osmanlı venedik

Osmanlılar tüm Türk devletleri gibi bir kara gücü, kara devletiydi. Onlar, geldikleri ve yaşadıkları bölgeden kaynaklı deniz ya da denizle ilgili faaliyetlere uzaklardı. Osman Bey’in kurduğu beylik, daha çok erken tarihlerden itibaren Marmara ve Ege denizine dayandı. Bu suretle denizle ve denizden kaynaklı tehditlerle karşılaşmaya başlayan Osmanlıların ilk deniz güçlerini, 1350’li yıllarda topraklılarını aldığı Karesi Beyliği’nin gemileri oluşturdu.

Osmanlılarda deniz faaliyetleri, Batı Anadolu beylikleri; Aydın, Saruhan ve Menteşe oğullarındaki kadar hızlı gelişmedi. Birbirine çok benzer sosyal dinamikleri ve temelleri olan beylikler arasında, bu tarz bir fark olmasının tek sebebi vardı: Osmanlılar 1353 yılı gibi erken bir tarihte Rumeli’ye çıkıp buraya tutunmayı başarınca, önünde kara gücünü kullanabileceği uçsuz bucaksız Balkan Yarımadası beliriverdi.

Diğer beylikler için ise Ege Denizi ya da diğer bir tabirle Adalar Denizi doğal bir engeldi.

Doğuya doğru da genişleyemediklerinden denizcilikle uğraşmaları kaçınılmaz oldu…

Osmanlıların denizle ve denizcilikle uğraşmak zorunda kalışı elbet benzer bir zaruretle olacaktı. O ilk zaruret ise Çanakkale Boğazı’nın güvenliği oldu. Güney Marmara’ya tamamen yayılan ve böylece denize sınır olan Osmanlılar, deniz ticaretinin zirvesine oturma konusunda birbiriyle yarışan Venedik ve Ceneviz ile bunun yanında ana hedefi olan Doğu Roma ile ilişkiye girmeye başladı. Özellikle iki İtalyan devleti ile kurulan ilişki ticaret merkezliydi…

 

1.Murat devriyle beraber Balkanlarda bir çığ gibi büyüyen Osmanlıların boğaz trafiği çok fazla arttı. Fakat Türklerin bu askeri trafiğin ve göç dalgasının deniz ayağını organize edebilmesi hayli güçtü. Ellerindeki gemilerin yanında Venedik ve Cenevizlilere para vererek kendilerini karşıya çıkartıyorlardı. Adı geçen devletlerle araları bozulunca ise karşıya geçiş bir cehenneme dönüşüyordu…

Boğazın iki tarafı da Türlere ait olmasına rağmen Venedik, Ceneviz ve Bizans; boğazı istediği gibi kontrol edebiliyor; karasularını istediği gibi kullanıyordu. Buna bir dur demek gerektiğini anlayan Sultan Murat, Kocaeli’nde ufak bir tersane oluşturarak karşıya geçiş ve boğaz güvenliği için yeteri kadar sal yapılması emirini verdi. Boğaz boyundaki kalelere de “Bahriye Azaplarını” yerleştirdi. Fakat bunlar bugünkü deniz piyadeleriydi, asıl önemli olan denizciydi ve o da Osmanlı’da daha yoktu…

Osmanlı’nın kurumsallaşmasında ve genişlemesinde büyük payı olan 1.Bayezid’ın döneminde, atılım giderek büyüdü. Sultan, çıktığı bir Anadolu seferinde pek çok Batı Anadolu beyliğini kendisine bağlamayı başardı ve sonraki süreçte Anadolu’daki Türk birliğini büyük oranda sağlamayı başaracaktı…

Alınan Batı Beyliklerinin filoları birleşip Osmanlı Donamamasının temelini oluşturamadı.

Beylikler o dönemde deniz faaliyetlerini Türk korsanlar aracılığıyla yapıyordu ve bu korsanlar beyleri bertaraf edilince Osmanlı tarafına yanaşmadı… Osmanlı hizmetine girmeyi kabul eden Türk korsanların gemileri ve Kocaeli’de yapılan gemilerden oluşan 60 gemi Sarıca Bey önderliğinde bazı Ege adalarını yağmaladı. Fakat bu ufak grup, Çanakkale Boğazın’daki Venedik ve Ceneviz serbestliğini engelleyemedi Osmanlıların deniz gücü hala çok zayıftı…

Yine yakın yıllarda Padişah, Gelibolu’ya bir tersane kurdurdu ve karşısına da Lapseki hisarını yaptırdı. Osmanlılar boğazı kontrolün önemini anladıkları için buranın savunmasını hem denizden hem de karadan organize etme gayesindeydiler. Alınan bu önlemlerden sonra yabancı gemiler “Mafgarya” denilen izin kâğıtlarıyla boğazdan geçmek zorunda kaldı. Bu büyük bir başarıydı fakat kurallar, süratli ve iyi donanımlı Venedik gemilerini alakadar etmedi. Çünkü Osmanlılar hisarlardan sadece ok atabildikleri için ve ellerindeki gemiler rakiple boy ölçüşecek seviyede olmadığı için gemilerin geçişi sırasında rakibi tehdit edemiyordu.

Osmanlılar, 1396 yılında oluşturulan haçlı ordusuna karşı koyabilmek adına sefere çıktığı sırada, haçlıların deniz gücü olan 44 parçalık haçlı filosu, Balkanlara varmak için yola çıktı.

Sarıca Bey ve komutasındaki Osmanlı gemileri, güçlü haçlı filosuyla boy ölçüşemeyeceğini anlayınca Gelibolu limanına çekildi. Kolayca her iki boğazı da geçen filo, Karadeniz’e çıkıp Tuna nehri aracılığıyla Niğbolu Muharebesi’ne katıldı. Bu filonun Akdeniz’den kalkıp Niğbolu’ya kadar gelmesi, Osmanlının deniz gücünün ne kadar zayıf olduğunu bir kez daha gösterdi. Diğer bir kötü sınav ise İstanbul’un 3.kuşatması sırasında verildi.

İstanbul’un denizden abluka altına alınması işini yapan 60 gemi, Doğu Roma’ya destek taşıyan Venedik gemilerini tutamadı ve gemiler, İstanbul’a rahatça ulaşıp abluka altındaki Bizanslıları rahatlattı…

Niğbolu ve İstanbul Kuşatmasındaki bu olaylar Yıldırım Bayezid’i yeni bir tedbir almaya itti.

Çanakkale Boğazını tutmak için yaptırdığı kalenin bir benzerini İstanbul Boğazını tutmak için de yaptırdı. 1397 yılında tamamlanan Güzelcehisar, Karadeniz ve Marmara arasındaki geçişlerde, yabancı gemilere zorluklar çıkaracaktı…

Ege’deki adalara çıkarmalar yapabilecek güce ulaşan Osmanlı donanmasının bir sonraki sınavı 1399’da oldu. Bizans imparatorunun yardım talebi üzerine Fransa kralı 6.Charles, asker ve erzak dolu ufak bir filoyu İstanbul’a yolladı. Bu filoya Venedik, Ceneviz ve Rodos gemileri de eklenecekti. Fakat Bozcaada’da bekleyen Fransız filosu, müttefiklerini beklemeksizin 6 gemisiyle boğazı zorlamaya kalktı. Sarıca Bey ise 17 gemiyle rakibin boğaza girişini engelledi. Bu, Osmanlının ilk deniz zaferi değildi ama ilk deniz başarısıydı…

Bozcaada’ya çekilen Fransız gemileri ise müttefikleri gelince tekrar boğazı zorladı.

Osmanlılar bu sefer rakibin çok daha güçlü gelmesi üzerine direkt Kocaeli limanına sığındı ve yardım gemileri ise İstanbul’un imdadına yetişmeyi başardı…

1402 Ankara Muharebesi’yle Osmanlı büyük bir bunalıma girdi ve iç savaş başladı.

Fetret Dönemi dediğimiz bu süreçte Osmanlı donanması nadir kullanıldı ve donanmanın gelişimi çok yavaşladı. Yeniden çıkış ise 1413 yılında tahta oturup Osmanlı mülkünde bütünlüğü tekrar sağlayan Çelebi Mehmet zamanında oldu. Tahta oturan Tavil Mehmet, derhal bir donanama oluşturtulması için emir verdi. Uzun süredir dostane ilişkiler kurulan Venedik’i kendisine hedef olarak gören sultan, 17’si kadırga geri kalanı da ufak teknelerden oluşacak şekilde 112 gemilik bir donanma oluşturdu. Donanmanın başına da Çalı Bey’i geçirdi. Venedik ile rakip olan Ceneviz’le de fiili bir ortaklık kurdu. Boğazdan geçmeye çalışan Venedik gemilerini esir alan Osmanlı donanmasının 42 parçalık bir kısmı,

Çalı Bey idaresinde 1415’te Ege’ye açıldı.

Türk denizcileri Naksos ve yine buraya bağlı Paros, Melos ve Andros adalarına çıkarmalar düzenleyip tahrip ve yağma yaptı. Korkan Naksos Dükü kendi gemilerini limandan çıkaramadı ve Osmanlılara vergi vermeyi kabul etti. Türklerin Ege’deki bu taarruzu ve Çanakkale boğazını kontrol eder duruma gelmeleri elbette Venedik’te yüzleri düşürdü.

Venedik’in bir şey yapıp olayları lehine çevirmesi lazımdı…

Pietro Loredano komutasında 15 büyük kadırgadan oluşan filo, Nisan 1416’da Ege sularına geldi. Venedik’in niyeti savaştan ziyade Boğazın ticaret gemilerine açık tutulması idi. Hatta bunun için yanlarında 2 tane de diplomat getirmişlerdi. Osmanlı ise bu bölgeleri doğaldır ki kendi hâkimiyet alanı olarak görüyor ve kendine sorulmadan iş yapılmasını istemiyordu.

Bakalım işler nereye varacaktı?…

Amiral Pietro 28 Mayıs’ta Gelibolu açıklarına geldi. Tomasso adında bir yaverini Çalı Bey’e göndererek amacını söyledi. Ortada resmen ilan edilmiş bir savaş olmadığı için ortam sakindi.

Fakat bir sonraki gün, geçiş izni almış bir Ceneviz ticaret gemisi boğaza girmeye çalışınca olan oldu. Venedikliler rakiplerine ait gemiyi vurup batırınca Osmanlı yetkilileri küplere bindi. Venedikliler nasıl olurdu da Osmanlı karasularında böyle kafalarına göre hareket ederdi. Üstelik batırılan gemi geçiş izni almıştı ve Türklerin müttefikine aitti. Çalı Bey buna sinirlenip derhal gemicilerine emir verdi. Osmanlılar koşarak gemilere yöneldi ve denize açıldı. Venedik donanmasının üzerine gidiyorlardı…

Amiral Pietro bunu resmi savaş ilanı olarak kabul edip çarpışma karar verince, Osmanlı tarihinin ilk resmi deniz savaşı 29 Mayıs 1416’da başladı. Venedik’in 15 büyük gemisi vardı.

Osmanlıların ise o sırada 13 çektirisi ve 21 tane de daha küçük tip gemisi mevcuttu. Filolar arasındaki teknik üstünlük ise karşılaştırılamayacak şekilde Venediklilerdeydi. Kürekli Gemiler Çağı’nın en iyi gemileri onlardaydı. İtalyanların gemileri muntazam ve büyük olduğu kadar toplarla da donatılmıştı. Osmanlı gemilerinde ise rakibin ateş gücüne karşılık verebilecek sadece ok vardı. Normal şartlarda dönemin klasik deniz savaşı tarzı “mahmuzlama” ve “rampaj”a dayanıyor olsa da Venedik gemilerindeki toplar, Osmanlılara yaklaşmaksızın savaş yapılmasına zemin hazırlıyordu. Ek olarak İtalyan gemileri, yüzyıllardır bu işi yapmanın getirdiği avantaja sahip usta denizciler tarafından yönetiliyordu…

Her şeye rağmen rakibin üzerine saldıran Çalı Bey ve gemileri, Venedik ateşi altında kalıverdi. Zaten çok sağlam olmayan Türk gemileri aldıkları isabetler sonucunda ağır yaralanıyor, istenilen oranda rakibe yaklaşamıyordu. Sonucu belli bir savaşa giren Osmanlı deniz beyi, son bir çare yanan gemilerinin ve ölen personelinin arasından süzülerek rakibin kaptan gemisine doğru sokuldu. Amirale yeterince yaklaşan birkaç gemiden rakibe ok yağdırıldı. Bu yoğun ok atışı sırasında Amiral sol bacağından ve yanağından yaralandı ama bu, savaşın neticeye etki etmedi…

Venedikliler ateş gücünün verdiği avantaj, denizcilik bilgisi ve kaliteyle Osmanlı gemilerini ele geçirmeyi başardı. Çalı Bey ve pek çok levent savaş sırasında şehit oldu, geri kalan personel de esir düştü. Esir edilen 12 geminin personeli, savaşı Gelibolu sahillerinde yaşlı gözlerle izleyen kadınların ve çocukların şahitliğinde kılıçtan geçirilip denize atıldı. Sonrasında Amiral Pietro, Lâpseki’ye saldırıp burayı almak istediyse de emrinde büyükçe bir kuvvet olan Halil Bey’in yakınlarda olduğunu öğrenince bundan vaz geçti. Sonuçta İtalyanlar denizde üstün olabilirlerdi ama muharebe karaya taşınırsa Osmanlı’nın asıl gücüyle karşılaşma talihsizliğini yaşamak istemezlerdi. Derken aldığı galibiyetin ardından Venedikliler, Bozcaada’ya doğru yöneldi. 5 çektiriyi ganimet olarak alıp geri kalanları işe yaramaz gerekçesiyle yaktılar…

Yenilgiden sonra Çelebi Mehmet, Venedik’in denizdeki üstünlüğü kabul etmek zorunda kaldı.

Naksos’tan alınan vergi kaldırıldı ve Venedik ticaret gemilerinin boğazlardan serbestçe geçebilmesi gibi bazı tavizler verildi. O dönemde Çanakkale Boğazını korumakta dahi zorlanan Osmanlılar, bundan 100-150 yıl kadar sonra Akdeniz’in en güçlü donanmalarından birine sahip olacak; gemilerini Adriyatik’ten Hint Okyanusu’na, Azak Denizi’nden Cebelitarık açıklarına kadar yüzdürecekti. Fakat, Osmanlıların o seviyeye gelebilmesi için daha çok yol kat etmesi lazımdı….

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here