkek ile evlenir. Karşısındaki erkekle duygusal bir iletişimi
olmadan kendisini onun himayesi altında bulur ve bu duruma katlanmak zorunluluğunda olduğunu
hisseder. Çocuklarıyla ilgilenip, hayatının sonlanacağı günü bekler. Buradan çıkartacağımız duygusal
çizelgeler şunlardır. Zamanla kadına toplum kendi belirlediği bir rolün kostümlerini giydirmeyi
başarmışlardır. Dolayısıyla doğan her kız çocuğu, bu role uygun yaşamayı öğrenerek büyüdüğü için,
belirlendiği rol dışındaki duyguların hiçbirini bilmez. Kadının bildiği tek duygu anneliğin hissettirdiği
saf duygudur. Bunların dışındaki duygular, hamurunda olsa da bilmez. Severek evlenen kadınların bile
küçümsenmeyecek kadar fazla olan kısmı hayatını belirlenen bu role göre yaşar ama farkındalığı
olmaz. Kadına kendi içinde var olan duygular öğretilmemiş, en ufak bir farkındalıkta hor görülmüş,
öğrenmemesi içinde elinden gelen yapılmıştır. Sonuç olarak kadın olan insan duygularını erk yapının
içerisinde saklamaktadır.
Klasik Erkeğin Duygusal Çizelgesi;
Klasik Erkek, doğduğu günden beri her zaman baskın olması gerektiği duygularıyla yetiştirilmiştir.
Baskınlık, sertlik, yönetme ve idare etme zorunluluğu erkeklerin duygularını içlerine hapsetmiştir.
Erkeklere ağlamayı neden ayıp karşıladıklarını sorduklarınızda, tümüne yakın çoğunluk öyle olması
gerektiğini söyler durur. Ama geçerli bir neden hiçbiri gösteremez. Ağlamanın kendilerini zayıf
göstereceği öğretilerek, duygularının çıkış noktasındaki hassas çizgiyi silmeyi başarmışlardır. Bu
yüzden erkekler sert ve daima çalışmakla yükümlüdürler. Bunlarda toplumun belirlediği rollerin
kostümüdür. Kadınlar gibi erkeklerde belirlenen kostümleri giyerler. En içler acısı durum ise, bu
kostümleri sabırsızlıkla doğacak çocuklarına hazırlamalarıdır.
Kadınında erkeğinde düşlediği tek şey, maddi kaynakların yeterliliğidir. Aralarındaki iletişimin ve
duygunun yeterliliği önem arz etmemektedir. Hayvanlarda dikkatimi çeken bir durumu yazmadan
edemeyeceğim. Aslanların dişisinin veya erkeğinin ne kadar yırtıcı olduklarını biliriz. Ama aynı
zamanda da yavruları için ne kadar duygusal olduklarını da. Ailesi ile arasındaki duygusal bağları
belgesellerin baş konusu olmuştur. Aslanlar, hem yırtıcı hem duygusal olabiliyorsa insanlar neden
hem çalışan hem de duygulara sahip bireyler olamıyor? Üstelik düşünebilen en muhteşem
yaratıklarken… İnsanlık büyüyor ama duygusal yönümüz kayboluyor. Gerçek duygularımızı bulmak
için yola koyulmalıyız.