Gebelikte Doktor Kontrolünün Önemi

Anne adayları hamileliklerinden haberdar oldukları andan doğuma kadar düzenli olarak kontrole gitmelidir. Ne yazık ki bazı hamileler sadece bebeklerinin cinsiyetini öğrenmek için doktora gittikten sonra çok ciddi bir sorunları olmadığı sürece bir daha kontrole gitmemektedir. Bu tür durumlar neticesinde anne ve bebek için çeşitli tehlikeler meydana gelebilmekte hatta bu durum anne veya bebeğin ölümüyle bile sonuçlanabilmektedir.

Gebelikte doktor kontrolü ile ilk etapta dış gebelik ya da düşük riski olup olmadığı öğrenilebilir. Dış gebelik var ise gereken müdahale yapılarak gebelik sonlandırılır. Herhangi bir düşük riski var ise doktor anne adayına nelere dikkat etmesi gerektiğini anlatır ve gebe olan bayan da ona göre tedbirli davranır.

Gebelikte doktor kontrolüne gidildiği zaman anne adayının kilosu kontrol edilir. Hamileler için kilonun belli bir seviyede kalması çok önemlidir çünkü aşırı kilo alınması durumunda normal doğum şansı kalmayacak ve aşırı kilodan dolayı sezaryen de riskli hale gelecektir. Düzenli olarak kontrole giden gebelere nasıl beslenmeleri gerektiğine dair bilgiler verilecek, bu sayede anne adayı da kilosuna dikkat ederek uygun şekilde bebeğine yarayacak gıdalarla beslenecektir.

Gebelikte yapılan doktor kontrolü esnasında bebeğin gelişimi gözlenerek bu konuda herhangi bir problem varsa zamanında müdahale etme fırsatı oluşacaktır. Gebeliğe bağlı olarak anne adayında şeker hastalığı, kansızlık, demir eksikliği gibi sorunlar da meydana gelebilir. Yapılan kontrollerde bu durum ortaya çıktıktan sonra gerekli tedaviler uygulanarak sorun ortadan kaldırılacak veya kontrol altına alınacaktır.

Bazı durumlarda normal seyreden bir gebeliğin ilerleyen dönemlerinde çeşitli problemler oluşabilir. Düzenli olarak doktora giden gebelerde bu sorunlar çözülerek rahat bir hamilelik yaşaması sağlanacaktır. Herşey kontrol altında olduğu için hamile olan bayan da bebeğinin sağlığından emin olmanın huzurunu yaşayacaktır.

Gebelikte doktor kontrolü doğumun nasıl gerçekleşeceği konusunda da bilgi sahibi olmak açısından ayrı bir önem taşır. Düzenli olarak doktora giden hamileler gebelik süreciyle ve doğumla ilgili gerekli en doğru bilgileri doktorlarından öğrenebildikleri için bebeklerinin sağlık durumuyla ve doğumla ilgili endişeleri de olmaz. Bu da onların rahat ve huzurlu bir hamilelik yaşamalarına büyük katkı sağlar.

Gebelikte Doktor Kontrolü Ne Sıklıkla Yapılmalıdır?

Gebelikte ilk doktor kontrolü hamileliğin anlaşıldığı an yapılmalıdır. Bu ilk muayenenin sonucuna göre doktor belirli dönemlerde ekstra kontrol isteyebilir. Bunun dışında normal gelişen bir hamilelikte 28. haftaya kadar dörder hafta arayla, 28 ile 36. haftalar arasında ikişer hafta arayla ve 36. haftanın sonrasında ise her hafta doktor kontrolü yapılması gerekmektedir.

Anne ve bebeğin sağlığı, gerçekleşecek doğumun tehlikesiz geçmesi bakımından gebelikte doktor kontrolü çok önemlidir. Anne adayları bu konuda bilinçli davranmalı ve doktorunun önerdiği şekilde aksatmadan kontrollerine gitmelidir.

 

Narsizm

Halk arasında kendini beğenmişlik olarak da adlandırılan narsizm, kendine aşırı derecede hayranlık duyma ve kendini herkesten üstün görme durumudur. Bu tür rahatsızlığı olan kişiler narsist olarak adlandırılırlar. İlk olarak çocukluk dönemlerinde belirmeye başlayan narsist davranışlar ilerleyen dönemlerde daha da artarak devam eder. Bir kişilik bozukluğu olan narsizm kişinin kendisi için olmasa bile çevresindeki insanlar için oldukça zor bir durumdur.

 Narsistlerin Genel Özellikleri

Narsistler hep en başarılı, en iyi, en zeki ve en zengin olma hırsı içerisindelerdir. Okul hayatları boyunca hep başarıya odaklanır ve her ne pahasına olursa olsun hedeflerine ulaşırlar. İş yaşantısında da bu hırslı tutumları devam eder ve işlerinde kısa sürede yükselirler. Narsistler iş hayatında hep yönetici konumuna gelmek için çaba harcarlar çünkü başkalarının emrinde çalışmak onlara göre değildir. Onlar bu dünyaya emir almak için değil, emir vermek ve herkese hükmetmek için gelmişlerdir. Bu nedenle iş hayatında yükselebilmek için tüm imkanları kullanıp, her fırsatı en iyi şekilde değerlendirirler. Yeri geldiği zaman en yakınlarındaki kişileri bile kendi çıkarları için harcayacak kadar bencil bir yapısı olan narsistler, hiç bir konuda eleştri kabul etmezler. Kendilerini eleştiren insanlara adeta düşman olurlar ve onları alt etmek için ellerinden geleni yaparlar. İnsanlar onun başarısını övüp, ona iltifat ettikleri sürece sorun yoktur. Durum bunun tersi olduğunda ise narsist insanın etrafındaki insanlar için hayat çekilmez hale gelebilir.

Narsist insanlar iş hayatındaki aynı tutumlarını aşk hayatlarında da devam ettirirler. Beraber oldukları insanları sürekli eleştirir hatta aşağılarlar. Karşısındaki insan onun bu tavırlarına katlanmak zorundadır çünkü kendisi mükemmel bir insandır, söylediklerinde hep haklıdır. Beraber olduğu insanın hayatında bulunmakla ona büyük bir şans verdiğini düşünen narsistlerle mutlu olmak imkansızdır. Çünkü hiç kimse sürekli eleştirilip, hep kendinden taviz vererek mutlu olamaz.

Narsistlerin iş ve aşk hayatında kaybetmeye kesinlikle tahammülleri yoktur. Onlar bu dünyaya hep kazanmak ve başarılı olmak için geldiklerini, diğer insanların ise onların yükselmesinde sadece bir basamak olabileceklerini düşünürler. Bir insanı elde edene kadar her türlü mücadeleyi verirler ve o insanın sevgisini kazandıktan sonra gerçek yüzlerini gösterirler. İş hayatında da çıkarlarına uyan kişilere yaklaşıp, onlarla işleri bittikten sonra uzaklaşırlar.

 Narsizmin Nedenleri

Narsizmin altında yatan nedenlerden en önemlisi kişinin sevgisiz bir çocukluk dönemi geçirmesidir. Ailesinden yeteri kadar ilgi ya da sevgi görmeyen çocuklar, ailelerinin taktirini kazanmak ve onların dikkatini çekmek için başarı hırsına kapılırlar.

Narsizmin bir başka nedeni ise, ailenin çocuğa sürekli ; “sen güçlü olmalısın herkesi yenmelisin, başarılı olup hep en önde olmalısın…” gibi telkinlerde bulunmalarıdır. Bu tür telkinler sonucu çocuğun üzerinde oluşan psikolojik baskı onu narsist eğilimlere iter.

Narsizmin oluşmasında ailenin tavrı çok önemlidir. Yeteri kadar ilgi ve sevgi görmüş, baskıdan uzak yetiştirilmiş bireylerde narsist eğilimlere daha az raslanmaktadır.

Narsizm Tedavi Edilebilir Mi?

Tüm psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi narsizmde de tedavinin başarılı olması için öncelikle kişinin bu rahatsızlığını kabul etmesi gerekir. Fakat narsistler bu durumlarını bir hastalık olarak kabul etmedikleri için tedaviye de yanaşmazlar. Bazen depresyon vb. şikayetler için psikoloğa başvurduklarında bu durumları ortaya çıkar. Bu kişilerden çok azı tedaviye yanaşır ve tedaviye girişenlerin çoğunluğu da doktorla tartışarak tedaviyi yarım bırakırlar. Narsizm çocukluk ve gençlik yıllarında farkedilip tedavi edilirse başarı oranı daha yüksek olabilir çünkü belli bir süre sonra narsist kişiler kendilerinin normal olduklarını, asıl etraflarındaki insanların garip davranışlar sergilediklerini düşünürler.

 Narsizm çoğunlukla politikacılarda, ünlü kişilerde ve üst düzey yöneticilerde görülen bir rahatsızlıktır. Bunun nedeni ise narsistlerin hep zirvede olmak istemeleri ile açıklanabilir.

Diş Ağrısı

Diş Ağrısı ve Diş Ağrısı İçin Öneriler

Diş ağrısı genelde, diş minesinin aşırı aşınması, diş etlerinde iltihaplanma ve ne yazık ki diş çürümesinden meydana gelmektedir. Diş ağrısı sağlıklı bir insanın hayatı boyunca en az 1-2 kez şikayetçi olduğu bir durumdur. Genel olarak diş ağrılarının basit ağrılar olduğu, yenilen gıdalardan yada soğuk havadan kaynaklandığı kanısı hakimdir. Geçmeyen ağrılar iyice şiddetlendiğinde doktora gitmek aslında oldukça geç kalınmış bir durumdur. Bir hatada çeşitli genel ağrı kesiciler kullanarak rahatsızlığın bastırılmasıdır. Rahatsızlık ağrı değil, ağrıya sebep olan durumdur.

 

Diş Ağrısının Başlama Aşaması

Diş ağrısı genel olarak sızı ve daha sonra zonklama tarzında olmaktadır. Kalp atışınız ile eş zamanlı olarak rahatsız edici şekilde devam eder. Zaman ilerledikçe ağrı artarak devam eder. İltihap gibi bir durum söz konusu ise şişlik oluşur. Ağrı daha da dayanılmaz hale geldiğinde artık ağrı kesiciler işe yaramaz. Sıcak ve soğuk hassasiyeti, ısırma refleksi gibi işlevleri yerine getirirken ağrı artar. İlk ağrıyı hissettiğinizde dişlerin kontrolünü kendiniz yapabilirsiniz. Fırçalama, diş ipi ile aralarının temizliği ve ayna karşısında gözle kontrol gibi. Apse durumu var ise yeterli ışıkta kendi dişinizdeki iltihaplanmayı şişmeden fark edebilirsiniz. Mutlaka diş doktoruna giderek yardım almalısınız. Ağrı kesiciler kısa süreli çaredir. Dişlerinize alkol, aspirin gibi maddeler ve ilaçlar uygulayarak ağrısını bastırmak hastalığın tedavisi anlamına gelmez.

 

Şiddetli Ağrının Gece Ortaya Çıkması

Genelde diş kökündeki iltihabın kök dışına taşarak dokulara baskı yapması sebebiyle şişlik ve ağrı meydana gelir. Geceleri vücut yapımıza göre hormonlar damarlardaki gevşeme ve genişleme hareketine sebep olur. Damarlardaki bu genişleme özellikle geceleri daha fazla diş ağrısı hissetmemize neden olur. Gece ağrısını bastırmak için ilk olarak ağız ve dişlerin tam olarak temizlenmesi gerekir. Ağrıyan diş ve diş etlerine alkol, ağrı kesici ilaç gibi kimyasal içerikler uygulanmamalı. İlaç uygulaması yumuşak dokularda tahrişe sebep olacağından ağrının daha da fazla artması söz konusudur. Asla antibiyotik gibi iltihap azaltıcı ilaçlar yutulmamalıdır. Şişlik oluşmuş ise dışarıdan yüzümüze buz ile soğuk baskı yapılabilir.

 

 

PROGERİA (ERKEN YAŞLANMA) HASTALIĞI NEDİR?

Progeria hastalığı çok nadir görülen bir hastalıktır. Yaşam süresinin kısa olduğu bir hastalık olmasına rağmen vücut çok hızlı bir döngüye sahiptir.

Uzun süre kullanıma bağlı vücutta pek çok dejeneratif hasar ortaya çıkmaktadır. Eklem ağrıları, çeşitli organ ağrıları, hareket kısıtlılığı gibi çoğu hastalık yaşlılığa özgü hastalıklardır. Uzun yıllar boyunca kullanılması sonucu ortaya çıkan hastalıkların erken yaşlarda gözlenmesine progeria denmektedir.

Progeria hastalığı erken yaşlanma hastalığıdır. Yaşlılığa bağlı hastalıkların genç yaşlarda ortaya çıkması ile karakterizedir. Cilt yapısında kuruma ve esnekliğini kaybetme gibi bulgular dikkat çekmektedir. Görme netliğinde azalma, saç dökülmeleri, kırışıklar ve ciltte lekelenmeler en erken ortaya çıkan rahatsızlıklardır. Ancak progeria bu kadar masum bir hastalık değildir.

Progeria hastalığında kişilerin yaşam süreleri kısalmaktadır. Çoğu hastalığın belli bir görülme yaşı vardır.

WERNER HASTALIĞI olarak da isimlendirilen progeria Latince bir kökene dayanmaktadır. “pro” lehine, destekleyen anlamına gelirken “geria” yaşlılığı ifade etmektedir. “geria” köküne dayalı olan geriatri yaşlılık bilimi olarak isimlendirilmektedir.

Kalp yetmezlikleri, çoklu organ hasarları, organ yetmezlikleri , kadınlarda erken menapoz gibi pek çok bulgu olması gereken yaştan önce ortaya çıkmaktadır.

Progeria hastalığının seyri kişiye göre değişmektedir. Herkeste farklı etkilerle ortaya çıkan bir rahatsızlık olan progeria, bu nedenle sabit bir tedaviye sahip değildir. Nedene yönelik tedavi yapılamamaktadır. Ancak kişinin rahatsızlıklarına spesifik palyatif(rahatlatıcı, yardımcı) tedaviler uygulanmaktadır. Dejeneratif eklem ağrıları olan kişilerde osteoartrit(kireçlenme) tedavisine benzer tedavi yönetimi yapılmaktadır. Menapoza girmiş bayan hastalara menapoza bağlı ortaya çıkan rahatsızlıkları yatıştıracak ilaçlar başlanılır.

Kişinin ağrı ve sıkıntılarına yönelik uygulanacak tedavi bu nedenle kişiye bağlı olacaktır. Yaşam kalitesinin yükseltilmesi amaçlanan bir tedavi yönetimi yapılır. Progeria hastalığı nadir bir hastalıktır ancak tek bir hastalık değildir.

 AKROMEGALİ (DEVLİK HASTALIĞI)

     Akromegali yaygın bir hastalık olmasına rağmen etrafınızda çok fazla denk gelemezsiniz. Ani bir rahatsızlık olmadığı için kişiler kendilerindeki değişimleri ne yazık ki fark edemezler. Uzun süreli bir değişimin sonucunda kişilerde kulak burun büyümesi, çene büyümesi, el ve ayaklarda büyüme gibi rahatsızlıklar gözlenir.

    Akromegali beynin önünde bulunan hipofiz bezinde ortaya çıkan bir tümörün sonucunda gözlenen endokrinolojik bir hastalıktır. Büyüme hormonu salınımının artışının sonucunda vücutta durmuş olan büyüme tekrar başlar. Büyüme hormonu çocukluk çağında etkin olan bir hormondur. Uyku esnasında salınmaktadır. GH (growth hormon, büyüme hormonu) ve IGF-1 düzeylerine göre tanı konulmaktadır.

     Akromegali tanısında kişilerin eski resimleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir. Yüzde oluşan anormallikler kişinin kendisi tarafından fark edilemeyebilmektedir.

Uzun kemiklerin baş kısımlarında bulunan epifiz plakları kemiğin boyca uzamasını sağlar. Erişkinlikte kapanan epifiz plakları tekrar aktifleşemez. Bu nedenle akromegali hastalarında uzun kemiklerin boyca uzaması değil enine uzaması olur. El ve ayaklarda büyüme gözlenir. “Kare el” görünümünün oluşması el ayasının ve parmakların boyca uzamanın olduğu gibi kalmasına rağmen enine büyümesinden kaynaklanır. Yumuşak dokuların büyümesi gözlenmektedir.

Burun kenarları basıklaşmaya başlar, burun ve dudak arasındaki çizgi derinleşir, kaşların üzerindeki kemikler belirginleşir. Topuklardan büyümeler gözlenmektedir.

   Akromegali tedavisinde başlıca yöntem hipofiz cerrahisidir. Transfenoideal cerrahi yöntemi ile hipofizde bulunan tümör çıkarılmaktadır. Tümörün küçültülebilmesi için çeşitli medikal tedavisi uygulanmaktadır. Takibinde ve tanısında GH ve IGF-1 düzeyleri değerlendirilmektedir.

Cerrahiden sonra vücutta oluşmuş etkiler kaybolmaktadır. Kemiklerde oluşan büyümeler geri dönüşlü değildir. Ancak yumuşak dokularda oluşan büyümeler eski haline yaklaşmaktadır. Eski görünümlerine tamamen dönülmemektedir.

   Akromegali hastaları genellikle ayakkabı numaralarının büyümesi şikâyetiyle hastanelere başvurmaktadırlar. Ancak bunun yanı sıra metabolik rahatsızlıklar da gözlenmektedir. Ani baş ağrısı ve görme kaybı gibi şikâyetleri olabilmektedir.

TİROİDİT NEDİR?

     Tiroidit vücudun kendi tiroit dokusuna saldırması ile karakterize bir inflamatuar hastalıktır. Tiroiditlerin çeşitli alt tipleri bulunmaktadır. Ağrılı veya ağrısız olmasına göre de sınıflandırılabilmektedirler.

Tiroid hastalıkları özellikle kadınlarda çok sık gözlenen hastalıklardır. Kanser açısından değerlendirildiğinde kadınlarda ikini sırada yer almaktadır. Tiroid kanserlerinden önce birinci sırada olan kanser ise meme kanseridir. Ancak cinsiyet gözetmeksizin ölüm oranı açısından kadın ve erkeklerde akciğer kanserleri birinci sıradadır.

Tiroid dokusunun inflamasyon sonucu harap olması ile uzun sürelerden sonra kişiler hipotiroidi denilen kandaki tiroid hormon düzeyinin azalması ile karakterize bir metabolik duruma girerler. Tiroiditler genellikle hipotiroidiye sebep olmaktadır. Bunun nedeni ise saldırılan tiroid dokusunun uğradığı hasar neticesinde fonksiyonlarını yerine getirememesinden kaynaklanmaktadır.

 

  HASHİMOTO TİROİDİTİ

 

      Sık gözlenen tiroidit tipidir. Özellikle tanısında ANTi-TPO düzeyine bakılmaktadır. Anti-TPO miktarının yükselmesi hashimoto tiroiditi için patognomiktir(tanı koydurucu).

Hashimoto tiroiditinin pek çok farklı adı vardır. Kronik tiroidit, lenfositik tiroidit, lenfadenoid guatr ve son dönemlerde otoimmün tiroidit olarak da isimlendirilmektedir.

Sebebi tam olarak bilinmese de mekanizmasının savunma hücrelerinin tiroid dokusuna saldırması olduğu düşünülmektedir. Hipotiroidinin en sık nedeni Hashimoto tiroiditidir.

 

  De-Quervain TİROİDİTİ

 

    Ağrılı tiroidit olarak bilinen De-Quervain tirioiditi de en sık gözlenen tiroidit tiplerindendir.  Ancak De-Quervain tiroiditi kronik bir tiroidit şekli değildir. Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra gözlenen ağrı ile seyreden bir tiroidit şeklidir. Ancak daha sonra tekrar eski haline gelebilmektedir.  Enfeksiyondan sonra gözlendiği için tanısında Sdm,CRP bakılmaktadır.

 

Ancak De-Quervain tiroiditi de hipotiroidi ile seyredebilen bir faza sahiptir. Vücut kendisini toparladıktan sonra düzelebilse de hastalık seyrinde gözlenebilen bu fazla uykuya meğil artar, kilo alımı olur, metabolizma azalır, soğuk intoleransı gözlenir. Kısacası hipotiroidi ile ilişkili şikayetler gözlenebilmektedir.

 

POSTPARTUM TİROİDİT

 

    Doğum yapan kadınlarda doğumdan sonraki bir yıl içerisinde gözlenebilen bir tiroidit şekliği olduğu için postpartum tiroidit adını almaktadır. Genellikle doğumdan 1 ay sonrasından başlayan bir yıllık süreçte gözlenmektedir.  Geçici bir tiroidit türüdür. Kadınların %5-10 ‘luk bir diliminde gözlenmektedir.

Graves hastalığı gebelikle alevlenen bir hastalık olduğu için postpartum tiroiditi ile ayrımının yapılması gerekmektedir. Gebelik tiroit hastalıklarını etkileyen bir süreçtir. Bu nedenle tiroit hastası olan kadınların gebelik sürecinde risk grubunda oldukları ve bu açıdan takip edilmeleri gerektiği düşünülmektedir.

 

En sık gözlenen üç tiroidit şekli yukarıda gösterilmektedir. Ancak tiroiditler bunlarla sınırlı değildir , çok fazla alt tipi bulunmaktadır. Ancak hipotiroidi belirtileri taşıyan kişilerin tiroidit olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Kadınlarda tiroid hormonları normal olsa bile Hashimoto tiroiditi açısından mutlaka değerlendirilmeleri gerekmektedir. Hashimoto tiroiditi hiçbir bulgu vermeyip yalnızca ultrasonografi yapılması sonucunda da saptanabilmektedir. Bu nedenle ötiroidi de olsa bayanların Hashimoto açısından en azından bir kez için anti-TPO bakılması gerekmektedir. Tiroid kadınlar için önemli bir  endokrin organdır.

BAĞIRSAK DÜĞÜMLENMESİ

            Bağırsakların yapısındaki kalınlık ve incelik gibi durumlardan dolayı ve ya lenflerin düğümlenmesiyle birlikte bağırsaklar iç içe geçerler. Bu duruma bağırsak düğümlenmesi denir. İç içe geçen bağırsaklarda katlanmalar olacağı için kan dolaşımı yavaşlar ve bir süre sonra kan dolaşımı kesilir. Düğümlenmenin olduğu bölgede şişmeler ve ağrılar meydana gelir. Kanın ulaşımı kesildiği için bağırsakta bölgesel hücre ölümleri görülmeye başlanır.

 

            BAĞIRSAK DÜĞÜMLENMESİNDE GÖRÜLEN BELİRTİLER

 

         Bağırsak düğümlenmesi karın bölgesinde görüldüğü için şiddetli bir karın ağrısı meydana gelir. Kişiler, bu karın ağrısına bağlı olarak huzursuz olabilirler, kanlı ishal görülebilir. Bağırsak düğümlenmesi görülen kişilerde ağrıdan dolayı ayaklar sürekli karına doğru çekilir. Bağırsak düğümlenmesi tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Tedavi edilmediğinde bağırsaklarda delinmeler, kan zehirlenmesi hatta ölüme varacak kadar sorunlara neden olabilir.

 

            BAĞIRSAK DÜĞÜMLENMESİNİN TEDAVİSİ NASILDIR?

 

            Bağırsak düğümlenmesinde mide içerisinde bulunan her şeyin temizlenmesinden sonra baryumlu kolon grafiği çekilerek düğümlenmenin olduğu yer tespit edilir. Cerrahi operasyon uygulanarak düğümlenmeden dolayı tıkanan bölümler alınır. Bu sayede hastada görülen şikâyetler ortadan kalkar ve hasta bir süreliğine sıvı gıdalarla beslenir.

            Eğer böylesine zor bir durum ile karşı karşıya kalmak istemiyorsanız, geçmeyen karın ağrılarında çok fazla vakit kaybetmeden doktorunuza görününüz. Asla “Alt tarafı karın ağrısıdır” geçer demeyin. Eğer yukarıda belirttiğimiz özellikler varsa mutlaka vakit kaybetmeden doktorunuzdan yardım isteyin. Sağlığınız hiçbir şeyden kıymetli değildir.

SUÇİÇEĞİ (VARİSELLA)

Varicellazoster adı verilen virüsün neden olduğu suçiçeği hastalığı genellikle çocukluk döneminde görülen kırmızı döküntülerle kendini belli eden bir hastalıktır. Suçiçeği havada bulunan varicellazoster virüsünün solunum yoluyla vücuda alınması sonucu bulaşır. Vericella virüsü vücuda girdikten sonra dokular üzerinde çoğalmaya başlar. Suçiçeği hastalığının vücuda girmesiyle birlikte 2-3 haftadan oluşan bir kuluçka süresi geçirir. Kuluçka süresinden sonra kırmızı döküntüler suçiçeğinin en büyük belirtilerini oluşturur. Vücutta oluşan döküntüler virüsün kana geçtiğinin belirtisidir.

SUÇİÇEĞİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Suçiçeği virüsünün kana geçmesiyle birlikte vücutta kırmızı, içi sıvı dolu olan kabarcıklar meydana gelir.
Suçiçeği ilk olarak sırtta ve gövdede kırmızı kabarcıklar olarak görülür.
Yüksek ateş ve halsizlik görülür.
Vücutta oluşan kırmızı su kabarcıkları nedeniyle kaşınma olayı sıkça görülür. Kaşınan su kabarcıklarının kaşınması sonucu buralarda minik çukurlar oluşabilir, ilerleyen yaşlarda iz olarak kalabilir.

SUÇİÇEĞİ NASIL TEDAVİ EDİLMELİDİR?

Suçiçeği tedavisinde kullanılan bir ilaç yoktur. Suçiçeği hastalığına yakalanan kişilerin bol bol istirahat etmesi gerekir. Su ve sabunla sık aralıklarla yıkanmak kaşıntıları azaltacaktır. Hastanın iç çamaşırları ve yattığı yerin nevresimleri, yastıkları ve çarşafları sürekli değiştirilmelidir. Suçiçeğinden dolayı oluşan su kabarcıklarının kaşınması engellenmelidir. Suçiçeği hastalığı genellikle tehlikeli olmayan bir hastalıktır. Ancak bu hastalık, küçük çocuklarda ve bebeklerde görüldüğünde bir doktora başvurulması gerekir. Suçiçeği döküntüleri istirahat ve gıda takviyeleri ile kısa sürede tedavi edilebilmektedir.

ÜLSER NEDİR?

Günümüzde birçok hastalık vardır. Bu hastalılardan bazıları insanlara çok fazla bir rahatsızlık vermezken bazıları ise insanlara çok büyük rahatsızlıklar vermektedir. Genellikle sindirim ve boşaltım sisteminiz ile alakalı olan hastalıklar kişiler çok ciddi rahatsızlıklar verir. Çünkü ne gönül rahatlığı ile bir şey yiyebilirsiniz, ne de bir şey yedikten sonra rahat edebilirsiniz. İşte bu tür rahatsızlıklardan biri olan ülser de kişilere rahatsızlıklar vermektedir. İsterseniz gelin, ülser nedir tedavisi var mıdır, ülsere hangi yiyecekler iyi gelir? Hep beraber inceleyelim.

Ülser aslında bir sindirim sistemi hastalığıdır. Mide asidi ve sindirim sıvıları iç deriyi aşındırarak tıp dilinde enflamasyon adı verilen yaraları oluşturur. Sindirim sistemi ailesinde bulunan yemek borusu, mide ve oniki parmak bağırsağında ortaya çıkabilir. Ülserin en büyük sebebi ‘’Helicobacterpyroli’’ adı verilen mikrobun türemesidir. Özellikle düzenli olarak aspirin, kortizonlu ilaçlar, alkol, sigara kullananlar, çevre kirliliğine maruz kalanlar ve kahve alışkanlığı bulunanlarda görülmektedir. Ayrıca yoğun stres, sinir bozukluğu da asit salınımını bozmakta ve ülsere sebebiyet vermektedir.

ÜLSER CANINIZI SIKMASIN

Ülser canınızı sıkmasın, çünkü tedavisi mevcut olan bir hastalıktır. Tespit edildiği zaman antibiyotik ilaç tedavisi alıp ülserin oluşturduğu tahrişler giderilebilir ve ülseri önleyici ilaçlarla ülserden kurtulabilirsiniz. Tabi ki, hepsi bir muayeneden sonra.

ÜLSERE HANGİ YİYECEKLER İYİ GELİR?

Ülser bir iç deri yaralanması olduğu için yaralanmayı azaltıcı ve yaraları tedavi edici özelliği bulunan yiyecekler ülsere iyi gelmektedir. Özellikle lifli gıdalar sindirim sırasında salgılanan asidi kontrol altına alır ve tahrişi önler. K vitamini bulunan yiyecekler ise ülserin oluşturduğu tahrişi iyileştirici özellikler barındırırlar. Özellikle lahana, ıspanak, avokado, kuşkonmaz, soya, yonca, çavdar K vitamini bakımından oldukça zengin yiyeceklerdir.

YÜKSEK VE DÜŞÜK TANSİYON

YÜKSEK VE DÜŞÜK TANSİYON NEDİR?

Ülkemizde yaygın olarak görülen hastalıkların arasında bulunan yüksek ve düşük tansiyon dikkat edilmesi gereken bir rahatsızlıktır. Özellikle yüksek tansiyon kişileri sağlık bakımından ciddi anlamda tehdit edebilir. Peki, yüksek ve düşük tansiyon nedir, gelin inceleyelim.

Tansiyon yani kan basıncı, kalbin kanı pompalarken oluşturduğu basınçtır. Bu basıncın istenilen düzeyler üstünde olması durumuna yüksek tansiyon(hipertansiyon), altında olmasına ise düşük tansiyon(hipotansiyon) denir.

Özellikle yüksek tansiyon ülkemizde yaygın olarak görülen bir hastalıktır. Yüksek tansiyon baş ağrısı, sersemleme, baş dönmesi, kulaklarda çınlama ve görme bozukluğu gibi belirtiler kendini gösterir. Düşük tansiyon ise baygınlık, baş dönmesi, göz kararması gibi belirtilerle ortaya çıkar, özellikle otururken ani kalkışlarda kan basıncı düşer ve gözleriniz kararabilir. Özellikle sürekli yüksek tansiyona sahipseniz, mutlaka doktora danışmalısınız. Çünkü yüksek tansiyon sizi beyin kanaması, kalp krizi ve felce kadar götürebilir.

YÜKSEK VE DÜŞÜK TANSİYONUN TEDAVİSİ

Yüksek ve düşük tansiyonun tedavileri vardır. Özellikle büyük risk taşıyan yüksek tansiyonun tedavisi ömür boyudur. Tedavi boyunca kullanılan ilaçlar kan basıncını normal değerlere çeker; fakat ilacı kestiğinizde yine kan basıncı eski değerlerine dönmeye başlayacaktır. Bu yüzden tedavi doktor kontrolünde sağlanmalıdır. Düşük tansiyonun ise genellikle yiyecekler ayarlanarak tedavisi sağlanır. Fakat ciddi durumlarda ilaç tedavisine başvurulabilir.

YÜKSEK VE DÜŞÜK TANSİYON HASTALARI NELER TÜKETMELİDİR?

Yüksek tansiyona sahip olan hastalar bol miktarda sıvı tüketimi yapmakla birlikte, meyve, süt ve süt ürünleri, sebzeler, tam tahıllar, kuruyemiş ve baharatlar tüketmelidirler. Tuzlu yiyeceklerden sakınmalıdırlar. Düşük tansiyona sahip olan hastalar ise doktor tavsiyesi ile tuzlu yiyecekler tüketebilirler.

Eğer böyle bir rahatsızlığınız varsa mutlaka bir ömür boyu kendinize çok dikkat etmelisiniz. Asla doktorunuzun tavsiyesinden dışarıya çıkmayınız.

Mantarın Hastalığı ve Bulaşmasının Sebepleri

Mantar hastalığı, insan ömrü boyunca en az bir kere de olsa, birçok insanın yaygı olarak başına gelebilen bir hastalık türüdür. Mantarlar, deride ve tırnakların altında çoğalırlar. Gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu mantarlar özellikle nemli bölgeleri tercih ederler. Mikroorganizma olan bu mantarlar, büyük bir rahatsızlık da ortaya çıkartabilir ve bulaşıcı özelliği vardır.

Özellikle yaz aylarında ortaya çıkan mantar hastalıkları, bağışıklık sistemi zayıf olan insanlarda sıklıkla görülür. Başka bir mantar hastalığından bulaşabileceği gibi başka bir insandan da bulaşabilir. En çok görülen bölge ise ayaklardır.

Mantarın Bulaşmasının Sebepleri

1- Ayak ve el bölgelerinin nemli veya ıslak kalması, deniz veya havuzdan sonra yeterince kurulanmaması mantar oluşumunu sağlar.

2- Yaz aylarında oluşan terlerin vücuttan atılmaması mantar hastalığının oluşmasına yardımcı olur.

3- Kişisel temizliğe önem verilmemesi özellikle kişiler arasında mantar hastalığının bulaşmasının en önemli faktörlerindendir. (Zaten bazı hastalıkların temelinde kişisel bakıma dikkat etmemek yatmaktadır. Özellikle mantar hastalığında kişisel bakım son derece büyük bir öneme sahiptir.)

Mantar Hastalığından Korunma Yolları

Bu hastalık nasıl nemli ve ıslak bölgeleri seviyorsa, hastalıktan kurtulmak için de vücudumuzda nemli bölgeleri ortadan kaldırmamız gerekmektedir. Mutlaka her duştan sonra yeterince kurulanmalı ve kişisel bakıma dikkat edilmelidir. Tırnak makası, havlu, ayakkabı gibi kişisel kullanılan ürünlerin temizliğine özen gösterilmelidir.

Mantar Hastalığının Tedavisi

Bu hastalık kişisel bakımın yanı sıra ilaç kullanarak da etkisiz hale getirilebilir. Antifungal (mantar karşıtı) ilaçları kullanmak gerekmektedir. Doktor kontrolüne sık sık gidilmeli ve tedavi süresince ilaç kullanımını bırakmamak gerekmektedir.

Mantar hastalıklarının tedavisi genellikle 3-4 hafta sürmektedir. Yalnız bu tırnak mantarları için biraz daha uzun bir süreçtir. Kesinlikle kullanılan ilaçlar doktor ve eczası danışmanlığında olmalıdır. Aksi takdirde istenmeyen durumlar ile de karşılaşılabilir.

KIZAMIK

Morbilli virüsü nedeniyle vücutta kırmızı döküntüler olarak kendini gösteren bulaşıcı bir hastalıktır. Kızamık çok eski çağlardan beri bilinse de 18. yy da geçirilen bir salgınla tanınmaya başlanmıştır. Kızamık hastalığı genellikle çocukluk çağında görülür. Öksürme, hapşırma ve ya tükürme gibi yollarla havaya yayılan bu virüs bir saat boyunca havada asılı kalır ve bu havayı soluyan kişiye de bulaşır. Bu yüzden kızamık hastalığı sonbahar ve kış aylarında daha çok görülmektedir.

Kızamığın kuluçka süresi 9-10 gün sürmektedir.  Kuluçka süresi boyunca kızamık hastalığı bazı belirtiler göstermektedir. Aradan geçen 3-4 gün sonunda kızamık adının verilmesine neden olan, iğne başı büyüklüğünde kırmızı döküntüler oluşmaya başlamaktadır.

KIZAMIĞIN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Kızamık hastalığı havadaki virüsü teneffüs etme yoluyla bulaşan bir hastalık olduğu için solunum yollarında ve buna bağlı olarak vücudun farklı alanlarında oluşan değişimlerle kendini gösterir.

Kızamık sürecinde ateş seviyesi 39-40 dereceye kadar çıkabilir.
Nezle olma hali görülür, burun akar, gözler kızarır.
Bademcikler şişer ve hasta öksürür.
Kulak arkasında, alında ve bütün vücutta deri döküntüleri görülür.

KIZAMIKTAN NASIL KORUNULABİLİR?

Kızamık hastalığı hava yoluyla bulaştığı için özellikle çocukların bulunduğu alanlar sürekli olarak havalandırılmalıdır. Kızamık hastasının yediği, içtiği çatal, bardak gibi ürünler temizlenmeden kullanılmamalıdır.

KIZAMIĞIN TEDAVİSİ VAR MIDIR?

Özel bir ilacı bulunmamakla birlikte kızamık hastalığı bulunan kişilerin doktora gösterilmesi gerekir. Kızamık hastası sürekli havalandırılan bir yerde yatırılmalıdır. Kızamık virüsü vücudun direncini düşüreceği için hastanın beslenmesinde süt ve süt ürünleri, meyve ve sebze ağırlıklı beslenmesine dikkat edilmelidir. Hastanın ağız temizliğine önem verilmelidir. Kızamık hastalığından korunmak için en etkili yöntem 12-15 aylıkken kızamık aşısı yaptırmaktır. Çünkü aşı yapıldığında artık vücut, bahsedilen mikroba karşı dirençli ve güçlü bir hale gelmektedir.

 

 

GÖBEK FITIĞI

Göbek deliğinde veya göbek deliğine yakın bir bölgede oluşan nohut tanesinden elma büyüklüğüne kadar olabilen bombeleşmiş fıtık türüne göbek fıtığı denilmektedir. Göbek fıtığı göbek deliğinin içeri doğru olması gerekirken dışarı doğru çıkmasına neden olur. Özellikle bayanlarda hamilelik döneminde görülen göbek fıtıkları hamilelikten sonra yok olsa da bazen kalıcı olabilmektedir. Kalıcı olan göbek fıtığının tedavi edilmesi gerekir.

GÖBEK FITIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Göbek fıtığı göbekte bulunan bombenin iyice belirginleşmesi ve kan akışının buradan geçmemesi ile başlar. Başlarda hissedilmeyen bir durumken daha sonra ağrılar başlar. Göbek deliğinde ve ya göbek deliği etrafında 5 cm kalınlığında oluşan şişlikler göbek fıtığının ilk belirtisidir. Göbekte oluşan bu şişlik gittikçe esnemeye başlar ve göbekte şekil değişikliği meydana gelir. Yatar pozisyona gelindiğinde genellikle bu şişlik kaybolmaktadır. Başlarda göbek fıtığı içeri basınca kaybolabilir ancak zamanla kan geçişi azalacağı için deride kızarma ve ya morarma meydana gelebilir. Karın bölgesi hassaslaşır ve ıkınma kendini sıkma gibi durumlarda ağrı hissedilir.

GÖBEK FITIĞI NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Göbek fıtığı bebeklerde daha çok rastlanan bir durum olduğu için zamanla geçtiği görülür. Ancak yetişkinlerde çok az görülse de tedavi edilmesi gerekir. Göbek fıtığına neden olan et parçası cerrahi bir müdahale ile alınmakta ve yama yapılarak kapatılabilmektedir. Açık yama ve kapalı (kompozit) yama olmak üzere ikiye ayrılan yama tedavisinden sonra hastalar 1 gün içerisinde taburcu olabilmektedir.

Son olarak söyleyeceğimiz şey, eğer yukarıda belirttiğimiz rahatsızlıkları görürseniz, hiç vakit kaybetmeden bir doktora görününüz. Çünkü insanlar için hayattaki en kıymetli hazinelerinden birisi de sağlıktır. Sağlık olmayınca maalesef birçok şey olmamaktadır. Bu sebeple sağlığınızın kıymetini bilin. Aynı zamanda sağlık problemlerinizi asla ötelemeyin.

ÇOCUK FELCİ (POLİMYELİT)

Hayattaki en kıymetli varlıklarımızdan olan çocuklarımızın sağlığına mümkün mertebe dikkat etmeliyiz. Çünkü yapılan en küçük bir ihmalin faturası bazen çok ağır olabilir. Bu sebeple, bu yazımızda çocuklarda görülen çocuk felcini işlemeye çalışacağız.

Özellikle omurilikteki kasların kasılmasını başlatan, sinir hücrelerine zarar veren bir virüsün ( PoliaVirus ) yol açtığı, bulaşıcı bir enfeksiyon olan çocuk felci ( Polimyelit ); ağız yoluyla vücuda girer, boğazda ve bağırsakta çoğalır ve vücudun diğer bölgelerine yayılır.

Çocuk Felci Belirtileri Nelerdir?

40 C’ı bulan yüksek ateş
Şiddetli baş ağrıları
Bulantılar
Sırt ağrıları
Halsizlik
Kusma
Boyunda sertlik
Kol ve bacaklarda ağrı

Bunların ardından hastalık etkeni olan virüs omuriliğe geçer, orada kasların hareketini sağlayan sinir hücrelerini tahrip eder. Sinir hücrelerin yerini yeni hücreler alamadığı zaman, etkilenen kaslar artık çalışmaz. Bazı kaslar bütünüyle normale dönerken bazı kaslar ise ömür boyu kalıcı felce dönüşür.

Çocuk Felci Hastalığının Tedavisi Var Mıdır?

Çocuk felci hastalığının tedavisi yoktur. Ancak, çocuk felci virüsü enfekte edilirse birçok çocukta hastalık hafif seyreder, nezle ve benzeri bulgular verir. Ancak felçlerin ortaya çıktığı çocuklarda bu felçler tedavi ile düzelmez ve maalesef hayat boyu devam eder.

Bu hastalık bir kereden fazla da geçirilir. Enfeksiyon sonucunda, hastalık etkeni virüs ile hastalığa neden olan üç farklı tipteki virüsten sadece bir tanesi yani hastalığa sebep olan virüse karşı bağışıklık gelişir. Bu 3 virüs arasında çapraz bağışıklık yoktur. Her üçüne karşı bağışıklık sadece aşı ile sağlanır.

Hastalıktan Korunma Yolları Nelerdir?

Tüm çocuklar yaşamlarının ilk yılında çocuk felci hastalığına karşı, rutin aşılama hizmetleri ile aşılanmalıdır. Bağışıklığın sağlanması için, ülkemizde 5 doz aşı uygulanmaktadır. (Çocuk 2. ayını doldurduğunda başlar ve birer ay ara ile toplam 3 doz olacak şekilde tamamlar. Daha sonra hatırlatma dozu adı verilen aşılar, çocuk 1,5 yaşında iken ve 1. sınıfta iken yapılır.) Bahsedilen bu aşı; çok güvenli ve etkilidir. Çocukların ağzına damlatılarak uygulanır ve her 3 virüse karşı da belli bir bağışıklık sağlar.

Basura Ne İyi Gelir?

Basur düzensiz beslenme sonucu oluşan ve genellikle şişmanlığın ve kabız rahatsızlığını tetiklediği bir rahatsızlıktır. Maka bölgesinde toplardamarlar, şişmeye ve genişlemeye başlarlar. Basur halk arasında en çok görülen rahatsızlıklardan birisidir. Çünkü halkımız düzenli beslenme açısından çok gerilerde olan bir halktır. Acıdan tutun basura en zararlı gelen yiyecekler bile aşırı tüketiliyor.

Basur rahatsızlığının oluşmaya başladığı bir kişinin makat bölgesinde kanamalar meydana gelir. Bu evrede rahatsızlık teşhis edilmezse iltihaplanma evresi başlar, makat bölgesinde şişme meydana gelir ve iltihaplanma oluşur. Kişi artık dışkılama olayını çok zorlanarak yapmaya başlar. Kişide kansızlıkta oluşmaya başlar.

Basur rahatsızlığı genellikle motosiklet, bisiklet gibi araçlara sık binenlerde ve kronik kabızlık, ishal gibi rahatsızlığı olanlar

Basur rahatsızlığına genel olarak baktığımızda dikkat edilmesi ve önem verilmesi gereken bir rahatsızlık olduğunu görüyoruz. Şimdi sizlere basur rahatsızlığına nelerin iyi geldiğini anlatacağız.

Neler İyi Gelir?

-Beslenme programınıza en çok lifli gıdaları ekleyin. Bolca lif içeren besinler basurun oluşmasının büyük miktarda engeller, basur rahatsızlığı kişide oluşmuşsa rahatsızlığın ilerlemesini engeller. Lifli gıdalara örnek olarak mısır gevreği, lahana, kuru incir, karnabahar, havuç, ıspanak, patates, kabak, brokoli, şalgam vb. gibi besinleri örnek verebiliriz. Bu besinleri tüketmeye önem vermelisiniz.

-Sigara kullanıyorsanız hemen kullanmayı bırakmalısınız. Basur rahatsızlığı olan bir kişinin sigara kullanması rahatsızlığının kısa sürede ilerlemesini sağlar, rahatsızlığı daha çok ağrı ve acı oluşturur.

-Eğer mümkünse evinize bol miktarda şeftali alın. Şeftali idrar yollarını temizleyen, iltihapları söken bir meyvedir. Basur rahatsızlığının oluşturduğu ağrı ve acı sorunlarını azaltır.

-Beslenme programınızda tüm öğünlere Yoğur ve Kefir gıdalarını ekleyin. Yoğurt ve kefir bağırsaklarda yaşayan, besinlerin sindiriminde görev alan iyi bakterileri güçlendirir. Basur rahatsızlığı olanlara en çok önerilen yiyecekler arasında bulunurlar.

-Bol sıvı tüketmelisiniz ve günlük hareketinizi arttırmalısınız. Bol sıvı tüketmek ve hareketleri arttırmak kabızlığı engeller. Kabızlık rahatsızlığı engellendiğinden dolayı makat bölgesinde oluşmuş basur memelerinin kanaması ve ağrı yapması engellenir. Kişi daha rahat bir şekilde dışkılama ihtiyacını giderebilir. Asitli ve baharatlı içecekler kesinlikle uzak durun, kabızlığı engelleyeyim derken ağrılarınızı ve acılarınızı daha çok arttırabilirsiniz. Acılı yiyecekler basur rahatsızlığı olanların uzak durması gereken ilk yiyeceklerdir.

-Bol vitamin içeren Kuşburnu, tüketimini arttırmalısınız. Kuşburnu, bağırsaktaki zararlı kurtları azaltır, bağırsağın yumuşamasını sağlar. Bu gibi etkilerinden dolayı basur rahatsızlığına iyi gelmektedir.

-Büyük bir kaba ılık su doldurun ve ılık suyun için oturun. Ilık su kasların rahatlamasını sağlar. Bağırsakların gevşemesini, genişlemesini sağlar. Basur rahatsızlığının oluşturduğu ağrıyı azaltır.

-Bağırsak kaslarını rahatlatan, bağırsak hareketlerini arttıran, bol lif içeren bitki çayları, sebze ve meyve suları içmelisiniz.

-Kepekli tahılların tüketimine önem vermelisiniz. Kepekli tahıllar zengin besin değerleri taşımasının yanında protein ve liflerinden dolayı basur ağrılarını azaltır. Kişinin daha acısız ve ağrısız bir şekilde dışkılama işlemi yapmasını sağlar.

-Sabah öğünlerinizde Papatya çayı içmeye özen gösterin. Papatya çayı, basur memelerinin rahatlamasını sağlar ve oluşan ağrıları azaltır.

-Krem kullanabilirsiniz lakin krem kullanımına çok dikkat etmelisiniz. Doktorun önerdiği kremleri kullanmalısınız. İçinde çinko oksit, nitrogliserin ve kortizon bulunan kremleri tercih etmelisiniz. Bu maddelerin bulunduğu kremler basur bölgesinde dikkatli bir şekilde sürüldüğü zaman bölgede rahatlama oluşturacak ve ağrı varsa ağrıyı alacaktır.

Bu doğal yöntemleri denemenize rağmen, düzenli bir şekilde uygulamanıza rağmen basur rahatsızlığınızda herhangi bir değişme olmadıysa acilen doktora gitmenizi öneririz çünkü çok ilerlemiş basur rahatsızlıkları için ameliyat gerekebiliyor. Bu duruma gelmeme için önceden teşhisi koymalı ve doğal tedavi yöntemlerini uygulamalısınız.

BOYUN FITIĞI

Boyun Fıtığı; omurlar arasındaki disklerde bulunan sıvının bulunduğu diskin şeklini değiştirmesiyle ya da diskten dışarı çıkmasıdır. Bu sıvı, diskten çıktığında, çevrede bulunan sinirlere ve kaslara baskı yapar. Bu baskı sonucunda ortaya şiddetli ağrılar ya da boyun tutulması gibi rahatsızlıklar görülür. Kişi bu tarz ağrılarla karşılaşıyorsa bunun yanı sıra kolda ve ellerde uyuşma hissediyorsa boyun fıtığı riski yüksektir.

Boyun fıtığı insana çok acı verir. Bu sebeple bu rahatsızlıktan mümkün mertebe kaçınmak gerekir. Aşağıda belirtilen şikayetleri gördüğünüz anda vakit kaybetmeden bir doktora görünmenizde büyük fayda vardır.

BOYUN FITIĞI BELİRTİLERİ NELERDİR?

–  Kas spazmı

– Ensede ağrı

– Boyun hareketlerinde kısıtlılık

– Boyun çevresinde (sırt, kol, ense) ağrılar

– Baş dönmesi

– Kol ve ellerde uyuşmalar

– Boyun bölgesinde sertlik

– Kulak çınlaması

– Bölgesel hassasiyet

Not: Boyun Fıtığı bu belirtiler olmadan da ilerleyebilir.

BOYUN FITIĞI TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?

Tedavide öncelik olarak cerrahi dışı uygulamalara yer vermek daha doğrudur. Eğer bu yöntemlere rağmen hastanın yaşam kalitesi düşük kalıyorsa ya da iyileşemiyorsa cerrahi müdahaleye baş vurulmalıdır. Tedavi biçimleri şu şekilde sıralanır;

– Manuplatif (elle) tedavi

– Kaplıca tedavisi

– Ağrı kesici ilaçlar

– Kas gevşetici ilaçlar

– İstirahat (dinlenme) tedavisi

– Enjeksiyon tedavileri

– Boyunluk (3 haftadan sonra önerilmemektedir.)

– Fizik tedavi

– Cerrahi tedavi

BOYUN FITIĞINDAN KORUNMA YOLLARI NELERDİR?

– Boyun fıtığının başlıca nedenlerinden biri stres olduğu için stresten kaçınmak gerekir.

– Ağır şeyler kaldırmamalı, fazla yukarı uzanmamalı.

– Kolu arkaya doğru uzatmaktan kaçınmalı.

– Kambur durmamalı, öne doğru çok eğilmemeli.

– Boyun bölgesini sıcak tutmalı ve soğuk havalarda atkısız dışarı çıkmamalı.

– Spor yapmalı. (Bilinçli şekilde yapılmalıdır)

Tüm bunlara dikkat ettiğinizde bu rsahatsızlıktan korunmanız daha kolay olacaktır

BOĞMACA NEDİR?

Çocuklarınızın büyümesi ile beraber, çocuklarınızda farklı hastalıklarda görülmeye başlar. Bu hastalıklardan bir tanesi de boğmacadır. Bu boğmaca hastalığına karşı anne ve babaların çok dikkatli olması gerekmektedir. Çünkü bu hastalığın ismi kadar kendisi de çok tehlikedir. Üstelik bu hastalık sadece çocukluk döneminde değil, ilerleyen dönemlerde de karşınıza çıkabilecek bir hastalıktır.

Bordetela cinsi mikropların solunum yoluyla kişilere bulaşması sonucu aşırı öksürükle kendini gösteren bir hastalıktır. Genellikle çocukluk döneminde kendini göstermesine rağmen her yaştan insanın yakalanabileceği bir hastalıktır. Hava yoluyla bulaşan bir hastalık olmasından dolayı sonbahar aylarında daha çok bulaşır. Kuluçka süresi 5-21 gün arası olabileceği gibi bu sürede değişiklikler görülebilmektedir. Bu hastalık 6 hafta kadar sürebilir.

BOĞMACA HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

Boğmaca hastalığı başlarda grip, soğuk algınlığı gibi hastalıklara benzeyen bir hastalık olmasından dolayı önlem alınmayan bir hastalıktır. Ancak belirtileri şöyle sıralanabilir:

Yüksek ateş,
Öksürük nöbetleri,
Burun akıntısı,
Boğulma hissi,
Yapışkan balgam,
Baş ağrısı,
Nefes alamama,

Boğmaca hastalığı teşhis edilmeyip önlem alınmadığında solunum yetmezliği ve zatürre gibi hastalıklara bağlı olarak ölümlere sebebiyet vermektedir.

BOĞMACA HASTALIĞININ TEDAVİSİ VE AŞI

Boğmaca hastalığı içerisinde bulunan toksinlerden dolayı solunum yolunu olumsuz etkilediği için antibiyotik kullanımı ile tedavi edilecek bir hastalık değildir. Küçük çocuklarda görüldüğünde solunum cihazlarına bağlı olarak tedavisi yapılabilmektedir. Boğmaca hastalığından korunmak için bu hastalığı taşıyan kişilerden uzak durulması gerekir. Kısa zamanda doktora gidilerek ilaç tedavisine başlanmalıdır.

Boğmaca hastalığının önüne geçmede en etkili yöntem aşı olmaktır. Küçük yaşlarda çocuklara boğmaca hastalığına karşı bağışıklık kazanmaları için yapılmaktadır. Aşının koruma süresi 5-7 yıl arası geçerlidir. 7 yaşından sonra uygulanmayan bu aşı okullarda ve sağlık ocaklarında ücretsiz olarak yapılabilmektedir.

BAĞIRSAK KANSERİ BELİRTİLERİ

Günümüzde kanser hastalığı artık her geçen gün daha bir hızla yayılmaktadır. Endüstrileşen dünya hızla gelişmektedir; ancak buna bağlı olarak da insan sağlığı da bir o kadar kötüye gitmektedir. Maalesef insanoğlu geçmişte vereme karşı vermiş olduğu mücadeleyi henüz kansere karşı verememiştir. Bu anlamda kanserin de birçok çeşidi olmuştur. Bunlardan bir tanesi de bağırsak kanseridir. Peki, nedir bağırsak kanseri gelin inceleyelim.

Kanser hücrelerin düzensiz olarak çoğalması sonucu görülen bir rahatsızlıktır. Kanserin kalın ve ince bağırsakta görülen türüne bağırsak kanseri denilmektedir. İnce bağırsak diğer bağırsağa göre daha dar olan bağırsaktır. Burada düzensiz bir şekilde hücre bölünmesi meydana gelince ince bağırsak kanseri oluşur. Kalın bağırsakta meydana gelen kontrolsüz hücre bölünmesi sonucu kalın bağırsak kanseri meydana gelmektedir. Kalın bağırsak kanseri, ince bağırsak kanserinden daha fazla görülmektedir. Bağırsak kanseri, bağırsak zarında oluşmaya başlar ve daha da ilerleyerek bağırsağın tamamına yayılır.  Bağırsak kanserine kolon kanseri de denilmektedir.

BAĞIRSAK KANSERİNDE GÖRÜLEN BELİRTİLER

Her kanser vakasında olduğu gibi bağırsak kanserinde de kilo kaybı görülmektedir.
Bağırsaklarda ya ishal ya da kabız olma durumu görülür.
Bağırsaklardaki duruma bağlı olarak abdominal bölgede gaz ve şişkinlik durumu görülebilir.
Aşırı bulantı ve kusma problemleriyle karşılaşılabilir.
Bağırsaklardaki parçalanmalardan dolayı dışkıda kan ve kan parçacıkları görülebilir.
Bağırsak kanserinin vermiş olduğu alyuvar azalmasından dolayı kişilerde sürekli halsizlik görülebilir.

BAĞIRSAK KANSERİ TEDAVİSİ NASILDIR?

Bağırsak kanseri tedavisinde cerrahi yöntem uygulanabilmektedir. Çok ilerlememiş bağırsak kanserinde bağırsağın ucu dışarı doğru açılarak buraya dışkılama olması için kese takılır. Bu tedavinin daha üstünde radyoterapi uygulanarak oluşan tümörler küçültülebilmektedir. Radyoterapi uygulanan bağırsak kanserlerinde kese kullanımına da gerek kalmamaktadır. Bağırsak kanseri tedavisinde izlenecek olan yöntemler ve uygulanacak işlemler hakkında doktorun izleyeceği yol tedavinin nasıl olması gerektiğini belirleyecektir.

Dış Gebelik ve Dış Gebeliğin Belirtileri

Dış gebelik nedir?

Dış gebelik normalde rahim içinde olması gereken gebeliğin, farklı bir yerde büyümeye başlaması ile olur.  Bakıldığında, bütün gebelikler, dış gebelik şeklinde tüplerde başlar. Tüplerde başlayan gebelik 10 veya 12 günlük bir zaman diliminde rahim içine yerleşir.

Tüplerde oluşmuş gebelik tıkanıklık, yapışıklık veya darlık yüzünden, rahme ulaşamayabilir. Bu yüzden tüplerde ya da rahim dışında, başka bir yerde büyümeye başlar. Dış gebelik denilen tablo, bu şekilde oluşur.

Dış gebeliğin belirtileri nelerdir?

Dış gebelik ile normal gebeliğin bulguları birbirine çok benzer. Dış gebelikte de HCG testi yapıldığında, hamilelik pozitif görünür. Kadının periyodik regl dönemi kesilir ve ilk hamilelik bulgularının hepsi dış gebelikte de vardır. Anlaşılması oldukça zor olabilir.

Hastalarda genel tablo karnın alt bölgesinde ve kasıklarda ağrıdır. Bazen kanama da görülür.

Dış gebelikte teşhis

Bu durumda ultrasonografi ile rahim içinde gebelik olup olmadığı incelenmelidir. Gebelik 14 günü geçmiş ve rahimde gözükmüyorsa, dış gebelik olma riski çok yüksektir.

Bu durumda en güvenilir yol, düzenli olarak HCG testi yapılmasıdır. Normal gebelikte günlük olarak yükselen HCG oranları, dış gebelikte bariz şekilde daha düşük seyreder. Dış gebelikte HCG yükselme oranı normal gebelikten çok düşüktür. Bu tetkik sonucu, dış gebelik olup olmadığı %99 oranında belirlenebilir.

Dış gebelik bazı durumlarda, yumurtalık kistleri ve akut batın riski olan pek çok hastalıkla karıştırılabilir. Ancak HCG testi yöntemi ile tanı konusunda, kesin sonuçlar alınır. Bu yüzden teşhis ve tanı daha kolay yapılabilmektedir.

Dış gebeliğe sebep olan etkenler nedir?

Dış gebeliğe zemin hazırlayan durumlar genellikle, rahimde oluşmuş ciddi iltihaplanmalar ve ameliyat sonrası olabilen yapışıklıklardır. Bazı durumlarda bu yapışıklığa kistler ve geç doğum yapma da sebep olabilmektedir.

ŞEKER HASTALIĞI NEDİR, NEDEN ORTAYA ÇIKAR?

Bazı hastalıklar vardır ki onlara bir ömür boyu dikkat etmek zorunda kalırsınız. Günümüzde teknolojinin ve tıbbın gelmiş olduğu noktada şeker kontrol altına alınabiliyor. Ancak değerlerim normal hala döndü diyerek sizler, kontrolü elden bırakmazsınız. Çünkü şeker sinsi bir hastalıktır.

Şeker hastalığı, pankreas tarafından üretilen insülin maddesinin yetersiz üretimi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Tedavi edilmediği takdirde çok büyük problemlere yol açabilmektedir. İnsülin maddesi kanda eksik olunca, besinlerden alınan şeker gerekli hücrelere ulaştırılamamakta, kanda kalmaktadır. Bu yüzden kan içindeki şeker değeri yüksek çıkmakta, hücreler ise şekersiz kalmaktadır.

ŞEKER HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Şeker hastalığının birçok belirtisi vardır. Özellikle ağız içerisinde meydana gelen kuruma, sık sık idrara çıkma, aşırı susama, bulanık görme, kilo kaybı, halsizlik ve bitkinlik, mide bulantısı, çürük şeklinde bir ağız kokusu, yaraların geç iyileşmesi şeker hastalığının belirtileri arasındadır. Eğer bu belirtilere rastlıyorsanız, doktora görünmeniz sağlınız açısından önemlidir.

ŞEKER HASTALARI NEDEN ÇOK SU İÇMELİDİRLER?

Kanda biriken çok miktarda şekeri birazda olsa idrar yoluyla vücuttan uzaklaştırmak için şeker hastaları bol miktarda su tüketmelidir. Doktorlar tarafından şeker hastalarına günde en az 1,5 litre su tüketmeleri tavsiye edilmektedir.

ŞEKER HASTALARI NELER TÜKETMELİ?

Şeker hastaları sebze, meyve, tahıllar, fasulye, balık, tavuk gibi şeker değeri az olan yiyecekler tüketerek şeker oranını dengede tutmalıdır.

DOĞUMDAN SONRA EMZİRMEK GEBELİKTEN KORUR MU?

Doğumdan sonra emzirmek gebelikten koruyucu bir etkiye sahiptir. Bunun emzirme dönemindeki hormonal dengeye bağlı olduğu bilinmektedir. Ancak kesinlikle koruyucu bir yöntem değildir, uygun şartların olması gerekmektedir.

Tüm vücutsal şartlar yerinde olduğunda dahi yalnızca 6 ay gebeliği önleyici etkisi bulunmaktadır. Altı ayın sonrasında mutlaka ek koruyucu yöntemlerin kullanılması gerekmektedir. Kişinin yaşı, sigara içip içmemesi, kronik hastalığının olması gibi pek çok faktör sorgulanarak kişiye en uygun koruyucu yöntem seçilmelidir.

Bunun yanı sıra kişinin süt kalitesi önemlidir. Bebeği doyurucu miktarda ve kalitede süt üretimi yoksa altı ay dolmadan ek doğum kontrol yöntemine başlanması gerekmektedir.  Eğer  bebeği doyuramayıp ek besin kullanılıyorsa bu kişilerin gebe kalmaması için önlem almaları gerekmektedir.

Diğer şart ise kişinin adet görmemesidir. Emzirmenin gebelikten korumasının mekanizmasında hormonal etki sonucunda ovulasyon(yumurtlama) durdurulmaktadır. Ancak emziren bir kadın adet görüyorsa bu kişide yumurtlama durmamış demektir. Eğer uygun zamanda cinsel birliktelik yaşanmışsa kişinin gebe kalma risk vardır. Eğer emziren kadın adet gördüğünü fark ettiyse bunun kendisinin koruma altında olmadığının göstergesi olduğunu bilmesi gerekmektedir.

Emzirme döneminde(laktasyon dönemi) kişide prolaktin(PRL) denilen bir hormon salınmaktadır. Prolaktin salınımını tetikleyen pek çok faktör vardır.Çeşitli ilaç kullanımı, gebelik, ilişkiye girmek, meme başının uyarılması,emzirme, hipofiz tümörü gibi çeşitli hastalıklar da prolaktin hormonunun artışına yol açmaktadır. Artmış prolaktin düzeyi dopamin hormonunun artmasına ve gonadotropin denilen hormonların azalmasına sebep olur. Bu sayede kişide ovulasyon(yumurtlama) engellenir.

Doğumdan sonra lohusalık döneminde en az 40 gün ilişkiye girilmemelidir. Vücudun normal fizyolojisine kavuşabilmesi için kırk günlük bir süre geçmelidir. Kırk günden sonra ilişkiye girmek ise çiftler arasındaki duruma bağlıdır. Kadın kendisini fiziksel ve ruhsal açıdan ilişkiye hazır hissettikten sonra bunun için engel bir durum kalmaz.

Ayrıca doğumdan sonra tekrar doğum yapmak için geçmesi gereken ideal süre 2 yıldır. Peş peşe yapılan doğumlarda kadının vücudunun toparlanmasına müsaade edilmez. Bu nedenle gebelikten sonra uygun bir cinsel korunma yöntemi ile korunulması gerekmektedir. Bu konuda hekim kontrolünde olmak en uygun yöntemin seçilmesi açısından önemlidir.

MASTEKTOMİ SONRASI CİNSEL KİMLİK BUNALIMI

    Mastektomi sonrası cinsel kimlik bunalımı günümüzde eskiye oranla daha az görülse de meme kanserlerinin artışı ile ciddi bir öneme kavuşmuştur. Mastektomi meme dokusunun çıkarılması anlamına gelen bir terimdir. Meme kanserlerinin tedavisinin tarihinde mastektomi sonrası cinsel kimlik bunalımına bağlı cerrahi teknikleri geliştirilmiştir.

İlk kullanılan yöntem olan radikal mastektomi meme dokusunun beraberinde altındaki kas tabakasının da çıkarılmasına yol açan bir cerrahi tipidir. Kas kaybına bağlı hareket zorluklarının çok fazla yaşandığı bu cerrahi türü sonrasında pek çok kadın cinsel kimliklerini kaybettiklerini düşünerek ağır psikoza girmiş ve intihar etmiştir.

Meme kanserlerinin yaygınlaşması ve artan intihar sayıları sonucunda ikinci bir cerrahi yöntem uygulanmaya başlanmıştır. Modifiye mastektomi olarak isimlendirilen bu teknikte alttaki kas dokusuna dokunulmadan bütün meme ve cilt altı dokular çıkarılmaktadır. Meme dokusunu kaybeden kadınlarda hareket zorluğu gözlenmese de memelerini kaybetmekten kaynaklı cinsel kimlik bunalımı ve intiharlar ciddi azalma göstermemiştir.

Günümüzde de yaygın olarak kullanılan son yöntem ise meme koruyucu cerrahidir. Meme koruyucu cerrahide kişinin meme başı ve mümkünse meme cildi korunmaya çalışılır. Alttaki meme dokusu alınır ve yerine dolgu maddesi konularak eski meme görüntüsü sağlanmaya çalışılır.

Dolgu maddesi olarak kişinin kendi yağ dokusu kullanılabileceği gibi silikon gibi maddeler de kullanılabilmektedir. Meme kanseri ailesel geçişi çok yüksek bir kanserdir. Bu nedenle meme kanseri olan kadınların yakın akrabaları da bu risk açısından taramadan geçirilmektedirler. Yüksek riskli çıkan gruplarda henüz meme kanseri görünmese bile meme koruyucu cerrahi yapılabilmektedir.

Mastektomi yapılırken yanısıra kanser hücrelerinin yayılım yapabileceği lenf bezleri de alınmaktadır. Özellikle koltuk altı lenf bezlerinin de alınması kanserin yayılımın önleme açısından çok değerlidir. Mastektomi sonrası cinsel kimlik bunalımı meme cerrahisine yön vermiş önemli bir sosyal durumdur.

ÇOCUKLARDA SÜNNET

Birçok çocuk sünnetten son derece korkmaktadır. Aileler de kara kara çocuklarını nasıl ve ne zaman sünnet ettireceklerini düşünmektedirler. Sünnet dini olarak da çok büyük bir gerekliliktir. Bu nedenle bu yazımızda sünnet nedir, ne zaman yapılmalıdır ? Bu başlıkları öz bir şekilde incelemeye çalışacağız.

SÜNNET NEDİR, NE İÇİN YAPILMAKTADIR?

Sünnet, penisin ucundaki gevşek deri parçasının cerrahi bir müdahale ile kesilip alınmasıdır. Özellikle küçük yaşlarda yapılması nedeniyle çocukların korkulu rüyasıdır. Sünnet genelde dini inanışlar sebebiyle yaptırılmaktadır. Özellikle İslam ve Yahudi dinlerinde sünnete büyük önem verilmektedir. Ayrıca sünnet sağlığa uygunluk bakımından da çok önemlidir. Sünnetten sonra penis ucunun bakımı kolaylaşmaktadır. Rastlanan her 10 idrar yolu enfeksiyonunun sadece 1 tanesi sünnet olmuş bireydir. Bu da sünnetin ne kadar büyük bir gereklilik olduğunu ortaya çıkarmaktadır. İşte bu nedenle herkes çocuğunu en uygun ve en doğru bir zamanda sünnet ettirmelidir.

SÜNNET OLMAK İÇİN EN UYGUN YAŞ ARALIĞI NEDİR?

Toplumumuzda sünnet genellikle erken yaşlarda yaptırılmaktadır. Ancak psikologlar tarafından 2-6 yaş aralığı kesinlikle önerilmemektedir. Bu yaş aralığında çocuklar psikolojik gelişim evresinde bulundukları için olumsuz etkilenme riskleri vardır. 6 yaşından sonra ve ergenlikten önce, psikolojik gelişimin durgunluğa ulaştığı çağda yaptırılması daha çok önerilmektedir. Yani 6-12 yaş arası ve 2 yaş altı sünnet için en ideal yaşlar olarak önerilmektedir.

ÇOCUĞUMU PSİKOLOJİK OLARAK SÜNNETE NASIL HAZIRLARIM?

Sünneti çocuklarınıza mutlaka anlatın, sünnet olunca ne gibi faydalar olacağını uygun bir dille çocuklarınıza kavratın. Çocuk sünnete korkarak değil, ne olacağının bilincinde girerse, psikolojik olarak hazır bir halde sünnet olmuş olur. Eğer bu süreci doğru bir şekilde yönetebilirseniz, çocuğunuz için sünnet, çok büyük bir problem olmayacaktır.

 

Basur Nasıl Geçer?

Basur nedir?

Basur pek çok kişinin yaşadığı bir sağlık sorunudur. Kimi zaman çok acılı ve zahmetli bir hastalıktır. Anal bölgedeki toplardamarların genişleyerek anüsten çıkması sonucu oluşur. Özellikle iltihaplandığı zaman çok ağrı ve kanama yapar, bu evrede dışkılama sırasında hasta çok acı çekebilir.

Basur tedavi yöntemleri nelerdir?

Basur tedavisinde ameliyat bir çözüm olarak görülse de en son tercih edilen işlemdir. Ancak kanama ve ağrı ile, günlük hayatı çekilmez hale gelen kişilerde önerilir.

Son günlerde tıp sektöründe boğma tedavisi uygulanmaktadır. Bu uygulamalar son derece başarılı olmuştur. Kolaylıkla ve kısa süre içinde uygulanabilir bu tedavi şekli, ameliyat gerekliliğini büyük ölçüde azaltabilir. Boğma tedavisi basitçe, basurlu bölgenin bir lastik yardımı ile sıkıştırılması şeklinde anlatılabilir. Boğulan bölgedeki basur beslenemediği için, bir süre sonra kendiliğinden düşüyor. Vücut kendini bu süre içinde, tedavi etmiş oluyor. Başarı oranı  %90 olan bu tedavi şekli, pek çok hastanın yüzünü güldürüyor.

Lazer ile basur tedavisi ise başka bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Buradaki sistem, lazer ile basur memesini yüksek ısıya ulaştırıp, yok etme şeklinde çalışmaktadır. Bu sistem basit bir uygulama gibi görülse de, hastalar tarafından çok tercih edilmemektedir.

Basura sebep olan faktörler

Basura sebep olan nedenleri bilmek de önemlidir. Sebepler bilindiğinde, olan basurun ilerlemesi engellenip, rahatsızlıkların azalması mümkün olmaktadır. Bilinen başlıca sebepler kronik kabızlık ve ıkınmadır. Hamilelik dönemlerinde de damarlar genişlediği için yaşanabilir. Akşam yemeklerinden sonra yenecek kayısı, incir gibi yiyecekler yararlı olacaktır. Kronik kabızlık için ilaç da kullanılabilir. Kahve, acı ve baharat basur hastalarında önerilmez, kesinlikle uzak durmak gerekmektedir.

Basur için bitkisel tedavi yöntemleri

Basur için, bitkisel tedavi yöntemleri de kullanılmaktadır. Bu tedavi yöntemleri doğru ve sabırlı bir şekilde uygulandığında, oldukça etkili sonuçlar alınmaktadır.

En çok önerilen bitkisel basur tedavi şekli, çoban çantası ve zeytinyağı ile yapılacak olan kürdür. Çoban çantası, aktarlarda rahatlıkla bulabileceğiniz bir bitkidir ve demleyerek kullanılır. Her akşam taze olarak demlemeniz gerekir. Bir bardak kaynar suya, öğütülmüş bir çay kaşığı çoban çantası eklenir ve beş dakika demlenir. Akşam yemeklerinden sonra içilir. Yatmadan önce de basur olan bölgeye, zeytinyağı ile pansuman yapılır. Bir ay bu uygulama yapıldığında çok başarılı sonuçların alındığı görülmüştür.

Basur ameliyatı ve sonrası

Basur tedavisinde, ameliyat uygulanması en son çare olmalıdır. Doktorların da önerisi bu yöndedir. Ancak her türlü yöntem denenmiş ve bir sonuç alınamamışsa, ameliyat düşünülmelidir. Basur ameliyatlarında hemorodial adı verilen, atardamarlar alınacağı için ameliyat sonrasında zor bir dönem yaşanır. Hasta için ağrılı ve acılı bir dönemdir bu. Bu yüzden hem hasta hem de doktor tarafından mecbur kalınmadıkça yapılması istenmez.

Eğer basur ameliyatı olunmuşsa, ameliyattan sonraki ilk on gün çok önemlidir. Bu dönem içerisinde yaranın hijyeni ve düzenli bakımı sağlanmalıdır. Tuvalet ihtiyacını karşılarken yumuşak olması gereklidir. Bu ilk on gün çok ayakta durmamak, istirahat şeklinde geçirmek uygun olur. Yaranın iyileşmesinden sonraki dönemde ise, basurun tekrarlama riski göz önünde bulundurulmalıdır. Bunun için en önemli şey, kabız kalmamaktır. Doğru beslenmek çok önemlidir. Posalı gıdalar tüketmek, tahıl ve meyve yemek, yeterli su içmek önemlidir. Basur ilerlemiş ise sürekli kanama yüzünden anemi sık rastlanılan bir durumdur. Tedavisi mutlaka yapılmalıdır.

 

 

 

Exit mobile version