rüya rem

İnsanlık tarihinde çok önemli bir yeri olan ve hala gizemini koruyan kadim bir meseleyi ele alacağız.

Rüyalarımız

 

Neden rüya gördüğümüzden tutun, doğada bizden başka rüya gören canlılar var mı sorusuna kadar

birçok meseleyi sinirbilim penceresinden ele alacağız. Açıkçası geceleri mağarasında uyuyan ilk insanların rüyalar konusunda ne düşündüklerini bilemem ama bundan 4500 yıl önce insanların rüyalara ne kadar önem verdiğini biliyoruz. Zira elimizde MÖ 2500’lü yıllara ait rüyalarla ile ilgili yazılı kayıtlar bulunmakta.

Mesela dönemin en gelişmiş uygarlıklarından olan Sümer topraklarında, Uruk kralı Dumuzi için rüyalar o kadar önemliydi ki gördüğü rüyaları kil tabletlere kaydettirmişti. Benzer şekilde Mısır’da MÖ 1300’lü yıllara ait rüyaların nasıl yorumlanması gerektiği ile ilgili oldukça kapsamlı ve detaylı bilgiler içeren yazılar bulunmakta. Hatta birçok medeniyet ve krallıkta rüya yorumlayan özel insanlar vardı. Bu insanların rüyalara yükledikleri anlamlara göre savaşlar yapıldı, tapınaklar inşa edildi ve tanrılara kurbanlar verildi.

Rüya konusunda bilimsel sayılabilecek ilk yaklaşım MÖ 200’lü yıllarda Roma imparatorluğunda yapılmıştı. Artemidorus yüzlerce insanın rüyalarını ve sonrasında yaşadıklarını dinleyerek kendince bir rüya kılavuzu oluşturmuştu. Böyle böyle rüyalar yıllarca insanların gündeminde olsa da ilk ciddi inceleme girişimi 1899 yılında Freud ile başlar. Dönemin oldukça popüler isimlerinden biri olan ve garip hayal gücünün çıktılarına bilimi ortak etmeye bayılan Freud rüya konusunu ele aldığı bir kitap yayınlamıştır. Freud’dan günümüze kadar yapılan çalışmalara göre rüya görmemizin altında yatan nedenleri bu şekilde sıralayabiliriz. Temel anlamda 7 başlık altında toplanan bu görüşlerin hiçbiri tek başına rüyaları açıklamaya yetmez. Ama bu görüşlerin bazılarının birlikte incelendiği modeller rüyaların amacı hakkında bize birtakım ipuçları vermekte. Rüyaları anlamak için önce uykuyu anlamak gerekmekte. Daha önce uyku hakkında çeşitli videolar yapmıştık. Merak edenler bu videolara bir göz atabilirler. Konumuza dönersek, uzun yıllar boyunca bilim de dahil olmak üzere insanlık uyku sırasında beynimizin bir şekilde kendini kapadığına inanmıştı. O nedenle uyku sırasında dış dünyadan haberdar olmuyorduk. Zaten doğaya baktığımızda da hemen hemen tüm canlılar uyuyordu. Çünkü beynimizin de dinlenmeye ihtiyacı vardı.

Günümüzde uykunun hala dinlenme ihtiyacından kaynaklandığını düşünenler olabilir ama meselenin o kadar basit olmadığını ilk kez 1950 yılında gördük. Chicago üniversitesinden Kleitman ve Aserinsky adlı iki araştırmacı beynin aktivitesini ölçmekte kullanılan EEG yöntemini uyuyan insanlarda denediler. Böylece uyku sırasında beynin ne kadar aktif olduğunu gözlemleyebileceklerdi. İşte bu deney sırasında her iki bilim insanı da beklenmedik bir olay yaşadı. Şimdi bu olayı daha iyi anlamak için çok kısaca beyin dalgalarından bahsetmem gerek. Aslına bakarsanız bu konuda ileride kapsamlı bir video çekeceğim çünkü gerek internet aleminde gerekse de kişisel gelişim dünyasında bu dalgalara çok fazla enteresan anlamlar yüklenmekte.

Bu yazıda için bilmemiz gereken sadece şu, burada da gördüğünüz kısa genlikli ve yüksek frekanslı dalgalar uyanıkken beynimizde oluşan dalga tipleri. Gözler kapalı dinlenim durumunda ya da uyku sırasında birim zamanda oluşan dalga sayısı yani frekans azalır, dalgaların genlikleri artar.

Kleitman ve Aserinsky yaptıkları EEG deneyi sırasında, uyuyan kişilerde zamanla dalga sayısının azaldığını ve dalga genliklerinin arttığını gördüler. ki bu da beklenilen bir sonuçtu. Ama deneyin devamında ilginç bir sürprizle karşılaştılar. Uykunun 70 ila 90. dakikaları arasında dalgaların genlikleri giderek azaldı ve birim zamanda görülen dalga sayısı bir anda artış gösterdi. Yani sadece normal EEG sonuçlarına bakarsak bu kişi uyanmış gözüküyordu. Çünkü beynin uyanık olduğu zamanlarda görülen nöron aktivitesi oluşmuştu. Ama o sırada EEG ölçümü yapılan kişi mışıl mışıl uyumaya devam ediyordu. İki araştırmacının kafasını karıştıran bu durum yaklaşık 10 dakika sürdükten sonra beyin dalgaları tekrardan eski yavaş hallerine döndüler. Ama bu ilginç fenomen uyku boyunca belirli aralıklarla kendini tekrar etmişti. Yani kişi uykuda olmasına rağmen beyni ara sıra bir şekilde uyanıyordu.O nedenle bilim insanları uykunun belirli kısımlarında karşılarına çıkan bu ilginç duruma paradoksal uyku adını verdiler. Aslında bu fenomenin oluştuğu dönemlerde, uyuyan kişilere daha yakından baktıklarında göz kapaklarının altında gözün sağa ve sola hızlı hareketlerini farkettiler. O nedenle uyku sırasında belirli aralıklarda gözlemlenen bu duruma hızlı göz hareketleri anlamına gelen REM adını vermişlerdi. Bu sırada, REM döneminde uyandırılan kişiler de çok canlı rüyalar gördüklerini söylemişlerdi.

REM’in keşfinden sonra uykuyla ilgili yapılan çalışmalardan çok şey öğrendik. Bilim insanları uykuyu kabaca REM ve REM’in görülmediği non-REM adı verilen iki kısımda inceler. NonREM de yine kendi içinde alt kısımlardan oluşur. Rüyalar genellikle REM dönemiyle ilişkilendirilse de nonREM döneminde de rüya görüldüğünü belirtelim. Ama REM’de görülen rüyalar çok daha canlı rüyalar. Şimdi gelin uyku sırasında neler oluyor sırayla ele alalım. Şimdi uykuyu bir deniz gibi düşünün. Uykunun ilk evresinde yüzeyde sayılırsınız. Yani kolayca uyandırılabilirsiniz. Zaman geçtikçe uyku denizinde daha derine dalarak ikinci faza geçersiniz. Burada nefes alışverişiniz daha düzenli hale gelir ve dışarıdan gelen uyaranlar tarafından uyarılma ihtimaliniz daha zordur. Bu sırada EEG kayıtlarına bakarsak kendilerine özgü bir takım dalga şekilleri görürüz. Uykunun bundan sonraki iki aşamasında gittikçe daha derinlere dalarız. ve delta dalgası dediğimiz dalgalar görülmeye başlar. 4. aşama yani en dip dışarıdan uyandırılmanızın en zor olduğu aşamadır. Artık uyku denizinde gidebileceğiniz daha derin bir yer yoktur. O nedenle tekrardan yüzeye çıkmaya başlarsınız. Önce üçüncü sonra ikinci aşamaya geliriz. Normalde bu noktada yüzeye çıkıp uyanması gereken beyinde az önce bahsettiğimiz şey olur ve REM dediğimiz döneme gireriz. Bu dönemde beyin uyanıkmış gibi davranır ama vücudunuz uyumaya devam eder. Yaklaşık 10-15 dk bu aşamada kaldıktan sonra tekrar derine dalarız ve bu döngü sabaha kadar bu şekilde devam eder.

REM’de geçen süre her bir sonraki REM’lerde artış gösterir ve sonunda uyanırız. Kabaca bir ifadeyle uykunuzun yaklaşık 5’te biri rüyalarda geçer. Mesela bu grafikte bu düzeni görüyorsunuz. Özellikle REM döneminde artış gösteren kalp hızı ve solunum hızına dikkat edin lütfen. Yani tek uyanan beynimiz değil. Aslına bakarsanız kaslarımız da rüyalarımıza eşlik edebilirdi. Yani rüyamızda koşarken yatağın içinde de koşmaya çalışabilirdik. Ama beynimiz bu duruma müdahale ederek engel olur. Bunu nasıl yaptığını merak edenler şu videomuza bir göz atabilirler. Şimdi gün içinde öğrendiğimiz bilgilerin uyku sırasında pekiştirildiğini biliyoruz. Aslında bununla ilgili güzel bir örnek var. Bir farenin beynine elektrotlar yerleştirerek fareyi labirente koyarlar. Fare labirentten çıkmayı öğrendiğinde beyninde bir takım nöron gruplarının aktifleştiğini görürüz. Buraya kadar her şey normal. İlginç olan hayvan kafesinde uyurken beyninden kayıt almaya devam ettiğimizde labirentten çıkmak için kullandığı nöronların uyku sırasında tekrardan aktifleştiğini görürüz. Yani muhtemelen fare rüyasında labirentte öğrendiği bilgiyi tekrarlıyordu.  Zaten sonrasında yapılan birçok insan ve hayvan çalışmasında REM uykusundan yoksun bırakılan deneklerde ciddi öğrenme bozuklukları ve testlerde başarısızlıklar gözlenmiştir. Yani REM dönemi hafızanın pekiştirilmesi için önemli. İlginç bir şekilde REM sadece hatırlamak için değil unutmak için de gerekli. Böylece alakasız bilgi ve anılar beynimizden temizlenmektedir. Unutmayla ilgili bu fizyolojik süreç iyi bir öğrenme için önemli. Bu arada şunu da belirtelim. Rüya sırasında dorsolateral prefrontal kortekste aktivite azalması söz konusu iken limbik sistemde aktivite artışı görülmektedir. Hatırlayacak olursanız, prefrontal korteks mantıklı karar vermeden, limbik sistem ise duygularımızdan sorumluydu. İşte o nedenle rüyalarımızda çoğu zaman mantık dışı olaylar görmemize rağmen, bu olaylar, duygusal anlamda çok etkileyici olabilir. İşte bu nedenle ne zaman etkileyici bir rüya görsek birilerine anlatmak isteriz. İşte öğrenmedeki bu rolü nedeniyle gün içinde sizin için önemli olan şeyleri rüyanızda görme ihtimaliniz yüksektir. Bu durum kimi zaman can sıkıcı kâbuslara neden olsa da bazen de bir şeyleri keşfetmenizi sağlayabilir.

Birçok bilim insanı çeşitli sorulara o kadar çok kafa patlatıp o sorularla yaşarlar ki cevaplar bazen rüyalarında karşılarına çıkar. Bu da bu meselenin ilginç bir yansımasıdır. Mesela Dimitri Mendelev periyodik cetvele özgü yapıyı rüyasında görerek oluşturmuştur. Yine ünlü kimyacı August Kekule 1865 yılında rüyasında bir yılanın kendi kuyruğunu ısırıp halka şeklinde durduğunu görmüş. Normalde bu rüya bizler için çok fazla bir anlam ifade etmese de Kekule için oldukça önemliydi.Çünkü bu rüya sayesinde benzen molekülünün yapısının halka şeklinde olduğunu keşfetmişti.

Bir başka örnekte sinir uyarılarının nasıl iletildiği üzerine kafa yoran Otto Loewi 1920 yılının Paskalya bayramında gece uykusunda araştırdığı konuyla ilgili bir rüya görmüştür. Uykudan uyanır uyanmaz hızlı bir şekilde notlar almış, ama sabah kalktığında bu notların tam olarak ne anlam ifade ettiğini çözememiştir. Bir sonraki gece tekrar aynı rüyayı görmüş, bu sefer işini garantiye altına almak adına deneyi gerçekleştirmek için gece 03.00’de laboratuvarına gitmiştir. İşte bu rüya sayesinde bugün asetilkolin olarak bildiğimiz maddenin kalpteki bazı sinir uçlarından salınarak etki gösterdiğini keşfetmiştir.

Peki, rüya gören tek canlı bizler miyiz?

 

Aslında evinde kedi, köpek besleyen kişiler, bu hayvanların rüya deneyimlerine şahit olmuştur. Bu doğrudur çünkü bilimsel olarak doğadaki diğer memelilerin de rüya gördüğünü bilmekteyiz. Bununla beraber kuşlar, bazı sürüngenler ve mürekkep balıklarının darüya benzeri bir fenomen yaşadıklarını biliyoruz. Çok fazla örnek olmakla beraber en ilginci kuşlarda yapılan çalışmalardır. Kadın beyni erkek beyni kitabımda da bahsettiğim üzere erkek zebra ispinozu dişiyi etkilemek için aşk şarkıları üretir. Çünkü beyninde bununla ilgili birtakım bölgeler vardır ve seçilmek için kendine özgü aşk şarkıları üretmek zorunda. İşte burada karşımıza ilginç bir durum çıkmakta. Bu kuşların erkek yavruları ileride kullanacakları bu şarkıları babalarından öğrenirler. Gün içinde babalarından duydukları sesleri taklit ederek ve kendilerinden de bir şeyler katarak şarkılar üretmeye çalışırlar. İlginç olan erkek yavru kuşların öğrendikleri bu şarkıları rüyaları sırasında tekrarlamasıdır. Yani yine bir öğrenme davranışı ve bunun pekiştirilmesi. Özetlersek, uyku klasik bilindiği gibi sadece dinlenmeyle ilgili bir durum değildir. Eğer öyle olsaydı herkesin uyku süresi farklı olurdu.

Mesela yeni doğmuş bir bebek tüm gün yatmasına rağmen, gün içinde 10 saat boyunca madende çalışmış bir işçiden daha fazla uykuya ihtiyaç duyar. Çünkü mesele fiziksel dinlenme değil beynin öğrendiklerini işlemek için duyduğu zaman ihtiyacıdır. Bunu da en iyi REM döneminde yani rüyalarımız sırasında yapar. Tıpkı bilgisayar ve telefonlarımızın yaptığı güncellemeler gibi. Çok kabaca gün içerisinde topladığı tüm veriler nedeniyle her gece kendisini güncellemek zorunda olan garip bir beynin yazılımına sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. Sonuç olarak her ne kadar halen bilimsel anlamda gizemini korusa da, şu anki bilgilerimize göre, rüyalarımızı bir amaçtan ziyade, beynimizde unutulacak ya da hatırlanacak bilgilerin işlenmesi sırasında ortaya çıkan garip bir fizyolojik fenomen olarak değerlendirebiliriz.

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=t8T3Rqb3Yaw

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here