Hamilelikte Şeker Yükleme Neden Önemlidir?

Şeker hastalığı sırasında kanda bulunan şeker düzeyleri yüksektir. Bayanların bir kısmında hamilelikten önce şeker hastalığı olabilir. Bazı bayanlarda ise gebelikten sonra gestasyonel diyabet yani gebelik şekeri ortaya çıkabilir. Eğer anne adayında daha önceden oluşan bir şeker hastalığı bulunuyorsa bu süreçte kan şekeri seviyesini kontrol etmek zor olabilir. Alınan insülin miktarının yeniden belirlenmesi gerekebilir. Anne adayının hamilelikten önce şeker hastalığı olmamasına rağmen hamilelik döneminde kanda glikoz miktarında bir yükselme meydana gelebilir. Böyle bir durum ise anne adayında gebelik şekerinin olacağı ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Hamile bayanlarda şeker düzeyinin belirlenmesi için hamileliğin 24. ve 28. haftalarında şeker yükleme testi yapılır.

Gebelik şekerinin belirlenebilmesi için anne adayına yapılacak olan test sırasında ilk olarak 50 gram glikoz verilir. 1 saat geçtikten sonra annenin kandaki glikoz miktarı ölçülür. Yapılan ölçüm sırasında glikoz miktarı 140 mg/dl altında kalıyorsa anne adayında herhangi bir gebelik şekeri olmadığına karar verilir. Yalnız kandaki glikoz miktarı bu ölçünün üstünde kalıyorsa o zaman 3 saatlik 100 gram glikoz testinin tekrar yapılması gerekecektir. 3 saat süren yüklemenin ardından annenin gebelik şekerinin olup olmadığı kesinlik kazanacaktır. Test sırasında ağır fiziksel bir aktivite yapılmaması ve bu süre boyunca herhangi bir şeyler yenilip içilmemelidir. Diyabetin hamilelikten önce olması veya hamilelik döneminde ortaya çıkması hem anne adayı hem de bebek için bazı riskler oluşturur.

Şeker hastalığı ortaya çıkan veya olan annelerin kan şekeri seviyeleri ne kadar düzenli olursa şeker yüzünden ortaya çıkabilecek risklerde az olur. Hamilelik döneminde ortaya çıkan şeker hastalığının riskleri hamilelikten önce olan şeker hastalığından daha az bir risk içermektedir. Yalnız bu durumun hamile bayanlarda şeker yükleme testiyle teyit edildikten sonra tedavi edilmesi gerekmektedir. Eğer böyle bir test yapılmaz ise o zaman anne de hamilelik zehirlenmesi, hipertansiyon, erken doğum ve düşük gibi durumlar şeker hastası olmayan hamilelere göre daha yüksek olacaktır. Hamilelikten önce şeker hastalığı olan bayanların bebeklerinde bazı anomaliler görülebilir. Hamilelikte yaşanan şeker hastalığı böyle bir sorunun ortaya çıkmasına neden olmaz. Bunun yanında her iki şeker hastalığı türünde de bebek fazla kilolu doğabilir. Anne adaylarının hamilelik süresince kandaki şeker düzeylerinin kontrol altında tutulması oldukça büyük önem taşımaktadır.

Şeker hastalığı olduğu bilinen bir anne adayının bebeğinde bazı riskler meydana gelebilir. Bu riskler arasında şunları söyleyebiliriz. Doğum gerçekleştikten sonra bebeğin akciğerlerinin gelişmemesinden dolayı solunum sıkıntısı oluşabilir. Bebek kocaman yani iri doğabilir. Bebek olması gereken durumundan daha küçük doğabilir. Doğan bebekte kan şekerinin düşmesi, kalsiyum miktarında düşme ve sarılık görülebilir. Kalp hastalıkları ve böbrekte anomaliler oluşur. Kulakta, sindirim sisteminde, beyin ve santral sinir sistemine bağlı anomaliler oluşabilir. Anne adayında gebelik şekeri tespit edildiği zaman normal şeker hastalarında olduğu gibi ağızdan şeker ilaçları verilmez. Bunun yerine diyet uygulaması, egzersizler, insülin gibi tedavi yolları tercih edilmelidir. Diyet programı doktorun ve diyetisyenin işbirliği ile hazırlanmalıdır. Egzersizlerinde doktor tarafından tespit edilmesi gerekir.

Doğum Sonrası Kilolardan Kurtulmak

Doğum sonrası süreci bir çok kadın için sıkıntılı bir dönemdir. Zira doğum öncesinde alınmış kilolar o dönemde göze şirin görünse de, artık bu kilolar büyük bir sorundur ve kısa süre içerisinde kurtulmak gerekir. Tabii bu bakış açısı beraberinde bir çok yanlış hareketi de doğurmaktadır ve bu yanlış hareketler, vücutta istenmeyen olumsuz etkilerin oluşmasına neden olmaktadır.

Doğum Sonrası Kiloları ve Plânlama

Öncelikle; “doğum öncesinde aldığınız kilolardan nasıl kurtulabilirsiniz?” Sorusuna detaylı bir araştırma ile cevap vermeniz gerekir. Bu soruya vereceğiniz cevap, sizin bir yöntem seçmenizi sağlayacak ve seçeceğiniz yöntem ile yapacağınız doğru plânlama süreci neticesinde doğum nedeniyle alınan fazla kilolardan kurtulmanız mümkün hale gelebilecek. Bizim bu konuda ki cevap önerimiz “sağlıklı ve zaman içerisinde kurtulmalısınız.” Şeklinde olacaktır. Zira burada mühim olan sadece kilo vermek değil, aynı zamanda vücudu eski ritmine geri döndermektir. Aksi halde atılacak yanlış adımlar, hızlı kilo vermek için tercih edilebilecek yanlış yollar, vücutta daha fazla zararın oluşmasına sebebiyet verecektir.

Her şeyden önce doğum sonrasında kilo sorununuz fazla ise ya da gebelik öncesinde de zaten bir kilo sorununuz vardı ise ve gebelik ile birlikte bu sorun daha ciddi bir hal aldıysa mutlaka bir uzman desteğine başvurmanız gerektiğini belirtmeliyiz. Sadece gebeliğe bağlı bir kilo sorunu yaşıyorsanız bu durumu aşağıda ki temel noktalara dikkat ederek atlatmanız söz konusu olacaktır.

1) Hafif ve Kontrollü Spor Başlangıcı

Vücudunuzun uzun bir süredir ham halde olduğunu unutmayınız. Bu nedenle hafif bir spor plânı yaparak vücudunuzun hareketli bir düzene tekrar uyum sağlamasına yardımcı olmalısınız. Tabii bu sadece ilk süreç için geçerli olmalı. Zira ilk süreçte doğru bir şekilde hareket ederseniz, vücudunuz gerekli hareket sürecine geri dönecektir. Bu süreçten sonra ise, gene vücuda fazla yüklenmemek kaydı ile daha profesyonel bir spor plânı yapabilirsiniz. Yapacağınız bu yeni plân, artık spora tekrar alışmış vücudunuzun kilo vermesine olanak tanıyacaktır. Tabii bu süreç ancak istikrarlı bir şekilde devam ettirilir ise etkili bir sonuç verecektir. Aksi halde bir çok farklı problem ile karşı karşıya kalmanız kaçınılmaz olacaktır. Unutmayınız ki bir çok kadın, doğum sonrası kilolarını vermek adına hızlı adımlar atmakta, bir anda geri plâna çekilmektedir. Buda vücutta ister istemez uyumsuz bir düzenin oluşmasını sağlamaktadır. Biz, bu düzeni rayına oturtmanız ve uzun süreli bir şekilde spora devam ederek hızlı kilo vermek yerine, sağlıklı, zamana bağlı bir şekilde kilo verme konusunda sizlere önerilerimizi sunuyoruz.

2) Artık “Canım Çekti!” Dönemleri Yok

Hamilelik sürecinde canınızın çektiği hemen her şeyi yediniz. Haliyle vücudunuz bu duruma alıştı ve siz istemeseniz de bir çok besin karşısın da yeterli sükuneti gösteremiyorsunuz. Bu durumda ise yapmanız gereken en önemli uygulama psikolojik olarak kendinizi hazırlamak olmalıdır. İlk aşamada eviniz de kilo almanıza yardımcı olan unsurlar varsa bunlardan kurtulun. Zira ister istemez bu tür besinlere yöneleceksiniz. Özellikle de geceleri bu tür besinler sizler için bir sığınak gibi gelecek, oysa ki sizin en büyük düşmanınız olacaklar.

3) Doğru Diyet Listesi, Diyetisyen Desteği

Kafanıza göre diyet programları uygulamanız ya da daha önce bu şekilde doğum sonrası kilolarından kurtulmuş olan birinin diyetini aynen takip etmeniz gibi durumlar sizin için çok büyük bir yanlış olacaktır. Nitekim her insan farklı bir vücut yapısına sahiptir ve her diyet, her vücut için yeterli olmayabilir. Hatta bir çok yanlış diyet uygulaması sizlere çok daha ciddi sorunlar yaratabilir. Bu bağlamda mutlak suret ile bir diyetisyen desteği almanız, hem vücudunuzun ihtiyaçlarını bilerek hem de doktor kontrolü eşliğinde bir diyet sürecine tabii olmanız hem sağlıklı, hem de daha etkili olacaktır. Ayrıca diyetisyeniniz sizi genel anlamda düzenli olarak kontrol edeceği için, kilo verme süreci hem rahat hem de takip edilme ihtimali olan bir konuma ulaşacaktır. Unutmayın, mühim olan sadece diyet yapmak ya da az yemek değil. Mühim olan, tamamen sağlıklı bir çerçeve de; vücudunuzun genel yapısına uygun bir şekilde hareket ederek doğru bir çizgi içerisin de kilo vermek. Ayrıca diyetin aç kalmamak olduğunu ve ancak sağlıklı diyetler ile uzun vadeli, sağlıklı kilolar verilebileceğini de asla unutmayınız.

4) Hayatınızda Değişimlere Yer Verin

Hayatınız da vereceğiniz bazı değişik kararlar, sizlere yeni bir süreç yaratacaktır. Bu süreç sayesin de ise kilo vermek daha rahat bir seviyeye ulaşacaktır. Öyle ki; eviniz de yapacağınız ufak bir dekorasyon değişikliği dahi doğum sonrası kilolarından kurtulmak için çabaladığınız süreç içerisinde sizlere büyük bir destek sunacaktır. Zira üçüncü madde de dediğimiz gibi, bu süreçte psikolojik olarak hazır olmak büyük önem taşır. Dekoratif açıdan ve diğer açılardan hayatınız da yapacağınız değişiklikler ise oldukça faydalıdır. Yoksa eski düzende kalmanız, hamilelik süresince alışmış olduğunuz psikolojik yapıdan kurtulmanızı gerçek manada önleyecek, bir çok yeni soruna da kısa süre içerisinde neden olabilecektir.

5) Eşinizi Bu Sürece Dahil Edin

Bir çok kadın, doğum sonrasında aldığı kilolardan tek başına kurtulmak ister. Ya da bu kiloları ciddi bir sorun olarak algılayıp, eşlerinin artık kendilerini beğenmeyeceğini düşünürler ki buda çok büyük bir yanılgıdır. Eğer ilişkiniz de farklı bir problem yok ise, var olan fazla kiloların ilişkiniz de bir sorun teşkil etmeyecektir. Bu bağlamda sizin yapmanız gereken en doğru adım, eşiniz ile uyum içerisin de hareket etmek, tüm adımları onunla paylaşmak, onun da desteğini, fikirlerini alarak hareket etmektir. Bu şekilde daha rahat ve daha hızlı bir şekilde tüm süreçlere adapte olmanız, haliyle daha rahat bir şekilde kilo vermeniz söz konusu olur. Aksi halde tek başınıza bir yola çıkar ve bu yolda eşinizden utanarak ilerlemek durumunda kalırsınız. Üstelik buda tamamen sizin iç dünyanız da düşündüğünüz yanlış bir yanılgıdan kaynaklanmaktadır.

Unutmayın her şeyin temelinde sizin istekleriniz yer alır. Eğer siz kilo verme konusunda istekli olursanız, kendinizi psikolojik açıdan hazır hale getirirseniz ve bu durumu istikrarlı bir şekilde atacağınız adımlar ile desteklerseniz, uzun vadede hem sağlıklı hem de gerçekten kalıcı bir şekilde var olan fazla kilolardan kurtulmuş olursunuz. Böylelikle eskiye göre daha fit bir anne olarak da hayatınıza devam etme şansı bulursunuz. Eğer istikrarlı olmaz ya da bu duruma tam olarak inanıp, psikolojik açıdan kendinizi hazır hissetmez iseniz bir çok yeni kilo sorunu ve buna bağlı sağlık sorunu ile karşı karşıya kalırsınız.

Ayrıca tüm bu süreçleri yaşarken çocuğunuzu da asla ihmal etmemelisiniz. Zira sizin kilolarınızdan kurtulup eski fit ve sağlıklı yaşamınıza geri dönmenize oranla çocuğunuzun büyümesi, ona büyüme aşamasında yeterli ilgiyi göstermeniz gibi konular çok daha mühimdir. Sizin içinde bu durum oldukça önemlidir. Çocuğunuz doğru bir şekilde büyürse ve tamamen bilinçli bir şekilde hem kilo vermek, hem de çocuğunuzu yetiştirmek adına hareket ederseniz, hayatınızın her noktasın da sadece kilo vermek için çalışan bir anne değil, çocuğunu da mutlu bir şekilde büyüten bir anne konumunda olursunuz.

Ucuza Tatil Yapmak İçin Öneriler

İyi bir tatil hiç şüphesiz bir çoğumuzun hayalidir. Tabii bu hayalin en temel noktası da her zaman maddi plânlardır. Herkes istediği gibi bir tatil yapmak ve maddi açıdan sıkıntı yaşamamak ister. Bu noktada ise ne yazık ki herkes doğru bir hareket içerisinde olamaz ve ya istediği tatili yapamaz ya da maddi açıdan zorlu bir süreç yaşar. Dilerseniz bu iki noktayı dengelemek adına bazı aşamaları ele alalım. Bu aşamalar, doğru bir şekilde uygulandığında sizlerinde bir sonraki tatiliniz daha özel, daha uygun olabilir.
İstediğiniz Tatili Ucuza Yapmanın Aşamaları
1) İlk süreçte tarihe net bir şekilde karar vermeniz lâzım. Eğer net bir tatil tarihiniz yoksa daha ilk aşamadan bir çok ek masraf ile karşı karşıya kalırsınız. Bunun yerine tarih net bir şekilde belli olursa, bilet almak ve diğer ödeme işlemlerini yapmak uzun süre önceden yapılacağı için maddi bir kazanç büyük oranda söz konusu olabilecek.
2) Eğer ilk maddeyi net olarak ayarladıysanız, artık ikinci aşamaya geçebilirsiniz. Bu aşama, kısa süre içerisinde bilet almak olmalıdır. Zira tatilden ortalama 5-6 ay kadar önce alacağınız biletler oldukça ucuz olacaktır. Üstelik yeni uygulamaların detayına göre bir çok firma ufak ek ödemeler ile biletleri yanmaz olarak satıyorlar. Bu sayede ulaşım konusunda ki ihtiyacınızı aylar öncesinden oldukça rahat bir şekilde, cüzzi bir miktar ödeyerek ve tamamen garanti bir şekilde halletmiş oluyorsunuz.
3) Biletin dışında ise en temel diğer nokta tatilin nerede yapılacağı ve oteldir. İkinci maddeye göre biletlerimizi alıyoruz. Fakat tatil bölgesini ikinci maddeden önce seçmemiz lâzım. Burada ise devreye bazı ufak noktalar giriyor. Öyle ki, tatil için tercih edeceğiniz bölge size bir çok imkânı sunabilmeli, istediğiniz tatil unsurlarını içerisinde barındırmalı ve maddi açıdan genele hitap eden bir yapıda olmalı. Bu tür bir ortamda ise her şey dahil mantığında hareket eden otellerden seçim yapıyoruz. Bu otelin ise şehir merkezine yakın olması kriterini asla gözden çıkarmıyoruz.
4) Gerekli kararı verdiyseniz, otelleri asla direkt olarak iletişim kurup aramıyorsunuz. Bir çok kampanya bazlı internet sitesi, aylar öncesinden bu şekilde oteller adına neredeyse %50-60-70 oranlarında indirimler ile kısa süreli ve az sayıda satışlar yapıyor. Bu tür siteleri internet üzerinden araştırıyor ve düzenli olarak takip ediyoruz. Böylelikle direk arayıp sabit ücret üzerinden oda satın almak yerine, çok daha ucuz bir şekilde yerimizi ayırtma şansına sahip oluyoruz.
5) Tatil süresince yapacağınız harcamaları önceden genel olarak derleyin. Ne gibi geziler yapacaksınız ve bu gezilere ortalama ne kadar harcamayı düşünüyorsunuz. Bu mantığı gideceğiniz bölge hakkında araştırma yaparak oturtabilirsiniz. Bunun yanı sıra ulaşım gibi konuları da ele alıp, ne ile tatil süresince ulaşım sağlayacağınızı ve bu noktada ne kadarlık bir ulaşım gideriniz olacağını hesaplamalısınız.
6) Eğer tatiliniz ailece yapılacaksa, aile fertlerinin ihtiyaçları doğru bir şekilde hesaplanmalıdır. Bu tür aile tatillerinde hiç bir hesaplama bireysel yapılmalıdır. Etkili bir sonuç için her bir birey hesaplanmalı. Bu doğrultu da tüm kişisel giderler için gerekli bir net plânlama söz konusu olur.
7) Otel içerisinde ki etkinlikleri önceden otele danışın. Bir çok otel, her şey dahil konseptini genelde müşterilerine yanlış sunabiliyor. Siz, bu konuda doğru bir araştırma yaparak tercih edeceğiniz etkinliklere ek ücret ödeyip ödemeyeceğiniz konusunda net bilgi sahibi olmalısınız. Bu bilgi, sadece kişisel olarak etkinlik konusunda değil, aynı zamanda diğer bu şekilde ki ufak harcamalar içinde geçerli olacaktır. Böyle bir araştırma süreci tatilin her sürecinde ufak harcamalar nedeni ile toplamda yüklü bir maddi kayıp yaşamanızı önler.
8) Tatil süresince kendi arabanızla seyahat etmenizi kesinlikle önermiyoruz. Zira kendi aracınız hem zaman açısından, hemde maddi açıdan daha külfetli olacaktır. Bu nedenle, gidilecek tatil yerinin mesafesine göre havayoluyla ya da otobüs seçeneği ile gitmek ciddi bir ekonomi sağlayacaktır size. Gideceğiniz bölgede ise tatil süresince otelin ulaşım imkânlarını, yerel olarak sunulan ulaşım seçeneklerini kullanarak hareket etmeniz eğer çok harici bir durum var ise araba kiralama seçeneğini bir kaç gün kullanmanız mantıklı olacaktır.
Yukarıda ki temel maddelerin yanı sıra, eğer ailenizde 0-12 yaş arasında çocuk/lar var ise bu durumda otellerin çocuklar için ücretsiz sunduğu konaklama seçeneklerini değerlendirebilirsiniz. Bir çok otel çocuklara belli bir yaş aralığında ücretsiz seçenek olarak yaklaşırken, gene azımsanamayacak bazı oteller ise yaş aralığı kaç olursa olsun çocuklardan da ödeme talep etmektedir.
Unutmayın her şeyin temel noktası sizde ve sizin plânlarınızın doğruluğunda, netliğinde bitiyor. Eğer uzun süre öncesinde her şeyi net bir şekilde plânlarsanız, uçak biletinden ( https://www.biletbayi.com/ucak-bileti ) ; otel rezervasyonu işlemlerine kadar oldukça uygun bir ücretlendirme dahilinde tatilinizi tamamlama imkânı bulmuş olursunuz. Aksi halde genel bir şekilde anlık olarak tatil sürecine adım atarsanız bir çok ek ve gereksiz masraf ile karşı karşıya kalmanız kaçınılmaz olacaktır.

Cilt Bakımı ve Leke Tedavisi

Cilt bakımı kadın erkek herkes için önemlidir. Estetik açıdan önemli olduğu kadar sağlık açısından da önemli ve gereklidir.  Cildimiz dış etkenlerden zarar görmektedir havanın kirliliği, stres, sigara, makyaj vb…  Bu gibi dış etmenlerin verdiği zararları en aza indirmek için 20’li yaşlardan itibaren cildine düzenli olarak bakım yapması gerekmektedir.  Cilt bakımı için öncelikle cilt tipimizi analiz ettirip cildimize uygun temizleme ve peeling ürünleri kullanması gerekmektedir. Bakımlı cilt sağlıklı ve parlak görünür.

Cilt testimizi yaptırdıktan sonra uygun ürünleri alarak evimizde günlük bakımımızı kendimiz yapabiliriz. Eğer evde yapmıyorsak bu işlemi ayda bir kez cilt bakım merkezine gidip genel cilt bakımı yaptırmalıyız. Cilt bakım merkezlerinde temizleme, tonik, peeling, buhar, maske, nemlendirme işlemleri uygulanır.

Sağlıklı bir cilde sahip olmak için dikkat etmemiz hususlardan bir tanesi de beslenmemizdir.  Sivilcelere vücutta çinko eksikliği olmasının neticesinde karşılaşılan bir durumdur. Çinko kuru yemişlerde ve hayvansal gıdalarda bolca bulunmaktadır.  Sağlıklı bir cilde sahip olmak için bolca sebze ve meyve tüketilmelidir.

Cilt lekeleri insanların dış görünümde olumsuzluğa neden olduğu için bu olumsuzluğun cilt kişinin öz güvenini ve sosyal hayatta durumunu etkilediği için cilt lekelerinin tedavilerinde artışlar ve her geçen gün yeni teknolojiler ve ürünler geliştirilmekte ve denemektedir.

Cilt Lekeleri  Nasıl Oluşur ve En Fazla Hangi Bölgelerde Görülür?

Cilt lekeleri cildimize rengini veren melanin pigmentinin vücudun belirli bölgelerinde cilt altında düzensiz olarak toplanması neticesinde ortaya çıkan bir sorundur.  Genellikle cildin güneşle ve kimyasal maddelerle temas ettiği bölgelerde(ense, yüz, eller) sıklıkla görünmektedir.  Yaşın ilerlemesi ve geçirilen bazı hastalıkların neticesinde vücudun herhangi bir yerinde görülebilir.

Cilt Lekelerinin Oluşmasının Nedenleri ve Bu Lekeleri Önlemek İçin Neler Yapabiliriz?

Cilt lekelerine neden olan melanin hücrelerinin fazla çalışmasına neden olan faktörler şunlardır; Yanlış kullanılan kozmetik ürünleri , genetik nedenler, yoğun güneş ışına maruz kalma, solaryum yanıkları, gebelik,  sistemik hastalıklar cilt lekelerinin oluşmasının başlıca nedenleridir.  Cilt lekesi tedavisinde öncelikli olarak lekenin önlenmesine yönelik yapılmalıdır.  Cilt lekesine neden olan şeylere dikkat edilmesini önleyici önlem olarak görebiliriz.

 

  • Çocukluktan itibaren her yaşta uygun koruma faktörlü güneş koruyucuları kullanmak gerekmektedir kullanılmaması leke oluşumuna neden olmaktadır.
  • Aşırı bronzlaşmak için kontrolsüz şekilde güneş banyosu ve solaryumla yanıklar yapılmamalıdır.
  • Alkollü ıslak mendiller, deodorantlar, tüy sarartıcı kremler, bronzlaştırıcı kremler gibi kozmetik ürünlerinin yanlış kullanılması bu kullanım sonunda güneşle temas edilmesi durumunda cilt lekelerinin oluşmasına neden olur.
  • Özellikle cildin hassas bölgelerinde yapılan epilasyon sonrası cildin güneşle temas etmesi sonrası oluşmaktadır.
  • Cilt bakımı, peeling işlemleri ve lazerle cilt yenileme gibi işlemlerden sonra cildin güneşten, kimyasal ve mekanik travmalar neden olmaktadır.
  • Aknelere uygulanan yanlış tedaviler ilerleyen dönemlerde cilt lekelerine neden olmaktadır.

Cilt Lekesi Tedavisinin Yapılışı;

  • Öncelikle cilt lekelerinin oluşmasının nedenlerine göre bir tedavi planı çıkarılır. Bu tedavinin uzun bir sürece olduğu konusunda kişi uyarılır sabırlı ve kararlı olması telkininde bulunulur.
  • Cilt lekesinin doktor muayenesiyle iyi yada kötü huylu bir leke mi olduğu tespit edilir. Gerek görülmesi durumunda lekeden biyopsi alınıp patolojik incelenmesinin yapılması gerekebilir.
  • Cilt lekesine hangi etmenin neden olduğu araştırılıp o etmenin ciltten arındırması yapılır.
  • İkinci olarak ciltte yeni başlamış hastalık belirtileri ve şikayetleri varsa önce tedavi edilir daha sonra leke tedavisine başlanır.
  • En son aşamada ise tedavi sonrası gerekli olan bakımın ve korumanın yapılması.

Cilt Lekesi Tedavisi;
Cilt lekesi tedavisinde gelişen teknolojiye paralel olarak her geçen zamanda yeni yöntemler bulunmaktadır.  Geçmişte olduğu gibi leke tedavisinde kimyasal peeling uygulamaları,  mikro dermabrazyonlar gibi mekanik peeling uygulamaları yerine günümüzde lazerle tedavi ile lekeleri en az yan etkiyle en etkili olarak gidermeyi hedefliyor.
Cilt Lekesi Tedavisi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular;

  1. Leke tedavisinin son noktası lazer diyebilir miyiz?

-Kesinlikle Evet. Uygun Lazer türü, tecrübeli uzman ve uyumlu hastada mükemmel sonuçlar almamızı sağlar.

  1. Lazer tedavisi tek seansta lekeyi geçirir mi?

– Bu lekenin derinliği ile ilgili bir durumdur. Leke cildin yüzeysel katında sınırlı ise tek seans yeterli olabilirken, derine uzanan lekelerde seans sayısı ve arası tedaviye başlayınca belirlenir.

  1. Leke tedavisinin mevsimi var mıdır?

-Genelde cilt lekeleri güneşle ilgili bir problem olduğu için güneşin olmadı sonbahar ve kıştır. Kışın başlayan tedavilerde ise tedavi ilk baharda bitirilmeli ve yazın güneşten korunmaya dikkat edilmelidir.

Windows 10 Tüm Detayları ve Çıkış Tarihi

Window 10, Microsoft’un aylar öncesinde tanıttığı Windows 8.1’den sonra gelecek olan işletim sisteminde farklı özellikler ile dikkat çekiyor. Aylardır konuşulan birçok detayın yanı sıra deneme sürümü de yayınlanan Windows 10′ da birçok özelliğin kaldırıldığını veya Windows 7’de yer alan özelliklerin geri getirildiğini görebiliyoruz.  Öncelikle kullanıcıların kullanım kolaylığını hedefleyen microsoft Windows 10’da getirdiği yenilikler ile kullanıcıların rahat etmesini sağlamayı düşünmüş.

  • Başlat Menüsü Geri Geldi ve Yeniden Düzenlendi

Windows 10’da kullanıcıyı sevindiren en büyük yeniliklerden birisi de başlat menüsünün geri gelmiş olmasıdır. Windows 7’de var olan bu özellik windows 8’de sonradan bir başlat menüsü gereği hissettirmiş ve kullanıcılar bu konuda oldukça sorun yaşamıştı. Microsoft kullanıcıların taleplerine göre hareket ederek Windows 10’da flat bir başlat menüsü ve üzerinde sık kullanılan retro araçları yerleştirmiş. Bu araçların ikonlarını küçültüp büyütme imkanı koymuş ve istediğiniz şekilde yerlerini sürükle bırak yöntemiyle değiştirebiliyorsunuz. Windows 10’da başlata kavuşuyoruz.

  • Güncellemeler Tamamen Otomatik

Deneme sürümünde gördüğümüz yeniliklerin başında gelen bir diğer konuya baktığımızda Windows 10’da tüm güncellemeler otomatik olarak yapılıyor. Windows sahte yazılıma karşı da geliştirdiği bu yöntem ile kullanıcıların güvenliklerini tam anlamıyla sağlamayı hedefliyor. Windows 7 ve 8 serilerinde güncellemeler bildirim olarak geliyor ve aralarından seçtiklerinizi yükleyebiliyordunuz. Fakat Windows 10’da bu güncellemeler sizlere bildirim olarak geldikten sonra size seçim hakkı tanımadan otomatik olarak sistem en son güncellemeleri kendisi yüklüyor.

  • Windows Phone, Nokia ve Store İle Senkronize

Microsoft, Nokia’yı satın aldıktan sonra Windows Phone ile ilgili birçok geliştirme yaptı. Bu geliştirmelerin üzerine bir yenisini de Windows 10’da bize sunuyor.  Windows 10 Nokia ve Windows Phone işletim sistemi ile çalışan tüm cihazlarla senkronize bir şekilde geliyor. Mağazadan yüklediğiniz uygulamalar izin vermeniz durumunda Windows cihazınıza da yükleniyor. Fotoğraf, video ve dosya yükleme işlemleri içi ekstra programlara ihtiyaç duymadan Windows 10 üzerine cihazınızdan aktarabiliyorsunuz.

  • Browser Uyumlu Gelişmiş Arama ve Görüntülenme Seçenekleri

Gelişmiş arama seçenekleri başlat kısmından istediğiniz bir dosyayı arayabilmenize olanak tanımakla birlikte browser uyumlu arama seçeneği de en beğendiğimiz özellikler arasında yer almaktadır. Deneme sürümünde de görebileceğimiz bu özellikle başlat üzerinden herhangi bir kelime veya internet üzerinde aramak istediğiniz herhangi bir şeyi rahatlıkla bulabiliyorsunuz. Arama kısmına yazdığınız kelimeyi otomatik olarak bing üzerinde size arıyor ve internet sayfasında görüntülemenizi sağlıyor.
 

  • İnternet Explorer Tam Sürümde Tarih Olacak

İnternet explorer deneme sürümünde bizlere sunulsa da Windows 10’da göreceğimiz en büyük yeniliklerden birisi de Microsoft Edge oluyor. Microsoft Edge daha önce geliştirmeleri yapılan ve Windows 10’da bize sunulan yeni tarayıcı. Bu tarayıcı flat bir tasarım sürükle bırak teknolojisiyle uyumlu ve dokunmatik duyarlılığa sahip. İnternet Explorer’ın tarih olacağı Windows 10’da kullanılacak olan Microsoft Edge’nin Chrome’a göre ne derece etkili olacağını tam sürüm yayınlandıktan sonra göreceğiz.

  • Windows 10 Tüm Bankamatiklerde

Microsoft’un emektar olarak nitelendirebileceğimiz işletim sistemlerinden birisi olan Windows Xp de tarih olmaya başlıyor. Kullanım alanları oldukça fazla olan Windows Xp ülkemizdeki tüm bankamatiklerin altyapısında kullanılmaktaydı. Windows 10 geliştirmeleri tamamlandığında tüm bankamatiklerde bu işletim sistemine yer verilecek ve bankamatiklerin daha hızlı çalışması söz konusu olacak.

  • Snap Asist Özelliği Geliyor

Bu özellik Macbook kullananların ve İos işletim sistemine aşina olanların bildiği bir özellik olmakla birlikte Windows 10’da karşımıza çıkan bir özelliktir. Bu özellik sayesinde Windows’da farklı pencerelere programlarımızı tutturabileceğiz. Yani bir masaüstü yerine birçok masaüstü olabilecek. Aralarında geçiş yaparak istediğiniz programı kapatıp açmanız kolaylaşacak.

  • Task Wiev (Çalışan Uygulama Görüntülenme)

Windows 10’da performans adına yapılan en büyük yeniliklerin başında gelen Task Wiev özelliği Ctrl+alt+delete geleneğini de sonlandırmayı hedefliyor. Artık mobil cihazlarda olduğu gibi sağ tık üzerine çalışan uygulamaları görüntüleme seçeneği getiriliyor. Böylece klavye kullanmadan arka planda çalışan ve fazladan Ram tüketen uygulamaları kolaylıkla sonlandırabilirsiniz.

  • Windows 10 Fiyatı, Sistem Gereksinimleri ve Çıkış Tarihi

Aylardır birçok bilgisi sızdırılan Windows 10’un fiyatı da içerden alınan bilgiler ile birçok yerli yabancı internet sitesinde paylaşılmaya başlandı. Derlediğimiz bilgilere göre Windows 10’a sahip olmak isteyen kullanıcılar işletim sistemini 100-110 ve 119 dolar üzerinden alabilecekler. Sürümlere göre farklılık gösteren fiyatlar genellikle Home Basic, Home Premium fiyatlarıdır. Sistem gereksinimleri de açıklanan Windows 10 için bilgisayarınızın en az ;

  • 1 gigahertz (GHZ) işlemci hızında olması gerekmektedir.
  • 32 bit sürümleri için 1 GB, 64 Bit sürümleri için 2 GB Ram.
  • 32 bit sürümler için 16 Gb depolama alanı gerekirken 64 bit sürümler için ise 20 Gb depolama alanına ihtiyaç duyuyor.
  • Ekran kartı ve Çözünürlüğü için ise DirectX 900 ve sonrası gerekirken 1024×600 çözünürlükte ekrana ihtiyacınız olacak.

 
Windows 10 daha önceki işletim sistemleri gibi kolay ve kısa süreli kurulum prensibi ile geliyor.
İşletim sistemini güncelleyecekseniz bu 20 dakikaya kadar düşebiliyor. Sıfırdan bir kurulum için yaklaşık 1 saatinizi ayırmanız uygun olacaktır. Windows 10 kesin olarak 29 Temmuz tarihinde resmi olarak Türkiye’de olacak.
 
 

Htc One M9 ve LG G4 Karşılaştırması

Htc One M9 ve LG G4 Karşılaştırması
Htc One M9 ve LG G4 2015 yılının amiral gemisi cihazları arasında yer almakla birlikte araştırmalarımıza göre en çok kıyaslanan cihazlar arasında yer almaktadır. Mobil cihaz tutkunlarının seçim yapmakta sürekli ikilemde kaldığı bu cihazların tüm artı ve eksi yönlerini sizler için derledik. Htc One M9 ile başlayalım.

  • HTC One M9

Htc One M9 1 Mart’da Barcelona’da tanıtılan Htc’nin son amiral gemisi cihazıdır. M9’un hızlı bir tanıtılma ve piyasaya sürülme aşaması olduğunu söyleyebiliriz. 30 Mart itibariyle ülkemize giriş yapan M9’da yenilik fazla olmasına rağmen M8’den fazla izler barındırıyor olması da kullanıcıları hayal kırıklığına uğratan özelliklerin başında gelmektedir.
Htc One M8’de olduğu gibi 5 inç büyüklüğünde bir ekran ile karşımıza çıkan M9’un çözünürlüğü ise 1920×1080 piksel. M9’un ekranını daha büyük ve gelişmiş beklememize rağmen Süper LCD3 teknolojisiyle üretilen M8 ile çok benzer bir ekran ile karşımıza çıktı.
441 dpi piksel yoğunluğuna sahip olan bu cihazda ekran koruması yine üst düzeyde tutulmuş ve Gorilla Glass 4 ekran kaplaması ile geliyor olması yine cihazın olası hasarlara karşı oldukça sağlam ve zararı en aza indirgemesini yok sayamayacağız.
M9’un performansına geldiğimizde ise oldukça memnun bırakacak sonuçlar aldığımızı söylememiz mümkün. Qualcoom’un en iyi işlemcilerinden birisi olan Snapdragon 810 işlemcisi ile gelen M9 8 çekirdekten oluşan bir işlemci ve 64 bit desteği sunuyor. İşlemcinin sıcaklık seviyesi fazla olduğu için cihazda ısınma sorunu olabileceği kanaatindeyiz. Oyunlardaki performansına değinmek için şu özellikleri söylemeden geçmememiz gerekiyor; 1,5 Ghz hızında Arm Cortex A53 çekirdekten 4 tane ve 4 tane 2 Ghz hızında çalışan Arm Cortex A57 çekirdeği bulunan cihazın oyun performansı görülmeye değer.
3GB DDR 4 Ram ile gelen M9’da 32 GB depolama alanının yanında microSD kart desteği de sunulmuş. Ultrapiksel ön kamera kullanılan cihazda video kaydını 30 fps’ye kadar ön kamerayla yapabiliyorsunuz. Aynı zamanda arka kamerasıyla da fark yaratmayı hedefleyen m9’da 20.7 megapiksel çözünürlükte müthiş bir ana kamera mevcut. Bataryasının ise yetersiz olduğunu düşündüğümüz M9’da 2800 mAh gücünde çalışan bir pil mevcut. Fiyat olarak ise yine beklediğimiz gibi 2799 ve civarında bir fiyatla karşımıza çıktı.

  • LG G4

Lg amiral gemilerindeki atılıma devam ederken son amiral gemisi cihazı ile dünyada fark yaratmayı başardı. Özellikle ilk olarak Türkiye’de tanıtımı gerçekleştirilen LG G4 ülkemizde büyük ilgiyle karşılanan bir cihaz olma özelliği taşıyor. LG tasarım olarak G3 gibi oval bir yapıyı tercih etmesine rağmen tasarımda çok az da olsa bir fark yaratmış. Arka kısımdaki eğim artırılmış ve ekran büyütülmüş. Böylece telefonu tek elle kavrayabilme ve işlem yapma kolaylığı da sağlanmaya çalışılmış. Ekran kısmına bakacak olursak içe doğru bir kavis verilmiş hem olası kazalarda hasarlar en aza indirgenmeye çalışılmış hem de tutuş kolaylığı sağlanmaya çalışılmış. Quantum IPS 5.5 inç ekranla karşımıza çıkan G4 güneş ışığından etkilenme oranı en az olan cihazlar arasında yer almakla birlikte M9’a bu alanda büyük fark atmış. 16 megapiksel ana kamerayla gelen cihazın 8 megapiksel ön kamerası da oldukça net görüntüler veriyor.
M9 ile kamera kıyaslaması yapıldığında büyük bir fark görünmese de biraz geride kaldığını söylemek mümkün. LG’nin amiral gemilerinde hedeflediği en büyük olanaklardan birisi de pil ömrünü uzatmaktı. Bunu G4’e de yansıtan Lg’nin pil ömründe oldukça iyi rakamlar aldığını söylemek mümkün. 3000 mAh gücündeki başarısıyla ve pil ömrünü artırıcı ekstra özellikleri ile LG G4, Htc One m9’a en büyük farkı bu kısımda atmış görünüyor. Qualcomm MSM8992 Snapdragon 808 işlemci ile gelen G4 işlemci modeli olarak M9’dan geride kalsa da kullanılan çekirdek ve hızları bakımından hemen hemen aynı performansa sahip bir cihaz. Ram modeli bakımından da M9’dan geride kalan LG’de 3 GB DDR3 ram bulunuyor. 32 GB depolama alanı ve microSD kart desteği sunulan cihazda en büyük artılardan birisi de 128 GB’a kadar artırılabilir depolama alanı sağlaması. Ekran koruması Gorilla Glass 4 ile gelmesi yine Htc One M9 ile aynı düzeyde korumaya sahip olmasını sağlıyor fakat ekran genişliği olarak M9’u geride bırakan cihazın en büyük artılarından birisi de arka kapak tasarımında deri kullanılmasıdır. Kullanıcının estetik açısından ilgi duyacağı cihazlardan birisi haline gelmesine sebep olmakta.
Htc One M9 ve LG G4 arasında fiyat açısından kıyaslama yapacak olursak G4 2199 TL ile M9’dan 600 Tl daha az bir fiyat ile satışa sunuldu. Aynı zamanda cihazlar özellik olarak birbirlerine çok yakın bir seviyede seyrediyor. Oyunlarda ve performansta çok az bir fark atan M9’a göre LG birçok alanda daha başarılı bir cihaz ve fiyat açısından M9’a göre oldukça uygun fiyatlı bir cihaz.
 
 
 

Android M Tüm Detayları ve Çıkış Tarihi

Android M Tüm Detayları ve Çıkış Tarihi
Google Android işletim sistemi üzerindeki güncellemelerine ve geliştirmelerine devam ederken Lolipop sürümünden sonra aylardır konuşulan bir yeni mobil işletim sistemini daha piyasaya sürmeye hazırlanıyor. Android M fark yaratacak özellikler ile gelirken kullanılan Android cihazı performans yönünden daha da geliştirmeyi hedefliyor. Android M’in tahmini çıkış tarihi ise Ekim ile Kasım aylarında olması bekliyor. Android neden kısaltma bir isim ile geliyor diye birçok soru işaretinin olduğu konuya da değinmek gerekirse sondaki M harfinin yine bir şekerleme isminin kısaltması olabileceği konuşuluyor. En çok akla gelenler arasında ise Marshmallow var. Bu yüzden android serisinin 6. işletim sisteminin adı Android M olacağı tahmin ediliyor.  Android M ile gelen yenilikleri derlediğimiz bu yazımızda beğeneceğiniz ve beğenmeyeceğiniz yönler olacak.

  • Android M’de Uygulama Kontrolü Sizde

Android M ile uygulama kontrolü tamamen kullanıcıya bırakılmış durumda. Android M yüklü bir cihazda barındırdığınız her uygulama extreme özellikler için sizden izin alacak. Yani bu özellik sayesinde uygulamalarda yanlışlık gibi bir durum ortaya çıkmayacak. Whatsapp’da ses kaydı yapmak istediğinizde, facebook’da konum göndermek istediğinizde bunlarla bağlantılı olan mikrofon ve gps özelliklerini kullanabilmeniz için sizden izin istenecek. Bu özellik tıpkı bir bilgisayardaki işletim sisteminden ilham alınarak tasarlanmış bir özellik olarak beliriyor.

  • Uygulamalara Hızlı Erişim (Applink )

Applink olarak adlandırılan bu yenilikte ise Android’in eski sürümlerinde yaşadığınız zaman kaybını yaşamamak adına oldukça güzel düşünülmüş bir özellikle karşımıza çıkan Android M sürümünde size whatsapp, facebook veya diğer mesajlaşma uygulamalarından gelen bağlantılara tıkladığınızda eğer cihazınızda bu bağlantıya ait uygulama yüklü ise direkt olarak açılacak. Yani kısa bir örnekle açıklamak gerekirse facebook üzerinden bir youtube videosu linki geldiyse siz bu linke tıkladığınızda cihaz size google chrome veya youtube olarak seçenek sormak yerine direkt olarak youtube uygulamasından linke erişim imkanı sunacak. Bu da cihazdaki uygulama geçişlerinde bekleme süresini kısaltarak kullanıcıya kolaylık sağlamak adına yapılmış yeniliklerden birisi.

  • Ses Tuşlarında Gelişmiş Kontrol

Android eski sürümlerinde ses tuşlarına basıldığında sadece ses azalıp artıyordur. Android M ile buna bir yenilik getirildi. Ses kontrol tuşlarında zil,bildirim,alarm gibi sesler de artırılıp azaltılabilmektedir.Sadece zil sesi değiştirilebilen önceki sürümlerde ayarlar menüsünden değişiklik yapmak gerekirken Android m ile ayarlar kısmına girmeye gerek kalmadan istenilen şekilde sesler tuşlarla azaltılıp artırılabilecek.

  • Android Pay ve Parmak İzi Sensör Desteği

Andorid pay ile hedeflenen Apple’da olduğu gibi uygulama satın almak isteyen kullanıcılar için güvenli ödeme seçenekleri sunuyor. Google playdan tekrar tekrar kart bilgisi girmeye veya güvenli alışveriş yapıyor muyum diye şüphe etmeye gerek kalmayacak bir özellik ile geliyor. Android M’de yer alacak olan Android Pay’de yapmanız gereken kart bilgilerinizi uygulamaya girerek bir kilit koymak. Eğer parmak izi sensörü destekli bir cihazınız varsa parmak izinizi koyabilirsiniz veya desen, şifre biçiminde bir güvenlik duvarı oluşturabilirsiniz.

  • Uygulama Widgetları ve Arayüzler Değişiyor

Android M’in en dikkat çeken yönlerinden birisi ise uygulama widgetları ve arayüzde yapılan köklü değişiklikler. Uygulamalara ait widgetlar alt tarafta uygulamayı temsil edecek şekilde gruplanmış ve böylece kullanım açısından çok kolay bir arayüz ortaya çıkmış. Rastgele uygulamaların menülere dağıtılmaması kullanım açısından kolay olması ve kullanıcının rahat etmesini sağlamaya yönelik yapılmış. Android M’de en dikkat çeken özelliklerden birisi ise flat bir tasarım ile gelen arayüz oluyor. Oldukça şık görünecek olan Android M’de cihazda yer alan açık ve koyuya yakın tonlardan ziyade flat bir tasarım ile performans da artırılmaya çalışılmış.  Android M’ de yine kullanıcının en çok seveceği özelliklerden birisi gün yüzüne çıktı. bu da mutli window özelliğidir. Multi window özelliği sayesinde iki uygulamayı aynı anda ekranda görebilecek ve bu uygulamaların ikisini de aynı anda kullanabileceksiniz. Aynı zamanda İphone’da görünen ve şimdiye kadar çok fazla cihazda kullanılmayan bir özellik daha Android M ile geliyor. Android M ‘de uygulama geçişleri yukardan aşağıya bir sıralama da izliyor. Yani sağdan sola kaydırma ile sabitlenmeyen uygulamaları yukardan aşağıya da sıralama yapabilir baş harflerine göre sıraya koyabilirsiniz.
 

Çocuklarda Aitlik Duygusu ve Gelişimi

Çocuklarda aitlik duygusu ve gelişimini takip etmek anne babaların en önemli rollerinden birisi olmalıdır. Özellikle 0-6 yaş çocuklar somut işlemler döneminde oldukları için bazı duyguları tam anlamıyla hissedemezler. Hissettikleri duyguların da neler olduklarını kavramada zorlanabilirler. O yüzden aile ortamında anne ve babaların çocuklara aşılaması gereken bazı duygular vardır. Aitlik duygusu da bu duyguların başında gelmektedir. Somut işlemler dönemindeki bir çocuk sonucunu bilmeden yaptığı şeylerden dolayı cezalandırılmayı ve suçlanmayı kabullenemez. O yüzden çocukların bu tür durumlarla karşılaşmaması için anne babaların önceden önlemler almaları gerekmektedir.

Aitlik Duygusu Nedir?

0-6 yaş çağındaki çocuklar soyut işlemler dönemine geçmedikleri için herhangi bir objenin veya nesnenin kime ait olduğuna önem vermezler. Bu dönemde en çok karşılaşılan durumların başında çocukların oyuncak kavgası gelmektedir. Bir çocuk diğerinin oyuncağını izin almadan kendisininmiş gibi alır ve onu sahiplenir. Bu da aitlik duygusunun çocukta gelişmediğinin bir göstergesidir. Aitlik duygusu bu yaş çocuklarında anne babaların da desteği ile şekillenmeye başlar. Çocuklarına kendilerine ait olmayan bir nesneyi,objeyi, oyuncağı veya herhangi bir şeyi sahibinden izin almadan kullanmanın doğru olmadığı anlatılmalıdır. Aitlik duygusu bu şekilde çocukta şekillenmeye başlayacak ve başkasının eşyasını, kendi eşyasını ayırt edebilecek konuma gelecektir.

Aitlik Duygusunu Aşılamak İçin;

  • Çocuklarınızın eşyalarını kullanırken oyuncağını alırken ondan izin almalısınız. Bu senin eşyan ve ben bunu kullanmak için senden izin istiyorum. Bu sana ait düşüncesini ve duygusunu çocuğa hissettirebilmek gerekmektedir.
  • Çocuklarınızı arkadaşlarıyla oyun oynadığı sırada kendisine ait olmadığı bir şeyi almaya kalktığında daha önceden bu konuyu konuşmuş olduğunuzu hatırlatarak onu uyarın. Sizin bu durumda sessiz kaldığınızı gördüğünde davranışı tekrar etme olasılığı artacaktır.
  • Çocuğunuz sizin eşyalarınızı izinsiz olarak aldığında ona anne babası olsanız bile size ait bir şeyi sizden izin almadan kullanamayacağını açık ve basit bir dille anlatmanız gerekmektedir.
  • Çocuğunuzun aitlik konusunda empati yapmasını sağlayarak ona bu duyguyu en iyi şekilde açıklayabilirsiniz. Bir arkadaşın senin oyuncağını izinsiz alsa ne hissedersin? gibi sorular sorarak onun bu duyguyu benimsemesini sağlamalısınız.
  • Başkasından izin almadan başkasının bir eşyasını almanın veya kullanmanın onu kötü durumlara düşürebileceği karşı tarafın ona zarar verebileceğini anlatarak bunun iyi bir şey olmadığını açıklamanız gerekmektedir.

Aitlik duygusunu geliştirmek için çocuklarınıza yukarıda bahsedilen konularda destek olmalı ve onların bu duyguyu net olarak kavramalarını sağlamalısınız. Aitlik duygusu gelişmeyen çocuklar kritik dönem diye adlandırılan bu çağda benimseyemedikleri bu durumu ileriki yaşlarda daha zor bir şekilde benimseyecektir. Bu da çocuklarınızın toplum içerisinde dışlanan bireyler olmasına sebep olabileceği gibi suç işleme potansiyeli yüksek bireyler yetiştirebilirisiniz.  Soyut işlemler dönemine geçmeyen bir çocuk hırsızlık, çalmak gibi kavramları sadece kavram olarak kötü olduğunu bilirler.

Bu tür faaliyetleri bilmeyen çocuklar ne anlama geldiğini, nasıl yapıldığını bilmezler. O yüzden çocuğunuza arkadaş çevresi tarafından bu tür yakıştırmalar yapılabilir. Bu gibi durumlarda çocuk içine kapanır, öfkelenip saldırgan bir tavır sergileyerek çevresine ve kendisine zarar verme eğilimi gösterebilir. Çocuğunuzun aitlik duygusunun tam anlamıyla gelişmesine yardımcı olmak için ona destek olmalı ve kendisine ait olmayan herhangi bir şeyin izinsiz kullanılmasının suç olduğunu, kötü bir davranış olduğunu, toplum tarafından hoş karşılanmayacağını benimsetmeye çalışmalısınız. Böylece çocuğunuz ileriki yaşlarda aitlik duygusuna sahip, duyarlı, toplumsal kurallar çerçevesinde hareket eden bir birey olacaktır.

Hamilelik Sürecinde Yapılan Hatalar

Hamilelik sürecinde anne babaların yaptıkları hatalara değineceğimiz bu yazımızda bebeğinizin hayatının şekillenmesinde önemli rol oynayan bu döneme ait sorunlardan bahsedeceğiz. Annelerin ve babaların dikkat etmesi gereken biyolojik etkenlerin yanı sıra psikolojik etkenler de bulunmaktadır. Biyolojik sorunların başında ise zararlı alışkanlıklar gelmektedir. Psikolojik sorunlar arasında ise aile içerisindeki huzurlu ortamın veya annenin ruh halinin çocuğa etki ettiğini bilmek gerekmektedir. Ülkemizde yapılan hatalardan yola çıkarak bu yazımızda size hamilelik sürecinde yapılan hataları madde madde anlatacağız;

  • Alkol ve Sigara Kullanımı

Alkol ve sigara kullanımı hamilelik sürecini tehlikeye atan, bebeğe en çok zarar veren faktörler arasında yer almaktadır. Hamile bir bayanın sigara içmesi bebeğin de sigara içmesi anlamına gelirken alınan oksijenin yetersizliği buna bağlı olarak dolaşım sisteminin iyi çalışmaması aynı zamanda beyin fonksiyonlarına ettiği etki göz önünde bulundurulduğunda çok tehlikeli sonuçları olabilmektedir.

Hamilelik döneminde alkol ve sigara tüketimi tamamen bırakılmadığı taktirde bebeğin beyin işlevlerinde problem çıkabilir ve bu da bebeğin engelli doğabilmesine yol açmaktadır. Doğuştan gelen birçok beyin fonksiyonu hastalığı hamilelik döneminde yaşanan olumsuzluklardır. Bu tür zararlı alışkanlıklar bırakılmadığı zaman bebeğin tüketeceği oksijen azalacaktır. Annenin sağlığı bu tür zararlı alışkanlıklardan etkilendiği için çocuğun da sağlıklı bir hamilelik sürecinden sonra doğmayacağı çok açıktır. Annelere tavsiyemiz sigara,alkol gibi zararlı alışkanlıkları bırakmaları ve ev ortamlarında sigara içmeye izin vermemeleridir.

  • Aile Ortamı

Aile ortamı hamilelik sürecine psikolojik etkileri en büyük olan bir faktördür. Çocuğun aile ortamında büyümesinin yanı sıra aile ortamında doğması da çok önemlidir. Yapılan bilimsel araştırmalara göre mutlu, huzurlu ve güvenli bir aile ortamına kıyasla gürültülü,huzursuz ve mutsuz bir ortamda hamilelik geçiren annelerin çocukları psikolojik yönden ileriki yaşlarda sorunlu çocuklar olabilmektedir. Aile ortamında sevgi ile birbirine yaklaşan bilinçli anne babaların çocukları ruh sağlığı açısından oldukça sağlıklı bireyler olarak dünyaya gelmektedirler. Yapılan araştırmalara göre anne babaların dinledikleri müzikler bile çocuğun ileriki dönemlerinde hayata bakışını müzik kültürünü oldukça etkilemektedir.

Mozart, Bethoven dinleyen ailelerin çocukları da ileriki dönemlerde klasik müziğe karşı ilgisi uyanan çocuklar olmaktadır.  Diğer sanat dallarına ilgi duyan bir aile ortamında hamilelik geçiren anne babaların çocukları da sanat konusunda başarılı bireyler olmaktadır. Anne babalara bu konudaki tavsiyelerimiz ise güvenli ve mutlu bir hamilelik geçirilmesi için aile ortamında huzur,mutluluk ve güveni sağlayarak bunu bebeğe de yansıtmaya çalışmaları olacaktır.
 
Cinsel Hayat

Hamilelik döneminde en çok sorular sorulardan birisi cinsel hayatın nasıl olması gerektiğidir. Doktorlara sormaktan çekinilen soruların başında bu gelmektedir. Cinsel hayatın bebeğe zarar vermeden devam etmesi gerektiği ifade edilirken belli aylardan sonra bebek için zararlı olabileceği de göz önünde bulundurulmaktadır.

Cinselliğin sürdürülmesinden yana olan görüşlerde bebeğe zarar vermeyecek pozisyonların tercih edilmesi ön plana çıkarken bir diğer görüşe göre ise 3 aydan sonra cinsellik bebeğe zarar verebilmektedir. Anne babaların hamilelik sürecinde dikkat etmesi gerekenlerin başında gelen bu durum cinsel hayatın bebeğe zarar vermeden normalinden daha uzun süreli bir şekilde devam etmesi gerektiğidir.

Genç ve Güzel Kalmak

Hepimizin aklındaki temel soru: “Genç kalmak veya Yaşlanmayı tersine çevirmek mümkün mü?” Aslına bakarsanız yanıt;  “Evet, mümkün!”
Vücudumuz kendini tamir mekanizması ile doğar, nasıl bugün sağlıklı olan bir hücre 6 ay içinde daha zayıf veya kötü huylu bir hal alabiliyorsa(Dejenerasyon); kötü huylu bir hücrenin de ortadan kaldırılarak yerine sağlıklı hücre konması da bir o kadar olasıdır. İşte bu mekanizmanın adı Rejenerarsyon’dur veya bizim bildiğimiz ismiyle “anti-aging”. Tamir ve yenileme mekanizmalarının doğru çalışabilmesi için; vücudumuz doğru enerji ve besine ihtiyaç duyar.
Fakat birçok davranış şekli ve alınan besin, hücrelerde Dejenerasyona neden olur; bizim aralarında çok iyi bildiğimiz ve tercihen uzak durabileceğimiz besinleri ise şu şekilde sıralayabiliriz:
Sigara
Alkol
Şeker, tuz ve yapay tatlandırıcılar(özellikle aspartam)
Beyaz un
Kimyasal içeren veya kimyasal olarak işlem görmüş yiyecek ve içecekler: çay, kahve, kola, asitli içecekler, çikolata, konserve-şarküteri-mevsim dışı gıdalar, renklendirici veya Monosodium glutamat veya florid içeren veya derin dondurucuda uzun süre kalmış veya mikro dalga ile ısıtılış gıdalar
Yüksek karbohidratlı beslenme
Margarin veya benzeri çok işlem görmüş yağ türevleri ve kızartmalar
Genetik olarak oynanmış hayvan veya bitkilerden elde edilen; süt ve ürünleri, soya ve ürünleri, yumurta, et(Ör: domuz)
Deniz ürünlerinin ağır metal içeren veya kabuklu olanları
Ağır metal içeren veya ağır metale maruz kalan gıdalar (alüminyum pişirme kapları)
Peki Anti-Aging sağlayıp bizi gençleştiren, hücrelerimizi koruyan veya daha iyi hale dönüşüm sağlayan gıdalar ve davranışlar yok mu? Elbette var.
Doğru, yeterli ve soğuk olmayan alkali su tüketimi
Çiğ gıdalar; ıslanmış ve filizlenmiş hububat ve bakliyat
Yeşil lifli sebzeler
Mercimek
Fasülye (özellikle kuru olanları 8 saat ıslattıktan sonra kullanmanızı öneririm)
Kabuklu pirinç(yine yaklaşık bir gün suda bekletin)
Organik süzme keçi yoğurt ve peyniri
Organik zeytinyağı (pişirmeyin), keten tohumu yağı, az miktarda balık yağı, susam ve ayçiçeği yağı(bu yağları günlük yağ ihtiyacının yalnızca bir çorba kaşığı olduğunu hatırlayarak abartmadan tüketmenizi öneririm)
Arı poleni(tabii polen alerjiniz yoksa)
Kelt deniz tuzu(az miktarda)
Deniz yosunu ve spiruluna,
Çim suyu, aloevera
Arpa filizi
Antioxidanlar (özellikle CoEnzim Q10, C ve E vitamini, Piknogenol,Zencefil ve zerdeçal)
Sabah erken saatlerin güneşi (D vitamini) Gentle sunlight (vitamin D)
Orta tempo yapılan hafif egzersiz
Tabii ki iyi bir gece uykusu
Tabi bu maddeler arasında son üçünü birleştirirseniz eminim siz de aynı sonuca varırsınız; akşam erken yatıp ertesi sabah erkenden kalkıp yapacağınız hafif bir yürüyüş en doğru davranış modellerinden biri olacaktır.

GENÇ KALMANIZI SAĞLAYAN 10 ALIŞKANLIK

Düşündüğünüzde Anti-Aging tarzını hayatımıza yerleştirmek için 10 basit alışkanlık edinmek yeterli:
1.Daha fazla su için. Unutmayın ki su hayat kaynağıdır ve vücudumuzun % 50 ila 60’ı sudan oluşur. Susuz kalmanın belirtilerini hatırlatarak kendinizi takip etmenize yardımcı olayım; baş ağrısı, enerji düşüklüğü, yorgunluk, eklem ve kas ağrıları. Günlük yalnızca 8 bardak su içerek sağlık ve enerjinizde büyük bir ilerleme sağlayabilirsiniz. Eğer susuz kalırsanız hem organlarınız hem cildiniz daha hızlı yaşlanacaktır.  Yaşlandıkça susama mekanizmasının bozulduğunu, çay-kahve gibi içeceklerin susamayı azalttığını ama aynı zamanda susuzluğu arttırdığını unutmayın ve susamayı beklemeksizin su içme alışkanlığını geliştirin.
2.Günlük en az 6 öğün yapın. 3 ara ve 3 ana öğün. Çoğu insan sabah kahvaltısı yapmaz ve öğlen yemeğini ise geçiştirir akşamsa geç yenen ağır bir akşam yemeği ile sonuçlanır. Gün boyu kalori azaltmak için yapılan bu davranış ne yazık ki yavaşlamış bir metabolizma ile tartıda kendini gösterir. Daha da kötü olan yeterli ve gerekli besini alamayan vücut daha fazla stres hormonları salgılayarak yaşlanmanızı hızlandırır. Metabolizma aldığı kadar yakma
3.alışkanlığı olan bir makineye benzer, az öğün yapmak metabolizmayı yavaşlatır. Yavaşlayan metabolizma ise kilo almanıza neden olur. Böylesine bir beslenme yalnızca kilo almanıza değil, aynı zamanda kas ve kemik gibi sağlık dokuların azalmasına ve yağ ve ödem dokusunun ise artmasına neden olur.  Vücudunuzun sizin aleyhinize değil, sizin için çalışmasını sağlayabilirsiniz. Kural çok basit; gün boyunca 3 saatten fazla aç kalmayın. Akşamın ana öğün olması genel alışkanlığınız da olsa bunu değiştirebilirsiniz; unutmayın bu kolay olmayacaktır ve bir günde olmayabilir, sabırlı olun.
4.Sağlıklı ve genç kalmanızı sağlayan bir beslenme liften zengin olmalıdır. Günlük beslenmenizin % 60 civarının meyve, sebzeler, tam buğday, çavdar ve tahıl ürünleri, kabuklu pirinç gibi çok lifli işlenmemiş karbonhidratlardan oluşmasına dikkat edin. Yalnızca 1 çorba kaşığı civarı ve beslenmenizin en fazla %20 sini geçmeyen bitkisel işlenmemiş yağ ve %15 oranında da protein olmazsa olmazlar. Ancak unutmayın protein denince her ne kadar aklımıza hayvansal gıdalar gelse de; bizi kemik erimesi ve sağlık sorunlarından koruyan esas proteinler; baklagiller, işlenmemiş soya ve ürünleridir. Hayvansal ürünlerden en sağlıklı olanlarsa organik süzme keçi sütü, yoğurdu ve peyniri, yumurta beyazı ve organik köy tavuğudur. Bu lif miktarını ayarlayabilmenin en kolay yolu, 2 ara öğünde az şekerli mevsim meyvesi, sabah kahvaltısında ise işlenmemiş tahıl gevrekleri tercih etmek.
5.Zararlı olduğunu çok iyi bildiğiniz sigara, çay-kahve, alkol ve benzeri kimyasallardan uzak durun. Unutmayın bu grup hem iç organlarınızı hem cildinizi tahrip ederek erken yaşlandırır. Bu ürünlerin fazlaca tüketilmesi; kemik erimesini hızlandırır, özellikle sigara erken menapoz, akcaiğer-karaciğer-kalp hastalıklarında ve kanser türlerinde artmış risk ile de ilişkilidir. Çay ve kahvenin içindeki kafein ve tein merkez sinir sistemi ve sindirim sistemini olumsuz etkiler, daha sinirli, gergin ve stresli olmanıza neden olur, idrar söktürücü etkileri ile kaliteli suyun vücuttan uzaklaşmasına neden olur. Cildiniz de organlarınız da erken yaşlanır, yaşıtlarınızdan çok daha erken yaşanırsınız.
6.Katkılı, boyalı, işlem görmüş gıdalardan uzak durun. Özellikle konserve gıda, şarküteri ürünler, beyaz un, beyaz şeker, tuz, asitli içecekler ve tatlandırıcılar. Hormonlu ve mevsim dışı gıdalar da tıpkı kimyasal katkılı gıdalar gibi bir çok toksin oluşturarak cildinize ve iç organlarınıza zarar verir.
7.Güneşten kaçının. Güneş ultraviole etkisi ile cildimize en çok zarar veren, kollojen üretimini bozarak daha erken kırışmamıza ve cildimizde düzensiz lekeler oluşmasına neden olur. Sabah evden çıkmadan yarım saat önce 30 spf içeren güneş koruyucunuzu sürün ve gün içinde dışarıda olmak zorunda kalırsanız 4 saate bir güneş koruyucunuzu yenileyin; böylece güneşin zararlı etkilerini azaltabilirsiniz. Unutmayın o çok sevdiğiniz güneş, cildiniz ve organlarınız için en az sigara kadar zararlı olabilir.
8.Sabah erken kalkın ve akşam en geç saat 12’de uyuyarak en az 7 saat uyku için zaman ayırın. İyi uyunmuş bir gecenin sabahında iyi hissettiğimiz kesin ama iyi bir uyku gerçekten de güzellik uykusudur ve en iyi anti-aging alışkanlıklarından biridir. Uykuda hücrelerin tamir mekanizmaları çalışır. Günlük stres kortisol ve norepinefrin salınımı ile yüzümüz ve organlarımızı yaşlandırır. Bu nedenle bu kötü nörotransmiterlerin vücudumuzdan uzaklaştırılması için iyi bir uyku şarttır. Uyku sırasında gençlik hormonu, ayrıca cilt ve savunma sisteminizi güçlendiren melatonin salınır. Geç saatlerde alınan alkol sisteminize uyarıcı norepinefrin gönderir ve bu da erken saatlerde uyanmanıza neden olur. Yatmadan önce yenen yiyeceklerin gençlik hormonunun salınmasına engel olduğunu unutmayın. Kafein ve tein içeren ürünlerden uzak durmanız gerektiğini ise sanırım hatırlatmama gerek yok.
9.Dünya sağlık örgütünün en önemli öğüdünü dinleyin ve açık havada günlük 1 saat orta tempo yürüyüş yapın. Bu hem ihtiyacınız olan temiz oksijeni almanıza yardımcı olur hem de aerobik egzersiz endorfin, diğer adıyla mutluluk hormonu salınmanıza neden olur. Egzersizin kaslarınızı güçlendirip cildinizi gerginleştirdiğini unutmayın.
10.Kendiniz için en doğru antioksidanları seçin. Antioxidanlarınızı öncelikle taze meyve ve sebze gibi besinlerle alın. Bununla birlikte ailenizde kalp hastalığı varsa Coenzim Q10 kullanmanızı, ailenizde erken yaşlanma varsa Piknogenol kullanmanızı, ailenizde kanser varsa zencefil ve zerdeçal tüketmenizi, sık hasta oluyorsanız Resveratrol (üzüm çekirdeği ekstresi) kullanmanızı, kış mevsiminde Viatmin C, baharlarda ise E vitamini almanızı öneririm.
11.Hayatınızın her aşamasında yanınızda olacak bir doktorla çalışın. Hem doğru antioksidanı seçmenize, hem doğru egzersizi hem de doğru beslenme planını sizin için özel olarak hazırlayacak bir doktor kesinlikle en önemli ihtiyacınızdır. Unutmayın tek başına yapılan zayıflama süreçlerinde bir beden incelmenin kişiyi 4 yaş daha yaşlı gösterdiği 200 kadından oluşan ikizlerle yapılmış bir çalışmada ispatlanmış. Kilo kaybetmenin doğru süreçlerle uygulandığında bizi yani hem cildimizi, hem organlarımızı gençleştirir. Bu süreçlerde yanınızda bir doktor olursa hem kilo kaybeder hem daha genç görünebilirsiniz.  Bazen hepimiz bize doğruları hatırlatacak birine ihtiyaç duyarız, öyle olmasa hiçbirimiz çocuklarımızı ateşten uzak tutmak için uyarmazdık. Doğru olduğunu bildiğiniz konuları karşılıklı sorumluluk duyduğunuz bir doktordan duymanızı tavsiye ederim. Görüşmek üzere sevgili okuyucular…

Haftada 1 Beden İncelmek İster Misiniz?

Günde en az 6 su bardağı su için. Diyet kolayı 1 kutu, sodayı 1 şişe, kahveyi 2 fincandan fazla tüketmeyin…
Tabağa konulan yemeği bitirmekle zorunlu olduğunuz fikrinden uzaklaşmalı. Size yapılan ikramları geri çevirmeyi kabalık saymayın.
Unutmayın fazla yemek yeme israflık olup ileride bel veya basen bölgesinde kalıcı olarak birikebilir. Bu yiyeceklerle halsiz düşerim, nasıl az yemek yiyebilirim ki? gibi bahanelere son verin. Güveniniz az yemek yiyip kilo verdiğinizi görünce yerine gelecek, yediğiniz miktarlarla doymayı öğreneceksiniz.

Öğle Menüsünü Sağlıklı Seçin

Kahvaltı: 1 dilim peynir 1 dilim tam buğday ekmeği 1 adet hindi sosis veya normal sucuk 1 dilim fıstıklı tahin helvası veya 1 tatlı kaşığı çikolata ezmesi 1 kase mevsime uygun meyveler ile hazırlanmış meyve salatası bol domates salatalık
Ara: 2 adet galeta
Öğle: 1 tost 1 su bardağı ayran
İkindi: 2 galeta 1 orta boy taze meyve
Akşam: 1 küçük tabak zeytinyağlı kabak yemeği 4 yemek kaşığı yoğurt 1 dilim tam buğday ekmeği az yağlı salata
Ara: 1 su bardağı az yağlı tercih edilen süt ve 4 adet tercih edilen kuru meyve

Sivilcelerle Mücadele Etme

Sivilcelerle mücadelede kazanmayı istersiniz değil mi? O zaman oyunu kurallarına göre oynamanız gerekli. İşte oyunun kuralları…

Hayatının belli bir döneminde sivilceleriyle mücadele etmemiş kişi sayısı herhalde çok azdır. Özellikle de kadınların baş düşmanı sivilceleri yok etme hakkında türlü efsaneler uydurulur. Herkes kendince onlarla başa çıkmaya çalışır ama tüm bunlar çoğu zaman başarısızlıkla sonuçlanır. Özellikle ergenlik dönemiyle hayatımıza giren sivilceler yaş 40’a dayanınca bile bizi terk etmezler.

Biz de bu hafta tecrübeyle sabit sivilce ya da bilimsel adıyla akneyle mücadele tavsiyeleri hazırladık. Ancak bunlar kesinlikle tedavi yöntemi değil. Az evvel dediğimiz gibi sadece tavsiye. Gerçekten bir sivilce sorununuz olduğunu düşünüyorsanız size mutlaka doktora gitmenizi öneririz.

Cilt temizliğinin akneyle mücadele yolunda ne denli önemli olduğunu herkes biliyor sanırız. Ama yine de bir kez daha hatırlatmakta yarar var: Yüzünüzü makyaj yapsanız da yapmasanız da mutlaka sabah akşam temizleyin. Cildinizi temizledikten sonra tonikle ph dengesini sağlayın mutlaka nemlendirici kullanın.

Yağlı bir cilde sahipseniz krem değil jel özellikli temizleyiciler kullanın.

Akneye yatkın cilde sahip olanların çoğu sivilceleri artar endişesiyle nemlendirici kullanmaz. Nemlendiricinin sivilce yaptığı -cilt tipinize uygunsa eğer- sadece safsatadır. Bu nedenle cildinizi nemsiz bırakmayın. Üstelik sadece yağlı ciltlerde sivilce olmaz.

Ağır makyaj yapmaktan (fondöten ve pudradan) kaçının. Özellikle akneyi önleyici cilt soyucu ilaçlar kullanıyorsanız bir süre hiç makyaj yapmayın. Çünkü kullandığınız ilaçlar cildinizi düzeltmeye çalışırken siz her ne kadar kaliteli de olsa makyaj ürünleriyle hassaslaşan cildi yorarsınız. Bu da hem tedavi süresini uzatır hem de irritasyona yol açar.

Doktor tavsiyesi olmadığı müddetçe sivilceleriniz için ilaç kullanmayın. Yani arkadaşınızın “ben bilmem ne adlı ilacı kullandım çok iyi geldi sen de kullan” demesine aldırmayın. Çünkü her cilt tipi ayrıdır. Birisine iyi gelen bir ilaç sizde alerji yapabilir. Özellikle cildi soyarak sivilceleri yok eden ilaçları doktora danışmadan kullanmayın. Yine kesinlikle doktora danışmadan ağızdan alınan ilaçları kullanmayın.

Peeling yapmayın, çünkü peeling arındırma işlemi yaparken cildin yağ sebum ve ph dengesini bozar. Bu da cildinizin daha fazla yağ salgılamasına neden olur.
Peeling yerine buhar banyosunu deneyin. Bu hem cildinizin canlanmasını sağlar hem de siyah noktaları engeller. Buhar banyosunu sadece sıcak suyla yapmak yerine bitki karışımıyla yapmayı deneyin. Aktarlardan bulabileceğiniz papatya, kekik, hatmi otu ve defne yaprağı karışımını evde mutfak robotu yardımıyla kıyın. Altı bardak çok kaynar suyun içine bu ot karışımından iki çorba kaşığı atın ve sıcak suyun üzerine yarım limon sıkın. 15 dakika boyunca buhar banyosu yapın ve sonra tonikle cildinizi temizleyin. Ancak küçük bir hatırlatma: Buhar banyosu yapmadan evvel cildinizi temizlemeyi unutmayın.

Maske kullanın. Ancak bu maskenin cilt tipinize uygun olmasına dikkat edin. Kozmetik mağazalarındaki tezgahtarlara değil bir uzmana inanın ve size en uygun maskeyi alın. Ancak bunu da ayda yılda bir değil düzenli olarak kullanın.
Sivilcelerinizi kesinlikle sıkmayın yolmayın. Aksi halde hem yayılıp çoğalmalarına hem de yüzünüzde izler kalmasına neden olursunuz.

Akneleri giderici ilaçlar kullanıyorsanız güneşe çıkmadan evvel mutlaka güneş koruma kremi sürün. Çünkü kullandığınız ilaçlar cildinizi hassaslaştırır ve güneşten daha çabuk etkilenmesine neden olur. Dolayısıyla yaz-kış demeyin; dışarıya çıkmadan evvel nemlendiriinizin üstüne koruma faktörlü güneş kremi sürmeyi ihmal etmeyin.

Sağlıklı sebze ağırlıklı beslenmeye çalışın. Yağlı yiyeceklerin kafeinin Sivilce yaptığı söylenir. Kısman de olsa bu doğrudur. Çünkü cildiniz vücudunuzun bir parçası olduğundan dengesiz seslenmeden diğerleri kadar o da etkilenir.

Sigara cildinizin soluk ve sağlıksız görünmesine neden olur. Sigara içiyorsanız bırakın bırakamıyorsanız dozunu azaltın.

Düzenli Spor, Diş Etlerine İyi Geliyor

Düzenli spor yapanların diş eti rahatsızlıklarına yakalanma riskinin de azaltığı ortaya çıktı. Almanya’daki Hannover Üniversitesi’nden bilim adamlarının araştırması, sporun sadece kalp-damar rahatsızlıkları değil, diş eti iltihabı riskini de azaltmaya yardımcı olduğunu gösterdi.

Araştırmaya, 45-65 yaşında, işi günün büyük bölümünde oturmayı gerektiren 72 erkek katıldı. Katılımcıların diş etlerinin durumu değerlendirildi. Düzenli spor yapanlarda diş eti iltihabına, hayatının neredeyse tamamını oturarak geçirenlerden yüzde 40 az rastlandı.

DİŞ ETİ İLTİHABI DİŞ KAYBINA YOL AÇIYOR

Sporun hayatın genelinde hijyeni de beraberinde getirdiğini, hareketsiz kişilerin genellikle atıştırmaya ve daha fazla şekerli içecek tüketmeye meyilli olduğunu belirten bilim adamları, bu durumun ağız ve diş sağlığını da etkilediğine dikkati çekti. Sağlıklı dişler için, diş etlerinin de sağlıklı olması gerektiğini belirten bilim adamları, diş eti iltihaplarının diş kaybına yol açabileceğini vurguladı.

Saçı Uzun, Aklı Kısa Tabiri

Dünya kurulalı beri tartışma konusu olan, abuk sabuk akla hayale gelmeyen bir takım yakıştırmalar ve toplumda ikinci sınıf vatandaş, sorunlu kişilik, şeytanın arkadaşı vb. gibi yaftalarla yıpratılmaya çalışılan kadın için söylenmiş güzide sözlerden! biridir saçı uzun aklı kısa tabiri.
Hep kafamı kurcalamış ve hayalhanemde değişik görüntülerle kaydedilmiş. Söz gelimi kafamızın içindeki akıl, saçlarımızın ucuna bağlı bir makara da saçımız uzadıkça o içeride azalır mı? O vakit saçı uzun olan erkeklerin de aklı kısa mı?(örneğin çocukluğumuzun sempatik kahramanı, bize bol bol on puan veren, ıspanağı sevdiren, yerli yüzüklerin efendisi büyük usta Barış Manço) Ayrıca erkeklerin daha sık tıraş olduklarını düşünürsek onların berberde bıraktığı akıl oranı kadınlarınkinden fazla değil mi?
Eski Türklerde boyun başı Kaan, karısı katun-hatun ya da han İle birlikte şenliklere katılır devleti ilgilendiren önemli kararları birlikte alırdı. Kadın han dışarıdan gelen misafirleri kabul ederdi. Erkeklerin karılarına -hanım- diye hitap etmesi bugün bile kullanılan, kökeni ta oralara dayanan bir ananedir. İslamiyetin gelmesiyle kadına verilen değer kat be kat artar. Zira Yüce Yaratıcı kitabında insana hitap ederken kadını ayırmaz.(Namaz, oruç, hac, zekat, örtünme, haramlardan sakınma vb. kadına da erkeğe de emredilmiştir)
Atalarımızda ve İslamiyette yoksa bu inanış nereden geliyor? O öve öve göklere çıkardığımız çağdaş, insan haklarına saygılı Avrupa’dan olabilir mi? Bilindiği gibi Avrupa karanlık çağda tuvalet, banyo gibi en temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını Osmanlı Medeniyetinden öğrenmiştir. Vaftiz suyu boşa gitmesin diye ömür boyu yıkanmadığından oluşan kötü kokuları gidermek için parfümü icat edeni mi ararsınız. Evlerde tuvalet olmadığından oturak benzeri bir kap kullandıktan sonra pislikleri sokağa döktükleri için yollarda ayak basacak yer kalmaması sonucunda ve yine zaruretten topuklu ayakkabıyı icat edeni mi? Efendim konuyu fazla dağıtmayalım işte bu muhteremler karanlık Orta çağ devirlerinde kadının insan olup olmadığını tartışadursun, kadınlar resmi işlemlerini bir vasi aracılığıyla yaptırabiliyordu. Kocası olmayan ve kendi başına yaşamaya çalışan kadınlar erkek işlerini yapabiliyor olduklarından cadılıkla suçlanıp yakılıyordu. Kilise eğitimi tekeline almış kadınları eğitimin tamamen dışında bırakmıştı. Kızlara yalnızca ev işleri öğretilir kocalarının memnuniyetini temin aracı olarak görülürlerdi. Erkek karısını döverek öldürse yasa ona ceza uygulamıyor, öldüren kadın olduğunda cezası meydanda yakılmak oluyordu. Ayrıca bu dönemde sanat ve bilim alanında eserler veren kadınlar ya kocalarının ya da erkek kardeşlerinin ismini kullanıyordu.19. Yüzyıla kadar kadınlar ikinci sınıf insan muamelesi görmeye devam ettiler. Siyah kadınlara bakışlarından bahsetmiyorum bile.
Hasılı bu yanlış inanış o zamandan kalma örümcek beyinlilerin örümcek ağlarıyla dolu zihinlerinin ürünü gibi görünüyor. Ayrıca kökeninin nerelere dayandığını tam olarak bilemesek de TDK’nın aşağılama sözü olarak değerlendirip deyimler sözlüğünden çıkardığını bilmek sevindirici.(aslında hiç girmemeliydi) Bir de son yıllarda bilimin ortaya çıkardığı bir gerçek var;  o da çocuğun zekasının yüzde seksenini annesinden aldığı yönünde. Tüm bu verileri göz önünde bulunduracak olursak kadın erkek diye insan ayrımı yapmanın kimseye bir fayda sağlamayacağı ortada. Bu vesile ile en kutsal kadın annelerimize( saçları ister uzun ister kısa olsun) bizlere emek verdiklerinden ötürü şükranlarımı sunuyor ve ellerinden öpüyorum. Onlar bizim baş tacımız. Ne de olsa bastıkları yer cennet. Görüşmek üzere sevgili okuyucular…

Tuğçe Kazaz Sorunu

Sevgili okuyucular, duyduğuma göre Tuğçe Kazaz AKP’den milletvekili adayı olmak istemiş ve partinin kapısını çalmış ama evde yokuz cevabını almış. Eski bir manken nasıl milletvekili olur demiyorum asla. Milletin vekili olabilmek çok zor olmakla birlikte, bu ülkede pek zor değil. Ama konu Tuğçe Hanım olunca beni bir gülme tutuyor.

Demeçlerini dinliyorum, boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum almıyor. Sanki geçen sene hayatında ilk defa kitap okumuşta, biz hiç okumamışız oda bizi aydınlatmayı kendisine misyon edinmiş gibi.  Çok karışmış senin kafan, az dinlen, sonrada kademe kademe yap bu okuma, araştırma işini. Bak ben ilkokulda Aziz Nesin, Gülten Dayıoğlu, İpek Ongun, Muzaffer İzgü okudum. Yaşıma göre çok güzel eserlerdi, bugün olsun yine okurum aynı eserleri. Ama ilkokulda girmedim hiç baronlara, siyasete, ekonomiye. Her şeyin bir zamanı vardı. Kendisi sanki o dönemi hiç yaşamamış gibi. Bir anda fazla yükleme yapınca ortaya ciddi bir anlam karmaşası çıkmış. O yüzden kendisine bir süre bitki çayı içerek dinlenmesini öneririm. Mantıklı bir öneride bulunduğumdan dinleyeceğini zaten düşünmüyorum. 21 yaşından beri kendisini sorguluyormuş ve o zamandan beri bir arayış içindeymiş. Zaten CHP yüzünden Hıristiyan olmuş. Eski eşi Yorgo’nun yerinde olsam cidden gönül koyardım.
Kişilerin dini inancına, ya da dine inanmayışına, ya da ne kadar inanıp uyguladığına kimse karışamaz, yargılayamaz. Dolayısıyla ister üç kere ister on üç kere din değiştirsin beni zerre kadar bağlamaz, ancak siyasete atılmak ciddi bir olaydır, son derece ağır sorumlulukları vardır. Tutarlılık ister halk, kişisel kararlarınız bu tutarlılığa uymadığı sürece inandırıcılığınız olmaz. Başta da söylediğim gibi kendisinin manken olması değil, tutarsız bir geçmişi olması o hanımefendiyi ülkemde milletvekili olarak görmek istemememin sebebidir.
Peki Tuğçe Kazaz’ın yaptığı en büyük gaf neydi? Tekrar hatırlayalım ve gülelim isterseniz. Tuğçe Kazaz: ‘Chp’ye tepki olarak Hristiyan oldum demişti.’ Hatta bununla da kalmayarak, ‘İstanbul trafiğini Chp’liler kilitliyor’ demişti. Peki halkın buna tepkisi ne oldu?
İşte sosyal medyadan Tuğçe Kazaz’a komik ve ince göndermeler:
-Chp’ye tepki olarak sabah çay yerine kahve içtim.. Akıllı ol CHP akıllı!!!
-Ya ben geçen gün Chp’ye tepki olarak sütlaç yedim.
-Gecenin bu saati CHP’ye tepki olarak içli köfte yiyorum…
-Chp’ye tepki olarak evdeki tül perdeleri atıp yerine store perde taktırdım.
-CHP’ye tepki olarak bugün diyeti bozuyor ve pastırmalı yumurta yiyorum
-Bugün Chp’ye tepki olarak ne yaptın?

Lys'lerden Sonra

Lys’lerden Sonra
Lisans Yerleştirme Sınavları 2 gün sonra başlıyor ve bu maraton nereden baksanız tam 1 hafta sürecek. Adaylar aldıkları puanlara göre tercih listelerini dolduracak, bir yüksek öğretim programını seçecek ve yaşayacakları hayat biçimine karar verecekler.
Birçok insan, seçmiş olduğu mesleğin getireceği hayat biçimini bilmediği veya iyi incelemediği için başarısız, verimsiz ve mutsuz olmaktadır. İnsan yaşamının en önemli seçimlerinden biri “iş ve meslek” seçimidir. Bu nedenle, üniversiteye girişte tercih ettiğiniz yükseköğretim programlarının size uygun olanını seçebilmeniz için öncelikle, “ileride hangi mesleği yapmak istediğinizi” belirlemeniz gerekir. Ancak idealinizdeki mesleği belirlemiş olmanız da tek başına yeterli değildir. Burada önemli olan ilk şart, isteğinizin yetenekleriniz ve ilgi alanlarınızla ne kadar uyuştuğudur.
Meslekleri sadece “para kazandıranlar” diye değerlendirmek de uygun değildir. Bir başka insanın hayatını garanti eden, para kazandıran bir meslek; sizi hiç de mutlu etmeyebilir. Önemli olan hayatınızı sürdürecek kadar para kazanmak ve mutlu olduğunuz işi yapmaktır.
Belli bir fakülteye girdikten sonra dahi yaşanan başarısızlıklarda en önemli nedenlerden birisinin hatalı tercih olduğu saptanmıştır. Çoğunlukla ilgi ve beceriler dikkate alınmadan yapılan tercihler, istenmeyen meslek eğitimine sebep olmaktadırlar. Psikoloji ve sosyoloji alanında yapılan çalışmalar gösteriyor ki, seçimlerimiz, kişiliğimizin, toplumsal değer yargılarımızın, beklentilerimizin, ailemizin, yakın çevremizin karmaşık etkisi altında verilen kararlarla yapılıyor. Bu nedenlerle de yapılan seçimler çoğu zaman, istenmese de, yanlış kararların sonucu oluyor. Bu durum da hayal kırıklıklarına, zaman ve emek kaybına, ekonomik kayıplara yol açıyor. Hele de ilköğretim ve ortaöğretim döneminde öğrencilere yaptırılan alan seçimi, bölüm seçimi, üniversitede dal seçimi sonuçta da ‘meslek seçimi’ kararları bütün yaşamı etkileyen kararlar oluyor. Ne yazık ki ülkemizde ‘meslek seçimi’nin %82 oranında mutsuzluğa yol açtığı ortaya çıkmıştır. Bu durumun değişmesi gerektiği kesindir.
İyi meslek sahibi olmak maddi tatminin yanı sıra hayatımıza belli bir anlam kazandırır ve toplumsal anlamda da yarar sağlar. Böylelikle çevremizle ve yaşadığımız toplumla daha olumlu, paylaşıma açık ilişkiler içerisinde oluruz. Araştırmalar mesleğinden memnun olmayan insanların mutlu ve başarılı bir hayat sürdürebilme oranının düştüğünü gösteriyor. Çünkü bu kişiler, kendilerini hayata karşı güçlü hissedemezler ve dolayısıyla mutsuz olurlar. Bu sebeple meslek seçimi son derece önemli ve çok iyi düşünülmesi gereken bir konudur.
Adına “bilgi çağı” dediğimiz günümüz dünyasında çok şey değişti. Toplumların ekonomik ve endüstriyel anlamda gelişim tarihlerini inceleyen “endüstri sosyolojisi” ve “ekonomik sosyoloji” dallarındaki kaynaklara ve araştırmalara baktığımızda sanayi devriminin ardından çok çeşitli mesleklerin ortaya çıktığını ve standartların zamanla değiştiğini görüyoruz. Bu sebeple uzmanlar, meslek seçiminde dikkat edilmesi gereken faktörlerden birinin, “geleceğe dair öngörüye sahip olmak olduğunu” önemle vurguluyorlar.
Ayrıca kişilerin ilgi duydukları meslek alanında başarılı olabilecek ruhi, biyolojik ve fiziki imkanlara sahip olmaları meslek seçiminde önemli olan bir husustur. Bunların olmadığı bir ortamda başarılı olmak imkansızdır. Bu yüzden meslek tespiti kadar, kendimizi tanımak ve kabiliyetlerinizi keşfetmek de büyük önem taşımaktadır. Kararlar bu gerçekten hareketle verilmelidir. İyi bir meslek sahibi olmak önemlidir fakat seçtiğimiz mesleği sevmek daha da önemlidir. Çünkü bizi başarıya götüren yol, yaptığımız işi sevmekten geçer.
Ülkemizin önümüzdeki yıllarda ihtiyaç duyulacak meslek alanları şöyle sıralanıyor: “Bilgisayar donanımı, geometri, topoloji, ilköğretim, okul öncesi eğitimi, anayasa hukuku, devletler umumi hukuku, devletler özel hukuku, ceza ve ceza usulü hukuku, genel kamu hukuku, vergi hukuku, idari hukuku, Roma hukuku, medeni hukuk, deniz hukuku, çevre hukuku, ticaret hukuku, hukuk felsefesi ve sosyolojisi, bilgisayar yazılımı, haberleşme, İngilizce eğitimi, öğretim teknolojisi, deprem mühendisliği, eğitimde ölçme değerlendirme, genel biyoloji, matematiksel fizik, konstrüksiyon ve imalat, elektromanyetik ve mikrodalga, uygulamalı matematik, moleküler biyoloji, matematiksel analiz.
Tercihlerin açıklandığı şu günlerde herhangi bir yeri kazanamadıysanız veya istediğiniz yere giremediyseniz bunu çok büyük bir problem haline getirmeyin. Bu dönemi daha bilinçli bir hazırlık dönemi olarak görüp, beceri ve ilgileriniz doğrultusunda bir tercih yapma avantajına döndürebilirsiniz. Unutmayalım, yüzyılın sonuna yaklaşırken çalışma hayatının trendleri de tersine dönmeye başladı. Artık, yaşamak için çalışmak, tam gün mesai, fazla mesai gibi kavramlar yerini yarı-zamanlı çalışma, serbest meslek, dönemsel işler, sözleşmeli işçilik, evden çalışma gibi kavramlara bıraktı. Dolayısıyla, sizi maddi manevi doyuma ulaştıracak mesleki eğitim için tüm imkanları araştırmayı unutmayın.
Ygs ve Lys Sistemi
Çocuklarımızın tam 4 sene boyunca emek verdiği, dershanelere gittiği, sabahın köründe okula gidip ders dinlediği ve aşırı derecede yorulduğu bir yılın sonuna geldik. Şükür ki bu sene bitti. Tabi kimileri için iyi, kimileri için de kötü bitti. Bu sene gideceklere tavsiyem kafanızı güzel bir şekilde dinlemeniz. Tatil olur, başka bir şey olur. Seneye bırakacaklara da tavsiyem aynı. Siz de ‘acaba seneye ne yapacağım’ demeden, güzel bir şekilde tatile gidin. Stressiz olun ama. Kafanızı dinleyip, bir an önce yazın çalışmalara başlayın.
Yalnız benim dikkatimi bir şey çekti. Ablam zamanında Öss ile Hukuk fakültesine gitti. O zamanlar, ablam her gün Öss’yi ve Milli Eğitim Bakanlığı’nı eleştiriyordu. Aradan geçen 8 yıla rağmen, ne Milli Eğitim’de ilerleme var, ne de sınav sistemlerinde
Öğrenci seçme sınavının hem lise, hem de üniversite seviyesinde eğitim sistemine büyük zararlar verdiği akademisyenler arasında genel olarak kabul görse de, ülkemizin nüfus yapısı sebebi ile aşırı bir taleple karşı karşıya olan üniversitelere girecek öğrencileri seçmek için bir seçme sistemine mecburuz. Bu sebeple sistemi en iyi hale getirmek için çareler aramalıyız.
Seçme sınavına hazırlanan bir adayın odaklanma kabiliyetini geliştirdiğini ve azimle uzun süre çalışmayı öğrendiğini kabul etmeliyiz. Çoktan seçmeli sınavın mantığı dahilinde bir miktar bilgi ve beceri kazandığı da söylenebilir. Öte yandan, özellikle müzik, resim, edebiyat, okuma, grup çalışması, sözlü sunum, münazara, araştırma, hitabet, yazarak kendini ifade etme, bilimsel deney ve gözlem yapma, proje çalışması, bilgisayar okur-yazarlığı, yorumlama, spor bilinci, çevre bilinci, liderlik, doğa tutkusu gibi alanlarda artık lise eğitimi verilemiyor, çünkü sınavda ise yaramadıklarından bunlarla uğraşmak bir zaman kaybı olarak görülüyor.
Lise eğitimi öğrencileri sorgulamaya, eleştiriye sevk etmeli, zihinlerini açarak merak etme ve öğrenme hevesi uyandırmalı ve onları üretken kılmaya yönelmelidir. Tüm lise eğitimi seçme sınavı etrafında şekillendiği için, bu anlayışa uymayan disiplinler ikinci plana atılıyor. Üstüne üstlük bu ruh hali üniversitelere sirayet edip eğitim seviyelerini aşağı çekiyor. Bu mahzurları kısmen de olsa gidermenin bir yolu var mi?
Öğrenci seçme sınavının içeriği lise müfredatı ile sınırlandırılmıştır.  Asıl mahzur ise çoktan seçmeli olmasıdır, çünkü çoktan seçmeli sorular daha üstün bir kavrayışa ve anlayışa yöneltemez. Neticeye ulaşırken yapılan muhakemeden hiç bir iz yoktur. Öğrenci seçme sınavında sorulması adet olan bir metin analizini ele alalım. Burada bir paragraflık bir metin üzerine sorulan bazı soruların cevaplanması istenir. Bu kadar kısa bir metinde pek fazla şey anlatmak mümkün değildir, sorular açık olmasın diye metnin yeterince karmaşık seçilmesi gerekir. Oysa o paragraf daha uzun bir metnin, belki de bir makalenin ya da romanın bir parçasıdır.  Peki, içinden pasajlar alacağımız bu metni önceden ilan edemez miyiz?
Öncelikle sınav içeriği lise müfredatı ile sınırlandırılmaktan vazgeçilebilir. Adayların sınava hazırlanmaları ise aylık çıkarılan bir dergi ile sağlanabilir. Bu dergide islenen konulardan da sınav soruları sorulur. Dergide bulunan metinler Matematik Dünyası, Tübitak Bilim-Teknik, Atlas vb. gibi düzenli yayınlardan
makaleler alınarak ya da 100 temel eser gibi daha hacimli kaynaklardan uzun pasajlar işlenerek oluşturulur. Adaylar eserin tümünü okumaya ve dergileri izlemeye teşvik edilir. Öğrenci seçme sınav içeriğinin  tamamıyla önceden belirli olması, adayları daha lise 1’den itibaren hazırlanmaya itmekte ve lise eğitimini baltalamaktadır. Oysa bu planda sınav içeriği değişken olduğundan lise eğitiminin ilk seneleri hiç etkilenmeyecektir, aksine lise eğitiminin asil işlevine odaklanması temin edilecektir. Bu sayede liselere eski itibari iade edilmiş olacaktır ve seçme sınavı nedeniyle dışlanan ve önemsenmeyen disiplinler de lise eğitiminde hak ettikleri yeri alacaktır.
Bu planda öngörülen sınava hazırlanmak isteyen aday, önünde yüz binlerce sorucuk içeren “soru bankaları” olmadığı için, sınav dergisini ve işaret ettiği kaynakları gerçekten  etüt etmek ve özünü anlamak mecburiyetinde kalacaktır. Bunun için de, artık lise eğitiminde verilemediğinden şikayet ettiğimiz okuma, araştırma, sözlü sunum, yazarak kendini ifade etme, tartışma gibi yöntemleri kullanmak ve öğrenmek durumunda kalacaktır.

Ne Oluyor Sana Ortadoğu?

Ne Oluyor Sana Ortadoğu?

Geçenlerde, internette gezinirken bir fotoğraf çok dikkatimi çekti. Bir Suriyeli küçük kız, kendisini çekmek isteyen gazetecinin elindeki fotoğraf makinesini silah zannediyor ve ellerini havaya kaldırmış, öylece bekliyor. Her ne kadar Suriyelileri eleştirsem de, o fotoğrafı görünce ister istemez kötü oluyor insan. Allah hiçbir devleti savaşla imtihan etmesin.
Ne oldu peki bu Ortadoğu’ya? 7 milyarlık dünya nüfusu gün geçtikçe artarak yoluna devam ederken, islam dünyası şu günlerde olmadığı kadar kan gölüne dönmüş durumda bulunuyor. Suriye, Irak, Filistin, Mısır, Arakan, Pakistan, Afganistan, Orta Afrika ve daha akla gelmeyen pek çok noktada insanlar ölüyor ve akan gözyaşı çocukların ki oluyor. Ama nedense öldüren de müslüman ölen de. Biz ne zaman böyle olduk diye düşünmeden edemiyor insan.
**
Aslında bu öyle basitçe yüzeysel olarak o şuna zulmetti, şu şu ideoloji için savaşıyor fikirleri ile savuşturulacak bir durum değil. Zira sorunu bu fikirler ile anlatmaya çalışmak işin kolayına kaçmak olur. Yaşanan sorunların temelinde müslüman alemi olarak dinimizden uzaklaşmamızın yattığını düşünmekteyim. 
**
Bu düşüncenin bende zuhur etmesinde pek çok neden bulunuyor. Eğer bizler kul hakkı yememek gerektiğini unutan bir toplum haline dönüşmüşsek müslümanların birbirini öldürmesini yadırgayamayız. Kul hakkı yemenin günah olduğunu unutmayan bir toplum olsaydık eğer başkasının hakkına riayet eden kişileri saf yaftası ile yargılamazdık. Savaşlarda babasını öldürdüğümüz çocuğun ahirette bizden soracağı sorularla muhattap olmazdık. 
**
Bir başka hususun da alışılmış öğretilerin olduğunu gözlemliyorum. Zira biz kendi kitabımıza daha fazla sarılmak yerine alışılmış öğretiler hatta içerisinde batıl inançları da barındıran muhafazakârlığımıza sarıldık. Kur’an-ı Kerim’i açıp sadece yüzünden okuduk. Anlamları üzerinde hiç durmadık. Allah acaba bize ne ulaştırıyor diye merak dahi etmedik. Araştırmayı, öğrenmeyi emreden bir dinin mensupları olarak hep hazıra konma yarışında olduk. Nasıl düştüğü yerden kaldırmaya alıştığınız çocuk tekrar düştüğünde kalkamıyorsa islam alemi de şu an bu durumda. Düştük ellerimiz dizlerimiz yara oldu ve birbirimizin yerden kalkmaması isteği ile bütün kardeşlerimiz hasedle diğerine üstün gelmenin telaşındayız. 
**
O nasıl bir düşmanlıktır ki kardeşler birbirini boğazlamak için tüm gücüyle diğer kardeşinin boğazını sıkmakta. O nasıl bir kardeşliktir ki müslüman kardeşlerine kin ve öfke ile bakmaktır. Ramazanın hayrına bile tekbirler ile kardeşlerinin üzerine yürüyen sözüm ona müslümanlarımız, müslüman kardeşlerimiz hesap günü yakındır. Hadi bir tekbir daha getirerek sıkın birbirinizin boğazını belki cennetinizi kurtarabilirsiniz. 

Seçimlerden Sonra

Evet sevgili okuyucular, bir seçimin sonuna daha geldik. Aslında yeni bir başlangıç.

Konuşuldu, tartışıldı.. Söylenmedik söz kalmadı.
Üstelik toplum önderleri olacak insanlar, dillerine hakim olamadılar, hırslarına hakim olamadılar..
Çoğu zaman akılları dillerine yetişmedi.
Ama her şeye rağmen, her şey konuşuldu.
Sadece liderler değil, seçmenler de  kendi aralarında konuştular.. Hatta liderlerden daha olgun.Daha bilinçli idi..
Televizyonlar da konu enine boyuna, taraflı tarafsız, ama olgunluk içerisinde tartışıldı.. Özellikle parti programları, gerçeklikleri, gerçekleştirilebilir oldukları çok tartışıldı..Liderler Kanal kanal kendilerini ifade etti. Partilerin  uzman vekil adayları kanalların  başvuru konukları idi.. Hatta bu seçim  küçük partiler dahi kanallarda kendilerine önemli bir yer buldu. Tabii olmazsa olmaz  reklamlar;  Kanalları siyasi reklamlar işgal etti adeta.. Reklamlar aynı zamanda programların tanıtımı olarak da kullanıldı…
Bu kadar çok mitingin yapılması ve televizyonda yayınlanması,  mitingleri sıradanlaştırdı.. Ayrı kentler olarak yapılmasına rağmen ekran başında aynı konuların tekrar, tekrar konuşulması olarak algılandı
Yeni bir sayfa, yeni bir başlangıç zamanı..
Hz Mevlana ne güzel demiş:
Her gün bir yerden göçmek ne iyi.
Her gün bir yere konmak ne güzel.
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.
Dünle beraber gitti, cancağızım,
ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
8 Haziran ama tek başına iktidar ama koalisyon,  meclisin büyük çoğunluğunun değişeceği bir vekalet dönemi başlıyor.
Bütün partiler şapkalarını önüne koyup olayları yeniden gözden geçirmeliler;
Biz seçim yaptık ama yaşam gemisi yol alıyor… Ekonomi, siyaset, diplomasi, dünyayı değiştiren politikalar durmaksızın devam ediyor.
Söylenen sözleri, deklere edilen programları güncelleyerek,  merkeze memleketin muktedirliğini koyarak, muasssır medeniyet rotasındaki yerimizi almalıyız.
Kavga dövüş olabilir. Ama memleketin bekası makamların bekasından daha önemli..
Halkın sakin duruşu, sabrı ve seçimi izleme şekli ile artık daha demokratik  bir  politika istiyor..
Din, ırk, salt ideoloji kavramları üzerinden değil, gerçekler üzerinden politikalar istiyor.
Cebini yaşamını olumlu etkileyebilecek içi dolu politikalar.
Politikaların sebebini merak ediyor.
Bilgilendirilmek istiyor.. Daha şeffaf bir yönetim istiyor.
Sadece Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında konuşulan sonra imzaya açılan değil, kendi tepkilerinin de dikkate alındığı, yönetim sürecinin paylaşıldığı bir yönetim tarzı istiyor.
Kişiye bağlı yönetim değil, kurumsallaşmış bir yönetim istiyor. Bireyler, bu cumhurbaşkanı ve başbakan dahi olsa, doğruları yapsa bile kurumsal bir yapıda olmasını istiyor.
Muhalefetten de alternatif olmalarını, doğruları göstererek muhalefet yapmalarını istiyor. Sadece ne yapılırsa tersini söylemenin zamanı geçti.,
Dünyayı takip eden bir halk var, gündemi takip eden bir halk var. Sosyal medyadan Tv den kendini ifade edebilen , interaktif yaşamı içselleştirmiş bir kamuoyu var.. İktidar ve muhalefet doğruyu yapsın, doğruyu söylesin , onu değerlendirebilecek bir halk var.. Özellikle yeni bir nesil geliyor.. Belki de bu neslin kararı bu seçimde sürprizler yapacak..
Artık dünya ile iç içe olduğumuzu toplum kabullendi. Sınırlarımız içerisinde politika yapmanın başımızı kuma gömmekten başka bir şey olmadığını anladı.  Artık bir köydeki vatandaş internet aracılığı ile dünyanın öbür ucundan alışveriş yapabildiği gibi, dünyanın öbür ucundaki bir üretici, köyümüzdeki bir genci kendi müşteri kitlesi olarak görebiliyor…
Zaman ülkemin medeniyet bayrağını dünyanın her yerinde , her konusunda göndere çekebilecek icraatların zamanı..
Çünkü halk kendisini komşusu ile değil dünya ile karşılaştırıyor.İnsanlık içindeki konumunu ölçüyor..
Bayrağı yükseklere taşıyan ister iktidar olsun isterse muhalefet olsun, halkın gözünde büyüyecek. Yoksa bir dahaki seçimde halkın gözünde çok daha küçük kalabilirsiniz.
 
Seçimleri Çok Mu Abartıyoruz?
Seçim günlerinin stresli ve yoğun temposu geride kaldı. E, tabi halk da rahatladı, adaylar da. Fakat aklımızda kalan bazı görüntüler var. Ama abartılı görüntüler…
Seçimlerin başka hiçbir ülkede bu kadar rekabetle geçmediği bir ülke olarak, bu abartılar gayet normal tabi. Bizim yapımızda bu var. Takım tutuyoruz ölümüne, parti tutuyoruz ölümüne, bizde her şey ölümüne. Biz, toplum olarak olayları abartmayı çok severiz.
Bu seçim sürecinde abartıların ne büyük boyutlara ulaştığını gördük. Milletvekili aday adaylığı sürecinden başlayıp, bugüne kadar uzanan dönemi bir gözden geçirdiğimizde neleri ne kadar abarttığımızı görmüş olacağız.
Dikkatleri üzerine toplamak isteyenler, diğerlerinden farklı olmak ister. Bu farklılığı da medya yoluyla topluma ulaştırıp, farkındalık oluşturur. Aday adaylığı sürecinde kıymetli ağabeyimiz, Konya’nın iyi tanıdığı isimlerden biri olan Osman Yavuz, Diriliş Ertuğrul dizisindeki Ertuğrul karakterini canlandıran Engin Altan Düzyatan’ın giydiği kıyafetlerin benzerini giyerek Konya’yı dolaşmıştı. O kadar etkili olmuştu ki bu çalışma, sadece Konya’da değil tüm Türkiye genelinde adını duyurdu Osman Yavuz. Ne de olsa reklamcı, işi biliyor.
Bu çalışmanın ardından Türkiye’nin dört bir yanında benzeri kıyafetlerle kendisini bezemiş olan milletvekili aday adayları çıkmıştı sahalara. Kaybeden olmadılar. Her ne kadar milletvekili adayı olarak seçilmeseler de halkın zihninde uzun süre silinmeyecek izler bıraktılar.
Abartılar dedik ya. Süs havuzlarının orta yerine bayrak dikenler, dubaların üzerine amblemli başlıklar yapıp yerleştirenler, kapı kollarına uygun bir şekilde tasarlanmış olan küçük broşürleri dağıtanlar, tramvaya binen vekiller, faytonla gezenler, bisiklete binip seçim çalışması yapanlar, tellal tutup davullarla mitinge davet etmeler…
Abartırız, sınır tanımayız.
Bunlar ilginç ve hoş karşılanabilecek abartılardan sadece bir kaçı. Abartıların bir de eksi kutbu var ki, bunları duydukça, gördükçe iğreniyorum. Şu seçim, milletin değerleri daha fazla yıpratılmadan bir bitse diye dua ediyorum.
Ciddi ciddi dua ediyorum. 
Saçlı sakallı adam, kendisini hoca olarak ilan etmiş. Müritleri filan da var. Çıkıyor meydanlarda saçma saçma laflar ediyor. Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun ismini Peygamber Efendimiz vermişmiş de bilmem neymiş.
Yazık ediyorlar. Yıpratıyorlar. İyi olduğunu zannediyorlar.
Liderler kullandıkları dilin ağırlığının farkında bile değiller. Seçim siyasetini artık tuvalete kadar götürdüler. Sarayın klozetleri altın kaplama mı değil mi, onu tartışıyorlar.
Ben de sıradan bir vatandaş olarak, sarayın klozetleri altındansa bana ne, değilse yine bana ne diyorum. Şayet, kişi başı milli geliri 10 bin dolar olan bu millet, 950 liraya tamah ederek asgari geçim sanatını en iyi şekilde icra etmeye çalışırken, sarayın klozetleri altından sanat eserleriyle süslüyse bunun vebali vardır. Hesabı da hak katındadır. 
Yok değilse! Altın klozet bir hikayeyse, yalansa, birilerinin uydurması ve karalamaysa, bunun davebali vardır. Hesabı yine hak katındadır. 
Neyse, yazacak olsak daha çok şey var da. Sonra uzun yazınca okunmuyor. Seçimden önceki son yazımız. Pazar günü sandık başına gidip, oylarımızı kullanacağız. Sandıktan kim çıkar, sonuç nereye gider bilemeyiz. Özellikle bu seçim için bir varsayımda bulunmak, seçimin sonucu şu olur demek kolay değil. Anketler bile birbirini yalanlar nitelikte.
Hayırlısı diyelim ve sonucu bekleyelim.
Abartmadan yazıyı bitirelim.
Mesnevi’den:
“Bir hayret lazım ki, düşünceleri silip süpürsün. Hayret, fikirleri de yok eder, zikirleri de.”

Geldi mi İmam Hatip?

Geldi mi İmam Hatip? 
 
Ülkemizde 2015 yılı itibariyle, imam hatip lisesi, imam hatip ortaokulu ve ilahiyat fakültesi, sayıları itibari ile 11 yılda 7 kat arttı. Yani şu an aşırı rağbet var bu okullara. Halkımız en başında yorumunu yapmıştı: ‘Dinimiz düzelecek artık!’ Peki oldu mu öyle bir şey? Yani imam hatip lisesi açmakla veya bunların önemini halka vurgulamakla dinimiz düzeldi mi? İnsanlar namaza yöneldi mi? Zina veya içki eskiye nazaran bırakıldı mı? Bunların cevaplarını tek tek istiyorum herkesten. Ama öncesinde bizim dinimizin hale geldiğini anlatmak zorundayım. 
Eskiye nazaran, İslam dini ve tarihimizle ilgili çok konuşma yapılıyor, kitap basılıyor. Bunları dinlerken, okurken doğru düşünmezsek; inancımızı bozar, aklımızı çürütürüz. Peki sizce anlatılan her şey, gerçekten de doğru mu?
Kabil’in Günahı
İlkokul öğrencileri için hazırlanmış bir kitap gördüm. Yazarı ilahiyatçı bir Prof. Açtığım sayfada yazar:“İlk defa bir insan diğerini öldürmüştü. Kabil kötü bir çığır açmıştı. Kıyamete kadar işlenecek her cinayetten payını alacak, her katile yazılan günahtan Kabil de bir pay alacaktı…” diyor. (1)
Kuran’da: “Herkes yaptığına rehindir.” “Kimse bir başkasının yükünü yüklenmez.” “Herkes yaptığını bulur.” “Allah herkese yaptığının karşılığını verir.” “Kötülük yapan yaptığıyla cezalandırılır” gibi çok sayıda ayet var. 
Bir iki hadiste, “kötü örnek olduğu için” işlenen cinayetlerden Kabil’e ceza yazılacağı aktarılır ama o hadisler bu ayetlere ters düşüyor. Bu gibi durumlarda biz ayetleri mi esas alacağız, hadisleri mi? Hadisler de uydurma ve eksiklikler olabilir ama Kuran’da olmaz. Bu yüzden önceliğimiz Kuran olacak. Tefsir ve hadis usulünde bu husus ile ilgili geniş bilgi var.
Bu düşünce peygamberi ret, hadisleri inkâr değildir. Hadislerin sıhhatine, hangi şartlar altında, niçin, neye göre söylendiğine bakmak gerekiyor.
Ayrıca; kitap, yazı ve düşüncelerimizin çocukların zekâ ve bilgi düzeylerine göre hazırlanması gerekir. Çocuklarımızı böyle karışık düşüncelerle yetiştirirsek, onları bağnazlık ve akılsızlığa iteriz. 
Hutbeler Tümden Arapça Olmalıymış
İmam-Hatip Lisesi mezunu bir tarih Profesörü TV’de konuşurken dedi ki:
“Cuma hutbelerindeki Türkçe konuşmalar kalkmalı. Hutbe tamamen Arapça okunmalı. Zaten Osmanlılar İslam’ı anlamamız için vaaz sistemini getirmiş. Hutbede Türkçe konuşmak doğru değil.”
“Al bir kaya, nerene dayarsan daya.” 
Bu iddia ve istek bir medrese mollasından, hiç Türkçe bilmeyen bir Arap’tan gelse hoş görülürdü. Bu garip yaklaşım ana-babası Türk olan, Türkçe konuşan, bir Türk üniversitesinde Türkçeyle hocalık yapan birisinden geliyor. Bu düşünce aklımıza da, dinimize de terstir. Burada iki hususa ilginizi çekmek istiyorum: 
1-Bu kişi İmam-Hatip Lisesi mezunudur. İmam-Hatip Liselerinde öğrencilere: 
“Peygamber ve kabilesi Arap olduğu için Kuran Arapça inmiştir.” 
“Kuran Arapça dışında bir dille gelmiş olsaydı, ‘Arap’a yabancı dil mi?’ diye itiraz ederlerdi.” 
“Bilinçsiz ibadet edenlere yazıklar olsun.”
“Kuran’ı anlayın, üzerinde düşünün.”
Gibi ayetler öğretilir. Demek bu adam bu tür ayetleri bilmediği gibi, İslam’ın eğitim-öğretim metodunu da bilmiyor. Prof. ya, dindarlık adına sallıyor. 
2-Bu adamın yalnızca bu düşüncesi bile öğrencileri ve toplumumuz için zararlı olduğunu gösterir. Toplumumuz “Prof” unvanı olan kişilere “aydın” der. Böyleleri aydın olamaz. Böylelerine “karanlık”demek gerekir. 
Değiştirilen Okul Adları
İlkokulu köyümde bitirdikten sonra okumak için Konya’ya gelmiştim. Okuluma giderken, yolumun üzerinde Hâkimiyet-i Milliye İlkokulu adında tarihi bir okul vardı. Yaş ve Kültürümün yetersizliğine rağmen, bu okulun önünden geçtikçe Hâkimiyet-i Milliye levhasını okur, milli egemenliğimiz var diye sevinirdim.
Şimdi orada Hâkimiyet-i Milliye levhası yok! Bina boş, okul gözden uzak bir yere alındı, okulun adı 23 Nisan oldu. Dikkat edin, “milli” ruhumuz öldürülüyor.
Konya’nın merkezinde, Alâeddin Tepesi’nin doğusunda, herkesin görebileceği bir yerde, Atatürk İlkokulu vardı. Şimdikiler bu okulun ad ve statüsünü oradan kaldırdılar, gözümüzün önündeki o ATATÜRK adı kayboldu.
Cumhuriyet’imize saldırıların başladığı yıllarda, Şems Mahallesinde, “19 Mayıs İlkokulu” adında bir okulumuz vardı. Zenginin birisinin verdiği parayla bina yenilendi diye okulun adını değiştirdiler. 19 Mayıs tarihi ile istiklâl mücadelemizin kutlu sonucu unutturulmak isteniyor. 
Bir Soru:
Sağlıklı din bilgisi olmayanlar,
Arap-Acem kültürüne özenenler,
Cumhuriyet düşmanlığıyla yetiştirenler,
Çıkarları için emperyalizme uşaklık edenler,
Dinî, insanî, millî vb tüm değerlerimizi yok ediyorlar.
Peki bu yok edişi durdurmak için ne yapmalı?
Tabi ya, daha önce nasıl akıl edemedik. Doğru, biraz daha imam hatip lisesi açmalıyız arkadaşlar…

Japon Çocukları mı Türk Çocukları mı?

Japon Çocukları mı Türk Çocukları mı?
Sürekli duyduğumuz şeylerdir bunlar: Japonlar Türkiye’ye satacakları saat vb elektronik aletlerin parçaları en ince detayına kadar yaparmış. Daha çok çalışmak, daha çok üretmek, boşa vakit geçirmemek için bunu yapıyorlarmış. Hatta bir ara çalışmaktan, oturdukları yere tuvalet yapmışlar. Bütün ihtiyaçlarını robotlar karşılıyormuş.
Evet, çocukluğumdan beri kullanılan iki millet ismi vardı ve bu milletler neyi yapsa en kalitelisini yapardı. 1- Alman Malı 2- Japon Malı
Peki bu adamlar nasıl bu kadar iyiler bu teknolojide? Ben fikrimi beyan edeyim. Ağaç yaşken eğilir demişler. Yanisi şu, bizim ülkemizde 5 yaşındaki çocuklar ‘aman düşer bir yeri parçalanır’ diye anneleri tarafından sokağa gönderilmezken, Japonya’da 5 yaşındaki çocuklar her şeyin bilincinde olarak yetişiyor. Görelim efendim: 
Japon çocuklarının yetiştirilişi
5-6 sene önce akademisyen bir tanıdığım şunu anlatmıştı: 
“İnceleme ve araştırmalar yapmak için geçici olarak Japonya’ya gittiğimde bir gün sabah dışarı çıktım. Baktım ilkokula giden çocukların sırtlarına ufacık paketler bağlanmış. Bunun ne olduğunu okul idaresi ve anne-babalarına sorduğumda, ‘çocuk bezi’ dediler. Niye çocukların sırtına bağlıyorsunuz deyince, ‘kendi yüklerini taşımaya alışsınlar, herkes üzerine düşeni yapsın. Onun için bunu yapıyoruz’ dediler.”
Bir anlaşma sonucu Japonya’da bir yıl kalıp geri gelen yakınımın üniversitede okuyan oğluna, Japonların eğitim-öğretim uygulamaları ve yaşayışları hakkında gördüklerinden birkaçını anlat, öğrenelim dedim.
İşte anlattıklarından ikisi:
“İlkokullardaki boş zamanlarında çocuklarla meşgul olacak yetişkin arıyorlarmış. Sınava girdim, kazandım. Beni günün belli saatlerinde bir okula verdiler. Çocuklarla ilgileniyor, sohbet ediyordum. Baktım çocuklar sırayla sınıflarının temizliğine katılıyorlar. Temizliğe alışsınlar diye bunu yapıyorlarmış. Çocukların anne ve babaları bana sürekli olarak, çocuğum sizi üzdüyse özür dilerim’ dediler. Fabrikalarda çalışanlar öğleyin karınlarını evlerinde kendilerinin hazırladığı yiyeceklerle doyuruyorlar.” 
Türk çocuklarının yetiştirilişi
Anne ve babaların Türkiye’de çocuklarının sırtına temizlik bezlerini sarmaları, onlara, “kendi yükünü kendin çek, hayatı bedava yaşamaya alışma” şeklinde bir düşünce aşılamaları mümkün mü? Eskiden Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerimiz bize temizlik ve çalışmaya alıştırmak için nöbetleşe sınıf temizliği yaptırırlardı. Şimdi bunu yaptıracak bir öğretmen kitlesi, buna razı olacak veli bulunabilir mi?
Japonlar çok çalışarak kalkındılar, yolculuktaki zamanlarını bile değerlendirerek dünyanın güçlü üç-beş devletinden birisi oldular. Ya Türkiye? Çoğumuz “tembelleştirme-dilencileştirme-köleleştirme” yöntemiyle dinamizm, insanlık ve ekonomik gücünü kaybediyoruz. Anaokulu, İlkokul ve Ortaokul’a giden çocuklarımız ile onların anne ve babalarına bakınız; tam bir miskinlik yaşanıyor.
“Aman çocuğum yorulma, aman evladım yürüme, aman kızım elini kirletme, aman oğlum toprağa değme. Evladım çantanı ben taşıyayım, çocuğum sen yeme ben sana yedireyim, oğlum/kızım sen dur meyveni ben soyayım. Öğretmenim benim çocuğum nazlıdır dikkat et. Müdür bey, öğretmen çocuğuma kaba davranmış şikâyetçiyim…” 
Sonuçta karşımıza çıkan çocuk kesimi belli; sıska, şımarık, tüketici, problemli, kendine güvensiz vs. Bu tür çocukların her biri bir naylon çocuk, bir robot gibidir. Sanki insan yetiştirmiyor, otomatik bir canlı kütlesi yetiştiriyoruz. Bu kütle sıkışmış bir gaz deposu gibi patlarsa şaşmayalım.
Sorumlulardan beklentimiz
Çocuk, genç ve yetişkin kitlelerimizin fikri, fiziki, ruhi ve içtimai yapısında büyük eksiklikler var. Türkiye dibe vurmadan önce çöküşü önleyecek eğitimci, bilim adamı ve siyasetçiye, millet ve devletimizin bekası için çalışacak korkusuz öncülere ihtiyacımız var.
“Yorulma, yürüme, düşünme, taşıma, sen dur ben varım” diyen her ana-baba, öğretmen ve politikacı geleceğimizi yıkıyor.
Temizlik bezlerini sırtlarında taşıdıkları, sınıf ve sıralarını temizledikleri için geleceğin Japon çocukları Türk çocuklarından daha şanslı görünüyor.
Japonlar için yapılmış birkaç tespit cümlesiyle yazımızı bitirelim:
“Japonlar eşsiz uygulayıcıdırlar.”
“Japon geleneği ortak amaçların yüceltilmesini bireyselliğe üstün tutar.”
“Japon geleneği bireyin kendini sorgulaması, düzenli çalışma alışkanlığını kazanma gerekliliği üzerine kurulmuştur.”

Türkiye’de Türkler ikinci sınıf insan yerine konurken, yabancılar birinci sınıf insan yerine konuyor

Evet sevgili okuyucular. Bugün sizlere ülkemizin kanayan yarası Suriyelilerden ve kendi ülkemizde nasıl 2. sınıf vatandaş muamelesi gördüğümüzden bahsedeceğim
Haziran ayının başlarında bir tanıdığımı tedavi ettirmek için Meram Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürdüm. Muayeneden sonra Dr, “muayene ücretini yatırıp gelin, ondan sonra reçete yazayım” dedi. Ben, ‘Dr. Bey bu adam yoksul ve kimsesiz. Siz reçetesini yazın, ilaçlarını da ben alayım’ deyince yüzüme bile bakmadı, “gidin parayı yatırın” karşılığını verdi. İsteği yerine getirdim.
            ***
Aradan bir süre geçti. Aynı hastanede çalışan bir tanıdığımla sohbet ederken şunları anlattı:
“Suriyeli çok hasta var. Her şey bedava olunca bıktırıyorlar. Ahlakımızı bozacaklar. Bir bayan kadın doğumda yatarken, Suriyeli kadının birisi kendisine, “eşine söyle de beni ikinci eş olarak alsın”demiş.
Hastanedeki Suriyeli kadınların yüzde 70, 80’i kadın doğumda, …”
Hastane bunları neye göre bedava muayene ediyor, ilacı nasıl bedava alıyorlar diye sordum. “Mülki amirlerin verdiği belge ile” dedi.
Benim götürdüğüm hasta Türkiye’de askerlik yaptı, Bağ Kur’lu olarak devlet bütçesine epeyce para ödedi, sonra bir hastalık nedeniyle primlerini tamamlayamadı, sosyal güvenceye kavuşamadı.
Türkiye’de, TC’ne ve Türk halkına zarar vermeyen, yurttaşlık görevini yapan bir Türk, TC’nin Dr. ve Sağlık Bakanlığı’ndan karşılıksız yararlanamıyor ama devletine başkaldırmış veya ülkesinden gelmek zorunda kalmış yüz binlerce Suriyeli karşılıksız yararlanıyor. Ben bunu şöyle yorumluyorum:
Türkiye’de Türkler ikinci sınıf insan yerine konurken, yabancılar birinci sınıf insan yerine konuyor. 
            ***
15 gün kadar önce Konya’nın Arapoğlu yokuşunu gezdim. Baktım, Suriyeli mülteciler telefon, berber, yemek dükkânı gibi çok sayıda işyeri açmışlar.
Birkaçının dükkânına girdim, hal hatır sordum. Bu arada duvarlara baktım, hiç birisinde “Vergi Levhası” yok.
Türkiye’de Türkler vergi levhasız işyeri işletsinler bakalım başlarına ne gelir. Evvel Allah maliyeciler analarından doğduğuna pişman ederler.
Bu farklılığın da hükmünü verelim:
Türkiye’de Türkler parya, Suriyeliler efendidir.
            ***
İçişleri eski bakanlarından birisi, altın kaçakçısı, kara para aklayıcısı İranlı Rıza’nın “ayağını öpmeye” kalkmıştı. Bugüne kadar bir bakanın bir Türk’ün önünde eğildiği görülmedi, açlıktan baklava çalan çocuklarımız yıllarca hapishanelerde yattı.
TC’nin birikimleri satılırken yabancıların bizden avantajlı olduklarını biliniyor.
Türk kadınlarının doğumları için özel kanunlar çıkarılırken;
Doğum yapacak yabancı kadınların çocuklarının Türk vatandaşı olabilmeleri için özel kanun çıkarıldığını,
Irak ve Suriyeli katillerin Türkiye’nin imkânlarından yararlanmada Türklerden daha avantajlı olduklarını da biliyoruz. 
Bunları da özetleyelim:
Türkiye’de Türkler ahmak, avanak, Nazi suçlusu, sağmal, ırgat, paslı teneke yerine konurlarken yabancılar efendi, suçsuz, ağa, paşa oluyorlar, alın terimizi yiyorlar, tapularımızın sahibi oluyorlar.
            ***
Yazımızı Türkiye’nin Türklerine bir iki soru sorarak bitirelim:
Türkiye’nin Türkleri, nasılsınız, iyimi siniz?
Tekmelenmek, ezilmek, horlanmak, sağılmak güzel mi?
Uyanmak gibi bir niyetiniz var mı, varsa ne zaman?

Ülkemizde ki eğitim sisteminin spor üzerindeki kıyımı

Evet sevgili okuyucular. Bugün ülkemizin dinmek bilmeyen sıkıntısından birini sizlerle paylaşacağım. Biliyorsunuz ki sporcularımız,  düzgün bir şekilde yetiştirilmiyor. Bundan dolayı ki olimpiyatlarda nal topluyoruz. Peki bu suç kime ait? Sporcuları yetiştiremeyen Türk hocalar mı, ülkemizin yürüttüğü spor politikaları mı yoksa eğitim sistemi mi?
Türkiye deki 78 milyon nüfusumuza bakarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, lisanslı sporcu sayımız birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere bakılarak düşük seviyede. Bunun nedenlerinin en başında bana göre eğitim sistemimizin henüz ne olduğu belli olmayan spor politikamızla paralel yürümeyişi. Şimdi gelin ülkemizde ki eğitim sisteminin spor üzerindeki kıyımına bir göz atalım.
Yetenek Seçimi
Parantez içerisinde yazılı olan sayılar ilgili spor branşına göre elit sporcu olmak için hangi yaşta o spor branşına başlanması gerektiğini belirtmekte. Basketbol (7-8), jimnastik (6-7), yüzme (5-7), futbol (9-10),tenis (6-8), eskrim (7-8), atletizm (10-12), voleybol (10-11) vb. Diyeceğim o ki çoğu spor branşının başlama yaşı ilköğretim çağı. Buradan soracağımız sual şu; “Bu yaştaki çocuklar en doğru branşlara nerede ve kim tarafından yönlendirilebilir?” ve akla gelen ilk cevap “tabi ki okulda ve beden eğitimi öğretmenlerimiz tarafından yönlendirilir.” sorunda, kıyımda tam bu noktada başlıyor. Çünkü; en olması gerektiği yerde, bu yaş grubuna yönelik müfredatta beden eğitimi dersi maalesef yok! 
Dolayısıyla çocukları spora yönlendiren, onlara sporun gerekliliğini anlatan birileri de yok! Geldik ortaokul çağına, öğrencinin beden eğitimi dersi var fakat öğretmeni beden eğitimi öğretmeni değil! Nasıl mı? 
Şuan M.E.B bünyesinde binlerce “sınıf öğretmeni” beden eğitimi ve spor öğretmeni sıfatıyla beden eğitimi derslerinde görev alıyor. Gel bir de buradan yak. Kim kimi nereye yönlendirecek?
Sınav Sınav Sınav…
Hadi diyelim aile bilinçli, çevre bu konuda itici kuvvet veya hasbelkader bir beden eğitimi öğretmenine denk gelmiş şanslı bir çocuk… Başlaması gerektiği yaşta bir spor branşına başladı çokta başarılı devam ediyor. Gel gelelim liseye giriş sınavları kapıya dayanıyor. İşte ilk kıyımdan etkilenmeyenlerin birçoğu burada kıyıma uğruyor. Bireyin bulunduğu ergenlik çağı, aile ve çevre baskısı kıyıma ortak oluyor ve spor bir şekilde bireyin hayatından yok oluyor. Buradan kurtarabildiğimiz sağları da üniversiteye girişte harcıyoruz. Kısacası eldeki elit sporcu adaylarımızın %90’ını on sekiz yaşına varmadan emekli ediyoruz.
Okul & Spor Kulüpleri
Birçok Avrupa ülkesinde ve ABD’de spor politikası bizdekinin aksine okulların üzerinden yapılmakta ve bu düzen iyi şekilde planlandığında gayet başarılı işlemekte. Özellikle lise ve üniversite düzeylerinde sporcular önemli okullarda ve  bölümlerde burslu şekilde eğitim hayatını sürdürürken, aynı zamanda bu okullar bütününün oluşturduğu üst düzey kaliteli lig ve yarışmalarda mücadele ediyorlar. Ülkemizde de son yıllarda üniversiteler düzeyinde buna dönük çalışmalar yapılsa da şuan için bunun çok uzağındayız.
Neler Yapılmalı?
Öncelikle sporcuları seçebileceğimiz en önemli çatı olan ilkokullarımızın müfredatına “beden eğitimi ve spor” dersini mutlaka ve acilen getirmeliyiz. Bu dersin yegane muhatabı olan beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin daha nitelikli ve donanımlı halde mesleğe başlamalarını sağlamalıyız. Bunun için yine daha donanımlı ve nitelikli öğretim elemanlarına ihtiyacımız var.
Kulüplerin üzerinden yük alınıp tamamen kolej sistemine geçilmeli ve bunun için rekabet ortamı oluşturulmalı. Böylece liseye giriş ve üniversiteye girişte daha iyi okullarda ve bölümlerde okumak için spordan uzaklaşan nesiller yerine sportif açıdan daha çok çalışıp, başarılı olduğu zaman bu okulların arkasından koşacağı bilincinde olan sporcu nesillere ulaşmış oluruz.
Ayrıca olimpiyat isteğimizi ulus olarak güncel tutup bunun yanında uluslararası arenada sürekli ses getirecek projelere ihtiyacımız var. Olimpiyatların ülke spor politikası üzerindeki olumlu sonuçlarını tartışmaya bile gerek duymuyorum. Zira çok fazla uzağa gitmeden bir milyar üç yüz bin nüfuslu Çin’in spor politikasının “2008 Pekin Olimpiyatları” öncesi ve sonrası arasında hem ekonomik hem sportif başarı farkına bakmamız yeterli olacak.

Yurt Dışında Tatil Yapmak İsteyenler

Evet sevgili okuyucular. Bugün çok farklı bir konuyla karşınızdayım. Sizlere yurt dışında tatil yapmanın çok kolay olduğundan ve görebileceğiniz en güzel tatil cennetlerinden bahsedeceğim.
Ülkemizde Ege ve Akdeniz sahillerinin yoğunluğundan sıkılanlar için, yurt dışındaki tatil yerleri çok farklı alternatifler sunuyor. Farklı kültürleri ve yerleri görmek isteyenler, bu yerleri tercih ediyor. Fakat gidenlerden ziyade yurt dışına gitmekten korkanlar da var. Yok vizesiydi, yok belgesiydi, kim uğraşacak bunlarla diyen insanlar var. O zaman müjdeyi ben vereyim. Vizesiz gidebileceğiniz bir sürü ülke ve tatil yeri var. Evet, yanlış duymadınız. Sadece biriktirdiğiniz tatil parasıyla, dünyayı gezebilirsiniz. Hem de vizesiz.
O zaman sizler için araştırdığım vizesiz tatil cennetlerini inşallah beğenirsiniz. Umarım tatiliniz çok güzel geçer.

1- Fiji Adaları

Turkuvaz rengi denizi, mercan kayalıkları ve ipeksi kumsallarıyla Bağımsız Fiji Cumhuriyeti, 300 adadan oluşuyor. Su o kadar parlak ve güzel ki, mavinin bütün tonlarına şahit olabilirsiniz. Çıplak ayakla kumsalda yürüyebileceğiniz, ay ışığının aydınlattığı kıyılarda gece denize girebileceğiniz bu adalar, dünya üzerinde güneşin ilk doğduğu yerdir.

2- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Yaz turizmi, deniz, kum, güneş üçgeni, casino kültürü ile de ciddi bir turizm potansiyeline sahiptir. Kuzey Kıbrıs genel olarak 3 kentten oluşmaktadır. Bunları Girne, Lefkoşa ve Gazi Magosa olarak sıralayabiliriz. Kuzey Kıbrıs’ta ülkemizden daha uygun fiyatlara tatil yapabilirsiniz.

3- Karadağ

Konumu ve tarihi itibariyle yüksek dağlarda milli parklar, deniz kıyısında tarihi kentler, kültürle dolu şehir ve sakin kasabalar gibi birbirinden farklı bölge bulunmaktadır. Başkent Cetinje ve Budva şehirleri mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Karadağ’a gitmişken müthiş bir güzellik olan Durmitor Milli Parkı’nı görmeden dönmemelisiniz.

4- Maldivler

1190 mercan adasından oluşan minik yeryüzü cennetidir. Dünyadaki turizm cennetlerinin en güzellerindendir. Gitmek için 30 güne kadar vize gerekmiyor. Ayrıca dünyanın en güvenli yerlerinden biridir. Ülkemizden özellikle çiftler son yıllarda balayı için bu adaları seçmektedir.

5- Brezilya

Rio De Jenairo ve Brezilya’nın İstanbul’u diyebileceğimiz Sao Paulo en büyük şehirlerdir. Olur da giderseniz Dünya’nın 7 Doğa Harikası’ndan İguazu Şelaleleri’ni ve Corcovado Tepesi’nin zirvesinde kollarını açmış İsa heykelini görmeden gelmeyin.

6- Japonya

Doğa güzellikleri ve zengin Uzak Doğu kültürünü barındırması dolayısıyla pek çok etken bu ülkeyi turizm açısından zengin kılıyor. Dünyanın en pahalı olan ülkelerden birisidir. Özellikle Nikko tepelerinde gözleri kamaştıran doğa güzellikleri vardır. Kyoto, diğer bir deyişle tapınaklar kentinde, Altın Tapınak mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir.

7- Hong Kong

Dünyanın en kozmopolit ülkelerinden biridir.  Şehrin altına metrolar ve alışveriş merkezlerinden oluşan bir şehir daha kurmuşlardır. Ben dışarıda yürümeyeyim diyenler için “metro şehri” de farklı bir alternatif sunuyor. Big Budha, Ocean Park muhakkak görülmesi gereken yerler. Yiyecek konusu biraz sıkıntılı olabilir ama bir çok Türk restoranı bu sorunu çözebiliyor.

8- Tayland

Tayland, Dünyanın en çok ziyaret edilen ülkelerinden biridir. Buraya gelenlerin büyük bir kısmı Bangkok, Chang Mai, Phuket ve Pattaya’yı tercih etmektedir. Tayland el değmemiş ormanları, tropik iklim, canlı sahiller, ucuz konaklama gibi sınırsız imkanlara sahiptir. Özellikle Bangkok’ta tapınaklar, saraylar ve gece hayatını görüp, yaşamalısınız.

9- Panama

Orta ve Güney Amerika arasında kalan, bir yakası pasifik diğer bir yakası Atlantik Okyanusu’na bakan, güzel sahilleri olan, devasa yapay bir kanala sahip, gidilip görülmesi gereken ilginç bir ülkedir. Ülkenin başkenti de aynı isimdedir ve son yıllarda önemli bir turizm merkezi haline gelmiştir.

10- Rusya

Dünya’nın en zengin ve en pahalı kentlerinden biri olan Moskova ve St Petersburg, Rusya’nın en güzel yerleri. Paha olarak diğer ülkelere göre biraz yüksek de olsa gezilecek tarihi güzellikleri görünce çok memnun kalacaksınız.

11- Seyşeller

92 ada ve adacık, mercan ve granit ada ve kayalıklardan oluşur. Bu adaların en büyüğü Mahé Adasıdır. Takımadalar ekvatora çok yakın olmasına rağmen, iklim, güneydoğu alizeler sebebiyle ılımandır. Hazirandan kasım ayına kadar bu ılık iklim devam eder. Ülkemizden özellikle çiftler son yıllarda balayı için Maldivlerden sonra burayı da tercih etmektedir.

12- Tunus

Pırıl pırıl denizi, enfes sahil şeridi ve palmiyeleriyle bir turizm cenneti olan Tunus keşfedilmeyi bekleyen bir ülke. Denizi ve kumsalları temiz olduğundan yaz tatili için mükemmel bir seçenek.

13- Sırbistan

Sırbistan’da tarihi ve coğrafi olarak gezilecek çok yer var. Şehirler küçük sayılacağından günlük olarak gezilebiliyor. Sırbistan’da gezilebilecek yerler:
Belgrad – (Olmazsa olmaz)
Novi Sad – (Belgrad’a 100 km)
Subotica – (Abant Tarzında kafa dinlenecek, kaliteli ve ucuz)
Niş – (Tepe manzaralı)
Prijepolje – (Uludağ havası)

Metabolizmayı Hızlandırmanın Yolları

Metabolizma, vücuttaki her türlü ürünün üretilmesi depolanması ve yakılması sürecine verilen isimdir. Metabolik hızın artırılması konusunda bilgi veren uzmanlar başlıca şu önerilerde bulunuyor:

Egzersiz:

Hareketsiz yaşam tarzı metabolik hızı yavaşlatır. Ve kilo alımını artırır. Bu nedenle asansörü kullanmak yerine merdiven çıkın, yürüyün, yüzün egzersiz yapın. Hiçbiri olmuyorsa evde karın hareketlerini deneyin.

Beslenme:

Daha sık ve az yemek yemeye çalışın. Öğün aralarını uzun tutmayın.

Kalori Sayımı:

Yediğiniz besinlerin kalorilerini doktordan öğrenin.

Sıvı Tüketimi:

Günde iki litre (2 Lt) Sıvı Tüketmeyi ihmal etmeyin.

Uyku:

Her gün mutlaka 8 saat uyumaya özen gösterin. Geç saatlerde yatmak ve erken kalkmak metabolizmayı yavaşlatır. Kişinin gece 12’yi geçmeden yatması, erişkinlerin 8 saat, çocukların 10 saat uyuması gerekir.

Nar Suyu:

Özellikle kış aylarında taze sıkılmış Nar suyu hem C vitamini antioksidanlar açısından zengin hem de hastalıklara karşı koruyucu kalkan görevini üstlenmektedir. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Bir bardak nar suyu içmek metabolizmayı hızlandırma özelliğine sahiptir. Düzenli olarak bir bardak nar suyu içilebilir.

Brokoli:

C vitamini açısından ve antioksidan açısından da oldukça zengin bir besin türüdür. Aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirme özelliğine sahiptir. Mesela bir brokoli çorbası olabilir yada bir haşlanmış brokoli olabilir. Bu besin türünü de tüketmek metabolizmamızı hızlandırma açısından oldukça zengindir.

Metabolizmayı hızlandırma yollarına baktığımızda oldukça değişik ve çeşitli besin türleri ve bu besin türleri değişik yöntemler ile bu hızlandırmayı düzenli bir şekilde gerçekleştirebiliriz.

Kereviz tüketmek, Yeşil çay, kahve ve çay içerdiği kafein sayesinde de metabolizmayı hızlandırmaktadır.

Günde 1-2 bardak yeşil çay tüketmek  metabolizmayı hızlandırmaktır.

Exit mobile version