Dünya kurulalı beri tartışma konusu olan, abuk sabuk akla hayale gelmeyen bir takım yakıştırmalar ve toplumda ikinci sınıf vatandaş, sorunlu kişilik, şeytanın arkadaşı vb. gibi yaftalarla yıpratılmaya çalışılan kadın için söylenmiş güzide sözlerden! biridir saçı uzun aklı kısa tabiri.
Hep kafamı kurcalamış ve hayalhanemde değişik görüntülerle kaydedilmiş. Söz gelimi kafamızın içindeki akıl, saçlarımızın ucuna bağlı bir makara da saçımız uzadıkça o içeride azalır mı? O vakit saçı uzun olan erkeklerin de aklı kısa mı?(örneğin çocukluğumuzun sempatik kahramanı, bize bol bol on puan veren, ıspanağı sevdiren, yerli yüzüklerin efendisi büyük usta Barış Manço) Ayrıca erkeklerin daha sık tıraş olduklarını düşünürsek onların berberde bıraktığı akıl oranı kadınlarınkinden fazla değil mi?
Eski Türklerde boyun başı Kaan, karısı katun-hatun ya da han İle birlikte şenliklere katılır devleti ilgilendiren önemli kararları birlikte alırdı. Kadın han dışarıdan gelen misafirleri kabul ederdi. Erkeklerin karılarına -hanım- diye hitap etmesi bugün bile kullanılan, kökeni ta oralara dayanan bir ananedir. İslamiyetin gelmesiyle kadına verilen değer kat be kat artar. Zira Yüce Yaratıcı kitabında insana hitap ederken kadını ayırmaz.(Namaz, oruç, hac, zekat, örtünme, haramlardan sakınma vb. kadına da erkeğe de emredilmiştir)
Atalarımızda ve İslamiyette yoksa bu inanış nereden geliyor? O öve öve göklere çıkardığımız çağdaş, insan haklarına saygılı Avrupa’dan olabilir mi? Bilindiği gibi Avrupa karanlık çağda tuvalet, banyo gibi en temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını Osmanlı Medeniyetinden öğrenmiştir. Vaftiz suyu boşa gitmesin diye ömür boyu yıkanmadığından oluşan kötü kokuları gidermek için parfümü icat edeni mi ararsınız. Evlerde tuvalet olmadığından oturak benzeri bir kap kullandıktan sonra pislikleri sokağa döktükleri için yollarda ayak basacak yer kalmaması sonucunda ve yine zaruretten topuklu ayakkabıyı icat edeni mi? Efendim konuyu fazla dağıtmayalım işte bu muhteremler karanlık Orta çağ devirlerinde kadının insan olup olmadığını tartışadursun, kadınlar resmi işlemlerini bir vasi aracılığıyla yaptırabiliyordu. Kocası olmayan ve kendi başına yaşamaya çalışan kadınlar erkek işlerini yapabiliyor olduklarından cadılıkla suçlanıp yakılıyordu. Kilise eğitimi tekeline almış kadınları eğitimin tamamen dışında bırakmıştı. Kızlara yalnızca ev işleri öğretilir kocalarının memnuniyetini temin aracı olarak görülürlerdi. Erkek karısını döverek öldürse yasa ona ceza uygulamıyor, öldüren kadın olduğunda cezası meydanda yakılmak oluyordu. Ayrıca bu dönemde sanat ve bilim alanında eserler veren kadınlar ya kocalarının ya da erkek kardeşlerinin ismini kullanıyordu.19. Yüzyıla kadar kadınlar ikinci sınıf insan muamelesi görmeye devam ettiler. Siyah kadınlara bakışlarından bahsetmiyorum bile.
Hasılı bu yanlış inanış o zamandan kalma örümcek beyinlilerin örümcek ağlarıyla dolu zihinlerinin ürünü gibi görünüyor. Ayrıca kökeninin nerelere dayandığını tam olarak bilemesek de TDK’nın aşağılama sözü olarak değerlendirip deyimler sözlüğünden çıkardığını bilmek sevindirici.(aslında hiç girmemeliydi) Bir de son yıllarda bilimin ortaya çıkardığı bir gerçek var;  o da çocuğun zekasının yüzde seksenini annesinden aldığı yönünde. Tüm bu verileri göz önünde bulunduracak olursak kadın erkek diye insan ayrımı yapmanın kimseye bir fayda sağlamayacağı ortada. Bu vesile ile en kutsal kadın annelerimize( saçları ister uzun ister kısa olsun) bizlere emek verdiklerinden ötürü şükranlarımı sunuyor ve ellerinden öpüyorum. Onlar bizim baş tacımız. Ne de olsa bastıkları yer cennet. Görüşmek üzere sevgili okuyucular…

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here